Reddedilme Duygusu Nasıl Aşılır: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
431 kelime 152 kel/dk

Video tanıtımı: Reddedilince üzüntüyü yaşamayı, boş umudu ve suçlamayı bırakmayı, iki kişinin de ilişkiyi isteyip istemediğini sormayı ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. ‘bore yourself back into an appetite for life.’ — Deyimler ve mecazi ifadeler: üzülmekten sıkılıp yaşama isteğine dönme imgesi, iyileşmeyi hareket gibi anlatır. 2. ‘feeds into’ — Phrasal verbler: bir alışkanlığın tek neden olmadan büyük bir duygu örüntüsüne katkıda bulunup onu güçlendirdiğini anlatın. 3. ‘worth mourning,’ — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: değeri belirtmek için worth ardından gerund kullanın; mourning etkin görünse de yas tutulan şeyin relationship olduğunu anlayın.

Bu derste

Being dropped, Kelime

0:07

Terk edilmek,

it will happen to us all at some point. Kalıp ifadeler

0:08

bir noktada hepimizin başına gelecektir.

Kelime

Romantik bir ilişkide Being dropped

Burada Being dropped, romantik ilişkiyi karşı tarafın bitirmesi, yani kişinin terk edilmesi anlamına gelir. Dropped, edilgen being + geçmiş zaman ortacı yapısındaki geçmiş zaman ortacıdır; bu nedenle kişi eylemi yapan değil, eyleme maruz kalan taraftır. Anlam fiziksel değil, mecazidir: kimse düşmüyor veya birinin elinden bırakılmıyor. İlişki bağlamında drop, ayrılığı reddedilen kişinin başına gelen bir şey olarak sunar.

Alıştırma

'After being dropped by her boyfriend, Lena avoided dating for a while,' cümlesinde being dropped ne anlama gelir?

  1. Erkek arkadaşı onu yanlışlıkla düşürdü.
  2. Erkek arkadaşı romantik ilişkilerini bitirdi.
  3. Erkek arkadaşı onu arabayla başka bir yere götürdü.
Cevabı göster

Erkek arkadaşı romantik ilişkilerini bitirdi.

Kalıp ifadeler

Belirsiz bir zaman için at some point

At some point, belirli olmayan bir zamanda demektir. Burada, olayın herkesin hayatında gerçekleşebileceği gelecekteki bir zamana işaret eder, ancak bunun tam olarak ne zaman olacağını söylemez. Bu ifade, zamana ve bağlama göre geçmişi veya geleceği gösterebilir. Bir olayı zaman içinde bir yere yerleştirir ama ne zaman olduğunu belirtmez; önceden bilinen bir randevuya veya son tarihe işaret etmez.

Alıştırma

'Belirli olmayan bir zamanda' anlamına gelen ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: We need to discuss this ____, but no exact time has been set.

Cevabı göster

at some point

So negotiating the pain with a measure of reason Notlar

0:11

Bu yüzden acıyla bir miktar mantıkla başa çıkmak

belongs to the art of living.

0:14

yaşama sanatının bir parçasıdır.

Deyimler

Mecaz olarak “negotiating the pain”

Burada “negotiating the pain” ifadesinde negotiate mecaz anlamda kullanılır. Duygu ile aklı dengeleyerek acıyla yaşamanın uygulanabilir bir yolunu etkin biçimde bulmak anlamına gelir. Acı hakkında pazarlık yapılan ikinci bir kişi yoktur ve amaç acıyı silmek değildir. negotiate + soyut bir zorluk yapısı, başa çıkmayı devam eden bir uyum ve ayarlama süreci olarak sunabilir.

Alıştırma

Cümledeki “negotiating the pain” ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Acının ne kadar güçlü olduğunu tam olarak ölçmek
  2. Acıya kimin neden olduğu konusunda başka biriyle pazarlık etmek
  3. Bir miktar akıl kullanarak acıyla yaşamanın uygulanabilir bir yolunu bulmak
Cevabı göster

Bir miktar akıl kullanarak acıyla yaşamanın uygulanabilir bir yolunu bulmak

Kalıp ifadeler

Sınırlı bir miktar anlamındaki “a measure of”

“a measure of reason” ifadesinde measure, miktar veya derece anlamına gelen sayılabilen bir isimdir. a measure of + soyut isim yapısı “bir miktar” veya “bir derece” anlamına gelir; genellikle etki yaratacak kadar bir miktarı anlatır ancak bu miktarın büyük ya da kesin olması gerekmez. Burada aklı, acıyla başa çıkarken kullanılan unsurlardan biri olarak sunar. Ölçme eylemini ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “bir derece” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Her calm reply restored ____ trust after the argument.

Cevabı göster

a measure of

A number of tips suggest themselves. Kalıp ifadeler

0:17

Bir dizi ipucu kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Kalıp ifadeler

suggest themselves: fikirlerin kendiliğinden belirginleşmesi

Burada suggest themselves, 'kendiliğinden akla gelmek' veya 'birinin önermesine gerek kalmadan belirginleşmek' anlamındadır. Özne tips sözcüğüdür; ortaya çıkan şey ipuçlarıdır ve bunlar kelimenin gerçek anlamıyla kendilerini önermemektedir. Bu resmî kalıp genellikle özne + suggest itself/themselves biçimindedir. Durumdan doğal olarak çıkan seçenekleri, sonuçları veya çözümleri sunmaya yarar.

