Marie Antoinette neden bu kadar tartışmalı? - Carolyn Harris: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
835 kelime 158 kel/dk

Video özeti: Mahkeme tartışması biçimindeki video, Marie Antoinette’in yaşamını, kamuoyundaki imajını, siyasi sorumluluğunu ve idamını yeniden değerlendiriyor; onun Fransa’ya ihanete katkıda mı bulunduğunu, yoksa kurumsal başarısızlıklar ile kadınları hedef alan karalamaların uygun bir hedefi mi olduğunu sorguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. little power over her circumstances — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Seçimleri siyasi, toplumsal veya kişisel koşullar tarafından ciddi biçimde sınırlanan birini anlatmayı öğrenin. Bu ifade, kişinin yalnızca kötü karar vermesiyle içinde bulunduğu durumu neredeyse hiç kontrol edememesi arasındaki farkı kurar ve çevresine bağımlı tarihî kişileri tartışırken işe yarar. 2. a scapegoat for decades of financial negligence. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: scapegoat sözcüğünün, başkalarının yıllar içinde yarattığı başarısızlıkların suçunu haksız yere bir kişiye veya harcamaya yüklediğini anlayın. Böylece sorumluluğu yapısal sorunlardan uzaklaştırıp görünür bir kişiye yönelten siyasi savları daha rahat izleyebilirsiniz. 3. A convenient symbol, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Kısa bir parçanın önceki iddiaya karşı çıkıp onu nasıl farklı bir çerçeveye yerleştirdiğini fark edin. Burada kraliçenin bir simgeye dönüştüğü kabul edilirken toplumun onu kendi hayallerini, öfkesini ve hayal kırıklığını yansıttığı kolay bir hedef olarak kullandığı ima edilir.

Bu derste

Order, order. Ton ve niyet

0:07

Sükunet, sükunet.

Ton ve niyet

Order, order. ile resmî olarak sessizlik istemek

Bir mahkemede veya başkanın yönettiği başka bir resmî toplantıda Order, order., insanların konuşmayı ya da tartışmayı bırakmasını ve işlemlerin düzenli biçimde sürmesini isteyen kalıplaşmış bir çağrıdır. Burada order, ortamın düzen altında tutulması demektir; sipariş veya sıralama anlamına gelmez. Order sözcüğünün tekrarlanması müdahaleyi daha kararlı hâle getirir ve bir hâkimin ya da başkanın sesini çağrıştırır. Bu, belirli bir eylemi emreden talimat değil, kontrolü yeniden sağlamak için kullanılan bir söz eylemidir.

Alıştırma

Bir mahkemede konuşan kişi Order, order. diyerek ne yapıyor?

  1. Konuşan kişi iki öğün yemek istiyor.
  2. Konuşan kişi insanlara sıraya girmelerini söylüyor.
  3. Konuşan kişi herkesten sessiz ve düzenli olmasını istiyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi herkesten sessiz ve düzenli olmasını istiyor.

Who's the defendant today? Kültür

0:08

Bugünün sanığı kim?

Kültür

defendant: suçlanan veya aleyhine dava açılan taraf

Defendant, hakkında hukuki bir dava açılan kişi veya kuruluşu ifade eder. Ceza davasında bir suçla itham edilen sanık, hukuk davasında ise aleyhine dava açılan taraf yani davalıdır. Bu soruda defendant, videoda ele alınan kişiyi mahkeme çerçevesi içinde yargılanan taraf rolüne yerleştirir.

Alıştırma

Hukuk İngilizcesinde defendant kimdir?

  1. Hukuk davasını başlatan kişi ya da kuruluş.
  2. Davada suçlanan veya aleyhine dava açılan kişi ya da kuruluş.
  3. Davaya karar veren hâkim.
Cevabı göster

Davada suçlanan veya aleyhine dava açılan kişi ya da kuruluş.

Looks pretty fancy. Kelime

0:09

Oldukça gösterişli görünüyor.

Kelime

pretty fancy: pretty sözcüğünün “oldukça” anlamı

pretty fancy ifadesinde pretty, “oldukça”, “epey” veya “hayli” anlamına gelen bir derece zarfıdır. fancy sıfatını niteler; burada “güzel” anlamında değildir. İfade, bir şeyin belirgin biçimde gösterişli, şık veya üst düzey göründüğünü anlatır. Daha genel olarak gündelik konuşmada pretty + adjective yapısı çoğu zaman orta ile güçlü arasında bir değerlendirme bildirir.

Alıştırma

The new restaurant looks pretty expensive. cümlesinde pretty ne anlama gelir?

  1. oldukça veya epey
  2. güzel bir biçimde
  3. güzel
Cevabı göster

oldukça veya epey

Indeed, your honor. Kültür

0:11

Gerçekten de öyle, sayın yargıç.

Kültür

your honor: mahkemede hâkime hitap biçimi

Bir ABD mahkemesinde Your Honor, hâkime doğrudan hitap etmek için kullanılan geleneksel ve saygılı ifadedir. Indeed, your honor. cümlesinde konuşan kişi, mahkeme kurallarına uygun biçimde hâkime hitap ederken söyleneni onaylar veya kabul eder. Burada honor, “onur”, “saygı” ya da “itibar” anlamındaki sıradan isim değildir. Your Honor bir bütün olarak sabit bir unvan işlevi görür.

Alıştırma

Bir ABD mahkemesinde hâkime doğrudan hitap edilen ifadeyi tamamlayın: ____, I am ready to continue.

Cevabı göster

Your Honor

This is Marie Antoinette, the Queen of France,

0:12

Bu, köylüler açlıktan ölürken şatafat içinde yaşamasıyla kötü şöhrete sahip olan

who was notorious for living in opulence while the peasants starved. Notlar

0:15

Fransa Kraliçesi Marie Antoinette.

Kalıp ifadeler

notorious for living in opulence: lüks yaşamdan doğan kötü ün

be notorious for + isim veya -ing biçimi, kötü ya da ciddi biçimde kınanan bir şeyle geniş çevrelerce tanınmak anlamına gelir. Bu cümlede was notorious for, kişinin kötü ününün nedenini belirtir. living in opulence, son derece zengin ve lüks içinde yaşamak demektir. Vurgulanan sözler bu yaşam tarzına hayranlık ifade etmez; özellikle köylülerin çektiği acıyla karşılaştırıldığında onu kınar.

Alıştırma

Cümleyi olumsuz anlamlı be notorious for ifadesiyle tamamlayın: The company became ____ hiding safety problems.

Cevabı göster

notorious for

Dilbilgisi

while the peasants starved: while ile karşıtlık

Burada while tam bir yan cümle başlatır ve onu önceki cümleyle karşılaştırır. Köylülerin açlığı kişinin lüks yaşamıyla çeliştiği için while, whereas veya ‘öte yandan’ gibi çalışır. İki durum aynı zamanda gerçekleşebilir, ancak söylemdeki temel işlev karşıtlıktır. A while B yapısı çoğu zaman eşitsizliği, ikiyüzlülüğü veya adaletsiz bir farkı öne çıkarır.

Alıştırma

Bu cümlede while sözcüğünün temel işlevi nedir? The manager relaxed in the lounge while the staff worked late.

  1. Çalışanların neden geç saate kadar çalıştığını açıklar.
  2. Müdürün rahatlığını çalışanların fazladan çalışmasıyla karşılaştırır.
  3. Salonun tam olarak ne zaman kapandığını belirtir.
Cevabı göster

Müdürün rahatlığını çalışanların fazladan çalışmasıyla karşılaştırır.

That is sensationalist slander. Kelime

0:20

Bu sadece sansasyonel bir iftiradır.

Kelime

sensationalist slander: abartılı ve karalayıcı bir saldırı

Burada sensationalist, slander sözcüğünü niteler. Slander, birinin itibarına zarar veren yanlış bir ifade veya suçlamadır; sensationalist ise dikkat çekmek için ifadenin abartıldığını ya da duyguları kışkırttığını belirtir. Konuşmacı bu ifadeyi kullanarak yalnızca aynı fikirde olmadığını söylemez. İddiayı hem zararlı hem de sorumsuzca dramatikleştirilmiş bularak güçlü biçimde reddeder.

Alıştırma

Hangi açıklama sensationalist slander ifadesine en uygundur?

  1. Sıradan bir yanlış anlaşılma hakkında özel bir konuşma.
  2. Dikkat çekmek için abartılmış, birinin itibarına yönelik yanlış bir saldırı.
  3. Doğrulanmış gerçeklerin dikkatli bir biçimde ifade edilmesi.
Cevabı göster

Dikkat çekmek için abartılmış, birinin itibarına yönelik yanlış bir saldırı.

Marie Antoinette had little power over her circumstances Kalıp ifadeler

0:22

Marie Antoinette'in kendi şartları üzerinde çok az gücü vardı

Kalıp ifadeler

have little power over: neredeyse hiç kontrol sahibi olmamak

Have little power over + isim, o kişi, olay veya durum üzerinde neredeyse hiç kontrol ya da etki sahibi olmamak demektir. Little, sayılamayan power isminin miktarını belirtir ve burada olumsuz bir anlam taşır: miktar yetersizdir veya sıfıra yakındır. Bu cümlede her circumstances, onun hayatını şekillendiren koşulları ifade eder. Yapı, Marie Antoinette'in bu koşullar tarafından ciddi biçimde sınırlandığını gösterir; gücün fiziksel olarak küçük olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve neredeyse hiç kontrol sahibi olmamak anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The junior staff had ____ the final decision.

Cevabı göster

little power over

and spent her brief life trying to survive in a turbulent foreign country. Kelime

0:26

ve kısa hayatını çalkantılı yabancı bir ülkede hayatta kalmaya çalışarak geçirdi.

Kelime

a turbulent foreign country: toplumsal ve siyasi istikrarsızlık

Burada turbulent, ülkenin siyasi ve toplumsal koşullarını anlatır: koşullar istikrarsızdır ve çatışma, kriz ya da hızlı değişim içerebilir. Bu sıfat, kelime anlamıyla şiddetle hareket eden hava veya suyu da tanımlayabilir. Ancak country ile birlikte kullanıldığında kötü hava durumunu değil, toplumsal veya siyasi çalkantıyı ifade eder.

Alıştırma

a turbulent foreign country ifadesinde turbulent büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Ciddi siyasi veya toplumsal istikrarsızlık yaşayan
  2. Alışılmadık derecede sert hava koşullarına sahip olan
  3. Evden çok uzakta bulunan
Cevabı göster

Ciddi siyasi veya toplumsal istikrarsızlık yaşayan

You mean she wasn't French? Ton ve niyet

0:31

Yani Fransız değil miydi demek istiyorsunuz?

Ton ve niyet

You mean...?: bilgiyi yeniden ifade edip doğrulama

You mean + yan cümle, anladığınız şeyi yeniden ifade edip karşınızdaki kişiden doğrulamasını istemenin konuşma dilindeki bir yoludur. Bu cümlede konuşan kişi, kadının Fransız olmadığı sonucunu çıkarır ve muhtemelen şaşkınlıkla bu sonucu doğrulatır. Burada mean sözcüğünün tanımı sorulmuyor. İfadenin bütünü, “Doğru mu anladım, yani...?” gibi işlev görür.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Maya moved the appointment to Sunday.” diyor. Yeni bilgiyi doğrulamak için You mean...? kullanan cevap hangisidir?

  1. Move the appointment to Sunday.
  2. You mean the appointment is on Sunday now?
  3. What does appointment mean?
Cevabı göster

You mean the appointment is on Sunday now?

That's right, your honor.

0:34

Doğru, sayın yargıç.

She was born in 1755 as the Habsburg Archduchess Maria Antonia. Kültür

0:35

1755'te Habsburg Arşidüşesi Maria Antonia olarak doğdu.

Kültür

the Habsburg Archduchess Maria Antonia: hanedan, unvan ve ad

Bu ifade üç kimlik bilgisini bir araya getirir. Habsburg hüküm süren hanedanı veya aileyi belirtir, Archduchess Avusturya Habsburg dünyasında kullanılan belirli ve yüksek dereceli bir unvandır, Maria Antonia ise doğumundaki kişisel adıdır. Bu biyografide ad öbeğinin tamamı, onun Avusturyalı Habsburg yönetici ailesinde doğduğunu gösterir. Bu yalnızca uzun bir kişisel ad değildir.

Alıştırma

"the Habsburg Archduchess Maria Antonia" ifadesinde Habsburg, Archduchess ve Maria Antonia neyi belirtir?

  1. Doğum yerini, yaşını ve mesleğini.
  2. Hanedanını, rütbesini ve kişisel adını.
  3. Dinini, dilini ve varış yerini.
Cevabı göster

Hanedanını, rütbesini ve kişisel adını.

