Aşk nedir? - Brad Troeger: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
765 kelime 176 kel/dk

Video Özeti: Bu video, sevginin neden tek bir tanıma sığmadığını araştırıyor. Önem, duygu, davranış, beyin kimyası, evrim ve kültüre dayalı açıklamaları sınadıktan sonra sevginin yaşanmış gerçeklikten biçimlendiği ve ilişkiler içinde sürekli yeniden müzakere edildiği sonucuna varıyor. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. you're just ranking it, not defining it. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Sevginin ne kadar önemli olduğunu sıralamakla onun ne olduğunu açıklamak arasındaki farkı kuran düzeltici karşıtlığı fark edin. Bu yapı, kategori hatasını göstermek, yetersiz bir akıl yürütmeyi reddetmek ve bir savın gerçek sınırını netleştirmek için kullanılabilir. 2. fallen out of love, — Phrasal Verbs: Birini sevmekten artık sevmemeye geçişi anlatan bu yaygın ifadeyi anlayın ve fall in love ile karşılaştırın. Present perfect, duygusal değişimin tamamlandığını, ancak ortaya çıkan sonucun konuşma anında hâlâ geçerli olduğunu gösterir. 3. under construction. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Sonuç bölümünde construct ve constructed sözcüklerine bağlanan inşaat benzetmesini tanıyın. Bu ifade sevgiyi, partnerlerin müzakere edip değiştirmeyi sürdürdüğü bir şey olarak sunar; ayrıca henüz tamamlanmamış ve değişime açık süreçleri, kimlikleri veya ilişkileri kısa biçimde anlatmanızı sağlar.

Bu derste

What is love?

0:06

Aşk nedir?

Seriously though, Anlatım akışı

0:07

Ama cidden,

what is it?

0:08

nedir o?

Anlatım akışı

Seriously though: ciddi bir noktaya geçiş

Seriously though, sonraki sözlerin farklı bir tavırla anlaşılması gerektiğini gösteren, konuşma diline ait bir söylem belirtecidir. Konuşan kişi şakacı, rahat veya yüzeysel bir tonu bırakıp sorusunu içtenlikle sorar. Buradaki though, although kullanılan yapılardaki gibi tam bir ödünleme ilişkisi başlatmaz. Bu belirtecin bir parçası olarak ciddi konuya geçişi daha yumuşak ve daha az ani hâle getirir.

Alıştırma

“Seriously though, what is it?” cümlesinde “Seriously though” neyin işaretidir?

  1. Konuşan kişi although gibi bir ödünleme ilişkisi başlatıyor.
  2. Konuşan kişi hafif veya şakacı bir tondan samimi bir soruya geçiyor.
  3. Konuşan kişi durumun tıbbi açıdan ciddi olduğunu söylüyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi hafif veya şakacı bir tondan samimi bir soruya geçiyor.

What is love?

0:09

Aşk nedir?

A verb,

0:10

Bir fiil,

a noun,

0:11

bir isim,

a universal truth,

0:12

evrensel bir gerçek,

an ideal,

0:13

bir ideal,

A common thread of all religions, Deyimler

0:15

Tüm dinlerin ortak bir noktası,

Deyimler

common thread of all religions: paylaşılan bir tema

Common thread, birkaç farklı şeyde görülen ve bunları birbirine bağlayan bir fikir, özellik veya temayı anlatan bir mecazdır. Bu ifadede fiziksel bir ipliği değil, tüm dinlerin paylaştığı bir şeyi belirtir. of all religions bölümü, temayı paylaşan grubu tanımlar. Tam cümlelerde İngilizce, bir örnek grubundan önce a common thread in, among veya across yapılarını da sık kullanır; cümlenin başka bir bölümü ise ortak temanın ne olduğunu açıklar.

Alıştırma

Burada “a common thread of all religions” ne anlama geliyor?

  1. Tüm dinlerin paylaştığı bir fikir veya tema.
  2. Diğerlerinden daha popüler olan tek bir din.
  3. Dinî kıyafetlerde kullanılan fiziksel bir iplik.
Cevabı göster

Tüm dinlerin paylaştığı bir fikir veya tema.

a cult,

0:17

bir tarikat,

a neurological phenomenon?

0:18

nörolojik bir fenomen mi?

There's no shortage of answers. Kalıp ifadeler

0:20

Cevap kıtlığı yok.

Kalıp ifadeler

There's no shortage of...: bol miktarda bulunduğunu söylemek

Bu cümlede no shortage of, plenty of veya many gibi “çok sayıda var” anlamına gelir. No, shortage sözcüğünü olumsuzladığı için konuşan kişi yanıtların yetersiz olduğunu değil, çok sayıda yanıt bulunduğunu söyler. Aktarılabilir kalıp there is no shortage of + çoğul sayılabilen isim veya sayılamayan isim şeklindedir. Bolluğu kıtlığın yokluğu üzerinden anlatır ve bu nedenle many ya da a lot of ifadelerinden daha resmî veya vurgulu duyulabilir.

Alıştırma

"There's no shortage of answers." ne anlama gelir?

  1. Yanıtlar alışılmadık derecede kısa.
  2. Çok sayıda yanıt var.
  3. Çok az yanıt var.
Cevabı göster

Çok sayıda yanıt var.

Some are all-encompassing. Kelime

0:21

Bazıları her şeyi kapsayıcıdır.

Kelime

all-encompassing: neredeyse her şeyi kapsayan

All-encompassing, bir şeyin ilgili bölümlerin neredeyse tamamını içerdiğini veya ele aldığını belirten bir sıfattır. Bu cümlede Some, yanıtlardan bazılarını ifade eder ve sıfat bu yanıtların kapsamının son derece geniş olduğunu anlatır. Bir isimden önce veya bağ fiilinden sonra gelebilir: an all-encompassing plan; the plan is all-encompassing. Temel fikir yalnızca boyut ya da miktar değil, kapsama alanının genişliğidir.

Alıştırma

Hangi seçenek en iyi all-encompassing olarak tanımlanabilir?

  1. Fiziksel olarak çok ağır bir paket
  2. Bir sorunun neredeyse her yönünü ele alan bir plan
  3. Yalnızca dar bir ayrıntıyı inceleyen bir rapor
Cevabı göster

Bir sorunun neredeyse her yönünü ele alan bir plan

It conquers all. Deyimler

0:23

Her şeyi fetheder.

Deyimler

conquers all: mutlak gücü anlatan özdeyişvari bir iddia

Bu cümlede It, love sözcüğüne, yani sevgiye gönderme yapar. conquers all, Love conquers all özdeyişini çağrıştırır: sevgiyi her engelin üstesinden gelebilen bir güç gibi gösterir; insanların veya yerlerin denetimini gerçekten ele geçiren bir ordu gibi değil. all sözcüğü iddiayı mutlaklaştırır. Bu nedenle cümle bir özdeyiş ya da slogan gibi duyulur ve kesin bir olgusal sonuçtan çok güçlü, idealize edilmiş bir inanç aktarır.

Alıştırma

It conquers all. cümlesinde conquers all ne anlatır?

  1. Sevgiyi her engelin üstesinden gelebilecek bir güç gibi göstermek için özdeyişvari bir abartı kullanır.
  2. Sevginin her yeri gerçekten askerî olarak denetim altına aldığını söyler.
  3. Sevgi hakkında dikkatli ve ölçülebilir bir sonuç sunar.
Cevabı göster

Sevgiyi her engelin üstesinden gelebilecek bir güç gibi göstermek için özdeyişvari bir abartı kullanır.

It's all you need.

0:24

İhtiyacın olan tek şey odur.

It's all there is.

0:25

Var olan tek şey odur.

These are all comparisons though.

0:27

Ancak bunların hepsi karşılaştırmadır.

Ways of defining it by contrast, Anlatım akışı

0:28

Onu zıtlıklarla tanımlamanın yolları,

Anlatım akışı

defining it by contrast: bir tanımı farklılıklar üzerinden düzenlemek

Burada it, love sözcüğüne, yani sevgiye gönderme yapar. defining it by contrast, yalnızca doğrudan bir tanıma dayanmak yerine sevginin başka bir fikirden nasıl ayrıldığını göstererek sevginin ne olduğunu açıklamak demektir. Bu ifade Ways of defining it yapısının içindedir: of defining it, hangi tür ways hakkında konuşulduğunu belirtir; by contrast ise yöntemi adlandırır. Böylece konuşmacının soyut bir kavramla ilgili bilgileri nasıl düzenlediğini gösterir.

Alıştırma

Ways of defining it by contrast ifadesinde by contrast nasıl bir işlev görür?

  1. Tanıma yalnızca karşı çıkan ayrı bir cümleyi sunar.
  2. Farklı bir şeyle karşılaştırmayı tanımlama yöntemi olarak belirtir.
  3. Kavramın tanımlanamayacağını söyler.
Cevabı göster

Farklı bir şeyle karşılaştırmayı tanımlama yöntemi olarak belirtir.

by saying it's more important than all other things. Dilbilgisi

0:30

diğer tüm şeylerden daha önemli olduğunu söyleyerek.

Dilbilgisi

more important than: bir önceliği diğerinin üstüne koymak

More important than, iki tarafı önem ölçeğinde karşılaştırır. A + be + more important than + B kalıbında A, B’den daha yüksek önceliğe veya değere sahip olarak sunulur. Bu cümlede it, all other things ifadesinin üzerinde sıralanır. Bu ifade bir önem sırası kurar; it sözcüğünün neyi ifade ettiğini tanımlamaz.

Alıştırma

Cümleyi more important than karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: In an emergency, safety is ____ speed.

Cevabı göster

more important than

But is it?

0:34

Ama öyle mi?

Sure,

0:35

Elbette,

love matters more than your standard turkey sandwich,

0:36

aşk standart hindi sandviçinizden daha önemlidir,

but does it matter more than shelter or sanity or an exceptional turkey sandwich?

0:39

ama barınaktan, akıl sağlığından ya da olağanüstü bir hindi sandviçinden daha mı önemlidir?

No matter your answer, Dilbilgisi

0:44

Cevabınız ne olursa olsun,

you're just ranking it, Anlatım akışı

0:46

sadece onu sıralıyorsunuz,

not defining it.

0:47

onu tanımlamıyorsunuz.

Dilbilgisi

No matter your answer, ...: sonuç değişmez

No matter your answer, cevabın ne olursa olsun anlamına gelen bir ödünleme girişidir. Olası bütün cevapları kapsar ve virgülden sonraki ana ifadenin doğru kalacağını belirtir. Burada farklı cevaplar sonucu değiştirmez: kişi bir şeyi tanımlamak yerine yalnızca sıralamaktadır.

Alıştırma

No matter your answer, girişi dinleyiciye ne anlatır?