Alıştırma

'Kendiliğinden belirginleşti' anlamındaki resmî kalıpla cümleyi tamamlayın: After we compared the evidence, two explanations ____.

Cevabı göster

suggested themselves

Firstly, don't attempt to minimize what's happened.

0:19

İlk olarak, olan biteni küçümsemeye çalışmayın.

Being brave has no place here. Kalıp ifadeler

0:23

Burada cesur olmanın yeri yoktur.

Kalıp ifadeler

has no place here: bir şeyin uygunsuz olduğunu kesin biçimde belirtmek

Burada has no place, 'bu durumda uygun, kabul edilebilir veya yararlı değildir' anlamına gelir. Place mecazidir; fiziksel bir konumu değil, meşru bir rolü veya uygunluğu ifade eder. Tekrar kullanılabilen kalıp X has no place here/in Y biçimindedir. Bir tutumu, davranışı veya uygulamayı belirli bir bağlamdan kesin biçimde dışlar.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: In a respectful debate, personal abuse ____.

Cevabı göster

has no place here

Allow your sadness so much room, Dilbilgisi

0:25

Hüznünüze öyle geniş bir alan,

so much time,

0:27

öyle uzun bir zaman,

so many melancholic songs,

0:29

öyle çok melankolik şarkı,

hot baths, and indulgent meals,

0:31

sıcak banyolar ve şımartıcı yemekler verin ki,

you eventually bore yourself back into an appetite for life. Deyimler

0:33

en sonunda hayattan tat alma iştahınız size geri dönene dek kendinizden sıkılın.

Dilbilgisi

so much room, so much time ... so many melancholic songs ile miktar belirtme

so much + sayılamayan isim ve so many + çoğul sayılabilen isim kalıplarının tekrarı, vurgulu bir sıralama oluşturur. Burada room soyut anlamda alanı ifade eder ve time da sayılamaz; bu nedenle ikisi de much alır. Songs ise çoğul ve sayılabilen bir isimdir, bu yüzden many alır. Bu cümlede so miktarı veya sayıyı güçlendirerek “bu kadar çok” anlamına gelir. I was tired, so I left cümlesindeki sonuç bildiren so bağlacı değildir. Aynı kalıbın tekrarı, listeye bilinçli ve giderek biriken bir ritim verir.

Alıştırma

Paralel cümleyi so much ve so many ile tamamlayın: The project demanded ____ patience and ____ late nights.

Cevabı göster

so much · so many

Deyimler

bore yourself back into an appetite for life: sıkılarak yaşama isteğine geri dönmek

Bore yourself into + durum, bir etkinlikten veya koşuldan öylesine sıkılmayı anlatır ki bu sıkıntı kişiyi farklı bir duruma iter. Burada uzun süre üzüntünün içinde kalmak, sonunda üzüntünün kendisini bıktırıcı hâle getirir ve hayata karşı iştahı yeniden uyandırır. Back bir geri dönüşü belirtir: dolu dolu yaşama isteği, kişinin daha önce sahip olduğu ve yeniden kazandığı bir şey olarak sunulur. Bu söz mizahi ve yaratıcı bir metafordur; hayatın kendisinin sıkıcı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede "you bore yourself back into an appetite for life" ne anlama geliyor?

  1. Üzüntü içinde kalmaktan bıkar ve hayata katılma isteğini yeniden kazanırsın.
  2. Hayatın kendisinin sıkıcı olduğuna karar verir ve hayattan uzaklaşırsın.
  3. Üzüntün kaybolana kadar diğer insanların seni eğlendirmesini sağlarsın.
Cevabı göster

Üzüntü içinde kalmaktan bıkar ve hayata katılma isteğini yeniden kazanırsın.

Secondly, believe them when they said it. Ton ve niyet

0:39

İkinci olarak, bunu söylediklerinde onlara inanın.

Ton ve niyet

believe them when they said it: belirtilen kararı doğru kabul etmek

Burada believe them, bu belirli ifadeyi doğru kabul etmek ve ciddiye almak demektir. Them konuşan kişiyi, it ise o kişinin daha önce dile getirdiği reddi veya kararı belirtir. Bu, kişinin söylediği her şeye inanmak anlamına gelmez. İlişki tavsiyelerinde believe + kişi, geçmişteki nezaketten farklı bir mesaj çıkarmayı bırakıp kişinin doğrudan söylediği sözleri esas almayı anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede believe them ne anlama geliyor?

  1. Dile getirdikleri kararı doğru kabul etmek.
  2. Her durumda söyledikleri her şeye güvenmek.
  3. Başarılı olacaklarına inanmak.
Cevabı göster

Dile getirdikleri kararı doğru kabul etmek.

Don't imagine that their past sweetness and kind words

0:41

Geçmişteki tatlılıklarının ve nazik sözlerinin

provides any covert indications of future commitment. Kelime

0:45

gelecekteki bir bağlılık için gizli işaretler sağladığını hayal etmeyin.