After two of her older sisters passed away, Öbek fiiller

0:41

İki ablası vefat ettikten sonra,

Öbek fiiller

passed away: died demenin daha nazik bir yolu

Bu cümlede passed away, died yani “vefat etti” anlamına gelir. Pass away kalıplaşmış bir deyimsel fiil ve örtmecedir; dolayısıyla bir şeyin yanından geçmeyi veya uzaklaşmayı anlatmaz. Ölümden söz ederken ifadeyi yumuşatır ve konuşan kişi saygılı ya da düşünceli görünmek istediğinde yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi "died" anlamındaki nazik, iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Their beloved coach ____ last spring.

Cevabı göster

passed away

she became the only choice for a political marriage to Louis Auguste, Kültür

0:44

Louis Auguste ile siyasi bir evlilik için tek seçenek haline geldi,

Kültür

political marriage: siyasi amaçlara hizmet eden evlilik

Political marriage, yönetici aileler arasında ittifak kurmak gibi siyasi çıkarlara hizmet etmesi amaçlanan bir evliliktir. political sıfatı, evlenen kişilerin mesleklerini değil, evliliğin amacını belirtir. Bu cümlede ifade, onun yalnızca özel bir romantik eş olarak değil, diplomatik bir rol için değerlendirildiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede political marriage ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Siyasi kampanya sırasında yapılan düğün
  2. Seçilmiş iki politikacı arasındaki romantik düğün
  3. Siyasi bir ittifakı veya çıkarı desteklemeyi amaçlayan evlilik
Cevabı göster

Siyasi bir ittifakı veya çıkarı desteklemeyi amaçlayan evlilik

heir to the French throne. Kalıp ifadeler

0:48

yani Fransız tahtının varisiyle.

Kalıp ifadeler

heir to the French throne: heir to + miras alınan şey

heir to the French throne ifadesinde heir, Fransız tacını devralma hakkına veya konumuna sahip kişiyi anlatır. Yapı, heir to + devralınacak makam, mülk veya kuruluş şeklindedir; to bir yönü değil, miras alınacak şeyi belirtir. Virgülden sonra gelen heir to the French throne bir açıklayıcı eş ögedir: Louis Auguste'ın rolünü ekleyerek onun kim olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi heir ve doğru edatla tamamlayın: Maya is the ____ her grandfather's estate.

Cevabı göster

heir to

Essentially, she was sacrificed to secure peace between Austria and France, Dilbilgisi

0:50

Esasen, Avusturya ve Fransa arasındaki barışı güvence altına almak için kurban edildi,

Dilbilgisi

was sacrificed to secure peace: edilgen yapı ve amaç

Was sacrificed edilgen yapıdadır: başka insanlar onu daha büyük bir amaç uğruna vazgeçilebilecek biri olarak görmüştür. Amaç bildiren to secure peace, bununla ne elde etmeyi umduklarını açıklar. be sacrificed to do something kalıbı bir kişiyi veya şeyi, bir amaca ulaşmak için ödenen bedel olarak sunar. Burada secure, “elde etmek veya kesinleştirmek” anlamına gelen bir fiildir. Bu yüzden secure peace, “barışı sağlamak veya güvence altına almak” demektir; barışın fiziksel olarak güvenli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“The extra feature was sacrificed to secure an earlier launch” cümlesindeki was sacrificed to secure ne anlama gelir?

  1. Daha erken bir lansman yapılabilmesi için özellikten vazgeçildi.
  2. Özellik, lansmanı düzenlemek için gönüllü oldu.
  3. Lansman güvenli olmadığı için özellik korundu.
Cevabı göster

Daha erken bir lansman yapılabilmesi için özellikten vazgeçildi.

all at the age of 14. Anlatım akışı

0:55

hem de henüz 14 yaşındayken.

Anlatım akışı

all at the age of 14: vurgulu son ek bilgi

Buradaki all, bu parçadan hemen önce anlatılan durumun tamamına gönderme yapar. “Bütün bunlar” anlamındadır; “her insan veya her şey” demek değildir. All at the age of 14 ifadesini sona koymak, yaşı vurgulu bir ek bilgiye dönüştürür. Dinleyici önce ne olduğunu öğrenir, ardından bunların o henüz 14 yaşındayken gerçekleştiğini duyar. Bu sıralama şaşkınlığı ve duygusal ağırlığı artırır.

Alıştırma

“Maya wrote a novel and founded a club, all at the age of fifteen” cümlesinde all nasıl bir işlev görür?

  1. Maya’nın var olan her şeyi yaptığını söyler.
  2. Önceki başarıları özetler ve Maya’nın ne kadar genç olduğunu vurgular.
  3. On beş yaşındaki herkesin bunları yaptığını belirtir.
Cevabı göster

Önceki başarıları özetler ve Maya’nın ne kadar genç olduğunu vurgular.

She seemed to had adjusted to this sacrifice Dilbilgisi

0:58

Kocası 1774'te kral olarak taç giydiğinde

by 1774 when her husband was crowned king. Kalıp ifadeler

1:00

bu fedakarlığa alışmış gibi görünüyordu.

Dilbilgisi

seemed to had adjusted to: seemed to have adjusted to kullanılmalı

Vurgulanan dizi standart değildir. Seemed to yapısından sonra gelen fiil yalın biçimde olmalıdır. Uyum sağlamanın o anda zaten gerçekleşmiş olduğunu göstermek için standart İngilizcede to have adjusted tamamlanmış mastarı kullanılır: She seemed to have adjusted to this sacrifice. Adjusted to this sacrifice ifadesindeki ikinci to, “alışmak, uyum sağlamak” anlamındaki adjust to fiil öbeğinin parçasıdır. Tam kalıp seemed + to have adjusted + to + isim şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi adjust to fiilinin standart tamamlanmış mastarıyla tamamlayın: By May, he seemed ____ his new role.

Cevabı göster

to have adjusted to

Kalıp ifadeler

was crowned king: edilgen be crowned + unvan kalıbı

Was crowned king ifadesinde crown, “birini taç giyme töreniyle resmen kral yapmak” anlamında bir fiildir. İfade edilgendir: someone crowned him king cümlesi he was crowned king biçimine dönüşür. King, eylem sonucunda kazanılan statüyü belirten bir tamamlayıcıdır. Bu aktarılabilir kalıp etken yapıda crown someone king/queen, edilgen yapıda ise be crowned king/queen şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi crown fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: After the ceremony, the prince ____ king.

Cevabı göster

was crowned

She lived a life of luxury, wearing elaborate headdresses, Notlar

1:04

Özenle hazırlanmış başlıklar takarak,

Kalıp ifadeler

live a life of luxury: lüks bir hayat sürmek

Burada lived a life of luxury, “pahalı ve çok rahat bir yaşam tarzına sahipti” anlamına gelir. live a life of + isim kalıbı, birinin genel olarak nasıl bir hayat sürdüğünü anlatır. Bu kullanım cümleye anlatısal ve özetleyici bir hava verir: konuşan kişi önce onun tüm yaşam tarzını lüks olarak tanımlar, ardından ayrıntı veya örnek eklemeye alan bırakır.

Alıştırma

Hedef ifadeyi a life of + isim kalıbıyla tamamlayın: After his business became successful, he lived ____.

Cevabı göster

a life of luxury

importing foreign fabrics.

1:07

yabancı kumaşlar ithal ederek lüks bir hayat yaşadı.

Dilbilgisi

Ana cümleden sonra wearing ... ve importing ...

wearing elaborate headdresses ve importing foreign fabrics şeklindeki iki -ing yapısı, She lived a life of luxury ana ifadesine örnekler ekler. Her ikisinin de örtük öznesi ana cümlenin öznesi olan she sözcüğüdür. Burada bu yapılar, mutlaka aynı anda gerçekleşen iki eylemi değil, onun yaşam tarzının temsilî özelliklerini anlatır. Bu kalıp, yazarın önce ana fikri söylemesine, ardından kısa destekleyici ayrıntılar eklemesine olanak verir.

Alıştırma

Hangi cümle, ana cümlenin öznesinin günü nasıl geçirdiğine örnek vermek için iki -ing yapısını doğal biçimde kullanır?

  1. Maya spent the day outdoors, hiking by the lake, her brother took photographs.
  2. Maya spending the day outdoors, hiking by the lake, taking photographs.
  3. Maya spent the day outdoors, hiking by the lake, taking photographs.
Cevabı göster

Maya spent the day outdoors, hiking by the lake, taking photographs.

She even had her own private chateau near Versailles. Kültür

1:09

Versay yakınlarında kendine ait özel bir şatosu bile vardı.

Kültür

private chateau near Versailles: zenginlik ve kraliyet sarayı çağrışımları

Burada chateau, sıradan bir ev değil, büyük bir Fransız kır malikanesi ya da şatoyu andıran bir konut anlamına gelir. her own private chateau denmesi, olağanüstü zenginliği, ayrıcalığı ve buranın yalnızca ona ait olduğunu gösterir. Bu bağlamda Versailles yalnızca bir yer adı değildir; Versay Sarayı'nı ve Fransız kraliyet saray çevresini çağrıştırır. Bu sözcükler birlikte onun yaşam tarzını aristokrat gücü ve lüksle ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümlede private chateau near Versailles esas olarak neyi ima eder?

  1. Versay kasabasındaki bir kamu ofis binası
  2. Yalnızca kişisel mahremiyet için seçilmiş sıradan bir ev
  3. Fransız aristokrat yaşamıyla ilişkili, özel ve lüks bir konut
Cevabı göster

Fransız aristokrat yaşamıyla ilişkili, özel ve lüks bir konut

Meanwhile, France was in an economic tailspin. Deyimler

1:12

Bu sırada Fransa ekonomik bir düşüş içindeydi.

Deyimler

in an economic tailspin: hızlı ve kontrolsüz düşüş

Tailspin, sözcük anlamıyla kontrolünü kaybetmiş bir uçağın dönerek hızla alçalmasıdır. In an economic tailspin bu görüntüyü mecazi olarak kullanır: ekonomi hızla kötüleşmektedir ve yeniden istikrara kavuşturulması zor görünmektedir. İfade, sorunu küçük veya olağan bir gerileme değil, ciddi ve hızlanan bir kriz olarak sunar. Be in a tailspin bu durumda olmayı; go into a tailspin veya send something into a tailspin ise bu duruma girmeyi ya da bir şeyi bu duruma sokmayı anlatabilir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi in an economic tailspin diye tanımlanır?

  1. Ekonomik faaliyetler bir günlük resmî tatil nedeniyle duruyor.
  2. Ekonomi hızla kötüleşiyor ve yöneticiler onu kontrol etmekte zorlanıyor.
  3. Ekonomi yavaş büyüyor ancak istikrarlı kalıyor.
Cevabı göster

Ekonomi hızla kötüleşiyor ve yöneticiler onu kontrol etmekte zorlanıyor.

Bad harvests resulted in mass food shortages. Kalıp ifadeler

1:16

Kötü hasatlar kitlesel gıda kıtlıklarına neden oldu.

Kalıp ifadeler

resulted in mass food shortages: nedenden sonuca

Result in, bir sonuca neden olmak veya o sonucu ortaya çıkarmak anlamına gelir. Yapısı neden + result in + sonuç şeklindedir. Burada bad harvests neden, mass food shortages ise sonuçtur. Mass, kıtlığın çok sayıda insanı veya geniş bir bölgeyi etkilediğini göstererek food shortages ifadesini güçlendirir. İfadenin tamamı tarih anlatılarında, haberlerde ve raporlarda sonuçları açıklamanın kısa ve nispeten resmî bir yoludur.

Alıştırma

Cümleyi doğru edatla tamamlayın: The long drought resulted ____ strict water restrictions.

Cevabı göster

in

Wages were falling, and the cost of living had skyrocketed. Deyimler

1:19

Ücretler düşüyor ve yaşama maliyeti hızla artıyordu.

Deyimler

the cost of living had skyrocketed: hızlı ve çarpıcı bir yükseliş

The cost of living, insanların barınma, gıda, ulaşım ve faturalar gibi günlük ihtiyaçlar için ödemesi gereken tutardır. Skyrocketed, bir şeyin çok hızlı ve büyük ölçüde yükseldiğini anlatan canlı ve güçlü bir fiildir. Had skyrocketed geçmiş zamanın öncesini anlatır. Keskin yükselişi geçmişteki başka bir referans noktasından önceye yerleştirir; yani söz konusu zamana gelindiğinde yaşam maliyeti zaten çok daha yüksekti.

Alıştırma

Hangi cümle bir maliyetin hızlı ve büyük ölçüde yükseldiğini anlatıyor?

  1. Heating bills have stayed about the same this winter.
  2. Heating bills have skyrocketed this winter.
  3. Heating bills have increased slightly this winter.
Cevabı göster

Heating bills have skyrocketed this winter.

Marie Antoinette's expensive tastes were completely insensitive to the plight of her subjects. Kelime

1:22

Marie Antoinette'in pahalı zevkleri, tebaasının sıkıntılarına karşı tamamen duyarsızdı.

