Kuzey Kore'de Yasa Dışı Olan Sıradan Şeyler: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: anlatıcı, videoya göre Kuzey Kore’de cezalandırılabilen günlük eylemleri alaycılık, yas ve giyimden Batı medyası, fotoğraf ve denetimli seyahate kadar sıralıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “living in a bubble” — Deyimler ve mecazi ifadeler: dış bilgilerden kopukluğu anlayın ve korunaklı çevresi dışındaki gerçeklerden habersiz kişiler için kullanın. 2. “don't even think of” — Edimbilim ve tutum: bunun tavsiye değil güçlü bir yasak olduğunu anlayın ve çatışmacı tonunun ne zaman uygun olduğunu değerlendirin. 3. “being watched like a hawk,” — Deyimler ve mecazi ifadeler: sürekli yakından gözetlenme imgesini anlayın ve sıkı denetimi anlatırken kullanın.
Bu derste
Unless you've been living in a bubble these last few years, Deyimler
0:00Son birkaç yılı dünyadan tamamen kopuk bir şekilde geçirmediyseniz,
living in a bubble: dış dünyadaki gerçeklerden kopuk olmak
Living in a bubble, sınırlı bir çevrenin dışındaki bilgilerden, deneyimlerden veya bakış açılarından kopuk olmak demektir. Buradaki bubble mecazidir; fiziksel bir yer değildir. Bu cümlede ifade, anlatıcının varsayımına pek olası olmayan bir istisna getirir: Konuyu ancak son olaylardan tamamen kopuk biri bilmiyor olabilir. İfade özellikle çevrim içi bir filtre balonuyla sınırlı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede living in a bubble ne anlama geliyor?
- Dış dünyadaki bilgi ve gerçeklerden kopuk olmak
- Gürültülü ve halka açık bir yerde çalışmak
- Yuvarlak, fiziksel bir barınağın içinde yaşamak
Cevabı göster
Dış dünyadaki bilgi ve gerçeklerden kopuk olmak
you've definitely heard of the world's most secretive country, North Korea. Öbek fiiller
0:02dünyanın en gizemli ülkesi olan Kuzey Kore'yi kesinlikle duymuşsunuzdur.
heard of: birinin veya bir şeyin var olduğunu bilmek
Hear of + kişi, yer, şey veya konu, onun var olduğunu bilmek ya da adını tanımak demektir. Sesini fiziksel olarak işitmek anlamına gelmez ve tek başına ayrıntılı bilgi sahibi olunduğunu göstermez. you've heard of içinde present perfect, bunu şu andan önceki bir zamanda yaşanmış bir deneyim olarak sunar. Anlatıcı, izleyicinin ülkenin adını zaten bildiğinden emindir.
Alıştırma
Hangi soru yalnızca Leo'nun grubun varlığını bilip bilmediğini soruyor?
- Has Leo heard about the band?
- Has Leo heard of the band?
- Has Leo heard the band?
Cevabı göster
Has Leo heard of the band?
Because the country has allowed some foreign visitors to enter,
0:05Ülkenin bazı yabancı ziyaretçilerin girmesine izin vermesi,
and because information has been received from defectors,
0:08ve sığınmacılardan bilgi alınması sayesinde,
we've been learning some totally bizarre things about the way North Koreans are forced to live their lives in their own bubble, Dilbilgisi
0:11Kuzey Korelilerin baskıcı bir diktatör tarafından dünyanın geri kalanından soyutlanmış bir şekilde,
are forced to live their lives: be forced to yapısı
Be forced to do something, force fiilinin edilgen biçimini kullanır: be + forced + to ile mastar. Başka bir kişinin, bir kuralın veya güçlü bir durumun kişiye gerçek bir seçim hakkı bırakmadığını anlatır. Are forced to live their lives ifadesinde baskıyı yaşayan taraf insanlardır. Live their lives, kendi hayatlarını yaşamak veya sürdürmek demektir; cümle, bunun bile özgürce seçilmediğini ve kontrol edildiğini söyler.
Alıştırma
Cümleyi be forced to ifadesinin şimdiki zaman biçimiyle tamamlayın: Because of the emergency order, residents ____ leave the building now.
Cevabı göster
are forced to
sheltered from the rest of the world by a controlling dictator.
0:16kendi fanuslarında yaşamaya nasıl zorlandıkları hakkında tamamen tuhaf şeyler öğreniyoruz.
feel sorry for: özür değil, duygudaşlık
Feel sorry for someone, bir kişi acı çektiği veya zor bir durumda olduğu için ona karşı üzüntü ve anlayış hissetmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada sorry özür değil, duygudaşlık ifade eder. For, bu duygunun yöneldiği kişiyi belirtir; dolayısıyla feel sorry for them, onların yerine özür dilemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi feel sorry for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After hearing that Lena had lost her home, I ____ her.
Cevabı göster
felt sorry for
which is why we think it's important for us to focus on what's really going on there. Notlar
0:20bu yüzden orada gerçekten neler olup bittiğine odaklanmanın bizim için önemli olduğunu düşünüyoruz.
which is why: bir gerçeği sonucuna bağlamak
Which, önceki yan cümlede ya da cümlede anlatılan düşüncenin tamamına gönderme yapar. Burada yakındaki bir ismi nitelemez. Ardından gelen which is why bir sonuç veya çıkarım sunar: önceki gerçek, bir şeyin olmasının nedenidir. Böylece konuşan kişi önceki bir gerçekten, bu gerçeğin yol açtığı düşünceye veya eyleme doğal biçimde geçer.
Alıştırma
İlk yan cümlenin tamamına gönderme yapıp sonucu sunan üç sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The power is out, ____ the store is closed.
Cevabı göster
which is why
‘gerçekleşmek’ anlamındaki going on
What's really going on there ifadesinde going on, gerçekleşmek veya meydana gelmek anlamındadır. What, gerçekleşmekte olan olayı ya da durumu sorar. Go on ifadesinin anlamı bağlama göre değişir. Burada devam etmek anlamına gelmez; konuşan kişi gerçek durumu öğrenmek ister.
Alıştırma
"There is a meeting going on upstairs," cümlesinde going on ne anlama gelir?
- açık olmak
- gerçekleşmek
- konuşmaya devam etmek
Cevabı göster
gerçekleşmek
That's what we'll look into today in this episode of the Infographics Show, Öbek fiiller
0:24Infographics Show'un bu bölümünde bugün inceleyeceğimiz şey de bu,
look into: araştırmak veya incelemek
Bu cümlede look into, “araştırmak, incelemek veya gerçekleri öğrenmeye çalışmak” anlamına gelir. What, hemen önce sözü edilen yerel gerçek duruma gönderme yapar; yani program bu bölümde söz konusu meseleyi inceleyeceğini söylüyor. Bu phrasal verb’den sonra bir sorun ya da soru gelebileceği gibi whether, why veya how ile başlayan bir yan cümle de gelebilir. Burada fiziksel olarak bir şeyin içine bakmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir müşteri, şirketten tekrarlanan faturalandırma hatalarını araştırmasını istiyor. Hangi cümlede doğru phrasal verb kullanılmıştır?
