English Rewind - 6 Minute English: Kişisel gelişim (Self help): İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
976 kelime 169 kel/dk

Video özeti: Bu bölüm, değişen kitap eğilimlerinden internetin, milenyum kuşağının ve durgunluklara dayanıklılığın süregelen ticari gücündeki rolüne kadar ABD’deki kişisel gelişim sektörünü inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Could do with some help — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bir şeye ihtiyacınız olduğunu veya onu memnuniyetle karşılayacağınızı anlatan bu rahat ve dolaylı söyleyişi anlayın. could do with kalıbını yardım istemek ya da dinlenme, yemek veya tavsiye ihtiyacını belirtmek için I need ifadesinden daha yumuşak biçimde kullanabilirsiniz. 2. trends come and go, — Deyimler ve mecazi ifadeler: Popüler fikirlerin ortaya çıkıp daha sonra kaybolduğunu anlatan kısa ifadeyi tanıyın. Moda, medya veya iş dünyasındaki döngüleri özetlemek ve zayıflayan tek bir eğilimle güçlenmeye devam eden bir sektörü karşılaştırmak için kullanabilirsiniz. 3. it's very resistant to recessions. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: resistant to yapısının bir güce veya koşula dayanabilmeyi anlattığını öğrenin. Burada kişisel gelişim talebinin ekonomik daralma sırasında neden güçlü kalabileceğini açıklar; aynı kalıpla baskıya, hastalığa, değişime veya mali şoklara karşı direnç de anlatılabilir.

Bu derste

Hello.

0:00

Merhaba.

The programme you're about to listen to Dilbilgisi

0:00

Dinlemek üzere olduğunuz program

was originally broadcast in July 2017 Dilbilgisi

0:02

ilk olarak Temmuz 2017'de yayınlanmıştı

Dilbilgisi

you're about to listen to: be about to + fiilin yalın biçimi

Be about to + fiilin yalın biçimi, bir eylemin çok yakında gerçekleşeceğini anlatır. Burada you're about to listen to, dinleme eyleminin hemen sıradaki olay olduğu anlamına gelir. you're about to listen to yan cümleciğinin tamamı programme sözcüğünü niteler. Programme, listen to fiil öbeğinin anlaşılan nesnesidir: you are about to listen to the programme. Bu yapıda about to, hakkında anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be about to ve listen to kullanarak tamamlayın: The audio guide is starting now, and ____ it.

Cevabı göster

you're about to listen to

Dilbilgisi

was originally broadcast: simple past edilgen yapı

Was originally broadcast, İngilizcede simple past edilgen yapıdır: was + geçmiş zaman ortacı. Program, yayımlama eyleminden etkilenen şeydir; bu nedenle ifade, yayımlayanı belirtmeden programın ne zaman yayımlandığını söyler. Originally, olayın ilk kez gerçekleştiğini belirtir ve ilk yayını sonraki bir tekrardan ayırır. Broadcast fiilinin yalın biçimi, geçmiş biçimi ve geçmiş zaman ortacı genellikle aynıdır; was, bunun şimdiki zaman değil, geçmişte edilgen bir yapı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Belgeselin ilk yayımlandığı zamanı simple past edilgen yapıyla doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The documentary originally broadcast in 2020.
  2. The documentary was originally broadcast in 2020.
  3. The documentary was originally broadcasting in 2020.
Cevabı göster

The documentary was originally broadcast in 2020.

on the BBC Learning English website.

0:05

BBC Learning English web sitesinde.

We hope you enjoy it.

0:08

Umarız keyif alırsınız.

6 Minute English

0:11

6 Minute English

from bbclearningenglish.com.

0:12

bbclearningenglish.com'dan.

Hello and welcome to 6 Minute English. Kalıp ifadeler

0:16

Merhaba ve 6 Minute English'e hoş geldiniz.

Kalıp ifadeler

Program açılışında Hello and welcome to ...

Hello and welcome to ..., önce dinleyicileri selamlayan, ardından katıldıkları programı, dersi, toplantıyı veya etkinliği tanıtan standart bir açılış ifadesidir. welcome to + isim yapısında to, girilen ya da katılınan yeri, etkinliği veya programı belirtir. Burada 6 Minute English programın adıdır; to, for anlamına gelmez ve bir hedefe doğru hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Standart karşılama ifadesini tamamlayın: Hello and ____ our weekly science podcast.

Cevabı göster

welcome to

I'm Neil and today we're going to improve ourselves. Dilbilgisi

0:18

Ben Neil ve bugün kendimizi geliştireceğiz.

Dilbilgisi

we're going to improve ourselves: bir plan sunmak

we're going to improve ourselves ifadesinde be going to + fiilin yalın hâli, sırada yapılması planlanan şeyi belirtir. Today, ifadenin programın konusunu önceden tanıtmasını sağlar; buradaki going fiziksel hareket anlatmaz. Improve temel fiildir. Ourselves, we zamirine dönen bir dönüşlülük zamiridir; yani gruptaki kişiler gelişmeyi kendi üzerlerinde gerçekleştirir.

Alıştırma

Planlanmış etkinliği be going to yapısıyla tamamlayın: Today, we're ____ practise interview skills.

Cevabı göster

going to

Haha, how could we possibly get any better? Ton ve niyet

0:22

Haha, nasıl daha iyi olabiliriz ki?

Ton ve niyet

How could we possibly get any better? şeklindeki şakacı retorik soru

Bu cümlede How could we possibly get any better? şakacı bir retorik sorudur. Konuşan kişi bir yöntem sormuyor. Zaten o kadar iyi olduklarını ve daha fazla gelişmeyi hayal etmenin zor olduğunu söyleyerek şaka yapıyor. possibly, “bu nasıl mümkün olabilir ki?” şeklindeki abartılı anlamı güçlendirir; any better ise “şu an olduğumuzdan daha iyi” demektir. Yapı gerçek bir soru gibi görünebilir, bu yüzden konuşanın niyetini anlamak için tona ve bağlama dikkat etmek gerekir.

Alıştırma

Konuşan kişi bu cümlede How could we possibly get any better? derken büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Zaten gelişmeye başladıklarını söylüyor.
  2. Adım adım gelişmek için ciddi biçimde ayrıntılı bir plan istiyor.
  3. Zaten olabilecekleri kadar iyi olduklarını söyleyerek şaka yapıyor.
Cevabı göster

Zaten olabilecekleri kadar iyi olduklarını söyleyerek şaka yapıyor.

I'm Rob

0:25

Ben Rob

and yesterday's topic is self-help

0:26

ve dünün konusu kişisel gelişim

and the self-help industry. Kelime

0:28

ve kişisel gelişim endüstrisi.

Kelime

Ticari bir sektör olarak the self-help industry

the self-help industry ifadesinde self-help konuyu belirtir: tavsiye ve kaynaklar aracılığıyla kişinin kendi alışkanlıklarını, becerilerini, özgüvenini veya esenliğini geliştirmesi. Industry ise bu konu etrafında oluşan geniş ticari alanı ifade eder; kitap, kurs, koçluk hizmeti ve uygulama üreten ya da satan işletmeler buna dahildir. Bu, isim ile ismin birleştiği bir yapıdır: self-help, industry sözcüğünü niteler ve ne tür bir sektör olduğunu gösterir. Burada industry yalnızca fabrikaya dayalı üretim değil, bir iş ve ticaret alanı anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede the self-help industry neyi ifade ediyor?

  1. Ücretsiz acil yardım sunan bir gönüllü grubu
  2. İnsanların yardım almadan kullanması gereken araçları üreten fabrikalar
  3. Kişisel gelişim ürünleri ve hizmetleri satan işletmeler ve pazar
Cevabı göster

Kişisel gelişim ürünleri ve hizmetleri satan işletmeler ve pazar

What do we mean by self-help? Kalıp ifadeler

0:30

Kişisel gelişim derken neyi kastediyoruz?

Kalıp ifadeler

What do we mean by self-help?: self-help ile neyi kastediyoruz?

What do we mean by X?, X'in tanımını istemek veya X'in anlamını netleştirmek için kullanılan bir sorudur. Burada konuşmacı, self-help teriminin neleri kapsadığını soruyor. what ile mean by birlikte anlaşılmalıdır: bu sorudaki mean by X, birinin X'i kullanırken neyi kastettiğini veya neye gönderme yaptığını sorar; ‘X aracılığıyla bir şey ifade etmek’ anlamına gelmez. What do you mean by X? örneğinde olduğu gibi özne de değişebilir.

Alıştırma

Ortak bir tanım istemek için kullanılan standart soruyu tamamlayın: What do we mean ____ digital privacy?

Cevabı göster

by

Well, it means trying to improve yourself

0:32

Şey, bu kendini geliştirmeye çalışmak anlamına gelir

psychologically,

0:35

psikolojik olarak,

economically

0:36

ekonomik olarak

or in other ways

0:36

veya başka şekillerde

without seeking official help. Dilbilgisi

0:38

resmi bir yardım aramadan.

Dilbilgisi

without seeking official help: without + fiilin -ing biçimi

without seeking official help ifadesinde without sözcüğünden sonra -ing biçimindeki seeking gelir. İfade, gelişme çabasının resmî yardım istenmeden gerçekleştiğini anlatır; burada official help, resmî veya kurumsal bir kaynaktan gelen desteği ifade eder. without bir eylem getiriyorsa fiilin yalın biçimi değil, without + fiilin -ing biçimi kullanılır. Bu yapı, ana olaydan çıkarılan başka bir eylemi veya yöntemi ekler.

Alıştırma

seek fiilini -ing biçimine getirerek cümleyi tamamlayın: They solved the problem without ____ professional help.

