Uslu Bir Çocuk Olmanın Tehlikeleri: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Uyumlu çocuk yetişkinleri dengede tutmak için öfke, arzu ve hırsını bastırır; bu da ilişkilerde, işte ve kendini kabullenmede güçlük yaratır. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “a necessity rather than a choice.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: rather than zorunlulukla seçimi karşılaştırarak iyi davranışın ardındaki irade eksikliğini gösterir. 2. “radically at odds with” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: arzunun kabul edilebilir benlik imgesiyle kökten çatıştığını güçlü biçimde söyler. 3. “fruitfully and bravely bad.” — Söylem, anlatı ve retorik: kapanış paradoksu bad sözcüğünü dürüst ve yapıcı itaatsizlik olarak yeniden tanımlar ve savı etkili biçimde bitirir.
Bu derste
keep + nesne + sıfat: keep their bedroom tidy
keep their bedroom tidy ifadesinde their bedroom, keep fiilinin nesnesidir; tidy ise nesnenin sürdürülmekte olan durumunu anlatan bir nesne tamamlayıcısıdır. İfade, yatak odasının düzenli kalmasını sağladıkları anlamına gelir; düzenli bir yatak odasını ellerinde tuttukları anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp keep + nesne + sıfattır. Sıfat, korunacak durumu belirttiği için nesneden sonra gelir.
Alıştırma
keep ve healthy sözcüklerini doğru boşluklara yerleştirerek keep + nesne + sıfat yapısını tamamlayın: Daily walks help ____ your dog ____.
Cevabı göster
keep · healthy
They use their brakes when cycling down a hill. Dilbilgisi
0:10Yokuş aşağı bisiklet sürerken frenlerini kullanırlar.
kısaltılmış zaman yan cümlesi olarak when cycling
when cycling ifadesinde cycling, kısaltılmış bir zaman yan cümlesindeki şimdiki zaman ortacıdır. Tam anlamı when they are cycling şeklindedir ve ifade frenleri ne zaman kullandıklarını belirtir; brakes sözcüğünü nitelemez. Bu kısaltma mümkündür çünkü cycling sözcüğünün söylenmeyen öznesi, ana cümlenin öznesi olan they ile aynıdır. Bir zaman yan cümlesini when + -ing ile yalnızca bu ortak özne açık olduğunda kısaltın.
Alıştırma
Bu cümlede kısaltılmış yan cümle doğru kullanılmış mı? When driving to work, a tree blocked the road.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Because they don't pose many immediate problems, Kalıp ifadeler
0:14Acil pek fazla sorun yaratmadıkları için,
we tend to assume that all is well with good children. Kalıp ifadeler
0:16iyi çocuklarda her şeyin yolunda olduğunu varsayma eğilimindeyiz.
pose many immediate problems: çok sayıda acil sorun yaratmak
Bu cümlede pose many immediate problems, “hemen ilgilenilmesi gereken çok sayıda sorun ortaya çıkarmak veya bunlara yol açmak” anlamına gelir. Pose fiilinin nesnesi many immediate problems ifadesidir; burada fotoğraf için poz vermek anlamı yoktur. pose + problem, difficulty, risk, threat veya challenge kalıbı, bir şeyin zorluk ya da tehlike yarattığını kısa ve öz biçimde anlatır. Genellikle bir kişi, grup veya planın karşılaştığı soruna odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümlede pose “zorluk yaratmak” anlamında kullanılmıştır?
- The guide solves a problem for the visitors.
- The photographer poses for a photo after the race.
- The narrow entrance poses a problem for wheelchair users.
Cevabı göster
The narrow entrance poses a problem for wheelchair users.
tend to assume that: varsayma eğiliminde olmak
Tend to assume that, insanların tam olarak kontrol etmeden yaygın biçimde kabul ettiği bir inancı ifade eder. Tend to bunun sık sık gerçekleştiğini ama her zaman olmadığını, assume ise yeterli kanıt bulunmadan önce bir fikri doğru kabul etmeyi belirtir. That ile başlayan yan cümle inancın ne olduğunu açıklar. Bu ifade dikkatli bir genelleme yapar ve çoğu zaman okuyucuyu ya da dinleyiciyi o inancı sorgulamaya hazırlar.
Alıştırma
Hangi cümle yaygın ama evrensel olmayan ve kontrol edilmemiş olabilecek bir inancı anlatır?
- We know for certain that the library closes at six.
- We tend to assume that a crowded restaurant serves good food.
- We conclude from the inspection report that the roof is unsafe.
Cevabı göster
We tend to assume that a crowded restaurant serves good food.
That all goes to the kids who are graffitiing the underpass.
0:24Bu endişenin tümü, alt geçitlere grafiti yapan çocuklara yönelir.
because they do everything that's expected of them. Kalıp ifadeler
0:30çünkü onlardan beklenen her şeyi yaparlar.
expected of them: standardı kim karşılamalı
everything that's expected of them ifadesinde everything, gerekli görülen davranışı veya standardı belirtir; them ise good children ifadesine gönderme yapar. Yeniden kullanılabilen kalıp something + be expected of + someone biçimindedir: önce gerekli görülen şeyi, ardından bu beklentiyi karşılaması gereken kişiyi söyler. Buradaki expected yalnızca “tahmin edilen” anlamına gelmez. Bir kişiye yüklenen toplumsal bir gerekliliği veya standardı ifade eder.