Kelime

covert indications of future commitment: gelecekteki bağlılığın gizli işaretleri

Bu ifadede covert indications, gizli olan veya açıkça belirtilmeyen işaretlerdir. Future commitment, daha sonra ilişkiye yatırım yapmaya veya ilişkide kalmaya devam etme isteğidir. of future commitment bölümü, işaretlerin neye işaret edeceğini belirtir. Cümle Don't imagine ile başladığı için konuşmacı bu yorumu reddeder: geçmişteki tatlılık ve nazik sözler gelecekteki bir sözün gizli kanıtı değildir. Bir indication yalnızca ipucudur, bağlılığın kendisi değildir.

Alıştırma

covert indications of future commitment ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Bir ilişkinin süreceğini kanıtlayan sıcak davranışlar.
  2. Birinin gelecekte bağlılık gösterebileceğine dair gizli işaretler.
  3. Birinin daha önce verdiği açık bir söz.
Cevabı göster

Birinin gelecekte bağlılık gösterebileceğine dair gizli işaretler.

Kill any remaining hope yourself

0:49

Geriye kalan umutları kendiniz öldürün,

if they didn't quite have the courage to do so themselves. Dilbilgisi

0:51

eğer onlar bunu bizzat yapacak cesareti tam olarak bulamadılarsa.

Dilbilgisi

do so themselves: eylemin yerine geçmek ve yapan kişiyi vurgulamak

Burada do so, daha önce belirtilen kill any remaining hope (geriye kalan tüm umudu yok etmek) eyleminin yerine geçer. So tam olarak bu eyleme gönderme yapar; dolayısıyla ifade genel anlamda 'bir şey yapmak' demek değildir. Vurgu işlevindeki themselves, eylemi başka birine bırakmak yerine bizzat onların gerçekleştireceğini belirtir. Bu yapı, tüm fiil öbeğini tekrarlamadan eylemi kimin yaptığını vurgular.

Alıştırma

'The adults offered to build the model, but the teens wanted to do so themselves,' cümlesinde do so themselves ne anlama gelir?

  1. Gençler belirtilmemiş başka bir eylem yapmak istedi.
  2. Gençler maketi bizzat yapmak istedi.
  3. Gençler maketi yetişkinlerin yapmasını istedi.
Cevabı göster

Gençler maketi bizzat yapmak istedi.

Don't imagine that anyone can love on command. Kalıp ifadeler

0:55

Kimsenin komutla sevebileceğini düşünmeyin.

Kalıp ifadeler

on command: emir veya işaret verildiğinde harekete geçmek

On command, biri bir emir, işaret veya yönlendirme verdiğinde hemen anlamına gelir. Her istendiğinde ortaya çıkarılabilen bir eylemi veya tepkiyi anlatır. Bu cümlede ifade olumsuz biçimde kullanılır: sırf biri talep ediyor diye sevgi bir düğmeyle açılır gibi ortaya çıkmaz. İfade yalnızca bilgisayar veya askerî bağlamlarla sınırlı değildir; eğitimle öğrenilen eylemleri, performansları ya da beklenen tepkileri de anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede on command, bir eylemin her emir veya işaret verildiğinde gerçekleştiğini anlatır?

  1. The command appears on the screen.
  2. Rina is in command of the rescue team.
  3. The trained dog sits on command.
Cevabı göster

The trained dog sits on command.

The capacity to feel attracted

0:59

Çekim hissetme kapasitesi

lies outside the will. Deyimler

1:01

iradenin dışındadır.

Deyimler

lies outside the will: bilinçli seçimin ötesinde

Burada lies outside, the will yani iradeyi sınırları olan bir alan gibi gösterir. Bu sınırın dışında kalan bir şey, bilinçli seçimin denetleyebileceği alanın ötesindedir. The will, kişinin bilinçli olarak seçim yapma gücü demektir. Dolayısıyla cümle, çekim hissetme kapasitesinin kişinin yalnızca çaba göstererek istediği anda açabileceği bir şey olmadığını söyler.

Alıştırma

"The capacity to feel attracted lies outside the will," cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. Çekim fiziksel olarak başka bir yerde bulunur.
  2. Çekim, bilinçli bir seçimle doğrudan kontrol edilemez.
  3. Çekim geleceğe yönelik bir plandır.
  4. İnsanlar çok çabaladığında çekim güçlenir.
Cevabı göster

Çekim, bilinçli bir seçimle doğrudan kontrol edilemez.

It isn't a question of them not trying hard enough. Dilbilgisi

1:03

Bu, onların yeterince çabalamaması meselesi değildir.

Dilbilgisi

isn't a question of: bir açıklamayı dışlamak

It isn't a question of X, X'in asıl mesele ya da açıklama olmadığı anlamına gelir. Konuşmacı bu yapıyı, nedenin yetersiz çaba olduğu düşüncesini reddetmek için kullanır. of sözcüğünden sonra X bir ad öbeği ya da -ing yan cümlesi olabilir. them not trying hard enough ifadesinde them, trying eylemini yapan kişileri belirtir; not ise trying hard enough ifadesini olumsuz yapar. Burada question, yanıt bekleyen bir soru değil, “söz konusu mesele” demektir.

