İngilizce gerçekten İngilizce mi? 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
932 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Bu bölüm, yüzyıllar süren istilalara ve değişimlere rağmen Eski İngilizcenin modern İngilizcenin merkezinde nasıl kaldığını inceliyor. Gündelik sözcükleri ve ekleri Norman Fethi, konuşma dilindeki kullanım ve dilin dünyaya bakışımızı biçimlendirdiği düşüncesiyle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. but the history of English is the history of invasions, — Söylem, anlatıcılık ve retorik: Tanım niteliğindeki paralel bir ifadenin, sözcük kökenleri hakkındaki konuşmayı fetihlerin tarihi olarak nasıl yeniden çerçevelediğini anlayabilirsiniz. Bu retorik kalıbı, bir konunun arkasındaki daha geniş nedeni veya bakış açısını göstermek ve ona mantıklı bir geçiş yapmak için kullanabilirsiniz. 2. in common parlance, — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Nispeten resmî olan bu ifadenin sıradan, gündelik konuşmada anlamına geldiğini öğrenirsiniz. Yaygın sözlü kullanıma ilişkin iddiaları yazılı, teknik veya uzmanlık diline ilişkin iddialardan ayırabilir ve ifadeyi çözümleme ya da tartışmalarda uygun biçimde kullanabilirsiniz. 3. at its root, / at its heart, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bitki ve beden kaynaklı bu iki mecazın, görünür değişimlerin altındaki temel niteliği nasıl anlattığını öğrenirsiniz. Bir dil, kurum veya kişinin zamanla değişmesine rağmen özündeki karakterin aynı kaldığını açıklamak için ikisini de kullanabilirsiniz.

Bu derste

6 Minute English from BBCLearningEnglish.com.

0:01

BBCLearningEnglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, ben BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:10

Ben Neil.

And I'm Georgina.

0:11

Ben de Georgina.

Gōdne mergen.

0:13

Gōdne mergen.

Mé lícap pé métanne.

0:14

Mé lícap pé métanne.

I beg your pardon, Neil. Ton ve niyet

0:16

Anlayamadım, Neil.

Ton ve niyet

Nazikçe tekrar istemek için “I beg your pardon”

Bu cümlede I beg your pardon, “Duymadım veya anlamadım; lütfen tekrar söyle” anlamına gelir. Bu, kalıplaşmış ve nazik bir yanıttır; konuşanın yanlış bir şey yaptığını kabul etmesi değildir. Bu anlam bağlamdan anlaşılır: ifade anlaşılmayan veya şaşırtıcı bir sözün ardından geliyorsa karşıdaki kişiden tekrar etmesini ya da açıklamasını ister.

Alıştırma

Bu konuşmada “I beg your pardon” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi Neil’a konuşmayı bırakmasını söylüyor.
  2. Konuşan kişi yanlış bir şey yaptığını kabul ediyor.
  3. Konuşan kişi Neil’dan nazikçe tekrar etmesini veya açıklamasını istiyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi Neil’dan nazikçe tekrar etmesini veya açıklamasını istiyor.

Is something stuck in your throat? Ton ve niyet

0:17

Boğazına bir şey mi kaçtı?

Ton ve niyet

Birinin sesi hakkında şakalı yorum olarak “something stuck in your throat?”

Sözcükler, dinleyenin boğazına bir nesne takılıp takılmadığını gerçek anlamıyla sorar. Ancak bu konuşmada soru şaka amaçlıdır: konuşan kişi tuhaf bir ses veya telaffuz duyar ve buna boğazdaki bir şeyin yol açtığına dair şaka yapar. Başka durumlara da aktarılabilecek ipucu, gerçek anlamdaki sağlık sorusuyla rahat konuşma ortamının uyuşmamasıdır. Soru ciddi bir teşhis koymak yerine kişinin sesinin nasıl çıktığı hakkında yorum yapar.

Alıştırma

Rahat bir konuşmada biri alışılmadık bir ses kullanıyor. “Is something stuck in your throat?” sorusu büyük olasılıkla ne yapar?

  1. Kişinin sesinin tuhaf çıktığını şakacı bir şekilde ima eder.
  2. Kişinin hangi yemeği yediğini sorar.
  3. Bir nesnenin kişinin boğazını tıkadığını doğrular.
Cevabı göster

Kişinin sesinin tuhaf çıktığını şakacı bir şekilde ima eder.

Are you speaking a foreign language?

0:20

Yabancı bir dil mi konuşuyorsun?

Ha, well, actually, Georgina,

0:22

Ha, şey, aslında Georgina,

I was saying good morning, pleased to meet you in English,

0:24

İngilizce olarak günaydın, seninle tanıştığıma memnun oldum diyordum,

but not the English you and I speak. Dilbilgisi

0:27

ama seninle benim konuştuğumuz İngilizcede değil.

Dilbilgisi

the English you and I speak: nesne görevindeki ilgi zamirini atma

the English you and I speak ifadesinde you and I speak yan cümleciği English sözcüğünden sonra gelir ve hangi İngilizceden söz edildiğini belirtir. Tam biçim the English that you and I speak veya the English which you and I speak olabilir. Burada that veya which, speak fiilinin nesnesidir: you and I speak that English. Belirleyici bir ilgi cümleciğinde nesne görevindeki ilgi zamiri çoğu zaman atılabilir. Bu nedenle özgün ifade zamir olmadan da tam ve doğaldır.

Alıştırma

Hangi ifade nesne görevindeki ilgi zamirini doğal biçimde atmıştır?

  1. the song we heard yesterday
  2. the song played yesterday
  3. the song that sounded loud
Cevabı göster

the song we heard yesterday

That was Anglo-Saxon or Old English,

0:29

O, Anglo-Sakson veya Eski İngilizceydi,

the earliest form of English spoken in the Middle Ages, Dilbilgisi

0:32

Orta Çağ'da konuşulan İngilizcenin en eski biçimi,

so between the 5th and 15th century.

0:35

yani 5. ve 15. yüzyıllar arasında.

