Beyninizin yüzde kaçını kullanıyorsunuz? - Richard E. Cytowic: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
745 kelime 163 kel/dk

Video açıklaması: Bu video, beynimizin yalnızca %10’unu kullandığımız iddiasını, söylencenin kökenini izleyerek ve beynin devasa enerji ihtiyacını açıklayarak çürütüyor. Ayrıca seçici sinirsel etkinliğin bilgiyi nasıl verimli biçimde işlediğini ve sınırlı enerji nedeniyle aynı anda birden fazla iş yapmanın neden etkisiz kaldığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. enduring myth — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Uzun yıllar varlığını sürdüren yanlış bir inancı anlatan bu doğal sözcük birlikteliğini öğrenin. Bilimsel açıklamalarda, toplumsal yorumlarda veya savlarda kökleşmiş bir yanılgıyı tanıtmak için kullanabilirsiniz. 2. known as sparse coding, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Bilim yazılarında önce bir mekanizmanın açıklanıp ardından teknik adının verilmesi yöntemini fark edin. Burada ifade, az sayıdaki etkin hücrenin bilgiyi verimli biçimde taşımasını anlatan sinirbilim terimini tanıtıyor. 3. powerful, power, powerful. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Aynı kökten gelen sözcüklerin tekrarının iki düşünceyi nasıl bağladığını görün: Beyin son derece yeteneklidir, ancak bu yeteneği korumak çok enerji gerektirir. Bu söz oyununu tanıyabilir ve bir açıklamayı kısa, etkileyici bir sonuçla bitirmek için kullanabilirsiniz.

Bu derste

An enduring myth says we use only 10% of our brain. Notlar

0:06

Kalıcı bir efsane, beynimizin yalnızca %10'unu kullandığımızı söyler.

Kalıp ifadeler

enduring myth: uzun süredir devam eden yanlış bir inanış

Bu cümlede an enduring myth, insanların uzun süredir inanmaya devam ettiği yanlış bir düşünce demektir. Buradaki myth, geleneksel bir hikâye değildir; bilimsel anlatımda yaygın kabul gören bir iddianın yanlış olduğunu belirtir. Enduring, kanıtlara veya düzeltme çabalarına rağmen bu inanışın yaşamaya devam ettiğini ekler. Bu ifade, konuşmacının birazdan inceleyeceği veya sorgulayacağı bir yanılgıyı tanıtır.

Alıştırma

Bu bilim cümlesinde an enduring myth ne anlama geliyor?

  1. Bilgileri henüz doğrulanmamış yeni bir haber
  2. Tanrılar veya kahramanlarla ilgili eski bir geleneksel hikâye
  3. Uzun süredir yaygın biçimde inanılan yanlış bir düşünce
Cevabı göster

Uzun süredir yaygın biçimde inanılan yanlış bir düşünce

Anlatım akışı

we use only 10% of our brain: düzeltilmek üzere sunulan bir iddia

we use only 10% of our brain yan cümlesi, anlatıcının kendi sonucu değil, daha sonra düzeltilmek üzere sunulan iddiadır. An enduring myth says aktarım çerçevesi, says sözcüğünden sonraki her şeyin yanlış inanışın içeriği olduğunu gösterir. Bu, yanlış inanışları çürüten metinlerde yaygın bir düzendir: Önce yanlış iddia açıkça belirtilir, sonra kanıtlar onu sınamak veya reddetmek üzere düzenlenir. Okurken aktarılan bir inanışı yazarın görüşü sanmamak için aktarım çerçevesini iddiadan ayırmayın.

Alıştırma

we use only 10% of our brain ifadesi cümlede hangi görevi üstleniyor?

  1. Açıklamanın sorgulayacağı yanlış iddiayı belirtir.
  2. Yanlış inanışla ilgisiz, ayrı bir gerçek ekler.
  3. Anlatıcının nihai bilimsel sonucunu verir.
Cevabı göster

Açıklamanın sorgulayacağı yanlış iddiayı belirtir.

The other 90% standing idly by for spare capacity. Deyimler

0:09

Geri kalan %90'ının ise yedek kapasite olarak boşta durduğunu iddia eder.

Deyimler

standing idly by: eylemsiz ve atıl kalmak

Stand idly by, bir yerde bulunup hiçbir şey yapmamak anlamına gelir. Genellikle harekete geçmenin mümkün veya gerekli olduğunu ima ettiği için eleştirel bir ton taşıyabilir. Burada standing idly by, beynin diğer %90'ını kenarda bekleyen bir insan gibi anlatır. Bu kişileştirme, söz konusu beyin kapasitesini kullanılmayan bir şey olarak gösterir; by tüm ifadenin parçasıdır ve tek başına aracılığıyla anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekte standing idly by ne anlama geliyor?

  1. Kenarda bekliyormuş gibi kullanılmadan durur.
  2. Beynin toplam depolama alanını artırır.
  3. Yedek kapasite aracılığıyla sessizce çalışır.
Cevabı göster

Kenarda bekliyormuş gibi kullanılmadan durur.

Hucksters promised to unlock that hidden potential with methods based on neuroscience. Notlar

0:13

Şarlatanlar, nörobilime dayalı yöntemlerle o gizli potansiyeli ortaya çıkaracaklarına söz verdiler.

Kelime

Hucksters: aldatıcı veya gösterişli satıcılar

Huckster; saldırgan, abartılı veya yanıltıcı iddialarla bir şeyi satan ya da tanıtan kişidir. Bu isim açıkça küçümseyicidir ve satıcı için tarafsız bir sözcük değildir. Bu kişilere Hucksters denmesi, yazarın gizli potansiyeli ortaya çıkarma vaatlerine güvenmediğini gösterir. Neuroscience kullanımı, şüpheli yöntemlere güvenilirlik kazandıran bir satış ambalajı gibi sunulur; ancak bu sözcük tek başına belirli bir suçun işlendiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Örnekte Hucksters sözcüğü nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Yazar onlara güvenmiyor ve vaatlerini aldatıcı satış sözleri olarak görüyor.
  2. Yazar onları yetenekli sinir bilimi öğretmenleri olarak övüyor.
  3. Yazar, ürün satan kişileri tarafsız biçimde tanımlıyor.
Cevabı göster

Yazar onlara güvenmiyor ve vaatlerini aldatıcı satış sözleri olarak görüyor.

Deyimler

unlock that hidden potential: yeteneği geliştirmeyi anlatan bir mecaz

unlock that hidden potential ifadesinde unlock mecaz anlamdadır: potansiyel, kilit altında duran bir şey gibi düşünülür ve yöntemlerin zaten var olan yetenekleri açığa çıkardığı söylenir. That hidden potential, bağlamdaki iddiaya göre insanların kullanmadığı zihinsel kapasiteyi anlatır. İfade umut verici gelebilir; ancak burada hucksters ve hidden sözcükleri onu bir satış söylemine dönüştürür. Yöntemlerinin güçlü görünmesi için keşfedilmeyi bekleyen gizemli bir yetenek olduğu beklentisini yaratırlar.

Alıştırma

Vurgulanan mecazdaki fiille cümleyi tamamlayın: A supportive coach can help young athletes ____ their potential.

Cevabı göster

unlock

But all they really unlock is your wallet. Deyimler

0:19

Ancak onların gerçekten açtığı tek şey cüzdanınızdır.

Deyimler

all they really unlock is your wallet: alaycı bir tersine çevirme

Cümle, önceki unlock hidden potential vaadindeki unlock sözcüğünü tekrarlar ancak nesnesini your wallet olarak değiştirir. Bu tekrar esprinin vurucu sonunu oluşturur: vaat edilen faydanın yerini gerçek sonuç alır. Your wallet paranızı temsil eder. Konuşan kişi, satıcıların yeteneklerinizi açığa çıkarmadığını, yalnızca size para ödetmeyi başardığını alaycı bir şekilde anlatır.

Alıştırma

Bu bağlamda all they really unlock is your wallet ifadesi ne anlatıyor?

  1. Paranızı nasıl yöneteceğinizi öğretirler.
  2. Kullanılmayan bir yeteneği keşfetmenize yardımcı olurlar.
  3. Başlıca sonuçları size para harcatmaktır.
Cevabı göster

Başlıca sonuçları size para harcatmaktır.

2/3 of the public and nearly half of science teachers mistakenly believe the 10% myth. Anlatım akışı

0:22

Halkın 3'te 2'si ve fen öğretmenlerinin neredeyse yarısı %10 efsanesine yanlış bir şekilde inanıyor.

Anlatım akışı

2/3 of the public ... nearly half of science teachers: paralel kanıtlar

İki oran ifadesi, farklı gruplarla ilgili paralel kanıtlardır: 2/3 halkı, nearly half ise fen bilgisi öğretmenlerini ifade eder. Bunları tek bir gruba ait tek bir istatistik gibi birleştirmeyin. Cümle, genel halktan bilimsel bilgiye daha yakın olması beklenen fen bilgisi öğretmenlerine geçerek efsanenin yaygın olduğu savını güçlendirir. Rakamlar hem geniş yayılımı hem de bu yanlış inancın şaşırtıcı biçimde sürmesini gösterir.

Alıştırma

Cümle neden halk ve fen bilgisi öğretmenleri için ayrı rakamlar veriyor?

  1. Efsanenin yaygın olduğunu ve bilim bilgisine sahip olması beklenen bir gruba bile ulaştığını göstermek için
  2. Her grubun beyninin ne kadarını kullandığını karşılaştırmak için
  3. İki grubu tek bir yüzdeye sahip tek bir nüfus olarak birleştirmek için
Cevabı göster

Efsanenin yaygın olduğunu ve bilim bilgisine sahip olması beklenen bir gruba bile ulaştığını göstermek için

In the 1890s,

0:28

1890'larda,

William James,

0:29

William James,

the father of American psychology,

0:30

Amerikan psikolojisinin babası,

said,

0:32

şöyle dedi:

"Most of us do not meet our mental potential." Kalıp ifadeler

0:32

"Çoğumuz zihinsel potansiyelimize ulaşamıyoruz."

Kalıp ifadeler

meet our mental potential: ulaşabileceğimiz yetenek düzeyine erişmek

meet our mental potential ifadesinde meet, “biriyle tanışmak” değil, “ulaşmak veya erişmek” anlamına gelir. İfade, çoğu insanın zihinsel yeteneklerini ulaşabileceği düzeye kadar geliştirmediğini veya kullanmadığını söyler. Tekrar kullanılabilecek yapı meet + iyelik belirleyicisi + potential biçimindedir; meet my potential ve meet their potential bunun örnekleridir. Burada mental, yeteneğin türünü belirtir. Cümle, beynin sabit bir yüzdesinin kullanılmadığını ileri sürmez.

Alıştırma

Cümleyi meet fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The team has not ____ its potential yet.

Cevabı göster

met

James meant this as a challenge, Dilbilgisi

0:35

James bunu bir meydan okuma olarak ifade etmişti,

not an indictment of scant brain usage. Kelime

0:37

beynin yetersiz kullanıldığına dair bir suçlama olarak değil.