Alıştırma
Standardı kimin karşılaması gerektiğini gösteren, expected ile kurulan iki sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: Professional honesty is ____ every journalist.
Cevabı göster
expected of
And that, of course, is precisely the problem: savdaki dönüş
That önceki fikre, yani çocukların kendilerinden beklenen her şeyi yapmasına gönderme yapar. Ardından cümle, görünüşte olumlu olan bu gerçeği sorunun ta kendisi olarak yeniden çerçeveler ve savı yüzeysel onaydan eleştiriye çevirir. And, yargıyı doğrudan önceki içeriğe bağlar. Of course sonucu konuşanın açık ve belli gördüğü bir şey olarak sunarken precisely iddiayı kesin biçimde odaklar: sorun ayrı bir konu değil, tam da bu gerçeğin kendisidir. Böylece kısa cümle, savın merkezindeki dönüşü işaretler ve vurgular.
Alıştırma
Bu kısa savda ikinci cümle ne yapıyor? "The rule rewards people who never question it. And that, of course, is precisely the problem."
- Ayrı ve ilgisiz bir sorun ortaya atar.
- Önceki gerçeği sorunun tam kendisi olarak belirler.
- Önceki iddiayı geri çeker.
Cevabı göster
Önceki gerçeği sorunun tam kendisi olarak belirler.
The secret sorrows and future difficulties of the good boy or girl
0:38İyi bir erkek ya da kız çocuğunun gizli kederleri ve gelecekteki zorlukları,
begin with their inner need for excessive compliance. Kelime
0:42içlerindeki aşırı itaat ihtiyacıyla başlar.
aşırı boyun eğme
Bu psikolojik açıklamada compliance, kişinin kendi ihtiyaçlarını ortaya koymak yerine başkalarının talep veya isteklerine uyması anlamına gelir. Excessive, bu davranış biçiminin sağlıklı ya da özgürce seçilmiş düzeyi aştığını gösterir. Bu nedenle excessive compliance burada içsel bir güvenlik ihtiyacından kaynaklanan aşırı boyun eğmeyi anlatır; çocuğun uyumlu oluşuna yönelik bir övgü değildir.
Alıştırma
Hangi durum psikolojik anlamdaki excessive compliance ile en iyi açıklanır?
- Bir kişi, hayır demeyi güvensiz bulduğu için talepler haksız olsa bile hepsini kabul eder.
- Bir şirket gerekli tüm güvenlik düzenlemelerine uyar.
- İki arkadaş bir görevi adil biçimde bölüşüp birlikte çalışır.
Cevabı göster
Bir kişi, hayır demeyi güvensiz bulduğu için talepler haksız olsa bile hepsini kabul eder.
they simply have no inclination to be anything else. Kalıp ifadeler
0:49başka bir şey olmaya hiç eğilimi yoktur.
doğanın bir cilvesiyle
By a quirk of nature, doğada kendiliğinden ortaya çıkan alışılmadık ve rastlantısal bir özellik nedeniyle demektir. Quirk küçük ve şaşırtıcı bir düzensizliği anlatır; ciddi bir kusur değildir. Burada ifade, bir çocuğun başka türlü davranmak istememesi fikrini olasılığı düşük, doğuştan gelen bir rastlantı gibi sunar. Söyleyiş hafifçe ironiktir: konuşan kişi bunu bilimsel bir neden olarak sunmak yerine bu açıklamayı sorgular.
Alıştırma
Cümleyi ‘doğanın alışılmadık bir rastlantısı nedeniyle’ anlamındaki tam beş sözcüklük ifadeyle tamamlayın: ____, this normally white flower produced blue petals.
Cevabı göster
By a quirk of nature
have no inclination to be: olmaya istekli olmamak
Have no inclination to be, bir şeye dönüşme isteği ya da eğilimi olmaması demektir. Kalıp have no inclination to + fiilin yalın hâli şeklindedir; bu nedenle bu cümlede to sözcüğünden sonra be gelir. Burada başka bir şey olmayı düşünmüyorlar; ifade bu isteksizliği geçici bir duygu değil, yerleşik bir eğilim olarak sunar. Inclination burada zihinsel bir tercih veya istek anlamındadır, fiziksel eğim anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi have no inclination to hedef ifadesi ve be fiiliyle tamamlayın. I ____ the team leader; I prefer supporting the group.
Cevabı göster
have no inclination to be
They are good because they have no other option. Kalıp ifadeler
0:52İyidirler, çünkü başka seçenekleri yoktur.
have no other option: başka seçeneği olmamak
Have no other option, kabul edilebilir veya uygulanabilir başka bir seçenek yokmuş gibi görünmesi demektir. Birinin hangi seçeneği tercih ettiğini değil, seçim alanının daraldığını vurgular. Bu cümledeki iddia hissedilen baskıyla ilgilidir: iyi davranmak tek güvenli yol olarak sunulur. Teknik olarak başka davranışlar mümkün olsa bile ifade, kişinin algıladığı bir kısıtlamayı anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, Maya'nın yalnızca bir seçeneği tercih ettiğini değil, kabul edilebilir başka bir alternatif görmediğini belirtir?
- Maya has no better option than to postpone the trip.
- Maya has another option, but she dislikes it.
- Maya has no other option but to postpone the trip.
Cevabı göster
Maya has no other option but to postpone the trip.