Dilbilgisi

English spoken in the Middle Ages: isimden sonra gelen geçmiş zaman ortacı grubu

Spoken in the Middle Ages, the earliest form of English ifadesinden sonra gelir ve bu biçimin ne zaman kullanıldığını anlatır. Spoken, speak fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve burada edilgen anlam taşır: insanlar dili konuştuğu için dil konuşulan şeydir. Bu ifade, which was spoken in the Middle Ages yapısının daha kısa biçimidir. Kısaltılmış bu edilgen ilgi cümleciği, the earliest form of English isim grubunu tanımlamayı sürdürürken bilgiyi daha az sözcükle verir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir isim hakkında edilgen bilgi vermek için o isimden sonra geçmiş zaman ortacı grubu kullanır?

  1. Leo made the cake for the contest.
  2. The cake made by Leo won a prize.
  3. The baker making the cake is Leo.
Cevabı göster

The cake made by Leo won a prize.

It doesn't sound anything like the way people talk nowadays. Kalıp ifadeler

0:38

Günümüzde insanların konuşma şekline hiç benzemiyor.

Kalıp ifadeler

doesn't sound anything like ...: kulağa hiç ... gibi gelmemek

Doesn't sound anything like, bir şeyin kulağa başka bir şeyden tamamen farklı geldiğini anlatır. Burada anything olumsuzluğu güçlendirir: söz konusu konuşma, ses açısından günümüzdeki insanların konuşma biçimine yakın değildir. Sesleri karşılaştırmak için sound like + isim veya yan cümle kullanılır. Tekrar kullanılabilen olumsuz kalıp doesn't sound anything like + karşılaştırılan şey biçimindedir ve küçük değil, büyük bir fark anlatır.

Alıştırma

Kulağa tamamen farklı gelme anlamındaki ders kalıbını tamamlayın: The new recording doesn't sound ____ the original.

Cevabı göster

anything like

No, but it's surprising how many of the words we use today Dilbilgisi

0:42

Benzemiyor, ama bugün kullandığımız kelimelerin ne kadarının

have survived from Old English.

0:45

Eski İngilizceden günümüze ulaşmış olması şaşırtıcı.

Dilbilgisi

it's surprising how many ... have survived: bu kadar çok ... günümüze ulaşmış olması şaşırtıcı

It's surprising how many ... sayının beklenenden fazla olduğunu ve bunun şaşırtıcı bulunduğunu anlatır. Burada how many, bir ifadenin içinde şaşırtıcı miktarı belirtir; dinleyiciden bir sayı söylemesini istemez. Have survived, bir şeyin bugüne kadar varlığını sürdürdüğü anlamına gelir. Sözcükler için kullanıldığında, onların Eski İngilizceden modern İngilizceye kadar dilde kalmış olduğunu anlatır; canlıların hayatta kalması anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, yangından sonra şaşırtıcı derecede çok sayıda eski kitabın hâlâ var olduğunu anlatır?

  1. It's surprising that any old books have survived the fire.
  2. How many old books have survived the fire?
  3. It's surprising how many old books have survived the fire.
Cevabı göster

It's surprising how many old books have survived the fire.

Beer, wine, drink, fish, bread, butter,

0:47

Bira, şarap, içmek, balık, ekmek, tereyağı,

eye, ear, mouth, head, hand, foot,

0:51

göz, kulak, ağız, baş, el, ayak,

life, love, laughter, mother, daughter,

0:54

hayat, aşk, kahkaha, anne, kız evlat,

sister, brother, son, father, all Anglo-Saxon words.

0:57

kız kardeş, erkek kardeş, erkek evlat, baba, hepsi Anglo-Sakson kelimeler.

Wow, so many everyday words. Kelime

1:01

Vay canına, ne kadar çok günlük kelime.

Kelime

everyday words: everyday ile every day arasındaki fark

everyday words ifadesinde everyday, “gündelik” veya “günlük yaşamda kullanılan” anlamına gelen bir sıfattır. words isminden önce gelir ve bunların nasıl kelimeler olduğunu açıklar. Tek sözcük olarak yazılan everyday, “her gün” anlamına gelmez. Bir şeyin ne sıklıkta olduğunu anlatan every day zaman ifadesi iki ayrı sözcük hâlinde yazılır.

Alıştırma

Hangi cümlede everyday, “gündelik” veya “günlük yaşamda kullanılan” anlamındaki bir sıfat olarak doğru kullanılmıştır?

  1. These are my every day shoes.
  2. I wear these shoes everyday.
  3. These are my everyday shoes.
Cevabı göster

These are my everyday shoes.

But what about the classics, Latin and Greek? Ton ve niyet

1:04

Peki ya klasikler, Latince ve Yunanca ne olacak?

Ton ve niyet

But what about ...?: başka bir noktayı gündeme getirmek

But what about ...? tartışmayı henüz ele alınmamış ilgili bir kişiye, şeye veya konuya yöneltir. Burada konuşmacı, the classics ifadesini konunun başka bir bölümü olarak gündeme getiriyor. But, yön değişimini daha belirgin hâle getirir ve hafif bir itiraz tonu katabilir: konuşmacı, önceki konuşmada bir şeyin atlanmış olabileceğini düşündürür.

Alıştırma

Konuşmacı “But what about the classics” diyerek ne yapıyor?

  1. Klasik dillerin önemli olmadığını söylüyor
  2. Henüz ele alınmamış ilgili bir noktayı gündeme getiriyor
  3. Diller hakkındaki tartışmayı bitiriyor
Cevabı göster

Henüz ele alınmamış ilgili bir noktayı gündeme getiriyor

I thought a lot of English vocabulary came from there.

1:07

İngilizce kelimelerin çoğunun oradan geldiğini sanıyordum.

That's also true,

1:10

Bu da doğru,

but the history of English is the history of invasions, Anlatım akışı

1:11

ama İngilizcenin tarihi istilaların tarihidir,

you know, when the army of one country fights to enter and control another country.

1:14

bilirsin, bir ülkenin ordusu başka bir ülkeye girip onu kontrol etmek için savaştığında.

Anlatım akışı

the history of English is the history of invasions: konuyu yeniden çerçevelemek

Tekrarlanan the history of X is the history of Y kalıbı, İngilizcenin tarihini anlamak için ana bir bakış sunar: istilalar dilin biçimlenmesine yardımcı olmuştur. Bu, güçlü bir özettir; İngilizce tarihindeki her olayın gerçek anlamda bir istila olduğu iddiası değildir. Konuşmada tanım gibi kurulan bu cümle, sonraki bölümün yönünü gösterir. Konuyu İngilizceden, onun arkasındaki tarihsel güçleri açıklamaya taşır.