Dilbilgisi

mean X as A, not B: amaçlanan yorum ve yanlış yorum

mean X as A, not B kalıbı, X'in A olarak anlaşılmasının amaçlandığını belirtir ve B'yi yanlış yorum olarak açıkça reddeder. Burada this, James'in söylediği şeyi; a challenge amaçlanan yorumu; an indictment ise reddedilen yorumu gösterir. Bu bağlamda challenge, insanları potansiyellerini daha fazla kullanmaya teşvik eder. not an indictment ise insanların beyinlerini çok az kullandığına dair ağır bir suçlama yapılmadığını açıklar. İki ifadeyi ayrı iddialar olarak değil, tek bir düzeltme olarak okuyun.

Alıştırma

Cümleyi mean X as A, not B kullanarak tamamlayın: He ____ the question ____ an invitation, ____ a complaint.

Cevabı göster

meant · as · not

Kelime

indictment of scant brain usage: resmî ve mecazlı bir suçlama

Burada indictment mecaz anlamdadır: Mahkemede yöneltilen gerçek bir suçlama değil, güçlü ve resmî bir eleştiri ya da itham anlamına gelir. of scant brain usage ifadesi neyin eleştirileceğini belirtir; scant çok sınırlı veya gerekenden az demektir. Tam örnekte not an indictment dendiği için yazar, James'in insanları beyin kapasitelerini çok az kullanmakla ağır biçimde suçladığı düşüncesini reddeder.

Alıştırma

Burada indictment ne anlama geliyor? The empty shelves were an indictment of the store's poor planning.

  1. Mahkemeye sunulan resmî bir hukuki suçlama
  2. Planda yapılan küçük bir iyileştirme
  3. Ciddi başarısızlığı gösteren güçlü bir eleştiri
Cevabı göster

Ciddi başarısızlığı gösteren güçlü bir eleştiri

But the misunderstanding stuck. Kelime

0:39

Ancak yanlış anlaşılma kalıcı oldu.

Kelime

the misunderstanding stuck: yanlış anlama ortadan kaybolmadı

Buradaki stuck, stick fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bir fikir veya izlenim için kullanıldığında, onun kaybolmak yerine hatırlanmaya, tekrarlanmaya veya inanılmaya devam ettiğini belirtir. Bu nedenle cümle, yanlış anlamanın kalıcı olduğunu anlatır. But, beklenebilecek sonuçla bir karşıtlık kurar; stuck burada fiziksel olarak sıkışmış bir nesneyi anlatmaz.

Alıştırma

“Kullanılmaya devam etti” anlamını vermek için cümleyi stick fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Everyone laughed at the nickname at first, but it ____.

Cevabı göster

stuck

Also,

0:41

Ayrıca,

scientists couldn't figure out for a long time Öbek fiiller

0:42

bilim insanları uzun süre şunu çözemediler:

Öbek fiiller

figure out: anlamak veya bir cevap bulmak

Figure out, düşünerek, araştırarak veya deneyerek bir şeyi anlamak ya da bir cevap bulmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada bilim insanlarının uzun süre ihtiyaç duyulan anlayışa ulaşamadığını belirtir. Ardından figure out the problem örneğindeki gibi bir isim öbeği veya why, how ya da what ile başlayan bir yan cümle gelebilir. Aranan bilgi bağlamdan zaten belliyse bu altyazıda olduğu gibi nesne söylenmeyebilir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “düşündükten sonra anlamak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: Can you ____ why this code does not work?

Cevabı göster

figure out

the purpose of our massive frontal lobes, Kültür

0:45

devasa frontal loblarımızın amacını,

or broad areas of the parietal lobe.

0:47

ya da parietal lobun geniş alanlarının ne işe yaradığını.

Kültür

frontal lobes ... parietal lobe: beyin bölgeleri

“Frontal lobes” ve “parietal lobe”, beynin geniş bölgelerinin anatomik adlarıdır. Frontal loblar ön taraftadır; parietal loblar daha geride ve beynin üst kısmına yakındır. Burada “lobe” büyük bir anatomik bölümü anlatır, bitki yaprağını değil. Bu cümlede terimler, ne işe yaradığı sorgulanan beyin bölgelerini belirtir. Bu temel anatomik anlam, daha sonra bu bölgelerin işlevleriyle ilgili açıklamaları takip etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Bu cümlede frontal lobes ve parietal lobe neyi ifade ediyor?

  1. Beynin anatomik bölgelerinin adları
  2. Sıradan bitki yapraklarının adları
  3. Beyin deneylerinde kullanılan araçların adları
Cevabı göster

Beynin anatomik bölgelerinin adları

Damage didn't cause motor or sensory deficits, Kelime

0:50

Bu bölgelerdeki hasar, motor veya duyusal kayıplara yol açmıyordu,

so authorities concluded they didn't do anything.

0:53

bu nedenle otoriteler bu kısımların hiçbir işe yaramadığı sonucuna vardılar.

Kelime

motor or sensory deficits: hareket veya duyu işlevi kaybı

“Motor or sensory deficits”, hareket veya duyu işlevlerindeki kayıp ya da bozulmaları ifade eder. Motor, hareketin kontrolüyle; sensory ise dokunma gibi duyulardan gelen bilgilerin alınması veya işlenmesiyle ilgilidir. Deficits, bir işlevin eksik ya da normalin altında olması demektir. Bu ifade, hasarın yol açmadığı belirgin sorunları adlandırır. Ardından cümle, eski ve hatalı bir sonucu aktarır: motor veya duyusal kayıp görülmediği için etkilenen beyin bölgelerinin hiçbir işlevi olmadığı varsayılmıştır.

Alıştırma

Cümleyi hareket veya duyu sorunlarını anlatan tam tıp ifadesiyle tamamlayın: After the injury, doctors checked for ____.

Cevabı göster

motor or sensory deficits

For decades,

0:56

On yıllar boyunca,

these parts were called silent areas, Kültür

0:57

bu kısımlar sessiz alanlar olarak adlandırıldı,

Kültür

silent areas: sinirbilimde tarihî bir terim

Silent areas, o dönemdeki yöntemlerle işlevleri açık ve kolayca gözlemlenebilir etkiler oluşturmayan beyin bölgeleri için erken dönem sinirbiliminde kullanılan bir addı. Silent sözcüğü bu bölgelerin gerçekten sessiz, hareketsiz veya işe yaramaz olduğu anlamına değil, rollerinin henüz anlaşılmadığı anlamına gelir. Bu tarihî ad, beynin büyük bölümlerinin hiçbir şey yapmadığı yönündeki yanlış düşünceyi destekleyebilirdi. İfadeyi bu bölgeler hakkındaki güncel bir bilimsel sonuç olarak değil, dönemin sınırlı bilgisini yansıtan bir ad olarak anlayın.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Bu tarihî terimde silent areas, işlevi olmadığı kanıtlanmış beyin bölgeleri anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

their function elusive. Kelime

0:59

ve işlevleri tam bir muammaydı.

Kelime

function elusive: belirlenmesi zor bir işlev

Elusive, bulunması, tanımlanması veya kesin olarak belirlenmesi zor demektir. Burada araştırmacıların bu beyin bölgelerinin işlevini belirlemekte zorlandığını anlatır. Bölgelerin hiçbir işlevi olmadığı anlamına gelmez. Their function elusive, kısaltılmış bir betimleyici yan cümledir. Tam ve bağımsız bir cümlede anlamı their function was elusive olurdu; altyazıdaki kısa biçim, önceki ifadeye bir betimleme ekler.

Alıştırma

Cümleyi “belirlenmesi zor” anlamına gelen hedef sözcükle tamamlayın: Despite repeated tests, the exact cause remained ____.

Cevabı göster

elusive

We've since learned that they underscore executive and integrative ability, Notlar

1:01

O zamandan beri bu alanların, bizi insan yapan

Anlatım akışı

We've since learned: önceki bilgiyi güncellemek

"We've since learned" ifadesi, daha önceki bir noktadan sonra bir şey öğrendiğimizi ve bunun artık bildiklerimizin bir parçası olduğunu belirtir. Buradaki since, neden bildiren bir sözcük değil, “o zamandan şimdiye kadar” anlamındaki bir zaman zarfıdır. Bu ifade, açıklamayı önceki bir inançtan daha yeni bir anlayışa taşır. have since learned yapısında since, present perfect fiil grubunun içinde yer alır ve present perfect daha sonraki keşfi şimdiki zamanla ilişkilendirir.

Alıştırma

"We've since learned" cümlede hangi görevi görüyor?

  1. Konuşan kişi, önceki bir görüşü güncelleyen daha sonraki bir keşfi sunuyor.
  2. Konuşan kişi, keşfin belirli bir nedenle gerçekleştiğini söylüyor.
  3. Konuşan kişi, hiçbir yeni bilgi edinilmediğini söylüyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi, önceki bir görüşü güncelleyen daha sonraki bir keşfi sunuyor.

Kelime

underscore executive and integrative ability: resmî bir bilişsel anlam

Burada underscore, “vurgulamak” veya “önemini göstermek” anlamına gelen resmî ve mecazi bir fiildir. Sözcüklerin altına çizgi çekme eylemini anlatmaz. Bu ifade, yürütücü ve bütünleştirici yetileri bu beyin bölgeleriyle bağlantılı önemli işlevler olarak sunar. Beyin veya psikoloji bağlamında executive ability; planlama, odaklanma ve karar verme gibi zihinsel kontrol becerilerini ifade eder. Integrative ability, farklı bilgileri yararlı bir bütün hâlinde birleştirme yetisidir. Burada executive bir şirket yöneticisi anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bilimsel bağlamda "underscore executive and integrative ability" ne anlama gelir?

  1. Zihinsel kontrolün ve bilgileri birleştirmenin önemini vurgular.
  2. Yalnızca şirket yöneticilerinin bilgileri birleştirebildiğini söyler.
  3. Okurlara şirket yöneticilerinin iş becerilerinin altını çizmelerini söyler.
Cevabı göster

Zihinsel kontrolün ve bilgileri birleştirmenin önemini vurgular.

without which we would hardly be human. Dilbilgisi

1:05

yürütme ve bütünleştirme yeteneğini desteklediğini öğrendik.

Dilbilgisi

without which we would hardly be human: bunlar olmasaydı insan sayılmamız çok zor olurdu

Without which, resmî bir edat + ilgi zamiri yapısıdır. Which, hemen önce sözü edilen yürütücü ve bütünleştirici yetilere gönderme yapar; dolayısıyla yan cümle “bu yetilere sahip olmasaydık” anlamına gelir. We would hardly be human bilinçli bir vurgudur; insanların biyolojik olarak insan olmaktan çıkacağını söylemez. Hardly burada “neredeyse hiç” demektir; konuşmacı bu yetilerin insan düşüncesini farklı kılan özelliklerin merkezinde olduğunu vurgular.

Alıştırma

A map ifadesine gönderme yapan resmî ilgi yapısıyla cümleyi tamamlayın: The hikers need a map, ____ they could easily get lost.