Cevabı göster

seeking

For example,

0:40

Örneğin,

bookshops these days are full of titles Kalıp ifadeler

0:40

bugünlerde kitapçılar

Kalıp ifadeler

are full of titles: be full of + içeriği belirten isim

be full of + isim, bir yerin, nesnenin ya da metnin içinde bir şeyden çok miktarda bulunduğunu anlatır. of sonrasındaki isim, özneyi neyin doldurduğunu gösterir. Burada titles, insanların unvanlarını değil, farklı kitapları veya yayınları ifade eder. İfade, günümüzde kitapçılarda bu tür kitapların çok olduğunu vurgular; full mutlaka gerçekten hiç boş yer kalmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be full of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After the festival, the square was ____ people.

Cevabı göster

full of

which claim to boost your self-confidence, Kalıp ifadeler

0:43

özgüveninizi artırdığını iddia eden kitaplarla dolu,

Kalıp ifadeler

boost your self-confidence: boost + soyut bir isim

boost your self-confidence ifadesinde boost, “artırmak veya güçlendirmek” demektir. boost fiili your self-confidence isim grubunu doğrudan nesne olarak alır; self-confidence kişinin kendi yeteneklerine duyduğu güvendir. Tekrar kullanılabilen yapı boost + isim şeklindedir. confidence, morale, sales, energy ve performance gibi artabilen veya güçlenebilen şeylerle doğal biçimde kullanılır.

Alıştırma

Örnekteki “artırmak veya güçlendirmek” anlamına gelen fiili kullanın: Supportive feedback can ____ your self-confidence.

Cevabı göster

boost

your wealth,

0:45

servetinizi,

your love life or your career.

0:46

aşk hayatınızı veya kariyerinizi.

Kalıp ifadeler

claim to + fiil: doğrulanmamış bir iddiayı aktarmak

claim to + fiilin yalın biçimi, bir kişinin, kuruluşun ya da kaynağın ne yaptığını veya ne yapabildiğini söylediğini aktarır. Bu cümlede kitaplar, etkileri hakkında vaatlerde bulunan kaynaklar olarak sunulur. claim kullanmak, konuşanın iddiayla arasına mesafe koymasını sağlar: vaadi aktarır ama doğrulamaz. Şüphe ima edebilir; ancak tek başına iddianın yanlış olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir reklamın vaadini aktarırken bunun doğru olup olmadığı konusunda mesafeli kalır?

  1. The advert claims to reduce screen fatigue.
  2. The advert may reduce screen fatigue.
  3. The advert can reduce screen fatigue.
Cevabı göster

The advert claims to reduce screen fatigue.

Yes, in just 7 days. Anlatım akışı

0:48

Evet, hem de sadece 7 günde.

Anlatım akışı

in just 7 days: kısa bir süreyi öne çıkarmak

in just 7 days ifadesi, vaat edilen hızı öne çıkarmak için önceki iddiadan sonra eklenir. Burada in + süre, sonucun ortaya çıkması için gereken zamanı verir; just ise “yalnızca” demektir ve yedi günü olağanüstü kısa gösterir. Zaman bilgisini Yes, in just 7 days. gibi ayrı ve kısa bir ek cümlede vermek ifadeyi çarpıcı ve akılda kalıcı yapar. Bu düzen reklamlarda yaygındır; burada hızlı sonuç vaadinin abartılı ve hafif alaycı duyulmasını da sağlar.

Alıştırma

“in just 7 days” bu cümlede nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Sonucun yedi gün önce gerçekleştiği anlamına gelir.
  2. Yedi günü uzun bir bekleyiş gibi gösterir.
  3. Yedi günün çok kısa bir süre olduğunu vurgular.
Cevabı göster

Yedi günün çok kısa bir süre olduğunu vurgular.

There's a clear demand for this kind of thing. Kalıp ifadeler

0:51

Bu tür şeylere açık bir talep var.

Kalıp ifadeler

a clear demand for: bir şeye yönelik açık ihtiyaç

A clear demand for, birçok insanın bir şeyi açıkça istediğini veya o şeye ihtiyaç duyduğunu belirtir. Demand burada isimdir; for ise istenen ürün, hizmet, çalışan veya kaynağı tanıtır. Clear, talebin kanıtlardan kolayca anlaşılabildiğini gösterir. There is a clear demand for... kalıbı pazar veya toplum eğilimlerini anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

“Bir şeye yönelik açık bir ihtiyaç” anlamındaki dört kelimelik İngilizce ifadeyi yazın: The survey shows that there is ____ affordable child care.

Cevabı göster

a clear demand for

The self-help industry is worth $10 billion Kalıp ifadeler

0:53

Kişisel gelişim sektörü 10 milyar dolar değerinde

in the US alone.

0:56

sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde.

Kalıp ifadeler

is worth $10 billion in the US alone: değer ve sınırlı kapsam

Be worth + bir miktar, bir nesnenin, şirketin, sektörün veya pazarın o değere ya da ekonomik büyüklüğe sahip olduğunu belirtir. Burada is worth $10 billion, kişisel gelişim sektörünün büyüklüğünü anlatır. In the US alone ifadesinde alone, kapsam bildiren ifadenin ardından gelir. Burada “yalnızca ABD'de” anlamındadır ve diğer ülkeler sayılmadan önce bile rakamın 10 milyar dolara ulaştığını vurgular; “yalnız” veya “kimsesiz” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The mobile games market is worth $3 billion in Canada alone.” cümlesindeki alone ne anlama gelir?

  1. Pazar Kanada'da kendini yalnız hisseder.
  2. Pazarın Kanada'da rakibi yoktur.
  3. Yalnızca Kanada pazarı bile bu değere ulaşır.
Cevabı göster

Yalnızca Kanada pazarı bile bu değere ulaşır.

Hmm, that's a lot.

0:58

Hmm, bu oldukça fazla.

That includes things like gym memberships,

0:59

Buna spor salonu üyelikleri gibi şeyler de dahil,

diet plans and life coaching apps.

1:02

diyet planları ve yaşam koçluğu uygulamaları.

We'll be looking at why, Anlatım akışı

1:04

Nedenlerine bakacağız,

but first,

1:05

ama önce,

Anlatım akışı

We'll be looking at why, but first: konuyu önceden bildirip önceki bir adıma geçmek

We'll be looking at why, konuşmacının daha sonra açıklamayı planladığı bir konuyu önceden bildirir. but first bu ana konuyu geçici olarak durdurur ve ondan önce başka bir şey yapılacağını gösterir. Burada but bir anlaşmazlık belirtmez. Kalıbın tamamı sırayı takip etmeyi kolaylaştırır: neden daha sonra açıklanacaktır; şimdi ise önceki bir adım gelir.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? “We'll be looking at why, but first,” cümlesinde but first esas olarak önceki bir görüşe katılmamayı belirtir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

the self-help industry has been around for a long time. Kalıp ifadeler

1:06

kişisel gelişim endüstrisi uzun zamandır var.

Kalıp ifadeler

has been around for a long time: geçmişten bugüne süren varlık

has been around for a long time, “uzun zamandır var” anlamına gelir. Burada around bir konumu veya hareketi anlatmaz. Şimdiki zamanla bağlantılı geçmiş zaman yapısı has been, geçmişte başlayan bir durumu bugüne bağlar; for a long time ise süresini belirtir. Sektör geçmişte var olmaya başlamıştır ve bugün de varlığını sürdürmektedir.

Alıştırma

“This custom has been around for centuries” ne anlama gelir?

  1. Yüzyıllardır var.
  2. Birkaç yüzyıl sonra başlayacak.
  3. Yüzyıllardır daireler çizerek dolaşıyor.
Cevabı göster

Yüzyıllardır var.

Which of these well-known books was published first? Dilbilgisi

1:09

Bu ünlü kitaplardan hangisi ilk olarak yayınlanmıştır?

Dilbilgisi

was published first?: hangi eserin daha önce yayımlandığını sormak

Was published yapısında was + geçmiş zaman ortacı published, basit geçmiş zamanda edilgen yapıyı oluşturur. Kitaplar yayımlama eylemini yapan değil, bu eyleme maruz kalan şeylerdir; bu nedenle soruda edilgen yapı kullanılır. First, kitapların yayımlanma tarihlerini karşılaştırır ve hangisinin en erken çıktığını sorar. Bir kitabın ilk kez yayımlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

En erken yayımlanma tarihini soran edilgen soruyu tamamlayın: Which of these articles ____?

Cevabı göster

was published first

Is it A,

1:12

A mı,

How to Win Friends and Influence People?

1:13

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı?

B,

1:16

B mi,

Think and Grow Rich?

1:17

Düşün ve Zengin Ol?

C,

1:19

C mi,

The Law of Attraction?

1:20

Çekim Yasası?

Hmm.

1:21

Hmm.

Could do with some help here. Kalıp ifadeler

1:23

Burada biraz yardıma ihtiyacım olabilir.

Kalıp ifadeler

Could do with some help: ihtiyacı samimi bir dille ifade etmek

Could do with some help, “biraz yardıma ihtiyacım var” veya “biraz yardım iyi olurdu” anlamına gelen, Britanya İngilizcesine özgü samimi bir ifadedir. Bu günlük bağlamda konuşanın kim olduğu belli olduğundan I öznesi söylenmemiştir. could do with + isim öbeği, ihtiyaç veya istek bildiren kalıplaşmış bir yapıdır. İsimle “birlikte bir şey yapmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Şu anki hafif bir ihtiyacı belirten samimi Britanya İngilizcesi ifadesini tamamlayın: After carrying these boxes all morning, I ____ a break.