Alıştırma

the history of English is the history of invasions ifadesinin bilgiyi düzenlemedeki temel görevi nedir?

  1. Konuşmacı İngilizceyi değiştiren bütün istilaları sıralıyor.
  2. Konuşmacı, İngilizcenin nasıl geliştiğini anlamanın ana yolu olarak istilaları gösteriyor.
  3. Konuşmacı istilaların İngilizce üzerinde hiçbir etkisi olmadığını söylüyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, İngilizcenin nasıl geliştiğini anlamanın ana yolu olarak istilaları gösteriyor.

Like the Roman invasion of Britain?

1:19

Britanya'nın Roma istilası gibi mi?

Right, and later invasions too,

1:21

Doğru, ve daha sonraki istilalar da,

by Norse-speaking Vikings and Germanic Saxons.

1:23

İskandinavca konuşan Vikingler ve Cermen Saksonlar tarafından.

In fact, Georgina, that reminds me of my quiz question. Anlatım akışı

1:27

Aslında Georgina, bu bana bilgi yarışması sorumu hatırlattı.

Anlatım akışı

that reminds me of my quiz question: doğal bir geçiş yapmak

that reminds me of my quiz question ifadesindeki that, az önce sözü edilen fikre işaret eder. remind + person + of + thing kalıbı, bir fikrin başka bir şeyi akla getirmesi anlamına gelir. Bu ifade burada konuşmayı düzenleme görevi de görür. Önceki konuyu quiz sorusuna bağlar; böylece yeni bir etkinliğe geçiş ani değil, bağlantılı ve doğal görünür.

Alıştırma

remind + person + of kalıbını doğru biçimde kullanın: We were talking about school trips. That ____ a question I wanted to ask.

Cevabı göster

reminds me of

Go on, then, but in modern English, Ton ve niyet

1:31

Devam et o zaman, ama modern İngilizce ile,

if you don't mind. Ton ve niyet

1:32

sakıncası yoksa.

Ton ve niyet

Go on, then ile birini konuşmaya devam etmeye davet etmek

“Go on”, birine konuşmaya devam etmesini söyleyen gündelik bir ifadedir. Burada “söylemek üzere olduğun şeyi anlatmaya devam et” anlamına gelir; fiziksel olarak “ilerle” anlamında değildir. “Then”, önceki konuşmaya karşılık verir ve “öyleyse” ya da “peki” anlamı katar. Yanıtın tamamı “Peki öyleyse, devam et” demek gibidir.

Alıştırma

Bir arkadaşın hikâyenin ortasında duruyor. Hangi yanıt onu doğal bir şekilde devam etmeye davet eder?

  1. Go ahead of me, then.
  2. Go away, then.
  3. Go on, then.
Cevabı göster

Go on, then.

Ton ve niyet

if you don't mind ile bir ricayı yumuşatmak

“If you don't mind”, bir rica veya talimattan sonra gelerek sözün daha az sert duyulmasını sağlar. Burada “modern İngilizce kullan” talebini yumuşatır ve yaklaşık olarak “senin için uygunsa” anlamına gelir. Çoğu zaman evet ya da hayır cevabı gerektiren gerçek bir soru değil, bir nezaket ifadesidir. Sözü yumuşatır; ancak kızgın bir ton veya buyurgan bir istek, konuşanın yine de sabırsız ya da alaycı görünmesine yol açabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede if you don't mind küçük bir ricayı yumuşatmak için kullanılmıştır?

  1. Could you close the window, if you don't mind?
  2. You must close the window because I don't mind.
  3. The window is closed, and you don't mind.
Cevabı göster

Could you close the window, if you don't mind?

Okay, well, the year 1066 is remembered for a famous battle, Kalıp ifadeler

1:34

Peki, 1066 yılı ünlü bir savaşla hatırlanır,

when the French-speaking Norman king, William the Conqueror, invaded England.

1:38

Fransızca konuşan Norman kralı Fatih William'ın İngiltere'yi işgal ettiği yıl.

Kalıp ifadeler

is remembered for: bir şeyin neden hatırlandığını belirtmek

Be remembered for, “bir şey nedeniyle tanınmak ve insanların hafızasında kalmak” anlamına gelir. Kalıp be + remembered + for + neden şeklindedir; neden bir olay, başarı veya özellik olabilir. Cümlede is remembered odağı 1066 yılına yerleştirir. For a famous battle ise bu yılın insanların hafızasında neden öne çıktığını açıklar.

Alıştırma

Cümleyi remembered ve doğru edatla tamamlayın: The scientist is ____ her work on vaccines.

Cevabı göster

remembered for

But what is the name of the famous battle?

1:43

Peki bu ünlü savaşın adı nedir?

Is it A, the Battle of Waterloo,

1:46

A mı, Waterloo Savaşı,

B, the Battle of Hastings,

1:49

B mi, Hastings Savaşı,

or C, the Battle of Trafalgar?

1:50

yoksa C, Trafalgar Savaşı mı?

Mm, my history's not great, Neil,

1:52

Hımm, tarihim pek iyi değildir Neil,

but I think it's B, the Battle of Hastings.

1:55

ama bence B, Hastings Savaşı.

Okay, Georgina, we'll find out later. Öbek fiiller

1:58

Tamam Georgina, cevabını daha sonra öğreneceğiz.

Öbek fiiller

find out: bir bilgiyi veya cevabı öğrenmek

Find out, “daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak” anlamına gelir. Bu bilgi çoğu zaman soru sorarak, kontrol ederek ya da sonucu bekleyerek öğrenilir. We'll find out later ifadesinde hangi bilginin öğrenileceği konuşmadan zaten anlaşılır; bu yüzden find out açıkça söylenen bir nesneye ihtiyaç duymaz. Later, cevabın daha sonra öğrenileceğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi find ile kurulan ve “cevabı öğrenmek” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: After the votes are counted, we'll ____ who won.

Cevabı göster

find out

Another Old English word there.