Their goodness is a necessity rather than a choice. Dilbilgisi
0:56Onların iyiliği bir seçimden ziyade bir zorunluluktur.
A rather than B: bir seçimden ziyade bir zorunluluk
A rather than B yapısında konuşan kişi A’yı doğru tanım olarak belirtir ve B’yi reddeder. Burada goodness, uyumlu ve söz dinleyen davranışı ifade eder; bu davranış özgürce seçilmiş değil, zorunlu görülmektedir. Sıralama önemlidir: A kabul edilen düşünce, B ise elenen alternatiftir. Bu yapı bir kategori, neden veya güdüyü düzeltmek ya da daha kesin biçimde ifade etmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
“a necessity rather than a choice” ifadesindeki karşıtlığı en iyi hangi seçenek açıklar?
- Bu, özgürce seçilmiş değil, zorunlu bir şeydi.
- Hem zorunluydu hem de özgürce seçilmişti.
- Önce bir zorunluluktu, sonra bir seçime dönüştü.
Cevabı göster
Bu, özgürce seçilmiş değil, zorunlu bir şeydi.
Many good children are good out of love of a depressed, Kalıp ifadeler
1:00Birçok iyi çocuk, daha fazla karmaşa veya zorlukla başa çıkamayacağını açıkça belli eden depresif,
harassed parent who makes it clear they just couldn't cope with any more complications or difficulties. Kalıp ifadeler
1:03bunalmış bir ebeveyne duydukları sevgiden dolayı iyidir.
out of love of: sevgiye dayalı bir nedeni belirtmek
Out of love of, birine duyulan sevginin davranışı motive etmesi anlamına gelir. Bu cümlede çocuklar, bunalmış bir ebeveyni önemsedikleri için kendi ihtiyaçlarını sınırlar; ifade, almayı umdukları bir ödülü değil, davranışlarının kaynağını belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı out of + duygu veya güdü biçimindedir: out of fear, out of respect ve out of curiosity buna örnektir. Burada out of, “nedeniyle” anlamındadır; bir yerden dışarı çıkmayı veya bir şeyin tükenmesini anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede out of bir eylemin nedenini belirtmek için kullanılmıştır?
- He walked out of the building after lunch.
- He kept the tradition out of love of his grandparents.
- He ran out of patience during the delay.
Cevabı göster
He kept the tradition out of love of his grandparents.
cope with: zorluklarla başa çıkmak
Cope with, özellikle baskı altında zor bir durumu idare etmek, ona dayanmak veya işlevini sürdürmek anlamına gelir. Zorluğu ortadan kaldırmaya değil, onunla başa çıkmaya odaklanır. Buradaki couldn't cope with any more complications or difficulties, ebeveynin idare edebileceği şeylerin sınırına ulaştığını hissettiğini gösterir. Sorunların çözüldüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Sorunu mutlaka çözmeden baskıyı idare etmek anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: With a clear plan, I can ____ the extra workload.
Cevabı göster
cope with
Or maybe they're very good to soothe a violently angry parent
1:09Ya da belki de, kusursuzluktan uzak herhangi bir davranış belirtisi karşısında felaket derecede korkutucu olabilen,
who could become catastrophically frightening at any sign of less than perfect conduct. Kelime
1:14şiddetle öfkeli bir ebeveyni yatıştırmak için çok iyidirler.
less than perfect conduct: kusursuz olmayan davranış
Less than perfect, yumuşatılmış bir olumsuz ifadedir: kusurlu ya da tamamen kabul edilebilir olmayan anlamına gelir; mutlaka neredeyse kusursuz demek değildir. Söyleyişe göre nazik veya kuru bir ironi gibi duyulabilir. Conduct, davranış anlamına gelen resmî ve bu anlamda genellikle sayılamayan bir sözcüktür. any sign of less than perfect conduct ifadesinde standart o kadar katıdır ki davranıştaki küçük bir kusur bile tepki doğurabilir.
Alıştırma
Resmî bir değerlendirmede "The employee showed less than perfect conduct" en doğal olarak ne anlama gelir?
- Çalışanın davranışı neredeyse kusursuzdu ve övgüyü hak ediyordu.
- Çalışanın davranışlarında bazı kusurlar vardı.
- Çalışan beklenenden daha az iş tamamladı.
Cevabı göster
Çalışanın davranışlarında bazı kusurlar vardı.
But this sort of repression of more challenging emotions,
1:19Ancak daha zorlayıcı duyguların bu tür bir bastırılması,
though it produces short-term pleasant obedience, Dilbilgisi
1:22kısa vadede hoş bir itaat sağlasa da,
stores up a huge amount of difficulty in later life. Öbek fiiller
1:26ileriki yaşamlarda büyük miktarda zorluk biriktirir.
though: ana iddiadan önce bir noktayı kabul etmek
Burada though, özne ile ana fiil arasına yerleştirilmiş bir ödünleme yan cümlesi başlatır. Bu yan cümle, duyguları bastırmanın kısa vadede hoş bir itaat sağlayabileceğini kabul eder; ancak kabul edilen bu yarar yazarın vardığı sonuç değildir. Cümle daha sonra ana yapısına döner: bu tür bir bastırma zorluk biriktirir. though yan cümlesi arka plandaki ödünleme bilgisidir; uzun vadeli zararla ilgili daha önemli iddia ise ana cümlede bulunur. Bu yapı, karşıt bir sonuç bildirmeden önce bir noktayı kabul etmenizi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, ana olumsuz sonucu sunmadan önce kısa vadeli bir yararı kabul etmek için though kullanır?