Cevabı göster

without which

They're crucial to abstract reasoning, Kalıp ifadeler

1:07

Bu alanlar soyut akıl yürütme,

Kalıp ifadeler

crucial to abstract reasoning: soyut akıl yürütme açısından hayati önemde

Be crucial to, “bir şey açısından son derece önemli olmak” anlamına gelir. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle ardından isim, isim öbeği veya -ing biçimi gelir: crucial to memory; crucial to solving the problem. Burada crucial to abstract reasoning, bu beyin bölgelerinin yalnızca somut şeylerle değil, kavramlar ve ilişkilerle düşünmede de kilit bir rol oynadığını belirtir.

Alıştırma

Be crucial to yapısında kullanılan edatı yazarak cümleyi tamamlayın: Regular sleep is crucial ____ healthy brain development.

Cevabı göster

to

planning,

1:09

planlama,

weighing decisions, Kelime

1:09

kararları tartma

Kelime

weighing decisions: kararları dikkatle değerlendirmek

weighing decisions ifadesinde weigh mecaz anlamda kullanılır: karar vermeden önce seçenekleri, nedenleri, riskleri ve olası sonuçları dikkatle değerlendirmek demektir. Buradaki imge, fiziksel ağırlığı ölçmek değil, farklı etkenlerin önemini karşılaştırmaktır. Weigh; options, evidence, risks veya a decision gibi soyut nesnelerle kullanıldığında bilinçli bir değerlendirmeyi anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede weighing decisions ne anlama gelir?

  1. kararların fiziksel ağırlığını ölçmek
  2. bir kararın kesinleştiğini duyurmak
  3. seçenekleri ve sonuçları dikkatle değerlendirmek
Cevabı göster

seçenekleri ve sonuçları dikkatle değerlendirmek

and flexibly adapting to circumstances. Kalıp ifadeler

1:10

ve koşullara esnek bir şekilde uyum sağlama açısından çok önemlidir.

Kalıp ifadeler

adapting to circumstances: adapt to + koşullar

Adapting to circumstances, çevredeki durum veya koşullar değiştiğinde yapılan işi ya da davranış biçimini değiştirmek demektir. Circumstances yalnızca fiziksel bir yeri değil, bir eylemi etkileyen koşulları ifade eder. Kalıp adapt to + isim şeklindedir. Cümlenin tamamındaki flexibly, tek bir sabit planı izlemek yerine yaklaşımı değiştirebilme becerisini vurgular.

Alıştırma

Eksik edatı yazarak cümleyi tamamlayın: Good leaders adapt ____ changing circumstances.

Cevabı göster

to

The idea that 9/10 of your brain sits idly by in your skull

1:13

Beyninizin 10'da 9'unun kafatasınızın içinde boşta oturduğu fikri,

looks silly when we calculate how the brain uses energy. Anlatım akışı

1:17

beynin enerjiyi nasıl kullandığını hesapladığımızda aptalca görünür.

Anlatım akışı

looks silly when we calculate: sayısal kanıta geçiş

Bu cümlede looks silly, ‘mantıksız veya savunulması zor görünür’ anlamına gelir. looks fiilinin öznesi, beynin büyük bölümünün kullanılmadan durduğu fikrinin tamamıdır; when we calculate ise bu fikri değerlendirmek için kullanılan kanıtı sunar. Bu ifade savı iki adımda düzenler: önce bilinen bir iddiayı sunar, ardından sezgiden sayısal kanıta geçer. Hesaplamanın önceki iddiayı zayıflattığını belirtir; hesaplama yapmanın saçma olduğunu söylemez.

Alıştırma

Vurgulanan ifade sav içinde hangi işlevi görüyor?

  1. Beynin enerjisini hesaplamanın eğlenceli bir etkinlik olduğunu söyler.
  2. Önceki fikri değerlendirmeden son bir yüzde verir.
  3. Önceki fikrin mantıksız olduğunu göstermek için bir hesaplama kullanır.
Cevabı göster

Önceki fikrin mantıksız olduğunu göstermek için bir hesaplama kullanır.

Rodent and canine brains consume 5% of total body energy.

1:21

Kemirgen ve köpek beyinleri, toplam vücut enerjisinin %5'ini tüketir.

Monkey brains use 10%.

1:25

Maymun beyinleri %10 kullanır.

An adult human brain,

1:27

Yetişkin bir insan beyni,

which accounts for only 2% of the body's mass, Kalıp ifadeler

1:29

vücut kütlesinin yalnızca %2'sini oluşturmasına rağmen,

Kalıp ifadeler

accounts for only 2% ile oran belirtme

Burada accounts for, bir bütünün belirli bir payını ‘oluşturmak’ anlamına gelir. İlgi zamiri which yetişkin insan beynini belirtir; dolayısıyla yan cümle, beynin toplam vücut kütlesinin yalnızca %2'sini oluşturduğunu söyler. Yeniden kullanılabilecek kalıp X accounts for Y% of Z şeklindedir: X parçadır, Z bütündür ve Y% bu parçanın büyüklüğünü belirtir.

Alıştırma

Bir oran belirtmek için cümleyi account for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Renewable energy ____ 30% of the city's electricity use.

Cevabı göster

accounts for

consumes 20% of daily glucose burned. Kelime

1:31

günlük yakılan glikozun %20'sini tüketir.

Kelime

daily glucose burned: burned sözcüğünün enerji için kullanma anlamı

daily glucose burned ifadesinde burned, “vücut tarafından enerji üretmek için kullanılan” anlamına gelir. Biyoloji ve sağlık metinlerinde burn, glikoz gibi bir yakıtın metabolize edilmesini anlatabilir; gerçek bir alev söz konusu değildir. Dil bilgisi bakımından burned, glucose sözcüğünden sonra gelir ve onu niteler: daily glucose burned, “her gün kullanılan toplam glikoz” demektir. Cümle, öznenin bu günlük toplamın %20'sini kullandığını söyler.

Alıştırma

“During exercise, muscles burn glucose for energy,” cümlesinde burn glucose ne anlama gelir?

  1. Bozulduğu için glikozu ortadan kaldırmak
  2. Glikozu ateşe vermek
  3. Enerji üretmek için glikoz kullanmak
Cevabı göster

Enerji üretmek için glikoz kullanmak

In children,

1:35

Çocuklarda,

that figure is 50%,

1:36

bu rakam %50'dir,

and in infants,

1:38

ve bebeklerde,

60%.

1:39

ise %60'tır.

This is far more than expected for their relative brain sizes, Dilbilgisi

1:40

Bu, görece beyin boyutları için beklenenden çok daha fazlasıdır,

which scale in proportion to body size. Kalıp ifadeler

1:44

çünkü beyin boyutları normalde vücut boyutuyla orantılı olarak büyür.

Dilbilgisi

far more than expected: beklenenden çok daha fazla

Far more than expected, “insanların tahmin ettiğinden çok daha fazla” demektir. Burada far bir derece zarfıdır: karşılaştırma sözcüğü more'u güçlendirir ve fiziksel bir mesafeyi anlatmaz. More than expected, gerçek miktarı beklenen miktarla karşılaştırır. Far eklenmesi, aradaki farkın büyük olduğunu gösterir. Bu cümlede more, daha önce sözü edilen olağan dışı derecede yüksek enerji kullanımını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “tahmin edilenden çok daha fazla” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The repairs cost ____.

Cevabı göster

far more than expected

Kalıp ifadeler

scale in proportion to: orantılı değişimi anlatmak

Burada scale, “boyut veya miktar olarak değişmek” anlamında bir fiildir. scale in proportion to body size ifadesi, göreli beyin büyüklüğü değerlerinin vücut büyüklüğüyle orantılı bir ilişki içinde değiştiğini söyler; buradaki scale, bir ölçüm sistemini belirten isim değildir. Yeniden kullanılabilir kalıp A scales in proportion to B biçimindedir. A değişen miktar, B ise referans değişkendir. Bu ifade, yalnızca B büyüdüğünde A'nın da büyüdüğünü söylemekten daha kesin bir iddiada bulunur.

Alıştırma

scale in proportion to ifadesini doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: In this pricing model, the monthly fee ____ the number of active accounts.

Cevabı göster

scales in proportion to

Human ones weigh 1.5 kg,

1:46

İnsan beyni 1,5 kg,

elephant brains 5 kg,

1:48

fil beyni 5 kg,

and whale brains 9 kg.

1:50

ve balina beyni 9 kg ağırlığındadır.

Yet on a per weight basis, Anlatım akışı

1:52

Ancak ağırlık bazında,

humans pack in more neurons than any other species. Öbek fiiller

1:54

insanlar diğer tüm türlerden daha fazla nöron barındırır.

Anlatım akışı

Yet on a per weight basis: karşılaştırma ölçütünü değiştirmek

Yet, sıradaki sonucun daha önceki toplam ağırlık değerlerinin düşündürebileceği sonuçla karşıtlık oluşturduğunu gösterir. Yalnızca başka bir bilgi eklemez. On a per weight basis ölçüm temelini değiştirir: artık toplam beyin ağırlığı değil, birim beyin ağırlığı başına düşen nöron sayısı karşılaştırılmaktadır. Benzer şekilde, cümlenin başındaki on a per-person basis gibi bir ifade, sonraki sayıların hangi temelde yorumlanacağını gösterir.

Alıştırma

'Yet on a per weight basis' bu argümanda neyi gösterir?

  1. Yalnızca her beynin toplam ağırlığını karşılaştırmaya devam eder.
  2. Karşılaştırmayı toplam beyin ağırlığından birim ağırlık başına nöron sayısına çevirir ve bir karşıtlık belirtir.
  3. Vücutların nasıl tartıldığıyla ilgili bağlantısız bir konu başlatır.
Cevabı göster

Karşılaştırmayı toplam beyin ağırlığından birim ağırlık başına nöron sayısına çevirir ve bir karşıtlık belirtir.

Öbek fiiller

pack in more neurons: sınırlı bir alana çok şey sığdırmak

pack in more neurons ifadesindeki pack in, “sınırlı bir alana çok sayıda şeyi sığdırmak veya yerleştirmek” demektir. Burada karşılaştırılan beyin dokusundaki yüksek nöron yoğunluğunu anlatır; nöronları torbalara ya da kutulara koymak anlamına gelmez. Aktarılabilir yapı pack in + miktar veya nesneler biçimindedir. Sınırlı bir alana, zamana, programa ya da içeriğe ne kadar çok şey sığdığını vurgular.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “sınırlı bir alana çok şey sığdırmak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: This compact camera manages to ____ many useful features.

Cevabı göster

pack in

This dense packing is what makes us so smart.

1:58

Bu yoğun paketleme, bizi bu kadar zeki yapan şeydir.

There is a trade-off between body size and the number of neurons Kalıp ifadeler

2:01

Vücut boyutu ile biz de dahil olmak üzere bir primatın

a primate, including us,

2:04

sürdürebileceği

can sustain. Kelime

2:06

nöron sayısı arasında bir değiş tokuş vardır.