  1. Her cevap farklı bir sonuç ortaya çıkarır.
  2. Ardından gelen sonuç, olası her cevap için doğrudur.
  3. Konuşan kişi herhangi bir cevabı duymayı reddeder.
Cevabı göster

Ardından gelen sonuç, olası her cevap için doğrudur.

Anlatım akışı

You're just ranking it, not defining it: X, not Y ile yanlış etiketi düzeltmek

Cümle, önceki tartışmanın nasıl anlaşıldığını düzeltir. It, love sözcüğüne gönderme yapar: Tartışma sevgiyi önem bakımından başka şeylerin üstüne ya da altına yerleştiriyor, fakat sevginin ne anlama geldiğini açıklamıyor. you're X, not Y kalıbı, aynı özne altında iki paralel -ing eylemi kullanır; ikinci bölüm you're not defining it olarak anlaşılır. Önce gerçek eylemi belirtir, sonra yanlış ya da daha güçlü bir etiketi reddeder. Just, iddiayı X ile sınırlar ve iki tartışma türü arasında net bir sınır çizer.

Alıştırma

Cümle hangi düzeltmeyi yapıyor?

  1. Sevgiyi tanımlamanın yalnızca onu sıralamanın bir yolu olduğunu söylüyor.
  2. Sevginin hiçbir şeyle karşılaştırılmaması gerektiğini söylüyor.
  3. Sevginin önemini karşılaştırmanın, sevginin ne olduğunu açıklamakla aynı olmadığını söylüyor.
Cevabı göster

Sevginin önemini karşılaştırmanın, sevginin ne olduğunu açıklamakla aynı olmadığını söylüyor.

Another challenge to defining love is we often try to do so Dilbilgisi

0:49

Aşkı tanımlamanın önündeki bir diğer zorluk da bunu genellikle

while falling into it or out of it. Öbek fiiller

0:52

ona aşık olurken ya da ondan koparken yapmaya çalışmamızdır.

Dilbilgisi

try to do so: önceki bir eyleme gönderme yapmak

try to do so ifadesinde do so, daha önce geçen defining love eyleminin yerine kullanılır. Tam anlamı try to define love şeklindedir ve bu kullanım fiil öbeğinin tekrarını önler. Do so tek bir birim olarak çalışır ve az önce belirtilen eylemi gerçekleştirmek anlamına gelir. Burada so, çok veya bu yüzden anlamına gelmez; okuyucu eylemi önceki bağlamdan bulmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi yukarıda öğrenilen resmî eylem ikamesiyle tamamlayın: If you decide to submit the form, please ____ by Friday.

Cevabı göster

do so

Öbek fiiller

falling into it or out of it: âşık olmak veya aşktan çıkmak

Bu cümlede it, love sözcüğüne gönderme yapar. falling into it ve falling out of it, sevgiyi kişinin içine girdiği ya da çıktığı bir durum gibi sunar: ilki âşık olmaya başlamayı, ikincisi artık âşık olmamayı anlatır. Bu ifade, kalıplaşmış fall in love ve fall out of love ifadelerini çağrıştırır. Buradaki fall gerçek anlamda “düşmek” değildir; duygusal değişimin tamamen planlanmış ya da kontrol altında olmadığını hissettirir.

Alıştırma

Bu cümlede falling into it or out of it ne anlama geliyor?

  1. Âşık olmaya başlamak ya da artık âşık olmamak
  2. Gerçekten bir yere düşüp oradan tırmanarak çıkmak
  3. Başka birini düşürmek
Cevabı göster

Âşık olmaya başlamak ya da artık âşık olmamak

Would you trust someone who just won the lottery Anlatım akışı

0:54

Piyangoyu yeni kazanmış birine

to accurately define the concept of currency

0:56

para kavramını doğru bir şekilde tanımlaması için güvenir miydiniz

Anlatım akışı

Would you trust someone ... to accurately define: nesnelliğe retorik bir meydan okuma

Dil bilgisi açısından Would you trust someone ... to accurately define...? dinleyicinin, doğru bir tanım vermesi için o kişiye güvenip güvenmeyeceğini sorar. who yan cümlesi kişinin kim olduğunu belirtir; trust someone to do something ise o kişinin bir işi güvenilir biçimde yapabileceğine ya da yapacağına inanmak demektir. Burada bu bir retorik sorudur ve beklenen cevap hayırdır. Konuşmacı, piyangoyu henüz kazanmış ve bu deneyimin etkisi altında olan birini seçerek dinleyiciyi o kişinin nesnelliğinden şüphe etmeye yönlendirir. Bu tartışma kalıbı, dikkati tanımın kendisinden tanımı yapan kişinin güvenilirliğine kaydırır.

Alıştırma

Şu soruyu okuyun: Would you trust a chef to review their own restaurant objectively? Konuşmacı esas olarak ne yapıyor?

  1. Şefin nesnel olup olamayacağını sorgulamak
  2. Şefin değerlendirme yazması için izin istemek
  3. Şeflerin restoranlara hiç gitmediğini iddia etmek
Cevabı göster

Şefin nesnel olup olamayacağını sorgulamak

or, I don't know,

0:59

ya da ne bileyim,

ask a guy to define bears while he's fending them off? Öbek fiiller

1:01

bir adamdan onlarla savaşırken ayıları tanımlamasını ister miydiniz?

Öbek fiiller

fending them off: bir tehdide karşı koyup onu uzak tutmak

“Fending them off”, ayılara karşı koymak ve onların yaklaşmasını ya da saldırmasını engellemek demektir. Burada them, bears sözcüğünü gösterir; off ise tehdidi geri itme veya uzakta tutma anlamı katar. Bu fiil-parçacık birleşimi etkin bir direnişi vurgular: tehdit yaklaşmaktadır ve kişi onu geri püskürtmeye ya da kendisine ulaşmasını engellemeye çalışır.

Alıştırma

Cümleyi fend off ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The dogs rushed forward, but the hikers managed to ____ them ____.

Cevabı göster

fend · off

Or is romance not like winning the lottery? Anlatım akışı

1:05

Yoksa romantizm piyangoyu kazanmak gibi değil mi?

Are breakups not like bear attacks?

1:08

Ayrılıklar ayı saldırıları gibi değil mi?

Anlatım akışı

not like winning the lottery? ... not like bear attacks?: paralel retorik benzetmeler

Bu iki not like...? sorusu düşünceyi paralel benzetmeler olarak düzenler: aşk piyangoyu kazanmaya, ayrılıklar ise ayı saldırılarına benzetilir. Soruların olumsuz biçimi yalnızca gerçek bilgi istemek yerine dinleyiciyi benzetmeleri düşünmeye ve büyük olasılıkla kabul etmeye yönlendirir. Bu imgeler kesin tanımlar değil, bilinçli olarak aşırı örneklerdir. Soruların peş peşe gelmesi soyut bir iddiayı canlı olumlu ve olumsuz sahnelere dönüştürür; ardından bu sahneler argümanı sınamak ve ilerletmek için kullanılır.

Alıştırma

Bu iki olumsuz retorik soru argümanda ne işe yarıyor?

  1. Argümanı sınamak ve ilerletmek için iki abartılı karşılaştırma kullanmak
  2. Piyangolar ve ayılar hakkında gerçek bilgi istemek
  3. Aşk ve ayrılıkların kesin tanımlarını vermek
Cevabı göster

Argümanı sınamak ve ilerletmek için iki abartılı karşılaştırma kullanmak

Bad comparisons?

1:10

Kötü karşılaştırmalar mı?

That's my point. Kalıp ifadeler

1:11

Benim de söylemek istediğim bu.

Kalıp ifadeler

That's my point: bir yorumun savınızı desteklediğini belirtmek

That's my point, “Göstermeye çalıştığım fikir tam olarak bu” anlamına gelir. Buradaki point, bir puan ya da yer değil, sav veya ana fikir demektir. Az önce söylenen bir şey, itiraz gibi görünse bile aslında savınızı destekliyorsa bu ifade kullanılır. Böylece o yorum yeniden temel iddianıza bağlanır.

Alıştırma

Yanıtı “Savunduğum fikir tam olarak bu” anlamındaki kalıpla tamamlayın: A colleague says, “So the instructions confuse everyone.” You reply, “Exactly. ____.”

Cevabı göster

That's my point

I'm not thinking right because I'm in love. Kalıp ifadeler

1:12

Aşık olduğum için doğru düşünemiyorum.

Kalıp ifadeler

I'm in love: romantik bir durumu ifade etmek

Be in love, güçlü romantik duygular hissetmek demektir. In, duygusal bir durumu anlatan kalıbın parçasıdır; fiziksel bir konumu belirtmez. I'm in love, konuşanın kime karşı bu duyguları beslediğini söylemeden mevcut durumunu belirtir. Kişiyi belirtmek için be in love with someone kullanılır. Bu cümlede konuşan, net düşünememesinin nedeni olarak bu duygusal durumu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi mevcut romantik durumu anlatan kalıpla tamamlayın: After twenty years together, they are still ____.

Cevabı göster

in love

So ha.

1:15

Yani, ha.

Taking a step back or taking a cold shower, whatever. Deyimler

1:16

Bir adım geri çekilmek ya da soğuk bir duş almak, her neyse.

Deyimler

Taking a step back: mesafe koyup daha geniş açıdan bakmak

Taking a step back burada mecazidir. Daha sakin ve nesnel düşünebilmek için durumla aranıza zihinsel veya duygusal bir mesafe koymak anlamına gelir. -ing biçimi, ifadeyi taking a step back or taking a cold shower sıralamasındaki seçeneklerden biri yapar. Farklı durumlarda kullanılabilecek temel kalıp take a step back şeklindedir ve ardından sıkça and + fiil veya from + isim gelir.

Alıştırma

Gergin bir planlama toplantısında biri “Let's take a step back and review the main goal.” diyor. Ne öneriyor?

  1. Ayrıntılara ara verip durumu daha geniş bir açıdan yeniden değerlendirmek.
  2. Toplantıyı bitirip plandan vazgeçmek.
  3. Daha fazla yer açmak için fiziksel olarak geriye gitmek.
Cevabı göster

Ayrıntılara ara verip durumu daha geniş bir açıdan yeniden değerlendirmek.

Deyimler

taking a cold shower: sakinleşip dürtüyü kontrol etmek

Taking a cold shower sözcük anlamıyla bir eylemi anlatır, ancak burada şakacı ve mecazi bir öneri taşır: sakinleşmek ve güçlü romantik ya da cinsel dürtüleri kontrol altına almak. Taking a step back ile yan yana kullanılarak duyguların etkisinde daha az hareket etmenin başka bir yolu olarak sunulur. Bu anlam bağlama bağlıdır; sözcükler sıradan bir konuşmada gerçekten soğuk duş almayı da anlatabilir. Buradaki whatever, sıralamayı ciddi bir banyo talimatından çok rahat ve gelişigüzel gösterir.