- Because the shortcut saves time today, it may create more work tomorrow.
- Though the shortcut saves time today, it may create more work tomorrow.
- The shortcut saves time today, so it will create more work tomorrow.
Cevabı göster
Though the shortcut saves time today, it may create more work tomorrow.
stores up: gelecekteki zorlukların birikmesine yol açmak
Stores up, ayrılabilen store up öbek fiilinin üçüncü tekil şahıs biçimidir. Burada mecazi anlamdadır: bastırma, zorlukların şimdi birikmesine ve etkilerinin daha sonra ortaya çıkmasına yol açar. Fiziksel nesneleri depoya koymayı anlatmaz. Yaygın yapı store up + isim biçimindedir ve özellikle trouble, problems, resentment veya energy gibi sözcüklerle kullanılır. Bu cümlede a huge amount of difficulty nesnedir; in later life ise biriken sonucun ne zaman hissedileceğini belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede store up, daha sonra ortaya çıkacak sorunlar yaratmak anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?
- She saved up enough money for a bicycle.
- Pressure built up inside the sealed bottle.
- Ignoring the leak now will store up bigger problems for the future.
Cevabı göster
Ignoring the leak now will store up bigger problems for the future.
Practiced educators and parents should spot signs of exaggerated politeness
1:30Deneyimli eğitimciler ve ebeveynler, abartılı nezaket belirtilerini fark etmeli
and treat it as the grave danger it really is. Dilbilgisi
1:35ve bunu gerçekten olduğu gibi ciddi bir tehlike olarak ele almalıdır.
treat it as: A'yı B olarak görmek
treat A as B yapısında A, değerlendirilen veya ele alınan şeydir; B ise A'ya verilen sınıf, rol ya da konumdur. Burada it, exaggerated politeness ifadesine gönderme yapar ve B, the grave danger it really is bölümüdür. Yani bu davranışın gerçekten ciddi bir tehlike olarak görülmesi gerektiği söylenir. Buradaki treat, tıbbi tedavi uygulamak ya da birine ikramda bulunmak anlamına gelmez. Bu yapı, A'ya nasıl karşılık verileceğini yönlendiren değerlendirmeyi veya sınıflandırmayı gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle bir şeyi sınıflandırmak veya değerlendirmek için treat A as B yapısını kullanıyor?
- The doctor treated Maya for an infection.
- Our hosts treated us to dinner.
- The editor treated the rumor as unconfirmed information.
Cevabı göster
The editor treated the rumor as unconfirmed information.
The good child becomes a keeper of too many secrets Deyimler
1:39İyi çocuk, çok fazla sırrın saklayıcısı
a keeper of too many secrets: mecazi bir yük
Keeper of + isim yapısı, bir şeyi elinde tutan, koruyan veya taşıyan birini anlatabilir. secrets gibi soyut bir isimle kullanıldığında bir meslek adı değil, mecazdır. Çocuk, özel bilgileri gizli tutmak zorunda olan kişi olarak sunulur. Too many, basitçe güvenilir olma görüntüsünü aşırı bir sorumluluğa dönüştürür. Bütün bu sırları saklamanın duygusal bir yük hâline geldiğini düşündürür.
Alıştırma
Bu cümlede a keeper of too many secrets en güçlü biçimde neyi düşündürüyor?
- Görevi resmî belgeleri saklamak olan bir uzman
- Saklaması gerekenden daha fazlasını sakladığı için yük altında olan biri
- Özel haberleri herkesle paylaşmaktan hoşlanan biri
Cevabı göster
Saklaması gerekenden daha fazlasını sakladığı için yük altında olan biri
and an appalling communicator of unpopular but important things.
1:42ve popüler olmayan ama önemli şeylerin korkunç bir iletişimcisi haline gelir.
They're experts in satisfying the expectations of their audiences, Kalıp ifadeler
1:49İzleyicilerinin beklentilerini karşılama konusunda uzmandırlar,
satisfying the expectations of: beklentilerini karşılamak
Burada satisfying, in edatından sonra gelen -ing biçimidir ve be an expert in + -ing yapısının parçasıdır. Satisfying the expectations of, bir kişinin ya da grubun beklediği veya kabul edilebilir bulduğu standardı ya da sonucu karşılamak anlamına gelir. Audiences burada geniş anlamda, birini izleyen veya değerlendiren kişileri anlatır. İfade, başkalarının standartlarına göre davranmaya odaklanır; mutlaka onları duygusal olarak mutlu etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir grubun beklediği standardın karşılandığını anlatacak ifadeyi tamamlayın: The new phone is ____ its budget-conscious buyers.
Cevabı göster
satisfying the expectations of
but their real thoughts and feelings stay buried Deyimler
1:53ancak gerçek düşünceleri ve duyguları gömülü kalır
real thoughts and feelings stay buried: gerçek düşünceler ve duygular gömülü kalır
Real thoughts and feelings, bir kişinin gerçekten sahip olduğu iç düşünceleri ve duyguları anlatır. Bunlar stay buried olduğunda, zaman içinde gizli ve ifade edilmemiş olarak kalır; stay tek seferlik bir gizleme eyleğini değil, devam eden bir durumu belirtir. Buried burada mecaz anlamdadır: düşünceler ve duygular üzeri örtülmüş, gözden uzak tutulmuş şeyler gibi anlatılır. İfade gerçek anlamda gömülmeyi değil, bastırılmayı veya derin biçimde gizlenmeyi anlatır; basitçe unutmak anlamına da gelmez.
