Bir Şehre Nükleer Bomba Atsaydık Ne Olurdu?: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.344 kelime 169 kel/dk

Video özeti: Canlandırma, nükleer patlamayı ilk yıkımdan radyasyon, hizmet çöküşü ve hastalıklara kadar izler. Olağan yardımın neden başarısız olacağını gösterir ve bu silahların kaldırılmasını savunur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “is no match for” — Deyimler ve mecazi ifadeler: bir tarafın diğerine karşı koyamadığını anlayın ve güç karşılaştırın. 2. “have a hard time entering” — Kalıplaşmış öbekler ve eşdizimler: have a hard time + -ing ile pratik bir güçlüğü, burada dış yardımın erişimini anlatın. 3. “No matter what country you come from,” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: no matter what + isim cümleciğini “ne olursa olsun” diye okuyup kapsayıcı bir sonuç kurun.

Bu derste

Playing around with nuclear weapons in videos is fun. Öbek fiiller

0:01

Videolarda nükleer silahlarla oynamak eğlencelidir.

Öbek fiiller

Playing around with: bir şeyi rahatça denemek

Playing around with, belirli bir hedefe ulaşmaktan çok ne olacağını görmek için bir şeyi rahatça denemek, kurcalamak veya onunla deney yapmak anlamına gelir. İfade hafif ve oyunbaz bir tonda duyulabilir. Burada bu ton, nükleer silahların ciddiyetiyle karşıtlık oluşturur; cümle gerçek silahları kullanmayı değil, bunları video içeriğinde ele almayı anlatır.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Before choosing a final design, Mina spent an hour ____ different layouts.

Cevabı göster

playing around with

There's a visceral joy in blowing things up and a horrifying fascination with things like fireballs, Öbek fiiller

0:04

Bir şeyleri havaya uçurmanın içgüdüsel bir coşkusu ve ateş topları,

Öbek fiiller

Blowing things up: ayrılabilen blow ... up

Blowing things up, bir şeyleri patlatmak ya da patlamayla yok etmek demektir. Burada simüle edilmiş patlamaları gösteren videolardaki eylemi anlatır. Bu anlamda blow up ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim olan nesne up'tan sonra veya blow ile up arasına gelebilir: blow up the building / blow the building up. Zamir ise ortada olmak zorundadır: blow it up denir, blow up it denmez.

Alıştırma

it zamirini kullanarak cümleyi blow ... up yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The old shed was unsafe, so the crew decided to ____.

Cevabı göster

blow it up

shock waves,

0:09

şok dalgaları

and radiation.

0:10

ve radyasyon gibi şeylere duyulan korkunç bir hayranlık vardır.

And while it does help put our destructive power in perspective, Deyimler

0:11

Ve bu bizim yıkıcı gücümüzü idrak etmemize yardımcı olsa da,

it's not the best way of understanding the real impact of a nuclear explosion.

0:14

bir nükleer patlamanın gerçek etkisini anlamanın en iyi yolu değildir.

Deyimler

Put something in perspective: bir şeyi daha geniş bağlamda değerlendirmek

Put something in perspective, bir şeyi daha geniş bir ölçek, bağlam veya karşılaştırma içine yerleştirerek gerçek büyüklüğünü ya da önemini daha doğru değerlendirmek demektir. Burada görsel karşılaştırma, izleyicilerin insanın yıkıcı gücünün boyutunu kavramasına yardımcı olur. Bu ifade sanattaki görsel perspektifi anlatmaz ve perspective burada yalnızca kişisel görüş anlamına gelmez. Kalıp put + nesne + in perspective biçimindedir; put the risk in perspective ve put it in perspective buna örnektir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi hedef ifadeyi ve it zamirini kullanarak tamamlayın: Seeing the annual cost next to the total budget helps ____.

Cevabı göster

put it in perspective

This isn't about silly stacks of TNT

0:19

Bu konu, aptalca istiflenmiş TNT'lerle

or about how bright an explosion is.

0:22

ya da bir patlamanın ne kadar parlak olduğuyla ilgili değil.

Nuclear weapons are about you.

0:24

Nükleer silahlar sizinle ilgilidir.

So we've partnered with the Red Cross and Red Crescent Movement Kalıp ifadeler

0:27

Bu yüzden, Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi ile ortaklık kurarak

to explore what would really happen if a nuclear weapon were detonated in a major city today. Dilbilgisi

0:30

bugün büyük bir şehirde nükleer bir silah patlatılırsa gerçekten neler olacağını araştırdık.

Kalıp ifadeler

Partnered with: çalışma ortaklığı kurmak

We've partnered with the Red Cross and Red Crescent Movement ifadesinde partner, eş veya arkadaş anlamına gelen bir isim değil, fiildir. Bir kişi veya kuruluşla partner with kullanmak, ortak bir amaç ya da proje için çalışma ilişkisi kurmak demektir. Yeniden kullanılabilen kalıp partner with + kişi veya kuruluş biçimindedir ve ardından sıkça on + proje ya da to + fiil gelir: partner with a school on a study; partner with a charity to raise funds.

Alıştırma

Hangi cümle müze ile okulu ortak bir proje oluşturan ortaklar olarak en açık biçimde sunuyor?

  1. The museum partnered with a local school to create the exhibit.
  2. The museum bought old desks from a local school for the exhibit.
  3. The museum worked near a local school while renovating the exhibit.
Cevabı göster

The museum partnered with a local school to create the exhibit.

Dilbilgisi

what would really happen if ... were detonated varsayım yapısı

Burada what would really happen if ..., explore fiilinden sonra gelen dolaylı bir sorudur. Doğrudan soru sormak yerine, varsayılan bir olayın sonuçlarını araştırır. Really, gerçekçi ve kanıta dayalı bir cevap arandığını vurgular. Varsayımsal sorunun ana bölümünde would kullanılır: what would ... happen. If yan cümlesinde geçmiş zaman edilgen yapısı were detonated, yani were + geçmiş zaman ortacı kullanılır. Böylece silahı kimin patlattığına değil, silahın patlatılması olayına odaklanılır; bu yapıda would normalde if yan cümlesinin içine girmez.

Alıştırma

Hangi cümle varsayımsal bir durumun sonucunu doğal biçimde sorar?

  1. What would happen if the bridge were closed for a week?
  2. What happened when the bridge was closed for a week?
  3. What would happen if the bridge would be closed for a week?
Cevabı göster

What would happen if the bridge were closed for a week?

Not nuclear war,

0:36

Bir nükleer savaş değil,

just one explosion.

0:37

sadece tek bir patlama.

We begin our story in the middle of downtown in a major city. Anlatım akışı

0:49

Hikayemize büyük bir şehrin tam merkezinde başlıyoruz.

Anlatım akışı

Anlatıya geçiş ifadesi olarak We begin our story

We begin our story, konunun tanıtımından somut bir senaryonun sunumuna geçildiğini gösterir. Dinleyiciyi yönlendirir: açıklama artık çoğu zaman belirtilen bir yer veya zamandan başlayarak bir olay dizisi şeklinde ilerleyecektir. Buradaki story, olayları açıklamak için düzenlenen anlatı veya senaryo anlamına gelir. Bu sözcük tek başına konunun kurgu olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle anlatılan bir senaryoya geçişi doğal biçimde gösterir ve açılış sahnesini kurar?

  1. We began studying the town's history last year.
  2. We begin our list with three mountain towns.
  3. We begin our story in a mountain town, just before the storm arrives.
Cevabı göster

We begin our story in a mountain town, just before the storm arrives.

People are going to work,

0:53

İnsanlar işe gidiyor,

studying for exams,

0:54

sınavlara çalışıyor,

are lost in their thoughts and daily lives. Deyimler

0:56

kendi düşüncelerine ve günlük hayatlarına dalmış durumdalar.

Deyimler

lost in their thoughts: düşüncelere dalmış olmak

Bu cümlede lost in their thoughts, düşünmeye o kadar dalmış olduklarını ve çevrelerinde olanlara pek dikkat etmediklerini anlatır. Buradaki lost mecazidir; kimse yolunu kaybetmiş değildir. Tekrar kullanılabilen yapı be lost in one's thoughts şeklindedir. be fiilini ve iyelik belirleyicisini özneye göre değiştirin: she was lost in her thoughts; I was lost in my thoughts.

Alıştırma

Cümleyi be lost in one's thoughts yapısıyla tamamlayın: During the train ride, Maya was ____ and did not hear the announcement.

Cevabı göster

lost in her thoughts

Right here,

0:58

Tam burada,

a nuclear weapon is detonated and time freezes. Deyimler

0:59

nükleer bir silah patlatılır ve zaman donar.

Deyimler

time freezes: anlatıda dramatik bir duraklama

Burada time freezes anlatısal bir metafordur: olay, patlama anında durmuş gibi sunulur ve böylece o an incelenebilir. Fiziksel zamanın gerçekten donduğunu iddia etmez. Daha genel olarak time freezes, dramatik bir duraklama yaratabilir veya şok edici ya da yoğun bir anda zamanın normal akışının dışına çıkmış gibi hissedilmesini anlatabilir.

Alıştırma

"Right here, a nuclear weapon is detonated and time freezes," cümlesinde time freezes ne anlama gelir?

  1. Zaman buza dönüşecek kadar soğur.
  2. Anlatı kritik anda duraklar.
  3. Tüm saatler kalıcı olarak çalışmayı bırakır.
Cevabı göster

Anlatı kritik anda duraklar.

The first phase of the explosion happens within less than a second.

1:03

Patlamanın ilk aşaması bir saniyeden çok daha kısa sürede gerçekleşir.