Alıştırma

Bir hoşlanma hakkında şakacı bir konuşmada “Take a cold shower before you text them again.” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Sakinleşip dürtüyü kontrol altına almak.
  2. O kişiyle tüm iletişimi kalıcı olarak kesmek.
  3. Telefonu kullanmadan önce kişisel temizliğe dikkat etmek.
Cevabı göster

Sakinleşip dürtüyü kontrol altına almak.

Love is potentially the most intensely thought about thing in all of human history Dilbilgisi

1:19

Aşk potansiyel olarak insanlık tarihi boyunca üzerine en yoğun şekilde düşünülen şeydir

Dilbilgisi

the most intensely thought about thing: thing’i sıfat-fiil öbeğiyle nitelemek

Temel isim thing’dir. Most intensely thought about, bu isimden önce gelen ve edilgen anlam taşıyan bir sıfat-fiil öbeğidir; “insanların üzerinde en yoğun biçimde düşündüğü” anlamına gelir. Üstünlük bildiren most, düşünmenin yoğunluğuna göre bu şeyi diğerlerinin üzerine çıkarır. Thought about cümlenin ana fiili değildir. Bu yapı, “bir eyleme en yüksek derecede maruz kalan isim” anlamını tek bir isim öbeğinde toplamayı sağlar. Buna the most widely discussed issue örnek verilebilir.

Alıştırma

the most intensely thought about thing ifadesinde thought about ne işe yarar?

  1. Ana fiildir ve Love’ın ne yaptığını anlatır.
  2. Thing’i niteler ve insanların onun hakkında yoğun biçimde düşündüğünü belirtir.
  3. Human history’yi niteler ve tarihin düşündüğünü belirtir.
Cevabı göster

Thing’i niteler ve insanların onun hakkında yoğun biçimde düşündüğünü belirtir.

and despite centuries upon centuries of obsession, Notlar

1:24

ve yüzyıllar süren saplantılara rağmen,

Kalıp ifadeler

centuries upon centuries: X upon X ile vurgulu tekrar

Centuries upon centuries, tekrarlanan X upon X kalıbını kullanır. Bu cümlede, son derece uzun bir dönem boyunca bir yüzyılın ardından diğerinin gelmesini anlatır. many centuries ifadesinden daha vurgulu ve canlıdır. Burada upon fiziksel bir konumu değil, birikmeyi belirtir. Bu kalıp, years upon years ve layers upon layers örneklerinde olduğu gibi tekrarlanan zamanı veya biriken miktarı da vurgulayabilir.

Alıştırma

Cümleyi years ile kurulan vurgulu X upon X ifadesiyle tamamlayın: The team worked for ____ before finding a solution.

Cevabı göster

years upon years

it still overwhelms us. Kelime

1:27

hala bizi bunaltıyor.

Dilbilgisi

despite centuries upon centuries of obsession: despite ile ödünleme

Despite bir ödünleme ilişkisi kurar. Bu kadar uzun süren bir saplantının aşkı anlaşılır veya başa çıkılabilir hâle getirmesi beklenebilir, ancak aşk bizi hâlâ bunaltır. Burada despite, centuries upon centuries of obsession isim öbeğini alır; kendi öznesi ve çekimli fiili bulunan tam bir yan cümleyi doğrudan almaz. Centuries upon centuries, birikimi vurgulamak için zaman birimini X upon X kalıbında tekrarlar: bir yüzyılın ardından bir başkası. Bu nedenle baştaki öbek, daha sonra gelen still sözcüğünü daha güçlü kılar.

Alıştırma

Arkasından years of research isim öbeğinin gelmesi gereken ödünleme edatıyla cümleyi tamamlayın: ____ years of research, the cause remains unknown.

Cevabı göster

Despite

Kelime

still overwhelms us: hâlâ başa çıkma veya anlama kapasitemizi aşıyor

Burada it, sevgiyi ifade eder. Still, yüzyıllarca ilgi gösterilmiş olmasına rağmen durumun hâlâ geçerli olduğunu gösterir. Overwhelms us, sevginin onu tam olarak anlama, işleme veya onunla başa çıkma becerimizi aşacak kadar güçlü ya da karmaşık olduğu anlamına gelir. Daha genel olarak overwhelm someone, bir kişiye rahatça başa çıkabileceğinden daha fazla duygu, bilgi, iş veya zorluk yüklemek demektir. Yaygın etken kalıp something overwhelms someone biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede overwhelm, bir miktarın birinin başa çıkamayacağı kadar fazla olduğunu göstermek için kullanılmıştır?

  1. The flood of messages overwhelmed Maya.
  2. The puzzle confused Maya because one clue was unclear.
  3. The announcement surprised Maya.
Cevabı göster

The flood of messages overwhelmed Maya.

Some say it's a feeling,

1:29

Bazıları bunun bir his olduğunu söyler,

a magical emotion,

1:31

büyülü bir duygu,

a feeling for someone like you've never felt before. Dilbilgisi

1:32

daha önce hiç hissetmediğiniz türden birine karşı duyulan bir his.

Dilbilgisi

like you've never felt before: daha önce yaşanmamış bir deneyim

Burada like bir karşılaştırma başlatır: Bu duygu, kişinin daha önce yaşadığı hiçbir şeye benzemez. “Hoşlanmak” veya “birine karşı sevgi duymak” anlamına gelmez. You've, you have ifadesinin kısaltmasıdır. Present perfect yapısındaki you've never felt before, bugüne kadarki tüm deneyimlere bakar. Bu nedenle like + özne + have/has never + fiilin üçüncü hâli kalıbı, bir deneyimin tamamen yeni olduğunu vurgular.

Alıştırma

Bu duygunun tamamen yeni olduğunu belirten tam like + present perfect kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Right now, I feel a sense of freedom ____.

Cevabı göster

like I've never felt before

But feelings are fluid, Deyimler

1:35

Ancak duygular akışkandır,

Deyimler

feelings are fluid: duygular değişebilir

Fluid sözcüğü gerçek anlamıyla akabilen bir şeyi anlatır. feelings are fluid ifadesinde ise bir mecazdır: Duygular sabit değildir; zaman, koşullar veya ilişkilerle birlikte değişebilir. Bu soyut kullanım, değişimi doğal ve sürekli bir süreç olarak sunar. Duyguların fiziksel sıvılar olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Bu cümlede fluid ne anlama geliyor? Our plans are still fluid.

  1. Zaten tamamlanmışlardır.
  2. Koşullar değiştikçe onlar da değişebilir.
  3. Sıvıdan yapılmışlardır.
Cevabı göster

Koşullar değiştikçe onlar da değişebilir.

not very concrete foundation for a definition. Deyimler

1:37

bir tanım için pek de somut bir temel oluşturmazlar.

Deyimler

bir yapı metaforu olarak concrete foundation for a definition

Burada concrete ve foundation bir yapı metaforu oluşturur. Foundation gerçek anlamda bir binayı taşıyan temeldir; soyut bir tartışmada ise bir fikri destekleyen temel dayanağı anlatır. Concrete, belirsiz ya da değişken olmanın tersine açık ve somut olma anlamı katar. Bu nedenle a concrete foundation for a definition, söz konusu tanımı destekleyecek kadar açık ve istikrarlı bir dayanak demektir. İfade yapı malzemelerinden değil, akıl yürütmenin dayanağından söz eder.

Alıştırma

Bu cümlede concrete foundation for a definition ne anlama geliyor?

  1. Tanımların saklandığı bir bina
  2. Bir sözlüğün altındaki gerçek bir beton döşeme
  3. Bir tanımı destekleyebilecek açık ve istikrarlı bir dayanak
Cevabı göster

Bir tanımı destekleyebilecek açık ve istikrarlı bir dayanak

Sometimes you hate the person you love. Dilbilgisi

1:40

Bazen sevdiğiniz kişiden nefret edersiniz.

Dilbilgisi

the person you love: nesne görevindeki ilgi zamirini düşürme

the person you love ifadesinde you love, person sözcüğünden sonra gelir ve hangi kişiden söz edildiğini belirtir. Person ismi love fiilinden sonraki nesne konumunu doldurur: you love the person. Bu, nesne görevindeki ilgi zamirinin düşürüldüğü kısıtlayıcı bir ilgi cümleciğidir. the person whom you love ya da the person that you love da denebilir. Zamir nesne olduğunda onu konuşmada ve yazıda düşürmek yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle the person you love ile aynı nesne zamiri düşürülmüş ilgi cümleciği yapısını kullanıyor?

  1. The book that was on the shelf was fascinating.
  2. The book I borrowed was fascinating.
  3. The book borrowed me was fascinating.
Cevabı göster

The book I borrowed was fascinating.

Plus, come on, Ton ve niyet

1:42

Artı, hadi ama,

Ton ve niyet

come on: karşıdakini açık bir noktayı kabul etmeye yöneltmek

Burada come on, karşıdakine yaklaşmasını söyleyen bir talimat değil, konuşma içindeki bir tepkidir. Konuşmacının, ardından gelen noktanın açık veya inkâr edilmesi zor olması gerektiğini düşündüğünü gösterir. Hafif bir sabırsızlık katar ve dinleyiciyi konuşmacının itirazını kabul etmeye iter. Aynı sözler başka bağlamlarda birini cesaretlendirebilir veya acele ettirebilir; bu yüzden bu karşı çıkma anlamını belirlemek için duruma ve ses tonuna bakılır.

Alıştırma

Bu tartışma bağlamında come on neyi ifade eder?

  1. Konuyu nazikçe değiştirir.
  2. Dinleyiciden konuşmacıya yaklaşmasını ister.
  3. Dinleyiciyi, konuşmacının açık gördüğü bir itirazı kabul etmeye yöneltir.
Cevabı göster

Dinleyiciyi, konuşmacının açık gördüğü bir itirazı kabul etmeye yöneltir.

you've felt feelings like it before,

1:43

daha önce de buna benzer duygular hissettiniz,

sort of in miniature. Notlar

1:45

bir nevi minyatür olarak.

Ton ve niyet

sort of: bir ifadeyi “bir ölçüde” anlamıyla yumuşatmak

Sort of, “bir ölçüde” veya “yaklaşık olarak” anlamına gelen konuşma diline özgü bir yumuşatma ifadesidir. Bir betimlemeyi daha az kesin hâle getirir. Burada in miniature ifadesini yumuşatır: Önceki duygular tamamen aynı değildir, ancak daha küçük bir biçimine benzer. Bu kalıpta sort, “tür” anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

Cümleyi açıklamadaki iki kelimelik konuşma dili yumuşatıcısıyla tamamlayın: The instructions were ____ confusing at first.