- We'll look into the billing errors.
- We'll look up the billing errors.
- We'll look after the billing errors.
Cevabı göster
We'll look into the billing errors.
Don't forget to subscribe and click the bell button so that you can be part of our notification squad.
0:29Bildirim ekibimizin bir parçası olmak için abone olmayı ve zil düğmesine tıklamayı unutmayın.
North Korea is so serious about controlling crime and its citizens that when various crimes are committed, Dilbilgisi
0:33Kuzey Kore suçu ve vatandaşlarını kontrol etme konusunda o kadar katı ki, çeşitli suçlar işlendiğinde,
so serious about ... that: derece ve sonuç
Burada so ... that, yüksek bir dereceyi sonucuna bağlar: so + sıfat veya sıfat öbeği + that + sonuç yan cümlesi. Kuzey Kore’nin son derece ciddi olduğu belirtilir ve that bunun sonucunda ne olduğunu anlatmaya başlar. about controlling crime and its citizens sözleri serious sıfatının anlamını tamamlayarak serious about something yapısını oluşturur. Bunlar so ... that kalıbının sabit bir parçası değildir. Bu kesitte when yan cümlesi, that ile başlayan yan cümle içinde sonucun ortaya çıktığı koşulları belirtir; asıl sonuç daha sonra gelir.
Alıştırma
Cümleyi so ... that sonuç kalıbını oluşturan iki kelimeyle tamamlayın: The instructions were ____ unclear ____ everyone asked for help.
Cevabı göster
so · that
but their entire bloodline for three generations too.
0:39aynı zamanda üç nesil boyunca tüm soyu da cezalandırılıyor.
not only is ... but ... too: başta devrik yapı ve eksiltme
not only ... but ... too iki olguyu birbirine bağlar ve eklenen bilgiyi vurgular. Bu cümlede ceza yalnızca saldırgana değil, üç nesil boyunca tüm soyuna da uygulanır. not only cümle başına geldiğinde devrik yapı gerekir: is, the assailant'tan önce gelir. but'tan sonra is punished tekrar edilmez; ilk bölümden anlaşılır. Sondaki too, de veya da anlamı verir.
Alıştırma
İki sonucu vurgulamak için cümle başında not only ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Not only did the storm delay the trains, but too it flooded the station.
- Not only the storm did delay the trains, but it flooded the station too.
- Not only did the storm delay the trains, but it flooded the station too.
Cevabı göster
Not only did the storm delay the trains, but it flooded the station too.
Whole families and even entire villages have been publicly executed for the pettiest of crimes
0:42Tüm aileler ve hatta bütün köyler, insanlara ders vermek amacıyla
If someone is lucky enough to escape from a North Korean prison camp, Dilbilgisi
0:48Eğer birisi Kuzey Kore esir kampından kaçacak kadar şanslıysa,
lucky enough to: sıfat + enough + mastar
lucky enough to escape, kaçmayı mümkün kılacak kadar şanslı olmak ya da şans sayesinde kaçabilmek anlamına gelir. Buradaki lucky kişinin becerisini değil, koşulların getirdiği talihi anlatır. Adjective + enough + to + verb bir derece yapısıdır: sıfat enough kelimesinden önce gelir ve mastar bu dereceyle bağlantılı sonucu belirtir. Bu cümlede escape from the camp, kişinin şansıyla bağlantılı sonuçtur.
Alıştırma
Cümleyi doğal biçimde tamamlayan ifade hangisidir? The hikers were ___ to find a guide before dark。
- lucky enough
- lucky to enough
- enough lucky
Cevabı göster
lucky enough
their whole family will be captured and brought into the camp to replace them.
0:51bütün ailesi yakalanacak ve onun yerine kampa getirilecektir.
Let's begin with: ilk konuyu işaret etmek
“Let's begin with” konuşmayı düzenleyen bir ifadedir: konuşanın ilk madde veya konuyla başlayacağını bildirir. Burada konuşan, sarcasmı daha geniş bir açıklamanın ilk konusu olarak sunuyor. Bu ifade bilgilerin sırasını düzenler; herkesin gerçekten bir etkinliğe başlamasını isteyen kelimesi kelimesine bir davet değildir. Yapı “Let's begin with + isim veya konu” şeklindedir ve bir konu, örnek, soru ya da adım tanıtabilir.
Alıştırma
Bir açıklamadaki ilk konuyu tanıtırken “Let's begin with” ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Let's begin to the main idea.
- Let's begin with the main idea.
- Let's begin the main idea.
- Let's beginning with the main idea.
Cevabı göster
Let's begin with the main idea.
Some of you may have seen the 2014 comedy titled The Interview,
0:56Bazılarınız The Interview adlı 2014 yapımı komedi filmini izlemiş olabilir,
in which Kim Jong-un had the absolute piss taken out of him. Deyimler
0:59bu filmde Kim Jong-un ile fena halde dalga geçilmişti.
had the absolute piss taken out of him: kaba bir Britanya İngilizcesi deyimi
“had the absolute piss taken out of him” ifadesinde piss kelimesi gerçek anlamında kullanılmaz. Bu kelime, birisiyle alay etmek veya onu küçük düşürmek anlamındaki kaba ve gayriresmî Britanya İngilizcesi deyimi “take the piss out of someone”ın parçasıdır. Cümle, Kim Jong-un'un çok ağır bir alay konusu olduğunu anlatır. “have + nesne + past participle” yapısı, öznenin başına gelen bir deneyimi anlatır: “He had the piss taken out of him”, “People took the piss out of him” anlamına gelir. Absolute deyimi güçlendirir ve alayın çok ağır ya da tamamen yapıldığını düşündürür.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Resmî bir iş e-postasında “had the absolute piss taken out of him” ifadesini birinin alaya alındığını kibarca söylemek için kullanabilirsiniz.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
apparently he wasn't too happy about that and his regime put out terrorist threats to try to shut it down. Öbek fiiller
1:03görünüşe göre bundan pek memnun olmamış ve rejimi filmin yayından kaldırılması için terör tehditleri savurmuştu.
put out: tehditleri yayımlamak veya yaymak
put out burada bir bilgiyi kamuya açıklamak veya yaymak anlamına gelir. Nesne terrorist threats olduğu için rejim tehditleri dışarıya iletmiş ya da yaymıştır; tehditleri söndürmüş değildir. Nesne, anlamı belirlemeye yardımcı olur: açıklamalar, uyarılar ve duyurular put out ile yayımlanabilir; put out ayrıca ateşi söndürmek anlamına da gelebilir. Bu cümlede tehditler insanları korkutmayı ve filmin dağıtımını durdurmayı amaçlamaktadır.