Alıştırma
Gerçek duyguların zaman içinde bastırılmış olarak kaldığını anlatmak için stay buried ifadesini en iyi kullanan cümle hangisidir?
- Her real feelings stayed hidden from her friends.
- Her real feelings stayed buried behind a cheerful smile.
- Her real feelings were forgotten after one day.
Cevabı göster
Her real feelings stayed buried behind a cheerful smile.
psychosomatic symptoms: psikolojik etkenlerle bağlantılı gerçek fiziksel belirtiler
Psychosomatic symptoms; stres, korku veya bastırılmış duygular gibi psikolojik etkenlerin neden olduğu, tetiklediği ya da kötüleştirdiği gerçek fiziksel belirtilerdir. Bu terim zihin ile beden arasındaki bağlantıyı anlatır; kişinin rahatsızlığını taklit ettiği veya hayal ettiği anlamına gelmez. Bu cümlede, gömülü düşünce ve duygular bedensel etkiler üreten unsurlar olarak sunulur. Daha genel olarak ifade, psikolojik gerilim ile fiziksel belirtiler arasındaki ilişkiyi tanımlar; belirtilerin sahte olduğuna dair bir yargı bildirmez.
Alıştırma
Cümledeki psychosomatic symptoms ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Bedensel nedeni tamamen belirlenmiş herhangi bir fiziksel belirti
- Bir kişinin başkalarını kandırmak için bilerek uydurduğu belirtiler
- Psikolojik etkenlerin neden olduğu veya kötüleştirdiği gerçek fiziksel belirtiler
Cevabı göster
Psikolojik etkenlerin neden olduğu veya kötüleştirdiği gerçek fiziksel belirtiler
The sickness of the good child is that they have no experience
2:03İyi çocuğun hastalığı, diğer insanların
of other people being able to tolerate their badness. Kelime
2:07onların kötülüğünü tolere edebileceğine dair hiçbir deneyimlerinin olmamasıdır.
tolerate their badness: bir çocuğun zor yanını kabul etmek
Burada tolerate, bir kişi zor, rahatsız edici veya kusurlu davranışlar ya da duygular gösterdiğinde onu kabul etmeye ve duygusal olarak yanında kalmaya devam etmek anlamındadır. Yaptığı her şeyi sevmek veya onaylamak anlamına gelmez. Their badness ifadesinde bad sıfatı soyut bir isme dönüşür. Bu psikolojik tartışmada, çocuğun kötü biri olduğu söylenmez; öfke, kıskançlık, açgözlülük veya bencillik gibi çocuklarda görülebilen sıradan olumsuz yanlar bir arada ifade edilir. Başkalarının bu yanları görmeye dayanıp sevgilerini veya kabullerini geri çekmemeleri anlatılır.
Alıştırma
Bu bağlamda tolerate their badness ne anlama gelir?
- Çocuğun yaptığı her şeyin iyi olduğunu kabul etmek
- Ciddi zararı görmezden gelmek ve hiçbir zaman sınır koymamak
- Çocuk sıradan zor duygular veya davranışlar gösterdiğinde onu kabul etmeyi sürdürmek
Cevabı göster
Çocuk sıradan zor duygular veya davranışlar gösterdiğinde onu kabul etmeyi sürdürmek
They have missed out a vital privilege accorded to the healthy child, Notlar
2:11Sağlıklı çocuğa tanınan hayati bir ayrıcalığı kaçırmışlardır;
missed out: değerli bir şeyi alamamak veya deneyimleyememek
Burada missed out, “değerli bir şeyi alamamak veya deneyimleyememek” anlamına gelir. Ayrıcalığı, onların erişemediği bir fırsat ya da yarar olarak sunar; birinin yokluğunu özledikleri anlamına gelmez. Altyazıda a vital privilege, doğrudan missed out ifadesinden sonra gelir. Günümüzün günlük İngilizcesinde aynı fikir daha yaygın olarak missed out on a vital privilege şeklinde ifade edilir.
Alıştırma
“Maya was ill during the class trip, so she missed out on the visit to the museum,” cümlesinde missed out on ne anlama gelir?
- Müzenin yerini unuttu.
- Bu deneyimi yaşayamadı.
- Müzenin daha yakın olmasını istedi.
Cevabı göster
Bu deneyimi yaşayamadı.
accorded to: bir şeyi alıcıya resmî olarak vermek
Accorded to, “bir şeyi birine vermek veya tanımak” anlamındaki resmî accord something to someone fiil kalıbının bir parçasıdır. Altyazıda verilen şey a vital privilege, alıcı ise the healthy child ifadesidir. accorded to the healthy child sözleri, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciği oluşturur: “a vital privilege that is accorded to the healthy child.” Burada accord, bir hak veya yarar tanımakla ilgili bir fiildir; “anlaşma” anlamındaki isim değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede accorded to, altyazıdakiyle aynı resmî anlamda kullanılmıştır?
- The two groups reached an accord after weeks of talks.
- The witness's account accords with the video evidence.
- Full voting rights were accorded to every faculty member.
