Romantik misiniz Yoksa Klasik mi?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Deneme; duygular, eğitim, siyaset, idealler ve gündelik yaşam karşısında romantik ve klasik mizaçları karşılaştırır, sonra dengeyi savunur. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "bring into focus" — Kalıp söz öbekleri ve eşdizimler: bir etiket veya karşılaştırmanın soyut konuyu netleştirdiğini söyleyin; bu yalnızca kamera odağı değildir. 2. "the emperor is wearing no clothes." — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Andersen masalını, uyumcu yetişkinlerin sakladığı gerçeği söyleyen dışarıdaki kişi için bir gönderme olarak tanıyın. 3. "spirit of the age" — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir dönemin baskın ruh hâli, fikirleri ve değerlerini anlatın; age kişinin yaşı değil, dönemdir.
Bu derste
We may not be used to thinking ourselves in these terms, Dilbilgisi
0:00Kendimizi bu terimlerle düşünmeye alışkın olmayabiliriz,
be used to thinking: be used to + -ing yapısı
be used to thinking ifadesinde be used to, “bir şeye alışkın olmak” anlamına gelir. Konuşmacı, kendimize bu kavramlar üzerinden bakmanın bize tanıdık gelmeyebileceğini söylüyor. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle ardından isim veya -ing biçimi gelir. Burada thinking gereklidir; bu be used to yapısından sonra think kullanılamaz.
Alıştırma
Cümleyi be used to yapısının üç sözcüklü geniş zaman biçimiyle tamamlayın. Nora has lived beside the railway for years, so she ____ hearing trains at night.
Cevabı göster
is used to
some of the central themes of our personalities
0:08kişiliklerimizin bazı temel temalarını odak noktasına getirir
Kişilik etiketleri olarak romantic ve classical
Burada romantic ve classical, bu sözcüklerin en bilinen konu anlamları değil, hayata yaklaşmanın iki geniş biçimi için kullanılan etiketlerdir. Romantic; duygu, hayal gücü, idealler ve doğallığa, classical ise akıl, özdenetim, düzen ve gerçekçi yargıya işaret eder. Bu etiketler söz konusu özellikleri “odağa getirir”; yazara kişilik hakkında konuşmak için basit bir bakış açısı sağlar. Bunlar bu metindeki yorumlayıcı bir çerçevedir, resmî psikolojik tipler değildir ve bir kişi her iki eğilimi de gösterebilir.
Alıştırma
Aşağıdaki cümlede romantic ve classical büyük olasılıkla ne anlama geliyor? The essay uses romantic and classical to compare how people make decisions.
- İki resmî klinik tanı
- İki geniş kişilik eğilimi: biri daha çok duygu ve ideallerle, diğeri ise akıl ve özdenetimle yönlendirilir
- Müzik tarihindeki iki dönem
- İki farklı aşk hikâyesi türü
Cevabı göster
İki geniş kişilik eğilimi: biri daha çok duygu ve ideallerle, diğeri ise akıl ve özdenetimle yönlendirilir
Bring into focus: bir şeyi belirginleştirmek
Bu cümlede bring into focus, “bir şeyi düşüncede daha açık ve daha belirgin hâle getirmek” anlamına gelir. Etiketler temel temaların görülmesini sağlar; burada kamerayla odaklama kastedilmez. Burada uzun nesne, ifadenin tamamından sonra gelir: bring into focus + some of the central themes. Daha kısa bir nesneyle bring the problem into focus kullanımı da yaygındır. Genel olarak kanıtlar, bir tartışma veya karşılaştırma önemli bir fikrin daha kolay görülmesini sağladığında bu ifade kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “daha açık ve daha belirgin hâle getirmek” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The new evidence helps ____ the real cause of the delay.
Cevabı göster
bring into focus
and help us to gain a clearer sense of who we and other people are. Kalıp ifadeler
0:10ve kendimizin ve diğer insanların kim olduğuna dair daha net bir fikir edinmemize yardımcı olur.
Gain a clearer sense of: daha net bir anlayış geliştirmek
Bu cümlede gain a clearer sense of, “bir şey hakkında zamanla daha iyi ve genel bir anlayış geliştirmek” anlamına gelir. Buradaki sense, fiziksel bir duyu veya bir kelimenin anlamı değil, anlayış ya da farkındalık demektir. Of edatı, daha iyi anlaşılan içeriği belirtir. Ardından bir isim veya of who we and other people are örneğindeki gibi wh ile başlayan bir yan cümle gelebilir. Bu ifade genellikle düşünmenin, kanıtların veya deneyimin önceden eksik olan bir anlayışı geliştirdiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “bir şey hakkında daha iyi ve genel bir anlayış geliştirmek” anlamına gelen beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: Talking with local families helped us ____ what the town needed.
Cevabı göster
gain a clearer sense of
These are some of the things that divide romantic from classical personalities.
0:15Bunlar, romantik kişilikleri klasik olanlardan ayıran şeylerden bazılarıdır.