Alıştırma
Bu cümlede put out terrorist threats ne anlama geliyor?
- Tehditleri ateş gibi söndürmek
- Filmin dağıtımını durdurmak
- Tehditleri halktan gizlemek
- Tehditleri kamuya açıklamak veya yaymak
Cevabı göster
Tehditleri kamuya açıklamak veya yaymak
shut it down: bir filmin gösterimini durdurmak
Shut it down bir faaliyeti, hizmeti, kuruluşu veya sistemi çalışmayı bırakacak şekilde durdurmak anlamına gelir. Burada yalnızca bir makinenin düğmesini kapatmak değil, filmin gösterime girmesini veya dolaşımını durdurmak söz konusudur. It film ve onun dağıtımını ifade eder. Bu ifade, devam eden bir işleyişi kasıtlı bir müdahale veya baskıyla sona erdirme durumunu anlatabilir. Bu nedenle try to shut it down, filmin gösterilmeye veya dağıtılmaya devam etmesini engellemeye çalışmak demektir.
Alıştırma
The city shut down the bridge after inspectors found a safety problem cümlesinde shut down ne anlama geliyor?
- Köprüdeki bir ışığı kapatmak
- Köprüyü trafiğe kapatmak
- Köprüyü sürücülerden gizlemek
- Köprüyü başka bir renge boyamak
Cevabı göster
Köprüyü trafiğe kapatmak
They even allegedly hacked into Sony Pictures servers
1:07Hatta Sony Pictures sunucularını bile hackledikleri iddia ediliyor.
in an attempt to avoid any further laughs at his expense, Notlar
1:10Kendisi üzerinden daha fazla gülünmesini önlemek amacıyla,
in an attempt to + fiil: bir girişimi ifade etmek
In an attempt to + fiilin yalın hâli, bir eylemin amacını bir hedefe ulaşma çabası olarak sunar. Burada, daha fazla alay edilmesini önlemeye çalışmak amacıyla bu eylemin yapıldığını belirtir. Attempt sözcüğü önemlidir: hedefin amaçlandığını gösterir, gerçekleştiğini değil. Bu nedenle sonuç bilinmediğinde, girişim başarısız olduğunda veya çaba sonuçtan daha önemli olduğunda bu ifade kullanılabilir.
Alıştırma
Eylemi garantili bir başarı değil, bir girişim olarak sunan resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The engineers restarted the server ____ stop the repeated crashes.
Cevabı göster
in an attempt to
at his expense: onu gülmenin hedefi yapmak
Laughs at his expense ifadesinde at his expense, başkalarını eğlendirmek için onun alay edilen veya utandırılan kişi olması demektir. Laughs sözcüğü burada konunun para olmadığını gösterir. Daha genel olarak at someone's expense, bir kişi yarar sağlarken başka birinin bir bedel, zarar veya dezavantaj üstlenmesi anlamına gelir. Bu bedel maddi bir ödeme değil, sosyal açıdan utanma olabilir.
Alıştırma
Hangi cümle seyircilerin eğlenmesinin Leo'yu utandırdığı anlamına gelir?
- The audience laughed at Leo's expense.
- Leo laughed at the audience's expense.
- The audience laughed with Leo.
Cevabı göster
The audience laughed at Leo's expense.
the fearful dictator banned all sarcastic comments about him and North Korea.
1:13korkutucu diktatör kendisi ve Kuzey Kore hakkındaki tüm alaycı yorumları yasakladı.
He particularly doesn't like anyone using the phrase, "It's all America's fault,"
1:17Özellikle kimsenin "Her şey Amerika'nın suçu" ifadesini kullanmasını istemiyor,
or him being described as a fool who cannot see the outside world,
1:21veya dış dünyayı göremeyen bir aptal olarak tanımlanmaktan hiç hoşlanmıyor,
and doing so will land you in a prison camp. Notlar
1:24ve bunu yapmak sizi bir esir kampına gönderecektir.
doing so: önceki bir eyleme gönderme
Burada doing so, az önce sözü edilen eylemi veya eylemleri gerçekleştirmek, yani o ifadeyi kullanmak ya da onu bu şekilde tanımlamak anlamına gelir. So önceki eylemin yerini alırken, doing so ifadesinin tamamı will land yapısının öznesi olur. Bu kullanım iki eylemi tekrar etmeyi önler ve aynı sonucu her ikisine bağlar. Bu yapıda so, therefore anlamına gelmez.
Alıştırma
“Maya ignored the warning, and doing so caused a delay.” cümlesinde doing so neye gönderme yapar?
- Uyarıyı görmezden gelmek
- Gecikmeye neden olmak
- Uyarıda bulunmak
Cevabı göster
Uyarıyı görmezden gelmek
land someone in + istenmeyen bir durum
Burada land, bir uçağın yere inmesi anlamına gelmez. Land someone in + yer veya durum yapısı, bir kişinin genellikle istenmeyen bir sonuç olarak oraya ya da o duruma düşmesine neden olmak demektir. Neden land sözcüğünden önce, etkilenen kişi ise sonra gelir ve in sonucu gösterir: doing so + will land + you + in a prison camp. Aynı kalıp land someone in trouble, debt, court veya jail ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
Hangi cümlede land someone in aynı sonuç anlamıyla kullanılmıştır?
- She bought land near the river.
- One careless post could land her in serious trouble.
- The pilot will land the plane at noon.
Cevabı göster
One careless post could land her in serious trouble.
and you can forget about rolling your eyes, too. Deyimler
1:26ve gözlerinizi devirmeyi de tamamen unutabilirsiniz.
rolling your eyes: gözlerini devirmek
Roll your eyes, rahatsızlık, inanmama ya da küçümseme göstermek için gözleri yukarı doğru veya dairesel biçimde hareket ettirmek demektir. Genellikle sıradan bir göz hareketi değil, sözsüz ve olumsuz bir tepki olarak anlaşılır. Burada rolling your eyes, konuşanın kabul etmeyeceği davranışlar arasında sayılıyor. Bu nedenle kaba bir söz söylenmese bile hareket açıkça saygısızlık ifade ediyor.
Alıştırma
Bu cümlede rolling your eyes büyük olasılıkla ne ifade ediyor?