Cevabı göster
Full voting rights were accorded to every faculty member.
that of being able to display envious, greedy, egomaniacal sides
2:15bu ayrıcalık, kıskanç, açgözlü, benmerkezci yönlerini sergileyebilme
and yet be tolerated and loved nevertheless. Anlatım akışı
2:20ve yine de hoşgörülüp sevilme ayrıcalığıdır.
and yet ... nevertheless ile vurgulu karşıtlık
and yet, cümleyi hoş olmayan özelliklerin gösterilmesinden şaşırtıcı bir sonuca taşır: kişi yine de hoşgörülebilir ve sevilebilir. İkinci düşüncenin birinciyle karşıtlık oluşturduğunu dinleyiciye bildirir. Cümle sonundaki nevertheless aynı ödünleme sinyalini tekrarlar. Bu iki belirteç iki ayrı karşıtlık oluşturmaz; üst üste kullanılmaları çelişkiyi bilerek daha güçlü hissettirir ve tolerated and loved bölümüne ek vurgu kazandırır.
Alıştırma
Bu cümlede and yet ile nevertheless birlikte kullanıldığında nasıl bir etki oluşur?
- Hoşgörü ve sevginin olumsuz yanlara neden olduğunu gösterir.
- Karşıtlık içermeyen ikinci bir örnek sunar.
- Olumsuz yanlara rağmen hoşgörü ve sevginin sürdüğünü güçlü biçimde vurgular.
Cevabı göster
Olumsuz yanlara rağmen hoşgörü ve sevginin sürdüğünü güçlü biçimde vurgular.
The good person typically has particular problems around sex.
2:24İyi kişinin tipik olarak cinsellikle ilgili belirli sorunları vardır.
they may have been praised for being pure and innocent.
2:28saf ve masum oldukları için övülmüş olabilirler.
which can be beautifully perverse and excitingly disgusting.
2:37ki bu harika bir şekilde sapkın ve heyecan verici derecede iğrenç olabilir.
But this may be radically at odds with a picture of what they believe they're allowed to be like. Deyimler
2:41Ancak bu, kendilerine nasıl olmalarına izin verildiğine inandıkları tabloyla kökten çelişebilir.
radically at odds with: temel düzeyde uyuşmazlık
Be at odds with, bir şeyle çatışmak veya uyuşmamak anlamına gelir. Burada tartışılan konu, onların nasıl olmalarına izin verildiğine dair inandıkları tabloya uymaz. Radically bu uyuşmazlığı güçlendirir: çatışma küçük bir farklılık değil, temel düzeydedir. Bu deyimde odds, olasılık veya bahis oranı değil, karşıt konumlar anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “temelden uyuşmayan” anlamındaki dört sözcüklük tam ifadeyle tamamlayın: The official claim is ____ the available evidence.
Cevabı göster
radically at odds with
disavow their desires: arzuyu kendine ait saymayı reddetmek
Bu cümlede disavow their desires, kişinin bu arzuları kendisinin bir parçası olarak reddetmesi ya da bunlara sahip olduğunu kabul etmemesi demektir. Yalnızca harekete geçme dürtüsüne direnmek anlamına gelmez. Disavow güçlü ve resmî bir fiildir; tepkiyi kişinin kendini arzularından etkin biçimde uzaklaştırması olarak sunar. Arzular kabul edilebilir benlik imgesiyle çatıştığı için kişi onları gerçekten kendisine ait değilmiş gibi görür.
Alıştırma
Hangi cümlede disavow, kişinin bir arzuyu kimliğinin parçası olarak reddettiğini göstermek için kullanılmıştır?
- She admitted her desire for fame but chose not to act on it.
- She delayed pursuing fame until after graduation.
- She disavowed her desire for fame, insisting that it did not represent who she was.
Cevabı göster
She disavowed her desire for fame, insisting that it did not represent who she was.
go cold and detached from their bodies: hissiz ve kopuk bir duruma girmek
Burada go, “bir duruma girmek” anlamına gelen bir bağ fiilidir; cold ve detached ortaya çıkan durumu birlikte betimler. Hareket bildirmez. Cold mecazidir: duygusal sıcaklık, arzu veya tepki verme yetisi kapanır. Detached from their bodies, bedenden fiziksel olarak ayrılmayı değil, bedensel duygu ve hislerle psikolojik bağın kopmasını ifade eder.
Alıştırma
“After the shock, Maya went cold and detached from her body,” İngilizce cümlesindeki betimleme büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Daha neşeli oldu ve her duyumun daha fazla farkına vardı.
- Vücut sıcaklığı düştü ve bedeni fiziksel olarak parçalara ayrıldı.
- Duygusal olarak hissizleşti ve bedensel duyularıyla bağlantısı koptu.
Cevabı göster
Duygusal olarak hissizleşti ve bedensel duyularıyla bağlantısı koptu.
or perhaps give in to their longings Öbek fiiller
2:51ya da belki sadece hayatlarının diğer kısımlarına zarar veren
give in to their longings: arzulara direnmekten vazgeçmek
Give in to, baskıya, ayartmaya, bir talebe veya güçlü bir arzuya karşı koymayı bırakmak demektir. Burada their longings, daha önce direnmeye çalıştıkları güçlü arzuları anlatır. Bu nedenle giving in, öz denetimin veya direnişin sona erdiğini düşündürür. Kalıp give in to + isim veya zamir şeklindedir: give in to pressure, give in to temptation, give in to it. Yalnızca bir arzunun peşinden gitmekten daha güçlüdür; arzuyu içsel mücadeleyi kazanan taraf olarak gösterir.