Cevabı göster

sort of

Kalıp ifadeler

in miniature: daha küçük ölçekli bir versiyon

In miniature, "daha küçük ölçekli bir versiyon olarak" demektir. Burada daha önceki duyguların, söz konusu daha kapsamlı duygunun bazı özelliklerini taşıdığı ancak daha az gelişmiş veya daha sınırlı olduğu anlatılır. Bu kullanım mecazidir; fiziksel boyuttan söz etmez. Bu ifade, büyük bir deneyimi, sistemi veya örüntüyü daha küçük bir örnekle eşleştirerek anlatmayı sağlar. Sort of, karşılaştırmanın tam değil yaklaşık olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede in miniature ne anlama gelir? "The student council was a government in miniature."

  1. Kısaca söz edilen bir şey
  2. Mikroskopla incelenen bir nesne
  3. Benzer özelliklere sahip daha küçük ölçekli bir versiyon
Cevabı göster

Benzer özelliklere sahip daha küçük ölçekli bir versiyon

Your relationships with your family shape your relationships with partners Kalıp ifadeler

1:47

Ailenizle olan ilişkileriniz partnerlerinizle olan ilişkilerinizi şekillendirir

Kalıp ifadeler

shape your relationships with partners: ilişkilerin gelişimini etkilemek

Shape your relationships with partners ifadesindeki shape, "bir şeyin nasıl geliştiğini veya biçim aldığını etkilemek" anlamında kullanılan bir fiildir. Aile ilişkileri, daha sonraki partner ilişkilerindeki örüntüleri etkileyebilir; cümle bunları tamamen belirlediğini söylemez. Bu kullanımda fiil genellikle relationships, attitudes, behavior, choices veya the future gibi soyut bir nesne alır. Özne ise çoğunlukla uzun süreli etkisi olan bir deneyim, ortam, kültür veya kişidir.

Alıştırma

Bu cümlede shape ne anlama gelir? "Early experiences shape how we respond to conflict."

  1. Tepkinin nasıl geliştiğini etkilerler.
  2. Her tepkiyi tamamen belirlerler.
  3. Tepkiye fiziksel bir dış çizgi verirler.
Cevabı göster

Tepkinin nasıl geliştiğini etkilerler.

and your love for your partner may be in its own dynamic relationship,

1:50

ve partnerinize olan aşkınız kendi dinamik ilişkisi içinde olabilir,

healthy or totally weird,

1:53

sağlıklı ya da tamamen tuhaf bir şekilde,

with the love of your parents and siblings.

1:55

ebeveynlerinizin ve kardeşlerinizin aşkıyla birlikte.

Love is also a set of behaviors we associate with the feeling. Kalıp ifadeler

1:57

Aşk aynı zamanda o duyguyla ilişkilendirdiğimiz bir dizi davranıştır.

Kalıp ifadeler

associate A with B: associate with the feeling yapısı

associate A with B kalıbı, A ile B’yi zihinde ilişkilendirmek anlamına gelir. Burada A, daha önce geçen a set of behaviors ad öbeğidir; B ise the feeling, yani bir duygu olarak love sözcüğüdür. we associate with the feeling ilgi cümleciğinde associate fiilinin nesnesi, daha önceki behaviors sözcüğüne gönderme yapar. Tam ilişki we associate the behaviors with the feeling şeklinde anlaşılabilir. Bu nedenle associate with burada eksiksiz A-with-B kalıbının bir parçasıdır; biriyle görüşmek veya vakit geçirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi associate A with B kalıbını kullanarak tamamlayın: Many people ____ the smell of rain ____ childhood.

Cevabı göster

associate · with

Holding hands,

2:01

El ele tutuşmak,

kissing,

2:02

öpüşmek,

hugging,

2:03

sarılmak,

public displays of affection, Kelime

2:04

toplum içinde sevgi gösterileri,

Kelime

public displays of affection (PDA): halka açık yerde sevgi gösterileri

public displays of affection ifadesi, başka insanların görebileceği yerlerde gösterilen sevgi dolu davranışları anlatır. Özellikle el ele tutuşma, sarılma veya öpüşme gibi romantik ya da fiziksel yakınlık davranışlarını ifade eder. Genellikle PDA olarak kısaltılır. Burada displays, ürünlerin sergilenmesi değil, görünür ifadeler veya davranışlar anlamına gelir. Genel olarak bu tür davranışlardan söz ederken çoğul biçim kullanılır; tek bir davranış için a public display of affection denebilir.

Alıştırma

public displays of affection ifadesinin yaygın anlamını seçin.

  1. Halka açık yerde romantik veya fiziksel yakınlık göstermek
  2. affection adlı ürünleri halka açık biçimde sergilemek
  3. Bir dinleyici grubuna affection sözcüğünü açıklamak
Cevabı göster

Halka açık yerde romantik veya fiziksel yakınlık göstermek

dating,

2:06

çıkmak,

marriage,

2:07

evlilik,

having kids,

2:08

çocuk sahibi olmak,

or just sex.

2:09

ya da sadece seks.

But these loving actions can be subjective or culturally relative. Kelime

2:10

Fakat bu sevgi dolu eylemler öznel veya kültürel olarak göreceli olabilir.

Kelime

subjective or culturally relative: kişisel ve kültürel değişkenlik

Burada subjective, bir yargının kişinin duygularına, deneyimlerine veya bakış açısına bağlı olduğunu belirtir. Culturally relative ise bir davranışın anlamının ya da uygun görülüp görülmemesinin kültürden kültüre değişebileceğini belirtir. Bu ifade iki olası değişkenlik kaynağı sunar: bireysel yargı ve kültürel normlar. Burada relative, belirli bir bağlama veya ölçüte bağlı anlamına gelen bir sıfattır; akraba anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümledeki subjective or culturally relative ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Davranış, başka bir kültürdeki bir kişinin akrabalarıyla ilgilidir.
  2. Davranış her kültürde nesnel olarak tamamen aynıdır.
  3. Yargı kişiye veya kültüre göre değişebilir.
Cevabı göster

Yargı kişiye veya kültüre göre değişebilir.

You may love or be someone who can't have kids or doesn't want to, Dilbilgisi

2:14

Çocuk sahibi olamayan ya da olmak istemeyen birini sevebilir ya da siz böyle biri olabilirsiniz,

Dilbilgisi

doesn't want to: tekrarlanan mastarın düşürülmesi

Doesn't want to ifadesinde, aynı eylem hemen önce belirtildiği için have kids sözcükleri düşürülür. Tam anlamı doesn't want to have kids şeklindedir. İngilizcede eksik eylem bağlamdan açıkça anlaşıldığında want gibi fiillerden sonra gelen mastar grubu söylenmeyebilir. To korunur; böylece tekrardan kaçınılırken daha önce anlaşılan eyleme gönderme yapılır.

Alıştırma

Yalnızca tekrarlanan eylemi düşürerek doesn't want to join us ifadesini kısaltın. Tamamlayın: Leo can join us, but he ____.

Cevabı göster

doesn't want to

who believes in marriage but also in divorce, Kalıp ifadeler

2:18

evliliğe ama aynı zamanda boşanmaya da inanan,

Kalıp ifadeler

believes in marriage but also in divorce: bir değer tutumu ifade etmek

believe in ifadesinden sonra bir kurum veya ilke geldiğinde, “onu değerli, geçerli ya da desteklenmeye layık görmek” anlamına gelir. Bu cümlede kişi evliliği geçerli bir kurum olarak görürken boşanmayı da meşru bir seçenek olarak kabul ediyor; ifade, ikisinin var olup olmadığına ilişkin bir şüpheyi değil, bir tutumu anlatıyor. believes in, bağlanan iki nesnenin ikisi için de geçerlidir. Açık hâli believes in marriage but also believes in divorce şeklindedir. Bu paralel yapı, karşıt görünebilen fakat aynı anda benimsenebilen iki tutumu birlikte sunar.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: Dana believes in free public libraries. believes in burada neyi ifade ediyor?

  1. Ücretsiz halk kütüphanelerinin var olduğunu duymuş.
  2. Ücretsiz halk kütüphaneleri düşüncesini ve değerini destekliyor.
  3. Belirli bir kütüphanenin şu anda açık olduğunu düşünüyor.
Cevabı göster

Ücretsiz halk kütüphaneleri düşüncesini ve değerini destekliyor.

who's from a culture where people don't really date the way we think of dating, Dilbilgisi

2:21

insanların bizim düşündüğümüz gibi çıkmadığı bir kültürden gelen,

Dilbilgisi

the way we think of dating: alışıldık bir kavramı betimlemek

The way + yan cümle bir biçimi adlandırır veya açıklar. Burada the way we think of dating, “alışık olduğumuz flört anlayışına uyan biçim” demektir. date eylemini tamamlayarak insanların nasıl flört ettiğini ya da bu durumda nasıl flört etmediğini açıklar. Buradaki think of dating, “flört kavramını anlamak veya zihinde canlandırmak” demektir. Cümle, ilişkilerin farklı kültürlerde farklı yollarla kurulabileceğini kabul eder; insanların hiç ilişki kurmadığını söylemez.

Alıştırma

work sözcüğünü isim olarak kullanıp the way we think of + noun kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____ has changed since remote work became common.

Cevabı göster

The way we think of work

or who just doesn't want to make out on the bus. Öbek fiiller

2:24

ya da sadece otobüste öpüşmek istemeyen birini.

Öbek fiiller

make out: tutkulu öpüşmeyi anlatan gayriresmî ifade

Bu cümlede make out, biriyle uzun süreli veya tutkulu biçimde öpüşmek, bazen de başka yakın temaslarda bulunmak anlamına gelen gayriresmî bir öbek fiildir. make ile out sözcüklerinin düz anlamlarının toplamı değildir. Burada ardından doğrudan nesne gelmez; on the bus, yakın davranışın gerçekleştiği kamusal ortamı verir. Diğer kişiyi belirtmek için İngilizcede normalde make out with someone kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede make out ifadesinin anlamını seçin: They do not want to make out on the bus.

  1. Bir form doldurmak
  2. Tutkuyla öpüşmek veya yakın davranmak
  3. Otobüsü güçlükle seçebilmek
Cevabı göster

Tutkuyla öpüşmek veya yakın davranmak

But if love is a thing that we can define, Dilbilgisi

2:27

Ama eğer aşk tanımlayabileceğimiz bir şeyse,

then how can it mean opposite things for so many people?

2:29

o zaman nasıl bu kadar çok insan için zıt şeyler ifade edebilir?

Dilbilgisi

if ..., then how can ...?: bir öncülü çelişkiyle sorgulamak

if ..., then how can ...? kalıbı önce bir iddiayı koşul olarak sunar, ardından bu iddiayla görünüşte çelişen bir olgunun nasıl mümkün olabileceğini sorar. Burada sevgiyi tanımlayabilmek ile sevginin birçok insan için birbirine zıt anlamlar taşıması bağdaştırılması zor iki düşünce gibi görünür. Soru genellikle retoriktir: yalnızca bilgi istemek yerine öncüle itiraz eder veya dinleyiciden çelişkiyi çözmesini ister. Then mantıksal sonucu açıkça gösterir, ancak bağlantı zaten açıksa atılabilir.