- Rahatsızlık veya saygısızlık
- Dikkatli bir görsel arama
- İçten bir onay
Cevabı göster
Rahatsızlık veya saygısızlık
without meaning it: içten olmadan
Without + -ing biçimi, ana eylem gerçekleşirken başka bir eylem ya da durumun bulunmadığını gösterir. mourning without meaning it ifadesinde kişi yas tutuyormuş gibi davranır, ancak bu davranışın gösterdiği gerçek duyguya veya niyete sahip değildir. Burada mean it, sözlerin ya da davranışın ifade ettiği şeyi içtenlikle hissetmek veya gerçekten amaçlamak demektir. it kelimesinin tanımını açıklamak anlamına gelmez. it zamiri önceki yas gösterisini ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle özrün söylendiğini ancak samimi olmadığını açıkça belirtir?
- He apologized because he meant every word.
- He apologized without meaning it.
- He apologized and explained what the word meant.
Cevabı göster
He apologized without meaning it.
it is imperative for citizens to show hysteria and intense public mourning Dilbilgisi
1:32vatandaşların hayranlık ve tapınmalarının bir işareti olarak
as a sign of their admiration and worship.
1:35histeri ve yoğun bir kamusal yas göstermeleri zorunludur.
It is imperative for citizens to ...: vatandaşların … yapması zorunludur
It is imperative for someone to do something kalıbı, bir eylemin kesinlikle gerekli olduğunu belirtir. Bu cümlede vatandaşların açıkça yas göstermesi yalnızca yararlı veya arzu edilen bir davranış olarak değil, bir zorunluluk olarak sunulur. It biçimsel öznedir. Asıl içerik, for citizens to show public mourning örneğindeki gibi for + kişi + to mastarı yan cümlesiyle verilir. Bu yapı, resmî İngilizcede gereklilik değerlendirmesinin önce belirtilmesini sağlar.
Alıştırma
imperative kullanarak resmî kuralı tamamlayın: “It ____ visitors to wear identification badges.”
Cevabı göster
is imperative for
ensued: ardından gerçekleşti
Ensued, ensue fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Daha önceki bir olaydan sonra, çoğu zaman onun sonucu olarak bir şeyin gerçekleştiğini anlatan resmî bir anlatı fiilidir. Burada yas dönemi, daha önce belirtilen olayın ardından başlamıştır. Ensue geçişsizdir: A debate ensued. örneğinde olduğu gibi, sonradan gerçekleşen olay özne olur. Doğrudan nesne almaz.
Alıştırma
ensued sözcüğünün doğru kullanıldığı cümleyi seçin.
- After the announcement, a heated debate ensued.
- The new policy ensued better safety.
- The guard ensued that every door was locked.
Cevabı göster
After the announcement, a heated debate ensued.
which saw the streets crowded with people crying and falling to their knees. Kelime
1:42ve sokaklar ağlayan ve dizlerinin üzerine çöken insanlarla doldu taştı.
which saw: bir döneme damga vuran durumu belirtmek
Buradaki which, daha önce sözü edilen 100 günlük yas dönemine gönderme yapar. Özne bir zaman dilimi, yer veya olay olduğunda saw; “yaşadı”, “… ile öne çıktı” ya da “… için ortam oluşturdu” anlamına gelebilir. Gerçek anlamda görmeyi anlatmaz. Bu yan cümle, kalabalık sokakları ve yas tutan insanların hareketlerini o dönemde yaşanan durumlar olarak sunar. Bu kısa ve yoğun yapı haberlerde ve tarihî anlatılarda yaygındır.
Alıştırma
“The final week of the campaign saw a sharp rise in donations” cümlesindeki saw ne anlama gelir?
- Hafta, bağışlara gerçekten baktı.
- Artış o hafta içinde gerçekleşti.
- Bağışlar ancak o hafta bittikten sonra başladı.
Cevabı göster
Artış o hafta içinde gerçekleşti.
Those who didn't show up to mourn faced execution,
1:45Yas tutmak için ortaya çıkmayanlar idamla yüzleşti,
and if anyone was spotted not crying or appearing to be sad, Dilbilgisi
1:48ve eğer herhangi birinin ağlamadığı veya üzgün görünmediği fark edilirse,
was spotted not crying: edilgen gözlem ve olumsuzluğun kapsamı
Was spotted, edilgen bir gözlem yapısıdır: adı belirtilmeyen biri, öznenin anlattığı kişiyi fark etmiştir. -ing yan cümlesi o anda görülebilen davranışı açıklar; bu yüzden crying, devam eden veya gözlemlenebilir bir hareket olarak anlaşılır. Burada not, crying sözcüğünü niteler. Was spotted not crying, gözlemcilerin kişiyi gördüğü ve ağlamadığını fark ettiği anlamına gelir.
Alıştırma
Gözlemcilerin Lena’nın ağlamadığını gerçekten gördüğü anlamına gelen cümleyi seçin.
- Lena was spotted not crying.
- Lena was spotted crying.
- Lena was not spotted crying.
Cevabı göster
Lena was spotted not crying.
If you think your sartorial choices couldn't possibly land you in jail, Kelime
1:53Kıyafet seçimlerinizin sizi hapse atamayacağını düşünüyorsanız,
sartorial choices: kıyafet seçimleri için resmî ve eğlenceli bir ifade
Burada sartorial choices, bir kişinin ne giyeceğiyle ilgili seçimleri anlamına gelir. Sartorial, “giyim veya kıyafetle ilgili” anlamındaki bir sıfattır ve choices sözcüğünü niteler. Yazar, gündelik bir konu için resmî tınlayan bir sözcük seçer. Bu yüksek üslup, özellikle hapse girme gibi aşırı bir fikirle yan yana geldiğinde kuru veya mizahi bir etki yaratabilir.
Alıştırma
Cümlede sartorial choices ne anlama gelir ve nasıl bir ton yaratır?
- Yalnızca en yeni trendlerle ilgili seçimlerin gündelik argo ile anlatılması.
- Kıyafetlerle ilgili seçimlerin resmî veya hafif mizahi bir biçimde anlatılması.
- Yasaların zorunlu tuttuğu giyim kurallarının ciddi hukuk diliyle anlatılması.
Cevabı göster
Kıyafetlerle ilgili seçimlerin resmî veya hafif mizahi bir biçimde anlatılması.
think again: yanlış bir inancı güçlü biçimde reddetmek
Think again, henüz söylenmiş veya doğru kabul edilmiş bir inancı reddetmek için kullanılan kalıplaşmış bir emir ifadesidir. Buradaki anlamı şudur: “Bu sonuç yanlış; birazdan bunun tersi veya beklenmedik bir gerçek gelecek.” Daha uzun süre düşünmeye yönelik tarafsız bir rica değildir. Kısa ve tek başına kullanılan biçimi keskin bir geçiş yaratır ve düzeltmeden önce merak uyandırır.