Romantics relish things that seem slightly to defy rational explanations. Kalıp ifadeler
0:22Romantikler, rasyonel açıklamaları biraz olsun reddediyor gibi görünen şeylerden zevk alırlar.
defy rational explanations ifadesini anlamak
defy rational explanations ifadesinde defy mecazi anlamda kullanılır. Buradaki şeyler açıklamalara gerçekten karşı gelmez; akıl yoluyla açıklanmaları zordur, hatta belki de imkânsızdır. Bu yapının öznesi çoğunlukla bir olay, sonuç, davranış veya gizemdir ve ardından defy + explanation ya da account gelir. Yapı, öne sürülen akıl yürütmenin durumu yeterince anlamlandıramadığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede defy, “açıklanması çok zor olmak” anlamındadır?
- The report provided a rational explanation.
- The lawyer defied the court order.
- The pattern seems to defy any simple explanation.
Cevabı göster
The pattern seems to defy any simple explanation.
They're enthusiastic about feelings and wary of the intellect as a guide to life. Kalıp ifadeler
0:26Duygular konusunda heveslidirler ve hayata rehberlik edecek bir akla karşı temkinlidirler.
wary of: yorgunluk değil, temkin
Be wary of, riskli, güvenilmez veya yanıltıcı olabileceği için bir kişiye ya da şeye karşı temkinli olmak demektir. Burada akla yaşamın tek rehberi olarak tam güven duyulmadığı anlatılır; wary mutlaka korkmak anlamına gelmez. Yapı be + wary of + isim veya -ing biçimidir: be wary of strangers; be wary of making promises. Bu ifade panikten çok dikkatli bir değerlendirmeyi anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle “kaynak güvenilir olmayabileceği için temkinliyim” anlamındadır?
- I'm wary of advice from anonymous accounts.
- I'm weary of reading advice online.
- I'm excited about advice from strangers.
Cevabı göster
I'm wary of advice from anonymous accounts.
They believe one shouldn't always think too much. Dilbilgisi
0:31Birinin her zaman çok fazla düşünmemesi gerektiğine inanırlar.
shouldn't always: “her seferinde değil”; “asla” değil
Shouldn't always, “her durumda yapılmamalı” değil, “bir şeyi her seferinde yapmak doğru değildir” anlamına gelir. Olumsuzluk bildiren not, sıklık sözcüğü always’den önce geldiği için tavsiye, eylemin sürekli bir alışkanlık hâline gelmesine karşı çıkar; düşünmenin kendisini reddetmez. Bu, tam bir yasak değil, kısmi olumsuzluktur. Burada fazla düşünmek bazı durumlarda yararsız olabilir; ancak shouldn't always, should never ifadesinden daha zayıf ve sınırlıdır.
Alıştırma
“You shouldn't always answer immediately” cümlesinde shouldn't always ne anlama gelir?
- Her seferinde hemen cevap vermek zorunludur.
- Hemen cevap vermek hiçbir zaman iyi bir fikir değildir.
- Her seferinde hemen cevap vermek iyi bir fikir değildir.
Cevabı göster
Her seferinde hemen cevap vermek iyi bir fikir değildir.
it may be slightly unfair to probe a decision or a mood too hard.
0:35bir kararı veya bir ruh halini çok fazla irdelemek biraz haksızlık olabilir.
In their eyes: ardından gelen bakış açısının kime ait olduğunu belirtme
In their eyes, “onların bakış açısından” veya “onlara göre” anlamına gelir. Fiziksel olarak görmeyle ilgili değildir; bakış açısının kime ait olduğunu gösteren bir çerçevedir. Cümlenin başında kullanıldığında, ardından gelen yargının onlara ait olduğunu belirtir. Bu iddia onların görüşü olarak sunulur; otomatik olarak konuşanın görüşü ya da nesnel bir gerçek değildir.
Alıştırma
Hangi cümle konuşanın kendi görüşü yerine bir grubun görüşünü açıkça sunar?
- They looked at the plan carefully.
- The plan is too risky for everyone.
- In their eyes, the plan is too risky.
Cevabı göster
In their eyes, the plan is too risky.
they think one shouldn't always attempt to take apart emotions. Öbek fiiller
0:41duyguları her zaman parçalara ayırmaya çalışmamak gerektiğini düşünürler.
take apart: parçalarına ayırmaktan analiz etmeye
take apart öbek fiilinin gerçek anlamı, bir nesneyi parçalara ayırmaktır. Burada nesnesi emotions olduğu için mecazidir: duyguları daha küçük öğelere veya nedenlere ayırarak dikkatle incelemek anlamına gelir. Hangi anlamın uygun olduğunu nesne gösterir. Bir makine fiziksel olarak sökülebilir; bir fikir, sav veya duygu ise zihinsel olarak parçalara ayrılıp analiz edilebilir.
Alıştırma
Bu cümlede take apart ne anlama gelir: The class took the argument apart step by step?
- Savı görmezden gelmeye karar verdiler.
- Savı fiziksel olarak yok ettiler.
- Savı ayrıntılı biçimde analiz ettiler.
Cevabı göster
Savı ayrıntılı biçimde analiz ettiler.
on the other hand: karşıt tarafa geçişi gösterme
On the other hand, dinleyiciye sıradaki bilginin daha önce belirtilen bir taraf veya bakış açısıyla karşıtlık oluşturduğunu bildirir. Burada bir grubun inancından klasikçilerin farklı tutumuna geçişi gösterir. Bu ifade on the one hand olmadan da kullanılabilir. Önceki cümle ilk tarafı zaten ortaya koymuşsa dinleyiciyi karşıt tarafa yönlendirmek için bu ifade tek başına yeterlidir.