In a millisecond,

1:07

Bir milisaniye içinde,

a ball of plasma hotter than the sun appears

1:08

güneşten daha sıcak bir plazma topu ortaya çıkar

and grows in a fireball to more than 2 km across.

1:10

ve büyüyerek çapı 2 km'yi aşan bir ateş topuna dönüşür.

Within this ball,

1:14

Bu topun içinde kalan

everyone is just gone.

1:15

herkes bir anda yok olur.

Think of water dripped onto a very hot pan.

1:18

Çok kızgın bir tavaya damlayan suyu düşünün.

A sizzle and then there's nothing.

1:21

Bir cızırtı ve ardından hiçbir şey kalmaz.

Most buildings,

1:24

Binaların çoğu,

cars, trees,

1:25

arabalar, ağaçlar,

tacky sculptures,

1:27

zevksiz heykeller

and people all evaporated.

1:28

ve insanlar tamamen buharlaşır.

First, the flash,

1:31

İlk olarak, parlama,

an intense tsunami of light washes over the city in an instant. Deyimler

1:32

yoğun bir ışık tsunamisi şehri bir anda yıkayıp geçer.

Deyimler

“tsunami of light” benzetmesi

Buradaki tsunami of light bir benzetmedir; gerçek sudan söz edilmez. Işık patlamasını devasa, hızlı ve şehri bir anda tamamen kaplayan ezici bir güç gibi gösterir. Başka durumlara da aktarılabilen a tsunami of + isim kalıbı, bir şeyin çok büyük miktarda, aniden ve başa çıkılması zor biçimde gelmesini yıkıcı bir dalga görüntüsüne dönüştürür. Bu cümledeki gerçek olay yoğun bir ışık atımıdır; tsunami sözcüğü ölçeği ve gücü dramatik biçimde artırır.

Alıştırma

“A tsunami of emails hit the support team,” cümlesinde “a tsunami of emails” neyi anlatır?

  1. E-postalar okyanusa yakın bir yerden gönderildi
  2. Ezici miktarda e-posta aniden geldi
  3. Yalnızca birkaç e-posta yavaşça geldi
Cevabı göster

Ezici miktarda e-posta aniden geldi

If you happen to have your head pointed in the direction of the explosion, Kalıp ifadeler

1:38

Eğer kafanız patlama yönüne dönükse,

it renders you blind for a few hours. Kelime

1:41

sizi birkaç saatliğine kör eder.

Kalıp ifadeler

Tesadüf ve çekingen sorular için “happen to”

Bu cümlede happen to have, “tesadüfen o durumda bulunmak” anlamındadır. Başın yönünün bilinçli olarak seçilmediğini, rastlantısal olduğunu gösterir. happen to + fiilin yalın hâli kalıbı, tesadüfen doğru olan veya şans eseri gerçekleşen bir şeyi anlatır: I happened to see it. Sorularda Do you happen to...? yapısı, by any chance ifadesine benzer biçimde bilgi isteğini yumuşatabilir. Burada happen sözcüğünden sonra mastar gelir; bir olayın “meydana gelmesi” anlamında değildir.

Alıştırma

Kibar soruyu “acaba” anlamındaki kalıpla tamamlayın: Do you ____ know where the nearest pharmacy is?

Cevabı göster

happen to

Kelime

“renders you blind” ifadesinde render + nesne + sıfat

Burada renders, “bir duruma gelmesine neden olur” anlamındadır. Yapı render + nesne + sıfat şeklindedir: you nesne, blind ise ortaya çıkan durumu anlatan sıfattır. Bu nedenle ifade, parlamanın bir kişinin birkaç saat görememesine neden olduğunu anlatır. Bu ettirgen yapı, etki ve sonuçları açıklayan resmî metinlerde yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî ettirgen fiille tamamlayın: Yesterday, the software failure ____ the backup files unreadable.

Cevabı göster

rendered

The heat of this light produces a thermal pulse

1:44

Bu ışığın yaydığı ısı öyle enerjik ve sıcak bir termal darbe üretir ki

so energetic and hot that it just burns everything as far as 13 km from the detonation site. Dilbilgisi

1:47

patlama noktasından 13 km uzağa kadar her şeyi yakıp kavurur.

Dilbilgisi

so energetic and hot that: derajat dan hasil

so + sıfat + that yapısı, aşırı bir dereceyi bunun sonucuna bağlar. Energetic ve hot, so’dan sonra gelen eş görevli iki sıfattır; that ile başlayan yan cümle ise termal darbe bu özelliklere çok yüksek derecede sahip olduğu için ne olduğunu belirtir. Burada so tek başına “bu nedenle” anlamına gelmez. That ile birlikte tek bir sonuç yapısı oluşturur: so energetic and hot that it burns everything. Aynı yapı, güçlü bir niteliğin neden bir sonuca yol açtığını açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Sonuç yapısını eksik iki sözcükle tamamlayın: The soup was ____ salty and spicy ____ nobody could finish it.

Cevabı göster

so · that

Dilbilgisi

Mekânsal menzil için as far as + mesafe

Bu cümlede as far as 13 km, fiziksel bir etkinin ulaşabileceği en dış sınırı gösterir. Yakıcı ısı, patlama noktasından 13 kilometre uzaktaki yerlere kadar ulaşabilir. Bir şey belirli bir son noktaya ulaştığında, yayıldığında, hareket ettiğinde veya o noktaya kadar görülebildiğinde mesafe ya da yer adından önce as far as kullanılır. Buradaki far, ölçülebilir bir alanı belirtir; bir konuyu veya birinin bilgisinin sınırını belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümlede as far as fiziksel mesafenin en dış sınırını belirtir?

  1. As far as prices are concerned, this shop is cheaper.
  2. As far as I know, the road is open.
  3. The smoke was visible as far as the next town.
Cevabı göster

The smoke was visible as far as the next town.

What this means is that everything in an area of 500 square km Anlatım akışı

1:54

Bunun anlamı, 500 kilometrekarelik bir alanda bulunan

that is able to burn starts burning.

1:58

ve yanabilen her şeyin yanmaya başlamasıdır.

Anlatım akışı

Açıklama çerçevesi olarak What this means is that

What this means is that, açıklama yapmak için kullanılan bir çerçevedir. What ile başlayan yan cümle önceki bilgiye gönderme yapar; is that ise daha açık olan sonucu veya yorumu sunar. Bilgiyi iki adımda düzenler: önce bir gerçek veya teknik ayrıntı verilir, ardından bunun uygulamada ne anlama geldiği açıklanır. Bu cümle bir bildirimdir; What does this mean? sorusu değildir.

Alıştırma

Hangi seçenek What this means is that yapısını bir gerçeği pratik sonucuna dönüştürmek için doğru kullanır?

  1. The battery lost half its charge overnight. What this means is that we need a charger before noon.
  2. The battery lost half its charge overnight. What does this mean is that we need a charger before noon.
  3. The battery lost half its charge overnight. What this means that we need a charger before noon.
Cevabı göster

The battery lost half its charge overnight. What this means is that we need a charger before noon.

Plastic, wood,

2:01

Plastik, ahşap,

fabric, hair,

2:02

kumaş, saç

and skin.

2:04

ve deri.

If you happen to be in reach of the thermal pulse,

2:05

Eğer termal darbenin menzilinde bulunuyorsanız,

one moment you're on your way to work, Anlatım akışı

2:08

bir an işe giderken,

the next moment you're on fire.

2:10

bir sonraki an alevler içinde kalırsınız.

Anlatım akışı

Ani değişim için one moment ... the next moment

one moment ... the next moment ... paralel bir zaman çerçevesidir: ilk ifade bir durumu tanıtır, ikinci ifade ise hemen ardından gelen çok farklı bir durumu sunar. Buradaki the next moment, tam olarak ölçülmüş bir dakika değil, “neredeyse hemen ardından” demektir. moment sözcüğünün tekrarı değişimi ani ve çarpıcı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi one moment ... the next moment çerçevesiyle tamamlayın: ____ you're waiting calmly; ____ everyone is running for the exit.

Cevabı göster

one moment · the next moment

Now the second phase begins.

2:13

Şimdi ikinci aşama başlar.

It happens in a few seconds.

2:15

Bu birkaç saniye içinde gerçekleşir.

Most people will now first notice that something is wrong,

2:18

Çoğu insan artık ilk olarak bir şeylerin ters gittiğini fark eder,

but it's already too late for hundreds of thousands.

2:21

ancak yüz binlerce kişi için artık çok geçtir.

The flash is followed by the shock wave. Dilbilgisi

2:24

Parlamanın ardından şok dalgası gelir.

Dilbilgisi

A is followed by B: edilgen yapıda sıralama

A is followed by B yapısında önce A, ardından B gerçekleşir. Edilgen yapı A'yı konu olarak tutarken by daha sonraki olayı tanıtır. Bu nedenle The flash is followed by the shock wave. cümlesindeki sıra parlama → şok dalgasıdır. Yapı, mutlaka neden-sonuç değil, olayların sırasını bildirir ve süreçlerle olayları anlatırken yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle önce uyarı ışığının yandığını, ardından alarmın geldiğini belirtir?

  1. The warning light is followed by the alarm.
  2. The warning light follows the alarm.
Cevabı göster

The warning light is followed by the alarm.

The heat and radiation of the fireball

2:27

Ateş topunun ısısı ve radyasyonu

create a bubble of superheated and super-compressed air around it that's now expanding explosively,

2:29

etrafında aşırı ısınmış ve aşırı sıkışmış bir hava baloncuğu oluşturur; bu baloncuk patlayıcı bir şekilde

faster than the speed of sound,

2:35

ses hızından daha hızlı genişleyerek

creating winds stronger than hurricanes and tornadoes.