Alıştırma
İnancı doğrudan reddeden iki sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: “You think the final meeting is optional? ____. Everyone must attend.”
Cevabı göster
Think again
You'd be hard-pressed to find someone in America that doesn't own a pair of jeans, Deyimler
1:57Amerika'da bir kot pantolonu olmayan birini bulmakta zorlanırsınız,
You'd be hard-pressed to...: yapmakta çok zorlanmak
Burada You'd, you would ifadesinin kısaltmasıdır ve varsayımsal bir değerlendirme sunar. You'd be hard-pressed to find... böyle birini bulmanın çok zor olacağı anlamına gelir. Bu ifade, bir şeyin kesinlikle imkânsız olduğunu söylemeden muhtemelen bulunamayacağını ölçülü biçimde vurgular. Denemenin ne kadar yoğun olduğunu değil, başarılı olmanın zorluğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, nottaki “yapmayı çok zor bulurdunuz” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: ____ find a cheaper hotel this close to the station.
Cevabı göster
You'd be hard-pressed to
you literally won't find anyone wearing them.
2:01kelimenin tam anlamıyla onları giyen hiç kimseyi bulamazsınız.
and the denim ban imposes their anti-West and anti-USA message.
2:08ve kot kumaşı yasağı, onların Batı karşıtı ve ABD karşıtı mesajlarını empoze eder.
the hate for Yankee imperialists is so strong
2:12Yanki emperyalistlerine duyulan nefret o kadar güçlü ki,
that even kindergarten children are taught to hate anything to do with the USA. Kalıp ifadeler
2:15anaokulu çocuklarına bile ABD ile ilgili her şeyden nefret etmeleri öğretiliyor.
anything to do with...: …ile ilgili her şey
Anything to do with the USA, ABD ile bağlantılı veya ilgili olan her şey anlamına gelir. To do with içinde do bir eylemi adlandırmaz; to do with kalıbının tamamı bir ilişki ifade eder. Anything kapsamı genişletir: ilgili bir bağlantısı olan nesneleri, fikirleri, insanları, sembolleri veya başka konuları içerebilir.
Alıştırma
Cümleyi, nottaki “herhangi bir bağlantısı olmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The complaint doesn't have ____ the new schedule.
Cevabı göster
anything to do with
"Netflix and chill" ifadesinin iki anlamı
Netflix and chill kelimesi kelimesine Netflix izleyip rahatlamak anlamına gelebilir. Ancak günümüzün gündelik İngilizcesinde ifadenin bütünü, baş başa zaman geçirmek için imalı bir davet olarak yaygın biçimde anlaşılır ve çoğu zaman öpüşme ya da cinsel ilişki iması taşır. Bu cümlede anlatıcı, kelime oyunu yapmak için ağırlıklı olarak yayın izlemeyle ilgili gerçek anlamı kullanıyor.
Alıştırma
Bu, yeni tanıştığınız bir sınıf arkadaşına yönelik tarafsız ve açık bir davet midir? "Want to Netflix and chill?"
- Hayır. Cinsel ya da romantik bir ima taşıyabilir.
- Evet. Yalnızca bir şey izleyip rahatlamak anlamına gelir.
Cevabı göster
Hayır. Cinsel ya da romantik bir ima taşıyabilir.
Many North Koreans have smuggled Western media into the country
2:22Birçok Kuzey Koreli, Batı medyasını ülkeye kaçak olarak soktu
and have shared them amongst family and friends to give insight into the liberated world outside. Kalıp ifadeler
2:24ve dışarıdaki özgürleşmiş dünya hakkında fikir vermek için bunları aileleri ve arkadaşları arasında paylaştı.
give insight into: yalnızca bilgi değil, daha derin anlayış sağlamak
Give insight into, birinin bir şeyin niteliğini, nedenlerini ya da iç ayrıntılarını anlamasına yardım etmek demektir. Insight yalnızca bir bilgi daha değil, açıklayıcı ve derin bir kavrayıştır. Kalıp give (someone) insight into + isim ya da konu veya soru sözcüğüyle başlayan yan cümle biçimindedir. Burada paylaşılan medya içerikleri, aile ve arkadaşların dış dünya hakkında daha kapsamlı bir fikir edinmesine yardım eder.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The interviews ____ why employees leave.
Cevabı göster
give insight into
But this very deed could easily land you in a strict labor camp or even worse, Kelime
2:29Ancak sadece bu eylem sizi sıkı bir çalışma kampına veya daha da kötüsü,
this very deed: very ‘tam da bu’ anlamında
this very deed ifadesinde very isimden önce gelir ve göndermenin aynılığını vurgular: deed, benzer bir eylem değil, az önce sözü edilen eylemin ta kendisidir. Buradaki very, ‘son derece’ anlamındaki derece zarfı değil, vurgu yapan bir niteleyicidir. this very + tekil isim kalıbı ‘tam da bu’ veya ‘özellikle bu’ anlamına gelir.
Alıştırma
Örnekte this very deed neyi ifade ediyor?
- Az önce sözü edilen eylemin ta kendisi
- Aynı genel türdeki herhangi bir eylem
- Aşırı enerjiyle yapılmış bir eylem
Cevabı göster
Az önce sözü edilen eylemin ta kendisi
was leaked to the outside world by defectors.
2:37ve sığınmacılar tarafından dış dünyaya sızdırıldı.
This film was made to show its citizens all the things that are wrong with Western culture,
2:39Bu film, vatandaşlarına Batı kültüründe yanlış olan her şeyi göstermek için yapıldı,
don't even think of turning off the radio. Ton ve niyet
3:59radyoyu kapatmayı aklınızdan bile geçirmeyin.
don't even think of doing: sert bir yasaklama
Don't even think of + -ing, bir eylemi sert biçimde yasaklayan bir kalıptır. Eylemin, dinleyicinin onu yapmayı düşünmemesi gerekecek kadar kabul edilemez olduğunu belirtir; dikkatlice düşünmeye yönelik bir davet değildir. Örnekte yasaklanan eylem turning off the radio ifadesidir. think of sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır: don't even think of leaving.
Alıştırma
Değerlendirme: Yeni bir iş arkadaşından kibarca ricada bulunmak için bu ifade uygun mudur? 'Don't even think of using that chair.'
- Hayır, sert ve düşmanca duyulabilir.
- Evet, kibar ve tarafsız bir ricadır.
Cevabı göster
Hayır, sert ve düşmanca duyulabilir.