Kelime

insensitive to the plight of her subjects: tebaasının sıkıntılarına duyarsızlık

Burada insensitive to, başka bir grubun acısını fark etmemek ya da yeterince önemsememek demektir. Plight ciddi ve zor bir durumdur; her subjects ise kraliçenin yönettiği insanları ifade eder, okul derslerini veya dilbilgisel özneleri değil. Bu ifade resmî ve son derece olumsuz bir değerlendirme yapar: Marie Antoinette'in pahalı yaşam tarzı, yönetimi altındaki insanların sıkıntılarına pek önem vermediğinin göstergesi olarak sunulur.

Alıştırma

Örnekte insensitive to the plight of her subjects ne anlama gelir?

  1. Önemsiz bir sorunu tartışmayı reddetmek
  2. Yönettiği insanların ciddi sıkıntılarına pek önem vermemek
  3. Halkının okuduğu okul derslerine aşina olmamak
Cevabı göster

Yönettiği insanların ciddi sıkıntılarına pek önem vermemek

She was the queen.

1:29

O kraliçeydi.

If she hadn't looked glamorous, she would have been criticized. Dilbilgisi

1:30

Eğer göz alıcı görünmeseydi, eleştirilecekti.

Dilbilgisi

If she hadn't ..., she would have been ...: geçmişe aykırı varsayım

Bu bir üçüncü koşul cümlesidir: If + past perfect, would have + geçmiş zaman ortacı. Gerçekleşmemiş bir geçmiş koşulu ve geçmişteki varsayımsal sonucunu hayal eder. Hadn't looked, gerçekte onun göz alıcı göründüğünü belirtir. Would have been criticized ise gelecekteki bir eleştiri tahminini değil, hayal edilen geçmiş sonucu anlatır.

Alıştırma

Bu üçüncü koşul cümlesini leave ve miss kullanarak tamamlayın: If we ____ early, we ____ the train.

Cevabı göster

hadn't left · would have missed

Besides, she sometimes used her image for good. Kalıp ifadeler

1:33

Ayrıca, bazen imajını iyilik için kullanırdı.

Kalıp ifadeler

use one's image for good: kamuoyu imajını iyi amaçlar için kullanmak

Bu cümlede image, yalnızca bir fotoğrafı değil, bir kişinin kamuoyu önündeki kimliğini ve itibarını ifade eder. O, bu imajın sağladığı ilgi ve etkiyi başkalarına yardım etmek veya yararlı bir amacı desteklemek için kullandı. use something for good yapısında for good olumlu bir amacı belirtir. Burada, leave for good gibi bağlamlarda görülen diğer yaygın anlamı olan “kalıcı olarak” demek değildir.

Alıştırma

“She used her image for good” cümlesinde “for good” ne anlama gelir?

  1. Yararlı amaçları desteklemek
  2. Kalıcı bir kamuoyu imajı oluşturmak
  3. Bir fotoğrafı kalıcı olarak kullanmak
Cevabı göster

Yararlı amaçları desteklemek

After convincing the king to be vaccinated against smallpox, Kalıp ifadeler

1:36

Kralı çiçek aşısı olmaya ikna ettikten sonra,

Kalıp ifadeler

be vaccinated against smallpox: against + hastalık yapısı

Be vaccinated edilgen bir yapıdır: aşıyı alan kişi kraldır. Against, aşının önlemeyi amaçladığı hastalığı belirtir; dolayısıyla be vaccinated against smallpox, çiçek hastalığından korunmak için aşı olmak demektir. Bu yapı diğer hastalıklara da uygulanır: etken yapıda vaccinate someone against a disease, edilgen yapıda ise someone is vaccinated against a disease kullanılır.

Alıştırma

Önlenen hastalığı belirten standart kalıbı tamamlayın: Before the trip, she was vaccinated ____ yellow fever.

Cevabı göster

against

she commissioned a special headdress to make the treatment fashionable for all. Dilbilgisi

1:39

bu tedaviyi herkes için moda haline getirecek özel bir başlık sipariş etti.

Dilbilgisi

make the treatment fashionable: make + nesne + sıfat

Make + nesne + sıfat yapısı, nesnenin belirli bir niteliğe sahip olmasına veya öyle algılanmasına yol açmak anlamına gelir. Burada the treatment nesnedir; fashionable ise onun yeni toplumsal konumunu anlatan sıfattır. Fashionable, tedavinin moda kıyafetler giydiği anlamına gelmez. Tedaviyi olmanın popüler, toplumca kabul edilen ve taklit edilmeye değer bir davranış olarak sunulduğunu belirtir; for all ise hedeflenen kapsamı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi make fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Last year's campaign ____ recycling fashionable at school.

Cevabı göster

made

She also used her influence to appoint unqualified friends and admirers to important posts. Kalıp ifadeler

1:44

Ayrıca nüfuzunu kullanarak vasıfsız arkadaşlarını ve hayranlarını önemli görevlere atadı.

Kalıp ifadeler

used her influence to appoint: nüfuzunu kullanarak resmî atama sağlamak

Use one's influence to do something, bir eylemin gerçekleşmesini sağlamak için kişinin statüsünden, bağlantılarından veya ikna gücünden yararlanması demektir. Appoint ise birini bir göreve veya makama resmen atamak anlamına gelir. Bu cümlede ifade, arkadaşlara ve hayranlara resmî görevler sağlamak için güç veya bağlantı kullanmayı anlatır. Bu kişiler unqualified olarak nitelendirildiği için ifade, tarafsız bir işe alım kararı yerine kayırmacılık da ima eder.

Alıştırma

Cümledeki appoint sözcüğünü en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Birine resmen resmî bir görev vermek.
  2. Birinden kişisel tavsiye istemek.
  3. Hoşunuza giden bir şeyi gelişigüzel seçmek.
Cevabı göster

Birine resmen resmî bir görev vermek.

Even more disastrous, she encouraged the king to get involved in the American Revolution, Notlar

1:50

Daha da felaket olanı, kralı Amerikan Devrimi'ne dahil olmaya teşvik etti,

Kalıp ifadeler

get involved in the American Revolution: bir olaya veya çatışmaya katılmak

get involved in + bir faaliyet, olay veya durum, ona katılmaya başlamak ya da onun içine girmek anlamına gelir. Burada kralın müdahil olması, Fransa'nın Amerikan Devrimi'ne katılmasını temsil eder. İfade kendi başına tarafsız olabilir; ancak bir çatışma bağlamında çoğu zaman riskli veya yüksek maliyetli bir durumun içine çekilme anlamı kazanır. Bu yapıda involved, 'karmaşık' anlamına gelmez; in sonrasında girilen faaliyet veya durum belirtilir.

Alıştırma

Öğrenilen ifadeyi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: During her first semester, Lena decided to ____ a campus recycling project.

Cevabı göster

get involved in

a conflict that cost France 1.5 billion francs. Kelime

1:55

ki bu çatışma Fransa'ya 1,5 milyar franga mal oldu.

Anlatım akışı

Even more disastrous: olumsuz değerlendirmeyi ağırlaştırmak

Even more disastrous değerlendirme içeren bir geçiş ifadesidir: sıradaki noktanın daha önce belirtilen olumsuz bir noktadan daha kötü görüldüğünü bildirir. Even, more disastrous içindeki karşılaştırmayı güçlendirir. Konuşmacı bu yargıyı başa koyarak eleştiriyi giderek ağırlaşan bir biçimde düzenler. Disastrous, eylemin ciddi sonuçlarını değerlendirir; eylemin bir doğal afet olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Even more disastrous burada neyi işaret ediyor?

  1. Konuşmacı, sıradaki olayın bir doğal afet olduğunu söylüyor.
  2. Konuşmacı, sıradaki olayın gerçekleştiği kesin zamanı veriyor.
  3. Konuşmacı, önceki noktadan daha kötü gördüğü bir noktayı tanıtıyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, önceki noktadan daha kötü gördüğü bir noktayı tanıtıyor.

Kelime

that cost France 1.5 billion francs: cost + masrafı üstlenen taraf + miktar

Burada cost, şey veya olay + cost + kişi, kuruluş ya da ülke + miktar kalıbında kullanılan bir fiildir. Söz konusu şeyin veya olayın, ilgili tarafın bu miktarı ödemesine ya da kaybetmesine yol açtığını anlatır. cost fiilinin öznesi, a conflict ifadesine gönderme yapan that ilgi zamiridir. France masrafı üstlenen taraftır; özne değildir.

Alıştırma

Onarımları masrafın nedeni yapan fiille cümleyi tamamlayın: The repairs ____ the city two million dollars.

Cevabı göster

cost

Objection. Ton ve niyet

2:00

İtiraz ediyorum.

Ton ve niyet

Objection: mahkemede resmî itiraz

Objection. mahkemede kullanılan kalıplaşmış bir usul ifadesidir. Bir avukat bu ifadeyi resmî biçimde sözü kesmek, bir soruya, ifadeye, delile veya usule itiraz etmek ve hâkimden karar vermesini istemek için kullanır. objection bir isim olmasına rağmen, tek başına eksiksiz bir resmî müdahale işlevi görebilir.

Alıştırma

Yargılayın: Sıradan ve samimi bir tartışmada Objection. genellikle I disagree yerine kullanılabilecek doğal ve olağan bir ifadedir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

The queen had very little influence over her husband's political decisions at that time. Kalıp ifadeler

2:00

Kraliçenin o dönemde kocasının siyasi kararları üzerinde çok az etkisi vardı.

Kalıp ifadeler

very little influence over: etkileme gücünün son derece sınırlı olması

Bir kişi, süreç veya karar üzerinde influence over sahibi olmak, yapılan şeyi ya da ortaya çıkan sonucu etkileme gücüne bir ölçüde sahip olmak demektir. Bu cümlede very little, bu gücün son derece sınırlı olduğunu gösterir: Kraliçe, kocasının siyasi kararlarını neredeyse hiç yönlendiremiyordu. Buradaki over, etkinin ulaşabildiği kişiyi veya alanı belirtir. Bir şeyin fiziksel olarak üstünde bulunmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “etkilemek için neredeyse hiç gücü olmamak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Despite his title, he had ____ the final hiring decision.

Cevabı göster

very little influence over

Besides, France's financial crisis was much more related Kalıp ifadeler

2:06

Ayrıca, Fransa'nın mali krizi daha çok

to the country's outdated tax system and lack of an effective central bank. Kültür

2:09

ülkenin modası geçmiş vergi sistemi ve etkili bir merkez bankasının eksikliğiyle ilgiliydi.

Kalıp ifadeler

much more related to: bağlantı gücünü karşılaştırma

Be related to, bir şeyle bağlantılı olmak demektir. Much more related to bu bağlantının gücünü karşılaştırır: much, karşılaştırma bildiren more sözcüğünü güçlendirir; dolayısıyla sonradan belirtilen etkenlerin krizle bağlantısı, bağlamdaki başka bir açıklamaya göre önemli ölçüde daha güçlüdür. to sonrasındaki öge, özneyle bağlantılı olan etkendir. Karşılaştırma than to ile açıkça belirtilebilir ya da önceki açıklama zaten belliyse bağlamdan anlaşılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “çok daha güçlü bir bağlantı” bildiren hedef ifadeyle tamamlayın: The error was ____ unclear instructions than to carelessness.

Cevabı göster

much more related to

Kültür

outdated tax system and lack of an effective central bank: iki kurumsal zayıflık

An outdated tax system, güncel ekonomik ihtiyaçlara artık uymayan bir vergi toplama sistemidir. Lack of an effective central bank, ülkenin görevini iyi şekilde yerine getirebilen ulusal bir para otoritesine sahip olmaması demektir. and ile bağlanan iki isim öbeği kurumsal zayıflıkları belirtir. Sorunu tek bir kişinin davranışlarına değil, ülkenin ekonomi ve finans sistemlerine bağlar.

Alıştırma

Vurgulanan ifade temel sorun olarak neyi gösteriyor?

  1. Yerel bir banka şubesindeki eski bilgisayarlar
  2. Bir kişinin bir vergi borcunu ödememesi
  3. Ülkenin ulusal ekonomi kurumlarındaki iki zayıflık
Cevabı göster

Ülkenin ulusal ekonomi kurumlarındaki iki zayıflık

How so? Ton ve niyet

2:13

Nasıl yani?

Ton ve niyet

How so?: açıklama isteme sorusu

How so?, birinden önceki ifadesinin neden ya da ne bakımdan doğru olduğunu açıklamasını isteyen kısa bir takip sorusudur. Burada so, az önce belirtilen durumu veya iddiayı temsil eder. Miktar sormaz. Konuşmanın önceki iddiaya odaklanmasını sağlar ve bunu destekleyen ayrıntılar ya da nedenler ister.

Alıştırma

Açıklama istemek için so kullanan iki kelimelik soruyla yanıtı tamamlayın: A: This shortcut could be dangerous. B: ____?

Cevabı göster

How so

While France's nobility and clergy had numerous tax exemptions, Dilbilgisi

2:15

Fransa'nın soyluları ve din adamlarının sayısız vergi muafiyeti varken,

peasants often paid more than half their income in taxes.