2:37

kasırga ve hortumlardan daha güçlü rüzgarlar yaratır.

Human infrastructure is no match for its power. Deyimler

2:41

İnsan yapımı altyapı onun gücüyle boy ölçüşemez.

Deyimler

is no match for: belirgin biçimde tek taraflı bir karşılaştırma

Burada is no match for, bir şeyin başka bir şeyle rekabet edemeyecek veya ona dayanamayacak kadar zayıf olduğunu belirtir. Cümle, insanlar tarafından yapılmış yapıların anlatılan kuvvete karşı koyamayacağını söyler. X is no match for Y kalıbı, belirgin biçimde tek taraflı bir karşılaştırma sunar: X daha zayıf taraftır ve Y ilgili yetenek, güç veya nitelik bakımından ezici biçimde üstündür. Burada match, denk bir rakip anlamındadır; kibrit veya müsabaka anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve dayanamayacak kadar zayıf olma anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This small umbrella ____ the storm.

Cevabı göster

is no match for

Most major buildings within a kilometer of the fireball

2:44

Ateş topunun bir kilometre çapındaki büyük binaların çoğu

are just ground up down to their base. Öbek fiiller

2:47

temellerine kadar ufalanır.

Öbek fiiller

ground up: grind up fiilinin düzensiz geçmiş zaman ortacı

Ground up, bir şeyi çok küçük parçalara ayırmak veya ezmek anlamındaki grind up fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Binalar eyleme maruz kaldığı için are ground up edilgen bir fiil öbeğidir: kuvvet tarafından parçalanırlar. Grind düzensizdir: grind–ground–ground. Bu cümlede ground, yeryüzünü belirten isim değil, bir fiil biçimidir; up öbek fiilin parçasıdır ve tamamen parçalanma sonucunu ifade etmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi grind up fiilinin standart geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: The dried herbs were ____ into a fine powder.

Cevabı göster

ground up

Only steel-reinforced concrete is able to partially resist the pressure.

2:49

Sadece çelik takviyeli beton bu basınca kısmen dayanabilir.

In the surrounding parks where retirees feed the ducks,

2:53

Emeklilerin ördekleri beslediği çevredeki parklarda,

trees blackened and smoldering from the heat

2:56

sıcaktan kararmış ve tüten ağaçlar

a second before snap like toothpicks. Deyimler

2:58

bir saniye öncesinde kürdan gibi kırılır.

Deyimler

snap like toothpicks: kürdan gibi kırılmak

Burada snap geçişsizdir: ağaçlar aniden kırılır. Fotoğraf çekmek ya da parmak şıklatmak anlamına gelmez. Like toothpicks bir benzetmedir. Kürdanlar ince ve kolay kırılır; bu karşılaştırma patlamanın gücünü canlı bir görüntüye dönüştürür: büyük ağaçlar küçük, kırılgan çubuklar kadar kolay kırılır. Aktarılabilir kalıp, bir hareketin nasıl göründüğünü veya hissedildiğini anlatan fiil + like + isim öbeği yapısıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede snap aniden kırılmak anlamında kullanılmış ve nesnelerin kolayca kırıldığını gösteren bir benzetme eklenmiştir?

  1. Maya snapped her fingers to get everyone's attention.
  2. The dry branches snapped like toothpicks in the storm.
  3. The photographer snapped pictures of the storm damage.
Cevabı göster

The dry branches snapped like toothpicks in the storm.

If you're outside,

3:01

Eğer dışarıdaysanız,

you get tossed away like a grain of dust in a tornado. Deyimler

3:02

bir hortumun içindeki bir toz tanesi gibi savrulursunuz.

Deyimler

like a grain of dust in a tornado: hortumdaki bir toz tanesi gibi

Like bir benzetme başlatır: kişi, hortuma yakalanmış tek bir toz tanesine benzetilir. Burada grain, özellikle tahıl değil, çok küçük bir parçacık anlamındadır. Bu karşılaştırma, boyut ve güç arasındaki aşırı farkı vurgular. Tozun hortuma direnememesi gibi, kişi de patlama dalgası karşısında hareketini neredeyse hiç kontrol edemez. Aktarılabilir kalıp like + çok küçük bir şey + in/against + güçlü bir kuvvet yapısıdır ve canlı bir çaresizlik görüntüsü oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümle, çok daha güçlü bir kuvvetin içindeki küçük bir nesnenin güçsüzlüğünü göstermek için benzetme kullanır?

  1. The flood covered the road by noon.
  2. The tiny boat spun like a leaf in the rushing flood.
  3. The tiny boat carried a bag of grain.
Cevabı göster

The tiny boat spun like a leaf in the rushing flood.

The shock wave weakens as it travels outwards,

3:06

Şok dalgası dışarıya doğru ilerledikçe zayıflar,

but still about 175 square kilometers of houses collapse

3:08

ancak yine de yaklaşık 175 kilometrekarelik bir alandaki evler

like they're made of cards,

3:13

sanki karttan yapılmış gibi çöker

trapping tens of thousands of people who didn't have any time to react. Dilbilgisi

3:14

ve tepki verecek zamanı bile olmayan on binlerce insanı enkaz altında bırakır.

Dilbilgisi

Sonuç yan cümlesi olarak trapping tens of thousands of people

Virgülden sonraki -ing yan cümlesi olan “trapping tens of thousands of people”, önceki olayın doğrudan sonucunu verir: evler çöker ve bu çöküş insanları mahsur bırakır. Trapping fiilinin örtük öznesi veya nedeni çökme olayının tamamıdır; “people” ise “trapping” fiilinin nesnesidir. Bu, ek bilgi veren bir şimdiki zaman ortacı yan cümlesidir; present continuous değildir. Açıklayıcı veya resmî yazıda bir olayla sonucunu ayrı bir çekimli yan cümle eklemeden kısa biçimde bağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede ana olayın doğrudan sonucunu göstermek için virgül + -ing yan cümlesi kullanılmıştır?

  1. The pipe burst, flooding the basement.
  2. The flooded basement had a broken pipe.
  3. The pipe burst after the basement flooded.
Cevabı göster

The pipe burst, flooding the basement.

Gas stations explode and fire spread throughout the rubble.

3:19

Benzin istasyonları patlar ve yangınlar enkazların arasına yayılır.

A mushroom cloud made from the remains of the fireball,

3:22

Ateş topunun kalıntılarından,

dust, and ash rises kilometers into the sky in the next few minutes

3:25

tozdan ve külden oluşan bir mantar bulutu, sonraki birkaç dakika içinde kilometrelerce gökyüzüne yükselir

and casts a dark shadow over the ruined city. Kalıp ifadeler

3:29

ve yıkılmış şehrin üzerine karanlık bir gölge düşürür.

Kalıp ifadeler

casts a dark shadow over: gerçek ve mecaz etkiler

Bu cümlede “casts a dark shadow over” gerçek anlamıyla kullanılmıştır: yükselen bulut ışığı engeller ve harap olmuş şehri karartır. Burada cast, “bir gölgenin düşmesine neden olmak” anlamındadır. Cast düzensiz bir fiildir; geçmiş zaman biçimi de cast şeklindedir. Daha geniş olan “cast a shadow over + isim” yapısı mecaz anlamda da sık kullanılır. Kötü bir haberin, kaygının veya sorunun bir olayı ya da durumu daha az olumlu hâle getirdiğini anlatır.

Alıştırma

Kötü bir haberin mutlu bir günü daha az olumlu hâle getirdiğini anlatan, dersteki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The announcement ____ the graduation ceremony.

Cevabı göster

cast a shadow over

This violently pulls in fresh air surrounding the city,

3:33

Bu, şehrin etrafındaki temiz havayı şiddetle içeri çeker,

destroying more buildings,

3:36

daha fazla binayı yok eder

and providing an abundance of oxygen.

3:37

ve bol miktarda oksijen sağlar.

It depends on the city what happens next.

3:40

Sonra ne olacağı şehre bağlıdır.

If there's enough fuel,

3:43

Eğer yeterince yakıt varsa,

fires may turn into a firestorm that burns the rubble, Öbek fiiller

3:44

yangınlar enkazı, içinde sıkışan herkesi

Öbek fiiller

turn into: bir durumdan başka bir duruma dönüşmek

Turn into, “bir şeyden veya durumdan başka bir şeye ya da duruma dönüşmek veya gelişmek” anlamına gelir. Bu cümlede sıradan yangınlar başlangıç durumudur, ateş fırtınası ise sonuçtur; into bu sonucu belirtir. Yapı, özne + turn into + sonuç şeklindedir. Fiziksel olarak dönmeyi veya bir yerin içine girmeyi değil, bir dönüşümü anlatır.

Alıştırma

“Farklı bir duruma dönüşmek” anlamındaki hedef öbek fiille cümleyi tamamlayın: With enough time, a hobby can ____ a career.

Cevabı göster

turn into

everybody trapped in it,

3:47

ve felaketten kaçmaya çalışan insanları

and people trying to flee the devastation.

3:48

yakıp kavuran bir ateş fırtınasına dönüşebilir.

Up to 21 km from the explosion,

3:51

Patlamadan 21 km uzağa kadar,

people just like you rush to their windows to take pictures of the mushroom cloud,

3:53

tıpkı sizin gibi insanlar mantar bulutunun fotoğrafını çekmek için camlara koşuşur,

unaware that the shock wave is still coming at them,

3:57

şok dalgasının hala onlara doğru gelmekte olduğundan

about to shatter their windows and create a blizzard of sharp glass. Dilbilgisi

4:00

ve camlarını paramparça edip keskin camlardan oluşan bir kar fırtınası yaratacağından habersizdirler.