Cevabı göster

could do with

I'll go for the first one, Öbek fiiller

1:24

İlkini seçeceğim,

Öbek fiiller

go for: bir seçeneği seçmek

Bu cümlede go for, “seçmek” anlamına gelir. for'dan sonra gelen nesne seçilen seçeneği gösterir; bu nedenle go for the first one, konuşanın ilk seçeneği seçtiği anlamına gelir. Bu kullanım bir yere doğru hareket etmeyi değil, karar vermeyi anlatır. go for + seçenek kalıbı, alternatifler arasından seçim yapılan durumlarda kullanılabilir.

Alıştırma

Mia bir kafede “I'll go for the tomato soup.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Domates çorbasını birine veriyor.
  2. Domates çorbasını seçiyor.
  3. Domates çorbasına doğru yürüyor.
Cevabı göster

Domates çorbasını seçiyor.

How to Win Friends and Influence People.

1:26

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı.

Okay.

1:29

Tamam.

Well, before we go further, Anlatım akışı

1:29

Pekala, daha fazla ilerlemeden önce,

Anlatım akışı

before we go further: sonraki adımdan önce kısa bir ara vermek

Before we go further, konuşmanın akışını düzenleyen bir ifadedir. Konuşan kişinin bilgi ekleyebilmesi, bir şeyi kontrol edebilmesi veya gerekli bir adımı önce tamamlayabilmesi için mevcut akışı kısa süreliğine durdurur. Burada go further, daha uzak bir mesafeye gitmek değil, konuya veya sürece devam etmek anlamına gelir. Ayrıca ana konuşma devam etmeden önce kısa bir ara bölüm geleceğini dinleyenlere bildirir.

Alıştırma

Bir toplantı yöneticisi “Before we go further, let's confirm the deadline.” diyor. Bu ifade ne işe yarıyor?

  1. Herkese daha uzak bir mesafeye yürümesini söyler.
  2. Toplantının bittiğini duyurur.
  3. Son teslim tarihi önce doğrulanabilsin diye konuşmaya ara verir.
Cevabı göster

Son teslim tarihi önce doğrulanabilsin diye konuşmaya ara verir.

let's take a trip around a bookshop Kalıp ifadeler

1:31

bir kitapçıda tura çıkalım

in Manchester to find out which self-help books Öbek fiiller

1:33

Manchester'da hangi kişisel gelişim kitaplarının

are selling well.

1:36

iyi sattığını bulmak için.

Kalıp ifadeler

let's take a trip around: dinleyicileri bir sahneye davet etmek

Bu cümlede let's take a trip around gerçek anlamda bir yolculuk duyurmaz. Sunucunun, dinleyicileri programla birlikte kitapçıyı keşfetmeye çağırdığı samimi bir davettir. Let's ortak bir davet oluşturur; take a trip around + yer ise bir ziyareti veya rehberli incelemeyi başlatır. Bu, gerçek bir ziyaret olabileceği gibi resim, video ya da anlatım yoluyla yapılan bir keşif de olabilir.

Alıştırma

Bu cümlede let's take a trip around ne işe yarıyor?

  1. Dinleyicilere kitapçıdan hemen çıkmalarını söyler.
  2. Konuşanın Manchester'da tatil ayarladığını söyler.
  3. Dinleyicileri kitapçı sahnesini keşfetmeye çağırır.
Cevabı göster

Dinleyicileri kitapçı sahnesini keşfetmeye çağırır.

Öbek fiiller

find out: kontrol ederek cevabı öğrenmek

Find out, genellikle sorarak, kontrol ederek, gözlemleyerek veya araştırarak daha önce bilinmeyen bir bilgiyi edinmek demektir. Burada kitapçıyı ziyaret etmenin amacını, yani hangi kişisel gelişim kitaplarının iyi sattığını öğrenmeyi belirtir. find out which self-help books are selling well yapısında which ile başlayan yan cümle, öğrenilecek bilginin ne olduğunu gösterir. Find out sonrasında why, when veya whether ile başlayan yan cümleler de kullanılabilir.

Alıştırma

Derste öğrendiğiniz ve “kontrol ederek bilgiyi edinmek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: Please ____ what time the pool closes.

Cevabı göster

find out

Let's listen to Emma Marshall,

1:37

Emma Marshall'ı dinleyelim,

a manager at Waterstones bookshop.

1:39

Waterstones kitapçısında bir yönetici.

What's popular now?

1:41

Şimdi popüler olan ne?

At the moment, Kalıp ifadeler

1:43

Şu anda,

Kalıp ifadeler

At the moment: içinde bulunulan dönem

At the moment, “şimdi” veya “içinde bulunulan dönemde” anlamına gelir. Buradaki moment çok kısa tek bir anı anlatmaz; ifadenin tamamı şu anda geçerli olan ve daha sonra değişebilecek bir durumu ya da eğilimi çerçeveler. Cümlenin başında kullanıldığında, ardından gelen bilginin zaman çerçevesini belirler.

Alıştırma

Hangi cümlede At the moment, daha sonra değişebilecek güncel bir durumu tanıtmak için kullanılmıştır?

  1. At the moment, our school library is closed for repairs.
  2. For a moment, I forgot his name.
  3. At that moment, the lights suddenly went out.
Cevabı göster

At the moment, our school library is closed for repairs.

we're in the tidying up and getting rid of things trend. Öbek fiiller

1:44

ortalığı toparlama ve eşyalardan kurtulma trendindeyiz.

Öbek fiiller

tidying up: bir yeri düzenli hâle getirmek

Tidying up, tidy up öbek fiilinin -ing biçimidir. Eşyaları uygun yerlerine koyarak bir odanın, masanın veya başka bir alanın düzenli görünmesini sağlamak anlamına gelir. Buradaki up yukarı yönü göstermez; öbek fiilin bir parçasıdır ve işi düzenli bir sonuca ulaştırma anlamı katar. Cümlede tidying up bir etkinliğin adını verir. Getting rid of things ile birlikte, söz konusu edilen akımın türünü belirtir.

Alıştırma

Tidy up ifadesinin doğru -ing biçimini kullanın: Leo is ____ his desk before the lesson.

Cevabı göster

tidying up

Öbek fiiller

getting rid of things: artık istenmeyen şeylerden kurtulmak

Get rid of, istenmeyen bir şeyi kaldırmak, atmak ya da başka bir şekilde ortadan kaldırmak anlamına gelir. Yapı get rid of + nesne şeklindedir; bu nedenle things, insanların ortadan kaldırdığı şeyleri belirtir. Örnekte getting kullanılmasının nedeni, getting rid of things ifadesinin bir etkinliği adlandırması ve tidying up ile yan yana bağlanmasıdır. Aynı ifade problem, koku veya kötü alışkanlık gibi fiziksel olmayan şeyler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi get, rid ve of sözcüklerinden oluşan sabit ifadeyle tamamlayın: She wants to ____ the broken chair before moving.

Cevabı göster

get rid of

But before that,

1:46

Ama ondan önce,

we saw colouring-in,

1:47

boyama kitaplarını gördük,

which became a huge thing. Kelime

1:49

ki bu çok büyük bir olay oldu.

Kelime

became a huge thing: çok popüler oldu

Burada a huge thing, çok ilgi çeken veya çok popüler olan bir etkinliği, fikri ya da eğilimi anlatmanın gündelik bir yoludur. Thing, fiziksel bir nesneyi değil, olgunun tamamını temsil eder. Became zaman içindeki değişimi gösterir: boyama yalnızca var olan bir etkinlik değildi, geniş çapta fark edilen bir akıma dönüştü. Başka bağlamlarda huge thing popülerliğin yanında önemi de vurgulayabilir; hangi anlamın öne çıktığını çevredeki konu belirler.

Alıştırma

'Colouring-in became a huge thing' cümlesinde became a huge thing ne anlama gelir?

  1. Üretimi pahalı hâle geldi.
  2. Fiziksel olarak büyük bir nesneye dönüştü.
  3. Çok popüler oldu veya büyük ilgi çekti.
Cevabı göster

Çok popüler oldu veya büyük ilgi çekti.

It's kind of dwindling now Notlar

1:50

Şimdi biraz azalıyor

Ton ve niyet

kind of ile ifadeyi yumuşatma

Burada kind of, “biraz” veya “bir ölçüde” anlamına gelen, günlük dilde kullanılan bir yumuşatıcıdır. dwindling ifadesinin gücünü azaltır; böylece konuşan kişi azalmayı yaklaşık ya da temkinli bir değerlendirme olarak sunar. Burada “bir tür” anlamına gelmez. kind of bir betimlemeyi veya yargıyı yumuşattığında, konuşanın hangi kısmı daha az kesin söylediğini anlamak için ardından gelen sözlere odaklan.

Alıştırma

Hangi cümlede kind of, “bir tür” anlamı yerine bir betimlemeyi yumuşatmak için kullanılmıştır?

  1. The room is kind of cold.
  2. What kind of music is this?
  3. A robin is a kind of bird.
Cevabı göster

The room is kind of cold.

Kelime

dwindling now: şu anda süren kademeli azalma

Dwindling now, bir şeyin şu anki dönemde küçülmekte, zayıflamakta ya da miktarının azalmakta olduğunu belirtir. Dwindle ani bir kayboluşu değil, kademeli bir azalmayı anlatır. Burada dwindling, It's içindeki is ile birlikte devam eden şimdiki zamanı kurar; now ise eğilimi içinde bulunduğumuz döneme yerleştirir.

Alıştırma

Our food supplies are dwindling. cümlesinde ne oluyor?

  1. Miktarları giderek azalıyor.
  2. Hepsi bir anda ortadan kayboldu.
  3. Dikkatle sayılıyorlar.
Cevabı göster

Miktarları giderek azalıyor.

'cause these sorts of trends

1:52

çünkü bu tür trendler

come in and then they go. Anlatım akışı

1:53

gelir ve sonra giderler.