Kalıp ifadeler

a trade-off between A and B: bir sınır altında rekabet eden hedefler

a trade-off between A and B yapısında A ve B bir sınırlama altında rekabet eder: birini iyileştirmek veya artırmak, diğerinin bir kısmından vazgeçmeyi gerektirebilir. Burada hem vücut büyüklüğü hem de bir primatın sürdürebileceği nöron sayısı sınırlı enerjiye bağlıdır; bu nedenle ikisi birbirinden bağımsız olarak en üst düzeye çıkarılamaz. Aktarılabilir kalıp there is a trade-off between A and B biçimindedir. Trade-off, bir kısıtlama nedeniyle oluşan dengeyi veya fedakârlığı anlatır; ticari alışveriş anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve rekabet eden hedefler arasındaki dengeyi adlandıran isim öbeğiyle tamamlayın: There is ____ speed and accuracy.

Cevabı göster

a trade-off between

Kelime

sustain: kaynaklarla uzun süre desteklemek

Burada sustain, “yeterli enerji veya kaynak sağlayarak bir şeyi zaman içinde işler hâlde tutmak” demektir. Bir primatın bedeninin enerji açısından kaç nöronu destekleyebildiğini anlatır; yalnızca bir eylemin ne kadar sürdüğünü değil. Bu anlam, bir bedenin, sistemin veya kaynak tabanının sürekli bir maliyeti karşılayıp karşılayamayacağını sorarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Beynin enerji maliyeti tartışılırken kullanılan “can sustain” parçasında sustain ne anlama gelir?

  1. yeterli enerji veya kaynakla uzun süre desteklemek
  2. hoş olmayan bir duyguya kısa süre katlanmak
  3. bir etkinliğin yalnızca bir kez gerçekleşmesini sağlamak
Cevabı göster

yeterli enerji veya kaynakla uzun süre desteklemek

A 25 kg ape has to eat 8 hours a day Dilbilgisi

2:07

25 kg'lık bir insansı maymun, günde 8 saat yemek yemek zorundadır,

to uphold a brain with 53 billion neurons.

2:10

53 milyar nörona sahip bir beyni desteklemek için.

Dilbilgisi

has to eat ... to uphold: gerekli eylem ve amaç

Has to eat ... gerekli eylemi belirtirken to uphold ... amaç bildiren bir mastardır: beyni desteklemek için sekiz saat yemek gerekir. İkinci to, ayrı ve paralel bir zorunluluk başlatmaz. Yeniden kullanılabilir kalıp have to do A to do B biçimindedir: koşullar, B’yi başarmak veya sürdürmek için A’yı gerekli kılar. Burada bu zorunluluğu hayvanın enerji ihtiyacı oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın. Zorunluluk için has to, amaç için to + fiil kullanın: The backup generator ____ run all night ____ keep the hospital equipment working.

Cevabı göster

has to · to

The invention of cooking Anlatım akışı

2:14

Yemek pişirmenin icadı,

1 and 1/2 million years ago

2:15

1,5 milyon yıl önce,

gave us a huge advantage.

2:17

bize büyük bir avantaj sağladı.

Anlatım akışı

Yemek pişirmenin icadı... bize büyük bir avantaj sağladı: nedenden sonuca

The invention of cooking tarihsel bir gelişmeyi neden olarak sunarken gave us a huge advantage sonucu belirtir. Vurgulanan iki bölüm birlikte açıklamayı neden-sonuç bağlantısı biçiminde düzenler. Buradaki avantaj, yiyeceklerden kullanılabilir enerjiye daha iyi erişmektir ve bu, daha fazla nöronun sürdürülebilmesiyle ilgili sonraki açıklamayı destekler. Bu nedenle cümle yalnızca yemek pişirme tarihindeki bir tarihi değil, savın dönüm noktasını ifade eder.

Alıştırma

Bu cümle açıklamada hangi işlevi görür?

  1. Yemek pişirmeyi önemli bir insan avantajının nedeni olarak tanıtır.
  2. Yiyecek hazırlamayla ilgili, savdan bağımsız talimatlar verir.
  3. Bütün türlerin aynı avantajı kazandığını söyler.
Cevabı göster

Yemek pişirmeyi önemli bir insan avantajının nedeni olarak tanıtır.

Cooked food is rendered soft and pre-digested outside of the body. Dilbilgisi

2:19

Pişirilmiş yiyecekler yumuşar ve vücudun dışında önceden sindirilmiş hale gelir.

Dilbilgisi

is rendered soft and pre-digested: yumuşak ve önceden sindirilmiş hâle getirilir

be rendered + tümleç yapısında rendered, «bir duruma getirilmiş» anlamına gelir ve edilgen is rendered, işi yapandan çok ortaya çıkan duruma odaklanır. Soft ve pre-digested, iki sonucu adlandıran eş görevli tümleçlerdir. Burada pişirme, yiyeceği yumuşatır ve yiyecek vücuda girmeden önce parçalanma sürecinin bir kısmını başlatır. Rendered, bu resmî «bir duruma getirmek» anlamındadır; bilgisayar görüntüsü oluşturmakla ilgili değildir.

Alıştırma

Cümleyi render fiilinin resmî edilgen biçimiyle tamamlayın: After boiling, the water ____ safe to drink.

Cevabı göster

is rendered

Our guts more easily absorb its energy.

2:23

Bağırsaklarımız enerjisini daha kolay emer.

Cooking frees up time and provides more energy Öbek fiiller

2:26

Yemek pişirmek zaman kazandırır ve çiğ gıda yediğimiz duruma göre

than if we ate food stuffs raw. Dilbilgisi

2:29

daha fazla enerji sağlar.

Öbek fiiller

frees up time: meşgul zamanı kullanılabilir hâle getirmek

Free up, meşgul veya kullanılamaz durumda olan bir kaynağı başka bir amaç için kullanılabilir hâle getirmek demektir. Frees up time ifadesinde up, öbek fiilin bir parçasıdır; ifade zamanın kelimenin gerçek anlamıyla özgürleştiği anlamına gelmez. Burada yemek pişirmek, yiyeceklerden enerji almak için gereken zaman ve çabayı azaltarak kullanılabilir daha fazla zaman bırakır. Aynı kalıp zamanın, alanın, paranın veya personelin kullanılabilir hâle getirilmesini de anlatabilir.

Alıştırma

Önceden meşgul olan zamanı kullanılabilir hâle getirmek anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: This scheduling tool ____ for the design team.

Cevabı göster

frees up time

Dilbilgisi

than if we ate ... raw: varsayımsal bir alternatifle karşılaştırma

Than if, varsayımsal bir durumu karşılaştırmanın ölçütü olarak sunar. Burada more energy, “yiyeceği çiğ yeseydik elde edeceğimizden daha fazla enerji” şeklinde anlaşılır; karşılaştırma bu anlamı açıkça verdiği için we would get sözcükleri söylenmez. Ate geçmiş zaman biçiminde olsa da burada geçmişte gerçekten yenmiş bir öğünü anlatmaz; çiğ yemeyi varsayımsal bir alternatif olarak sunar. Bu kalıp, gerçek ya da planlanmış bir seçimi farklı bir koşuldaki sonuçla karşılaştırabilir.

Alıştırma

Varsayımsal bir alternatifi sunan iki sözcüklü karşılaştırma bağlantısıyla cümleyi tamamlayın: With the map, we will arrive sooner ____ we tried to find the way without one.

Cevabı göster

than if

And so we can sustain brains with 86 billion densely packed neurons, Anlatım akışı

2:31

Bu sayede, 86 milyar yoğun bir şekilde paketlenmiş nörona sahip beyinleri sürdürebiliriz,

40% more than the ape.

2:36

bu da insansı maymundan %40 daha fazladır.

Anlatım akışı

And so we can sustain: bir sonucu belirtmek

And so, sonucu daha önce verilen nedenlere bağlar. “Bunun sonucunda” anlamına gelir; bu nedenle we can sustain... bölümü, ayrı bir gerçek olarak değil, önceki açıklamanın sonucu olarak sunulur. Açıklayıcı konuşmalarda bu ifade mantığı takip etmeyi kolaylaştırır: önce nedenler gelir, ardından and so bunların sonucunu tanıtır.

Alıştırma

“The material stores more energy, and so the battery lasts longer” cümlesinde and so neyi belirtir?

  1. Konuşmacı ilgisiz bir konuya geçmektedir.
  2. İkinci yan cümle, birinci yan cümlenin sonucudur.
  3. Konuşmacı ilk yan cümleyi düzeltmektedir.
Cevabı göster

İkinci yan cümle, birinci yan cümlenin sonucudur.

Here's how it works. Anlatım akışı

2:38

İşte bu sistem böyle çalışır.

Anlatım akışı

Here's how it works: mekanizmayı açıklamaya geçmek

Here's how it works. bir açıklamanın başlayacağını bildiren bir cümledir. Dinleyicilere, konuşmacının daha önce söz edilen bir şeyin arkasındaki mekanizmayı, süreci veya adımları açıklamak üzere olduğunu söyler. Buradaki it, konuşulmakta olan sürece gönderme yapar. İfade, anlatımı bir sonuçtan veya genel bakıştan, bu sonucun nasıl üretildiğine ilişkin ayrıntılara taşır.

Alıştırma

Bir sunumcu “This sensor can detect smoke in seconds. Here's how it works.” diyor. Dinleyiciler bundan sonra ne beklemelidir?

  1. Dinleyicilerden yanıt isteyen bir soru
  2. Sensörün mekanizmasına ilişkin bir açıklama
  3. İlgisiz ürünlerin listesi
Cevabı göster

Sensörün mekanizmasına ilişkin bir açıklama

Half the calories a brain burns

2:39

Beynin yaktığı kalorilerin yarısı,

go towards simply keeping the structure intact Kalıp ifadeler

2:41

sadece yapıyı bozulmadan tutmaya gider,

by pumping sodium and potassium ions across membranes Dilbilgisi

2:44

zarlardan sodyum ve potasyum iyonlarını pompalayarak

Kalıp ifadeler

go towards simply keeping: kaynakların bir amaç için kullanılması

Bu cümlede go towards, “bir amaç için kullanılmak” veya “bir amaca katkıda bulunmak” anlamına gelir. Özne calories ifadesine gönderme yaptığı için bu yapı fiziksel hareketi değil, enerjinin neye harcandığını anlatır. Aktarılabilir kalıp kaynak + go/goes towards + isim veya -ing biçimidir. Buradaki simply keeping, yalnızca yapıyı sağlam tutmak gibi temel bir işin bile enerji kullandığını vurgular.

Alıştırma

Cümleyi go towards ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Most of the budget ____ keeping the library open.

Cevabı göster

goes towards

to maintain an electrical charge.

2:47

bir elektrik yükünü korumak için.

Dilbilgisi

by pumping ... to maintain: yöntem ve amaç

by pumping yöntemi belirtir: iyonları pompalamak, işlemin nasıl gerçekleştirildiğini açıklar. to maintain amacı belirtir: elektrik yükünü korumak, bu eylemin hedefidir. Aktarılabilir kalıp, araç için by + -ing biçimi ve ardından amaç için to + fiilin yalın biçimidir: by doing A to achieve B. Böylece “nasıl?” ile “hangi amaçla?” ayrı tutulur.

Alıştırma

Hangi cümlede yöntem için by + -ing ve amaç için to + fiilin yalın biçimi doğru kullanılmıştır?