Dilbilgisi

be about to shatter: gerçekleşmesine yalnızca birkaç saniye kalmış bir olay

Be about to + fiilin yalın hâli, bir olayın çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini belirtir. Burada about to shatter, yaklaşan şok dalgasının pencereleri parçalamak üzere olduğunu anlatır; about burada “yaklaşık” anlamına gelmez. Tam yapıda shatter yalın hâlde kalır: be about to shatter. Virgülden sonraki ifade yeniden şok dalgasına gönderme yapar ve tehlikeyi an meselesi olarak sunarak aciliyet duygusu oluşturur.

Alıştırma

Vazo masadan düşmek üzere eğilmiş durumda. Hangi cümle vazonun birkaç saniye içinde kırılacağını en açık biçimde ifade eder?

  1. It is about to shatter.
  2. It shattered a moment ago.
  3. It will shatter at some point.
Cevabı göster

It is about to shatter.

The third phase begins in the coming hours and days.

4:05

Üçüncü aşama önümüzdeki saatler ve günlerde başlar.

We're used to the idea that help will come, Dilbilgisi

4:08

Felaket ne olursa olsun,

Dilbilgisi

Be used to the idea that ...: bir fikre alışkın olmak

we're used to ... içinde be used to, ‘bir şeye alışkın olmak’ veya ‘bir şeyi tanıdık bulmak’ anlamına gelir. Buradaki to bir edattır ve nesnesi the idea isim öbeğidir. That yan cümlesi idea sözcüğünün içeriğini açıklar: beklenti, yardımın geleceğidir. be used to the idea that + yan cümle kalıbı, bir beklenti veya düşünce artık tanıdık hâle geldiğinde kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, yardımın geç gelme ihtimalinin artık tanıdık bir beklenti olduğunu ifade eder?

  1. We're used to the idea that help may arrive late.
  2. We used to think that help would arrive late.
  3. We're getting used to the idea that help may arrive late.
Cevabı göster

We're used to the idea that help may arrive late.

no matter the disaster.

4:10

yardımın geleceği fikrine alışkınız.

This time is different.

4:12

Bu sefer farklı.

A nuclear explosion is like every natural disaster at once.

4:13

Bir nükleer patlama tüm doğal afetlerin aynı anda yaşanması gibidir.

There are hundreds of thousands or millions of people with serious injuries,

4:18

Ağır yaralanmış yüz binlerce veya milyonlarca insan vardır;

lacerations,

4:22

yırtılmalar,

broken bones,

4:22

kırık kemikler,

serious burns.

4:23

ciddi yanıklar.

In the next few minutes and hours,

4:25

Önümüzdeki birkaç dakika ve saat içinde

thousands more will die because of these injuries.

4:27

binlerce kişi daha bu yaralanmalar nedeniyle ölecektir.

Countless people are trapped in collapsed buildings like in earthquakes

4:32

Sayısız insan depremlerde olduğu gibi çöken binalarda mahsur kalmış

or blinded by the flash,

4:35

ya da parlama yüzünden kör olmuş,

deaf from the blast wave,

4:37

patlama dalgası yüzünden sağır olmuş

and unable to flee through streets impassable with rubble and debris.

4:38

ve moloz ve enkazla geçilmez hale gelen sokaklardan kaçamaz durumdadır.

They're terrified, confused,

4:42

Dehşet içindedirler, kafaları karışmıştır

and don't know what's happened to them or why.

4:44

ve onlara ne olduğunu ya da neden olduğunu bilmezler.

Most likely,

4:48

Büyük olasılıkla,

many hospitals have been leveled along with all the other buildings, Kelime

4:48

birçok hastane diğer tüm binalarla birlikte yerle bir olmuştur

Kelime

Afet haberlerinde have been leveled

Afet veya savaş haberlerinde level fiili bir bina için kullanıldığında, onu düz ya da neredeyse dümdüz kalacak kadar tamamen yıkmak anlamına gelir. Have been leveled, present perfect'in edilgen biçimidir: yıkıma uğrayan hastanelerdir ve cümle, onları kimin veya neyin yıktığından çok şu anki yıkılmış durumlarına odaklanır.

Alıştırma

Hangi haber cümlesi, binaların neredeyse tamamen yıkılıp yerle bir edildiğini ve bu sonucun şimdi de geçerli olduğunu en açık biçimde anlatır?

  1. Several apartment blocks have been leveled by the earthquake.
  2. Several apartment blocks have been damaged by the earthquake.
  3. Several apartment blocks have been inspected after the earthquake.
Cevabı göster

Several apartment blocks have been leveled by the earthquake.

and most medical professionals are either dead or injured along with everyone else.

4:51

ve sağlık profesyonellerinin çoğu da herkes gibi ölmüş ya da yaralanmıştır.

The survivors lucky enough to have been in metro tunnels Dilbilgisi

4:56

Metro tünellerinde bulunacak kadar

or standing in the right place to be unburned and unhurt

4:59

ya da yanmayacak ve zarar görmeyecek doğru yerde duracak kadar şanslı hayatta kalanlar

won't have truly escaped harm yet.

5:02

henüz tehlikeden tam anlamıyla kurtulmuş sayılmazlar.

Dilbilgisi

lucky enough to: sıfat + enough + to

lucky enough to have been ifadesinde lucky bir sıfattır ve enough ondan sonra gelir. “Sıfat + enough + to-mastar” kalıbı, bir niteliğin sonraki eylem veya sonuç için gereken düzeye ulaştığını anlatır. Burada bu kişiler, doğrudan yaralanmaktan korunacakları bir yerde önceden bulunmuş olacak kadar şanslıdır. Enough sonrasında strong enough to lift it örneğindeki gibi basit mastar veya bu cümledeki to have been gibi bitmişlik bildiren mastar kullanılabilir. Bu ikinci biçim, güvenli yerde bulunma durumunu daha sonra hayatta kalan olarak değerlendirilmelerinden önceye yerleştirir; enough kalıbı ise yine gerekli dereceyi ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi tall sözcüğünü “sıfat + enough + to” kalıbında kullanarak tamamlayın: Mia was ____ reach the top shelf without a stool.

Cevabı göster

tall enough to

Depending on the type of weapon,

5:04

Silahın türüne,

where it explodes,

5:06

nerede patladığına

and even the weather,

5:06

ve hatta hava durumuna bağlı olarak

an awful black rain can begin, Kültür

5:08

korkunç bir siyah yağmur başlayabilir;

with radioactive ash and dust descending on the city,

5:10

radyoaktif kül ve toz şehrin üzerine çökerek

covering everything and everyone.

5:13

her şeyi ve herkesi kaplar.

Kültür

nükleer afet bağlamında black rain

Black rain, nükleer bir patlamadan sonra is, kül, toz ve başka parçacıklarla kararıp kirlenen yağmuru anlatan bir afet terimidir. Bu cümlede ardından gelen with radioactive ash and dust bölümü temel tehlikeyi açıklar: Yağmur, radyoaktif serpintiyi insanların, binaların, suyun ve toprağın üzerine indirebilir. Bu nedenle black yalnızca yağmurun görünüşünü betimlemez. Nükleer savaş veya afet anlatımlarında black rain, tehlikeli bir serpinti birikimi biçimini adlandırır; ancak tam bileşimi ve radyoaktivitesi olaya göre değişebilir.

Alıştırma

Bir nükleer patlamayla ilgili raporda black rain ne anlama gelir?

  1. Fırtına bulutları altında koyu görünen sıradan yağmur
  2. Radyoaktif kül ve toz taşıyan yağmur
  3. Başlıca endüstriyel hava kirliliğinin neden olduğu asit yağmuru
Cevabı göster

Radyoaktif kül ve toz taşıyan yağmur

The invisible,

5:16

Radyasyonun görünmez,

malicious,

5:17

kötü niyetli

silent horror of radiation takes its turn. Deyimler

5:18

ve sessiz dehşeti devreye girer.

Deyimler

takes its turn: sıradaki aşama olarak sırası gelmek

Take one's turn normalde bir sıralamada kişinin ya da grubun sırası geldiğinde harekete geçmesi demektir. takes its turn ifadesinde its, tekil özne the invisible, malicious, silent horror of radiation ifadesine gönderme yapar; takes de bu özneyle uyumludur. Burada radyasyon tehlikesi, öne çıkan sıradaki katılımcıymış gibi kişileştirilir. İfade, anlatımı önceki tehlikelerden bir sonraki aşamaya taşır; radyasyonun gerçek anlamda sırada beklediğini anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, yeni bir sorunu bir sıralamanın sonraki aşaması olarak kişileştirmek için take one's turn ifadesini kullanıyor?

  1. After the storm, the rescue teams take turns resting.
  2. After the storm, the evacuation bus takes a wrong turn.
  3. After the storm, flooding takes its turn as the main threat.
Cevabı göster

After the storm, flooding takes its turn as the main threat.

Every breath carries poison to the lungs of the survivors.

5:21

Alınan her nefes, hayatta kalanların akciğerlerine zehir taşır.

Over the coming days,

5:24

Önümüzdeki günlerde,

the people who receive the highest doses of radiation exposure will die.

5:26

en yüksek dozda radyasyona maruz kalan kişiler ölecektir.

There will be no help,

5:30

Hiçbir yardım gelmeyecektir,

not for hours or maybe even days.

5:31

saatlerce ya da belki günlerce.

Civilization doesn't operate when there is a total breakdown of infrastructure. Kelime

5:34

Altyapı tamamen çöktüğünde medeniyet işlemez.