Anlatım akışı

come in and then they go: trendlerin yükselip kaybolması

Bu cümlede come in, “bir odaya girmek” değil, “ortaya çıkmak veya moda olmak” anlamına gelir. They, these sorts of trends ifadesine gönderme yapar; go ise trendlerin etkisini yitirip popüler olmaktan çıkmasını anlatır. come in ... and then ... go sıralaması, yükselişi ve düşüşü zaman sırasına koyar. Moda, fikir veya başka trendlerin kısa yaşam döngüsünü özetlemenin kısa bir yoludur.

Alıştırma

Trendleri anlatırken “come in and then they go” ne anlama gelir?

  1. Hiç değişmeden popüler kalırlar.
  2. Ortaya çıkar veya popüler olur, ardından gözden kaybolurlar.
  3. Bir odaya girip sonra çıkarlar.
Cevabı göster

Ortaya çıkar veya popüler olur, ardından gözden kaybolurlar.

Like last year,

1:55

Geçen yıl olduğu gibi,

we saw hygge, Kültür

1:55

hygge'yi gördük,

which is the Danish art of living well.

1:57

ki bu da Danimarka'nın iyi yaşama sanatıdır.

Kültür

hygge, which is the Danish art of living well: Danimarkalı bir kültürel kavramın açıklaması

Hygge, İngilizcede sıcak bir ortamda veya iyi bir arkadaş grubuyla rahat ve huzurlu bir günlük yaşam duygusu yaratma ya da yaşama biçimini anlatan Danca kökenli bir alıntı kelimedir. the Danish art of living well ifadesi, kelimesi kelimesine bir çeviri değil, dinleyicinin kolayca anlayabileceği kısa bir açıklamadır. which is ... bölümü, bilinmeyen terimin hemen ardından bu arka planı ekler. Bu, sınırlayıcı olmayan bir ilgi yan cümlesidir: belirli bir hygge türünü tanımlamak yerine hygge kavramını dinleyiciye açıklar. Böylece dinleyici, kavramın neden bir yaşam tarzı trendi olarak ele alındığını anlayabilir.

Alıştırma

Bu cümlede “which is the Danish art of living well” bölümünün temel görevi nedir?

  1. Dinleyiciye hygge hakkında kısa bir açıklama vermek
  2. Danimarka'daki iki yeri karşılaştırmak
  3. Hygge kavramının başladığı kesin tarihi vermek
Cevabı göster

Dinleyiciye hygge hakkında kısa bir açıklama vermek

Apparently,

1:59

Görünüşe göre,

so we're taking from all sorts of cultures. Kalıp ifadeler

1:59

böylece her türlü kültürden bir şeyler alıyoruz.

Kalıp ifadeler

all sorts of cultures: her türlü kültür

All sorts of, “birçok farklı türde” anlamına gelir. all sorts of cultures ifadesindeki sorts, “türler” anlamındaki çoğul bir isimdir; nesneleri düzenlemekle ilgili bir fiil değildir. Bu ifade çeşitliliği vurgular: fikirler yalnızca bir kültürden değil, birçok kültürel kaynaktan alınmaktadır.

Alıştırma

Cümleyi “birçok farklı türde” anlamına gelen üç kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The science museum has ____ exhibits, from fossils to robots.

Cevabı göster

all sorts of

And so I think right now

2:01

Ve bence şu anda

the trend is clearly about

2:03

trend açıkça şu yönde:

slowing down in your life. Öbek fiiller

2:04

hayatınızı yavaşlatmak.

Öbek fiiller

slowing down in your life: daha az telaşlı yaşamak

Burada slowing down, günlük hayatın temposunu daha az telaşlı hâle getirmek anlamına gelir. Daha az şey yapmak, işlere daha fazla zaman ayırmak veya dinlenmeye yer açmak buna dâhil olabilir; yalnızca fiziksel olarak daha yavaş hareket etmek anlamına gelmez. In your life ifadenin kapsamını belirler: konuşan kişi belirli bir araçtan veya eylemden değil, genel bir yaşam tarzından söz etmektedir. Slowing, about sözcüğünden sonra gelip eğilimin konusunu adlandırdığı için -ing biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede slow down, “daha az telaşlı bir tempoda yaşamak” anlamında kullanılmıştır?

  1. Please slow down because I cannot understand you.
  2. I want to slow down and leave more time for family and rest.
  3. The bus slowed down near the school.
Cevabı göster

I want to slow down and leave more time for family and rest.

Emma says there are a couple of trends right now.

2:07

Emma şu sıralar birkaç trend olduğunu söylüyor.

A trend here means something new Anlatım akışı

2:09

Buradaki trend, yeni olan bir şey anlamına gelir

which is popular for a period of time.

2:11

belirli bir süre popüler olan.

Anlatım akışı

A trend here means...: bir sözcüğü bağlam içinde tanımlamak

A trend here means... kalıbında önce açıklanacak terim gelir; means ise ardından gelen sözlerin amaçlanan tanımı verdiğini gösterir. Here, bu tanımı mevcut cümle veya konuşmayla sınırlar; fiziksel bir yeri göstermez. Tekrar kullanılabilen X here means Y kalıbı, X'in birden fazla anlamı olduğunda açıklamayı düzenler. Dinleyiciye bu bağlamda Y anlamını kullanmasını söyler.

Alıştırma

Anlamı bu bağlamla sınırlayan iki kelimelik ifadeyle tanım kalıbını tamamlayın: Platform ____ a digital service, not a physical stage.

Cevabı göster

here means

Yes, so she mentioned tidying up

2:13

Evet, bu yüzden toparlamaktan bahsetti

and getting rid of things.

2:16

ve eşyalardan kurtulmaktan.

Would you buy a book about tidying up, Neil?

2:17

Toparlanmakla ilgili bir kitap alır mıydın, Neil?

Uh, I'd be more likely to buy a book about it Dilbilgisi

2:19

Uh, bununla ilgili bir kitap alma ihtimalim

than actually tidy up.

2:22

gerçekten etrafı toplamaktan daha yüksek.

Dilbilgisi

I'd be more likely to... than...: iki olası eylemi karşılaştırmak

I'd, I would ifadesinin kısaltmasıdır. I'd be more likely to A than B kalıbı, hayal edilen veya ilgili durumda A eyleminin gerçekleşme olasılığının B eyleminden daha yüksek olduğunu söyler. To'dan sonra fiilin yalın hâlini, than'den sonra ise karşılaştırılan paralel bir eylemi kullanın: to buy ... than tidy up. Bu yapı kesinliği veya mutlaka bir tercihi değil, göreli olasılığı karşılaştırır. Actually, ortalığı toplama konusunda okumakla gerçekten toplamak arasındaki farkı vurgular ve cümleye kişinin kendisiyle hafifçe alay ettiği bir ton katar.

Alıştırma

Olasılık karşılaştırmasını tamamlayın: Knowing my habits, I'd be ____ read the instructions ____ build the model.

Cevabı göster

more likely to · than

She also mentioned a current trend about slowing down

2:23

Ayrıca yavaşlamakla ilgili mevcut bir trendden de bahsetti

in our lives.

2:26

hayatlarımızda.

Uh, well, I can agree with that.

2:27

Uh, şey, buna katılabilirim.

And previous trends included colouring-in. Kelime

2:29

Ve önceki trendler arasında boyama da vardı.

Kelime

colouring-in: boyama etkinliğini anlatan Britanya İngilizcesi isim

Burada colouring-in, bir resmin dış çizgilerinin içine renk ekleme etkinliği anlamına gelen bir isimdir. included sözcüğünden sonra adı verilen etkinliktir; yalnızca colour fiili değildir. Bu isim, ister çocuklar ister yetişkinler yapsın, boyama etkinliğinin kendisini anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede colouring-in ne anlama geliyor?

  1. Farklı renklerin adlarını öğrenme
  2. Bir odayı birkaç renge boyama
  3. Dış çizgili resimlerin içine renk ekleme etkinliği
Cevabı göster

Dış çizgili resimlerin içine renk ekleme etkinliği

These books have black and white

2:32

Bu kitapların siyah beyaz

outline pictures that you fill in with colors. Öbek fiiller

2:33

renklerle doldurduğunuz dış hat resimleri var.

Öbek fiiller

fill in ... with colors: boş alanları renk kullanarak doldurmak

that you fill in with colors ilgi cümleciğinde that, outline pictures ifadesine gönderme yapar ve fill in fiilinin nesnesidir. Burada fill in, dış çizgilerle çevrili boş alanlara renk eklemek anlamına gelir. with colors ifadesi, bu alanların neyle doldurulduğunu belirtir. Aktarılabilir kalıp fill in + boş alan veya eksik bölüm + with + malzeme ya da içerik şeklindedir.

Alıştırma

Sanat yönergesini dersteki öbek fiille tamamlayın: Please ____ the stars with yellow paint.

Cevabı göster

fill in

I used to do that as a child. Dilbilgisi

2:36

Çocukken bunu yapardım.

Dilbilgisi

I used to do that as a child: used to + fiilin yalın hâli

Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte geçerli olan bir alışkanlığı veya durumu anlatır ve çoğu zaman bugünkü durumun farklı olduğunu düşündürür. Bu cümlede used to do, konuşanın çocukken aynı etkinliği düzenli olarak yaptığını söyler. Used to’dan sonra fiilin yalın hâli gelir: do; did veya doing değil. Burada “bir amaç için kullanılmak” anlamı yoktur.

Alıştırma

Cümleyi used ile başlayan ve geçmiş alışkanlık bildiren iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When Leo was younger, he ____ walk to school, but now he takes the bus.

Cevabı göster

used to

Very therapeutic. Kelime

2:37

Çok terapötik (therapeutic).

Therapeutic,

2:39

Terapötik,

making you feel more relaxed

2:40

sizi daha rahatlamış hissettirir

and less anxious.

2:41

ve daha az endişeli.

It's related to the word therapy.