Alıştırma
on ile başlayan ve hand ile biten dört sözcüklü bağlayıcıyla karşıtlığı tamamlayın: The apartment is small. ____, it is close to school.
Cevabı göster
On the other hand
They've learnt, often through bitter experience, Kalıp ifadeler
0:49Kendi duygularının ne kadar yanlış yönlendirilmiş ve aldatıcı olabileceğini,
how misguided and deluded their own feelings may be
0:51genellikle acı deneyimler yoluyla öğrenmişlerdir
and hence look rather skeptically and caustically upon them.
0:54ve bu yüzden onlara oldukça şüpheci ve iğneleyici bir şekilde bakarlar.
through bitter experience: acı verici yaşantılardan ders çıkarmak
Through bitter experience, acı verici, ağır bedelli veya hayal kırıklığı yaratan olayları bizzat yaşayıp bunlardan ders çıkarmak demektir. Burada, kendi duygularının da onları yanıltabileceğini nasıl öğrendiklerini açıklar. Bitter mecazidir: acı bir tadı değil, deneyimin yol açtığı duygusal acıyı veya ağır sonuçları anlatır.
Alıştırma
Dersin acı verici, birinci elden yaşanan olaylardan geldiğini gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: After trusting several false promises, she learned ____ that she should check every detail.
Cevabı göster
through bitter experience
Romantics are wary of teaching and instruction.
1:00Romantikler, öğretime ve talimata karşı temkinlidirler.
They think things should be spontaneous rather than taught.
1:03Bir şeylerin öğretilmesinden ziyade kendiliğinden olması gerektiğini düşünürler.
The idea that people might need to think rationally and exhaustively Dilbilgisi
1:06İnsanların kendileri için hangi kariyeri seçecekleri veya kiminle evlenmeleri gerektiği konusunda
about what career to choose for themselves or whom they should marry
1:10rasyonel ve kapsamlı bir şekilde düşünmeleri gerektiği fikri,
into things which should be spontaneous and natural.
1:18kendiliğinden ve doğal olması gereken şeylere yanlış yönlendirilmiş bir müdahalesi gibi gelir.
The idea that ... strikes the romantic as ...: bir fikri ve değerlendirmeyi yapılandırmak
The idea that, değerlendirilen önerinin tamamını belirten bir that yan cümlesi başlatır. Bu yan cümle uzun olsa bile tamamı dil bilgisel öznedir. Strikes the romantic as, romantik kişiye belirli bir izlenim vermek anlamındadır. Değerlendiren kişi strikes sözcüğünden, değerlendirme ise as sözcüğünden sonra gelir: The idea that + yan cümle + strikes + kişi + as + değerlendirme. Burada romantik kişi, bilinçli çözümlemeyi yanlış bir müdahale olarak görür.
Alıştırma
Leo'nun yargısını aktarmak için hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ every email must be answered immediately ____ unreasonable.
Cevabı göster
The idea that · strikes Leo as
They like the notion of a calling and of love at first sight. Notlar
1:21Bir meslek çağrısı ve ilk görüşte aşk kavramını severler.
A calling: hayat amacı gibi hissedilen iş
Bu cümlede a calling, kişinin yapmasının kaderinde olduğunu derinden hissettiği bir işi veya amacı anlatır. İçten gelen güçlü bir çekim ya da kader duygusu taşır; bu nedenle yalnızca bir işe sahip olmaktan daha güçlü ve idealisttir. love at first sight ile yan yana kullanılması, sezgiyle yapılan seçimlere ve bazı olayların kaderde yazılı olduğu düşüncesine duyulan ilgiyi gösterir.
Alıştırma
Örnekte a calling ne anlama geliyor?
- Birinin cevaplaması gereken telefon konuşması.
- Birinin yaklaşması için yüksek sesle yapılan istek.
- Yalnızca para için yapılan herhangi bir kısa süreli iş.
- Kişinin izlemesinin kaderinde olduğunu derinden hissettiği bir meslek veya amaç.
Cevabı göster
Kişinin izlemesinin kaderinde olduğunu derinden hissettiği bir meslek veya amaç.
Love at first sight: ilk karşılaşmada anında âşık olmak
Love at first sight, birini ilk kez gördüğünüz anda ona âşık olmayı anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Duygu, iki kişinin birbirini yakından tanımaya zamanı olmadan hemen ortaya çıkmış gibi sunulur. Burada kendiliğinden doğan duygulara yönelik idealist bir inancı anlatır. At first sight, ilişkinin ilk dönemini genel olarak değil, tam olarak ilk görme anını belirtir.
Alıştırma
Kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The moment Priya first saw Daniel, she felt an instant romantic connection. She called it love ____.
Cevabı göster
at first sight
Part of romantics' respect for spontaneity
1:26Romantiklerin kendiliğindenliğe duydukları saygının bir kısmı,
leads them to look with particular interest at children,
1:28çocuklara özel bir ilgiyle bakmalarına yol açar,
who seem to them to have more direct access Kalıp ifadeler
1:31onlara göre çocuklar, yetişkinlerin kaybettiği
to the kinds of truths and sensibilities that adults have lost.