2:19

köylüler genellikle gelirlerinin yarısından fazlasını vergi olarak ödüyorlardı.

Dilbilgisi

While France's nobility and clergy had exemptions, peasants paid more: karşıtlık bildiren while

Burada while, ana cümledeki olguyla karşıtlık oluşturan bir olgu sunar. Soyluların ve din adamlarının vergi muafiyetleri, köylülerin çok daha ağır vergi yüküyle karşı karşıya getirilir; bu nedenle while, “oysa” veya “-iken” yoluyla karşıtlık bildirir, “... sırasında” anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp While + cümlecik A, cümlecik B şeklindedir. İki grubu, durumu veya bakış açısını yan yana getirerek aralarındaki farkı belirginleştirir; sonuçlar eşit değilse bu karşıtlık adaletsizliği de düşündürebilir.

Alıştırma

Örnek cümlede while hangi ilişkiyi ifade ediyor?

  1. İki olayın aynı anda gerçekleşmesi
  2. İki grubun vergi yükleri arasındaki karşıtlık
  3. Bir nedenin ardından sonucunun gelmesi
Cevabı göster

İki grubun vergi yükleri arasındaki karşıtlık

This system buried France in debt long before the queen's arrival. Deyimler

2:22

Bu sistem, kraliçenin gelişinden çok önce Fransa'yı borca batırmıştı.

Deyimler

buried France in debt: ezici borç yükü metaforu

buried France in debt ifadesinde bury mecazi anlamda kullanılır. Borç, ülkeyi çevreleyip kapana kıstıran ağır bir kütle gibi düşünülür; dolayısıyla ifade, bu sistemin Fransa'ya ezici miktarda borç yüklediği anlamına gelir. bury + bir kişi veya kuruluş + in debt yapısı, yükün nedenine odaklanır. Edilgen biçim be buried in debt ise ortaya çıkan borçlu durumu anlatır.

Alıştırma

“Çok büyük miktarda borçlu bıraktı” anlamındaki mecazla cümleyi tamamlayın: Unexpected repair costs buried the small business ____.

Cevabı göster

in debt

Her personal expenses were merely a scapegoat for decades of financial negligence. Deyimler

2:26

Kişisel harcamaları, on yıllar süren mali ihmalkarlığın sadece bir günah keçisiydi.

Deyimler

a scapegoat for decades of financial negligence: onlarca yıllık mali ihmalin günah keçisi

Burada a scapegoat, daha büyük bir sorun için suçlanan ancak sorunun gerçek veya tek nedeni olmayan kişi ya da şeydir. Cümle, onun kişisel harcamalarını suçlamalar için uygun bir hedef olarak gösterirken asıl derin sorunun onlarca yıllık mali ihmal olduğunu anlatır. a scapegoat for + sorun veya başarısızlık kalıbı, sorumluluğu başka yere aktarılan daha geniş sorunu belirtir. Merely karşıtlığı güçlendirir: Bu harcamalar yalnızca suçlama hedefiydi, krizi yeterince açıklayan bir neden değildi.

Alıştırma

“The newest employee became a scapegoat for years of poor management.” cümlesinde scapegoat ne anlama gelir?

  1. Çalışan, altında daha derin nedenler bulunan sorunlar için suçlandı.
  2. Çalışan bütün yönetim sorunlarını yarattı.
  3. Çalışan yönetim sistemini düzeltmek için işe alındı.
Cevabı göster

Çalışan, altında daha derin nedenler bulunan sorunlar için suçlandı.

That doesn't change that Marie Antoinette spent tax money on luxuries while the masses starved. Ton ve niyet

2:32

Bu durum, kitleler açlıktan ölürken Marie Antoinette'in vergi paralarını lükse harcadığı gerçeğini değiştirmez.

Ton ve niyet

That doesn't change that...: bir iddiayı geçerli tutma kalıbı

İlk That, hemen önce söylenen bir noktaya gönderme yapar. That doesn't change that... önceki noktayı dikkate alır ancak bunun ardından gelen iddiayı geçersiz kılmadığını veya değiştirmediğini söyler. İkinci that, Marie Antoinette spent tax money... gibi özne ve fiil içeren tam bir yan cümleyi başlatır. Bu kalıp, bir noktayı kabul edip ardından konuşanın ana iddiasını koruyarak bir karşı çıkışı düzenler.

Alıştırma

Derste öğretilen dört kelimelik karşı çıkış kalıbını aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: The supplier apologized, but ____ the order arrived a week late.

Cevabı göster

that doesn't change that

She was so oblivious that when she heard people couldn't afford bread, Dilbilgisi

2:37

O kadar habersizdi ki insanların ekmek alamadığını duyduğunda,

she recommended they eat cake instead. Kültür

2:41

onun yerine pasta yemelerini tavsiye etti.

Dilbilgisi

So oblivious that...: derece ve sonuç

so + sıfat + that yan cümlesi kalıbı, bir niteliğin that yan cümlesindeki duruma yol açacak ya da o durumla gösterilecek kadar yüksek bir dereceye ulaştığını anlatır. Burada so, oblivious sözcüğünü güçlendirir; that yan cümlesindeki öneri de onun halkın zorluklarından ne kadar habersiz gösterildiğini ortaya koyar. when yan cümlesi that yan cümlesinin içinde yer alır ve sonucun ortaya çıktığı zamanı belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp özne + be + so + sıfat + that + sonuç şeklindedir.

Alıştırma

Derece ve sonuç yapısını tamamlayın: The movie was ____ engaging ____ nobody checked their phone.

Cevabı göster

so · that

Kültür

They eat cake instead: “Bırakın pasta yesinler” göndermesi

they eat cake instead sözleri, ünlü “Bırakın pasta yesinler” hikâyesini çağrıştırır: Bir hükümdarın ekmek almaya gücü yetmeyen insanlara pasta yemelerini önerdiği söylenir. Bu hikâye, güçlü bir kişinin sıradan insanların yaşadığı zorlukları anlamamasının simgesi olarak kullanılır. Bu söz yaygın biçimde Marie Antoinette ile ilişkilendirilir, ancak onun söylediği güvenilir biçimde belgelenmiş bir alıntı değildir. Burada cümleyi doğrulanmış bir tarihsel gerçek ya da sıradan bir yemek önerisi olarak değil, bir gönderme ve olumsuz bir kamuoyu imgesi yaratan söz olarak anlamak gerekir.

Alıştırma

İddiayı değerlendirin: Bu bağlamda they eat cake instead, Marie Antoinette'e ait olduğu güvenilir belgelerle kanıtlanmış bir alıntı olarak anlaşılmalıdır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

This is almost certainly a fabrication attributed to the queen by her enemies. Kelime

2:44

Bu, neredeyse kesinlikle kraliçeye düşmanları tarafından atfedilen bir uydurmadır.

Kelime

almost certainly a fabrication attributed to...: güçlü ama ihtiyatlı bir yargı

Bu cümlede almost certainly, bunun uydurma olduğu sonucunu konuşanın çok güçlü bir olasılık olarak gördüğünü, ancak çok küçük bir yanılma payı bıraktığını gösterir. A fabrication burada sanayi anlamındaki “üretim” değil, “uydurulmuş bir hikâye veya iddia” demektir. attributed to the queen geçmiş zaman ortaç öbeği fabrication sözcüğünü niteler: düşmanları uydurma sözü sözde kaynak olarak kraliçeye bağlamıştır. attributed to X by Y yapısında X iddia edilen kaynak, Y ise bu atfı yapan taraftır. X is almost certainly Y kalıbı, bir yargıyı mutlak ilan etmeden güçlü kanıtlara dayandığını ifade eder.

Alıştırma

Almost certainly bu cümlede nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Konuşan, çok az kanıtla rastgele bir tahminde bulunuyor.
  2. Konuşan çok emin, ancak yanılıyor olma ihtimalini az da olsa bırakıyor.
  3. Konuşan hiçbir çekince olmadan mutlak kesinlik iddia ediyor.
Cevabı göster

Konuşan çok emin, ancak yanılıyor olma ihtimalini az da olsa bırakıyor.

In fact, Marie Antoinette frequently engaged in charity work focused on addressing poverty. Notlar

2:50

Aslında, Marie Antoinette sık sık yoksulluğu ele almaya odaklanan hayır işlerine katılırdı.

Anlatım akışı

In fact: önceki izlenimi düzeltmek

In fact bir söylem belirtecidir. Burada yardım çalışmalarına ilişkin bilginin, önceki anlatımın oluşturduğu olumsuz izlenimi düzelttiğini gösterir. Dinleyiciye sıradaki gerçeğin daha doğru ve karşıt bir tablo sunduğunu bildirir. Cümle başında In fact, az önce söylenenlere geri dönerek düşünce akışını düzenler; yalnızca bir dolgu sözü değildir. Bir düzeltme, karşı çıkış ya da daha kesin veya güçlü bir gerçeği tanıtabilir.

Alıştırma

In fact örnek cümlede ne işlev görüyor?

  1. Önceki izlenimi düzelten veya daha kesin hâle getiren bir gerçeği tanıtır.
  2. İlgisiz bir konuya geçer.
  3. Önceki ifadenin nedenini verir.
Cevabı göster

Önceki izlenimi düzelten veya daha kesin hâle getiren bir gerçeği tanıtır.

Kalıp ifadeler

engaged in charity work focused on addressing poverty: yoksullukla mücadeleye odaklanan hayır çalışmalarına katılmak

Engaged in charity work, “başkalarına yardım etmeyi amaçlayan düzenli hayır çalışmalarına katıldı” anlamına gelir. Frequently bunun yalnızca bir kez değil, sık sık gerçekleştiğini belirtir. Focused on addressing poverty, hayır çalışmalarının amacını açıklar. Focused on ifadesinden sonra bir isim veya -ing biçimi gelir; burada address, bir sorunla “ilgilenmek için harekete geçmek” anlamındadır. İfadenin tamamı katılımı, amacı ve toplumsal bir sorunu resmî bir dille birbirine bağlar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî yapıyla tamamlayın: The organization ____ charity work ____ homelessness.

Cevabı göster

engaged in · focused on addressing

Her reputation as a heartless queen was based on rumors and slander. Dilbilgisi

2:55

Kalpsiz bir kraliçe olarak ünü, söylentilere ve iftiralara dayanıyordu.

Dilbilgisi

reputation as ... was based on ...: bir roldeki ünün bir temele dayanması

Reputation as + rol veya kimlik, halkın bir kişiyi ya da kuruluşu nasıl gördüğünü anlatır. Buradaki a heartless queen, onunla ilişkilendirilen imgedir; bu tanımın kesinlikle doğru olduğunu tarafsız biçimde ileri sürmez. Was based on, bu imgeyi destekleyen bilgi veya kanıtı belirtir. Kaynağın rumors and slander olması, cümlenin bu ünün güvenilirliğini sorguladığını gösterir. Yeniden kullanılabilecek yapı someone's reputation as X is or was based on Y şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi dersin yapısını kuran iki edatla tamamlayın: Her reputation ____ a careful researcher was based ____ years of accurate work.

Cevabı göster

as · on

Even the most famous case against her was a complete fraud. Kültür

2:59

Ona karşı açılan en ünlü dava bile tam bir sahtekarlıktı.

Kültür

famous case against her: ona karşı açılan ünlü dava veya suçlama

Hukuki veya suçlayıcı bir bağlamda a case against someone, kişinin yanlış bir şey yaptığını göstermeyi amaçlayan suçlamalar, kanıtlar ya da savlar bütünüdür. Burada famous bu davayı niteler, her ise suçlanan kişiyi belirtir. Buradaki case sıradan bir örnek anlamına gelmez. Daha geniş kullanımda the case against + kişi kalıbı, mahkeme dışında bile o kişiyi suçlama veya ona karşı çıkma gerekçelerini anlatabilir.

Alıştırma

The investigators presented the case against the director. İngilizce cümlesinde the case against the director ne anlama gelir?

  1. Müdürün soruşturmacıları destekleme gerekçeleri
  2. Müdür tarafından seçilen bir örnek
  3. Müdürü suçlayan kanıtlar ve savlar
Cevabı göster

Müdürü suçlayan kanıtlar ve savlar

Pardon? Ton ve niyet

3:03

Efendim?

Ton ve niyet

Pardon?: birinden sözünü tekrarlamasını veya açıklamasını istemek

Tek başına soru olarak kullanılan Pardon?, birinden az önce söylediğini tekrarlamasını veya açıklamasını ister. Bu replikte söylenen söz karşısındaki şaşkınlığı da gösterebilir. Bu konuşma kullanımı, pardon sözcüğünün bağışlamak veya bir cezayı resmen kaldırmak anlamındaki kullanımından farklıdır.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: Bir öğretmeni net duymadıysanız Pardon? demek genellikle What? demekten daha kibardır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

In 1784, a thief forged fake letters from the queen Kalıp ifadeler

3:04

1784 yılında, bir hırsız son derece pahalı elmas bir kolyeyi satın almak için

to purchase an outrageously expensive diamond necklace. Kalıp ifadeler

3:08

kraliçeden gelmiş gibi sahte mektuplar hazırladı.