Kelime

total breakdown of infrastructure: temel sistemlerin geniş çaplı çöküşü

Bu isim grubunda breakdown, bir sistemin çalışmayı sürdürememesi anlamına gelir. Of infrastructure, elektrik, su, ulaşım ve iletişim gibi etkilenen sistemleri belirtirken total, arızanın geniş çaplı veya eksiksiz olduğunu söyler. Bu ifade, her fiziksel nesnenin gerçek anlamda kırıldığı anlamına gelmez. Toplumun işlemesini sağlayan temel hizmet ağının çökmesini anlatır.

Alıştırma

Resmî bir raporda birçok temel kamu sisteminin aynı anda çökmesini en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The region faced one broken household appliance.
  2. The region faced a brief delay on a single road.
  3. The region faced a total breakdown of infrastructure.
Cevabı göster

The region faced a total breakdown of infrastructure.

Roads are blocked,

5:39

Yollar kapanmış,

train tracks warped,

5:40

tren rayları bükülmüş,

runways cluttered with rubble.

5:41

uçak pistleri molozlarla dolmuştur.

No water,

5:43

Su yok,

no electricity,

5:44

elektrik yok,

no communication,

5:45

iletişim yok,

no stores to replenish supplies from. Kalıp ifadeler

5:47

erzak tedarik edilecek hiçbir mağaza yok.

Kalıp ifadeler

replenish supplies: tüketilen stoku yeniden tamamlamak

Bu cümlede replenish supplies, gerekli malzemelerin bir kısmı tüketildikten sonra stokları gereken düzeye yeniden çıkarmak demektir. Bu sözcük birlikteliği lojistik ve acil durum planlamasında yaygındır ve get more supplies ifadesinden daha resmîdir. Yenilenen şey supplies sözcüğüyle belirtilen malzemelerdir. Kaynak olan yer, stores to replenish supplies from örneğindeki gibi from ile gösterilebilir; sondaki from, malzemeleri alınacakları mağazalara bağlar.

Alıştırma

Bu resmî lojistik cümlesini en doğal biçimde hangi ifade tamamlar? “The relief team returned to the warehouse to ___ before the next delivery.”

  1. replenish back supplies
  2. replenish supplies
  3. refill supplies
  4. replace supply
Cevabı göster

replenish supplies

Help from surrounding cities will have a hard time entering the disaster zone, Kalıp ifadeler

5:50

Çevre şehirlerden gelecek yardım ekiplerinin afet bölgesine girmesi zor olacak

Kalıp ifadeler

have a hard time + -ing kalıbı

Have a hard time entering, içeri girmekte ciddi zorluk yaşamak demektir. Burada help, yakın şehirlerden gelen yardım ya da kurtarma ekiplerini belirtir; dolayısıyla cümle afet bölgesine erişimin zor olacağını öngörür. Yeniden kullanılabilen kalıp have a hard time + -ing şeklindedir. -ing yapısı zor olan eylemi belirtir: entering.

Alıştırma

Cümleyi have a hard time ve read fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Because the scan is blurry, the app will ____ the code.

Cevabı göster

have a hard time reading

and even if they can, Dilbilgisi

5:53

ve girebilseler bile

the radioactive contamination will make it risky to get too close. Dilbilgisi

5:55

radyoaktif kirlenme çok yaklaşmayı riskli hale getirecektir.

Dilbilgisi

even if: sonucu değiştirmeyen bir koşul

Even if ödünleyici bir koşul sunar: koşulun doğru olma ihtimali düşünülür, ancak ana sonuç yine de geçerliliğini korur. Burada yardım afet bölgesine girmeyi başarabilir, fakat yaklaşmak yine de riskli olacaktır. even if they can ifadesinde can, can enter the disaster zone sözlerinin yerini tutar; tekrar edilen sözler anlam zaten açık olduğu için atılmıştır. Yeniden kullanılabilen kalıp even if + koşul, ana sonuç şeklindedir.

Alıştırma

Koşula rağmen sonucun aynı kaldığını belirten ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: ____ the roads reopen, the village will remain unsafe because of the gas leak.

Cevabı göster

Even if

Dilbilgisi

make it risky to: bir eylemi değerlendirmek

make it risky to get too close yapısında make, bir duruma neden olmak anlamındadır. It biçimsel veya yer tutucu nesnedir, risky eylemi değerlendiren sıfattır ve to get too close değerlendirilen eylemi belirtir. It, kirliliği veya şehirleri göstermez. Yeniden kullanılabilen kalıp make + it + sıfat + to'lu mastar şeklindedir: bir şey, bir eylemin zor, güvenli, gerekli veya riskli hâle gelmesine neden olur.

Alıştırma

Biçimsel nesneyi sıfattan önce getiren üç sözcüklü İngilizce kalıpla cümleyi tamamlayın: Thick smoke can make ____ breathe without a mask.

Cevabı göster

it risky to

After a nuclear attack,

5:59

Nükleer bir saldırıdan sonra

you're on your own. Deyimler

6:01

kendi başınasınız.

Deyimler

on your own: yardım almadan

Burada on your own, yardım veya destek olmadan demektir. Acil durum bağlamında asıl fikir fiziksel uzaklık değil, destekten yoksun olmaktır. be on one's own yapısı bağımsız hareket etmeyi veya başka insanlarla yaşamamayı da anlatabilir. İfadenin desteksiz olmayı mı, bağımsızlığı mı yoksa fiziksel olarak yalnız kalmayı mı anlattığını bağlamdan belirleyin.

Alıştırma

Bu cümlede on your own temel olarak ne anlama geliyor?

  1. diğer insanlar üzerinde tam kontrole sahip olarak
  2. kendi evinin dışında
  3. yardım veya destek olmadan
Cevabı göster

yardım veya destek olmadan

So bit by bit,

6:03

Böylece azar azar

people emerge from the rubble on foot,

6:04

insanlar enkazın altından yürüyerek çıkmaya başlar;

contaminated with radioactive fallout,

6:07

radyoaktif serpintiyle kirlenmiş halde,

carrying what little they may have left. Dilbilgisi

6:09

ellerinde kalan o küçücük şeyleri taşıyarak.

Dilbilgisi

what little ...: çok az bir miktarın tamamı

Burada what little they may have left, hâlâ sahip olabilecekleri çok az miktardaki mal veya kaynağın tamamı demektir. What bir soru sözcüğü değildir; “... olan az miktar” anlamında kaynaşmış bir ilgi yapısı kurar. what little + sayılamayan isim + yan cümle kalıbı yaygındır; what little money we had buna örnektir. Burada olduğu gibi bağlam mal veya kaynak gibi sayılamayan bir kavramı sağlıyorsa little açıkça belirtilen bir isim olmadan da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “çok az bir miktarın tamamı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After the drought, the village carefully shared ____ water remained.

Cevabı göster

what little

They are slow,

6:11

Yavaşlar,

in pain,

6:12

acı içindeler,

traumatized,

6:13

travma geçirmiş durumdalar

and they all need food,

6:14

ve hepsinin acilen yiyeceğe,

water, and medical treatment fast.

6:15

suya ve tıbbi tedaviye ihtiyacı var.

And the damage done by a nuclear weapon doesn't end when the fires burn out Öbek fiiller

6:18

Ve nükleer bir silahın verdiği zarar, yangınlar sönüp

and the smoke clears. Deyimler

6:22

dumanlar dağıldığında sona ermez.

Öbek fiiller

burn out: yakıt tükenince yanmanın durması

Bu cümlede burn out, “yakıt kalmadığı için yanmayı durdurmak” anlamına gelir. Özne the fires olduğu için burn out burada nesne almayan, geçişsiz bir fiildir. Enerjinin tükenip faaliyetin durması düşüncesi mecaz anlamı da destekler. Bir kişi uzun süreli stresten sonra burn out olabilir; be burned out ise tamamen tükenmiş hissetmek anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede burn out, bir ateşin yakıtı tükendiği için sönmesi anlamında kullanılmıştır?

  1. The flames burned up the dry papers.
  2. The wildfire burned down three empty cabins.
  3. The small campfire burned out before midnight.
Cevabı göster

The small campfire burned out before midnight.

Deyimler

the smoke clears: duman dağılır ve karışıklık sona erer

Burada the smoke clears, dumanın dağılıp görüşün iyileşmesi anlamına gelir. Clears geçişsiz bir fiildir: dumanın kendisi kaybolur ve fiilden sonra nesne gelmez. Bu ifade, karışık veya kaotik bir dönemin sona ermesini anlatan mecaz anlamda da sıkça kullanılır. When the smoke clears, “o andaki karışıklık sona erdiğinde ve gerçekler ya da sonuçlar açıkça görülebildiğinde” demektir.

Alıştırma

“We'll know what really happened when the smoke clears,” cümlesinde when the smoke clears ne anlama gelir?

  1. biri dumanı bir makineyle giderdiğinde
  2. karışıklık geçtiğinde ve gerçekler daha kolay görülebildiğinde
  3. bir yangın güçlenip kontrol edilmesi zorlaştığında
Cevabı göster

karışıklık geçtiğinde ve gerçekler daha kolay görülebildiğinde

The hospitals in the neighboring cities are under-equipped for a disaster of this scale Notlar

6:24

Komşu şehirlerdeki hastaneler bu ölçekte bir felaket için yetersiz donanıma sahiptir

and overwhelmed with tens or hundreds of thousands of patients with serious injuries. Kalıp ifadeler

6:28

ve on binlerce veya yüz binlerce ağır yaralı hastanın yükü altında ezilirler.

Kelime

under-equipped for: bir zorluk için yeterli kaynağa sahip olmamak

Under-equipped for, bir kişinin, ekibin veya kurumun belirli bir durumun gerektirdiğinden daha az ekipmana ya da kapasiteye sahip olduğunu belirtir. Burada hastanelerin ekipmanı olabilir, ancak bu kadar büyük bir felaket için yeterli değildir. Under-equipped sıfatından sonra for + isim öbeği gelerek yeterliliğin değerlendirildiği zorluğu belirtir. under- ön eki fiziksel bir konumu değil, 'gereken seviyenin altında' olmayı ifade eder.