All houses have a government-controlled radio installed and it is not allowed to be turned off, Dilbilgisi
4:01Tüm evlerde hükümet kontrollü bir radyo takılıdır ve bunun kapatılmasına izin verilmez,
is not allowed to be turned off: çift edilgen yapı
is not allowed to be turned off ifadesinde dıştaki edilgen yapı is not allowed bir yasağı belirtir. Edilgen mastar to be turned off, radyoya uygulanmasına izin verilmeyen eylemi adlandırır. Tam kalıp be + not allowed + to be + geçmiş zaman ortacıdır. Radyonun özne konumuna getirilmesi, eylemi yapabilecek kişiyi belirtmeden nesneye ve yasaklanan eyleme odaklanır. Bu, radyoyu kapatmanın fiziksel olarak imkânsız olduğu anlamına gelmez; insanların radyoyu kapatmasının yasak olduğu anlamına gelir. Ever, yasağın hiçbir istisnası olmadığını vurgular.
Alıştırma
Tam is not allowed to be + geçmiş zaman ortacı kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: For safety, this door ____.
Cevabı göster
is not allowed to be opened
and you have no choice but to listen to them. Kalıp ifadeler
4:08ve onları dinlemekten başka seçeneğiniz yoktur.
have no choice but to: başka seçeneği olmamak
Have no choice but to + fiilin yalın hâli, başka hiçbir hareket seçeneğinin bulunmadığı anlamına gelir. Bu kalıpta but, iki ifade arasında karşıtlık kurmaz; dışında anlamına gelir. Zaman have üzerinde gösterilir: have no choice, had no choice veya will have no choice. To sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır. Cümlede dinlemek, özgürce seçilen değil, kaçınılmaz bir eylem olarak sunulur.
Alıştırma
Başka hiçbir seçeneğin bulunmadığını anlatan kalıplaşmış ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Because the last bus had left, we ____ walk home.
Cevabı göster
had no choice but to
"The dear leader hit a hole in one today on his very first try playing golf." Kültür
4:11"Sevgili liderimiz bugün golf oynarken daha ilk denemesinde bir 'hole in one' yaptı."
hit a hole in one: bir golf deliğini tek vuruşta tamamlamak
Golfte kullanılan sabit hit a hole in one ifadesi, topu başlangıç noktasından o deliğin ilk vuruşuyla doğrudan deliğe sokmak anlamına gelir. Burada hit, fiziksel olarak bir “deliğe” vurmak değil, bu vuruşu başarmak demektir. Tek vuruşta deliği tamamlamak nadirdir; bu nedenle ifade sonucu olağanüstü bir başarı olarak sunar. very first try ifadesinin eklenmesi de iddiayı daha da sıra dışı gösterir.
Alıştırma
Golfte hit a hole in one ne anlama gelir?
- Topu başlangıç noktasından tek vuruşla deliğe sokmak
- Deliği par değerinden bir vuruş daha az yaparak tamamlamak
- Birkaç vuruştan sonra topu herhangi bir deliğe sokmak
Cevabı göster
Topu başlangıç noktasından tek vuruşla deliğe sokmak
Maybe you want to capture some still images of all the poor people around town for your next school project.
4:14Belki bir sonraki okul projeniz için şehirdeki tüm fakir insanların bazı fotoğraflarını çekmek istersiniz.
Not so fast: bir sonucu veya planı durdurmak
Konuşmada Not so fast., birinden bir sonuç, karar veya planla devam etmeden önce durmasını ister. Yalnızca “daha yavaş hareket et” değil, “Bekle, burada bir sorun ya da eksik bilgi var” anlamına gelir. Burada önceki beklentiyi keser ve ardından bir düzeltme, kısıtlama veya karmaşık durum geleceğini gösterir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız bir anlaşmayı okumadan imzalamak üzere. “Not so fast—check the details first.” diyorsunuz. Buradaki Not so fast, arkadaşınızdan harekete geçmeden önce yeniden düşünmesini mi istiyor?
- Evet
- Hayır
Cevabı göster
Evet
Kim Jong-un desperately wants to hide the fact that around 40% of North Korea lives in extreme poverty
4:20Kim Jong-un, Kuzey Kore'nin yaklaşık %40'ının aşırı yoksulluk içinde yaşadığı gerçeğini çaresizce saklamak istiyor
Taking photos of the poor is a punishable offense, Kelime
4:27Fakirlerin fotoğraflarını çekmek cezalandırılabilir bir suçtur,
a punishable offense: cezalandırılabilir bir ihlal
Bu cümlede a punishable offense, bir yasayı veya resmî kuralı ihlal eden ve ceza uygulanabilecek bir eylem anlamına gelir. Taking photos of the poor adlı -ing öbeği, offense olarak sınıflandırılan eylemi belirtir. Punishable, yasa veya kuralın yetkililere o eylemi cezalandırma izni verdiğini anlatır. Belirli bir cezanın zaten uygulandığını veya her durumda mutlaka uygulanacağını söylemez.
Alıştırma
"Cheating is a punishable offense." kuralındaki cümle ne anlama gelir?
- Her kopya çekme olayı zaten cezalandırılmıştır.
- Kopya çekmek birinin duygularını incitir.
- Kopya çekmek bir kuralı ihlal eder ve cezaya yol açabilir.
Cevabı göster
Kopya çekmek bir kuralı ihlal eder ve cezaya yol açabilir.
as the beyond-wealthy dictator is afraid of the country's image being tarnished Deyimler
4:31çünkü aşırı zengin diktatör ülkenin imajının zedelenmesinden korkuyor
image being tarnished: kamuoyu imajının zedelenmesi
Burada image, bir fotoğrafı değil ülkenin kamuoyu önündeki itibarını ifade eder. Tarnish sözcüğü gerçek anlamıyla metalin parlaklığını kaybetmesine neden olmak demektir; mecazi to tarnish an image ise insanların bir kişi, kuruluş veya ülke hakkında daha olumsuz düşünmesine neden olmak anlamına gelir. image being tarnished yapısında being tarnished edilgen bir -ing biçimidir: zararı gören image olur. afraid of ifadesinden sonra korkulan durumu belirtir, ancak buna kimin neden olduğunu söylemez.
Alıştırma
"A scandal tarnishes a company's image." ne anlama gelir?
- Şirketin bir fotoğrafı kirlenir.
- Şirket yeni bir görsel logo oluşturur.
- Kamuoyunun şirket hakkında daha olumsuz düşünmesi muhtemeldir.
Cevabı göster
Kamuoyunun şirket hakkında daha olumsuz düşünmesi muhtemeldir.
and perhaps from getting in more trouble by the UN.
4:35ve belki de BM ile daha fazla başının derde girmesinden endişe ediyor.
But surely tourists are exempt from all of these ridiculous laws, right? Kelime
4:37Ancak elbette turistler tüm bu saçma yasalardan muaftır, değil mi?