2:01

Orada da başka bir Eski İngilizce kelime var.

But it's not just words that survive from Anglo-Saxon, Dilbilgisi

2:03

Ancak Anglo-Sakson'dan günümüze ulaşan sadece kelimeler değildir,

it's word endings too.

2:06

kelime sonları da öyledir.

Dilbilgisi

it's not just ..., it's ... too: yalnızca... değil, ... de

not just A ... B too kalıbı bir düşünceyi genişletir: A doğrudur, ancak konu yalnızca A değildir; B de doğrudur. Burada words A'nın, word endings ise B'nin yerindedir ve Anglosaksoncadan günümüze kalma düşüncesi ikisi için de geçerlidir. it's ifadesinin tekrarı iki ögeyi paralel biçimde vurgular. İkinci öge birinciyi düzeltmez; başka bir önemli noktayı ekler.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan kalıp ne anlama geliyor?

  1. Kelimeler Anglosaksoncadan günümüze kaldı ve kelime sonları da kaldı.
  2. Anglosaksoncadan yalnızca kelimeler günümüze kaldı.
  3. Kelimeler yerine kelime sonları günümüze kaldı.
Cevabı göster

Kelimeler Anglosaksoncadan günümüze kaldı ve kelime sonları da kaldı.

The suffix, or letters added to the end of a word to modify its meaning. Kelime

2:08

Sonek veya bir kelimenin sonuna anlamını değiştirmek için eklenen harfler.

Kelime

suffix: kelimenin sonuna eklenen harfler

Suffix, bir kökün veya gövdenin sonuna eklenen bir harf ya da harf grubudur. Yeni bir kelime oluşturabilir veya dil bilgisi bilgisi gösterebilir: kind + -ness, kindness olur; walk + -ed ise walked olur. Bu örnekte or ifadesinden sonraki sözler suffix sözcüğünü daha basit bir dille yeniden açıklar ve teknik terimi doğrudan tanımlar.

Alıştırma

Hangi seçenek bir suffix örneğini doğru biçimde gösteriyor?

  1. kind in kindness
  2. un- in unhappy
  3. -ness in kindness
Cevabı göster

-ness in kindness

Right, like adding S to make something plural,

2:12

Doğru, bir şeyi çoğul yapmak için S eklemek gibi,

as in one bird, two birds. Kalıp ifadeler

2:15

bir kuş (one bird), iki kuş (two birds) örneğindeki gibi.

Kalıp ifadeler

“as in”: belirli bir örnek sunmak

“As in”, konuşanın ne demek istediğini gösteren belirli bir örnek sunar. Burada “one bird, two birds”, bir dil bilgisi kalıbını göstermek için kullanılan örnektir. Bu iki sözcüğü tek bir işaret olarak düşünün: ardından gelen bölüm, hemen önce belirtilen anlamı, sesi, yazımı veya biçimi örnekler.

Alıştırma

“as in one bird, two birds” ifadesinde as in ne işe yarar?

  1. Kuşları saymak için bir neden verir.
  2. Kuşların bir şeyin içinde olduğunu söyler.
  3. one bird, two birds ifadesini örnek olarak sunar.
Cevabı göster

one bird, two birds ifadesini örnek olarak sunar.

Or the ness in goodness and happiness,

2:18

Veya goodness (iyilik) ve happiness (mutluluk) kelimelerindeki ness,

and dom, as in freedom and kingdom.

2:21

ve freedom (özgürlük) ile kingdom (krallık) kelimelerindeki dom gibi.

Poet Michael Rosen is fascinated by Old English.

2:24

Şair Michael Rosen Eski İngilizceye hayranlık duyuyor.

Here he is talking about word suffixes to Oxford University Professor Andy Orchard

2:27

İşte Oxford Üniversitesi Profesörü Andy Orchard ile kelime sonekleri hakkında konuştuğu bölüm

for BBC Radio 4's program Word of Mouth.

2:33

BBC Radio 4'ün Word of Mouth programı için.

Listen out for the proportion of modern English that comes from Anglo-Saxon. Öbek fiiller

2:36

Modern İngilizcenin ne kadarının Anglo-Sakson'dan geldiğine dikkatlice kulak verin.

Öbek fiiller

“Listen out for”: belirli bir bilgiyi dikkatle dinlemek

Listen out for, belirli bir ses veya bilgi ortaya çıktığında onu fark etmek için bilinçli olarak dikkat kesilmek demektir. Yalnızca dinleme talimatı vermek yerine belirli bir dinleme hedefi koyar. Bu cümlede hedef, modern İngilizcenin Anglo-Saksoncadan gelen oranıdır; bu nedenle dinleyen kişi bu belirli sayıyı veya açıklamayı yakalamalıdır.

Alıştırma

“Belirli bir ayrıntıyı duymayı beklemek” anlamındaki üç sözcüklü Britanya İngilizcesi ifadesini kullanın: ____ your name during the announcement.

Cevabı göster

Listen out for

I walked that walked the et bit on the end. Yeah, the -ed ending. Kelime

2:41

I walked, sonundaki et kısmıyla o walked. Evet, -ed eki.

Kelime

the -ed ending: düzenli fiillerdeki ek

The -ed ending, birçok düzenli fiile eklenen -ed son ekinin adıdır. Genellikle walked örneğindeki gibi geçmiş zamanı veya has walked örneğindeki gibi geçmiş zaman ortacını gösterir. Burada ending, ayrı bir sözcük değil, sözcüğün sonundaki bölüm demektir. Konuşmacı walked sözcüğünün son kısmını gösteriyor.

Alıştırma

"the -ed ending" ifadesinde ending ne anlama gelir?

  1. Fiilden sonra gelen ayrı bir sözcük
  2. En sonda yer alan tam bir cümle
  3. Bir fiilin sonundaki ek
Cevabı göster

Bir fiilin sonundaki ek

Most modern verbs, if we were to say, you know, Dilbilgisi

2:46

Modern fiillerin çoğunda, eğer, bilirsin, şöyle diyeceksek,

I texted my daughter, Dilbilgisi

2:47

kızıma mesaj attım (texted),

I mean text obviously comes from Latin,

2:49

yani text kelimesi bariz bir şekilde Latinceden geliyor,

I tweeted.