Kalıp ifadeler

forged fake letters: belge dolandırıcılığında forge

Bu cümlede forged, “gerçek görünmeleri için belgeleri dürüst olmayan bir şekilde üretmek veya değiştirmek” anlamına gelir. Mektuplar kraliçeden gelmiş gibi sunulmuştur. Bu, forge fiilinin hukuk ve suç bağlamındaki anlamıdır; metali döverek şekillendirme anlamı değildir. Forge eylemin aldatıcı olduğunu zaten belirtirken fake ortaya çıkan mektupları tanımlar. forged fake letters birlikte kullanıldığında hem mektupların hazırlanışının hem de iddia edilen kaynağın sahte olduğu güçlü biçimde vurgulanır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The scammer forged fake letters that appeared to come from a bank. Dolandırıcı ne yaptı?

  1. Bankanın izniyle banka için gerçek mektuplar yazdı.
  2. Metali harf biçiminde tabelalara dönüştürdü.
  3. Mektupları, banka göndermiş gibi görünmeleri için dürüst olmayan bir şekilde hazırladı.
Cevabı göster

Mektupları, banka göndermiş gibi görünmeleri için dürüst olmayan bir şekilde hazırladı.

Kalıp ifadeler

outrageously expensive diamond necklace: fiyata yönelik güçlü eleştiri

Outrageously, expensive sözcüğünü niteler ve “şaşırtıcı ya da makul olmayacak kadar yüksek bir derecede” anlamına gelir. Yalnızca dereceyi artırmaz; konuşanın fiyatın aşırı olduğuna dair olumsuz yargısını da ekler. İfade zarf + sıfat + isim düzenini izler: outrageously + expensive + diamond necklace. Zarf, kolyenin malzemesini değil expensive sıfatını değerlendirir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The room was outrageously expensive. Outrageously nasıl bir tutum ekliyor?

  1. Konuşan, fiyatın biraz yüksek olduğunu tarafsız biçimde söylüyor.
  2. Konuşan, fiyatın şaşırtıcı derecede yüksek ve mantıksız olduğunu düşünüyor.
  3. Konuşan, odanın ödediği paraya fazlasıyla değdiğini düşünüyor.
Cevabı göster

Konuşan, fiyatın şaşırtıcı derecede yüksek ve mantıksız olduğunu düşünüyor.

The truth came out eventually, Öbek fiiller

3:12

Gerçek sonunda ortaya çıktı,

Öbek fiiller

The truth came out: gerçek ortaya çıktı

The truth came out ifadesinde come out öbek fiili “öğrenilir hâle gelmek” veya “ortaya çıkmak” anlamına gelir. The truth dilbilgisel öznedir; bu yüzden cümle, bilgiyi kimin açıkladığına değil, gizli bilginin kamuya mal olmasına odaklanır. Bu kullanımda özne olarak sıkça the truth, the full story veya details gibi ifadeler yer alır. Anlam mecazidir; hiçbir şey fiziksel olarak bir yerin dışına hareket etmez.

Alıştırma

Bu derste geçen ve “öğrenilir hâle geldi” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: After a long investigation, the truth ____.

Cevabı göster

came out

but the public already saw her as a wasteful spendthrift. Dilbilgisi

3:13

ancak halk onu çoktan savurgan bir israfçı olarak görüyordu.

Dilbilgisi

saw her as a wasteful spendthrift: onu savurgan biri olarak görmek

saw her as a wasteful spendthrift ifadesinde saw, see fiilinin geçmiş zaman biçimidir. see + nesne + as + tanımlama yapısı, “birini veya bir şeyi ... olarak görmek ya da değerlendirmek” anlamına gelir. Burada her nesnedir ve a wasteful spendthrift halkın onun hakkındaki olumsuz tanımlamasıdır. Spendthrift, parasını dikkatsizce veya aşırı biçimde harcayan kişidir. Wasteful bu eleştiriyi daha da güçlendirir; dolayısıyla ifade tarafsız bir gözlemi değil, kişinin itibarına zarar veren bir kamuoyu imajını anlatır.

Alıştırma

Eksik sözcüğü ekleyerek değerlendirmeyi tamamlayın: The committee saw Lena ____ the best person for the role.

Cevabı göster

as

Meanwhile, it's really her husband who ruined France's finances. Dilbilgisi

3:17

Bu arada, Fransa'nın maliyesini gerçekten mahveden kişi kocasıdır.

Dilbilgisi

It's really her husband who ruined... — gerçekten sorumlu kişiyi odağa alma

It is/was + odaklanan kişi + who + yan cümle kalıbı, it-cleft adı verilen vurgulu yapıdır. Burada her husband odak konumuna getirilir; böylece cümle, Fransa'nın maliyesini mahveden kişinin başkası değil, o olduğunu söyler. Really, düzeltme ve karşıtlık vurgusunu güçlendirir: konuşan kişi sorumluluğu kadının kocasına yükler. Cümle, kadının kocasının kim olduğunu tanıtmıyor.

Alıştırma

Hangi cümle, sunucuyu onaran kişi olarak Daniel'ı odağa alan bir it-cleft kullanır?

  1. It was Daniel who fixed the server.
  2. It was the server that Daniel fixed.
  3. Daniel fixed the server.
Cevabı göster

It was Daniel who fixed the server.

On that, we agree. Ton ve niyet

3:21

Bu konuda hemfikiriz.

Ton ve niyet

On that, we agree. — anlaşmanın kapsamını sınırlama

On that, we agree. cümlesinde baştaki on that, biraz önce belirtilen belirli bir iddia ya da konuya gönderme yapar. We agree ifadesinin kapsamını o noktayla sınırlar: “O belirli konuda hemfikiriz.” Bu ifade, konuşan kişinin tartışmadaki diğer her şeyi kabul etmeden ortak bir noktayı teslim etmesini sağlar. Normal söz dizimi olan We agree on that. da temelde aynı anlama gelir.

Alıştırma

Bu yorumu değerlendirin: Birisi “On that, we agree,” dediğinde, diğer kişinin görüşünün her kısmına katıldığını söylemektedir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Louis XVI was an incompetent king.

3:22

XVI. Louis yetersiz bir kraldı.

Even after the revolution began and he lost much of his power to the newly formed National Assembly, Notlar

3:24

Devrim başladıktan ve gücünün büyük bir kısmını yeni kurulan Ulusal Meclis'e kaybettikten sonra bile,

Kalıp ifadeler

he lost much of his power to ...: gücün başka bir tarafa geçmesi

lose power to + kişi veya kurum yapısında to, gücü kazanan ya da devralan tarafı belirtir. Burada kişi gücünün bir kısmını korur, ancak büyük bir bölümü National Assembly'ye geçer. Much of, “büyük bir kısmı” demektir; tamamı demek değildir. Bu yapı, yetki veya etkinin bir taraftan diğerine geçmesini anlatmak için kullanılır.

Alıştırma

Yetkiyi alan grubu gösteren edatı yazın: The council lost much of its power ____ the new agency.

Cevabı göster

to

Kültür

newly formed National Assembly: yeni kurulmuş bir siyasi kurum

Newly formed, “kısa süre önce kurulmuş” anlamına gelir. National Assembly, Fransız Devrimi sırasında kurulan siyasi bir organın özel adıdır; bu nedenle Assembly burada sıradan bir insan topluluğunu değil, resmî bir temsil kurumunu ifade eder. Bu ad, kralın gücünün büyük bir bölümünü devralan yeni siyasi organı belirtir ve yetkinin hangi tarafa geçtiğini açıkça gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede newly formed National Assembly neyi ifade eder?

  1. Kraliyet mallarını saklamak için yeni inşa edilmiş bir yer
  2. Tesadüfen bir araya gelmiş gayriresmî bir kalabalık
  3. Kısa süre önce kurulmuş bir siyasi kurum
Cevabı göster

Kısa süre önce kurulmuş bir siyasi kurum

he refused to yield control. Kalıp ifadeler

3:29

kontrolü devretmeyi reddetti.

Kalıp ifadeler

refused to yield control: kontrolü devretmeyi reddetmek

Bu cümlede refused to yield control, “karar verme yetkisini başka birine devretmeyi bilinçli olarak reddetti” anlamına gelir. Refuse to kalıbından sonra fiilin yalın hâli gelir; dolayısıyla yapı refuse to + yield şeklindedir. Buradaki yield, “üretmek” değil, “boyun eğmek veya devretmek” anlamındadır. yield control, bir kişi ya da grup yetkisini başka bir tarafa devretme baskısı altındayken sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade yield control ile tamamlayın: Despite pressure from investors, the founder refused ____ of the company.

Cevabı göster

to yield control

Louis vetoed numerous pieces of legislation, Kültür

3:31

Louis sayısız yasa tasarısını veto etti,

Kültür

vetoed numerous pieces of legislation: çok sayıda yasama düzenlemesini veto etti

Vetoed, “reddetmek veya engellemek için resmî yetki kullandı” anlamına gelir. Bu cümlede Louis birçok yasama düzenlemesine karşı veto yetkisini kullandı; ifade yalnızca görüş ayrılığı yaşadığını ya da oy kullandığını söylemez. Genel İngilizcede legislation çoğunlukla sayılamayan bir isimdir. Pieces of legislation ayrı yasa tasarılarını veya yasama düzenlemelerini saymayı sağlar; bu nedenle numerous pieces of legislation fiziksel parçalar değil, “çok sayıda ayrı yasama düzenlemesi” demektir.

Alıştırma

Hangi cümle valinin üç yasama düzenlemesini engellemek için resmî yetkisini kullandığı anlamına gelir?

  1. The governor vetoed three pieces of legislation.
  2. The governor voted on three pieces of legislation.
  3. The governor discussed three pieces of legislation.
Cevabı göster

The governor vetoed three pieces of legislation.

and he was supported by his conservative queen.

3:34

ve muhafazakar kraliçesi tarafından desteklendi.

To a point. Ton ve niyet

3:37

Bir noktaya kadar.

Ton ve niyet

To a point: sınırlı onay

To a point, “yalnızca belirli bir sınıra kadar” anlamına gelir. Burada tek başına bir yanıt olarak kullanıldığında tam bir evet değil, kısmi bir onay bildirir. Bu ifade, bir istisna veya ardından gelecek bir karşıtlık için alan bırakır. Buradaki point, puanı ya da karşı tarafın savını değil, derecenin sınırını ifade eder.

Alıştırma

“I agree with your plan to a point, but the schedule is unrealistic,” cümlesinde to a point ne anlama gelir?

  1. Belirli bir zamanda katıldım.
  2. Yalnızca belirli sınırlar içinde katılıyorum.
  3. Savınızı tamamen anlıyorum.
Cevabı göster

Yalnızca belirli sınırlar içinde katılıyorum.

Marie Antoinette believed in the divine right of kings, Kültür

3:38

Marie Antoinette kralların ilahi hakkına inanıyordu,

Kültür

the divine right of kings: kraliyet otoritesinin kutsal kaynağı

The divine right of kings, bir hükümdarın yönetme yetkisinin halk ya da parlamento tarafından verilmek yerine Tanrı'dan veya kutsal bir düzenden geldiğini savunan tarihsel inançtır. Bu cümlede believed in, bu öğretinin doğru olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Divine, siyasi otoritenin öne sürülen kutsal kaynağını anlatır; gündelik bir övgüdeki “harika” anlamında değildir.

Alıştırma

Tarihsel bir bağlamda the divine right of kings ne anlama gelir?

  1. Krallar bütün vatandaşlarla aynı yasal haklara sahiptir.
  2. Bir hükümdarın yetkisinin Tanrı'dan geldiğine inanılır.
  3. Halkın bir kral seçme hakkı vardır.
Cevabı göster

Bir hükümdarın yetkisinin Tanrı'dan geldiğine inanılır.

but despite personal reservations, she tried to work with reformers, Anlatım akışı

3:41

ancak kişisel çekincelerine rağmen reformcularla birlikte çalışmaya çalıştı,

Anlatım akışı

despite personal reservations: şüpheyi kabul edip yine de harekete geçmek

Despite personal reservations taviz bildiren bir öbektir. Kişinin özel şüpheleri olduğunu veya tamamen aynı fikirde olmadığını kabul eder; ardından ana cümle yine de gerçekleşen eylemi verir: she tried to work with reformers. Burada reservations, rezervasyon değil, şüpheler veya çekinceler anlamındadır. Bu öbeği ana cümleden önce kullanmak, engeli kabul ederken asıl odağı yapılan eylemde tutar.

Alıştırma

Hangi cümlede despite, şüphelerin eylemi engellemediğini gösterecek biçimde doğru kullanılmıştır?