2:43

Terapi (therapy) kelimesi ile ilgilidir.

Kelime

Very therapeutic: sakinleştirici ve stresi azaltıcı

Therapeutic bir sıfattır. Burada bir etkinliğin sakinleştirici ve yararlı bir etkisi olduğu, yani kişiyi daha rahat ve daha az kaygılı hissettirdiği anlamına gelir. Very therapeutic, It is very therapeutic. cümlesinin konuşmadaki kısa biçimidir. Sözcük therapy ile bağlantılıdır; ancak bu gündelik kullanımda etkinliğin resmî bir tıbbi veya psikolojik tedavi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

"The slow rhythm of knitting is therapeutic," cümlesinde therapeutic sözcüğü büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bir tıp doktoru tarafından yapılması gerekir.
  2. İnsanların daha sakin ve daha az stresli hissetmesine yardımcı olur.
  3. İnsanların daha hızlı çalışmasını ve heyecanlanmasını sağlar.
Cevabı göster

İnsanların daha sakin ve daha az stresli hissetmesine yardımcı olur.

Although the colouring-in trend is dwindling, Dilbilgisi

2:45

Boyama trendi azalıyor (dwindling) olsa da,

it's becoming weaker.

2:47

giderek zayıflıyor.

Dilbilgisi

Although the colouring-in trend is dwindling: karşıtlık bildiren bir yan cümle kurma

Although, the colouring-in trend is dwindling yan cümlesini karşıtlık bildiren bir arka plan olarak sunar. Bu yan cümle, trendin popülerliğini kaybettiğini belirtir ve mesajı tamamlayacak bir ana cümlenin geleceğine işaret eder. Cümle başındaki although yan cümlesi bağımlıdır ve tek başına tam bir cümle oluşturmaz. Normalde ana cümle, arka planla çelişen veya beklenmedik bir gerçek verir. Bu altyazıda ise it's becoming weaker büyük ölçüde dwindling ifadesini açıklar; bu nedenle karşıtlık alışılmıştan daha zayıftır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki karşıtlık bağlacıyla tamamlayın: ____ the team was tired, it finished the game.

Cevabı göster

Although

They're selling fewer colouring-in books.

2:49

Daha az boyama kitabı satıyorlar.

So, trends come and go, Deyimler

2:52

Yani, trendler gelir ve geçer,

Deyimler

trends come and go: trendlerin ortaya çıkıp kaybolması

Trends come and go yaygın bir mecaz ifadedir. Trendlerin popüler hâle gelip daha sonra popülerliğini kaybetmesi veya ortadan kalkması anlamına gelir; come and go burada fiziksel hareketi anlatmaz. Bu ifade, zaman içinde tekrarlanan değişimleri genel olarak özetler. Tarzlar veya ilgi alanları gibi başka geçici şeylerle de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “ortaya çıkıp daha sonra kaybolmak” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: Online fads ____, but useful skills last.

Cevabı göster

come and go

but the industry is going from strength to strength. Deyimler

2:54

ancak sektör giderek daha da güçleniyor (going from strength to strength).

Deyimler

going from strength to strength: giderek daha başarılı olmak

Going from strength to strength, giderek daha başarılı, etkili veya sağlam bir konuma gelmek anlamındaki bir deyimdir. Bu cümlede sektörün olumlu yönde gelişmeye devam ettiğini anlatır; farklı güç türleri arasında gerçek bir hareketi anlatmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp go from strength to strength şeklindedir. Zamana ve özneye göre go değişir: the industry is going..., the club went... veya the business has gone....

Alıştırma

Giderek daha başarılı olmak anlamındaki deyimi tamamlayın: Since the new coach arrived, the team has gone ____.

Cevabı göster

from strength to strength

To go from strength to strength

2:57

Giderek daha da güçlenmek

means to remain strong or get even stronger.

2:59

güçlü kalmak veya daha da güçlenmek anlamına gelir.

Why?

3:02

Neden?

Dr. Jennifer Wild,

3:03

Dr. Jennifer Wild,

a psychologist from Oxford University,

3:04

Oxford Üniversitesi'nden bir psikolog,

believes that the internet is a big factor. Kalıp ifadeler

3:07

internetin büyük bir faktör olduğuna inanıyor.

Kalıp ifadeler

the internet is a big factor: internet önemli bir etkendir

Bu cümlede the internet öznedir; a big factor ise is fiilinden sonra özneyi açıklayan bölümdür. A big factor, önemli bir etki veya sonuca katkıda bulunan bir neden demektir. Big fiziksel boyutu değil etkinin büyüklüğünü anlatır ve buradaki factor matematiksel anlamda kullanılmaz. İfadede the only yerine a kullanılması, interneti açıklamanın önemli bir parçası olarak gösterir ancak tek neden olduğunu söylemez. Bu kalıp, bir şeyin neden olduğunu veya sonucu nelerin etkilediğini açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede a big factor ne anlama gelir? Reliable public transport is a big factor in where people choose to live.

  1. seçim üzerinde önemli bir etki
  2. seçim için mümkün olan tek neden
  3. şehrin fiziksel olarak büyük bir bölümü
Cevabı göster

seçim üzerinde önemli bir etki

We've got used to searching for solutions online Dilbilgisi

3:10

Çevrimiçi çözüm aramaya alıştık

Dilbilgisi

We've got used to searching: get used to + -ing biçimi

Get used to + bir isim veya -ing biçimi, bir şeye zamanla alışmak anlamına gelir. We've got used to searching... cümlesinde present perfect, uyum sürecinin gerçekleştiğini ve internette arama yapmanın artık normal ya da tanıdık geldiğini gösterir. Buradaki to, mastar belirteci değil bir edattır. Bu yüzden ardından search fiilinin yalın hâli değil, searching biçimi gelir.

Alıştırma

Get used to yapısını Britanya İngilizcesindeki present perfect biçimiyle kullanarak cümleyi tamamlayın: We have ____ checking the route before every trip.

Cevabı göster

got used to

and now these solutions

3:12

ve şimdi bu çözümler

even include how to fix or improve our lives. Kelime

3:14

hayatlarımızı nasıl onaracağımızı veya geliştireceğimizi bile içeriyor.

Kelime

fix or improve our lives: fix fiilinin mecaz anlamı

Fix our lives ifadesinde fix mecaz anlamda kullanılır. Yaşama biçimimizdeki ciddi sorunlarla ilgilenmek veya hayatın bozulan bölümlerini yeniden düzene koymak demektir; bir hayatı fiziksel olarak tamir etmek anlamına gelmez. Improve our lives daha geniş bir anlama sahiptir: hayatı daha iyi hâle getirmek demektir. Or ile bağlanan bu iki fiil, hem yanlış giden şeyleri çözmeyi hem de zaten işleyen bir durumu daha iyi hâle getirmeyi kapsar.

Alıştırma

Kişisel gelişim bağlamında fix our lives genellikle ne anlama gelir?

  1. Yaşama biçimimizdeki ciddi sorunlarla ilgilenmek
  2. Canlı bedenleri aletlerle tamir etmek
  3. Hayatın her bölümünü değiştirmeden korumak
Cevabı göster

Yaşama biçimimizdeki ciddi sorunlarla ilgilenmek

And psychologist Caroline Beaton,

3:17

Ve psikolog Caroline Beaton,

writing on Forbes.com, said she believes Anlatım akışı

3:19

Forbes.com'da yazarken, inandığını söyledi

that millennials are a big factor.

3:22

milenyallerin büyük bir faktör olduğuna.

Anlatım akışı

writing on Forbes.com: yazılı kaynağı araya ekleme

Bu cümlede writing on Forbes.com, psikolog Caroline Beaton'ı niteleyen bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. İsimden sonra virgüllerle ayrılarak kullanılır ve aktarılan görüşün onun nerede yayımlanan yazısından geldiğini belirtir. Ana cümlenin öznesi Caroline Beaton, temel fiili ise said sözcüğüdür. Araya giren öbek yalnızca kaynakla ilgili arka plan bilgisi verir; temel eylem değildir ve onun fiziksel olarak bir web sayfasının üzerine yazı yazdığı anlamına gelmez. Haber dilinde bir kişinin adından sonra writing in veya writing on ve bir yayın adı kullanılarak o kişinin yazılı görüşünün kaynağı gösterilebilir.

Alıştırma

writing on Forbes.com cümlede hangi görevi görür?

  1. Yazıyı Forbes.com'un yazdığını söyler.
  2. Caroline Beaton'ın görüşünün yazılı kaynağını belirtir.
  3. writing sözcüğünü cümlenin temel fiili yapar.
Cevabı göster

Caroline Beaton'ın görüşünün yazılı kaynağını belirtir.

How do we define the term millennial?

3:24

Milenyal (millennial) terimini nasıl tanımlarız?

Also known as Generation Y, Kültür

3:26

Y Kuşağı olarak da bilinirler,

are people born between

3:28

arasında doğan insanlardır

the mid-1980s and early 2000s.

3:30

1980'lerin ortası ve 2000'lerin başı.

Kültür

Also known as Generation Y: başka bir adı tanıtma

Also known as Generation Y, milenyum kuşağı için alternatif bir ad sunar: Generation Y. Known as, “bu adla anılan” demektir; also ise bunun farklı bir grup değil, aynı grup için kullanılan ek bir ad olduğunu gösterir. Burada millennial ve Generation Y, aile içindeki kuşak sıraları değil, doğum yıllarına dayalı toplumsal kuşak etiketleridir. Videodaki tanıma göre 1980'lerin ortaları ile 2000'lerin başları arasında doğan kişileri ifade ederler.

Alıştırma

Cümleyi “ek bir adla anılan” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: New York City is ____ the Big Apple.