Alıştırma

Çaba eksikliğini açıklama olarak doğal biçimde dışlayan ifadeyi seçin: "It ___ trying harder; the instructions are unclear."

  1. doesn't question
  2. isn't a question about
  3. isn't a question of
  4. has no question of
Cevabı göster

isn't a question of

Remove morality from it.

1:07

İşin içinden ahlakı çıkarın.

They were not being bad for not loving,

1:09

Onlar sevmedikleri için kötü değildiler,

and nor were you good for wanting them. Dilbilgisi

1:12

siz de onları istediğiniz için iyi değildiniz.

Dilbilgisi

nor were you: nor sonrasında olumsuz devrik yapı

Nor, önceki olumsuz ifadeye ikinci bir olumsuz yargı ekler. Burada önce onların sevmedikleri için kötü olmadıkları söylenir; ardından senin de sırf onları istediğin için iyi olmadığın eklenir. Eklenen yan cümlenin başında nor kullanıldığında çekimli yardımcı fiil özneden önce gelir: nor + were + you. Buna olumsuz devrik yapı denir. Aynı kalıp nor did I ve nor can she örneklerinde de görülür. nor yan cümleyi zaten olumsuz yaptığı için ayrıca not eklenmez.

Alıştırma

Cümleyi nor, Ben öznesi ve be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Ava was not careless for asking a question, and ____ foolish for answering honestly.

Cevabı göster

nor was Ben

You were both on the search for pleasure

1:14

İkiniz de zevk arayışındaydınız,

that took you down different and conflicting routes. Deyimler

1:16

bu da sizi farklı ve çatışan yollara sürükledi.

Deyimler

took you down different and conflicting routes: yol benzetmesi

Bu ifade yol benzetmesi kullanır. Took you down ... routes, haz arayışının iki kişiyi farklı yaşama, seçim yapma veya davranma biçimlerine yönelttiği anlamına gelir; gerçek bir yolculuğu anlatmaz. take + someone + down + a route/path kalıbı, bir etkiyi, hedefi veya olayı kişiyi belirli bir yöne götüren güç olarak sunar. different and conflicting, ortaya çıkan yönlerin birbiriyle uyuşmadığını ve çatışabileceğini belirtir.

Alıştırma

Bu cümledeki yol ifadesi ne anlama geliyor? One small decision took the project down a risky route.

  1. Projenin riskli bir yönde gelişmesine neden oldu.
  2. Projeyi fiziksel olarak tehlikeli bir yolda hareket ettirdi.
  3. Projedeki bütün riskleri ortadan kaldırdı.
Cevabı göster

Projenin riskli bir yönde gelişmesine neden oldu.

Our conscious minds ride like tiny boats Deyimler

1:19

Bilinçli zihinlerimiz, bilinçdışı psikanalitik ve biyolojik denizlerin dalgaları üzerinde

on the swells of unconscious psychoanalytic and biological seas.

1:22

minik tekneler gibi yol alır.

Deyimler

like tiny boats on the swells of unconscious psychoanalytic and biological seas: genişletilmiş bir benzetme

like sözcüğü bir benzetme başlatır: bilinçli zihinler küçük teknelere, bilinçdışı psikanalitik ve biyolojik güçler ise geniş ve hareketli bir denize benzetilir. Görüntüdeki büyüklük ve hareket farkı, kontrolün sınırlı olduğunu gösterir. Bilinçli düşünce biraz yön verebilir, ancak daha derin zihinsel süreçler ve bedensel güçler tarafından taşınır ve etkilenir. Denizler mecazidir; psychoanalytic ve biological sözcüklerinin ikisi de bu denizleri niteler.

Alıştırma

Bu benzetme bilinçli düşünce hakkında ne anlatıyor?

  1. Gerçek bir okyanusta fiziksel olarak yolculuk eder.
  2. Bilinçdışı ve biyolojik güçleri tamamen kontrol eder.
  3. Bir ölçüde yön verebilir, ancak daha derin güçlerden büyük ölçüde etkilenir.
  4. Herhangi bir düşünceyi taşıyamayacak kadar küçüktür.
Cevabı göster

Bir ölçüde yön verebilir, ancak daha derin güçlerden büyük ölçüde etkilenir.

So don't turn this into a morality tale. Dilbilgisi

1:27

Bu yüzden bunu ahlaki bir hikayeye dönüştürmeyin.

Dilbilgisi

turn this into a morality tale: turn A into B kalıbı

turn A into B kalıbı, A'yı değiştirip B hâline getirmek veya A'yı yeni bir biçimde sunmak demektir. Burada this mevcut durumu, a morality tale ise kimin iyi, kötü, haklı veya haksız olduğu çerçevesinde kurulan bir hikâyeyi anlatır. Konuşan kişi gerçek anlamda fiziksel bir dönüşümden söz etmiyor. Don't turn this into... ifadesi, 'bu durumu ... olarak yeniden yorumlama veya şekillendirme' anlamına gelir. Karmaşık bir olayı basit bir ahlaki yargıya dönüştürmeye karşı uyarır.