Alıştırma

Eksik iki bölümü kullanarak mantıksal sorgulama kalıbını tamamlayın: ____ the policy is fair, ____ it benefit only one group?

Cevabı göster

If · then how can

So maybe love's all just in your head, Deyimler

2:32

Yani belki de aşk sadece kafanızın içindedir,

Deyimler

all just in your head: zihinsel veya öznel bir deneyim

In your head, fiziksel olarak başının içinde olmak değil, “zihninde, hayal gücünde veya beyninde olmak” demektir. Burada all ve just, aşkın bütünüyle kişisel bir zihinsel deneyim olabileceği fikrini güçlendirir. Maybe bunun kesin bir iddia değil, bir olasılık olduğunu gösterir; aşkın sahte olduğunu kesin olarak söylemez. Daha genel olarak bu ifade, bir şeyi öznel, hayal edilmiş veya zihinsel süreçlerin ürünü olarak tanımlayabilir.

Alıştırma

Leo sınıf arkadaşlarının kızgın olduğunu hissediyor ama elinde hiçbir kanıt yok. Hangi cümle, sorunu hayal ediyor olabileceğini düşündürür?

  1. Maybe their anger is all just in his head.
  2. He cannot get their anger out of his head.
  3. Their anger has been on his mind all day.
Cevabı göster

Maybe their anger is all just in his head.

a personal mystery winding through your neural pathways Deyimler

2:34

sinir yollarınızdan kıvrılarak geçen kişisel bir gizem

Deyimler

winding through your neural pathways: zihinsel yol metaforu

Winding through, kıvrımlı ve dolaylı bir rota boyunca ilerlemek demektir. Neural pathways, sinyallerin sinir sistemi içinde yol aldığı bağlantılı güzergâhlardır. Bu sözcükler birlikte, bir şeyin beynin içinde kıvrılarak yol aldığı görüntüsünü oluşturur. The personal mystery aşkı ifade eder. Cümle bilimsel bir tınıya sahip bir metafor kullanır: soyut ve kişisel bir deneyim, sinirlerin içinde gerçekten hareket eden görünür bir nesne olarak değil, kıvrımlı rotalar boyunca ilerliyormuş gibi sunulur.

Alıştırma

Bu cümlede winding through your neural pathways ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Soyut ve kişisel bir deneyimi, kıvrımlı bir rota boyunca beynin içinde ilerliyormuş gibi betimler.
  2. Rüzgârlı havanın sinir sistemine girdiğini söyler.
  3. Görünür bir nesnenin sinirlerin içinde fiziksel olarak süründüğünü anlatır.
Cevabı göster

Soyut ve kişisel bir deneyimi, kıvrımlı bir rota boyunca beynin içinde ilerliyormuş gibi betimler.

and lighting up pleasing natural rewards in your nervous system. Kelime

2:37

ve sinir sisteminizde hoş doğal ödülleri aydınlatan.

Kelime

lighting up pleasing natural rewards: hoş doğal ödül tepkilerini etkinleştirmek

Bu cümlede lighting up, ilgili bölgeler bir beyin taramasında gözle görülür biçimde aydınlanmış gibi, sinir sisteminde etkinliğin başlamasına veya artmasına yol açmak anlamındadır. Bir lambayı açmaktan söz etmez. Pleasing natural rewards, doğal olarak ödüllendirici deneyimlere karşı sinir sisteminin verdiği tepkiyi ifade eder. İfade bir bütün olarak aşkı, sinir sisteminin ödül tepkisini etkinleştiren bir şey olarak sunar. Light up, beyin etkinliğini halka yönelik şekilde açıklayan içeriklerde sık kullanılır.

Alıştırma

Örnekte lighting up pleasing natural rewards ne anlama geliyor?

  1. Hoş olmayan bir duyguyu kapatmak
  2. Ödülleri görünür yapmak için lambalar kullanmak
  3. Sinir sisteminin doğal olarak ödüllendirici uyarıcılara verdiği tepkileri etkinleştirmek
Cevabı göster

Sinir sisteminin doğal olarak ödüllendirici uyarıcılara verdiği tepkileri etkinleştirmek

Perhaps these rewards are addictive.

2:41

Belki de bu ödüller bağımlılık yapıcıdır.

Perhaps love is a temporary or permanent addiction to a person, Kelime

2:43

Belki de aşk bir kişiye geçici veya kalıcı bir bağımlılıktır,

Kelime

addiction to a person: bir kişiye bağımlılık

Addiction to + isim veya -ing biçimi, bağımlılığın ya da zorlayıcı bağlılığın nesnesini belirtir. Burada to bir edattır ve a person onun nesnesidir; mastar işareti değildir. Konuşmacı aşkı addiction to a person diye adlandırarak romantik bağlılığı güçlü ve muhtemelen kontrol edilemez bir bağımlılık olarak çerçeveler. Bu cümledeki kullanım bir mecazdır; kendiliğinden klinik bir tanı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bağımlılığın nesnesini belirten edatla kalıbı tamamlayın: The report examines her addiction ____ online gambling.

Cevabı göster

to

just like a person can be addicted to a drug. Kalıp ifadeler

2:46

tıpkı bir insanın bir uyuşturucuya bağımlı olabilmesi gibi.

Kalıp ifadeler

be addicted to + bir nesne

be addicted to + isim ya da -ing biçimi yapısında addicted, güçlü bir bağımlılık durumunu anlatır; to ise kişinin bağımlı olduğu şeyi belirtir. Bu cümlede a drug, to edatının nesnesidir; to bir mastar yapısının parçası değildir. addicted öncesinde be veya become gibi bir bağ fiili kullanılır: a person is addicted to a drug; a person becomes addicted to gambling.

Alıştırma

Cümleyi dersteki sıfat yapısıyla tamamlayın: Some people become ____ nicotine.

Cevabı göster

addicted to

I don't mean to be edgy like some pop song. Ton ve niyet

2:49

Bazı pop şarkıları gibi sıra dışı olmak istemiyorum.

Ton ve niyet

don't mean to be edgy: niyeti açıklama

I don't mean to + fiil yapısı, konuşanın bir şeyi yapma veya belirli bir izlenim verme niyetinde olmadığını anlatır. Genellikle yanlış anlaşılabilecek bir yorumdan önce gelir; dinleyiciyi hazırlar ve konuşanın tonunu yumuşatır. Burada be edgy, bilerek kışkırtıcı, sarsıcı veya asi ve havalı görünmeye çalışmak anlamındadır. Konuşan böyle bir niyeti olduğunu reddeder; edgy fiziksel bir kenarla ilgili değildir.

Alıştırma

Kaba görünme niyetinde olmadığınızı anlatan dersteki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: I ____ rude, but I think we should check the numbers again.

Cevabı göster

don't mean to be

Evidence shows that chemicals in your brain stimulated by another person Anlatım akışı

2:52

Kanıtlar beyninizde başka bir kişi tarafından uyarılan kimyasalların

can make you develop a habit for that person. Dilbilgisi

2:55

o kişiye karşı bir alışkanlık geliştirmenize neden olabileceğini gösteriyor.

Anlatım akışı

Evidence shows that: kanıta dayalı bir iddiayı sunmak

Evidence shows that, ardından gelen yan cümleyi olguların, gözlemlerin veya araştırmaların desteklediği bir sonuç olarak sunar. Bir söylem işareti olarak, konuşanın bir fikir ya da karşılaştırmadan kanıta dayalı desteğe geçtiğini gösterir. İngilizcede evidence genellikle sayılamayan bir isimdir. Bu yüzden tekil fiil shows ile kullanılır; that ise tam iddiayı içeren yan cümleyi başlatır.

Alıştırma

Kanıtla desteklenen bir iddiayı sunmak için resmî kalıbı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Evidence show that regular sleep improves memory.
  2. Evidence shows that regular sleep improves memory.
  3. An evidence shows that regular sleep improves memory.
Cevabı göster

Evidence shows that regular sleep improves memory.

Dilbilgisi

make you develop...: make + nesne + fiilin yalın hâli

make you develop..., make + nesne + fiilin yalın hâli ettirgen yapısını kullanır. Bu cümlede the chemicals in your brain nedeni, nesne olan you etkilenen kişiyi gösterir ve develop, to almayan yalın fiil biçimidir. Bu yapıyı bir kişi, şey veya durum birinin eylemde bulunmasına ya da yeni bir duruma geçmesine neden olduğunda kullanın. Burada kimyasalların bir alışkanlığın oluşmasına yol açtığı anlatılır; diğer kişinin size doğrudan emir verdiği söylenmez.

Alıştırma

Cümleyi develop fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Constant notifications can make you ____ a habit of checking your phone.

Cevabı göster

develop

The person comes to satisfy a physiological craving Notlar

2:58

Kişi fizyolojik bir özlemi gidermeye gelir

Dilbilgisi

comes to satisfy: zaman içinde gelişen bir rol

come to + fiilin yalın hâli, bir eylemi veya rolü zaman içinde gelişen bir sürecin sonucu olarak gösterebilir. Burada comes to satisfy, kişinin zamanla bu arzuyu gideren bir rol üstlenmesi anlamına gelir; come fiziksel bir hareketi anlatmaz. Bu yapı çoğunlukla anlayış, duygu, bağımlılık veya işlev değişikliklerini anlatır. Yalnızca bir şeyin olduğunu söylemek yerine, belirli bir duruma ulaşma anlamı katar.

Alıştırma

Güvenin zaman içinde geliştiğini göstermek için cümleyi come to + trust yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several months, I ____ my new teammate.

Cevabı göster

came to trust

Kelime

physiological craving: bedene dayalı yoğun bir arzu

Physiological, bedenin ve sinir sisteminin çalışma biçimiyle bağlantılı anlamına gelir; craving ise güçlü ve görmezden gelinmesi zor bir arzu demektir. Bu cümlede physiological craving, bedensel veya biyolojik düzeyde hissedilen yoğun bir arzuyu ifade eder. Bu ifade, kişinin etkisini sıradan bir istek veya tercih olarak değil, bağımlılık mekanizmasına benzer bir şey olarak sunar. Daha genel olarak, arzunun kaynağı veya bir bileşeni olarak bedensel süreçlere dikkat çeker.

Alıştırma

Bu cümlede physiological craving ne anlama gelir?

  1. bedensel süreçlerden kaynaklanan güçlü bir arzu
  2. sağlıklı davranışla ilgili resmî bir kural
  3. kişisel zevke dayalı hafif bir tercih
Cevabı göster

bedensel süreçlerden kaynaklanan güçlü bir arzu

and you want more.

3:00

ve siz daha fazlasını istersiniz.

But then sometimes,

3:02

Ama bazen,

slowly or suddenly,

3:03

yavaş yavaş ya da aniden,

you don't.