1:33hakikatlere ve duyarlılıklara daha doğrudan bir erişime sahiptir.
have more direct access to: daha doğrudan erişebilmek
Have access to, bir kişinin bir şeye ulaşabildiğini, onu kullanabildiğini, elde edebildiğini veya anlayabildiğini ya da bunlara izinli olduğunu anlatır. Buradaki truths and sensibilities soyut fikirleri ve hissetme biçimlerini ifade eder; dolayısıyla ifade bir yere fiziksel olarak girmeyi değil, bunları kavrayabilmeyi anlatır. More direct, access sözcüğünü niteler. Çocuklar bu kavrayışlara yetişkinlerden daha yakın, arada daha az engel veya aşama varmış gibi görünür.
Alıştırma
Cümleyi “kullanabiliyorlar” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın. With a library card, members ____ thousands of digital books.
Cevabı göster
have access to
who points out that the emperor is wearing no clothes. Kültür
1:40her zaman bir çocuk işaret edecektir.
imparatorun üzerinde hiçbir giysi yok
Bu cümle, Hans Christian Andersen'in İmparatorun Yeni Giysileri adlı masalına gönderme yapar. Masalda yetişkinler var olmayan giysilere hayranmış gibi davranırken bir çocuk imparatorun çıplak olduğunu açıkça söyler. Gönderme olarak kullanıldığında, birinin başkalarının korku, uyum sağlama isteği veya otoriteye saygı nedeniyle kaçındığı açık bir gerçeği dile getirdiği anlamına gelir. Burada çocuk, ortak bir yanılsamayı açığa çıkaran açık ve bağımsız dürüstlüğü temsil eder.
Alıştırma
İmparatorun Yeni Giysileri göndermesine en uygun yorum hangisidir?
- Bir çocuk, başkalarının korktuğu veya kabul etmek istemediği açık bir gerçeği ortaya çıkarır.
- İmparator herkese daha sade giysiler giymelerini emretmiştir.
- Çocuk, imparatora kıyafet seçimi konusunda tavsiye vermektedir.
Cevabı göster
Bir çocuk, başkalarının korktuğu veya kabul etmek istemediği açık bir gerçeği ortaya çıkarır.
don't necessarily respect the current education system as we know it, Kalıp ifadeler
1:45bildiğimiz mevcut eğitim sistemine mutlaka saygı duymayabilirler,
as we know it: günümüzde bildiğimiz biçim
as we know it içindeki it, daha önce geçen the current education system ifadesine gönderme yapar. Kalıp, 'şu anda aşina olduğumuz biçimiyle' demektir; dolayısıyla eleştiri eğitim fikrinin tamamına değil, sistemin bugünkü biçimine yöneliktir. Bir X isim öbeğinden sonra kullanılan X as we know it, X'in tanıdık veya mevcut hâlini belirtir. X'in değişebileceği ya da başka bir biçimde var olabileceği ihtimalini de açık bırakır.
Alıştırma
Hangi cümle, ofis işlerinin günümüzde bildiğimiz biçiminin ortadan kalkabileceği anlamına gelir?
- We know that office work may disappear.
- Office work as we know it may disappear.
- As far as we know, office work may disappear.
Cevabı göster
Office work as we know it may disappear.
but the abstract idea of education seems to them very important.
1:49ancak eğitimin soyut fikri onlara çok önemli görünür.
if we're to avoid: hedef ve gerekli koşulu
if we're to avoid... içindeki we're to, if + özne + be + to-infinitive yapısının bir parçasıdır. Hatalardan kaçınmayı bir hedef olarak sunar. Ana cümle daha sonra bu hedef için neyin gerekli olduğunu söyler: eğitim hayati önem taşır. Tartışma ve tavsiyelerde if someone or something is to do X, 'X gerçekleştirilecekse' veya 'o kişi X'i yapmayı başaracaksa' anlamına gelir. Bu cümlede önceden belirlenmiş bir gelecek planını bildirmez.
Alıştırma
'Kaçınmayı başaracaksak' anlamındaki resmî koşul yapısıyla cümleyi tamamlayın: We need a clear plan ____ avoid further delays.
Cevabı göster
if we're to
The romantic person is devoted to saying what they think or feel. Kalıp ifadeler
2:03Romantik kişi, düşündüğünü veya hissettiğini söylemeye kendini adamıştır.
be devoted to + -ing biçimi
Bu cümlede be devoted to, bir etkinliğe güçlü ve sürekli bağlılık göstermek demektir. Romantik kişi, düşüncelerini ve duygularını açıkça ifade etmeye derinden bağlıdır. Buradaki to, mastar işareti değil bir edattır. İngilizcede bir edattan sonra isim ya da -ing biçimindeki fiilimsi gelir; bu nedenle doğru kullanım be devoted to saying şeklindedir, be devoted to say değildir.
Alıştırma
devoted to ifadesinden sonra help fiilinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: Maya is devoted to ____ younger readers.