  1. Despite of her personal reservations, she supported the agreement.
  2. Despite her personal reservations, she supported the agreement.
  3. Despite she had personal reservations, she supported the agreement.
Cevabı göster

Despite her personal reservations, she supported the agreement.

though all she got in return were false reports that she was sleeping with them. Notlar

3:45

buna karşılık aldığı tek şey onlarla yattığına dair asılsız haberlerdi.

Kalıp ifadeler

all she got in return were ...: tek ve hayal kırıklığı yaratan sonucu vurgulamak

All she got in return were ... ifadesi, karşılık olarak aldığı tek şeylerin hemen ardından belirtilenler olduğunu anlatır. All sonucu başka hiçbir şey olmayacak şekilde sınırlar; in return ise bu sonucu önceki çabasına bağlar. all she got in return öbeğinin tamamı özne işlevi görür ve were, bu özneyi çoğul sonuç olan false reports ile bağlar. Bu yapı sonucu çoğu zaman haksız veya hayal kırıklığı yaratıcı gösterir; bu nedenle acı veya ironik bir ton taşıyabilir.

Alıştırma

Cümleyi “karşılık veya geri ödeme olarak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: She stayed late to help, but all she got ____ was a complaint.

Cevabı göster

in return

Kelime

was sleeping with them: sleep with ifadesinin cinsel içerikli örtmeceli anlamı

Bu cümlede sleep with someone, “biriyle cinsel ilişkiye girmek” anlamında kullanılan örtmeceli bir ifadedir; yalnızca aynı yerde uyumak demek değildir. Geçmişte devam eden zaman biçimi was sleeping, iddia edilen cinsel yakınlığı belli bir süre devam eden bir durum olarak sunar. İddia false reports içinde geçtiği için ifade, kadın hakkındaki bir suçlamayı aktarır; ilişkinin gerçekten yaşandığını doğrulamaz.

Alıştırma

“The actor denied a rumor that he was sleeping with his co-star.” cümlesinde sleeping with büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Rol arkadaşıyla geç saatlere kadar çalışmak
  2. Rol arkadaşıyla cinsel ilişki yaşamak
  3. Rol arkadaşının yanında uyumak
Cevabı göster

Rol arkadaşıyla cinsel ilişki yaşamak

No amount of charity work could counter this avalanche of slander. Notlar

3:48

Hiçbir hayır işi bu iftira çığına karşı koyamazdı.

Dilbilgisi

No amount of charity work could counter: en büyük miktar bile yetmez

no amount of + isim + could + fiil kalıbı, mümkün olan en büyük miktarın veya çabanın bile sonucu sağlamaya yetmeyeceğini belirtir. Gerçek miktarın sıfır olduğunu söylemez; güçlü bir olumsuzluk ifade eder. Burada charity work toplam bir çaba miktarı olarak ele alınır; counter ise “bir şeyin etkisini dengelemek veya yenmek” anlamındadır. Cümle, hayır amaçlı çalışmaların iftiranın etkisini gideremeyeceğini söyler.

Alıştırma

Sınırsız hazırlığın bile yeterli olmayacağını göstermek için cümleyi no amount of ... could kalıbıyla tamamlayın: ____ preparation ____ prevent every possible delay.

Cevabı göster

No amount of · could

Deyimler

this avalanche of slander: bunaltıcı iftira için bir benzetme

Bu cümlede avalanche gerçek bir kar felaketini anlatmaz. Birinin itibarını zedeleyen yalan ifadeler anlamındaki slander sözcüğünü, durdurulması zor ve dev bir kütle hâlinde gelen bir şey olarak gösteren bir benzetmedir. Bu görüntü yalnızca “çok” anlamı vermez; ani, güçlü ve bunaltıcı bir akını da çağrıştırır. Bu nedenle this avalanche of slander, saldırıların onları etkisiz hâle getirme çabalarını bile gömebilecek güçte görünmesini sağlar.

Alıştırma

Cümledeki “this avalanche of slander” ne anlatıyor?

  1. İftiralar gerçek bir kar felaketiyle ilgilidir.
  2. İftiralar ani, çok büyük ve bunaltıcı biçimde geliyor.
  3. İftiralar önemsizdir ve kolayca görmezden gelinebilir.
Cevabı göster

İftiralar ani, çok büyük ve bunaltıcı biçimde geliyor.

The revolutionaries also prevented the king's family from leaving Paris. Dilbilgisi

3:52

Devrimciler ayrıca kralın ailesinin Paris'ten ayrılmasını engellediler.

Dilbilgisi

also prevented ... from leaving: prevent + nesne + from + -ing

Prevent + object + from + -ing, bir kişinin, kuralın, koşulun veya engelin birinin ya da bir şeyin eylem gerçekleştirmesini durdurduğunu anlatır. Burada nesne the king's family, engellenen eylem ise leaving sözcüğüdür. from sonrasında -ing biçimi kullanılır: from leaving doğrudur; from leave veya to leave kullanılmaz. Also, bu engellemenin olay dizisindeki başka bir eylem olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hedef yapıyı tek sözcükle tamamlayın: The safety rail prevented the child ____ falling.

Cevabı göster

from

How could she negotiate with people keeping her prisoner? Kalıp ifadeler

3:56

Kendisini esir tutan insanlarla nasıl müzakere edebilirdi?

Kalıp ifadeler

keeping her prisoner: keep + nesne + tümleç

Keeping her prisoner, keep + nesne + tümleç yapısını kullanır. Her nesnedir; prisoner ise onun içinde tutulduğu durumu belirten isim türünde bir tümleçtir: özgürlüğü elinden alınmaktadır. Keeping her prisoner biçimindeki -ing yan cümlesi people sözcüğünü niteler. Kiminle pazarlık yapması gerektiğini, yani onu tutsak tutan kişileri açıklar.

Alıştırma

People keeping her prisoner ifadesinde prisoner nasıl bir görev üstlenir?

  1. Onun hangi durumda tutulduğunu açıklar.
  2. Keeping fiilinin nesnesidir.
  3. İnsanların kim olduğunu belirtir.
Cevabı göster

Onun hangi durumda tutulduğunu açıklar.

Well, they were right to do so. Kalıp ifadeler

4:00

Bunu yapmakta haklıydılar.

Kalıp ifadeler

were right to do so: do so önceki eyleme gönderme yapar

Be right to do something yapısında right, doğru veya haklı olmak anlamına gelir. Bu nedenle were right to do so, bir eylemi yapılması doğru olan şey olarak değerlendirir. Do so, hemen önce belirtilen eylemin yerine geçer; burada kraliyet ailesinin Paris’ten ayrılmasını engelleme eylemini ifade eder. So tüm eyleme gönderme yapar; çok anlamına gelen bir pekiştirici değildir.

Alıştırma

Bu örnekte were right to do so ne anlama gelir?

  1. Az önce belirtilen eylemi yapmakta doğru veya haklıydılar.
  2. Eylemi doğru bir biçimde gerçekleştirdiler.
  3. Eylem konusunda son derece emindiler.
Cevabı göster

Az önce belirtilen eylemi yapmakta doğru veya haklıydılar.

In 1791, the royal couple tried fleeing to Austria Dilbilgisi

4:01

1791'de kraliyet çifti destek toplamak ve gücü yeniden kazanmak için

Dilbilgisi

tried fleeing to Austria: bir eylemi denemek için try + -ing

tried fleeing to Austria ifadesinde try fiilinden sonra -ing biçimindeki fleeing gelir. Bu yapı, kaçmayı çiftin denediği bir eylem olarak sunar; kaçışın başarılı olduğunu göstermez. Genel olarak try doing, işe yarayıp yaramadığını görmek için bir eylemi denemek anlamına gelir. Bu tarihî cümlede kaçmak aynı zamanda hedef olduğu için tried fleeing, tried to flee ifadesine yakındır; ancak -ing biçimi olası bir hareket tarzı olarak kaçma eylemine biraz daha fazla odaklanır.

Alıştırma

“They tried taking a side road,” cümlesinde try + -ing öncelikle neyi gösterir?

  1. Yan yola saparak hedeflerine kesinlikle ulaştılar.
  2. Yan yola sapmayı olası bir hareket tarzı olarak denediler.
  3. Yalnızca bir yan yol hayal ettiler ve hiçbir şey yapmadılar.
Cevabı göster

Yan yola sapmayı olası bir hareket tarzı olarak denediler.

to gather support and regain power. Kalıp ifadeler

4:05

Avusturya'ya kaçmaya çalıştı.

Kalıp ifadeler

gather support and regain power: birbirine bağlanan siyasi hedefler

gather support ve regain power ifadeleri and ile bağlanmıştır. Önce gelen mastar işaretleyicisi to iki ifadede de ortaktır; bu nedenle ikisi de amaç belirtir: to gather support ve to regain power. Bu bağlama tek başına amaçlardan birinin diğerinden önce gerçekleşmesi gerektiğini göstermez. Gather support, insanların desteğini çekmek veya artırmak anlamına gelir. Regain power ise daha önce sahip olunan ve sonra kaybedilen iktidarı geri kazanmak demektir; re- ögesinin ‘yeniden’ anlamı önemlidir.

Alıştırma

Hangi cümle birinin destek aradığını ve daha önce sahip olduğu iktidarı geri kazanmak istediğini belirtir?

  1. The new movement worked to gain power for the first time.
  2. The former party leader returned to gather support and regain power.
  3. The government worked to retain the power it still held.
Cevabı göster

The former party leader returned to gather support and regain power.

Even after they were caught, Anlatım akışı

4:07

Yakalandıktan sonra bile,

Anlatım akışı

Even after they were caught: bir zaman noktasından sonra beklentiye aykırı devamlılık

Even after they were caught yalnızca olayların zaman sırasını belirtmez. Even, beklenenin tersine gerçekleşme anlamı katar: yakalanmaları sonraki davranışın durması için güçlü bir neden olmalıydı, ancak sonraki yan cümle davranışın devam ettiğini söyler. even after + olay yapısını, o olaydan sonra da geçerliliğini koruyan beklenmedik bir sonuca dikkat çekmek için kullanabilirsiniz. Buradaki giriş ifadesi, devam eden davranışı daha ciddi ve şaşırtıcı gösterir.

Alıştırma

Even after the warning, Maya kept sharing the files cümlesinde even after neyi belirtir?

  1. Yalnızca uyarıyı paylaşımdan önceki bir zamana yerleştirir; özel bir karşıtlık yoktur.
  2. Paylaşım, onu durdurabilecek bir uyarıya rağmen devam etti.
  3. Paylaşım, uyarı verilmeden önce durdu.
Cevabı göster

Paylaşım, onu durdurabilecek bir uyarıya rağmen devam etti.

the king and queen continued to pass military secrets to their Austrian contacts. Kalıp ifadeler

4:08

kral ve kraliçe Avusturyalı temaslarına askeri sırlar vermeye devam ettiler.

Kalıp ifadeler

continued to pass military secrets to their Austrian contacts: bilgiyi bir alıcıya aktarmak

continued to pass military secrets to their Austrian contacts ifadesinde pass, “vermek veya aktarmak” anlamındadır ve yapı pass + bilgi ya da nesne + to + alıcı şeklindedir. Continued to, bu aktarımın devam ettiğini gösterir. Contacts, telefon numaralarını veya iletişim bilgilerini değil, iletişim ya da yardım için bağlantı kurulan kişileri ifade eder. Dolayısıyla ifade, hassas bilgilerin Avusturya'yla bağlantılı kişilere sürekli aktarılmasını anlatır.

Alıştırma

The analyst passed the confidential report to a journalist cümlesinde pass ne anlama gelir?

  1. Durmadan gazetecinin yanından geçmek
  2. Rapor üzerinden geçer not almak
  3. Raporu gazeteciye aktarmak veya vermek
Cevabı göster

Raporu gazeteciye aktarmak veya vermek

Isn't that treason? Kültür

4:14

Bu vatana ihanet değil mi?

Kültür

Isn't that treason?: siyasi ve hukuki bir suçlama

Treason, düşmana yardım etmek gibi kişinin kendi ülkesine veya hükümdarına ihanet etmesini içeren ağır bir suçu belirtir. Kesin yasal tanımlar yargı alanına göre değişir, ancak sözcük burada çok ciddi bir siyasi ve hukuki anlam taşır. Isn't that treason? biçimindeki olumsuz soru, tarafsız bir evet-hayır cevabından çok onay bekler. Konuşan kişi bu eylemin treason sayılması gerektiğini ima eder ve dinleyene buna karşı çıkması için meydan okur.

Alıştırma

Treason sözcüğünün siyasi veya hukuki anlamına en uygun durum hangisidir?

  1. Okulda bir arkadaşın sırrını paylaşmak
  2. Savaş sırasında düşman bir devlete gizlice yardım etmek
  3. Bir spor kulübünden ayrılmak
Cevabı göster

Savaş sırasında düşman bir devlete gizlice yardım etmek

Certainly.

4:15

Kesinlikle.