3:04

istemezsiniz.

You've fallen out of love, Öbek fiiller

3:05

Aşkınız bitmiştir,

Öbek fiiller

fallen out of love: artık romantik sevgi hissetmemek

Fall out of love, daha önce var olan romantik sevginin artık hissedilmemesi demektir. You've fallen out of love ifadesinde fallen, have yardımcı fiilinden sonra gelen geçmiş zaman ortacıdır; You've, You have ifadesinin kısaltmasıdır. Konuşan kişi değişimi gerçekleşmiş ve şu anla ilgili olarak sunar. Kişiyi belirtmek için fall out of love with someone yapısı kullanılır. Bu mecazi bir ifadedir; fiziksel olarak düşmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Burada "You've fallen out of love" ne anlama geliyor?

  1. Aşıkken fiziksel olarak düştün.
  2. Duygularından bağımsız olarak ilişkiyi bitirdin.
  3. Romantik duyguların azalıp kayboldu.
Cevabı göster

Romantik duyguların azalıp kayboldu.

become unaddicted for a spell. Kelime

3:06

bir süreliğine bağımlılıktan kurtulmuşsunuzdur.

Kelime

for a spell: kısa bir süreliğine

For a spell, kısa ve süresi belirtilmemiş bir dönem boyunca demektir. Burada bağımlılıktan kurtulma durumunun geçici olduğunu gösterir: bu durum yalnızca bir süre devam eder, sonsuza kadar sürmesi gerekmez. Bu ifadede spell, bir zaman dönemi veya zaman aralığı anlamına gelen bir isimdir. Yazım ya da sihir anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede for a spell ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişi bir sözcüğün yazımını düzeltiyor.
  2. Durum kısa ve süresi belirtilmemiş bir dönem boyunca sürer.
  3. Duruma sihir neden olur.
Cevabı göster

Durum kısa ve süresi belirtilmemiş bir dönem boyunca sürer.

What happened?

3:09

Ne oldu?

Does one develop a tolerance or hit a limit? Kalıp ifadeler

3:10

Biri tolerans mı geliştiriyor yoksa bir sınıra mı ulaşıyor?

Kalıp ifadeler

develop a tolerance: tolerans geliştirmek

Develop a tolerance, bir maddeye veya tekrarlanan bir uyarana karşı tepkinin zamanla azalması ve aynı etkiyi elde etmek için daha yüksek miktar ya da daha güçlü bir uyaran gerekebilmesi demektir. Buradaki tolerance, insanlara karşı sabır veya hoşgörü değil, tıbbi ya da bağımlılıkla ilgili “tolerans” anlamındadır. Bu soruda ifade, bağımlılık modelini mecazi olarak aşka uygular: tekrarlanan maruz kalma, tepkiyi sürekli artırmak yerine azaltabilir. Develop, bu değişimin zaman içinde oluştuğunu vurgular.

Alıştırma

Tıbbi veya bağımlılıkla ilgili bir bağlamda develop a tolerance ne anlama gelir?

  1. Aynı maddeye veya uyarana daha az tepki vermeye başlamak
  2. Başkalarının görüşlerini daha çok kabul etmek
  3. Hemen sabit bir üst sınıra ulaşmak
Cevabı göster

Aynı maddeye veya uyarana daha az tepki vermeye başlamak

Kalıp ifadeler

hit a limit: bir sınıra ulaşmak

Hit a limit, bir şeyin artık devam edemeyeceği, artamayacağı veya gelişemeyeceği bir sınıra ulaşmak demektir. Buradaki hit mecazidir; fiziksel olarak vurma anlamına gelmez. İfade, sınırı devam eden bir süreçte karşılaşılan bir şey olarak sunar. Soruda, deneyimin sonunda daha da yoğunlaşmayı bırakıp bırakmadığı sorulur. Kapasite, performans, zaman, para veya dayanıklılık sınırları için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle ilerlemenin bir sınıra ulaştığını söylüyor?

  1. The team set a limit before the project began.
  2. The team hit a limit when the budget could not stretch any further.
  3. The project had a generous budget.
Cevabı göster

The team hit a limit when the budget could not stretch any further.

Why do some lovers stay addicted to each other their entire lives? Kalıp ifadeler

3:12

Neden bazı aşıklar tüm hayatları boyunca birbirlerine bağımlı kalırlar?

Kalıp ifadeler

stay addicted to each other: devam eden karşılıklı bir durum

Stay, addicted sıfatından önce bağlayıcı fiil olarak kullanılır. stay + sıfat kalıbı bir durumun devam ettiğini gösterir; bu nedenle stay addicted, “bağımlı kalmaya devam etmek” demektir, “bir yerde yaşamak” anlamına gelmez. To each other ilişkinin karşılıklı olduğunu gösterir: Her sevgilinin diğerine güçlü biçimde bağlı olduğu anlatılır. Burada addicted mecazidir ve uzun süren romantik bağlılığı bağımlılığa benzetir.

Alıştırma

stay addicted to each other ifadesindeki stay neyi gösterir?

  1. Sevgililerin aynı yerde yaşadığını gösterir.
  2. Bağımlılık durumunun aniden başladığını gösterir.
  3. Bağımlılık durumunun devam ettiğini gösterir.
Cevabı göster

Bağımlılık durumunun devam ettiğini gösterir.

Perhaps to create new lives, Anlatım akışı

3:16

Belki yeni hayatlar yaratmak,

to proliferate their species.

3:17

kendi türlerini çoğaltmak için.

Anlatım akışı

to create ... to proliferate ...: paralel amaç bildiren mastarlar

İki to-infinitive öbeği paralel yapıdadır: to create new lives ve to proliferate their species. To sözcüğünün tekrarlanması iki düşünceye aynı dil bilgisel biçimi verir ve onları iki olası amaç ya da açıklama olarak açıkça sunar. Bu, daha önceki bir why sorusuna verilmiş eksiltili bir yanıttır. Perhaps belirsizlik bildirir; eksik olan ana cümle ise bağlamdan anlaşılır. Burada proliferate their species, yeni üyeler üreterek türlerinin çoğalmasını sağlamak anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle iki amacı sıralamak için paralel to-infinitive yapıları kullanıyor?

  1. The library extended its hours to help commuters and to give students more study time.
  2. The library extended its hours helping commuters and to give students more study time.
  3. The library extended its hours to help commuters and giving students more study time.
Cevabı göster

The library extended its hours to help commuters and to give students more study time.

Maybe love is just human DNA's optimal method for bringing about its own replication. Öbek fiiller

3:19

Belki de aşk sadece insan DNA'sının kendi kopyalanmasını sağlamak için en uygun yöntemidir.

Öbek fiiller

for bringing about its own replication: bring about ile bir sonuç meydana getirmek

Bring about, bir şeyin olmasına neden olmak veya bir sonuç meydana getirmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada bringing about its own replication, bu kopyalanmanın gerçekleşmesini sağlamak demektir; its, human DNA'ya gönderme yapar ve own, DNA'nın kendi kendini kopyaladığını vurgular. method for bringing about... yapısında for + -ing biçimi, yöntemin ne yapmayı amaçladığını belirtir. Bu ifade, neden-sonuç ilişkisini açıklayıcı bir biçimde sunmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi hedef öbek fiilin doğru biçimiyle tamamlayın: The campaign succeeded in ____ major policy changes.

Cevabı göster

bringing about

There are evolutionary arguments regarding every human mating behavior, Kelime

3:24

İnsanların her çiftleşme davranışıyla ilgili evrimsel argümanlar vardır,

Kelime

evolutionary arguments regarding every human mating behavior: resmî bilimsel ifade

Bu ifade, bilimsel tartışmaların resmî üslubunu kullanır. Evolutionary arguments, evrimsel düşüncelere dayalı, gerekçelendirilmiş iddialar veya açıklamalar demektir; arguments burada kişiler arasındaki kavgalar anlamına gelmez. Regarding konuyu tanıtır ve hakkında anlamındadır: konu every human mating behavior ifadesidir. Human mating behavior, eş seçimi ve üremeyle bağlantılı davranış örüntülerini anlatan teknik bir terimdir. Bu anlatım, söz konusu örüntüleri araştırma konusu olarak ele aldığı için kişisel veya romantik değil, analitik duyulur.

Alıştırma

"evolutionary arguments regarding every human mating behavior," ifadesinin doğru yorumu hangisidir?

  1. her kişinin romantik seçimlerine saygı ifadeleri
  2. insanların her çiftleşme davranışı türü hakkında gerekçelendirilmiş evrimsel iddialar
  3. birbirleriyle çıkan kişiler arasındaki duygusal tartışmalar
Cevabı göster

insanların her çiftleşme davranışı türü hakkında gerekçelendirilmiş evrimsel iddialar

from how we display ourselves to potential mates, Anlatım akışı

3:27

kendimizi potansiyel eşlere nasıl sergilediğimizden,

to how we treat each other in relationships,

3:30

ilişkilerde birbirimize nasıl davrandığımıza,

to how we raise kids.

3:32

çocukları nasıl yetiştirdiğimize kadar.

Anlatım akışı

from how ... to how ... to how ...: Bir kapsamı sıralama

from how ... to how ... to how ... kalıbı, birbiriyle bağlantılı birkaç alanı tek ve geniş bir kapsam olarak sunar. Bu cümlede kişinin kendini nasıl gösterdiğinden ilişkilerdeki davranışlara ve çocuk yetiştirmeye geçilir; böylece genel savın ne kadar geniş bir alana uygulandığı gösterilir. Kapsamdaki her öğe how + özne + fiil yapısıyla kurulan paralel bir dolaylı soru yan tümcesidir: how we display, how we treat ve how we raise. display ourselves to potential mates içindeki to, display ... to someone yapısına aittir ve gösterimin yöneltildiği kişiyi belirtir; kapsamı ilerletenler daha sonraki to how yan tümceleridir.

Alıştırma

Cümleyi from how ... to how ... to how ... paralel kalıbıyla tamamlayın: The course covers everything ____ we choose a topic ____ we present it ____ we answer questions.

Cevabı göster

from how · to how · to how

Thus, Anlatım akışı

3:33

Bu nedenle,

some argue that the feeling you think you feel in your soul

3:34

bazıları ruhunuzda hissettiğinizi sandığınız o duygunun

is just biology's way to make you continue our species. Deyimler

3:37

sadece biyolojinin türümüzü devam ettirmenizi sağlama yolu olduğunu iddia ediyor.

Anlatım akışı

Thus: Resmî bir sonuç işaretleyicisi

Thus, ardından gelen ifadenin önceki gerekçelerden veya kanıtlardan çıkarılan mantıksal bir sonuç olduğunu belirtir. Burada some argue ile başlayan savı, ayrı bir konu veya yalnızca sıradaki olay olarak değil, önceki tartışmanın sonucu olarak işaretler. Bu söylem işaretleyicisi cümlenin başında olduğunda genellikle ardından virgül gelen Thus, biçiminde kullanılır. Bu görevde therefore veya as a result ile yakın anlamlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede Thus, okuyucuya neyi bildirir?