Cevabı göster
helping
They're allergic to the idea of being fake or of having secrets. Deyimler
2:07Sahte olma veya sır saklama fikrine alerjileri vardır.
allergic to the idea of ifadesinin mecaz anlamı
Burada allergic to mecaz anlamda kullanılmıştır. Fiziksel bir alerjiyi değil, bir şeye şiddetle karşı olmayı veya ondan büyük rahatsızlık duymayı anlatır. the idea of ifadesi reddettikleri düşünceyi tanıtır. İngilizcede of sonrasında isim ya da -ing biçimi kullanılır. of being fake or of having secrets kalıbındaki of tekrarı, reddedilen iki düşünceyi paralel yapıda sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede allergic to the idea of, güçlü bir hoşnutsuzluğu göstermek için mecaz anlamda kullanılmıştır?
- Nina is allergic to peanuts.
- Nina is considering whether to waste the leftover food.
- Nina is allergic to the idea of wasting food.
Cevabı göster
Nina is allergic to the idea of wasting food.
as a very important lid that suppresses what might destroy us.
2:15bizi yok edebilecek şeyleri bastıran çok önemli bir kapak olarak yüceltir.
politeness as a very important lid: özdenetimi anlatan kapak benzetmesi
Burada lid bir benzetmedir. Gerçek bir kapağın içerideki bir şeyin dışarı çıkmasını engellemesi gibi, nezaket de ilişkilere zarar verebilecek düşmanca dürtüleri veya sert sözleri bastıran bir güç olarak anlatılır. Bu ifade nezaketi bir süs değil, toplumsal bir özdenetim olarak sunar: insanlar söylediklerini kontrol ederek birbirlerine zarar vermeden birlikte yaşayabilirler.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Her calm tone acted as a lid on the group's rising anger. Burada a lid ne anlama geliyor?
- Zararlı davranışları kontrol altında tutan bir kısıtlama
- Grubu daha duygusal olmaya çağıran bir davet
- Grubun üzerine yerleştirilmiş gerçek bir kapak
Cevabı göster
Zararlı davranışları kontrol altında tutan bir kısıtlama
They believe deeply in getting on around other people. Öbek fiiller
2:19Başka insanlarla iyi geçinmeye derinden inanırlar.
getting on: diğer insanlarla iyi geçinmek
Bu cümlede getting on, diğer insanlarla huzurlu ve uyumlu biçimde yaşamak veya iletişim kurmak anlamına gelir. Bir şeyin üzerine çıkma eylemi değil, iyi ilişkilere sahip olmayı anlatan bir öbek fiildir. Yakındaki around other people ifadesi toplumsal bağlamı sağlar. Belirli bir kişiden söz edildiğinde İngilizcede genellikle get on with someone denir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki iki sözcüklü öbek fiilin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya ____ well with everyone on her project team.
Cevabı göster
gets on
They'd much prefer to have civil relations with someone Dilbilgisi
2:22Biriyle aklından geçenleri açıkça söylemektense
rather than tell them frankly what's on their mind. Deyimler
2:25medeni ilişkiler kurmayı çok daha fazla tercih ederler.
Güçlü bir tercih için much prefer to ... rather than
Bu cümlede They'd, They would ifadesinin kısaltmasıdır; dolayısıyla tam kalıp would much prefer to A rather than B şeklindedir. Much, prefer fiilini güçlendirir: B yerine A açıkça tercih edilir. A ve B, biçim bakımından paralel eylemler olmalıdır. Burada have civil relations ile tell them frankly birbirine karşılık gelir. Have önündeki to, prefer to yapısına aittir; rather than sonrasında tell önünde tekrar edilmesi gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki güçlü tercih kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: I'd ____ take the train ____ drive in the snow.
Cevabı göster
much prefer to · rather than
what's on their mind: söylenmemiş düşünceler veya kaygılar
What's on their mind deyimi, birinin gerçekten düşündüğü, kaygılandığı veya dile getirmek isteyebileceği düşünce, endişe ya da duyguları anlatır. Buradaki frankly, bu düşüncelerin rahatsız edici olabileceğini ancak dürüst olduğunu gösterir. What's, what is ifadesinin kısaltmasıdır. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: what's on my mind, what's on your mind veya what's on her mind. İfade fiziksel bir konumu değil, kişinin dikkatini meşgul eden zihinsel içeriği anlatır.
Alıştırma
'Leo finally told me what was on his mind,' cümlesinde 'what was on his mind' ne anlama gelir?
- birinin Leo'ya zorla kabul ettirdiği bir fikir
- Leo'nun bilgileri hatırlama becerisi
- Leo'nun henüz dile getirmediği düşünce veya kaygılar
Cevabı göster
Leo'nun henüz dile getirmediği düşünce veya kaygılar
They accept an important role for secrets and white lies. Deyimler
2:27Sırların ve beyaz yalanların önemli bir rolü olduğunu kabul ederler.
Kalıplaşmış ifade white lies
White lie; nazik olmak, birinin duygularını korumak veya küçük bir anlaşmazlığı önlemek amacıyla kasıtlı olarak söylenen küçük bir gerçek dışı sözdür. Burada white bir rengi anlatmaz; white lie kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede white lies, ilişkilerde bir role sahip olan şeyler olarak sunulur. Bu ifade, iyi niyetle söylenen her yalanın zararsız veya kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez. Niyet, olası zarar ve içinde bulunulan durum yine önemlidir.
Alıştırma
Mia arkadaşının yeni saç kesimini beğenmez, ancak arkadaşının duygularını incitmemek için beğendiğini söyler. Buna white lie denebilir mi?