Cevabı göster

also known as

It's a common term in the news,

3:33

Haberlerde yaygın olarak kullanılan bir terimdir,

often because people born in this time

3:34

genellikle bu zamanda doğan insanların

in the West are seen to have Dilbilgisi

3:36

Batı'da sahip oldukları görüldüğü için

certain characteristics.

3:38

belirli özelliklere.

Dilbilgisi

are seen to have: yaygın bir dış algıyı aktarmak

are seen to have ifadesinde be seen to + fiilin yalın hâli, edilgen bir aktarım yapısıdır: insanlar öznenin bu niteliklere sahip olduğunu genel olarak düşünür veya özneyi bu şekilde değerlendirir. Buradaki seen, gözle görülmek anlamına gelmez. Bu görüşü kimin taşıdığı belirtilmediği için yapı, içeriği yaygın bir dış algı olarak sunar ve konuşanın bunu kanıtlanmış bir gerçek olarak ileri sürmekten kaçınmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi «genel olarak sahip olduğu düşünülür» anlamındaki aktarım yapısıyla tamamlayın: The program ____ two major benefits.

Cevabı göster

is seen to have

Yes, they're sometimes described as lazy

3:40

Evet, bazen tembel olarak tanımlanırlar

and obsessed with themselves. Kelime

3:42

ve kendilerine takıntılı olarak.

Kelime

obsessed with themselves: güçlü bir olumsuz değerlendirme

Be obsessed with, bir kişi veya şey hakkında normal ya da sağlıklı olandan çok daha fazla düşünmek veya ona odaklanmak anlamına gelir. themselves ile kullanıldığında insanları aşırı derecede kendilerine odaklanmakla eleştirir; interested in themselves ifadesinden çok daha güçlüdür. Bu ifade are sometimes described as yapısının içinde yer aldığı için bir grup hakkındaki kalıp yargıyı aktarır; bunun her birey için doğru olduğunu doğrulamaz.

Alıştırma

Yargı: 'Maya is obsessed with herself' demek genellikle sağlıklı özgüvene yönelik tarafsız bir iltifattır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

And while that's not necessarily true, Ton ve niyet

3:44

Ve bu mutlaka doğru olmasa da,

Ton ve niyet

while that's not necessarily true: iddiayı sınırlayan bir ödünleme

Bu cümlede while bir ödünleme ilişkisi kurar: Konuşan kişi daha belirli bir noktaya geçmeden önce önceki iddiayı sınırlar. Buradaki while, bir şeyin gerçekleştiği süreyi değil, her ne kadar veya olsa da anlamını taşır. That's not necessarily true, iddianın her durumda doğru olduğunun garanti edilemeyeceğini belirtir. Bazı durumlarda doğru olma olasılığını açık bırakır; bu nedenle That's not true demekten daha yumuşak bir düzeltmedir.

Alıştırma

Konuşan kişi while that's not necessarily true ile ne anlatıyor?

  1. Önceki iddia kesinlikle yanlıştır.
  2. Önceki iddia bazı durumlarda doğru olabilir, ancak doğru olduğu garanti değildir.
  3. Önceki iddia tamamen doğrudur ve sınırlandırılması gerekmez.
Cevabı göster

Önceki iddia bazı durumlarda doğru olabilir, ancak doğru olduğu garanti değildir.

Caroline Beaton says millennials are highly self-critical. Kelime

3:46

Caroline Beaton milenyallerin son derece özeleştirel (self-critical) olduğunu söylüyor.

Kelime

highly self-critical: eleştiriyi kendine yöneltmek

Self-critical, kendi kusurlarını, seçimlerini veya performansını dikkatle inceleyip değerlendiren bir kişiyi anlatır. self- ön eki, eleştirinin başkalarına değil kişinin kendisine yöneldiğini gösterir. Highly, self-critical sıfatının derecesini güçlendiren bir zarftır. Bu nedenle highly self-critical, kişinin kendisini değerlendirme eğiliminin çok güçlü olması demektir. İfade tek başına bu alışkanlığın yararlı mı yoksa zararlı mı olduğunu belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle highly self-critical olan birini en iyi anlatır?

  1. Leo kendi yaptığı işi sık sık çok sert biçimde değerlendirir.
  2. Leo nasıl bir performans sergilediğini hiç düşünmez.
  3. Leo sık sık diğer herkesin hatalarını gösterir.
Cevabı göster

Leo kendi yaptığı işi sık sık çok sert biçimde değerlendirir.

Self-critical.

3:50

Özeleştirel.

They are aware of their own faults, Kalıp ifadeler

3:51

Kendi hatalarının farkındalar,

Kalıp ifadeler

are aware of their own faults: kendi kusurlarının farkında olmak

Be aware of + isim öbeği, bir şeyi bilmek veya bilinçli biçimde fark etmek anlamına gelir. Burada their own faults, kendi içlerinde fark ettikleri kusurları anlatır. Aware bir sıfattır, bu yüzden normalde be fiilinin bir biçiminden sonra gelir. Bu yapı bir gerçek, sorun, risk veya durumun farkında olmayı vurgular ve çoğu zaman nötr know fiilinden daha güçlü bir bilinç anlamı taşır.

Alıştırma

Be aware of kalıbındaki eksik edatla cümleyi tamamlayın: The hikers are aware ____ the weather warning.

Cevabı göster

of

which also means they're more likely Dilbilgisi

3:53

ki bu da daha muhtemel oldukları anlamına gelir

to spend time or money on self-help.

3:55

kişisel gelişime zaman veya para harcama konusunda.

Dilbilgisi

they're more likely to spend: zaman veya para harcama olasılıkları daha yüksek

Be more likely to + fiilin yalın hâli, bir eylemin gerçekleşme olasılığının daha yüksek olduğunu anlatır. Bu cümlede, bu grubun kişisel gelişime zaman veya para harcaması daha olası bir davranış olarak sunuluyor. More likely, diğer grup veya durum açıkça belirtilmese bile olasılıkları karşılaştırır. Tercih etmek anlamına gelmez ve eylemin kesinlikle gerçekleşeceğini söylemez.

Alıştırma

Olasılık karşılaştırmasını hedef yapıyla tamamlayın: People are ____ walk at night on well-lit streets than on poorly lit ones.

Cevabı göster

more likely to

She says they spend twice as much Dilbilgisi

3:58

İki kat daha fazla harcadıklarını söylüyor

as Generation X's.

4:00

X Kuşağından.

Dilbilgisi

spend twice as much as Generation X's: X Kuşağı'nın iki katı kadar harcamak

Twice as much as miktarları karşılaştırır. Bu cümlede onların harcaması, X Kuşağı'nın karşılık gelen harcamasının iki katıdır. Kalıp spend + twice as much + as + karşılaştırılan öge şeklindedir. Burada much kullanılır çünkü ayrı ayrı sayılabilen nesnelerin sayısı değil, harcama miktarı karşılaştırılır. İyelik biçimindeki Generation X's, spending gibi söylenmemiş bir ismin bağlamdan anlaşılmasını sağlar.

Alıştırma

“Miktarın iki katı” anlamındaki ifadeyle karşılaştırmayı tamamlayın: The larger room costs twice ____ the smaller room.

Cevabı göster

as much as

Generation X refers to people born Kalıp ifadeler

4:01

X Kuşağı, doğan insanları ifade eder

between the late 1960s and around 1980.

4:04

1960'ların sonları ile 1980 civarı arasında.

Kalıp ifadeler

Generation X refers to ...: “X Kuşağı” şu grubu ifade eder...

Burada refers to, “ifade eder” veya “anlam olarak şunu gösterir” demektir. Cümle Generation X ifadesini bir etiket olarak kullanır ve ardından bu etikete dâhil olan kişileri belirtir. Yeniden kullanılabilen tanım kalıbı X refers to Y biçimindedir: X açıklanan sözcük, etiket, kısaltma veya simgedir; Y ise onun ifade ettiği şeydir. to edatı kalıbın bir parçasıdır.

Alıştırma

Tanımı refer to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: In this guide, 'adult' ____ anyone aged eighteen or older.

Cevabı göster

refers to

And one more possible reason why the self-help industry does well,

4:07

Ve kişisel gelişim sektörünün iyi iş yapmasının olası bir nedeni daha,

it's very resistant to recessions. Kelime

4:11

durgunluklara karşı çok dirençlidir.

Kelime

be resistant to recessions: ekonomik durgunluklardan kolay etkilenmemek

be resistant to + isim yapısında resistant, bir şeyin to sonrasında gelen etkenden kolayca zarar görmediğini, değişmediğini veya etkilenmediğini belirtir. Burada kişisel gelişim sektörünün, ekonomik durgunluklar genel ekonomiye zarar verse bile iyi performans göstermeyi sürdürme eğiliminde olduğu anlatılıyor. Dayanıklılık bir derece meselesidir; hiç etkilenmeme garantisi değildir. Bu ifade ekonomik koşullara dayanabilme yeteneğini anlatır, ekonomik durgunlukla aktif biçimde mücadele etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

“The business is resistant to recessions” ne anlama gelir?

  1. İşletme ekonomik durgunlukların oluşmasını aktif biçimde engellemeye çalışır.
  2. İşletme ekonomik durgunluk sırasında asla para kaybedemez.
  3. Ekonomik durgunluklar işletmeye kolayca zarar vermez.
Cevabı göster

Ekonomik durgunluklar işletmeye kolayca zarar vermez.

When the economy does badly,

4:13

Ekonomi kötüye gittiğinde,

as we say, it goes into recession, Kalıp ifadeler

4:15

dediğimiz gibi, resesyona (recession) girdiğinde,

Kalıp ifadeler

go into recession: resesyona girmek

Go into recession, “resesyon durumunda olmaya başlamak” anlamına gelen standart bir ekonomi terim birlikteliğidir. Bu cümlede it, the economy ifadesine geri gönderme yapar; go into ise bir durumdan başka bir duruma geçişi belirtir. Recession, ekonomik faaliyetlerin genel olarak gerilediği bir dönemdir. İfade fiziksel olarak bir yere girmekten veya sıradan bir geri hareketten söz etmez.