2:51

tweet attım (tweeted).

Dilbilgisi

if we were to say: varsayımsal bir örnek sunmak

if we were to say, if + özne + were to + fiilin yalın hâli yapısını izler. Bir ifadeyi varsayımsal örnek olarak sunar. Burada "I texted my daughter", mutlaka gerçekten olmuş bir olayın anlatımı olarak değil, söylenebilecek bir şey olarak verilir. were to yapısı mesafe ve ihtiyatlı bir ton katar. Konuşmacı bir örneği veya olasılığı tartışmadan önce ele almak istediğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi if + we + were to + say ile tamamlayın: ____ the word slowly, we could hear each sound.

Cevabı göster

If we were to say

Dilbilgisi

texted ... tweeted: modern fiillerin kurallı geçmiş zaman biçimleri

Bu cümlede text ve tweet fiil olarak kullanılmıştır. Texted, “kısa mesaj gönderdi”; tweeted ise “Twitter’da paylaşım yaptı” anlamına gelir. Her iki fiil de -ed alarak kurallı biçimde geçmiş zaman oluşturur. Yakın zamanda ortaya çıkan teknoloji sözcükleri ve fiil olarak kullanılan isimler de İngilizcenin normal çekim kurallarını izleyebilir: text → texted ve tweet → tweeted.

Alıştırma

Sırasıyla text ve tweet fiillerinin basit geçmiş zaman biçimlerini kullanın: Yesterday I ____ my sister and ____ about the result.

Cevabı göster

texted · tweeted

We still lapse to the Anglo-Saxon. Kelime

2:52

Yine de Anglo-Sakson yapısına dönüyoruz.

Kelime

lapse to the Anglo-Saxon: dilin eski bir katmanına farkında olmadan dönmek

Burada lapse to, bilinçli bir seçim yapmadan daha eski bir kaynağa veya üsluba doğru kaymak ya da geri dönmek anlamına gelir. Konuşmacı, İngilizce kullanımının hâlâ Anglosakson kökenli sözcüklere veya biçimlere döndüğünü söylüyor. Bu ifade, Anglosakson unsurun kendisinin bir hata olduğu anlamına gelmez. Anlam, lapse sözcüğünün mevcut durumdan uzaklaşıp daha eski bir alışkanlığa veya kalıba dönme fikrinden gelir.

Alıştırma

We still lapse to the Anglo-Saxon cümlesinde lapse to neyi ifade eder?

  1. Anglosakson kökenli sözcük veya biçimlere istemeden geri kayma
  2. Anglosakson tarihini bilinçli olarak inceleme
  3. Alıntı sözcüklerin tamamını reddetme
Cevabı göster

Anglosakson kökenli sözcük veya biçimlere istemeden geri kayma

And generally, when I'm speaking,

2:55

Ve genel olarak, konuşurken,

just let's do it in mathematical terms, Anlatım akışı

2:57

bunu matematiksel terimlerle ifade edelim,

what proportion can we say is Old English?

2:59

yüzde kaçının Eski İngilizce olduğunu söyleyebiliriz?

Anlatım akışı

let's do it in mathematical terms: matematiksel bir çerçeveye geçmek

Let's do it in mathematical terms, konuşmacının soruyu düzenleme biçimini değiştireceğini gösterir. İngilizcenin tarihini yalnızca sözcüklerle tartışmak yerine bunu bir oranla ifade edecektir. in ... terms kalıbı, “bir şeyi belirli bir çerçeve veya anlatım biçimi kullanarak açıklamak” anlamına gelir. Burada mathematical terms zor hesaplamaları değil, sayıları ve yüzdeleri ifade eder.

Alıştırma

Cümledeki let's do it in mathematical terms neyin işaretidir?

  1. Tartışmayı sayılara ve oranlara geçirir.
  2. Tartışmanın bittiğini gösterir.
  3. Konuşmacının zor bir formül öğreteceğini söyler.
Cevabı göster

Tartışmayı sayılara ve oranlara geçirir.

Can we say like about 80% in common parlance, Kelime

3:03

Günlük konuşmada (in common parlance) yaklaşık %80 diyebilir miyiz,

sorry to use a French word there? Kültür

3:07

orada Fransızca bir kelime kullandığım için özür dilerim?

Kelime

in common parlance: sıradan günlük kullanım

In common parlance, “sıradan, uzmanlık gerektirmeyen dil veya kullanımda” anlamına gelir. Burada yüzdeyle ilgili iddiayı bütün sözcükler ya da uzmanlık söz varlığıyla değil, insanların yaygın olarak kullandığı sözcüklerle sınırlar. Parlance, bir konuşma biçimini veya bir grubun kullandığı ifadeleri anlatır. Common sıfatı, burada genel halkın günlük kullanımını belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede in common parlance ne anlama gelir?

  1. bir matematik formülünde
  2. sıradan ve uzmanlık gerektirmeyen kullanımda
  3. uzmanlık gerektiren hukuk dilinde
Cevabı göster

sıradan ve uzmanlık gerektirmeyen kullanımda

Kültür

sorry to use a French word there ile şakacı bir ara söz

Bu cümlede sorry to use a French word there, konuşmacının kendi kelime seçimiyle ilgili yaptığı hafif bir şakadır. Konu, Anglo-Sakson ve Fransız dillerinin İngilizce üzerindeki etkisidir; parlance da İngilizceye Fransızca aracılığıyla girdiği için kullanılan kelime konunun kendisini yansıtır. Buradaki sorry ciddi bir özür değildir. Bu ara söz, az önce kullanılan dile dikkat çekmek için kısa süreliğine ana düşüncenin dışına çıkar; there fiziksel bir yeri değil, az önce söylediklerimin o kısmını belirtir.

Alıştırma

Yargılayın: “sorry to use a French word there?” sözleri, zarar vermiş olmaktan dolayı ciddi bir özürdür.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

In speech, it would be something like that. Ton ve niyet

3:09

Konuşma dilinde yaklaşık bu oranda olur.