  1. The device saves energy by lower the screen brightness to extending battery life.
  2. The device saves energy by lowering the screen brightness to extend battery life.
  3. The device saves energy to lowering the screen brightness by extend battery life.
Cevabı göster

The device saves energy by lowering the screen brightness to extend battery life.

To do this,

2:50

Bunu yapmak için,

the brain has to be an energy hog. Deyimler

2:51

beyin büyük bir enerji oburu olmak zorundadır.

Deyimler

an energy hog: çok fazla enerji kullanan bir şey

An energy hog, çok büyük miktarda enerji kullanan bir şeyi anlatan günlük ve mecazlı bir ifadedir. Buradaki hog sözcüğü domuz anlamına gelmez; bir kaynaktan orantısız derecede büyük bir pay alma düşüncesini taşır. Bu cümlede ifade, beynin olağanüstü yüksek enerji tüketimini vurgular. resource + hog kalıbı, a memory hog veya a bandwidth hog örneklerinde olduğu gibi başka kaynakları aşırı kullanan şeyleri de anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede an energy hog ne anlama gelir?

  1. enerji depolayan bir hayvan
  2. başkaları için enerji üreten bir şey
  3. çok fazla enerji kullanan bir şey
Cevabı göster

çok fazla enerji kullanan bir şey

It consumes an astounding 3.4 * 10 to the 21st power Kültür

2:53

Dakikada şaşırtıcı bir şekilde 3,4 * 10 üzeri 21

ATP molecules per minute,

2:57

ATP molekülü tüketir;

Kültür

3.4 * 10 to the 21st power: bilimsel gösterimin okunuşu

3.4 * 10 to the 21st power ifadesi, 3,4 × 10^21 bilimsel gösterimini temsil eder. Sesli olarak three point four times ten to the twenty-first power diye okunur: yıldız işareti çarpma işlevi görür, 21 ise üstür. Ardından gelen ATP molecules per minute birimi, neyin sayıldığını ve oranı belirtir. to the twenty-first power ifadesini tanımak önemlidir; çünkü bu ifade 3,4 ile 21'in çarpımını değil, son derece büyük bir miktarı gösterir.

Alıştırma

3.4 × 10^21 ifadesinin standart söylenişini tamamlayın: 3.4 times 10 to the ____ power.

Cevabı göster

twenty-first

ATP being the coal of the body's furnace. Deyimler

3:00

ATP, bedenin fırınının kömürü gibidir.

Deyimler

ATP being the coal of the body's furnace: enerji yakıtı benzetmesi

Bu ifade ATP'yi kömüre, vücudu da bir fırına benzetir. Kömür bir fırına yakıt sağlar; bu benzetmede ATP, hücresel etkinlikler için kullanılabilir enerji sağlar. Karşılaştırma ATP'nin görünüşüyle veya neyden yapıldığıyla değil, işleviyle ilgilidir. Burada being, açıklayıcı karşılaştırmayı kurar. Bilim iletişiminde tanıdık bir yakıt imgesi, soyut bir biyokimyasal rolü anlamayı kolaylaştırabilir; ancak bu, sözcüğü sözcüğüne bir betimleme değildir.

Alıştırma

coal of the body's furnace benzetmesi ATP hakkında temel olarak ne anlatıyor?

  1. ATP'nin hücresel etkinlikler için bir enerji kaynağı görevi gördüğünü söyler.
  2. Vücudun ATP üretmek için kömür yaktığını söyler.
  3. ATP'nin vücutta depolanan siyah bir katı olduğunu söyler.
Cevabı göster

ATP'nin hücresel etkinlikler için bir enerji kaynağı görevi gördüğünü söyler.

The high cost of maintaining resting potentials in all 86 billion neurons Notlar

3:03

86 milyar nöronun tamamında dinlenme potansiyellerini sürdürmenin yüksek maliyeti,

Kültür

resting potentials: dinlenme durumundaki nöron zarlarının iki tarafındaki gerilim

Resting potentials, resting potential ifadesinin çoğul biçimidir ve bir nöron impuls göndermediğinde zarının iki tarafı arasında bulunan elektriksel gerilim farkını anlatır. Buradaki çoğul kullanım, cümlenin 86 milyar nöronun tamamındaki bu durumdan söz etmesine uygundur. Bu terimde potential, gelecekteki bir yetenek değil, elektriksel potansiyel anlamına gelir. Dinlenme durumundaki bir nöronun bile bu gerilim farkını koruması gerekir; bu yüzden bu durum da enerji kullanır.

Alıştırma

Bu sinirbilim cümlesinde resting potentials ne anlama gelir?

  1. Nöronlar ateşlemediğinde nöron zarlarının iki tarafında korunan elektriksel potansiyel farkları
  2. Nöronların fiziksel olarak durup dinlendiği yerler
  3. Nöronların gelecekte geliştirebileceği yetenekler
Cevabı göster

Nöronlar ateşlemediğinde nöron zarlarının iki tarafında korunan elektriksel potansiyel farkları

means that little energy is left to propel signals Kelime

3:08

aksonlardan aşağı ve sinapslar boyunca sinyalleri itmek için

Dilbilgisi

The high cost of maintaining ... means that little energy is left: neden-sonuç kalıbı

The high cost of maintaining ... cümlenin dil bilgisel öznesidir: çok kaynak gerektiren bir etkinliği bir isim öbeği hâline getirir. Ardından means that sonucu tanıtır. Buradaki cost para değil, nöronların dinlenim potansiyellerini korumak için gereken enerji anlamındadır. Sonuç yan cümlesi, başka bir iş için çok az enerji kaldığını söyler. Bu kalıp kaynak sınırlamalarını anlatmak için kullanışlıdır: The high cost of X means that little Y is left for Z.

Alıştırma

Neden-sonuç kalıbını tamamlamak için derste öğrenilen iki sözcüklü bağlantıyı kullanın: The high cost of maintaining the old bridge ____ little money is left for other repairs.

Cevabı göster

means that

down axons and across synapses,

3:11

geriye çok az enerji kalması demektir;

Kelime

propel signals down axons and across synapses: bir sinyalin izlediği yolu göstermek

Propel signals, sinyal iletimini itici güç gerektiren bir hareket gibi sunar. Burada, katı nesneleri fiziksel olarak itmek değil, sinir sinyallerini ilerletmek için enerji kullanmak anlamına gelir. Down axons, aksonların uzunluğu boyunca demektir; down yönün aşağı olmasını gerektirmez. Across synapses, sinyali bağlantı noktalarından geçirerek bir nörondan sonrakine aktarmak demektir. İki edat birlikte sinyalin izlediği yolu gösterir.

Alıştırma

Hangi açıklama propel signals down axons and across synapses ifadesine en iyi karşılıktır?

  1. Aksonları yere doğru itip sinapsların altına yerleştirmek
  2. Sinyalleri aksonlar boyunca ve bir nörondan sonrakine iletmek için enerji kullanmak
  3. Sinyalleri nöronların içinde tutarak bir bağlantı noktasına ulaşmalarını engellemek
Cevabı göster

Sinyalleri aksonlar boyunca ve bir nörondan sonrakine iletmek için enerji kullanmak

the nerve discharges that actually get things done. Kalıp ifadeler

3:13

bu da aslında işleri halleden sinir deşarjlarıdır.

Kalıp ifadeler

get things done: işleri etkili biçimde tamamlamak

Get things done, gerekli işleri tamamlayıp somut sonuçlar üretmek anlamına gelir. get + nesne + geçmiş ortaç yapısında get, nesnenin tamamlanmış bir duruma ulaşmasını anlatır; burada “teslim almak” anlamına gelmez. Bu cümlede things, fiziksel nesneleri değil, sinirsel boşalımlar yoluyla gerçekleştirilen yararlı beyin işlemlerini genel olarak ifade eder. Bu ifade, sinyalleri onların gerçekte başardığı işlevlere bağlar.

Alıştırma

Cümleyi “somut görevleri etkili biçimde tamamlamak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Our new checklist helps us ____.

Cevabı göster

get things done

Even if only a tiny percentage of neurons fired Dilbilgisi

3:16

Sadece küçük bir nöron yüzdesi bile ateşlense,

in a given region at any one time,

3:19

herhangi bir zamanda belirli bir bölgede,

the energy burden of generating spikes over the entire brain Kültür

3:22

tüm beyin boyunca elektriksel sıçramalar üretmenin enerji yükü

Kültür

generating spikes: nöral elektrik sinyalleri üretmek

Sinirbilimde spike, bir nöron ateşlendiğinde oluşan kısa süreli elektriksel olaydır ve buna genellikle aksiyon potansiyeli denir. Bu nedenle generating spikes, bu nöral elektrik sinyallerini üretmek anlamına gelir. Buradaki spike, fiziksel bir sivri uç veya grafikteki ani bir yükseliş değildir. Beyin ve enerji kullanımına yapılan göndermeler, sinirbilimdeki anlamı seçtirir.

Alıştırma

Bu sinirbilim cümlesinde spikes ne anlama gelir?: The brain uses energy when neurons generate spikes?

  1. nöronların ürettiği kısa elektrik sinyalleri
  2. beynin içinde oluşan sivri nesneler
  3. enerji fiyatlarındaki ani artışlar
Cevabı göster

nöronların ürettiği kısa elektrik sinyalleri

would be unsustainable.

3:26

sürdürülemez olurdu.

Dilbilgisi

Even if ... would be unsustainable: ödün veren bir varsayım

Even if, ödün veren bir varsayım sunar: Konuşan kişi, sorunu azaltıyor gibi görünen bir koşulu kabul eder ve ardından ana sonucun yine geçerli olduğunu gösterir. Geçmiş biçim fired ve would be, bunu zaten gerçekleşmiş bir olayın aktarımı olarak değil, varsayımsal bir hesaplama olarak kurar. Burada etkin nöronların oranı çok küçük olsa bile, tüm beyin genelinde sürdürülemeyecek bir enerji yükü ortaya çıkar. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp Even if X, Y would still... biçimindedir ve X’in Y’yi ortadan kaldırmadığını ya da tersine çevirmediğini anlatır.

Alıştırma

Even if X, Y would still... kalıbı hangi mantığı ifade eder?

  1. X’i kabul etmek Y sonucunu değiştirmez.
  2. X ve Y geçmişte tekrarlanan iki olaydır.
  3. Y yalnızca X kesinlikle gerçekleştiği için olur.
Cevabı göster

X’i kabul etmek Y sonucunu değiştirmez.

Here's where energy efficiency comes in. Öbek fiiller

3:28

İşte burada enerji verimliliği devreye girer.

Öbek fiiller

Here's where ... comes in: ilgili bir etkeni tanıtmak

Here's where X comes in kalıbında comes in, “önem kazanmaya başlar” veya “bir rol oynamaya başlar” anlamına gelir. Konuşmacı, energy efficiency kavramını az önce bahsedilen soruna yardımcı olan etken olarak tanıtır. Bu kalıp açıklamayı düzenlemeye de yarar: önce bir sorun veya eksiklik sunulur, ardından yararlı fikir, kişi ya da adımı tanıtmak için Here's/This is/That's where X comes in kullanılır.

Alıştırma

“Önem kazanmaya başlar” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle kalıbı tamamlayın: The instructions are hard to follow. This is where a clear diagram ____.