Alıştırma

Ekonominin bir gerileme dönemine girmeye başlamasını belirten kalıpla cümleyi tamamlayın: Analysts fear the country may ____ next year.

Cevabı göster

go into recession

people are perhaps even more likely

4:17

insanlar belki daha da meyilli olurlar

to reach for self-help to improve their situation. Kalıp ifadeler

4:19

durumlarını iyileştirmek için kişisel gelişime uzanmaya.

Kalıp ifadeler

to reach for self-help: bir kaynağa yönelmek

Bu cümlede reach for mecaz anlamda kullanılmıştır. to reach for self-help, zor bir durumu iyileştirme umuduyla kendi kendine yardım kaynaklarına veya yöntemlerine yönelmek demektir; fiziksel olarak el uzatma hareketini anlatmaz. reach for + kaynak veya araç yapısı, o şeyi kişinin yardıma, rahatlamaya ya da bir çözüme ihtiyaç duyduğunda kolayca seçtiği bir yol olarak gösterir.

Alıştırma

“When the project feels overwhelming, Maya reaches for a simple checklist,” cümlesinde reaches for ne anlama gelir?

  1. Onu atıyor
  2. Yararlı bir kaynak olarak ona başvuruyor
  3. Onu yardım almadan oluşturuyor
Cevabı göster

Yararlı bir kaynak olarak ona başvuruyor

So there we are. Anlatım akışı

4:22

İşte böyle.

Anlatım akışı

So there we are: konuşmada konuyu toparlama ifadesi

So there we are, konuşmada bir konuyu toparlayıp kapatan bir ifadedir. Burada önceki açıklamanın tamamlandığını gösterir ve yaklaşık olarak “durum işte böyle” ya da “bu konu burada bitti” anlamına gelir. Konuşmanın küçük bir bölümünü kapatıp konuşmacının devam etmesini sağlayarak bilgileri düzenler. Bu kullanımda there fiziksel bir yeri göstermez.

Alıştırma

Bir sunum yapan kişi üç nedeni açıklamayı bitirdikten sonra “So there we are.” diyor. Büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Dinleyicilerden başka bir neden istemek
  2. Herkesin nerede durduğunu bildirmek
  3. Açıklamanın o bölümünü kapatmak
Cevabı göster

Açıklamanın o bölümünü kapatmak

Now, let's go back to another recession,

4:23

Şimdi, başka bir durgunluğa geri dönelim,

the Great Depression of the 1930s in America, Kültür

4:26

Amerika'da 1930'ların Büyük Buhranı'na,

and to my question about which self-help book

4:29

ve hangi kişisel gelişim kitabının

was published first.

4:32

ilk yayınlandığıyla ilgili soruma.

Kültür

the Great Depression of the 1930s in America: belirli bir tarihsel kriz

the Great Depression, 1929'da başlayıp 1930'ların büyük bölümünde süren ağır ekonomik krizin özel adıdır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ağır biçimde etkilendi, ancak kriz dünyanın birçok bölgesini de etkiledi. Bu cümlede Depression, bir kişinin üzüntüsünü veya klinik depresyonu değil, ekonomik çöküşü ifade eder. Bu tarihsel gönderme, çok ağır ekonomik sıkıntıların yaşandığı dönem ile kişisel gelişim kitaplarının ne zaman yayımlandığı sorusunu birbirine bağlar. the Great Depression ifadesini the ve büyük harflerle gördüğünüzde, bunu bu belirli tarihsel olay olarak anlamalısınız.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade neyi anlatıyor?

  1. Kitap satışlarındaki herhangi bir kısa süreli düşüş
  2. Bir kişinin geçici üzüntüsü
  3. 1930'larla ilişkilendirilen ağır ekonomik kriz
Cevabı göster

1930'larla ilişkilendirilen ağır ekonomik kriz

Well, I said A,

4:33

Şey, A demiştim,

How to Win Friends and Influence People.

4:34

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı.

In fact, two of these books were published

4:37

Aslında bu kitaplardan ikisi yayımlanmıştı

in the late 1930s.

4:39

1930'ların sonlarında.

How to Win Friends and Influence People

4:41

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı

by Dale Carnegie was first in 1936.

4:42

Dale Carnegie tarafından yazılan kitap 1936'da ilkti.

It has since sold over 30 million copies. Dilbilgisi

4:46

O zamandan beri 30 milyondan fazla sattı.

Dilbilgisi

has since sold: o zamandan şimdiye kadar biriken sonuç

has sold, present perfect yapısındadır. Geçmişte tamamlanmış tek bir andaki satışları değil, şu ana kadar satılan toplam kopya sayısını bildirir. Burada since, “önceden belirtilen o zamandan şimdiye kadar” anlamına gelen bir zarftır. Başlangıç noktası olan kitabın yayımlanma zamanı önceki bağlamdan anlaşılır. Bu yapıda since, “çünkü” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “o zamandan şimdiye kadar sattı” anlamına gelen present perfect ifadeyle tamamlayın: The game was released in January and ____ more than two million copies.

Cevabı göster

has since sold

Think and Grow Rich by Napoleon Hill

4:49

Napoleon Hill'den Düşün ve Zengin Ol

was published in 1937

4:51

1937'de yayınlandı

and is believed to have sold Dilbilgisi

4:53

ve sattığına inanılıyor

over 100 million copies.

4:55

100 milyondan fazla kopyanın.

Dilbilgisi

is believed to have sold: önceki bir olayı temkinli biçimde aktarmak

is believed to have sold edilgen bir aktarım yapısıdır. Satış sayısını, konuşanın bizzat doğruladığı bir gerçek olarak değil, genel olarak inanılan veya bildirilen bir bilgi olarak sunar. Perfect infinitive yapısındaki to have sold, satışın şimdiki inanıştan önce gerçekleştiğini gösterir. Burada eserin daha önce 100 milyondan fazla kopya sattığına inanıldığı anlamına gelir.

Alıştırma

Yazılma olayının şimdiki inanıştan önce gerçekleştiğini gösteren edilgen aktarım yapısıyla cümleyi tamamlayın: The manuscript ____ around 1500.

Cevabı göster

is believed to have been written

That's a lot of self-help.

4:57

Bu çok fazla kişisel gelişim demek.

Have you read either of them? Dilbilgisi

4:58

İkisinden birini okudun mu?

I haven't read either of them,

4:59

İkisini de okumadım,

but perhaps I should.

5:01

ama belki de okumalıyım.

Dilbilgisi

read either of: iki ögeyle soru ve olumsuzluk kurmak

either of + çoğul zamir veya isim öbeği yapısı, bilinen iki şeyden herhangi birini seçer. Have you read either of them? sorusu, iki kitaptan en az birinin okunup okunmadığını sorar. haven't sonrasında either olumsuzluğun kapsamına girer: I haven't read either of them, iki kitabın da okunmadığı anlamına gelir. Yalnızca bir kitabın okunmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

İki kitap önerildi ve ikisini de okumadınız. Bunu açıkça ifade eden cümle hangisidir?

  1. I have read both of them.
  2. I haven't read either of them.
  3. I haven't read both of them.
Cevabı göster

I haven't read either of them.

Well, before we rush home and improve ourselves, Anlatım akışı

5:02

Pekala, eve koşup kendimizi geliştirmeden önce,

let's improve our vocabulary.

5:05

kelime dağarcığımızı geliştirelim.

Anlatım akışı

before we rush home ... let's improve our vocabulary: esprili bir geçiş

Before we rush home and improve ourselves, kişisel gelişim konusunu dinleyenlerin hemen harekete geçeceğini kısa süreliğine hayal ettirir. Rush home, gerçekten hemen ayrılma talimatı değil, şakacı bir abartıdır. Let's improve our vocabulary, dikkati programın sıradaki görevine geri getirir. Improve sözcüğünün tekrarı, kişinin kendini geliştirmesiyle kelime bilgisini geliştirmeyi birbirine bağlar. Böylece before we ..., let's ... kalıbı, tekrara yumuşak ve esprili bir geçiş sağlar.

Alıştırma

Vurgulanan bölüm bu bağlamda temel olarak ne yapıyor?

  1. Dinleyenlere ciddi biçimde hemen eve gitmelerini söyler.
  2. Eve koşmanın bir kişisel gelişim yöntemi olduğunu açıklar.
  3. Şaka kullanarak kişisel gelişim konusundan kelime tekrarına geçer.
Cevabı göster

Şaka kullanarak kişisel gelişim konusundan kelime tekrarına geçer.

Of course, today we had self-help,

5:07

Elbette bugün kişisel gelişim (self-help) vardı,

the activity of improving yourself

5:09

kendinizi geliştirme aktivitesi

physically,

5:11

fiziksel olarak,

mentally or in other ways,

5:12

zihinsel olarak veya başka şekillerde,

often through courses and books.

5:13

genellikle kurslar ve kitaplar aracılığıyla.

There are lots of trends in the self-help industry

5:16

Kişisel gelişim sektöründe pek çok trend (trends) var

and we also see trends in fashion,

5:18

ve modada da trendler görüyoruz,

in music,

5:21

müzikte,

in popular culture,

5:21

popüler kültürde,

like the trend for men to grow beards. Dilbilgisi

5:23

erkeklerin sakal bırakma trendi gibi.