Ton ve niyet

it would be something like that ile dikkatli bir tahmin

it would be something like that ifadesinde would, cevabın kesin bir gerçek yerine dikkatli bir tahmin gibi duyulmasını sağlar. Something like that, yaklaşık olarak o miktar, sonuç veya açıklama demektir. Bu iki unsur birlikte cevabı bilerek kesinlikten uzaklaştırır: konuşmacı genel tahmini kabul eder ancak düzeltme payı bırakır. Aynı yapı zaman, maliyet, yüzde veya başka miktarlara ilişkin tahminleri de yumuşatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle kesin bir sayı yerine dikkatli ve yaklaşık bir tahmin verir?

  1. It cannot be estimated at all.
  2. It is exactly 70 percent.
  3. It would be something like 70 percent.
Cevabı göster

It would be something like 70 percent.

In the written language, less.

3:10

Yazı dilinde ise daha az.

They're the basic building blocks of who we are and what we think. Deyimler

3:12

Bunlar, kim olduğumuzun ve ne düşündüğümüzün temel yapı taşlarıdır.

Deyimler

the basic building blocks: bir bütünün temel parçaları

Building blocks gerçek anlamda daha büyük bir şey yapmak için kullanılan küçük parçalardır. Burada bu ifade, bir insanın kimliğini ve düşüncelerini oluşturan en temel parçalar için kullanılan bir benzetmedir. the building blocks of + isim kalıbı, daha büyük veya karmaşık bir bütünün hangi temel parçalardan oluştuğunu gösterir.

Alıştırma

Burada the basic building blocks ne anlama geliyor?

  1. Hareketi durduran engeller
  2. Daha büyük bir bütünü oluşturan temel parçalar
  3. Bir model yapmak için kullanılan oyuncak bloklar
Cevabı göster

Daha büyük bir bütünü oluşturan temel parçalar

Professor Orchard estimates that 80% of spoken English

3:16

Profesör Orchard, konuşulan İngilizcenin %80'inin

in common parlance comes from Anglo-Saxon.

3:20

günlük dilde Anglo-Sakson'dan geldiğini tahmin ediyor.

In common parlance means the words and vocabulary that most people use

3:23

In common parlance, çoğu insanın normal, günlük

in ordinary everyday conversation.

3:28

sohbetlerde kullandığı kelimeler ve sözcük dağarcığı anlamına gelir.

So, Anglo-Saxon words are the building blocks of English,

3:30

Yani Anglo-Sakson kelimeler İngilizcenin yapı taşlarıdır (building blocks),

the basic parts that are put together to make something.

3:34

bir şey yapmak için bir araya getirilen temel parçalardır.

He also thinks that the languages we speak shape the way we see the world. Deyimler

3:37

Ayrıca konuştuğumuz dillerin dünyayı görme biçimimizi şekillendirdiğini düşünüyor.

Deyimler

shape the way we see the world: dünyayı görme biçimimizi şekillendirmek

Burada shape, bir nesneye fiziksel biçim vermek değil, bir şeyin gelişme şeklini etkilemek anlamına gelir. The way we see the world, yaşamı ve olayları nasıl anladığımızı ve yorumladığımızı anlatır. shape the way + cümlecik kalıbı, bir şeyin insanların düşünme, hissetme veya davranma biçimini etkilediğini belirtir.

Alıştırma

"Good teachers shape the way children approach problems," cümlesinde shape ne anlama geliyor?

  1. Bir şeye uzaktan bakmak
  2. Bir şeyin nasıl geliştiğini etkilemek
  3. Katı bir nesneye fiziksel biçim vermek
Cevabı göster

Bir şeyin nasıl geliştiğini etkilemek

Here's Michael Rosen and Professor Andy Orchard

3:41

İşte Michael Rosen ve Profesör Andy Orchard'ın

discussing this idea on BBC Radio 4 program Word of Mouth.

3:44

BBC Radio 4 programı Word of Mouth'ta bu fikri tartıştıkları bölüm.

Can we say that English speakers today,

3:50

Bugün İngilizce konuşanların,

as I'm speaking to you now,

3:52

şu an seninle konuştuğum gibi,

view the world through Anglo-Saxon eyes, Deyimler

3:54

dünyayı Anglo-Sakson gözleriyle gördüğünü söyleyebilir miyiz,

through Anglo-Saxon words?

3:57

Anglo-Sakson kelimeleri aracılığıyla?

Deyimler

view the world through ... eyes and words: dünyaya belirli gözler ve sözcükler aracılığıyla bakmak

View the world through ... eyes, dünyayı belirli bir bakış açısından anlamak demektir. Buradaki eyes mecazidir: kültür, deneyim veya değerler, bir kişinin neyi fark ettiğini ve onu nasıl yorumladığını şekillendirir. through Anglo-Saxon eyes, through Anglo-Saxon words ifadesinde through sözcüğünün tekrarlanması, aynı imgeyi bakış açısından dile taşır. Soru, İngilizceden miras kalan sözcüklerin bir mercek gibi davranarak İngilizce konuşanların dünyayı anlama biçimini hâlâ etkileyip etkilemediğini sorar.

Alıştırma

Burada view the world through Anglo-Saxon eyes, through Anglo-Saxon words ne anlama geliyor?

  1. Eski sözcükleri okumak için başka birinin gerçek gözlerini kullanmak
  2. Yalnızca Anglo-Sakson döneminde yapılmış nesnelere bakmak
  3. Dünyayı Anglo-Sakson kültürü ve dilinin şekillendirdiği bir bakış açısından anlamak
Cevabı göster

Dünyayı Anglo-Sakson kültürü ve dilinin şekillendirdiği bir bakış açısından anlamak

Can we say that?

3:58

Bunu söyleyebilir miyiz?

Well, certainly in Old English poetry,

3:59

Emin olabilirsin, Eski İngilizce şiirlerinde,

it's always raining,

4:01

her zaman yağmur yağar,

and I suppose it's always raining today.

4:01

ve sanırım bugün de her zaman yağmur yağıyor.

There is a retrospective element that we're still inhabiting that worldview, Deyimler

4:03

Hala o dünya görüşünde yaşadığımıza dair geriye dönük bir unsur var,

those ideas, the same words,

4:06

o fikirler, aynı kelimeler,

the same simple ideas that they inhabited.

4:08

içinde yaşadıkları aynı basit fikirler.