- Evet, bu bir white lie olabilir.
- Hayır, buna yalnızca hata denebilir.
Cevabı göster
Evet, bu bir white lie olabilir.
The romantic is excited by how things might ideally be
2:33Romantik, olayların ideal olarak nasıl olabileceğine heyecanlanır
by the standard of a better imagined alternative.
2:39daha iyi hayal edilmiş bir alternatifin standardına göre yargılar.
judge X by the standard of Y: X’i Y standardına göre değerlendirmek
judge X by the standard of Y kalıbında judge değerlendirmek anlamına gelir, X değerlendirilen şeydir ve Y ölçütü sağlar. Burada yazar, şu anda var olanı hayal edilen daha iyi bir alternatifi standart olarak kullanarak değerlendirir. Bu yapı, değerlendirmenin temelini açıkça belirtir. Bir şeyi belirli bir ölçüte göre değerlendirme fikrini anlatmak için X ve Y’yi değiştirebilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi judge X by the standard of Y kalıbıyla tamamlayın: We should ____ the plan ____ safety, not speed.
Cevabı göster
judge · by the standard of
the current state of things arouses them to intense disappointment and anger
2:44olayların mevcut durumu, adaletsizlikleri,
Prevarications: kasıtlı olarak gerçeği geçiştirme
“Prevarications”, “prevarication” sözcüğünün çoğuludur. Tüm gerçeği söylemekten veya sorumluluğu kabul etmekten kaçınmak için bilerek kullanılan muğlak, dolaylı ya da yanıltıcı ifadeleri anlatır. Burada sözcük, güçlü kişilerin iletişim biçimine yönelik resmî bir eleştiridir. Basit bir tereddüt anlamına gelmez; temel düşünce, gerçeği kasıtlı olarak geçiştirmektir.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan sözcük hangisidir? The spokesperson kept giving carefully vague replies instead of a clear answer; critics called them ____.
- compromises
- prevarications
- hesitations
Cevabı göster
prevarications
The Powerful: bir grubu anlatan the + sıfat yapısı
“the powerful” ifadesinde “powerful” sıfatı çoğul bir grup adı gibi kullanılır. İfade, adı söylenmemiş tek bir güçlü kişiyi değil, “güce sahip insanları” anlatır. the + sıfat yapısı, “the rich” veya “the elderly” örneklerinde olduğu gibi bir insan grubunu topluca belirtir. Grup anlam bakımından çoğul olduğu için çoğul fiil kullanılır: “The powerful are ...”
Alıştırma
Cümleyi “güce sahip insanlar” anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: In many societies, ____ influence the rules.
Cevabı göster
the powerful
and surprised and outraged by evidence
2:56ve toplumdaki satılık ve kendi çıkarlarını gözeten davranış kanıtları karşısında
resmî bir kınama olarak venal and self-interested conduct
Bu cümlede venal, rüşvetle satın alınabilen veya yolsuz maddi kazançla yönlendirilen davranışı anlatır. Self-interested, ortak yarar yerine kişinin kendi çıkarını hedeflemesi demektir. Conduct ise “davranış” anlamında resmî bir sözcüktür. Bir bütün olarak venal and self-interested conduct güçlü ve resmî bir kınamadır. Yalnızca kötü davranıldığını söylemez; ilgili kişileri yozlaşmaya açık ve bencil olmakla suçlar.
Alıştırma
Resmî bir toplum eleştirisinde venal and self-interested conduct ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?
- Rüşvet, yolsuzluk ve kişisel çıkarla şekillenen davranış
- Esas olarak halka yardım etmek için yapılan davranış
- Kolayca affedilebilecek küçük bir hata
Cevabı göster
Rüşvet, yolsuzluk ve kişisel çıkarla şekillenen davranış
pays special attention to what can go wrong.
3:04neyin ters gidebileceğine özel bir dikkat gösterir.
bakış açısını değiştiren For their part
For their part, başka bir kişinin veya grubun ne yaptığına, düşündüğüne ya da katkıda bulunduğuna geçiş yapıldığını gösterir. Burada their, ana cümlede belirtilen the classical person ifadesine gönderme yapar; bu kişi genel bir örnek olduğu için tekil their kullanılmıştır. Cümlenin başında bu ifade, sonraki açıklamayı o tarafa bağlayarak karşılaştırmayı düzenler. Part burada fiziksel bir parçayı anlatmaz ve ifade tek başına iki tarafın anlaşamadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, odağı gönüllülerin kendi katkısına geçiren dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The town provided the tools. ____, the volunteers organized the work.
Cevabı göster
For their part
They're very concerned to mitigate the downside. Kalıp ifadeler
3:07Olumsuzlukları hafifletmek konusunda çok endişelidirler.
mitigate the downside: olumsuz yönü hafifletmek
Mitigate fiili, zararlı veya hoş olmayan bir şeyin şiddetini azaltmak anlamına gelir. Onu tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Burada the downside, bir durumun ya da seçimin olumsuz etkisini veya dezavantajını ifade eder. Bu ifade risk tartışmalarında yaygındır: önce olası dezavantaj belirlenir, sonra etkisinin nasıl azaltılabileceği açıklanır.