Alıştırma

Cümleyi turn A into B kalıbıyla tamamlayın: We plan to ____ the spare room ____ a studio.

Cevabı göster

turn · into

They acted weirdly around the breakup,

1:31

Ayrılık sırasında tuhaf davrandılar,

not because they were bad or indeed unsure.

1:33

kötü ya da gerçekten kararsız oldukları için değil.

They just felt terribly guilty

1:36

Sadece korkunç derecede suçlu hissettiler,

because they're nice, which doesn't, though, mean that they want you. Dilbilgisi

1:38

çünkü onlar iyi insanlar, ki bu yine de sizi istedikleri anlamına gelmez.

Dilbilgisi

which doesn't, though, mean that...: “bu yine de ... anlamına gelmez”

Buradaki which, önceki düşüncenin tamamına, yani iyi insanlar oldukları için suçluluk hissetmelerine gönderme yapar. Ardından gelen yan cümle, bu gerçekten daha güçlü bir sonuç çıkarılmasını engeller: suçluluk duymaları, seninle hâlâ bir ilişki istediklerini kanıtlamaz. Though, parantez içi gibi kullanılan bir karşıtlık belirtecidir. Which ile başlayan yan cümlenin normal sırasını değiştirmeden “yine de” anlamı ekler: which + does not + mean + that yan cümlesi. Bu kalıp, bir gerçeği kabul edip ardından o gerçekten makul olarak çıkarılabilecek sonucu sınırlamanızı sağlar.

Alıştırma

Gerçeği kabul edip sonucu engelleyen tamamlamayı seçin: The interview was short, ____ they rejected me.

  1. though which doesn't mean that
  2. which doesn't, though, mean that
  3. which means, though, that
Cevabı göster

which doesn't, though, mean that

Many of us are predisposed to think especially well of people Notlar

1:43

Çoğumuz, bizi istemeyen insanlar hakkında

who don't want us.

1:47

özellikle iyi düşünmeye meyilliyiz.

Kelime

are predisposed to: önceden var olan bir eğilim

Are predisposed to, “bir şeyi daha olası kılan önceden var olan bir eğilime sahip olmak” anlamına gelir. Bu cümlede birçok insan, kendisini reddeden kişiler hakkında özellikle olumlu düşünmeye yönelten önceden var olan zihinsel bir eğilim taşır. İfade bir eğilimi anlatır; kesinleşmiş ya da gerçekleşmiş bir sonucu değil. Buradaki kalıp be predisposed to + fiilin yalın hâlidir: are predisposed to think. To bir edat olarak işlev gördüğünde ifadenin ardından predisposed to anxiety veya predisposed to worrying örneklerindeki gibi bir isim ya da -ing biçimi de gelebilir.

Alıştırma

“Önceden var olan bir eğilimi bulunmak” anlamındaki resmî ifadeyi kullanın: Because of his family history, he ____ develop migraines.

Cevabı göster

is predisposed to

Kalıp ifadeler

think especially well of someone: biri hakkında özellikle olumlu düşünmek

think well of someone, biri hakkında olumlu bir görüşe sahip olmak veya ona saygı duymak demektir. Burada especially, well’in derecesini güçlendirir; bu nedenle think especially well of people, o kişiler hakkında özellikle olumlu düşünmek anlamına gelir. well, think fiilinin ifade ettiği değerlendirmenin nasıl olduğunu anlatır; kişilerin sağlıklı olduğu ya da birinin çok ustaca düşündüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlede think especially well of people ne anlama geliyor?

  1. Onların sağlıklı olduğuna inanmak
  2. Onlar hakkında özellikle olumlu bir görüşe sahip olmak
  3. Onları olağandışı bir dikkatle düşünmek
Cevabı göster

Onlar hakkında özellikle olumlu bir görüşe sahip olmak

It feeds into our reserves of self-hatred. Öbek fiiller

1:49

Bu, içimizdeki kendinden nefret etme rezervlerini besler.

Öbek fiiller

feeds into: daha büyük bir sürece katkıda bulunmak

Bu cümlede feeds into, mevcut kendinden nefret etme birikimine katkıda bulunmak ve onu güçlendirmek anlamına gelir. It ile gönderme yapılan eğilimi, daha geniş bir duygusal örüntüye eklenen girdilerden biri olarak sunar. Bu öbek fiil, birkaç etkinin bir süreç içinde birleştiği durumlarda kullanışlıdır. Genellikle tek bir etkenin bütün sonucu doğrudan yarattığını değil, sonuca katkıda bulunduğunu anlatır.

Alıştırma

Small misunderstandings can feed into a much bigger conflict. cümlesinde feed into ne anlama gelir?

  1. Bütün sonucu tamamen tek başına yaratmak
  2. Çatışmanın içine fiziksel olarak yiyecek koymak
  3. Daha büyük bir sonuca katkıda bulunmak ve onu güçlendirmeye yardımcı olmak
Cevabı göster

Daha büyük bir sonuca katkıda bulunmak ve onu güçlendirmeye yardımcı olmak

But this isn't romanticism, it's an illness. Anlatım akışı

1:52

Ama bu romantizm değil, bir hastalıktır.