Deyimler

inhabiting that worldview: o dünya görüşünün içinde yaşamak

Inhabit genellikle bir yerde yaşamak anlamına gelir. Burada inhabiting that worldview, bir fikirler bütününü insanların içinde yaşadığı bir mekân gibi gösterir. We're still inhabiting it, bu eski fikirlerin günümüz düşüncesini hâlâ çevrelediği ve şekillendirdiği anlamına gelir. Yalnızca bir dünya görüşüne sahip olmaktan farklı olarak bu mecaz, tek bir anda bilinçli olarak yapılan bir seçimi değil, sürekli olarak o ortamın içinde kalmayı ve ondan etkilenmeyi vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede inhabit, bir fikir sistemi tarafından çevrelenmek ve şekillendirilmek anlamında mecazlı olarak kullanılmıştır?

  1. The museum displays a map of the ancient city.
  2. Two families inhabit the apartment above the shop.
  3. Many people still inhabit a worldview shaped by old traditions.
Cevabı göster

Many people still inhabit a worldview shaped by old traditions.

And what's extraordinary if you think about the history of English is,

4:11

Ve İngilizcenin tarihini düşündüğünüzde olağanüstü olan şey şudur,

despite the invasions by the Norse and by the Norman, Dilbilgisi

4:14

İskandinavların ve Normanların istilalarına rağmen,

and then despite the years of empire when we're bringing things back,

4:17

ve sonrasında dışarıdan bir şeyler getirdiğimiz imparatorluk yıllarına rağmen,

the English that we're speaking today is still at its root, Deyimler

4:20

bugün konuştuğumuz İngilizce hala kökeninde,

Old English word, at its heart,

4:24

Eski İngilizce kelimesidir, özünde,

Old English word, still very much English.

4:26

Eski İngilizce kelimesidir, hala son derece İngilizcedir.

Dilbilgisi

despite ... despite ... ile tekrarlanan ödünleme

Her despite öbeği, sonucu değiştirmesi beklenebilecek bir olguyu sunar. Despite sözcüğünün tekrarlanması, konuşmacı şaşırtıcı sonucu söylemeden önce iki tarihsel etkiyi ayrı ayrı vurgular. Burada despite sözcüğünden sonra the invasions ve the years of empire isim öbekleri gelir. Daha sonra kullanılan still karşıtlığı gösterir: Bu etkiler yaşanmıştır, ancak ana iddia hâlâ geçerlidir.

Alıştırma

Bu dersteki ödünleme edatını iki boşlukta da tekrarlayarak cümleyi tamamlayın: ____ the rain and ____ the delay, the match went ahead.

Cevabı göster

Despite · despite

Deyimler

at its root ... at its heart: kaynak ve merkezi nitelik

At its root ve at its heart, yüzeydeki ayrıntıların ötesine bakmayı sağlayan benzetmelerdir. Root en derin kaynağı veya temeli, heart ise merkezi niteliği, amacı veya değeri gösterir. Burada iki ifade birlikte kullanılarak konuşmacının iddiası güçlendirilir: Birçok dış etkiye rağmen günümüz İngilizcesinin temel yapısı ve merkezi niteliği Eski İngilizceyle güçlü biçimde bağlantılı kalmıştır.

Alıştırma

Önce altta yatan nedeni, sonra merkezi amacı anlatan ifadeyi kullanın: ____, the conflict comes from fear. ____, the program is about helping neighbors.

Cevabı göster

At its root · At its heart

Michael Rosen asks if English speakers see the world through Anglo-Saxon eyes.

4:31

Michael Rosen, İngilizce konuşanların dünyayı Anglo-Saksonların gözünden görüp görmediğini soruyor.

When we see something through someone's eyes,

4:37

Bir şeyi birinin gözünden gördüğümüzde (through someone's eyes),

we see it from their perspective,

4:39

onu onların perspektifinden,

their point of view.

4:41

onların bakış açısından görürüz.

And Professor Orchard replies by saying that,

4:42

Profesör Orchard da şöyle yanıtlıyor,

despite all the history of invasion and empire,

4:45

tüm istila ve imparatorluk tarihine rağmen,

the English we speak today is still Old English at heart.

4:48

bugün konuştuğumuz İngilizce hala özünde (at heart) Eski İngilizcedir.

A phrase used to say what something is really like.

4:52

Bir şeyin gerçekte nasıl olduğunu söylemek için kullanılan bir ifade.

Wow, so much history crammed into 6 minutes. Kelime

4:56

Vay canına, 6 dakikaya ne kadar çok tarih sığdırılmış.

Kelime

crammed into 6 minutes: çok fazla içeriği kısa zamana sığdırmak

crammed into 6 minutes ifadesinde cram, büyük miktarda bir şeyi çok sınırlı bir alana veya zamana sığdırmak demektir. Crammed, so much history ifadesini açıklar; bütün olarak çok fazla tarih bilgisinin yalnızca altı dakikaya sığdırıldığı anlamına gelir. Bu ifade, eşyaları sıkıca yerleştirme görüntüsü oluşturur. Hayranlık ve biraz eğlenceli bir ton da katar: konuşan kişi kısa videonun ne kadar çok şey anlattığına şaşırmıştır.

Alıştırma

Cümleyi cram fiilinin geçmiş zaman biçimi ve doğru edatla tamamlayın: We ____ three games ____ one hour.

Cevabı göster

crammed · into

And now, time for one more history fact.

4:58

Ve şimdi, bir tarih gerçeği için daha zamanımız var.

Do you mean your quiz question, Neil?

5:01

Bilgi yarışması sorunu mu kastediyorsun Neil?

What's the name of the famous battle of 1066?

5:03

1066'daki ünlü savaşın adı neydi?

What did you say, Georgina?

5:07

Sen ne demiştin Georgina?

I said B, the Battle of Hastings.

5:09

B, Hastings Savaşı demiştim.

Which was the correct answer.

5:12

Doğru cevap da buydu.

The Battle of Hastings in 1066 played a big part in the Norman Conquest Notlar

5:14

1066'daki Hastings Savaşı Norman Fethi'nde büyük bir rol oynadı

and mixing French words into the language.

5:19

ve Fransızca kelimelerin dile karışmasında.