Alıştırma
Dersinizdeki "olumsuz yönü azaltmak" anlamına gelen resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: A short cancellation window can ____ of a long contract.
Cevabı göster
mitigate the downside
They're aware that most things could be a lot worse.
3:10Çoğu şeyin çok daha kötü olabileceğinin farkındadırlar.
they consider the standards of government across history
3:15tarih boyunca hükümetlerin standartlarını göz önünde bulundururlar
as bearable under the circumstances. Kalıp ifadeler
3:20şartlar altında katlanılabilir olarak değerlendirebilirler.
regard A as B: mevcut düzeni katlanılabilir görmek
regard A as B yapısında A değerlendirilen kişi, şey veya durumdur; B ise ona verilen tanım ya da kategoridir. Burada a current arrangement A, bearable ise B'dir. Dolayısıyla mevcut düzenin iyi veya ideal olduğu değil, katlanılabilir olduğu değerlendirilir. Bu yapı dikkatli değerlendirmeler için kullanışlıdır: subject + regard + object + as + complement. as sonrasındaki tümleç bir sıfat veya isim öbeği olabilir.
Alıştırma
regard A as B yapısındaki iki eksik bölümü tamamlayın: Many doctors ____ regular sleep ____ essential for good health.
Cevabı göster
regard · as
under the circumstances: mevcut sınırlar içinde değerlendirme yapmak
Under the circumstances, “mevcut gerçekler ve sınırlamalar hesaba katıldığında” demektir. Fiziksel bir çevreyi anlatmaz; ardından gelen değerlendirmeyi zor bir durumda makul olarak çerçeveler. Burada bearable değerlendirmesini yumuşatır: mevcut düzenin iyi olduğu değil, yalnızca eldeki seçeneklerle karşılaştırıldığında kabul edilebilir olduğu söylenir.
Alıştırma
Cümleyi under ile başlayan ve “mevcut koşullar göz önüne alındığında” anlamına gelen üç kelimelik kalıpla tamamlayın: The storm has closed every road, so staying here is the safest choice ____.
Cevabı göster
under the circumstances
rebel against: bir hedefe direnmek veya onu reddetmek
Rebel against, bir otoriteye, kurala, beklentiye veya kabul görmüş bir davranış biçimine etkin biçimde direnmek ya da onu reddetmek demektir. Against bu direnişin hedefini tanıtır. Bu cümlede the ordinary, isimleşmiş bir ifade gibi kullanılır ve sıradan hayatı ya da geleneksel şeyleri anlatır. Verilmek istenen düşünce, Romantiklerin rutin veya geleneksel görünen şeyleri reddetmesidir.
Alıştırma
Hangi ifade cümleyi en iyi şekilde tamamlar ve kurala karşı güçlü bir direniş gösterir? The students began to ____ a rule they believed was unfair.
- agree with
- wait for
- rebel against
Cevabı göster
rebel against
They're keen on the exotic and the rare. Kalıp ifadeler
3:30Egzotik ve nadir olanlara düşkündürler.
keen on: güçlü ilgi veya beğeni
Bu cümlede are keen on, bir şeyi çok sevmek veya ona büyük ilgi duymak anlamına gelir. İlgileri egzotik ve nadir şeylere yöneliktir; keen burada keskin ya da güçlü algıya sahip anlamında değildir. be keen on ifadesinden sonra isim, zamir veya -ing biçimi gelir: keen on music, keen on it, keen on collecting stamps. on edatı ifadenin bir parçasıdır.
Alıştırma
Dersin iki sözcüklü ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Nina loves astronomy, so she is ____ learning about stars.
Cevabı göster
keen on
They're anxious about higher things being put under pressure Kalıp ifadeler
3:32Daha yüksek şeylerin faydalı veya ticari hale gelmesi için
being put under pressure to: edilgen baskı kalıbı
Burada being put under pressure to, bir şeyin değişmesi için güçlü dış taleplerle karşılaşmasını anlatır. Daha yüce şeyler baskıyı uygulayan taraf değildir; başka insanlar veya güçler onları yararlı ya da ticari hâle gelmeye zorlamaktadır. Being put, edilgen bir -ing biçimidir. Durumu about sonrasında kullanılabilen isim benzeri bir birime dönüştürür: anxious about higher things being put under pressure to become useful. Yeniden kullanılabilen kalıp X being put under pressure to + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki edilgen kalıpla tamamlayın: The museum is worried about its staff ____ attract sponsors.
Cevabı göster
being put under pressure to
to welcome things that are a little boring.
3:45biraz sıkıcı olan şeyleri memnuniyetle karşılarlar.
familiar enough ... to welcome: sıfat + enough + to + fiil
adjective + enough + to + verb yapısı, bir niteliğin sonraki eylem veya sonuç için gereken dereceye ulaştığını gösterir. Burada familiar enough ... to welcome, uç noktalar konusundaki deneyimlerinin daha sakin ve biraz sıkıcı şeyleri takdir edebilecek düzeye ulaştığı anlamına gelir. Enough sıfattan sonra gelir: familiar enough denir, enough familiar denmez. with extremes gibi bir tümleç enough ile to + verb arasına girebilir: familiar enough with extremes to welcome...