  1. Önceki fikirlerden bir sonuç çıkar.
  2. Doğrudan bir alıntı başlar.
  3. Konuyla ilgisiz bir hikâye başlar.
Cevabı göster

Önceki fikirlerden bir sonuç çıkar.

Deyimler

biology's way to make you continue our species: bir mekanizmanın kişileştirilmesi

Biology's way, biology sözcüğünü yöntem seçebilen veya bir amaç güdebilen bir özne gibi sunar. Bu bir kişileştirmedir; soyut bir nedeni gözde canlandırmayı kolaylaştırır, ancak biyolojinin gerçekten düşündüğü veya plan yaptığı anlamına gelmez. make you continue our species ifadesindeki make + nesne + fiilin yalın hâli yapısı, bir mekanizmanın bir sonuca neden olduğunu gösterir. Continue our species, üreme yoluyla insan türünün varlığını sürdürmesine katkıda bulunmak demektir.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: Bu cümlede biology's way, biyolojinin insan üremesini bilinçli olarak planladığı anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Nature has selected you to have crushes on hotties, Notlar

3:40

Doğa çekici insanlara aşık olmanız için sizi seçti,

Kültür

Nature has selected you: doğal seçilimin kişileştirilmesi

Burada Nature, manzara ya da bilinçli bir varlık değil, doğal seçilim süreci anlamındadır. Nature has selected you, bu süreci seçim yapabilen bir özne gibi kişileştirir. Cümle evrimsel bir düşünceyi kısaca özetler: Nesiller boyunca seçilim baskıları, hayatta kalma veya üremeyle ilgili kalıtsal eğilimlerin daha yaygın hâle gelmesine yol açabilir. Doğanın bu kişiyi bilinçli olarak seçtiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu evrim bağlamında Nature has selected you ne anlama gelir?

  1. Evrimsel baskılar, birçok nesil boyunca bazı kalıtsal eğilimleri destekledi.
  2. Doğal manzara kasıtlı olarak bir kişiyi seçti.
  3. Bir bilim insanı doğa programı için birini seçti.
Cevabı göster

Evrimsel baskılar, birçok nesil boyunca bazı kalıtsal eğilimleri destekledi.

Kelime

have crushes on hotties: şakacı ve gündelik bir çekim ifadesi

Have a crush on someone, birine karşı romantik bir çekim veya güçlü bir hoşlanma hissetmek anlamına gelir; çoğu zaman henüz bir ilişki yoktur. Burada have crushes on ifadesindeki crushes çoğuldur ve bunun tekrar tekrar ya da farklı kişilere karşı yaşandığını anlatır. Hotties çok çekici kişiler anlamına gelir. Bu sözcük cümleye şakacı ve özellikle gündelik bir hava katar; yani konuşmacı çekim duygusunu dikkatli veya resmî bir dille değil, takılarak anlatır.

Alıştırma

Romantik bir hoşlanmayı anlatan sabit ifadeyi tamamlayın: Alex has ____ someone in the school orchestra.

Cevabı göster

a crush on

just like it makes monkeys have crushes on hot monkeys,

3:44

tıpkı maymunların çekici maymunlara aşık olmasını sağladığı gibi,

and biology marches on. Deyimler

3:46

ve biyoloji yoluna devam ediyor.

Deyimler

biology marches on: devam eden bir süreci kişileştirmek

Biology marches on, biyolojiyi ilerlemeye devam eden bir güç veya ordu gibi kişileştirir. Marches on burada gerçek anlamda yürüyüş yapmak değildir; çekim ve üremeyle ilgili biyolojik sürecin devam ettiği anlamına gelir. Bu kısa yan cümle düşünceyi istikrarlı ve neredeyse durdurulamaz bir tonla tamamlar: bireyler çekim hisseder ve yaşam devam eder.

Alıştırma

and biology marches on cümlesinde marches on ne anlama gelir?

  1. Bir biyoloji dersi başlar.
  2. Bir grup biyolog düzenli bir sıra hâlinde yürür.
  3. Biyolojik süreç devam eder.
Cevabı göster

Biyolojik süreç devam eder.

But is that all love is? Anlatım akışı

3:48

Fakat aşkın hepsi bu mu?

Anlatım akışı

is that all love is?: sınırlı bir açıklamayı sorgulamak

Bu soruda all, “bunun bütünü” ya da “bundan başka bir şey değil” anlamındadır. Konuşmacı sevginin miktarını sormaz; önceki açıklamanın sevgiyi tamamen açıklayıp açıklamadığını sorgular. Bu retorik soru önceki açıklamaya geri döner ve başka bir açıklamaya yer açar. But is that all X is? kalıbı, bir fikrin fazla dar veya eksik olabileceğini gösteren bir söylem işaretidir.

Alıştırma

Konuşmacı But is that all love is? diyerek ne yapıyor?

  1. Sevginin zaten tamamen tanımlandığını doğruluyor
  2. Önceki açıklamanın eksiksiz olup olmadığını sorguluyor
  3. Sevginin miktarını soruyor
Cevabı göster

Önceki açıklamanın eksiksiz olup olmadığını sorguluyor

Or perhaps worse,

3:50

Ya da daha kötüsü,

is it just a construct, Kelime

3:51

o sadece bir kurgu mu,

Kelime

a construct: insanlar ve toplum tarafından biçimlendirilen bir fikir

Burada a construct, insan düşüncesi, dili, kültürü veya kurumları tarafından biçimlendirilmiş soyut bir fikir ya da kategoridir. Konuşmacı sevginin fiziksel bir yapı olup olmadığını değil, insanların oluşturduğu çerçeveler aracılığıyla anlaşılıp anlaşılmadığını sorar. Bir şeyi construct olarak adlandırmak onun otomatik olarak yanlış veya hayalî olduğu anlamına gelmez. Sözcük, fikrin nasıl oluşup paylaşıldığına dikkat çeker; fikirle bağlantılı deneyimler yine de gerçek olabilir.

Alıştırma

Soyut bir tartışmada a construct büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. İnşaat hâlindeki fiziksel bir bina
  2. Mutlaka yanlış olan bir iddia
  3. İnsan düşüncesi veya sosyal sistemlerce biçimlendirilmiş bir fikir ya da kategori
Cevabı göster

İnsan düşüncesi veya sosyal sistemlerce biçimlendirilmiş bir fikir ya da kategori

some fake concept we all convince each other to try to live up to for a fake sense of purpose? Notlar

3:53

hepimizin sahte bir amaç duygusu uğruna yaşamaya çalışmak için birbirimizi ikna ettiğimiz sahte bir kavram mı?

Öbek fiiller

live up to: bir standardı veya beklentiyi karşılamak

Live up to, bir standardın, beklentinin, idealin veya itibarın gerektirdiği düzeye ulaşmak demektir. Ardından beklenen düzeyi belirleyen şey gelir. Bu cümlede sahte kavram, insanların birbirlerini uymaya zorladığı bir ideal gibi ele alınıyor. Soru, buna ulaşmaya çalışmanın yalnızca yapay bir amaç duygusu sağlayabileceğini öne sürüyor.

Alıştırma

Cümleyi “beklentileri karşılamak” anlamındaki, öğrendiğiniz üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The sequel was heavily advertised, but it failed to ____ the hype.

Cevabı göster

live up to

Kalıp ifadeler

a fake sense of purpose: gerçek olmayan bir anlam veya yön duygusu

A sense of purpose, kişinin yaşamının veya eylemlerinin anlamlı bir yönü olduğuna dair içsel duygudur. Burada sense, fiziksel duyulardan biri değil, bir farkındalık veya his anlamına gelir. Fake tüm ifadeyi niteler ve kuşkucu bir tutum gösterir: konuşan kişi bu anlam duygusunun gerçek değil, yapay olduğunu öne sürer.

Alıştırma

“A fake sense of purpose” ifadesinde sense of purpose ne anlama gelir?

  1. yaşamın veya bir etkinliğin anlamı ve yönü olduğuna dair içsel bir duygu
  2. bir şeyi algılamaya yarayan fiziksel bir yetenek
  3. bir hedefe ulaşmak için ayrıntılı bir plan
Cevabı göster

yaşamın veya bir etkinliğin anlamı ve yönü olduğuna dair içsel bir duygu

Maybe it is a construct.

3:57

Belki de o bir kurgudur.

But let's be more precise about what a construct is Anlatım akışı

3:59

Ama bir kurgunun ne olduğu konusunda daha kesin olalım

Anlatım akışı

Let's be more precise about...: daha açık bir tanıma geçmek

Let's be more precise about... anlatımın yönünü gösteren bir ifadedir. Konuşmacının geniş ya da belirsiz olabilecek bir fikri daha kesin hâle getirmek üzere olduğunu dinleyiciye bildirir. Burada construct kavramının ne olduğuna ilişkin dikkatli bir açıklama başlatır. Bu ifade bilgiyi iki aşamada düzenler: önce geniş tartışma, ardından daha dar bir tanım ya da açıklama gelir. about sonrasındaki konu, daha kesin biçimde ele alınacak şeydir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki yönlendirici ifadeyle tamamlayın: The word 'safe' is vague, so let's ____ what it means in this report.

Cevabı göster

be more precise about

because love is constructed from reality, Kelime

4:02

çünkü aşk gerçeklikten inşa edilmiştir,

our experiences,

4:04

deneyimlerimizden,

feelings, brain chemistry,

4:05

duygular, beyin kimyası,

cultural expectations,

4:07

kültürel beklentiler,

our lives.

4:08

hayatlarımızdan.

Kelime

Is constructed from reality: gerçek kaynaklardan oluşturulmak

Is constructed from, 'bir şeyden oluşturulur veya inşa edilir' anlamına gelir. Bu cümlede constructed mecazidir: sevgi; deneyim, duygu, beyin kimyası, kültürel beklentiler ve kişinin yaşamı dâhil olmak üzere gerçekliğin şekillendirdiği bir şey olarak sunulur. Bir şeye constructed denmesi onun sahte olduğu anlamına gelmez. Bu ifade, soyut bir fikir ya da deneyimi oluşturmak üzere birleşen gerçek kaynaklara ve süreçlere odaklanır.

Alıştırma

Soyut bir fikrin gerçek kaynaklardan oluştuğunu göstermek için constructed from kullanın: A community's identity is ____ shared memories and traditions.