Alıştırma
“Maya tried to ignore the craving, but she finally gave in to it,” cümlesinde gave in to it ne anlama gelir?
- İsteği fiziksel bir nesne gibi başka birine verdi.
- Bu isteğe karşı koymayı bıraktı.
- İsteğe daha güçlü biçimde direnmeye karar verdi.
Cevabı göster
Bu isteğe karşı koymayı bıraktı.
only in a disproportionate way that's destructive to other bits of their lives
2:53orantısız bir şekilde özlemlerine teslim olabilir
and leaves them disgusted and frightened.
2:58ve bu da onları iğrenmiş ve korkmuş bir halde bırakır.
take care not to + fiil: bir eylemden dikkatle kaçınmak
Take care not to + fiilin yalın hâli, dikkatli olup bir eylemden kaçınmayı söyleyen bir uyarıdır. Bu cümlede take care not to annoy, kimseyi rahatsız etmemek için dikkatli davranmak anlamına gelir. Olumsuzluk sözcüğü not, to ile kurulan mastardan önce gelir: take care not to do something. Buradaki take care, birine bakmak değil, dikkatli olmak demektir.
Alıştırma
Take care kullanarak ve not sözcüğünü to önüne getirerek uyarıyı tamamlayın: When carrying the glass, ____ drop it.
Cevabı göster
take care not to
But following the rules won't get you very far in adult life. Deyimler
3:09Ancak yetişkin yaşamında kurallara uymak sizi pek ileri götürmez.
won't get you very far: seni pek ileri götürmez
Burada get you far, 'önemli ölçüde ilerlemene veya yararlı sonuçlar elde etmene yardımcı olmak' anlamına gelir. Far fiziksel mesafeyi değil, ilerleme miktarını anlatır; get de bir şeyi 'elde etmek' anlamında değildir. Olumsuz biçim won't get you very far, kurallara uymanın bir miktar değeri olduğunu ancak yetişkinlik hayatında büyük başarı için yeterli olmadığını söyler. Bir yöntem, alışkanlık veya avantajın pratik etkisinin sınırlı olduğunu ölçülü biçimde ifade eder.
Alıştırma
'Fazla ilerlemene yardımcı olmaz' anlamını veren vurgulanmış ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: A clever plan ____ unless you put it into action.
Cevabı göster
won't get you very far
worth doing: worth + -ing yapısı
Worth, bir şeyin harcanacak zaman veya çabaya değecek kadar değerli ya da yararlı olduğunu belirtir. Worth sözcüğünden sonra bir eylem geldiğinde -ing biçimi kullanılır: worth doing, worth reading, worth trying; worth to do kullanılmaz. something is worth doing yapısında özne, -ing fiilinin anlam bakımından nesnesidir: a book is worth reading, kitabı okumaya değer olduğu anlamına gelir. Burada doing, önceki everything sözcüğüne gönderme yapar.
Alıştırma
Cümleyi read fiilinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: This guide is worth ____ before your first trip.
Cevabı göster
reading
or important will meet with a degree of opposition. Kalıp ifadeler
3:16veya önemli olan hemen hemen her şey bir dereceye kadar muhalefetle karşılaşacaktır.
meet with a degree of opposition: bir ölçüde muhalefetle karşılaşmak
Meet with opposition, dirençle ya da karşı çıkmayla karşılaşmak demektir. Bu cümlede ifade, önceki bağlamda anlatılan şeylerin yüklemidir; meet with burada biriyle buluşmak anlamına gelmez. A degree of, miktarı kesin olarak belirtmeden belli bir ölçüyü anlatır. Birlikte kullanıldıklarında direnci ölçülü ve çözümleyici bir dille sunarlar.
Alıştırma
Cümleyi “bir ölçüde muhalefetle karşılaşmak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The new policy may ____ from local residents.
Cevabı göster
meet with a degree of opposition
A brilliant idea will always disappoint certain people
3:20Zekice bir fikir, belirli insanları her zaman hayal kırıklığına uğratacaktır
and yet may be very much worth holding on to. Öbek fiiller
3:23ama yine de tutunmaya çok değer olabilir.
hold on to an idea: bir fikirden vazgeçmemek
Hold on to something, bir şeyi korumak ve ondan vazgeçmemek anlamına gelebilir. Burada korunan şey önceki bağlamdaki parlak fikirdir; dolayısıyla holding on to it, muhalefete rağmen fikre inanmaya veya onu korumaya devam etmek demektir. to sözcüğü, çok sözcüklü hold on to fiilinin bir parçasıdır. an idea worth holding on to örneğinde olduğu gibi nesnesi cümlenin başka bir yerinden veya bağlamdan anlaşıldığında sonda yer alabilir.
Alıştırma
Cümleyi hold ile kurulan ve “korumaya devam etmek” anlamına gelen üç sözcüklü fiille tamamlayın: Even after the first test failed, Maya decided to ____ her original idea a little longer.
Cevabı göster
hold on to
The good child is condemned to career mediocrity and sterile people-pleasing. Deyimler
3:26İyi çocuk, kariyer vasatlığına ve kısır bir şekilde insanları memnun etmeye mahkumdur.
condemned to career mediocrity: kariyerde vasatlığa mahkûm olmak
Bu cümlede condemned to, “kaçması çok zor görünen kötü bir kadere doğru zorlanmak” anlamına gelir. Kullanım mecazidir; bir mahkeme tarafından verilmiş hüküm yoktur. condemned to + isim veya -ing biçimi, ardından gelen sonucu hem olumsuz hem de neredeyse kaçınılmaz gösterir. Burada career mediocrity belirli bir işi değil, mesleki başarı düzeyinin sıradan ve dikkat çekmeyen olmasını anlatır.