Cevabı göster

comes in

Letting just a small proportion of cells signal at any one time,

3:30

Herhangi bir zamanda hücrelerin yalnızca küçük bir bölümünün sinyal vermesine izin vermek,

known as sparse coding, Kültür

3:34

seyrek kodlama olarak bilinir,

uses the least energy, Anlatım akışı

3:36

en az enerjiyi kullanır,

but carries the most information,

3:38

ancak en çok bilgiyi taşır,

Anlatım akışı

uses the least energy, but carries the most information: verimliliği gösteren karşıtlık

Birbirine paralel iki bölüm aynı özneyi açıklar. uses the least energy en düşük girdiyi, carries the most information ise en yüksek sonucu belirtir. En üstünlük derecesindeki least ve most, iki iddiayı da mümkün olan en güçlü biçimde ifade eder. but ilk iddiayı geçersiz kılmaz. İlk bilgiye bakıldığında ikinci avantajın şaşırtıcı olduğunu gösterir: çok az enerji kullanmak daha az bilgi taşınacağını düşündürebilir, ancak cümle bunun tersini doğru olarak sunar. Bu karşıtlık, cümleyi verimliliği gösteren en düşük maliyet ve en yüksek sonuç savı şeklinde düzenler.

Alıştırma

uses the least energy, but carries the most information cümlesindeki but sözcüğünün temel görevi nedir?

  1. Konuyu enerjiden ilgisiz bir meseleye geçirir.
  2. İki avantajı birbirine bağlar ve aralarındaki şaşırtıcı karşıtlığı vurgular.
  3. İkinci iddianın birinci iddianın yerini aldığını ve onu geçersiz kıldığını gösterir.
Cevabı göster

İki avantajı birbirine bağlar ve aralarındaki şaşırtıcı karşıtlığı vurgular.

because the small number of signals

3:40

çünkü bu az sayıdaki sinyal,

have thousands of possible paths by which to distribute themselves. Dilbilgisi

3:42

kendilerini dağıtmak için binlerce olası yola sahiptir.

Kültür

known as sparse coding: önceki mekanizmaya ad verme

Araya eklenen known as sparse coding ifadesi, hemen önce açıklanan mekanizmanın tamamına ad verir: aynı anda hücrelerin yalnızca küçük bir bölümü sinyal verir. Bu mekanizmanın teknik adı sparse coding ifadesidir. Buradaki coding, hücre sinyali örüntülerinin bilgiyi temsil etmesi anlamına gelir; bilgisayar programı yazmak anlamına gelmez. Bilimsel açıklamalar genellikle bir fikri önce gündelik sözcüklerle anlatır, ardından known as + ad yapısıyla terimi tanıtır.

Alıştırma

Yerleşik bir adı tanıtan iki sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: This memory technique is ____ spaced repetition.

Cevabı göster

known as

Dilbilgisi

paths by which to distribute themselves: bir yolu amacıyla ilişkilendirmek

by which to distribute themselves ifadesinde which, önceki thousands of possible paths söz grubuna gönderme yapar; by ise “aracılığıyla” veya “kullanarak” anlamındadır. İfade, bu yolları sinyallerin dağılmak için kullanabileceği güzergâhlar olarak tanımlar. İsim + by which + to-mastar yapısı, bir araç, yöntem veya yolu amacıyla resmî bir biçimde ilişkilendirir.

Alıştırma

Resmî by which + mastar yapısını tamamlayın: The school created a process ____ review appeals.

Cevabı göster

by which to

A drawback of sparse coding within a huge number of neurons is its cost. Dilbilgisi

3:46

Çok sayıda nöron içinde seyrek kodlamanın bir dezavantajı maliyetidir.

Dilbilgisi

A drawback of ... is its cost: bir dezavantajı belirtmek

A drawback of X is Y kalıbında X değerlendirilen şeyi belirtir, Y ise onun bir dezavantajını verir. Burada X, sparse coding within a huge number of neurons; Y ise its cost ifadesidir. Bu nedenle cümle, yöntemin yararlarından onun oluşturduğu bir yüke geçiş yapar. Cost her zaman para anlamına gelmez. Teknik bir açıklamada bir sistemin çalışması için gereken enerji, zaman, karmaşıklık, bilişim kaynakları veya başka bir yükü ifade edebilir; tam olarak hangisi olduğu bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

A drawback of X is Y kalıbını tamamlayın: ____ the new printer ____ its high ink cost.

Cevabı göster

A drawback of · is

Worse, Anlatım akışı

3:51

Daha da kötüsü,

if a big proportion of cells never fire, Dilbilgisi

3:51

hücrelerin büyük bir kısmı hiçbir zaman ateşlenmezse,

then they are superfluous,

3:54

o zaman bunlar gereksizdir,

and evolution should have jettisoned them long ago. Kelime

3:55

ve evrim onları çoktan fırlatıp atmalıydı.

Anlatım akışı

Worse,:daha ciddi bir sorunun işareti

Cümlenin başındaki Worse, “daha da kötüsü” veya “daha büyük bir sorun da şu” anlamına gelir. Önceki olumsuz noktaya bağlanır ve dinleyiciye sıradaki noktanın daha ciddi olduğunu bildirir. Burada yalnızca duygu ifade etmek yerine savı düzenler: konuşmacı, seyrek kodlamanın bir maliyetinden daha güçlü bir evrimsel itiraza geçer.

Alıştırma

Bu cümlenin başındaki Worse, ne işe yarar?

  1. Bunun kesinlikle son ve en ciddi sorun olduğunu gösterir.
  2. Az önce sözü edilen sorundan daha ciddi bir sorunu tanıtır.
  3. Önceki noktayla ilgisiz, tarafsız bir örnek verir.
Cevabı göster

Az önce sözü edilen sorundan daha ciddi bir sorunu tanıtır.

Dilbilgisi

if ... then ... should have jettisoned: beklenen bir geçmiş sonuç hakkında koşullu akıl yürütme

If ... then ... bir çıkarım zinciri kurar. if yan cümlesi varsayımı verir, then ise bunun sonucunu belirtir: birçok hücre hiç sinyal göndermiyorsa gereksiz sayılır. Should have jettisoned, bu varsayıma göre evrimin onları geçmişte elemiş olmasının makul biçimde bekleneceğini belirtir. Bağlam bunun gerçekleşmediğini gösterir; bu nedenle gerçekleşmemiş geçmiş beklenti, varsayımı sorgulamak için kullanılır. Şimdi ne yapılması gerektiğine dair bir tavsiye değildir.

Alıştırma

if ... then ... should have yapısındaki savın tamamına en uygun yorum hangisidir?

  1. Evrime, onları ilk kez şimdi elemesi tavsiye ediliyor.
  2. Evrim onları gelecekte belirli bir zamanda kesinlikle eleyecek.
  3. Onların elenmesi geçmişte beklenen bir sonuçtu, ancak görünüşe göre gerçekleşmedi.
Cevabı göster

Onların elenmesi geçmişte beklenen bir sonuçtu, ancak görünüşe göre gerçekleşmedi.

Kelime

jettisoned them: artık yararlı olmayanı elemek

Jettison, artık yararlı olmayan veya yük hâline gelen bir şeyden kurtulmak demektir. Jettisoned them ifadesindeki them, hiç sinyal göndermeyecek hücreleri belirtir; dolayısıyla ifade, bu hücrelerin evrim yoluyla çok uzun zaman önce elenmiş olması gerektiğini söyler. Evolution, karar verebilen bir varlıkmış gibi kişileştirilmiştir. Cümle, bir şeyi bilinçli olarak fırlatıp atmayı değil, doğal seçilimin beklenen sonucunu anlatır.

Alıştırma

evolution should have jettisoned them long ago ifadesinde jettisoned them ne anlama gelir?

  1. onları ileride kullanmak için hazır tuttu
  2. gereksiz oldukları için onları ortadan kaldırdı
  3. hepsini aynı anda etkinleştirdi
Cevabı göster

gereksiz oldukları için onları ortadan kaldırdı

The solution is to find the optimum proportion of cells Notlar

3:58

Çözüm, hücrelerin optimum oranını bulmaktır,

that the brain can have active at once.

4:01

yani beynin aynı anda aktif tutabileceği oranı.

Anlatım akışı

The solution is to find...: sorundan çözüm yaklaşımına geçmek

The solution is to find..., anlatımın bir sorundan o sorunu ele almak için önerilen yönteme geçtiğini gösterir. The solution yanıtı veya yaklaşımı belirtir; is to find ise yapılması gereken eylemi mastar yapısıyla ifade eder. Buradaki eylem, aynı anda etkin olabilecek en uygun hücre oranını belirlemektir. Cümle ayrıntılı bir deney sürecini değil, kuramsal bir hedefi sunar.

Alıştırma

Cümleyi yukarıda öğretilen tam sorun-çözüm kalıbıyla tamamlayın: Our meeting times keep changing. The solution ____ a regular time when everyone is free.

Cevabı göster

is to find

Kelime

optimum proportion of cells: en iyi oran, en büyük oran değil

Optimum proportion of cells, ilgili sınırlar altında genel olarak en iyi sonucu veren hücre oranı demektir. Optimum, proportion sözcüğünü niteler; of cells ise neyin ölçüldüğünü belirtir. Bu ifade “çok sayıda hücre” veya “eşit bir pay” anlamına gelmez. Burada yararlı oran, bilgi işleme ile enerji kullanımı arasında denge kurmalıdır. Amaç en iyi dengeyi bulmak olduğu için optimum oran, mümkün olan maksimum orandan çok daha düşük olabilir.

Alıştırma

Burada optimum proportion ne anlama geliyor?

  1. Sınırlar altında genel olarak en iyi sonucu veren oran
  2. Her parçanın eşit olduğu bir oran
  3. Ulaşılabilecek en büyük oran
Cevabı göster

Sınırlar altında genel olarak en iyi sonucu veren oran

For maximum efficiency, Anlatım akışı

4:04

Maksimum verimlilik için,

between 1% and 16% of cells should be active at any given moment. Kalıp ifadeler

4:05

herhangi bir anda hücrelerin %1'i ile %16'sı arasında bir kısmı aktif olmalıdır.

Anlatım akışı

For maximum efficiency: hedefi önce belirtmek

For maximum efficiency, ardından gelen ifadenin hedefini veya değerlendirme ölçütünü bildiren, cümlenin başına getirilmiş bir ifadedir. Verimlilik öncelikli olduğunda önerilen aralık olarak sonraki yüzde aralığını çerçeveler. Burada for, “ulaşmak için” anlamındadır; “bir alıcı için” anlamına gelmez. İfadeyi başa koymak, dinleyenin sayıları duymadan önce onları hangi ölçüte göre yorumlayacağını anlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

For maximum efficiency başlangıç ifadesi şu cümlede ne yapar: "For maximum efficiency, keep frequently used tools within reach."?

  1. Öneriyi yönlendiren hedefi belirtir.
  2. Aletleri alacak kişiyi belirtir.
  3. Aletlerin zaten verimli çalıştığını bildirir.
Cevabı göster

Öneriyi yönlendiren hedefi belirtir.