Dilbilgisi

the trend for men to grow beards: for + grup + to-infinitive

like the trend for men to grow beards ifadesinde like, popüler kültürdeki eğilimlerden bir örnek verir. Trend isminden sonra for + kişi veya grup + to-infinitive gelir; for men to grow beards, eylemi kimin yaptığını ve eylemin ne olduğunu söyler. Burada for amaç bildirmez. for men to grow beards yan cümlesinin tamamı eğilimin içeriğini verir: erkeklerin sakal bırakması moda olmuştur veya giderek daha yaygın hâle gelmektedir.

Alıştırma

trend for + group + to-infinitive kalıbını tamamlayın: There is a growing trend ____ office workers ____ take short walking breaks.

Cevabı göster

for · to

Are you talking about me? Ton ve niyet

5:25

Benden mi bahsediyorsun?

Ton ve niyet

Are you talking about me?: şakayla sözü kendine bağlamak

Are you talking about me?, karşıdaki kişinin o anda söylediklerinin konuşan kişiyle ilgili olup olmadığını sorar. Şimdiki zaman yapısı Are you talking..., o sırada devam eden konuşmaya işaret eder. Burada kişi, genel bir tarifin kendisine uyabileceğini fark edip şakayla “Beni mi kastediyorsun?” diye sorarak sözü kendine bağlar. Cümlenin eğlenceli, şaşkın ya da sert duyulmasını ton belirler.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Burada biri beş dakikada bir hava durumuna bakıyor” diye şaka yapıyor ve bunu yapan sizsiniz. Şakanın sizi kastettiğini soran cevap hangisidir?

  1. Are you looking after me?
  2. Are you talking about me?
  3. Are you talking to me?
Cevabı göster

Are you talking about me?

Anyway, I think the beard trend is dwindling.

5:27

Her neyse, bence sakal trendi azalıyor (dwindling).

It's getting smaller,

5:29

Giderek küçülüyor,

less influential.

5:31

daha az etkili.

Really?

5:32

Gerçekten mi?

Hmm.

5:32

Hmm.

I'll stroke my beard here. Kelime

5:34

Burada sakalımı okşayacağım.

Kelime

I'll stroke my beard: stroke ile eli nazikçe gezdirmek

I'll stroke my beard ifadesinde stroke, ardından my beard nesnesi gelen geçişli bir fiildir. Eli sakalın üzerinde nazikçe ve yumuşak bir hareketle gezdirmek anlamına gelir. Sözcüğün isim olarak başka anlamları da vardır; ancak burada vücudun bir bölümünü belirten nesne, amaçlanan hareketi açıkça gösterir. Konuşan kişi bir vurmayı veya çizgi çizmeyi değil, nazik bir dokunuşu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede stroke, “eli bir şeyin üzerinde nazikçe gezdirmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. She drew a thick line across the page.
  2. She struck the drum with a stick.
  3. She stroked the puppy's fur to calm it.
Cevabı göster

She stroked the puppy's fur to calm it.

I think that's very therapeutic.

5:35

Bunun çok terapötik (therapeutic) olduğunu düşünüyorum.

It makes me relax and feel good.

5:37

Beni rahatlatıyor ve iyi hissettiriyor.

Maybe you're right.

5:38

Belki haklısındır.

What about our next phrase,

5:40

Peki ya bir sonraki cümlemize ne dersin,

to go from strength to strength?

5:41

giderek güçlenmek (to go from strength to strength)?

Well, you could say a business is going

5:43

Şey, bir işletmenin giderek

from strength to strength

5:45

daha da güçlendiğini söyleyebilirsin

if it's earning a lot of money.

5:47

çok para kazanıyorsa.

Indeed.

5:48

Kesinlikle.

And what about our term for young people, millennial?

5:49

Peki ya gençler için kullandığımız milenyal (millennial) terimi?

Are you a millennial, Rob?

5:51

Sen bir milenyal mısın, Rob?

Didn't quite scrape in there. Öbek fiiller

5:53

Kıl payı kaçırdım.

Öbek fiiller

Didn't quite scrape in: barajı çok az farkla kaçırmak

Scrape in, çok küçük bir farkla kabul edilmek, yeterlilik kazanmak veya bir gruba girmek anlamına gelen günlük bir fiil öbeğidir. Bir şeyi fiziksel olarak kazımak anlamına gelmez. Didn't quite scrape in ifadesinde didn't quite, bu kıl payı başarının bile gerçekleşmediğini gösterir: kişi gerekli aralığın hemen dışında kalmıştır. Aynı yapı; geçme notunu, bir takım ya da listedeki yeri veya bir kategori sınırını çok az farkla kaçırmayı anlatabilir.

Alıştırma

'Kıl payı yeterlilik kazanmak veya kabul edilmek' anlamındaki hedef günlük fiil öbeğiyle cümleyi tamamlayın: Ben missed the cutoff by one point, so he didn't quite ____.

Cevabı göster

scrape in

I'm still a Generation X, okay.

5:55

Ben hala bir X Kuşağıyım, tamam.

But I do like to think I'm in touch with what millennials do, Notlar

5:57

Ancak milenyallerin ne yaptığıyla bağım olduğunu düşünmeyi seviyorum,

Dilbilgisi

do like to think: olumlu cümlede vurgulu do

I do like to think... ifadesindeki do, yapmak anlamındaki ana fiil değil, vurgu için kullanılan bir yardımcı fiildir. Vurgu olmadan cümle I like to think... olur. do eklendiğinde like vurgulanır ve olumlu iddia daha ısrarlı hâle gelir; anlam I really do like to think... ifadesine yaklaşır. Burada vurgu, şüphe etmek için olası bir nedenin ardından kişinin kendisiyle ilgili değerlendirmesini destekler. Başka durumlarda vurgulu do; samimiyeti doğrulayabilir, bir varsayımı düzeltebilir veya bir iddiayı nazikçe savunabilir.

Alıştırma

I do like to think I can help? cümlesindeki vurgulu do ne ekler?

  1. Olumlu ifadeyi daha vurgulu hâle getirir.
  2. İfadeyi bir soruya dönüştürür.
  3. do sözcüğüne 'bir görevi yapmak' anlamını verir.
Cevabı göster

Olumlu ifadeyi daha vurgulu hâle getirir.

Kalıp ifadeler

in touch with: insanların ne yaptığını takip etmek

Bu cümlede be in touch with what millennials do, Y kuşağının alışkanlıklarını anlamak ve takip etmek demektir. Nesne, davranışı anlatan bir what yan cümlesidir; bu yüzden touch fiziksel temas anlamında değildir. Daha genel olarak be in touch with, bir kişinin bir grubun görüşlerini, ihtiyaçlarını veya güncel gerçekliğini anlamaya devam ettiğini gösterebilir. Nesne bir kişi olduğunda ise iletişim hâlinde olmak anlamına da gelebilir.

Alıştırma

‘Müşterilerin neye ihtiyaç duyduğunu bilmek’ anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: A good shop owner stays ____ what customers need.

Cevabı göster

in touch with

which includes having lots of different social media accounts. Kelime

6:00

ki buna birçok farklı sosyal medya hesabına sahip olmak da dahildir.

Kelime

social media accounts: çevrim içi platform profilleri

Social media accounts, sosyal medya platformlarındaki profilleri veya giriş kimliklerini anlatan bir isim grubudur. Social media, accounts sözcüğünü niteleyerek bunların hangi tür hesaplar olduğunu gösterir. Önünde lots of different bulunduğu için accounts çoğuldur. Burada account, çevrim içi platform hesabı anlamındadır; banka hesabı veya bir olayın anlatımı değildir.

Alıştırma

Dersteki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Our school has three ____ for sharing news on social platforms.

Cevabı göster

social media accounts

Just like us.

6:04

Tıpkı bizim gibi.

Do look up BBC Learning English Dilbilgisi

6:05

BBC Learning English'i aradığınızdan emin olun

on Facebook, Instagram and YouTube.

6:07

Facebook, Instagram ve YouTube'da.

Dilbilgisi

Do look up: emir cümlesinde vurgulu do

Do look up ifadesinde do, olumlu emir cümlesini güçlendirmek için fiilin yalın hâli olan look sözcüğünden önce gelir. Bir soruyu başlatan yardımcı fiil değildir. Burada sıcak bir ısrar katar: mutlaka arama yapın. Look up; bilgi, isim veya hesap aramak anlamına gelir. Bu cümlede BBC Learning English aranan şeydir; on Facebook, Instagram and YouTube ise aramanın yapılacağı platformları belirtir.

Alıştırma

“Do look up the museum online,” cümlesinde do sözcüğünün görevi nedir?

  1. Aramanın geçmişte yapıldığını gösterir.
  2. Emir cümlesini güçlendirerek talimatı daha teşvik edici veya ısrarlı hâle getirir.
  3. Cümleyi evet-hayır sorusuna dönüştürür.
Cevabı göster

Emir cümlesini güçlendirerek talimatı daha teşvik edici veya ısrarlı hâle getirir.

And good luck with your self-improvement! Kalıp ifadeler

6:10

Ve kişisel gelişiminizde iyi şanslar!

Kalıp ifadeler

good luck with: bir etkinliğin başarılı geçmesini dilemek

Good luck with + isim öbeği, bir etkinliğin, zorluğun veya planın iyi gitmesini dilemenin samimi bir yoludur. Örnekte your self-improvement, iyi gitmesi dilenen çabayı belirtir. With sözcüğünden sonra bir eylem gelirse -ing biçimi kullanılır: Good luck with finding a new flat. With, dileğin ilgili olduğu konuyu tanıtır; dileğin yöneltildiği kişiyi belirtmez.

Alıştırma

Bu dersteki hedef ifadeyle dileği tamamlayın: ____ your first day at work!

Cevabı göster

Good luck with

Goodbye.

6:12

Hoşça kalın.

Bye.

6:12

Güle güle.

6 Minute English

6:13

6 Minute English

from BBC Learning English.

6:15

BBC Learning English'ten.