Anlatım akışı

This isn't X, it's Y: bir etiketi reddedip yenisiyle değiştirmek

“this isn't X, it's Y” kalıbı bir yorumu reddeder ve hemen başka bir yorumla değiştirir. İki etiket de aynı davranışı anlattığı için konuşanın temel yargısı ikinci cümlecikte yer alır. Burada romanticism davranışı duygusal açıdan ideal bir şey gibi gösterirken illness onu sert biçimde sağlıksız bir durum olarak yeniden adlandırır. Bu cümlede “illness” sözbilimsel bir değerlendirmedir; tek başına tıbbi tanı oluşturmaz.

Alıştırma

Notta verilen kalıpla düzeltmeyi tamamlayın. Konuşan kişi“confidence” etiketini reddedip yerine“arrogance” getiriyor: This isn't confidence; ____.

Cevabı göster

it's arrogance

The true challenge is to stop being so revolted by people Dilbilgisi

1:55

Asıl zorluk, aslında bizi isteyen insanlardan

who do, in fact, want us,

1:59

tiksinmeyi bırakmak

and so admiring of those who don't.

2:01

ve istemeyenlere bu kadar hayran olmaktan vazgeçmektir.

Dilbilgisi

so revolted by ... so admiring of: paralel sıfat kalıpları

“Revolted”, güçlü iğrenmeye yol açan şeyi göstermek için “by” ile; “admiring” ise olumlu değerlendirilen kişi veya şeyi göstermek için “of” ile kullanılır. İki ifadede de “so”, “bu kadar yüksek bir derecede” anlamına gelen bir derece zarfıdır; “bu nedenle” anlamına gelmez. so + sıfat + edat kalıbının tekrarı, iki tutum arasında dengeli bir karşıtlık kurar. Sondaki “those who don't” ifadesinde tekrarlanan “want us” sözleri düşürülmüştür; dolayısıyla ifade “those who don't want us” anlamına gelir.

Alıştırma

Notta verilen iki sıfat-edat kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: Mia was ____ the cruelty and ____ the volunteer who stepped in.

Cevabı göster

so revolted by · so admiring of

Think back to when you rejected people. Öbek fiiller

2:05

İnsanları reddettiğiniz zamanları hatırlayın.

Öbek fiiller

Think back to: geçmişteki bir zamanı hatırlamak

Think back to, “zihninde geçmişteki bir zamana veya deneyime dönmek” anlamına gelir. Bu cümlede when yan cümlesi hatırlanacak geçmiş durumu, yani başkalarını reddettiğin zamanları belirtir. Kullanılabilir kalıp think back to + geçmişteki bir zaman, olay, deneyim veya yan cümledir. Birini bugünü anlamak için anılarından yararlanmaya yönlendirir; bir düşünceyi başka birine geri göndermek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak hatırlatmayı tamamlayın: Before you judge him, ____ the time when you made the same mistake.

Cevabı göster

think back to

You didn't hate them or regret them.

2:08

Onlardan nefret etmediniz, onları reddettiğiniz için pişman da olmadınız.

The chief emotions were embarrassment and pity.

2:10

Başlıca duygular utanç ve acımaydı.

Don't connect up the rejection with everything you fear and hate Öbek fiiller

2:15

Reddedilmeyi, kendiniz olmaya dair korktuğunuz ve nefret ettiğiniz

about being you.

2:19

her şeyle ilişkilendirmeyin.

Öbek fiiller

connect up the rejection with: A ile B arasında zihinsel bağ kurmak

Connect up A with B, “A ile B arasında bağlantı kurmak” anlamına gelir. Buradaki bağlantı zihinsel ve yoruma dayalıdır: konuşan kişi, tek bir reddedilmeyi kendinle ilgili bütün korkuların veya olumsuz duyguların kanıtı olarak görmemen konusunda uyarır. Kalıp connect up + A + with + B şeklindedir. Up, parçaları tek ve eksiksiz bir açıklamada birleştirme duygusu katar; bu cümlede herhangi bir cihaz veya kablo bağlanmıyor.

Alıştırma

Burada connect up the rejection with everything you fear and hate about being you ne anlama geliyor?

  1. Başka birine reddedilmenin hiç yaşanmadığını söylemek.
  2. Reddedilmeyi kendinle ilgili bütün olumsuz duygularının kanıtı olarak görmek.
  3. Reddedilmeyi kaydetmesi için bir cihaz bağlamak.
Cevabı göster

Reddedilmeyi kendinle ilgili bütün olumsuz duygularının kanıtı olarak görmek.

Don't accuse them of cowardice. Kalıp ifadeler

2:21

Onları korkaklıkla suçlamayın.

Kalıp ifadeler

accuse someone of something: birini bir şeyle suçlamak

accuse someone of something yapısında accuse fiilinden sonra gelen kişi suçlamanın hedefidir; of'tan sonra gelen isim veya -ing biçimi ise kişiye atfedilen kusuru ya da eylemi belirtir. Burada them hedefi, cowardice ise onlara atfedilen olumsuz niteliği gösterir. Kalıp accuse + kişi + of + isim/-ing biçimidir. Of suçlamanın içeriğini tanıtır; aitlik bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi accuse fiilinin doğru biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: Yesterday, the referee ____ the player ____ deliberately wasting time.