Kalıp ifadeler

at any given moment: zamanın anlık görüntüsü

At any given moment, “zamanın herhangi belirli bir noktasında” demektir. Daha uzun bir süre boyunca gerçekleşen her şeyi toplamak yerine tek bir anın fotoğrafına bakmayı anlatır. Bu cümlede %1–%16 aralığı, her anda aynı anda aktif olan hücreler için geçerlidir. Bu, yalnızca o hücre grubunun herhangi bir zamanda aktif olabileceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “zamanın herhangi belirli bir noktasında” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Only two technicians may be in the lab ____.

Cevabı göster

at any given moment

This is the energy limit we have to live with Kalıp ifadeler

4:11

Bu, bilinçli kalabilmek için

in order to be conscious at all. Dilbilgisi

4:13

kabullenmek zorunda olduğumuz enerji sınırıdır.

Kalıp ifadeler

the energy limit we have to live with: kaçınılmaz bir kısıtlama

The energy limit we have to live with bir isim öbeğidir; we have to live with hangi enerji sınırının kastedildiğini açıklar. İfade the energy limit that we have to live with şeklinde de söylenebilir; burada that çıkarılmıştır. Live with burada deyimsel anlamdadır. Kolayca değiştirilemeyen bir şeyi kabul edip onunla başa çıkmaya devam etmek demektir. Have to, bu kabulün gönüllü değil zorunlu olduğunu gösterir; böylece sınır, bilinçli olmanın kaçınılmaz bir koşulu olarak sunulur.

Alıştırma

“The outdated software is a problem we have to live with for now,” cümlesinde have to live with ne anlama gelir?

  1. hemen ortadan kaldırmak zorunda olmak
  2. kabul edip başa çıkmak zorunda olmak
  3. aynı evde yaşamak zorunda olmak
Cevabı göster

kabul edip başa çıkmak zorunda olmak

Dilbilgisi

in order to ... at all: en temel sonucu bile mümkün kılmak

In order to + fiilin yalın hâli, bir amacı veya sonucu mümkün kılan bir koşulu belirtir. Burada in order to be conscious, bilincin var olabilmesi için sınırlı kaynakların yönetilmesi gerektiğini anlatır. At all en düşük olasılık düzeyini, yani en başta bilinçli olabilmenin kendisini vurgular. “Hepsi” veya “tamamen” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi in order to ... at all yapısıyla tamamlayın: The radio needs some power ____ turn on ____.

Cevabı göster

in order to · at all

The need to conserve resources is the reason Dilbilgisi

4:15

Kaynakları koruma ihtiyacı,

most of the brain's operations must happen outside of consciousness. Kelime

4:17

beynin işlemlerinin çoğunun bilinç dışında gerçekleşmesinin nedenidir.

Dilbilgisi

The need to ... is the reason ...: gerekliliği neden olarak sunmak

The need to + fiilin yalın hâli, bir gerekliliği cümlenin öznesi olabilen bir isim grubuna dönüştürür. Burada The need to conserve resources, beynin sınırlı enerjisini korumanın gerekli olduğunu anlatır. Is the reason daha sonra bu gerekliliği, ardından gelen sonuç cümleciğine bağlar. most of the brain's operations ... cümleciği açıklanan sonucu belirtir; reason sözcüğünden sonra why eklenebilir, ancak burada doğal olarak kullanılmamıştır.

Alıştırma

Cümleyi The need to ... is the reason ... neden yapısıyla tamamlayın: The ____ to keep the medicine cold is the ____ the box is insulated.

Cevabı göster

need · reason

Kelime

outside of consciousness: bilinçli farkındalığa ulaşmayan süreçler

outside of consciousness ifadesinde outside of soyut bir sınırı belirtir. Beyin etkinliği kişinin bilinçli farkındalığına girmez; kişi bunu fark etmeden gerçekleşir. Bu, etkinliğin fiziksel olarak beynin ya da bedenin dışında gerçekleştiği anlamına gelmez. Daha genel olarak outside of, soyut bir isimle kullanıldığında o soyut alanın ötesinde ya da dışında kalan bir şeyi anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede outside of consciousness ne anlama gelir?

  1. bilinçli farkındalığa girmeden
  2. yalnızca kişi bilincini kaybettikten sonra
  3. beynin ötesindeki fiziksel bir yerde
Cevabı göster

bilinçli farkındalığa girmeden

It's why multitasking is a fool's errand. Notlar

4:21

Bu yüzden aynı anda birden fazla iş yapmaya çalışmak aptalca bir çabadır.

Anlatım akışı

It's why: önceki bir nedene gönderme yapmak

It's why, önceki bağlamdaki bir nedene veya açıklamaya gönderme yapmak için it kullanır. Buradaki it belirli bir nesneyi değil, daha önceki açıklamayı gösterir. Ardından why sonucu veya çıkarımı tanıtır: Aynı anda birden fazla iş yapmaya çalışmak boşuna bir çabadır. Bu yapı bilgiyi önceki neden → şimdiki sonuç biçiminde düzenler ve yaklaşık olarak That is why... anlamına gelir.

Alıştırma

Okuyun: The floor is wet. It's why we walk carefully. It neye gönderme yapıyor?

  1. zeminin ıslak olduğu gerçeği
  2. onların yürüme biçimi
  3. yürüyen insanlar
Cevabı göster

zeminin ıslak olduğu gerçeği

Deyimler

a fool's errand: başarı olasılığı çok düşük bir iş

A fool's errand, anlamsız veya başarıya ulaşma olasılığı çok düşük bir iş ya da girişim anlamına gelen bir deyimdir. Bir işin gerçekten aptal bir kişiye ait olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede konuşmacı, aynı anda birden çok işle uğraşmayı baştan kötü bir strateji olarak değerlendirir. Genel olarak hedef veya yöntem başarıyı, çaba göstermeye değmeyecek kadar olanaksız hâle getirdiğinde kullanılır.

Alıştırma

Burada a fool's errand ne anlama geliyor?

  1. başarıya ulaşma olasılığı çok düşük bir iş
  2. kolay ama utandırıcı bir iş
  3. aptal bir kişiye ait iş
Cevabı göster

başarıya ulaşma olasılığı çok düşük bir iş

We simply lack the energy to do two things at once, Kalıp ifadeler

4:24

Aynı anda iki şeyi yapacak enerjiden tamamen yoksunuz,

let alone three or five. Kalıp ifadeler

4:27

bırakın üç veya beşini.

Kalıp ifadeler

lack the energy to: bir eylem için yeterli enerjiye sahip olmamak

lack the energy to do something yapısında lack, yeterince sahip olmamak anlamına gelir. Dil bilgisi bakımından geçişli bir fiildir: the energy onun nesnesidir ve to ile kurulan mastar, yapılamayan eylemi belirtir. Energy, gerçek fiziksel veya zihinsel kapasiteyi ya da daha genel olarak bir etkinlik için gereken gücü ve dikkati ifade edebilir. Burada ifade, aynı anda birden çok şey yapmak için mevcut kapasitemizin yetersiz olduğunu söyler.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan yapıyla tamamlayın: Right now, after the long hike, I ____ carry another bag.

Cevabı göster

lack the energy to

Kalıp ifadeler

let alone three or five: daha da olanaksız bir durum

Let alone, ilkinden daha da olanaksız olan ikinci bir durumu belirtir. Burada iki işi yapacak kadar enerjimizin olmaması, üç ya da beş işi yapmanın çok daha fazla kapasitemizin dışında olduğu anlamına gelir. Tekrarlanan sözcükler atılmıştır: let alone three or five, tam olarak let alone do three or five things at once anlamına gelir.

Alıştırma

'I cannot finish one chapter tonight, let alone the whole book,' cümlesinde 'let alone the whole book' ne anlama gelir?

  1. Kitabın tamamı yalnız bırakılmalıdır.
  2. Kitabın tamamını bitirmek, bir bölümü bitirmekten daha kolaydır.
  3. Kitabın tamamını bitirmek daha da olanaksızdır.
Cevabı göster

Kitabın tamamını bitirmek daha da olanaksızdır.

When we try,

4:28

Bunu denediğimizde,

we do each task less well than if we'd given it our full attention. Notlar

4:29

her bir görevi, tüm dikkatimizi verdiğimiz duruma göre daha kötü yaparız.

Dilbilgisi

less well than if: karşıolgusal bir sonuçla karşılaştırma

Less well, well zarfının karşılaştırma biçimidir ve yapılan işin niteliğinin daha düşük olduğunu anlatır. Than if, karşılaştırma ölçütü olarak kullanılan varsayımsal durumu belirtir. Burada we'd, we had anlamına gelir ve had given gerçekleşmemiş bir alternatifi gösterir: tüm dikkatimizi verseydik her iş daha iyi yapılmış olurdu. Bu nedenle cümle, bölünmüş dikkat altındaki sonucu daha iyi bir karşıolgusal sonuçla karşılaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle gerçek bir performansı daha iyi bir karşıolgusal sonuçla doğal biçimde karşılaştırır?

  1. I performed less well than if I had practiced beforehand.
  2. I performed less good than if I had practiced beforehand.
  3. I performed less well if than I had practiced beforehand.
Cevabı göster

I performed less well than if I had practiced beforehand.

Kalıp ifadeler

given it our full attention: tüm dikkatimizi ona vermek

Give something your full attention, dikkati bölmek yerine bir kişiye veya şeye tamamen odaklanmak anlamına gelir. Örnekte it her bir görevi gösterir, our dikkatin kime ait olduğunu belirtir ve given, burada we had anlamına gelen we'd ifadesinden sonra kullanılan give fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Kalıp give + kişi veya şey + iyelik + full attention şeklindedir; give the problem my full attention buna bir örnektir. Buradaki give, fiziksel bir nesneyi vermeyi değil, soyut bir zihinsel kaynak olan dikkati bir hedefe yöneltmeyi anlatır. Daha genel olan pay attention ifadesinden farklı olarak full, eksiksiz odaklanmayı açıkça vurgular.

Alıştırma

Cümleyi give something your full attention ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın: This report is important, so please ____.

Cevabı göster

give it your full attention

The numbers are against us. Deyimler

4:33

Rakamlar bize karşı.

Deyimler

The numbers are against us: rakamlar bizim aleyhimize

The numbers are against us, mevcut verilerin, hesaplamaların veya olasılıkların istenen sonucu olasılık dışı hâle getirdiği anlamına gelir. Numbers, rakamların gösterdiği şeyi kısaca ifade eder; against us ise kanıtları sanki karşı taraftaymış gibi kişileştirir. Burada numbers, önceki hesaplamaları gösterir. Cümle nesnel bir dezavantajı özetler; yazılı rakamların gerçekten birinden hoşlanmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede son ifade ne anlama gelir? We can apply, but with only three places available, the numbers are against us.

  1. Birisi bizi eleştirmek için rakamlar yazmış.
  2. Nasıl sayılacağını unutmuşuz.
  3. Mevcut gerçekler başarıyı olasılık dışı gösteriyor.
Cevabı göster

Mevcut gerçekler başarıyı olasılık dışı gösteriyor.

Your brain is already smart and powerful.

4:35

Beyniniz zaten zeki ve güçlü.