Alıştırma

Hangi seçenek cümleyi en iyi tamamlar ve kliniğin bazı kaynakları olsa da bunların yeterli olmadığını gösterir? The clinic is ___ a major chemical spill.

  1. equipped for
  2. unequipped for
  3. under-equipped for
Cevabı göster

under-equipped for

Kalıp ifadeler

a disaster of this scale: bu ölçekte bir felaket

a disaster of this scale ifadesinde of this scale, disaster sözcüğünü büyüklük açısından niteler. 'Bağlamda daha önce belirlenmiş düzey kadar büyük veya ciddi bir felaket' anlamına gelir. This, yaralı sayısı veya hasarın boyutu gibi bilinen bir ölçütü gösterir. Scale burada genel büyüklük veya kapsam anlamındadır; tartı aracı değildir ve ifade felaketin türü hakkında bilgi vermez.

Alıştırma

a project of this scale ifadesinde of this scale ne anlama gelir?

  1. tartmak için kullanılan fiziksel bir araç
  2. büyüklükten bağımsız olarak tür veya kategori
  3. daha önce konuşulan büyüklük veya ölçek
Cevabı göster

daha önce konuşulan büyüklük veya ölçek

Kalıp ifadeler

be overwhelmed with + aşırı bir yük

Bu cümlede are overwhelmed with, hastanelerin ilgilenebileceklerinden daha fazla ağır yaralı hastayla karşı karşıya olduğu anlamına gelir. With, kapasitelerini dolduran büyük yükü belirtir; hastanelerin duygusal olarak etkilendiğini anlatmaz. be overwhelmed with + isim yapısı, bir kişinin veya kuruluşun bir şeyi yönetmesi ya da işlemesi zorlaşacak kadar çok miktarda almasını, onunla karşılaşmasını veya onu yaşamasını anlatabilir.

Alıştırma

overwhelmed sözcüğünü ve aşırı yükü belirten edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: After the product recall, the support team was ____ customer complaints.

Cevabı göster

overwhelmed with

In the weeks,

6:34

Önümüzdeki haftalarda,

months,

6:34

aylarda

and years to come, Kalıp ifadeler

6:35

ve yıllarda,

many of those who survived will succumb to cancers like leukemia. Kelime

6:36

hayatta kalanların çoğu lösemi gibi kanserlere yenik düşecektir.

Kalıp ifadeler

years to come: açık uçlu bir gelecek dönemi

Years to come, referans noktasından sonraki yılları uzun ve kesin olarak ölçülmemiş bir gelecek dönemi şeklinde ifade eder. Burada In the weeks, months, and years to come biçimindeki sıralı zaman ifadesini tamamlar ve etkilerin olayın hemen sonrasından çok daha uzun süre devam edeceğini belirtir. Mastar olan to come, years sözcüğünü niteler ve “hâlâ ileride olan yıllar” anlamına gelir. Bu yerleşik bir zaman ifadesidir; bir yere doğru fiziksel hareket anlamına gelmez.

Alıştırma

Açık uçlu bir gelecek dönemini belirten üç sözcüklü İngilizce ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The new bridge will serve the region for ____.

Cevabı göster

years to come

Kelime

succumb to: direnemeyip sonunda yenik düşmek

Succumb to, bir şeye karşı koyamayıp sonunda ona yenik düşmek demektir. Bu cümlede hayatta kalanların daha sonra lösemi gibi kanserler yüzünden ölmesi anlatılır; ifade, hastalıkların sonunda onları alt ettiğini vurgular. Kalıp succumb to + isim veya isim öbeğidir. to'dan sonraki öge, özneyi alt eden hastalığı, yaralanmayı, baskıyı, ayartmayı ya da başka bir gücü belirtir.

Alıştırma

Sonunda bir şeye yenik düşmek anlamını veren ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Even after treatment, some patients may ____ severe infections.

Cevabı göster

succumb to

The reason no government wants you to think about all this is because

6:41

Hiçbir hükümetin tüm bunları düşünmenizi istememesinin nedeni şudur;

there is no serious humanitarian response possible to a nuclear explosion.

6:44

bir nükleer patlamaya verilebilecek ciddi bir insani müdahale mümkün değildir.

There's no way to really help the immediate victims of a nuclear attack. Dilbilgisi

6:48

Bir nükleer saldırının doğrudan kurbanlarına gerçekten yardım etmenin hiçbir yolu yoktur.

Dilbilgisi

There's no way to + fiil: uygulanabilir hiçbir yöntem yok

There's no way to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak için uygulanabilir hiçbir yöntem veya olasılık bulunmadığını belirtir. Burada doğrudan mağdurlara etkili yardım sağlamak yalnızca zor değil, imkânsız olarak sunulur. Basit bir can't ifadesiyle karşılaştırıldığında bu kalıp, herhangi bir yolun, yöntemin veya çözümün bulunmamasına odaklanır. Güçlü ve kesin bir yargıdır.

Alıştırma

Uygulanabilir hiçbir yöntemin bulunmadığını söylemek için cümleyi dersteki kalıbın tam biçimiyle tamamlayın: The password was permanently deleted, so ____ recover the account.

Cevabı göster

there's no way to

This is not a hurricane,

6:52

Bu bir kasırga,

wildfire,

6:54

orman yangını,

or earthquake,

6:55

deprem

or nuclear accident.

6:56

veya nükleer bir kaza değildir.

It is all of these things at once, Anlatım akışı

6:57

Bunların hepsinin aynı anda gerçekleşmesidir,

but worse.

7:00

hatta daha kötüsüdür.

Anlatım akışı

all of these things at once, but worse: karşılaştırmaları birleştirip güçlendirmek

All of these things, daha önceki kasırga, orman yangını, deprem ve nükleer kaza karşılaştırmalarını tek bir bütünsel görüntüde toplar. Burada at once, “hepsi bir arada” veya “aynı anda” demektir; “hemen” anlamına gelmez. Ardından but worse, sonucu listedeki her bir unsurdan daha ağır bir düzeye çıkarır. Başka durumlarda da kullanılabilen all of X at once, but worse kalıbı önce birkaç karşılaştırmayı özetler, sonra daha güçlü bir nihai yargı sunar.

Alıştırma

“It is all of these things at once, but worse” cümlesi savın içinde nasıl bir işlev görür?

  1. Önceki felaket karşılaştırmalarını bir araya getirir ve ardından sonucu güçlendirir.
  2. Felaketlerin hemen gerçekleştiğini ancak ciddi olmadığını söyler.
  3. Listeyi düzelterek yalnızca bir felaket yaşandığını söyler.
Cevabı göster

Önceki felaket karşılaştırmalarını bir araya getirir ve ardından sonucu güçlendirir.

No nation on earth is prepared to deal with Öbek fiiller

7:01

Dünyadaki hiçbir ulus bununla başa çıkmaya hazır

it.

7:03

değil.

Öbek fiiller

deal with: bir sorunu yönetmek veya ona karşılık vermek

Deal with; bir sorun, görev veya zor durum karşısında harekete geçmek, onu yönetmek ya da ona karşılık vermek anlamına gelir. Bu cümlede hiçbir ülkenin krize karşılık vermeye hazır olmadığını belirtir. Yapı deal with + nesne şeklindedir: deal with it, deal with complaints, deal with an emergency. Nesne with sözcüğünden sonra gelir; deal ile with arasına yerleştirilmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “yönetmek veya karşılık vermek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The support team must ____ hundreds of requests today.

Cevabı göster

deal with

The world has changed in the past few years

7:03

Dünya son birkaç yılda değişti,

with world leaders again explicitly and publicly threatening each other with nuclear weapons.

7:07

dünya liderleri bir kez daha açıkça ve alenen birbirlerini nükleer silahlarla tehdit ediyor.

Many experts think the danger of a nuclear strike is higher than it has been in decades. Dilbilgisi

7:13

Pek çok uzman, nükleer saldırı tehlikesinin onlarca yıldır olduğundan daha yüksek olduğunu düşünüyor.

Dilbilgisi

higher than it has been in decades ile uzun dönem karşılaştırması

higher than it has been in decades ifadesi, şu anki tehlike düzeyini geçmişten bugüne uzanan uzun bir dönemdeki düzeylerle karşılaştırır. It, the danger of a nuclear strike ifadesinin yerini tutar; has been biçimindeki present perfect ise geçmiş düzeyleri şimdiyle ilişkilendirir. Burada in decades, onlarca yıl sonra değil, geçtiğimiz onlarca yıl içindeki herhangi bir zamanda anlamına gelir. Bu kalıp, bir ölçünün uzun dönem açısından olağan dışı derecede yüksek bir düzeye ulaştığını anlatmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Mevcut uzun dönemli yüksekliği göstermek için cümleyi than + present perfect + in decades kalıbıyla tamamlayın: The river is higher ____.

Cevabı göster

than it has been in decades

Governments tell their citizens that it's good that we have nuclear weapons, Anlatım akışı

7:18

Hükümetler vatandaşlarına, bizim nükleer silahlara sahip olmamızın iyi olduğunu,

but it's bad when anyone else gets them.

7:22

ancak başkalarının bunlara sahip olmasının kötü olduğunu söylüyor.