Alıştırma
Kötü bir sonucun neredeyse kaçınılmaz göründüğünü belirten ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Without access to new training, these workers may be ____ low-paid work.
Cevabı göster
condemned to
complexities, and ambitions.
3:40karmaşıklıkları ve hırslarıyla dürüst, korkusuz bir ilişki kurmasını içerir.
one's own dark sides: kişinin kendi karanlık yönleri
Dark sides, bir kişinin karakterinde veya iç dünyasında rahatsız edici, bencil, saldırgan ya da toplumca kabul edilmez görünen yönleri anlatan bir mecazdır. Kişinin mutlaka kötü veya tehlikeli olduğu anlamına gelmez. One's own, kişinin kendisini dürüstçe tanımasını vurgular. Bu cümlede o yönlerle açık bir ilişki kurmak, her karanlık dürtüye uymak değil, onları kabul edip anlamak demektir.
Alıştırma
"A mature person can face their own dark sides," cümlesinde dark sides büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Kişinin tamamen kötü olduğunun kanıtı
- Bir odanın az ışık alan bölümleri
- Kişiliğin rahatsız edici veya toplumca onaylanmayan yönleri
Cevabı göster
Kişiliğin rahatsız edici veya toplumca onaylanmayan yönleri
It involves accepting that not everything that makes us happy will please others Dilbilgisi
3:42Bizi mutlu eden her şeyin başkalarını memnun etmeyeceğini
Not everything ... will please others: kısmi olumsuzluk
Burada not everything that makes us happy will please others, bizi mutlu eden bazı şeylerin başkalarını memnun etmeyeceği anlamına gelir. Bu şeylerin hiçbirinin başkalarını memnun etmeyeceği anlamına gelmez. that makes us happy ilgi cümleciği, everything ile anlatılan grubun kapsamını daraltır. not + every/everything kalıbı kısmi olumsuzluk ifade eder: her şeyi kapsayan bir iddiayı reddeder, ancak bütünüyle olumsuz bir iddia kurmaz.
Alıştırma
İddiayı tam değil kısmi olumsuz yapan iki kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ we enjoy is good for us.
Cevabı göster
Not everything
or be honored as especially nice by society,
3:47veya toplum tarafından özellikle hoş olarak onurlandırılmayacağını,
but that it can be important to explore and hold on to it nevertheless.
3:50ancak yine de onu keşfetmenin ve ona tutunmanın önemli olabileceğini kabul etmeyi gerektirir.
The desire to be good is one of the loveliest things in the world.
3:55İyi olma arzusu dünyadaki en güzel şeylerden biridir.
By the standards of: değerlendirme ölçütünü seçmek
By the standards of X, “X'in ölçütleri veya beklentileri kullanılarak değerlendirildiğinde” anlamına gelir. Değerlendirmede hangi değer sisteminin ölçüt alındığını gösterir. Burada bad, itaate önem veren “iyi çocuk” ölçütünün verdiği etiketten ibarettir. Bu ifade, değerlendirmenin bakış açısını sınırlar; davranışın her ahlaki açıdan kötü olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi “ölçütleri kullanılarak değerlendirildiğinde” anlamına gelen İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____ modern medicine, the treatment was unsafe.
Cevabı göster
By the standards of
fruitfully and bravely bad: bad sözcüğünü paradoksla yeniden tanımlamak
fruitfully ve bravely zarfları bad sözcüğünün nasıl anlaşılacağını değiştirir. Burada bad; zalim, dürüst olmayan ya da zarar verici demek değildir. İtaat ve herkesi memnun etme çabası, kişinin gerçek ihtiyaçlarını ifade etmesini veya kendi seçimlerini yapmasını engellediğinde “iyi çocuk” rolünü reddetmek anlamına gelir. Cümle, genellikle olumsuz olan bir sözcüğün önüne iki olumlu zarf getirerek bilinçli bir paradoks kurar. Şaşırtıcı son, bad sözcüğünün olağan anlamını tersine çevirip ana savı yoğunlaştırır: Bir kuralı çiğnemek ya da başkalarının onaylamamasını kabullenmek bazen yapıcı ve cesur olabilir.
Alıştırma
fruitfully and bravely bad ifadesi bu cümlede neyi sağlar?
- Ahlaka aykırı davranışın cesaret gerektirdiği sürece yararlı olduğunu öne sürer.
- Kurallara uymayı sürekli başaramayan birini anlatır.
- bad sözcüğünü yapıcı ve cesur bir uyumsuzluk olarak yeniden tanımlar.
Cevabı göster
bad sözcüğünü yapıcı ve cesur bir uyumsuzluk olarak yeniden tanımlar.
If you want to help us to keep bringing you thoughtful content,
4:13Size düşünceli içerikler sunmaya devam etmemize yardımcı olmak isterseniz,
please consider supporting us by visiting our shop at the link on your screen now.
4:16lütfen şu anda ekranınızdaki bağlantıdan mağazamızı ziyaret ederek bizi desteklemeyi düşünün.