So powerful that it needs a lot of power to stay powerful. Notlar

4:37

O kadar güçlü ki güçlü kalabilmek için çok fazla enerjiye ihtiyacı var.

Dilbilgisi

So powerful that: sonucu anlatan so + sıfat + that yapısı

So + sıfat + that, yüksek bir dereceyi bunun sonucuna bağlar. Burada so powerful derecenin ne kadar yüksek olduğunu, that it needs a lot of power to stay powerful ise sonucu gösterir. That burada sonuç yan cümlesini başlatır; “şu” veya “o” anlamına gelmez. Bağlam içinde bu altyazı, önceki düşünceyi sürdüren bir cümle parçasıdır. Tam bir cümlede yapı özne + be + so + sıfat + that + sonuç yan cümlesi şeklindedir.

Alıştırma

heavy sözcüğünü kullanarak so + sıfat + that sonuç yapısını tamamlayın: The backpack was ____ I had to use a cart.

Cevabı göster

so heavy that

Anlatım akışı

powerful ... power ... powerful: bir fikri sözcük ailesi tekrarıyla bitirmek

Bu sözcük ailesinin tekrarı, cümleyi kısa ve yoğun bir özet olarak düzenler. İlk powerful beynin yüksek kapasitesini anlatır; needs a lot of power içindeki power “enerji” anlamına gelir; son powerful ise yeniden kapasite anlamına döner. Kapasiteden enerjiye, ardından tekrar kapasiteye geçiş yapan konuşmacı iki ana fikri birbirine bağlar ve sona akılda kalıcı bir ritim verir. Bu, yanlışlıkla yapılmış bir tekrar değil, bilinçli bir kelime oyunu ve önceki fikre dönüştür.

Alıştırma

Cümlede powerful ... power ... powerful tekrarının işlevi nedir?

  1. Mesajı değiştirmeden veya düzenlemeden yalnızca gereksiz sözcükler ekler.
  2. Kapasite ile elektrik enerjisinin tamamen aynı şey olduğunu öne sürer.
  3. Beynin kapasitesini, bu kapasiteyi korumak için gereken enerjiyle bağlar.
Cevabı göster

Beynin kapasitesini, bu kapasiteyi korumak için gereken enerjiyle bağlar.

And so smart that it has built in Öbek fiiller

4:41

Ve o kadar zeki ki içine şunu yerleştirmiş:

an energy efficiency plan.

4:43

bir enerji verimliliği planı.

Öbek fiiller

has built in: bir özelliği sistemin ayrılmaz parçası olarak eklemek

has built in an energy efficiency plan ifadesinde has, present perfect yapısını gösterir; built, build fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve in parçacıktır. Nesne olan an energy efficiency plan, fiil öbeğinin tamamından sonra gelir. Burada build in, bir şeyi sistemin veya tasarımın ayrılmaz bir parçası olarak eklemek anlamına gelir. Beyin gerçekten bir plan inşa etmiş değildir; cümle, enerji tasarrufu mekanizmasını akıllı bir sisteme tasarlanarak eklenmiş bir özellik gibi sunar.

Alıştırma

Cümleyi build in fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The design team has ____ an automatic backup feature.

Cevabı göster

built in

So don't let a fraudulent myth make you guilty about your supposedly lazy brain. Notlar

4:45

Bu yüzden sahtekar bir efsanenin sözde tembel beyniniz hakkında sizi suçlu hissettirmesine izin vermeyin.

Dilbilgisi

don't let ... make you guilty: duygusal baskıya direnmek

Don't let X make you Y, güçlü bir öğüt verme kalıbıdır. Let sözcüğünden sonra X ve ardından make fiilinin yalın biçimi gelir; make sözcüğünden sonra you nesnedir ve guilty ortaya çıkan durumu anlatan sıfattır. Burada guilty, hukuken suçlu olmak değil, sorumluluk veya utanç hissedip suçluluk duymak anlamına gelir. Konuşmacı, dinleyiciye yanlış bir iddianın bu duyguyu oluşturmasına izin vermemesini öğütler.

Alıştırma

Hangi cümle öğüt vermek için don't let X make you Y kalıbını doğru kullanır?

  1. Don't let one mistake make you feel hopeless.
  2. Don't let one mistake to make you feel hopeless.
  3. Don't let one mistake makes you feel hopeless.
Cevabı göster

Don't let one mistake make you feel hopeless.

Ton ve niyet

supposedly lazy brain: lazy etiketinden kuşku duymak

supposedly lazy brain ifadesinde supposedly, lazy sözcüğünü konuşanın kabul ettiği bir yargı olarak değil, başkalarının kullandığı bir etiket olarak sunar. Burada so-called anlamına yakındır ve konuşanı etiketten kuşkucu, hafif alaycı bir biçimde uzaklaştırır. Önceki açıklama beynin tembel olduğu düşüncesini reddeder; bu nedenle ifade tembelliği doğrulamaz. Daha genel olarak supposedly, bir iddiayı aktarırken onun doğruluğunun belirsiz veya tartışmalı olduğunu gösterebilir.

Alıştırma

Supposedly bu cümleye nasıl bir tutum katıyor?

  1. Konuşan beynin tembelmiş gibi davrandığını söylüyor.
  2. Konuşan beynin muhtemelen tembel olduğunu düşünüyor.
  3. Konuşan tembel etiketini tekrar ediyor ama bundan kuşkulandığını gösteriyor.
Cevabı göster

Konuşan tembel etiketini tekrar ediyor ama bundan kuşkulandığını gösteriyor.

Guilt would be a waste of energy. Deyimler

4:49

Suçluluk, enerjinin israfı olurdu.

Deyimler

a waste of energy: boşa harcanan çaba ve konuya gönderme

a waste of energy ifadesinde waste, yararlı bir sonuç elde etmeden çaba veya zihinsel kaynak kullanmak anlamına gelir. Suçluluğa a waste of energy demek, burada suçlu hissetmenin değerli bir sonuç sağlamadığını anlatır. Son cümle energy sözcüğünün gerçek anlamıyla da oynar: açıklama, beynin sınırlı enerji kullanımı hakkındadır. Günlük bir ifadeyle bilimsel konunun üst üste gelmesi, kısa ve hafif mizahi bir kapanış yaratır.

Alıştırma

a waste of energy bu kapanış cümlesinde hangi iki etkiyi yaratıyor?

  1. Suçluluğun beyin için fiziksel olarak ek enerji ürettiğini söyler.
  2. Suçluluğun verimsiz olduğunu söyler ve beyin enerjisiyle ilgili gerçek anlamdaki tartışmaya da gönderme yapar.
  3. Her türlü enerjinin gereksiz olduğunu söyler.
Cevabı göster

Suçluluğun verimsiz olduğunu söyler ve beyin enerjisiyle ilgili gerçek anlamdaki tartışmaya da gönderme yapar.

After all this, Anlatım akışı

4:51

Tüm bunlardan sonra,

don't you realize it's dumb to waste mental energy? Ton ve niyet

4:52

zihinsel enerjiyi boşa harcamanın aptalca olduğunu anlamıyor musunuz?

Anlatım akışı

After all this: Sonuca varmadan önce önceki açıklamaya dönmek

After all this, önceki açıklamanın tamamını geriye dönük tek bir göndermede toplar. Burada all this, yalnızca zamanın geçmesini değil, az önce ele alınan noktaları ifade eder. Bu ifade sorudan önce kullanıldığında önceki açıklamayı kapatır ve sonraki sözü dinleyicinin artık kabul etmesi gereken bir sonuç olarak sunar. Başka bağlamlarda bir dizi deneyim veya olaya da gönderme yapabilir.

Alıştırma

After all this burada bilgiyi nasıl düzenliyor?

  1. Önceki açıklamayı toplar ve bir sonuca zemin hazırlar.
  2. Yalnızca biraz zaman geçtiğini belirtir.
  3. Önceki konuyla ilgisiz bir konu açar.
Cevabı göster

Önceki açıklamayı toplar ve bir sonuca zemin hazırlar.

Ton ve niyet

don't you realize...?: Beklenen sonuca yönelten retorik soru

Don't you realize...? olumsuz bir soru biçimindedir, ancak burada tarafsız bir bilgi isteği değil, retorik bir sorudur. Konuşmacı, konunun artık açık olması gerektiğini varsayar; yaklaşık olarak “Bunu artık fark etmiş olmalısın” anlamını taşır. Bu yapı, dinleyiciyi kabul etmeye doğru iter. Ses tonuna ve ilişkiye bağlı olarak şaşkınlık, sabırsızlık veya hafif suçlama ifade edebilir; burada hafif ama güçlü bir son hatırlatma ekler.

Alıştırma

Bu kullanımda Don't you realize...? neyi ima eder?

  1. Konuşmacı tarafsız bir soru soruyor ve cevapla ilgili hiçbir beklentisi yok.
  2. Konuşmacı, dinleyicinin realize sözcüğünü tanımlamasını istiyor.
  3. Konuşmacı, dinleyicinin zaten anlamış olması gerektiğini düşünüyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, dinleyicinin zaten anlamış olması gerektiğini düşünüyor.

You have billions of power-hungry neurons to maintain. Deyimler

4:55

Bakımını yapmanız gereken milyarlarca enerjiye aç nöronunuz var.

Deyimler

power-hungry neurons: çok fazla enerji gerektiren nöronlar

Burada power-hungry, çok fazla enerjiye ihtiyaç duyan ve çok enerji tüketen anlamına gelir. Neurons sözcüğünden önce kullanılan birleşik bir sıfattır. Bu nedenle power-hungry neurons, çalışmasını sürdürmek için çok enerji gereken nöronlar demektir; nöronların gerçekten aç olduğu anlamına gelmez. Bu anlatım, nöronları enerjiye karşı iştahı varmış gibi gösterir. Daha genel olarak power-hungry; çok fazla elektrik, enerji veya başka bir kaynak kullanan bir cihazı, programı, sistemi ya da organı tanımlayabilir.

Alıştırma

“The new laptop is power-hungry,” cümlesinde power-hungry büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Çok güçlü ve hızlıdır.
  2. Çok fazla elektrik enerjisi kullanıyor.
  3. Daha fazla siyasi yetki istiyor.
Cevabı göster

Çok fazla elektrik enerjisi kullanıyor.

So hop to it. Deyimler

4:58

Öyleyse, hadi işe koyulun.

Deyimler

hop to it: hemen harekete geçmek

Hop to it, hemen başlamak veya hızla harekete geçmek anlamına gelen samimi bir deyimdir. Burada üç sözcük birlikte kalıplaşmış bir emir olarak kullanılır; gerçekten bir şeye doğru veya bir şeyin üzerine zıplamak anlamına gelmez. So ile cümle, önceki düşünceyi hızlı bir eylem çağrısına dönüştürür: yani şimdi harekete geçin. Çoğu zaman canlı veya şakacı duyulur, ancak yine de oyalanmayı bırakmaya yönelik doğrudan bir teşviktir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve şimdi harekete geçmek anlamına gelen üç sözcüklü samimi deyimle tamamlayın: The doors open in five minutes, so ____!

Cevabı göster

hop to it