Be exempt from: bir kural veya yükümlülükten muaf olmak
be exempt from + isim veya -ing yapısı, bir kişinin bir kurala uyma, bir görevi yerine getirme ya da bir ücret ödeme zorunluluğundan resmî olarak muaf olduğunu belirtir. Burada konuşmacı bu yasaların turistler için geçerli olup olmadığını soruyor. Edat from’dur: bir kişi veya grup bir şeyden be exempt from olur. Muafiyet yalnızca belirli bir gerekliliği kaldırır; kişinin bütün kuralların dışında olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
be exempt from kalıbını tamamlayın: Under the policy, registered charities are ____ paying the application fee.
Cevabı göster
exempt from
Freedom of travel is a big no-no in North Korea for outside tourists Kelime
4:41Kuzey Kore'de yabancı turistler için seyahat özgürlüğü büyük bir yasaktır
A big no-no: güçlü ve gayriresmî bir yasak ifadesi
A no-no, yasak veya açıkça kabul edilemez bir şeyi anlatan gayriresmî bir isimdir. Big ifadeyi güçlendirir; bu nedenle a big no-no ciddi bir kural ihlalini veya insanların kesinlikle onaylamadığı bir şeyi belirtir. Buradaki eğlenceli ve neredeyse çocukça ifade, kısıtlamanın kendisi ciddi olsa da cümlenin üslubunu yumuşatır. İki ayrı no cevabı anlamına gelmez.
Alıştırma
Dersteki gayriresmî isim öbeğiyle tamamlayın: Sharing your password is ____ at our company.
Cevabı göster
a big no-no
and anyone who tries to explore by themselves can get into big trouble.
4:44ve kendi başlarına keşfetmeye çalışan herkes büyük bir belaya bulaşabilir.
have + nesne + geçmiş zaman ortacı: have your every move planned, controlled, and watched
have + nesne + geçmiş zaman ortacı kalıbı, nesneyi eylemden etkilenen konuma yerleştirir. have your every move planned, controlled, and watched ifadesinde your every move nesnedir ve sıralanan üç geçmiş zaman ortacı, her harekete ne yapılacağını anlatır. Bu bir perfect tense yapısı değildir. Buradaki have, kişinin kendi isteğiyle ayarladığı bir hizmetten ziyade dışarıdan dayatılan bir deneyimi anlatır. by the government bölümü eylemi yapanın hükûmet olduğunu belirtir; üçlü sıralama da tam kontrol duygusunu güçlendirir.
Alıştırma
Hangi cümle, her mesajın dışarıdan kontrol edileceğini anlatmak için have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır?
- She will have checked every message before publication.
- She will have an editor check every message before publication.
- She will have every message checked before publication.
Cevabı göster
She will have every message checked before publication.
so you can forget about any ideas of solo independent travel at your own pace. Kalıp ifadeler
4:52bu yüzden kendi hızınızda tek başınıza bağımsız seyahat etme fikirlerini unutabilirsiniz.
at your own pace: kendi hızınızda
At your own pace, başka birinin programına uymaya zorlanmadan size uygun bir hızda veya ilerleme temposunda hareket etmek demektir. Pace yalnızca fiziksel hareket hızını değil, bir etkinliğin ne kadar hızlı ilerlediğini de anlatabilir. Bu cümlede, seyahatin ne kadar hızlı ilerleyeceğine karar verme özgürlüğünü ifade eder. Aynı ifade öğrenme, çalışma, iyileşme veya okuma için de doğal biçimde kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi ‘size uygun hızda’ anlamındaki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: You can work through the lesson ____.
Cevabı göster
at your own pace
You won't even be able to use the public transport system or get into your own taxi.
4:56Toplu taşıma sistemini kullanmanız veya kendi taksinize binmeniz bile mümkün olmayacaktır.
Traveling around the country is only allowed as part of a guided choreographed tour,
4:59Ülke içinde dolaşmaya yalnızca genellikle Kore Uluslararası Seyahat Şirketi tarafından yürütülen
which are usually run by the Korea International Travel Company.
5:03koreografisi yapılmış rehberli bir turun parçası olarak izin verilir.
show you around: birine etrafı gezdirmek
“Show someone around”, bir ziyaretçiye eşlik ederek bir yeri gezdirmek ve önemli bölümlerini göstermek ya da açıklamak demektir. Bu cümlede rehberler ziyaretçileri gezdirip yeri tanıtacaktır; ziyaretçileri başka insanlara sergilemeyeceklerdir. Kalıp show + kişi + around şeklindedir. Yer, ardından bir edat öbeği içinde gelebilir: show you around the museum.
Alıştırma
Cümleyi show + kişi + around yapısıyla tamamlayın: “It’s your first day here, so I’ll ____ before the meeting.”
Cevabı göster
show you around
but you are so restricted that you won't be able to leave your hotel without your guide,
5:07ancak o kadar kısıtlısınız ki, rehberiniz olmadan otelinizden ayrılamazsınız,
even if you just want to get something from the shop across the street,
5:10sadece caddenin karşısındaki dükkandan bir şey almak isteseniz bile,
otherwise you and your guide will be punished.
5:13aksi takdirde siz ve rehberiniz cezalandırılırsınız.
It is safe to say that unless you enjoy having extremely strict limitations and being watched like a hawk, Notlar
5:15Son derece katı kısıtlamalara sahip olmaktan ve bir şahin gibi izlenmekten hoşlanmıyorsanız,
It is safe to say that: rahatlıkla söylenebilir ki
“It is safe to say that”, bir sonucu konuşanın güven düzeyini gösteren bir çerçeve içine yerleştirir. Konuşan, ardından gelen ifadeyi doğrudan bir iddia olarak sunmak yerine güçlü biçimde desteklenen ve itiraz edilmesi zor bir sonuç olarak gösterir. Burada safe, sonucun ne kadar güvenle söylenebileceğini belirtir; konunun fiziksel olarak güvenli olduğu anlamına gelmez. Bu çerçeve, ana iddiadan önce konuşanın kesinlik düzeyini göstererek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
It is safe to say that bir cümlede ne işe yarar?
- Konuşanın iyi desteklendiğini düşündüğü bir sonucu sunar.
- Sonraki sözleri söylemenin fiziksel tehlikeye yol açabileceği konusunda uyarır.
- Konuşanın sonucu destekleyecek hiçbir dayanağı olmadığını gösterir.