And Louis was executed for it alongside 32 other charges. Kalıp ifadeler

4:16

Ve Louis bunun için, diğer 32 suçlamanın yanı sıra idam edildi.

Kalıp ifadeler

was executed for it alongside ...: idam nedeni ve ek suçlamalar

Was executed for it, “o suç nedeniyle idam edildi” anlamına gelir. Hukuki veya tarihî metinlerde edilgen be executed, bir makamın ölüm cezasını uyguladığını belirtir; Louis’nin bir görevi tamamladığı anlamına gelmez. It daha önce sözü edilen suça gönderme yapar. Alongside 32 other charges, bu suçun 32 ek suçlamayla birlikte sunulduğu veya listelendiği anlamına gelir. Alongside suçlamaları kavramsal olarak birbirine bağlar; Louis’nin fiziksel olarak onların yanında olduğunu veya suçlamaların kendisinin executed edildiğini anlatmaz.

Alıştırma

Cümledeki was executed for it alongside 32 other charges ne anlama gelir?

  1. O eylemi gerçekleştirirken 32 kişi daha onu izledi.
  2. O suç nedeniyle idam edildi ve suçlama diğer 32 suçlamayla birlikte sunuldu.
  3. 32 suçlama iptal edildiği için görevden alındı.
Cevabı göster

O suç nedeniyle idam edildi ve suçlama diğer 32 suçlamayla birlikte sunuldu.

Even if you believe the king's execution was just, Dilbilgisi

4:20

Kralın idamının adil olduğuna inansanız bile,

there's no excuse for how the new government treated Marie Antoinette.

4:23

yeni hükümetin Marie Antoinette'e nasıl davrandığının hiçbir mazereti olamaz.

Dilbilgisi

Even if... there's no excuse for...: bir noktayı kabul edip davranışı mazur görmemek

Even if bir ödünleme bildirir: konuşan kişi, tartışma gereği kralın idamının adil olmuş olabileceğini kabul eder. Ardından ana cümle farklı bir sonucu reddeder: bu düşünce, Marie Antoinette'e yapılan muameleyi haklı çıkaramaz. Başka durumlara aktarılabilen Even if X, there's no excuse for Y kalıbı, “X doğru olabilir ama Y yine de savunulamaz” anlamına gelir. Buradaki just, “adil veya ahlaken doğru” anlamındaki bir sıfattır; “yalnızca” anlamındaki zarf değildir. for sözcüğünden sonra bir isim, -ing biçimi veya how someone was treated gibi bir yan cümle gelebilir.

Alıştırma

Bir gerekçeyi reddeden sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even if he felt ignored, ____ shouting at the staff.

Cevabı göster

there's no excuse for

She was separated from her son and kept in a cell with no privacy. Kalıp ifadeler

4:27

Oğlundan ayrıldı ve hiçbir mahremiyeti olmayan bir hücrede tutuldu.

Kalıp ifadeler

kept in a cell with no privacy: devam eden edilgen bir durum

was separated ... and kept şeklindeki bağlı edilgen yapıda was yardımcı fiili hem separated hem de kept için geçerlidir. Kept in a cell, başka kişilerin onu orada tutmaya devam ettiği anlamına gelir; keep burada bir kişiyi belirli bir yerde veya durumda tutmayı anlatır, bir nesneyi saklamayı değil. With no privacy hücredeki koşulları açıklar: başkalarının gözleminden veya müdahalesinden uzak özel bir alanı yoktu. İfade bir bütün olarak, mahremiyetin ortadan kaldırıldığı koşullarda devam eden hapsedilmeyi vurgular.

Alıştırma

Hapsedilmenin devam ettiğini anlatmak için edilgen yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The witness was kept a secure room until morning.
  2. The witness was kept in a secure room until morning.
  3. The witness kept in a secure room until morning.
Cevabı göster

The witness was kept in a secure room until morning.

The tribunal in charge of prosecuting the queen had no proof of her treason, Notlar

4:31

Kraliçeyi yargılamakla görevli mahkemenin elinde onun ihanetine dair hiçbir kanıt yoktu,

Kültür

The tribunal in charge of prosecuting: hukuki sorumluluk

Burada tribunal, belirli bir hukuki davayı veya uyuşmazlığı karara bağlayan resmî bir yargı organıdır. in charge of prosecuting the queen ifadesi, mahkemeyi kendisine verilen görevle tanımlar: kraliçe hakkında hukuki süreç yürütmekten sorumluydu. In charge of ifadesinden sonra bir isim veya -ing biçimi gelir. Bu cümlede prosecuting, birini yalnızca eleştirmek değil, o kişi hakkında resmî ceza süreci başlatmak veya yürütmek anlamındadır.

Alıştırma

Bir mahkemenin hukuki süreç başlatma sorumluluğu olduğunu doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The tribunal was in charge for prosecuting the suspects.
  2. The tribunal was in charge to prosecute the suspects.
  3. The tribunal was in charge of prosecuting the suspects.
Cevabı göster

The tribunal was in charge of prosecuting the suspects.

Kalıp ifadeler

had no proof of her treason: proof of + isim yapısı

Had no proof of her treason, mahkemenin onun vatana ihanet ettiğini kanıtlayacak kadar güçlü bilgilere sahip olmadığı anlamına gelir. Treason, kişinin kendi ülkesine veya hükümdarına ihanet etmesi şeklindeki ağır suçtur. proof of + isim kalıbı, kanıtın doğrulayacağı olguyu veya iddiayı belirtir. Proof yalnızca matematikte kullanılmaz; hukukta, bilimde ve günlük akıl yürütmede de kullanılır.

Alıştırma

proof of kalıbını tamamlayın: The investigators found no proof ____ fraud.

Cevabı göster

of

so they denigrated her with baseless accusations of incest and orgies. Kelime

4:36

bu yüzden onu ensest ve cinsel partiler gibi asılsız suçlamalarla aşağıladılar.

Kelime

denigrated her with baseless accusations: kanıtsız suçlamalarla itibarını zedelemek

Denigrated her, onun itibarını düşürecek veya değersiz biri gibi görünmesini sağlayacak biçimde konuştukları anlamına gelir. Yalnızca onu eleştirdiklerini söylemekten daha güçlüdür. With baseless accusations kullanılan yöntemi belirtir: herhangi bir olgusal veya kanıtsal desteği olmayan iddiaları kullandılar. Burada baseless, “dayanaksız” demektir; fiziksel bir tabanı olmaması anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin olgusal desteği olmayan suçlamalar kullanarak başka bir kişinin itibarına zarar verdiğini anlatır?

  1. They accused her after presenting documented proof.
  2. They disagreed with her proposal in private.
  3. They denigrated her with baseless accusations.
Cevabı göster

They denigrated her with baseless accusations.

Yet, she maintained composure until the very end. Kalıp ifadeler

4:40

Yine de, son anına kadar soğukkanlılığını korudu.

Kalıp ifadeler

maintained composure until the very end: sonuna kadar soğukkanlı kalmak

Maintained composure, özellikle baskı altındayken duygularını ve dışa yansıyan tepkilerini kontrol altında tuttuğu anlamına gelir. Maintain, yalnızca bir kez sakinleşmekten çok bir durumu sürdürmeyi vurgular. Until the very end bu sakinliği son ana kadar uzatır. Very ifadeyi güçlendirir; dolayısıyla cümle, öz denetiminin sona yaklaşırken bozulmadan sürdüğünü anlatır.

Alıştırma

Cümleyi maintain fiilinin geçmiş zamanı ve composure ile tamamlayın: During the tense interview, she ____ until the final question.

Cevabı göster

maintained composure

The queen's final words were an apology to her executioner for stepping on his foot. Dilbilgisi

4:43

Kraliçenin son sözleri, celladının ayağına bastığı için ondan özür dilemek oldu.

Dilbilgisi

an apology to someone for doing something: birine bir şey yaptığı için sunulan özür

An apology to someone for something yapısı, hem özrü alan kişiyi hem de özrün nedenini belirtir. Bu cümlede to her executioner özrün yöneltildiği kişiyi, for stepping on his foot ise neden üzgün olduğunu gösterir. for bir edat olduğu için ardından gelen neden normalde bir isim öbeği veya -ing biçimidir. Burada for, “amacıyla” değil, “nedeniyle” anlamındadır.

Alıştırma

Özür yapısını iki edatla tamamlayın: She made an apology ____ her team ____ losing the files.

Cevabı göster

to · for

However refined she may have been, Dilbilgisi

4:49

Ne kadar asil olursa olsun,

Marie Antoinette was willing to betray her country to stay in power. Kalıp ifadeler

4:50

Marie Antoinette iktidarda kalmak için ülkesine ihanet etmeye istekliydi.

Dilbilgisi

However refined she may have been: resmî bir ödünleme yapısı

However refined she may have been ifadesinde however, refined sıfatını doğrudan niteler ve “ne kadar zarif olmuş olursa olsun” anlamında bir ödünleme yan cümlesi başlatır. Burada “ama” veya “bununla birlikte” anlamına gelmez. Yan cümle, tartışma gereği bu olumlu özelliği kısa süreliğine kabul eder; ana cümle ise eleştirinin yine de geçerli olduğunu söyler. Kalıp However + sıfat/zarf + özne + fiil şeklindedir. may have been özelliği geçmişe yerleştirir ve ödünlemeye temkinli bir ton verir.

Alıştırma

Hangi cümlede however, no matter how yani “ne kadar … olursa olsun” anlamında kullanılmıştır?

  1. She is careful; however, mistakes can still happen.
  2. However careful she may be, mistakes can still happen.
  3. However, she may be careful when mistakes happen.
Cevabı göster

However careful she may be, mistakes can still happen.

Kalıp ifadeler

be willing to ... to stay in power: hazır olma, eylem ve amaç

Be willing to do something, bir eylemi kabul etmeyi ya da yapmaya hazır olmayı anlatır; mutlaka o eylemi hevesle istemek anlamına gelmez. Burada willing to betray her country, ülkeye ihaneti onun yapmaya hazır olduğu bir eylem olarak sunar. İkinci to yapısı olan to stay in power, bu eylemin amacını belirtir. Stay in power siyasi yetkiyi elinde tutmaya devam etmek demektir; böylece yapı, rahatsız edici bir hazırlığı bunun arkasındaki hedefe bağlar.

Alıştırma

Cümleyi be willing to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The ruler ____ change the law to stay in power.

Cevabı göster

was willing to

In life and death, Kalıp ifadeler

4:55

Hayatında ve ölümünde,

Kalıp ifadeler

Zaman çerçevesi olarak In life and death

In life and death, eşleştirilmiş ve retorik bir ifadedir. Biyografik ya da tarihî bir yorumda kişinin hem yaşamını hem de ölümünden sonraki dönemi kapsayabilir. Cümlenin başında kullanıldığında, ardından gelen ifadenin zaman çerçevesini belirler. Genellikle etki, itibar, tartışmalı olma veya simgesel anlam hakkında tek bir genel değerlendirme sunar; iki ayrı eylemi adlandırmaz.

Alıştırma

Hem yaşamında hem ölümünden sonra anlamına gelen sabit ifadeyi tamamlayın: In ____, the writer remained a symbol of freedom.

Cevabı göster

life and death

she remains a symbol of everything wrong with the decadent monarchy. Kalıp ifadeler

4:56

çökmekte olan monarşinin tüm yanlışlarının bir sembolü olarak kalmaya devam ediyor.

Kalıp ifadeler

Yozlaşmış monarşide yanlış olan her şeyin simgesi

Bu cümlede a symbol of everything wrong with the decadent monarchy, bir kişinin monarşinin bütün kusurlarının en belirgin temsilcisi olarak görüldüğünü anlatır. of edatı, simgenin neyi temsil ettiğini gösterir; sahiplik bildirmez. everything wrong with X, X'in başarısızlıklarını kapsamlı ve son derece eleştirel biçimde özetler. a symbol of everything wrong with X kalıbı, bir kişiyi, olayı veya nesneyi çok daha geniş bir sorunlar bütününün temsilcisi olarak sunabilir.

Alıştırma

a symbol of everything wrong with ... kalıbını ve the system isim grubunu kullanarak cümleyi tamamlayın: The repeated outage became ____.

Cevabı göster

a symbol of everything wrong with the system

A convenient symbol, Anlatım akışı

5:01

Kullanışlı bir sembol,

and an example of the public's appetite Deyimler

5:02

ve halkın önde gelen kadınları

for smearing prominent women with their own fantasies and frustrations.

5:04

kendi fantezileri ve hüsranlarıyla karalama iştahının bir örneği.

Anlatım akışı

Eleştirel bir yeniden çerçeveleme olarak A convenient symbol

A convenient symbol, daha önce kullanılan symbol sözcüğünü tekrarlar ancak onun çerçevesini değiştirir. Convenient burada eleştireldir: Kişinin suçlama veya yansıtma için kolay ve kullanışlı bir hedef olduğunu anlatır; simgenin yalnızca pratik olduğu anlamına gelmez. Başlangıç, tam bir yan cümle değil, bir isim grubu parçasıdır. Bir yanıtta bu kısa biçim Yes, a symbol—but a convenient one gibi işler: Önceki etiketi kısa süreliğine kabul eder, yeni bir yargı ekler ve okuyucuyu ardından gelen açıklamaya yönlendirir.