Kültür

1066'daki Hastings Muharebesi ... Norman Fethi: Fransızcanın İngilizce üzerindeki etkisi

Hastings Muharebesi 1066'da İngiltere'de yapıldı. Normandiyalı William'ın zaferi, Norman yönetimini İngiltere'ye getiren Norman Fethi'nin belirleyici bir adımıydı. Yeni yöneticiler kamusal yaşamın önemli alanlarında Norman Fransızcası kullanıyordu. Zamanla birçok Fransızca kelime İngilizceye girdi. Bu cümlede iki ad, kelime dağarcığı üzerindeki bu etkinin tarihsel nedenini verir; bunlar yalnızca bir tarih ve olay etiketi değildir.

Alıştırma

Cümle Hastings Muharebesi ve Norman Fethi'ni neden İngilizce kelime dağarcığıyla ilişkilendiriyor?

  1. Norman yönetimi güçlü bir Fransızca etkisi getirdiği için birçok Fransızca kelime İngilizceye girdi.
  2. Muharebe, 1066 sayısının İngilizce telaffuzunu değiştirdi.
  3. Fetih, dildeki eski İngilizce kelimelerin hepsini ortadan kaldırdı.
Cevabı göster

Norman yönetimi güçlü bir Fransızca etkisi getirdiği için birçok Fransızca kelime İngilizceye girdi.

Kalıp ifadeler

played a big part in: önemli bir etkisi olmak

Bu cümlede played a big part in, “üzerinde önemli bir etkisi oldu” anlamına gelir. Hastings Muharebesi'ni hem Norman Fethi'nde hem de Fransızca kelimelerin dile girme sürecinde önemli bir etken olarak gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı play a big part in + isim veya -ing biçimidir. Fiil, zamana ve özneye göre değişir; buradaki played geçmiş zamanı belirtir.

Alıştırma

Öne çıkarılan ifadeyi geniş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: Good communication ____ successful teamwork.

Cevabı göster

plays a big part in

And I also know how the English ruler, King Harold, died,

5:22

İngiliz hükümdarı Kral Harold'ın nasıl öldüğünü de biliyorum,

shot through the eye with an arrow.

5:25

gözünden okla vurularak.

Ouch.

5:28

Acı verici.

Okay, let's recap the vocabulary, Anlatım akışı

5:29

Tamam, kelimeleri tekrar gözden geçirelim,

Anlatım akışı

let's recap the vocabulary: tekrara geçmek

Let's recap the vocabulary bir geçiş işaretidir: Dinleyicilere ana anlatımın durduğunu ve daha önce ele alınan kelimelerin kısa bir tekrarının başlamak üzere olduğunu bildirir. Let's, konuşanı ve dinleyicileri bir sonraki etkinliğe birlikte katar; recap ise kısaca özetlemek veya gözden geçirmek anlamına gelir. Bu ifade yeni konu bilgisi eklemek yerine dersin akışını düzenler.

Alıştırma

Bir derste Let's recap the vocabulary neyin işaretidir?

  1. Konuşan kişi daha önce ele alınan kelimeleri kısaca gözden geçirecek.
  2. Konuşan kişi tamamen ilgisiz bir konuya başlayacak.
  3. Konuşan kişi her kelimeyi en baştan yeniden açıklayacak.
Cevabı göster

Konuşan kişi daha önce ele alınan kelimeleri kısaca gözden geçirecek.

some of which exists because of invasions, Dilbilgisi

5:31

bazıları istilalar (invasions) nedeniyle var olmuştur,

when one country enters and controls another.

5:33

bir ülkenin diğerine girip onu kontrol ettiği zamanlarda.

Dilbilgisi

some of which exists: bir bütünün bir kısmı hakkında bilgi eklemek

Bu cümlede some of which, önceki vocabulary sözcüğüne gönderme yapar ve “o kelime dağarcığının bir kısmı” anlamına gelir. Yeni bir cümle başlatmadan ek bilgi veren, tanımlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatır. Burada vocabulary sayılamayan bir isim olarak ele alındığı için fiil tekildir: exists. Önceki isim çoğulsa fiil de çoğul olur; books, some of which are new örneğinde olduğu gibi.

Alıştırma

Some + of + bir ilgi zamiri kullanarak parçalı ilgi cümleciğini tamamlayın: The museum has ten rooms, ____ are closed today.

Cevabı göster

some of which

A suffix is added to the end of a word to make a new word.

5:36

Yeni bir kelime yapmak için kelimenin sonuna bir sonek (suffix) eklenir.

The phrase in common parlance means using ordinary everyday words.

5:40

In common parlance ifadesi sıradan günlük kelimeleri kullanmak anlamına gelir.

Building blocks are the basic parts used to make something.

5:44

Yapı taşları (building blocks), bir şey yapmak için kullanılan temel parçalardır.

To see things through someone's eyes means from their point of view.

5:48

Olayları birinin gözünden görmek (to see things through someone's eyes), onun bakış açısından demektir.

And finally, at heart is used to say what something is really like.

5:52

Ve son olarak, özünde (at heart) bir şeyin gerçekte nasıl olduğunu söylemek için kullanılır.

That's all for this program.

5:57

Bu programlık bu kadar.

Join us again soon at 6 Minute English,

5:58

Yakında 6 Minute English'te tekrar bize katılın,

but for now,

6:00

ama şimdilik,

far gesund.

6:01

far gesund.

That's Old English for goodbye. Kalıp ifadeler

6:02

Bu Eski İngilizce'de hoşça kal demek.

Kalıp ifadeler

Old English for goodbye: bir ifadenin bir dilde ne anlama geldiğini söylemek

That's Old English for goodbye cümlesinde That, önceki far gesund ifadesine gönderme yapar. X is [language] for Y kalıbı, X'in o dilde Y anlamına gelen sözcük veya ifade olduğunu belirtir. Buradaki for, bir ifade ile anlamı arasındaki eşleşmeyi gösterir. Amaç bildirmez; yani “goodbye amacıyla” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir dil ile anlamı eşleştiren kalıbı tamamlayın: Merci is French ____ thank you.

Cevabı göster

for

Far gesund.

6:05

far gesund.

6 Minute English from BBC Learning English.

6:07

BBC Learning English'ten 6 Minute English.