Cevabı göster
Konuşanın iyi desteklendiğini düşündüğü bir sonucu sunar.
being watched like a hawk: yakından gözetlenmek
watch someone like a hawk deyimi, genellikle birinin kuralları çiğnemediğinden veya hata yapmadığından emin olmak için o kişiyi sürekli ve çok yakından gözlemlemek anlamına gelir. İmge, avını dikkatle takip eden bir şahinden gelir. being watched like a hawk ifadesinde being watched edilgen bir -ing biçimidir ve having extremely strict limitations ile paraleldir. Like a hawk, izlemenin ne kadar yakından yapıldığını anlatır; izlenen kişiyi betimlemez.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz, çok yakın gözetim altında olmak anlamındaki deyimle tamamlayın: During the exam, I felt I was being watched ____.
Cevabı göster
like a hawk
it's probably better that you don't go on a soul-searching or relaxing holiday to North Korea.
5:20Kuzey Kore'ye içsel bir arayış veya dinlendirici bir tatil için gitmemenizin muhtemelen daha iyi olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
fear not: dramatik bir güvence
Fear not, do not be afraid veya do not worry anlamına gelen bir emir ifadesidir. Olumsuzluk sözcüğü fiilden sonra gelir; bu yapı eski dönemlerdeki İngilizceyle ilişkilidir ve günümüzde hâlâ edebî, törensel veya özellikle dramatik konuşmalarda duyulur. Burada But, kaygı verici bilgilerden güvence vermeye geçildiğini gösterir. Dear audience şeklindeki hitap, anlatıcının oyuncu üslubunu güçlendirdiğinden fear not sıradan bir sohbetten çok tiyatral duyulur.
Alıştırma
Bir tur rehberi şakayla 'Fear not, travelers; the museum will open in five minutes.' diyor. Fear not, özellikle amaçlanan bu tiyatral ton için uygun mudur?
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun
just when we thought all hope was lost, Anlatım akışı
5:26tam tüm umutların kaybolduğunu düşündüğümüz anda,
Just when we thought all hope was lost: beklenmedik bir dönüşe zemin hazırlamak
Just when we thought ... dinleyiciyi sonucun kesinleşmiş göründüğü bir ana getirir. Buradaki all hope was lost bilinçli bir abartıdır: durumun iyi bir sonuca ulaşmayacak gibi göründüğünü anlatır; konuşanların gerçekten bütünüyle umutsuzluğa kapıldığını değil. Başlangıçtaki yan cümle ana olayı geciktirerek merak yaratır. Ardından genellikle bu beklentiyi aniden değiştiren ya da onunla çelişen yeni bilgi gelir: “Just when we thought X, Y happened.”
Alıştırma
Merak yaratan yapıyı tamamlayın: ____ the garden was ruined, new flowers began to grow.
Cevabı göster
Just when we thought
we learned that marijuana, of all things, Ton ve niyet
5:28Kuzey Kore'de her şeyin arasında, esrarın,
of all things: şaşırtıcı bir seçimi belirtmek
Of all things, konuşanın adı geçen şeyi özellikle beklenmedik, tuhaf ya da uygunsuz bulduğunu gösteren bir ara sözdür. Burada marijuana sözcüğüne şaşkınlık tepkisi ekler; “mevcut bütün şeylerin bir kısmı” anlamına gelmez. Şaşırtıcı bulunan isimden sonra veya cümlenin daha ileriki bir bölümünde kullanılabilir: “She chose Tuesday, of all things.” Çıkarıldığında temel bilgi kalır, ancak konuşanın tepkisi kaybolur.
Alıştırma
Bu cümlede konuşanın nesneyi özellikle şaşırtıcı bulduğunu en iyi hangi ifade gösterir? Leo brought a snow shovel to the beach, ____.
- of all things
- among other things
- all things considered
Cevabı göster
of all things
You can easily find it being grown in fields Dilbilgisi
5:33Tarlalarda yetiştirildiğini kolayca bulabilir
find it being grown: find + nesne + being + geçmiş zaman ortacı
find it being grown ifadesinde find, “bulmak” veya “fark etmek” anlamındadır; it ise nesnedir. being grown, nesne tamamlayıcısı olarak bulunduğu anda ona ne olduğunu açıklar. grown edilgendir: onu biri yetiştiriyordur; kendi kendine büyüyor değildir. Aktarılabilir find + nesne + being + geçmiş zaman ortacı kalıbı, nesnenin bakış açısından devam eden edilgen bir eylemi gösterir. Bu yapı, nesnenin önce bulunup eylemin daha sonra yapıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
repair fiilinin devam eden edilgen biçimini kullanarak tamamlayın: We found the bridge ____.
Cevabı göster
being repaired
Who would have thought?: şaşkınlık bildiren retorik tepki
Who would have thought? retorik bir sorudur: konuşan kişi birinin adının söylenmesini beklemez. “Bu çok şaşırtıcı; böyle olacağını düşünmemiştim” anlamına gelir. would have thought biçimi, şaşırtıcı sonuçtan önceki beklentiye dönüp bakar. Ses tonuna göre tepki içten bir şaşkınlık veya hafif bir alay ifade edebilir.
Alıştırma
Kaybetmesi beklenen bir takım finali kazanıyor. Hangi tepki bir kişinin kimliğini sormadan şaşkınlık ifade eder?
- Who thought that?
- Who would have thought?
- Who could have known?
Cevabı göster
Who would have thought?
I'm using air quotes: crimes adlandırmasını sorgulamak
Havada tırnak işareti, söylenen bir sözcüğün veya ifadenin iki yanında tırnak işaretlerini ellerle taklit eden bir jesttir. Burada konuşmacı crimes sözcüğünün iki yanında bu hareketi yaparak söz konusu adlandırmayı tam olarak kabul etmediğini gösterir; bu eylemlere crimes denmesini abartılı veya tartışmalı bulur. Konuşmacı I'm using air quotes diyerek dinleyicilere bu jesti nasıl yorumlamaları gerektiğini açıkça söyler. Genel olarak bu hareket, belirli bir ifadeyle araya mesafe koyar ve kuşku, ironi veya alay ifade edebilir.
Alıştırma
Bu cümlede konuşmacı crimes sözcüğünün çevresinde havada tırnak işareti yaparak ne anlatıyor?
- Konuşmacı, crimes sözcüğünün yazılı bir kanundan doğrudan alıntı olduğunu gösterir.
- Konuşmacı, crimes sözcüğünün bu eylemler için doğru bir adlandırma olup olmadığını sorgular.
- Konuşmacı, bu eylemlerin tartışmasız biçimde ciddi suçlar olduğunu vurgular.
Cevabı göster
Konuşmacı, crimes sözcüğünün bu eylemler için doğru bir adlandırma olup olmadığını sorgular.
be sure to check out our other video called Average North Korean versus Average South Korean.
5:44Ortalama Bir Kuzey Koreli ile Ortalama Bir Güney Koreli Karşılaştırması adlı diğer videomuza da göz atmayı unutmayın.