Anlatım akışı

it's good that we... but it's bad when anyone else... karşıtlık kalıbı

Cümle dengeli bir karşıtlık kalıbı kullanır: it's good that we... but it's bad when anyone else.... Tekrarlanan it's + değerlendirme yapısı, birbirine zıt iki yargıyı yan yana koyar; but ise aralarındaki çatışmayı gösterir. Bu bağlamda we, hükümetin kendi ülkesini; anyone else ise diğer ülkeleri ifade eder. Konuşmacı ilk iddiayı desteklememektedir. Genel durumları karşılaştırılabilir tutup yalnızca ilgili tarafı değiştirerek çifte standardı açığa çıkarır ve eleştirir: Bizim tarafımız kabul edilebilir görülürken diğerleri kabul edilemez sayılır.

Alıştırma

Bu cümledeki paralel it's good... but it's bad... kalıbının temel etkisi nedir?

  1. Nükleer silahlara sahip olmakla onları yok etmeyi karşılaştırır.
  2. Nükleer silahların her ülke için iyi olduğunu söyler.
  3. Silahlara kimin sahip olduğuna göre zıt yargılar vererek çifte standardı açığa çıkarır.
Cevabı göster

Silahlara kimin sahip olduğuna göre zıt yargılar vererek çifte standardı açığa çıkarır.

That it's somehow necessary to threaten others with mass destruction to keep us safe. Ton ve niyet

7:25

Bizi güvende tutmak için başkalarını kitlesel yıkımla tehdit etmenin bir şekilde gerekli olduğunu belirtiyor.

Ton ve niyet

“somehow necessary” ifadesindeki kuşkucu mesafe

Bu cümlede somehow, necessary sözcüğünü niteler. Bir şeyin nasıl yapılacağını sormaz. İleri sürülen gerekliliği açıklaması veya savunması zor bir iddia olarak sunar: bu mantığa göre güvenlik için başkalarını tehdit etmek sözde gereklidir. Cümle bu iddiayı aktarıp aynı zamanda sorguladığı için somehow kuşkucu bir mesafe yaratır. Konuşmacı iddiayı bütünüyle desteklemeden aktarır ve dinleyicileri bu mantığın şüpheli göründüğünü fark etmeye yöneltir.

Alıştırma

Kuşkucu “They claim it is somehow necessary to act now.” cümlesinde somehow büyük olasılıkla hangi tutumu ekler?

  1. Konuşmacının ileri sürülen gerekliliği savunmayı zor bulduğunu gösterir.
  2. Eylemin tartışmasız biçimde gerekli olduğunu güçlü şekilde doğrular.
  3. Güvenlik oluşturmak için kullanılan pratik yöntemi açıklar.
Cevabı göster

Konuşmacının ileri sürülen gerekliliği savunmayı zor bulduğunu gösterir.

But does this make you feel safe? Anlatım akışı

7:31

Ama bu size kendinizi güvende hissettiriyor mu?

Anlatım akışı

“But does this make you feel safe?” ifadesindeki retorik sorgulama

Bu soru, tartışmayı soyut bir iddiadan dinleyicilerin kişisel değerlendirmesine taşır. This, az önce sözü edilen politika veya mantığa gönderme yaparken make you feel safe nesnel güvenliği kanıtlamak yerine bunun dinleyicide oluşturduğu güven duygusunu sorar. Bağlamda beklenen yanıt hayır olduğundan bu, retorik bir sorgulamadır. Konuşmacı yeni bir açıklama eklemek yerine dinleyicilerden önceki iddiayı kendi tepkileriyle sınamalarını ister. Argüman, bir iddianın ardından ona doğrudan meydan okuyan bir soru gelecek şekilde düzenlenmiştir.

Alıştırma

Bir konuşmacı karşılıklı tehditler yoluyla güvenliği anlattıktan sonra “But does this make you feel safe?” sorusunun temel işlevi nedir?

  1. Güvenliğin yeni bir teknik tanımını sunar.
  2. Tehdidi kimin yaptığını dinleyicilere sorar.
  3. Dinleyicilerin kendi güvenlik duygusuna seslenerek önceki iddiaya meydan okur.
Cevabı göster

Dinleyicilerin kendi güvenlik duygusuna seslenerek önceki iddiaya meydan okur.

It only takes a small group of people with power to go crazy or rogue, Dilbilgisi

7:33

Gruptaki gücü elinde bulunduran küçük bir kesimin çıldırması ya da kontrolden çıkması,

Dilbilgisi

It only takes X to Y: Y'nin olması için X yeter

It only takes X to Y kalıbında it, belirli bir şeyi göstermeyen biçimsel bir öznedir. Takes burada gerektirir anlamındadır; X asgari koşulu, to ile başlayan mastar ise bu koşulun yaptığı veya mümkün kıldığı şeyi belirtir. Only, eşiğin şaşırtıcı derecede düşük olduğunu vurgular. Burada X, güç sahibi küçük bir gruptur; go crazy or rogue ise grubun sağduyusunu kaybetmesi veya kurallara uymayı bırakması anlamına gelir. Uyarı, bu sınırlı koşulun çok daha büyük bir zarara yol açmaya yetebileceğidir.

Alıştırma

Küçük bir koşulun bir sonucu doğurmaya yeterli olduğunu göstermek için It only takes X to Y kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. It only takes one careless click to share the file with everyone.
  2. Only one careless click takes the file to everyone.
  3. It only takes the file from everyone with one careless click.
Cevabı göster

It only takes one careless click to share the file with everyone.

a small misstep or a simple misunderstanding to unleash a catastrophe of unimaginable proportions. Kalıp ifadeler

7:37

küçük bir yanlış adım veya basit bir yanlış anlama, hayal bile edilemeyecek boyutlarda bir felaketi serbest bırakmak için yeterlidir.

Kalıp ifadeler

unleash a catastrophe: bir felaketi tetiklemek

Unleash sözcüğü gerçek anlamıyla bağlı veya kısıtlı olan bir şeyi serbest bırakmak demektir. Unleash a catastrophe ifadesinde mecazidir: bir eylem, devasa yıkıcı sonuçları harekete geçirir. Bu sözcük birlikteliği canlı ve güçlüdür. Felaketi, serbest kaldıktan sonra kontrol edilmesi zorlaşabilecek güçlü bir kuvvet gibi sunar.

Alıştırma

Resmî uyarıyı hedef sözcük birlikteliğiyle tamamlayın: A major safety failure could ____.

Cevabı göster

unleash a catastrophe

Exploding stuff in videos is fun. Anlatım akışı

7:44

Videolarda bir şeyleri patlatmak eğlencelidir.

Exploding things in real life,

7:46

Gerçek hayatta bir şeyleri patlatmak ise

not so much. Ton ve niyet

7:48

o kadar da değil.

Anlatım akışı

Tekrarlanan “Exploding ...” karşıtlığı: videolar ve gerçek hayat

İki cümle, birbirine karşılık gelen iki durumu sunmak için aynı “Exploding ...” başlangıcını tekrarlar. Konunun sabit tutulması karşılaştırmayı izlemeyi kolaylaştırır: “in videos” ile “in real life” karşı karşıya getirilir. İkinci cümle daha sonra tekrarlanacak değerlendirmeyi kısaltır; “not so much”, “is not fun” yerine geçer. Başlangıçtaki fikre dönüp değerlendirmeyi tersine çevirmek, savı akılda kalıcı biçimde özetler. Bu, başka sonuçlarda da kullanılabilecek bir kalıptır: anahtar sözleri tekrarla, bir unsuru değiştir ve son görüşü belirt.

Alıştırma

Bu sonuçta tekrarlanan “Exploding ...” yapısı ne işe yarar?

  1. Konuyu sabit tutarken videolarla gerçek hayatı karşılaştırır ve son yargıyı verir.
  2. Patlamaların videolarda da gerçek hayatta da aynı derecede eğlenceli olduğunu söyler.
  3. Birbiriyle ilgisiz iki konu açar ve konuşanın görüşünü göstermez.
Cevabı göster

Konuyu sabit tutarken videolarla gerçek hayatı karşılaştırır ve son yargıyı verir.

Ton ve niyet

Ölçülü bir olumsuz karşıtlık olarak “not so much”

Burada “not so much”, tekrarlanacak “is fun” sözlerini düşürür. Videolarla ilgili olumlu cümleden sonra, gerçek hayatta bir şeyleri patlatmanın eğlenceli olmadığını anlatır; miktarın daha az olduğunu değil. Bu kısa karşılık ölçülü duyulur ve kuru bir karşıtlık yaratır. Asıl anlam güçlü biçimde olumsuz olsa da konuşmacı keskin bir “absolutely not” demez. Bir durumu olumlu değerlendirdikten sonra ikinci durumda aynı özelliğin bulunmadığını göstermek için bu kalıp kullanılabilir.

Alıştırma

Yukarıda öğretilen üç sözcüklü ifadeyle karşıtlığı tamamlayın: I enjoy planning trips. Packing my suitcase, ____.

Cevabı göster

not so much

There is a solution, Anlatım akışı

7:50

Yine de bir çözüm

though.

7:52

var.

Anlatım akışı

There is a solution, though. cümlesindeki cümle sonu though

Cümlenin sonunda though, “ancak” veya “buna rağmen” anlamına gelir. Önceki karamsar düşüncenin tersine dönerek daha umut verici bir bilgi ekler: bir çözüm vardır. Bu son konumda karşıtlık, sonradan eklenen bir düşünce gibi sunulur. Cümle though’dan önce zaten tamamlanmıştır; though burada yarım kalmış bir yan cümle başlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede tamamlanmış bir ifadenin ardından kısa bir karşıtlık eklemek için though cümle sonunda kullanılmıştır?

  1. Though the task is difficult, we can finish it today.
  2. The task is difficult. We can finish it today, though.
  3. The task is difficult, so we may need more time.
Cevabı göster

The task is difficult. We can finish it today, though.