Cevabı göster

accused · of

Don't exaggerate their qualities.

2:22

Niteliklerini abartmayın.

Don't insist on their uniqueness.

2:25

Eşsiz olduklarında ısrar etmeyin.

Don't offer them sex in the hope of changing their mind. Kalıp ifadeler

2:27

Fikirlerini değiştirmeleri umuduyla onlara seks teklif etmeyin.

Kalıp ifadeler

in the hope of + -ing: bir şeyi yapma umuduyla

in the hope of + -ing kalıbı, bir eylemin arkasındaki umulan sonucu veya amacı belirtir. Burada söz konusu teklif, karşı tarafın kararını değiştirebileceği beklentisiyle yapılmış olurdu. Bu ifade sonucu bir garanti olarak değil, bir umut olarak sunar. Of bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: of changing denir; of change veya of to change denmez.

Alıştırma

Umut edilen bir sonucu göstermek için hedef ifadeyi kullanın: He left the porch light on ____ helping the guests find the house.

Cevabı göster

in the hope of

Don't imagine that people can fall back in love with someone Kalıp ifadeler

2:30

İnsanların acıyarak veya suçluluk duyarak

Kalıp ifadeler

fall back in love with someone: birine yeniden âşık olmak

Fall back in love with someone, önceki duygular zayıfladıktan veya bittikten sonra o kişiye yeniden romantik duygular beslemek demektir. back sözcüğü, önceki bir duygusal duruma dönüşü belirtir. fall in love ifadesinin anlattığı değişimin tamamını niteler; geriye doğru düşmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi, back içeren ve “birine karşı yeniden romantik duygular geliştirmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After reconnecting, Lena began to ____ her former partner.

Cevabı göster

fall back in love with

out of pity or of guilt. Kalıp ifadeler

2:33

birine yeniden aşık olabileceğini hayal etmeyin.

Kalıp ifadeler

out of pity or of guilt: bir nedeni belirtmek

Out of + duygu veya tutum bildiren bir isim, bir eylemin nedenini belirtebilir: out of pity “kişi acıma hissettiği için”, out of guilt ise “kişi kendini suçlu hissettiği için” demektir. Bu parçada ifade olası bir neden sunar; bir yerden dışarı doğru hareketi anlatmaz. out of pity or of guilt ifadesinde out, iki seçenek arasında ortaktır. Tam yapı out of pity or out of guilt şeklindedir; of sözcüğünün tekrarlanması ikinci ismin birinciyle açıkça paralel olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, “merak ettiği için” anlamına gelen out of + isim yapısıyla tamamlayın: Mia opened the old box ____.

Cevabı göster

out of curiosity

And don't defensively maintain that they had a fear of intimacy.

2:35

Ve savunmaya geçerek onların yakınlık korkusu olduğunu iddia etmeyin.

Just try to laugh and have a few rounds of casual sex

2:40

Sadece gülmeye çalışın ve eğer yardımcı olacaksa

if that helps. Ton ve niyet

2:44

birkaç kez sıradan seks yapın.

Ton ve niyet

Öneriyi yumuşatan if that helps

Burada if that helps, önceki öneriyi bir koşula bağlar: yalnızca sana yararlı olacaksa dene. That sözcüğü yalnızca laugh ifadesine değil, önceki önerinin tamamına gönderme yapar. Bu ifade, konuşanın kesinliğini ve karşı tarafa uyguladığı baskıyı azaltır. Kararı dinleyene bırakır; dinleyenin yardıma ihtiyacı olup olmadığını soran bir soru değildir.

Alıştırma

Örnekte if that helps ne işe yarıyor?

  1. Önerinin tamamını, yararlı olup olmamasına bağlı olarak isteğe bağlı hâle getiriyor.
  2. Önerinin sorunu kesinlikle çözeceğini vaat ediyor.
  3. Dinleyenin birinden yardım almaya ihtiyacı olup olmadığını soruyor.
Cevabı göster

Önerinin tamamını, yararlı olup olmamasına bağlı olarak isteğe bağlı hâle getiriyor.

But above all, don't keep thinking of the end of this relationship Notlar

2:45

Ama her şeyden önce, bu ilişkinin sonunu

Anlatım akışı

En yüksek önceliği belirten above all

Above all, dinleyene bir liste veya tartışmadaki bir sonraki noktanın en önemli nokta olduğunu bildirir. Burada önceki birkaç öneriden konuşanın asıl tavsiyesine geçiş yapar. Bilgiyi önceliğe göre düzenler; fiziksel bir konumu anlatmaz.

Alıştırma

Son talimatı en önemli talimat olarak belirten ifadeyi seçin: You can bring snacks and music, but ____, remember the tickets.

  1. after all
  2. above all
  3. at all
Cevabı göster

above all

as tragically sad.

2:49

trajik derecede üzücü bir şey olarak düşünmeye devam etmeyin.