Alıştırma
Cümleyi sonucu bağlayan iki sözcükle tamamlayın: The suitcase is light ____ carry upstairs.
Cevabı göster
enough to
They can see the charm of staying home and doing the laundry. Kalıp ifadeler
3:48Evde kalıp çamaşır yıkamanın cazibesini görebilirler.
see the charm of: ince bir çekiciliği fark etmek
see the charm of ifadesinde see, fark etmek veya değerini anlamak; charm ise bir şeyin hoş ve çekici niteliği anlamına gelir. İfade, ilk bakışta heyecan verici görünmese bile bir etkinliğin, yerin veya yaşam tarzının neden çekici olduğunu anladığınızı belirtir. of sözcüğünden sonra bir isim veya -ing biçimi kullanılır. Burada staying home and doing the laundry, çekiciliğini anlayabildikleri sıradan etkinlikleri adlandırır.
Alıştırma
Bu cümledeki ifade ne anlama geliyor? I can see the charm of taking the slow train.
- Yavaş trene binmenin bir sihir numarası olduğunu düşünüyorum.
- Bulunduğum yerden treni net bir şekilde görebiliyorum.
- Yavaş trene binmenin çekici yanını anlayabiliyorum.
Cevabı göster
Yavaş trene binmenin çekici yanını anlayabiliyorum.
Neither is wholly right or wrong. Dilbilgisi
3:57Ne biri tamamen doğru ne de diğeri tamamen yanlıştır.
İkisinden hiçbiri tamamen doğru ya da yanlış değil
Neither, daha önce sözü edilen iki görüşe gönderme yapar ve “ikisinden hiçbiri” anlamına gelir. Özne olarak kullanıldığında, özenli standart İngilizcede tekil is fiilini alır. Wholly, “tamamen” demektir. Cümle dengeli bir değerlendirme yapar: iki görüşten hiçbiri tamamen doğru veya tamamen yanlış değildir. Or, yüklem içinde right ile wrong sözcüklerini bağlar; neither...nor yapısındaki nor değildir.
Alıştırma
İki plan hakkında dengeli bir değerlendirmeyi doğru biçimde ifade eden cümle hangisidir?
- Neither plan is wholly right or wrong.
- Both plans are wholly right and wrong.
- Neither plan are wholly right or wrong.
Cevabı göster
Neither plan is wholly right or wrong.
But because a good life requires a judicious balance of both,
4:01Ancak iyi bir yaşam her ikisinin de mantıklı bir dengesini gerektirdiğinden,
çağın ruhu
Spirit of the age, belirli bir tarihsel dönemi şekillendiren başlıca düşünce, duygu ve değerleri ifade eder. Burada age “dönem”, spirit ise hayalet değil, dönemin genel niteliği anlamındadır. Bu ifade, geniş bir kültürel eğilimi özetlemeyi sağlar. Bu cümlede söz konusu eğilimin oldukça romantik bir bakışa sahip olduğu anlatılır.
Alıştırma
“The spirit of the age favors speed and convenience,” cümlesinde spirit of the age ne anlama gelir?
- o dönemin baskın düşünce ve değerleri
- çoğu insanın tam yaşı
- geçmişten gelen doğaüstü bir varlık
Cevabı göster
o dönemin baskın düşünce ve değerleri
whose distinctive claims and wisdom: insan dışı bir öncülle iyelik ilişkisi
Whose, iyelik veya yakın ilişki bildiren bir ilgi belirleyicisidir. Yalnızca bir kişiye değil, bir nesneye veya soyut bir düşünceye de gönderme yapabilir. Burada whose, the classical attitude ile bu tutumla bağlantılı distinctive claims and wisdom arasında bağ kurar. İlgi cümlesinde whose distinctive claims and wisdom, başa taşınmış ve listen to yapısını tamamlayan ad öbeğidir: bu iddialara ve bilgeliğe kulak vermemiz gerekir. Böylece resmî İngilizce, its ile yeni bir cümle başlatmadan ilişkiyi kısa ve toplu biçimde ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi insan dışı bir düşünceye gönderme yapabilen iyelik bildiren ilgi sözcüğüyle tamamlayın: A philosophy ____ main goal is inner peace may appeal to many people.
Cevabı göster
whose
ripe for rediscovery: yeniden değerini keşfetmenin tam zamanı
Ripe, gerçek anlamıyla toplanmaya veya yenmeye hazır bir meyveyi anlatır. ripe for + ad yapısında ise mecazlaşır: mevcut koşullar, belirtilen eylem veya gelişme için uygundur ya da bunun gerçekleşmesini olası kılar. Ripe for rediscovery, bu yaşamı ele alma biçiminin şimdi yeniden keşfedilmeye, incelenmeye veya değer görmeye layık olduğunu söyler. Yeniden keşfin çoktan gerçekleştiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Güncelliğini yitirmiş bir politika onlarca yıldır incelenmedi. Hangi cümle şimdi onu yeniden incelemek için uygun bir zaman olduğunu doğal biçimde ifade eder?
- The policy is ripe for reconsideration.
- The policy has already been reconsidered.
- The policy prevents reconsideration.
Cevabı göster
The policy is ripe for reconsideration.
and it can be repeatedly sampled in the films on this channel.
4:18ve bu kanaldaki filmlerde tekrar tekrar örneklenebilir.