Eliminating all nuclear weapons and vowing never to build them again. Kelime

7:52

Tüm nükleer silahları ortadan kaldırmak ve onları bir daha asla üretmemeye yemin etmek.

Kelime

vowing never to + fiil

Vowing, vow fiilinin -ing biçimidir. Vow to do something, bir şeyi yapmaya ciddi ve kesin biçimde söz vermek, çoğu zaman da bunu kamuoyu önünde yapmak demektir. Burada vowing, önerilen çözümün başka bir eylemi olarak eliminating ile paralel yapıdadır. Vow never to + fiil yapısında never, to + fiilden önce gelir ve gelecekte hiçbir zaman o eylemi yapmamaya söz vermeyi anlatır. Bu yapı, yalnızca birinin o şeyi yapmaya niyeti olmadığını söylemekten daha güçlü ve ciddidir.

Alıştırma

Cümleyi “kamuoyu önünde kesin bir taahhütte bulunmak” anlamındaki ciddi ifadeyle tamamlayın: After the safety scandal, the directors are ____ hide inspection reports again.

Cevabı göster

vowing never to

In 2017,

7:57

2017'de,

almost two-thirds of all the world's countries,

7:58

yüzlerce sivil toplum örgütü

supported by hundreds of civil society organizations Kelime

8:01

ve Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi tarafından desteklenen,

and the International Red Cross and Red Crescent Movement, Kültür

8:04

dünyadaki tüm ülkelerin neredeyse üçte ikisi

agreed to prohibit and eliminate nuclear weapons. Kalıp ifadeler

8:06

nükleer silahları yasaklamayı ve ortadan kaldırmayı kabul etti.

Kelime

civil society organizations: sivil toplum kuruluşları

Burada civil society organizations, hükümetin ve kâr amacı güden işletmelerin dışında faaliyet gösteren ve kamusal yaşama katılan örgütlü grupları ifade eder. Savunuculuk grupları, meslek birlikleri, toplum kuruluşları ve insani yardım alanındaki kâr amacı gütmeyen kuruluşlar buna örnektir. Civil, yurttaşlık veya kamusal alanı niteler; kibar anlamına gelmez. Cümlede bu ifade, ülkelerin kararını destekleyen taraflardan birini belirtir. Daha genel olarak, devlet dışı grupların kamusal meseleleri nasıl etkilediği tartışılırken kullanılan resmî bir şemsiye terimdir.

Alıştırma

Bir kamu politikası raporunda civil society organizations ifadesi büyük olasılıkla neyi belirtir?

  1. Kamu politikasını uygulamaktan sorumlu devlet daireleri
  2. Genel halka ürün satan ticari şirketler
  3. Hükümet ve kâr amaçlı işletmeler dışında yer alan, kamusal veya toplumsal konular üzerinde çalışan kuruluşlar
Cevabı göster

Hükümet ve kâr amaçlı işletmeler dışında yer alan, kamusal veya toplumsal konular üzerinde çalışan kuruluşlar

Kültür

International Red Cross and Red Crescent Movement: Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi

International Red Cross and Red Crescent Movement, dünya çapındaki bir insani yardım ağının tam özel adıdır. Red Cross ve Red Crescent aynı hareket içindeki amblemleri ve kuruluşları belirtir; burada Red Crescent sıradan bir ay şekli betimlemesi değildir. Bu cümlede tam ad, ülkelerin anlaşmasını destekleyen kurumsal aktörlerden birini belirtir. Dizinin tamamını tek bir ad olarak tanımak, birbiriyle ilgisiz iki grubun sıralanmadığını, koordineli bir insani hareketin destek verdiğini gösterir.

Alıştırma

International Red Cross and Red Crescent Movement ifadesini hangi açıklama doğru tanımlar?

  1. Kızılhaç ve Kızılay kuruluşlarını içeren dünya çapındaki insani yardım ağı
  2. Resmî adı Red Crescent olan tek bir ulusal yardım kuruluşu
  3. Yalnızca benzer simgeler kullanan, birbiriyle ilgisiz iki kuruluş
Cevabı göster

Kızılhaç ve Kızılay kuruluşlarını içeren dünya çapındaki insani yardım ağı

Kalıp ifadeler

agreed to prohibit and eliminate: resmî bir eylem taahhüdü

Agree to + fiilin yalın hâli, kişilerin veya grupların bir planı kabul ettiğini ya da bir eylemi gerçekleştirmeyi taahhüt ettiğini belirtir. Burada agreed to, yalnızca ortak bir görüşü değil, ortak bir eylem taahhüdünü bildirir. Mastar belirteci to, eş görevli iki fiil için de geçerlidir: prohibit ve eliminate. Prohibit resmî olarak yasaklamak, eliminate ise tamamen ortadan kaldırmak demektir. Birlikte, amaçlanan iki eylemi anlatan resmî bir politika dili oluştururlar.

Alıştırma

Ülkelerin iki politika eylemini de kabul ettiğini belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın. agreed to ile “yasaklamak” ve “tamamen ortadan kaldırmak” anlamındaki resmî fiilleri kullanın: After the talks, the countries ____ chemical weapons.

Cevabı göster

agreed to prohibit and eliminate

It's not about who has nuclear weapons Anlatım akışı

8:10

Sorun kimin nükleer silaha sahip olup

and who doesn't.

8:12

kimin olmadığıyla ilgili değil.

The weapons themselves are the problem.

8:13

Silahların kendisi sorundur.

Anlatım akışı

It's not about who has ...: bir çerçeveyi reddedip yenisiyle değiştirmek

It's not about ... konuyu çerçevelemek için önerilen bir yaklaşımı reddeder. Who yan cümlesi, bir kenara bırakılan odağı belirtir: insanları veya ülkeleri nükleer silaha sahip olanlar ve olmayanlar diye ayırmak. Bu, dinleyiciyi yeni bir odağa hazırlar. Sonraki cümle bu odağı verir: sorun silahların kendisidir. Who doesn't içindeki doesn't, doesn't have nuclear weapons ifadesinin yerini tutar; yinelenen sözcükler zaten açık olduğu için düşürülür.

Alıştırma

Parçada “It's not about who has nuclear weapons and who doesn't” cümlesi ne yapıyor?

  1. Hiç kimsenin nükleer silaha sahip olmadığını iddia eder.
  2. Dinleyiciden hangi ülkelerin nükleer silaha sahip olduğunu belirlemesini ister.
  3. Silah sahibi olmanın önemli olan tek konu olduğunu söyler.
  4. Silahlara kimin sahip olduğu odağını reddederek tartışmanın silahların kendisine yönelmesini sağlar.
Cevabı göster

Silahlara kimin sahip olduğu odağını reddederek tartışmanın silahların kendisine yönelmesini sağlar.

They are deeply immoral and an existential threat to all of us. Kelime

8:16

Onlar son derece ahlak dışıdır ve hepimiz için varoluşsal bir tehdittir.

Kelime

existential threat: varlığın devamına yönelik bir tehlike

Existential threat, bir varlığı yok edebilecek veya varlığını sürdürmesini imkânsız hâle getirebilecek bir tehlikedir. Bu cümlede ifade, nükleer silahları yalnızca tehlikeli bir şey olarak değil, herkesin hayatta kalmasına yönelik bir risk olarak sunar. Existential, threat sözcüğünü niteleyerek riski en yüksek düzeye çıkarır: tehlikede olan, varlığın devam edip edemeyeceğidir.

Alıştırma

"Losing all access to fresh water would be an existential threat to the island community," cümlesinde existential threat ne anlama gelir?

  1. Kişinin yaşamın anlamı konusunda duyduğu belirsizlik
  2. Günlük hayatı zorlaştıracak geçici bir sorun
  3. Topluluğun varlığının sona ermesine yol açabilecek bir tehlike
Cevabı göster

Topluluğun varlığının sona ermesine yol açabilecek bir tehlike

No matter what country you come from, Dilbilgisi

8:21

Hangi ülkeden gelirseniz gelin,

no matter what political side you find yourself on,

8:23

hangi siyasi tarafta olursanız olun,

we need to demand that they disappear forever.

8:26

onların sonsuza dek yok olmasını talep etmeliyiz.

Dilbilgisi

No matter what country you come from: ülkeyi koşul olmaktan çıkarmak

No matter what country you come from yan cümlesi, 'hangi ülkeden gelirseniz gelin' anlamına gelir. İnsanların farklı ülkelerden gelebileceğini kabul eder ve ardından bu farklılığı bir koşul olmaktan çıkarır: ana iddia herkes için geçerlidir. Kalıp no matter what + isim + özne + fiil biçimindedir. Bu bir yan cümle olduğu için soru sırası do you come from yerine düz cümle sırası you come from kullanılır. Aynı kalıbın political side ile tekrarlanması, ortak iddiayı iki farklılık türünü kapsayacak şekilde genişletir.

Alıştırma

Kuralı her ülkeden insanı kapsayacak şekilde tamamlamak için vurgulanan kalıbı kullanın: '____, you must follow the same entry rules.'

Cevabı göster

No matter what country you come from

This will not happen without pressure.

8:29

Bu, baskı olmadan gerçekleşmeyecektir.

If you want to be part of this pressure,

8:32

Eğer bu baskının bir parçası olmak istiyorsanız,

there are things you personally can do too.

8:33

kişisel olarak yapabileceğiniz şeyler de var.

Visit notonukes.org

8:36

Nükleer silahlar hakkında daha fazla bilgi edinmek

to learn more about nuclear weapons

8:39

ve onlara karşı neler yapabileceğinizi öğrenmek için

and what you can do about them.

8:41

notonukes.org adresini ziyaret edin.