Dilbilgisi

keep thinking of A as B: A'yı sürekli B olarak görmek

think of A as B kalıbı, A'yı B olarak görmek, sınıflandırmak veya değerlendirmek anlamına gelir. Burada A, the end of this relationship; B ise tragically sad ifadesidir. Dolayısıyla ilişkinin sonuna bu nitelendirme verilir. keep + -ing, bir eylemi ya da bakış açısını sürdürme veya ona tekrar tekrar dönme anlamını ekler. Don't keep thinking ... dinleyiciden ilişkiyi hatırlamayı bırakmasını değil, aynı hüzünlü çerçeveyi kullanmayı bırakmasını ister.

Alıştırma

Cümleyi keep thinking of A as B ile tamamlayın: Don't ____ one mistake ____ proof that you cannot learn.

Cevabı göster

keep thinking of · as

The only good relationship,

2:51

Tek iyi ilişki,

the only relationship worth mourning, Dilbilgisi

2:53

yas tutmaya değer tek ilişki,

would be one to which two people desperately wanted to belong. Dilbilgisi

2:55

iki insanın umutsuzca ait olmak istediği ilişki olurdu.

Dilbilgisi

worth mourning: worth + -ing yapısı

Worth + -ing, bir şeyin değeri veya önemi nedeniyle bir eylemi yapmanın anlamlı olduğunu belirtir. a relationship worth mourning ifadesinde ilişki, yas tutulmayı hak edecek kadar önemlidir. worth önündeki isim, -ing fiilinin anlamca nesnesidir: people mourn the relationship. Biçim etken görünse de edilgen bir anlam taşır; bu nedenle a relationship worth mourning, yas tutulmayı hak eden bir ilişki demektir.

Alıştırma

Cümleyi discuss fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: This question is worth ____ before we decide.

Cevabı göster

discussing

Dilbilgisi

one to which ... wanted to belong: resmî bir ilgi cümleciği

Burada one, relationship sözcüğünün yerini tutar; to which two people desperately wanted to belong ilgi cümleciği de bu ilişkiyi açıklar. Temel yapı two people desperately wanted to belong to the relationship biçimindedir. Belong, to edatıyla kullanıldığı için resmî İngilizcede to, which sözcüğünün önüne taşınabilir: to which ... belong. Buradaki to bir edattır, mastar işaretleyicisi değildir.

Alıştırma

Belong to içindeki edatı ilgi zamirinin önüne taşıyarak resmî ilgi cümleciğini tamamlayın: This is the team ____ Maya wants to belong.

Cevabı göster

to which

And this wasn't, in the end, Anlatım akışı

3:00

Ve bu, en sonunda,

Anlatım akışı

in the end: nihai sonucu belirtmek

In the end, konuşanın ne olduğunu, neyin mümkün göründüğünü veya neyin önemli olduğunu değerlendirdikten sonraki nihai sonucunu belirtir. Burada düşünce sürecini kapatır ve son yargıyı sunar. Bir yerin, olayın veya zaman diliminin son bölümünü belirtmez. Düşünce akışını düzenler: önceki fikirler değişebilir, ancak geriye kalan sonuç budur.

Alıştırma

Birden fazla seçenek değerlendirildikten sonraki nihai kararı belirten ifadeyi seçin: We discussed three routes, but ____ we took the train.

  1. in the end
  2. at the end
Cevabı göster

in the end

despite all the promising signs, Dilbilgisi

3:02

onca umut verici işarete rağmen,

that kind of relationship at all. Dilbilgisi

3:04

hiç de öyle bir ilişki değildi.

Dilbilgisi

despite all the promising signs: nihai sonuçla karşıtlık

Despite bir ödünleme ilişkisi kurar: normalde farklı bir sonuç beklenmesine yol açacak bilgiyi sunar. Buradaki all the promising signs, ilişkinin iyi gidebileceğini düşündüren birçok işaret bulunduğu anlamına gelir. Ana cümle ise bunun tersini söyler: sonuçta ilişki o türden değildi. Yeniden kullanılabilen yapı despite + isim öbeği, ana cümle biçimindedir; ana cümle beklenmeyen sonucu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede all the warning signs isim öbeğinden önce ödünleme ifadesi doğru kullanılmıştır?

  1. Despite all the warning signs, they continued the trip.
  2. Although all the warning signs, they continued the trip.
  3. Despite of all the warning signs, they continued the trip.
Cevabı göster

Despite all the warning signs, they continued the trip.

Dilbilgisi

at all: olumsuzluğu güçlendirme

At all olumsuz bir ifadeyi vurgular. Burada wasn't that kind of relationship ifadesini güçlendirerek hafif veya kısmi bir olumsuzluk yerine hiçbir bakımdan o tür bir ilişki olmadığını belirtir. Bu ifade olumsuzluğu en küçük dereceyi bile kapsayacak biçimde genişletir: not interested at all hiç ilgi duymamak anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede olumsuzluğu güçlendirmek için at all doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. I understand this rule at all.
  2. I don't understand this rule at all.
  3. I understand this rule very at all.
Cevabı göster

I don't understand this rule at all.