Cevabı göster

constructed from

And this edifice can be viewed through countless dimensions, Notlar

4:10

Ve bu yapı sayısız boyuttan incelenebilir,

Deyimler

karmaşık bir yapı metaforu olarak this edifice

Bu cümlede this, daha önce deneyim, duygu ve kültürden inşa edilen bir şey olarak anlatılan aşk fikrine gönderme yapar. Edifice sözcüğü gerçek anlamıyla büyük ve görkemli bir bina demektir; ancak burada bu soyut yapıyı bir bina metaforuna dönüştürür. Bu metafor, birbirine bağlı birçok parçadan oluşan karmaşık bir bütünü düşündürür. Ayrıca aynı yapının birçok boyuttan incelenebileceği sonraki fikre zemin hazırlar.

Alıştırma

Örnekteki this edifice neyi ifade ediyor?

  1. İnşa edilmiş bir şey olarak anlatılan karmaşık aşk fikri
  2. Daha büyük bir yapıya bağlı olmayan tek bir kişisel duygu
  3. Yeni ortaya çıkmış gerçek ve büyük bir bina
Cevabı göster

İnşa edilmiş bir şey olarak anlatılan karmaşık aşk fikri

scientific, emotional,

4:13

bilimsel, duygusal,

historical, spiritual,

4:14

tarihsel, ruhsal,

legal, or just personal.

4:16

hukuki veya sadece kişisel.

Kalıp ifadeler

analiz çerçevesi olarak viewed through countless dimensions

Can be viewed through countless dimensions ifadesinde viewed, “incelenmek veya anlaşılmak” anlamına gelen edilgen bir fiildir; through ise kullanılan bakış açılarını veya analiz çerçevelerini tanıtır. Dimensions burada soyuttur: fiziksel ölçüleri değil, karmaşık bir konunun yönlerini anlatır. Ardından gelen scientific, emotional, historical, spiritual, legal ve personal sıfatları bu boyutları adlandırır. Countless bilinçli bir vurgudur: konuyu anlamanın gerçekten sayılabilecek sabit bir listesi değil, çok sayıda olası yolu vardır.

Alıştırma

Hangi cümle analiz bakış açılarını tanıtmak için viewed through kullanıyor?

  1. The parade can be viewed from the balcony.
  2. The proposal can be viewed through economic, legal, and social dimensions.
  3. The proposal can be viewed as a temporary solution.
Cevabı göster

The proposal can be viewed through economic, legal, and social dimensions.

If no two people are the same, Dilbilgisi

4:18

Eğer hiçbir iki insan aynı değilse,

no two people's love is the same either.

4:21

hiçbir iki insanın aşkı da aynı değildir.

Dilbilgisi

If no two... no two... either: paralel olumsuzluklar

no two + çoğul isim + çoğul fiil kalıbı, üyeleri aynı olan hiçbir ikili bulunmadığını belirtir. Her kişinin ya da şeyin farklı olduğunu kısa ve vurgulu biçimde ifade eder. Burada no two içeren iki yan cümle paraleldir: insanlar farklıdır, dolayısıyla farklı insanların sevgileri de farklıdır. Sondaki either, olumsuz ifadeyi izlediği için “o da değil” anlamına gelir; “iki seçenekten biri” anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi no two ifadesini iki kez ve sonda “o da değil” anlamındaki either sözcüğünü kullanarak tamamlayın: ____ families are the same, so ____ family traditions are exactly the same ____.

Cevabı göster

No two · no two · either

So in every loving relationship,

4:23

Dolayısıyla sevgi dolu her ilişkide,

there's a lot to talk about Kalıp ifadeler

4:25

konuşulacak çok şey vardır

Kalıp ifadeler

there's a lot to talk about: konuşulacak çok şey var

There's, bir şeyin varlığını bildiren there is yapısının kısaltmasıdır. A lot çok sayıda konu, soru veya meseleyi temsil eder; to talk about ise bunlarla ne yapılabileceğini ya da yapılması gerektiğini gösterir. İfadenin tamamı, konuşulabilecek veya konuşulması gereken birçok şey olduğu anlamına gelir. Bu ilişki bağlamında iletişime işaret eder, ancak ifade tek başına bir tartışma yaşandığını göstermez.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “konuşulacak çok şey” anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After reading the report, we realized there was ____.

Cevabı göster

a lot to talk about

and partners should be open to that Kalıp ifadeler

4:27

ve partnerler buna açık olmalıdır

Kalıp ifadeler

should be open to that: buna açık olmalılar

Bu cümlede should be open to that, partnerlerin konuyu değerlendirmeye, konuşmaya veya onunla yüzleşmeye istekli olmaları gerektiğini anlatır. That, daha önce geçen konuşacak çok şeyleri olduğu fikrine gönderme yapar. İfade, alıcı ve açık bir tutumu belirtir; zaten aynı fikirde oldukları anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp be open to + isim veya -ing biçimidir. Should, bu açıklığı partnerlere yönelik bir tavsiye ya da beklenti olarak sunar.

Alıştırma

Değerlendirmeye istekli olmak anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: I'm ____ trying a different approach.

Cevabı göster

open to

or the relationship probably won't last.

4:29

yoksa o ilişki muhtemelen sürmeyecektir.

Love is always up for discussion Kalıp ifadeler

4:31

Aşk her zaman tartışmaya açıktır

Kalıp ifadeler

always up for discussion: her zaman tartışmaya açık

Burada always up for discussion, aşk konusunun her zaman konuşulmaya ve yeniden değerlendirilmeye açık olduğu anlamına gelir. Up for yön bildirmez. Özne bir fikir, plan veya konu olduğunda be up for discussion, o şeyin kapanmış olmak yerine konuşulmaya açık kaldığını belirtir. Always iddiayı güçlendirir: aşk ve aşkın anlamı, asla sorgulanamayacak bir şey gibi görülmek yerine sürekli konuşulabilir.

Alıştırma

Toplantı yarın, ancak gündem kesinleşmedi. Hangi cümle gündemin görüşme yoluyla hâlâ değiştirilebileceği anlamına gelir?

  1. The agenda is already under discussion.
  2. The agenda is still up for discussion.
  3. The agenda is up for a discussion.
Cevabı göster

The agenda is still up for discussion.

and sure, under construction. Deyimler

4:33

ve tabii ki yapım aşamasındadır.

Deyimler

devam eden gelişimin mecazı olarak under construction

Under construction normalde inşaat çalışmalarının sürdüğünü ve bir şeyin henüz tamamlanmadığını belirtir. Burada mecaz olarak kullanılır: sevgi, tamamlanmış bir nesne değil, insanların hâlâ kurduğu, gözden geçirdiği ve biçimlendirdiği bir şey olarak ele alınır. Bu ifade, daha önce kullanılan construct ve constructed sözcüklerini yankılar. Aynı sözcük ailesinin tekrarı, sonucu sevginin sürekli oluşturulup yeniden biçimlendirildiği düşüncesine bağlar.

Alıştırma

Hâlâ gelişmekte olan bir planı anlatan sabit inşaat ifadesiyle cümleyi tamamlayın: My plan for next year is still ____.

Cevabı göster

under construction

So if we can't define it, Anlatım akışı

4:35

Bu yüzden eğer onu tanımlayamıyorsak,

that's a good sign.

4:36

bu iyi bir işarettir.

Anlatım akışı

if we can't define it, that's a good sign: beklenen sonucu tersine çevirme

if yan tümcesi we can't define it durumunu ortaya koyar; that ise tek bir isme değil, bu durumun tamamına gönderme yapar. Konuşmacı tanım yapamamayı sorun olarak görmek yerine a good sign diye değerlendirir. Buradaki it, love anlamındadır. So, bunun önceki tartışmadan çıkarılan bir sonuç olduğunu gösterir. Cümle beklentiyi bilinçli biçimde tersine çevirir: normalde başarısızlık gibi görünen şey, sevginin açık ve değişken kalmasının ve insanlarca birlikte şekillendirilmeye devam etmesinin işareti olur.

Alıştırma

Cümle hangi akıl yürütmeyi ifade ediyor?

  1. Sevginin tanımlanamaması cesaret verici bir kanıt olarak sunuluyor.
  2. Sevginin tanımlanamaması tartışmanın başarısız olduğunun kanıtı olarak sunuluyor.
  3. Konuşmacı sevginin kolay tanımlandığını, ancak tanımlanmaya değmediğini söylüyor.
Cevabı göster

Sevginin tanımlanamaması cesaret verici bir kanıt olarak sunuluyor.

It means we're all still making it. Deyimler

4:38

Bu, hepimizin hala onu inşa ettiği anlamına gelir.

Deyimler

we're all still making it: hepimiz sevgiyi birlikte yaratmaya devam ediyoruz

Burada it, love sözcüğüne gönderme yapar ve making, bir şeyi yaratmak ya da şekillendirmek olan normal fiil anlamını korur. All, etkinliğin herkesçe paylaşıldığını; still ise sürecin devam ettiğini gösterir. Bu ifade bir inşa benzetmesini sürdürür: sevgi tamamlanmış bir nesne değil, insanların birlikte kurmaya devam ettiği bir şeydir. Bu nedenle bağlam, make it ifadesinin “başarmak” veya “varmak” gibi deyimsel anlamlarını ve cinsel bir çift anlamı dışlar.

Alıştırma

Örnekte we're all still making it ne anlama geliyor?

  1. Herkes hâlâ zamanında varmayı başarıyor.
  2. Herkes başarılı olmaya devam ediyor.
  3. Herkes sevgiyi yaratmaya ve şekillendirmeye devam ediyor.
Cevabı göster

Herkes sevgiyi yaratmaya ve şekillendirmeye devam ediyor.

Wait,

4:40

Bekle,

I didn't mean

4:40

öyle demek istemedim

you know what I meant. Ton ve niyet

4:41

ne demek istediğimi anladınız.

Ton ve niyet

You know what I meant: önceki bir sözü hafifçe açıklığa kavuşturmak

You know what I meant, konuşanın az önce söylediği bir söze dönüp bakar. Temelde “Sözlerim tuhaf veya belirsiz olsa da gerçek niyetimi çıkarabilirsin” anlamına gelir. Meant geçmiş zamandadır çünkü konuşan daha önce söylediği o söze gönderme yapar. Bu ifade tam bir açıklamadan çok, konuşma içinde yapılan hafif bir düzeltmedir. Ortak bir anlayış olduğunu varsayar ve küçük bir dil sürçmesini, şakayı veya çift anlamı geride bırakmaya yardımcı olur.

Alıştırma

You know what I meant ifadesine en uygun durum hangisidir?

  1. Anlamadığınız bir kelimeyi birinden açıklamasını isterken.
  2. Zararsız bir dil sürçmesinden sonra, dinleyicinin anlatılmak istenen anlamı muhtemelen çıkarabildiği durumda.
  3. Resmî bir hukuki düzeltmenin tam metnini verirken.
Cevabı göster

Zararsız bir dil sürçmesinden sonra, dinleyicinin anlatılmak istenen anlamı muhtemelen çıkarabildiği durumda.