Alıştırma

A convenient symbol bu tartışmada ne yapıyor?

  1. symbol sözcüğünü korur ancak kişinin suçlanması kolay bir hedef olduğunu düşündürür.
  2. Önceki iddiayı anlamını değiştirmeden tarafsız biçimde tekrarlar.
  3. Simgenin pratik ve kullanımı kolay olduğunu, hiçbir eleştiri içermediğini söyler.
Cevabı göster

symbol sözcüğünü korur ancak kişinin suçlanması kolay bir hedef olduğunu düşündürür.

Deyimler

appetite for smearing: itibara zarar vermeye yönelik güçlü arzu

Appetite for + isim veya -ing biçimi, güçlü ve tekrarlanan bir isteği ya da hevesi anlatmak için fiziksel açlığı mecaz olarak kullanır. Burada the public's appetite for smearing, halkı öne çıkan kadınların itibarına yönelik saldırıları güçlü biçimde isteyen, hatta bunlardan zevk alan bir topluluk gibi gösterir. Smearing burada gerçek anlamda bir şeyi sürmek değildir. To smear a person, haksız, çarpıtılmış veya kötü niyetli iddialarla birinin itibarına zarar vermektir. Their own halkı ifade eder: söz öbeği, bu saldırıların halkın kendi hayalleri ve hayal kırıklıklarıyla şekillendiğini söyler.

Alıştırma

Cümlede the public's appetite for smearing prominent women ne anlama geliyor?

  1. Halkın öne çıkan kadınlar hakkında okuduktan sonra duyduğu fiziksel açlık
  2. Halkın öne çıkan kadınların itibarına zarar verme yönündeki güçlü arzusu
  3. Halkın hayal kırıklığına rağmen öne çıkan kadınları övme alışkanlığı
Cevabı göster

Halkın öne çıkan kadınların itibarına zarar verme yönündeki güçlü arzusu

So what you're saying is she was guilty of being queen? Notlar

5:09

Yani kraliçe olmaktan mı suçluydu diyorsunuz?

Ton ve niyet

So what you're saying is...: başka birinin görüşünü yeniden ifade etmek

So what you're saying is... bir yeniden ifade etmeyi başlatır: konuşan kişi, karşısındaki kişinin görüşünü kendi sözleriyle özetler. Doğrudan alıntı belirtmez. is sonrasındaki yan cümle, konuşanın sonuç hakkındaki kendi yorumunu verir; is sonrasında that bulunabilir ama çoğu zaman atılır. Gerçekten anlamayı kontrol etmek için kullanıldığında bu kalıp tarafsız duyulabilir ve düzeltmeye imkân tanır. Bu soruda she was guilty of being queen? şeklindeki sıkıştırılmış sonuç, yeniden ifadeyi keskin ve kuşkucu yapar; bu nedenle görüşü yalnızca tekrarlamak yerine ona meydan okur.

Alıştırma

So what you're saying is... yeniden ifade kalıbını tam olarak tamamlayın: So what you're ____ we need more time before deciding?

Cevabı göster

saying is

Deyimler

guilty of being queen: bir kimliği suç gibi göstermek

Guilty of normalde bir suçu, yanlış davranışı veya kınanacak bir eylemi belirtir. Burada being queen bir kimliktir, suç değildir; bu uyumsuzluk da ironi yaratır. Soru, karşıdaki kişinin akıl yürütmesini sorgular: Kadının yaptığı bir şey yüzünden değil, kim olduğu yüzünden mahkûm edildiğini ima eder. Guilty of ifadesinden sonra zararsız bir kimlik veya davranış kullanmak, adaletsiz bir değerlendirme ölçütünü ortaya çıkarabilir.

Alıştırma

Bu cümlede guilty of being queen gerçek bir ceza suçunun adı mıdır?

  1. Evet. Kraliçelerin işlediği bir suçun resmî adını verir.
  2. Hayır. Onun kimliğini ironik biçimde bir suçmuş gibi gösterir.
Cevabı göster

Hayır. Onun kimliğini ironik biçimde bir suçmuş gibi gösterir.

Should monarchs be judged by their personal qualities Anlatım akışı

5:12

Hükümdarlar kişisel niteliklerine göre mi

or the historical role they occupied?

5:15

yoksa üstlendikleri tarihi role göre mi yargılanmalıdır?

Anlatım akışı

Should monarchs be judged by A or B?: iki ölçütü çerçevelemek

Or kullanılan bu soru, bir hükümdarın kişisel nitelikleri ile o kişinin üstlendiği tarihsel rolü iki olası ölçüt olarak yan yana koyar. Yeni bir olgu eklemek yerine tartışmayı hangi temelde değerlendirme yapılması gerektiği etrafında düzenler. Be judged by yapısında by, değerlendirmeyi yapan kişiyi değil ölçütü belirtir. Burada occupied, bir rolü üstlenmek veya doldurmak anlamına gelir; askerî işgali anlatmaz. Soru, yalnızca bir ölçütün önemli olabileceğini iddia etmek zorunda olmadan karşılaştırmaya davet edebilir.

Alıştırma

Bu sorunun tartışmayı düzenleyen temel işlevi nedir?

  1. Tartışmayı kişisel karakter ile tarihsel konum arasındaki bir karşılaştırma olarak çerçeveler.
  2. Hangi hükümdarın fiziksel olarak bir yeri ele geçirdiğini sorar.
  3. Bütün hükümdarlar hakkında nihai ve olgusal bir hüküm verir.
Cevabı göster

Tartışmayı kişisel karakter ile tarihsel konum arasındaki bir karşılaştırma olarak çerçeveler.

And can even the powerful be victims of circumstance? Kalıp ifadeler

5:17

Ve güçlüler bile koşulların kurbanı olabilir mi?

Kalıp ifadeler

victims of circumstance: dış koşulların etkilediği mağdurlar

Victims of circumstance, toplumsal koşullar, kurumlar veya ani olaylar gibi tamamen kontrol edemedikleri güçler nedeniyle zarar gören ya da kısıtlanan kişileri anlatır. Bu ifade, dikkati kişisel niyetten dış baskılara çevirir. Buradaki soru, güçlü kişilerin de yaşadıkları dönem ve çevrelerindeki sistemler tarafından kısıtlanıp kısıtlanamayacağını sorar. Onların sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz; koşulların davranışlarını ne ölçüde açıkladığını sorgular.

Alıştırma

victims of circumstance ifadesine en yakın anlam hangisidir?

  1. Başkaları için kasıtlı olarak zor koşullar yaratan kişiler
  2. Kontrolleri dışındaki koşullar nedeniyle zarar gören veya kısıtlanan kişiler
  3. Mahkemede belirli bir olay hakkında tanıklık eden kişiler
Cevabı göster

Kontrolleri dışındaki koşullar nedeniyle zarar gören veya kısıtlanan kişiler

These are the questions that arise when we put history on trial. Deyimler

5:21

Bunlar, tarihi yargılamaya tabi tuttuğumuzda ortaya çıkan sorulardır.

Deyimler

that arise when we put history on trial: ortaya çıkan sorular ve yargılama metaforu

that arise when... ilgi cümleciği, soruları geçmişe belirli bir bakış açısından baktığımızda doğal olarak ortaya çıkan sorular olarak tanımlar. Yeni bir olay eklemek yerine önceki soruları onların kaynağına bağlar. Put history on trial bir metafordur. Bir dava kanıtları inceler ve sorumluluk belirler; bu yüzden ifade geçmişteki kişileri, kurumları ve olayları mahkeme benzeri bir çerçevede değerlendirmek anlamına gelir. Tarihi gerçek anlamda mahkemeye götürmek değildir.

Alıştırma

Bu cümlede questions that arise when we put history on trial ne anlama gelir?

  1. Hukuki bir dava başlar başlamaz otomatik olarak çözülen sorular
  2. Geçmişi mahkeme benzeri bir çerçevede değerlendirdiğimizde doğal olarak ortaya çıkan sorular
  3. Tarih tanık olarak ortaya çıktığında avukatların ona gerçek anlamda sorduğu sorular
Cevabı göster

Geçmişi mahkeme benzeri bir çerçevede değerlendirdiğimizde doğal olarak ortaya çıkan sorular

Alongside Marie Antoinette, Anlatım akışı

5:28

Marie Antoinette'in yanı sıra,

Cleopatra is one of the most notorious women in history. Kalıp ifadeler

5:30

Kleopatra da tarihteki en kötü şöhretli kadınlardan biridir.

Anlatım akışı

Alongside Marie Antoinette: iki kişiyi aynı tartışma çerçevesine yerleştirmek

Alongside Marie Antoinette, cümlenin başına yerleştirilmiş bir edat öbeğidir. Marie Antoinette ile Cleopatra’yı aynı tartışma çerçevesine yerleştirerek konuşmacının bilinen bir örnekten diğerine geçmesine yardımcı olur. Burada alongside, birlikte veya paralel biçimde ele alınan anlamında soyut olarak kullanılır. İki kadının fiziksel olarak yan yana durduğunu anlatmaz ve tek başına belirli benzerlik ya da farklılıkları karşılaştırmaz.

Alıştırma

Alongside Marie Antoinette bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Cleopatra’nın fiziksel olarak Marie Antoinette’in yanında durduğunu söyler.
  2. Cleopatra ile Marie Antoinette’i aynı tartışma çerçevesine yerleştirir.
  3. İkisinin belirli farklılıklarını ayrıntılı biçimde karşılaştırmaya başlar.
Cevabı göster

Cleopatra ile Marie Antoinette’i aynı tartışma çerçevesine yerleştirir.

Kalıp ifadeler

one of the most notorious women: one of the most + sıfat + çoğul isim

one of the most + sıfat + sayılabilen çoğul isim yapısı, bir özelliğe çok yüksek derecede sahip olan bir grubun üyelerinden birini ifade eder. one of, bir grubun bir üyesi anlamına geldiği için sıfattan sonraki isim çoğul olmalıdır: woman değil, women. Burada notorious, olumsuz nedenlerle ünlü anlamına gelir; in history ise üstünlük derecesinin karşılaştırma alanını belirler. İfadenin tamamı Cleopatra’yı tarih boyunca en kötü veya en tartışmalı şöhrete sahip kadınlar arasına yerleştirir.

Alıştırma

one of the most + sıfat + çoğul isim yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. She is one the most influential writers on the team.
  2. She is one of the most influential writer on the team.
  3. She is one of the most influential writers on the team.
Cevabı göster

She is one of the most influential writers on the team.

So was this Egyptian queen just a skilled seductress Anlatım akışı

5:34

Peki bu Mısır kraliçesi sadece yetenekli bir baştan çıkarıcı mıydı,

or a great ruler in her own right? Kalıp ifadeler

5:37

yoksa başlı başına büyük bir hükümdar mıydı?

Anlatım akışı

just a skilled seductress or a great ruler in her own right: iki değerlendirmeyi karşılaştırma

Bu soru, just A or B? yapısıyla iki değerlendirmeyi karşı karşıya getirir. Buradaki just, “yalnızca” anlamındadır: İlk tanımı sınırlayıcı ve küçümseyici hâle getirirken or, onu büyük bir hükümdar olarak değerlendirme seçeneğini sunar. İki seçenek eşit derecede tarafsız biçimde verilmez. Bu ifade, izleyiciyi indirgemeci bir kalıp yargıdan onun başarıları hakkında daha karmaşık bir soruya yöneltir.

Alıştırma

just a skilled seductress or a great ruler in her own right? ifadesi ne yapıyor?

  1. Sınırlayıcı bir kalıp yargıyı, onun başarılarına ilişkin daha geniş bir değerlendirmeyle karşılaştırır.
  2. Tamamen tarafsız iki meslek unvanı verir.
  3. Aynı anda hangi iki resmî görevi yürüttüğünü sorar.
Cevabı göster

Sınırlayıcı bir kalıp yargıyı, onun başarılarına ilişkin daha geniş bir değerlendirmeyle karşılaştırır.

Kalıp ifadeler

in her own right: kişinin kendi konumu veya başarısı sayesinde

In her own right, yalnızca başka biriyle olan bağlantısı sayesinde değil, “kendi konumu, yeteneği veya başarıları sayesinde” anlamına gelir. Burada, bizzat yaptıkları temelinde büyük bir hükümdar olarak değerlendirilebileceğini söyler. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: in my own right, in his own right veya in their own right. Buradaki right yön değil, geçerli bir hak iddiası veya konum anlamındadır.

Alıştırma

“Kendi başarıları sayesinde” anlamındaki kalıp ifadeyi tamamlayın: She is a respected historian ____.

Cevabı göster

in her own right

You decide with this video.

5:39

Bu videoyla siz karar verin.