Bir distopya nasıl anlaşılır - Alex Gendler: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
690 kelime 146 kel/dk

Video özeti: Video, ideal toplum kurma girişimlerinin başarısızlığından Swift, Huxley ve Orwell’ın eserlerine, oradan da sonraki bilim kurguya uzanan distopya tarihini anlatıyor. Türün toplumsal ve teknolojik eğilimleri uç noktalara taşıyarak tehlikelerini nasıl açığa çıkardığını gösteriyor ve insanlığı sözde kusursuz tek bir biçime sokma düşüncesine karşı uyarıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Have you ever tried to picture — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik. Doğrudan sorunun, tarihsel açıklama başlamadan önce izleyiciyi ideal bir dünya hayal etmeye çağıran bir giriş kancası olarak nasıl kullanıldığını öğrenin. Soyut bir konuyu kişisel, somut ve dinleyici açısından hemen anlamlı hâle getirmek için bu kalıbı tanıyıp kullanabilirsiniz. 2. genetically engineered and conditioned — Sözcük anlamı ve dil düzeyi. Distopik bilim kurgudaki bu ikili edilgen ifadeyi anlayın: insanlar belirlenmiş toplumsal rolleri yerine getirmeleri için biyolojik olarak tasarlanır ve davranışsal olarak koşullandırılır. Böylece toplumsal kontrolü kesin biçimde anlatabilir, fiziksel değişim ile psikolojik koşullandırmayı ayırabilirsiniz. 3. that humanity can be molded into an ideal shape. — Deyimler ve mecazlı ifadeler. İnsanlığı, iktidarın tek bir ideale göre biçimlendirebileceği bir malzeme gibi sunan mecazı yorumlayın. Bu ifade, videonun temel uyarısını açıklamanızı sağlar: toplumu kusursuzlaştırma çabası özgürlüğü, bireyselliği ve insanın karmaşıklığını silebilir.

Bu derste

Have you ever tried to picture an ideal world, Anlatım akışı

0:06

Hiç ideal bir dünyayı hayal etmeye çalıştınız mı?

Anlatım akışı

Have you ever tried to picture...? ile açılış kancası kurmak

Have you ever tried to picture...? geçmiş bir deneyimi soran bir soru biçimindedir, ancak burada asıl olarak açılış kancası işlevi görür. Dinleyiciyi zihninde doğrudan bir görüntü oluşturmaya çağırır ve soyut bir konuyu kişisel bir düşünce deneyine dönüştürür. Konuşmacının sesli bir yanıt alması gerekmez. Konuşmalarda ve açıklayıcı videolarda bu tür bir soru girişi düzenler: önce dinleyiciyi konuya çeker, ardından daha geniş temayı belirtip geliştirir.

Alıştırma

Bu konuşmanın başında Have you ever tried to picture...? ifadesinin temel amacı nedir?

  1. Dinleyiciyi bir şey hayal etmeye ve konuya girmeye davet etmek
  2. Tamamlanmış bir görev hakkında ayrıntılı rapor istemek
  3. Dinleyicinin ideal dünyanın hukuki tanımını bilip bilmediğini kontrol etmek
Cevabı göster

Dinleyiciyi bir şey hayal etmeye ve konuya girmeye davet etmek

one without war, poverty, or crime? Dilbilgisi

0:09

Savaşın, yoksulluğun veya suçun olmadığı bir dünyayı?

Dilbilgisi

one without... ile bir ismin yerini tutmak

one without war, poverty, or crime ifadesindeki one, 1 sayısı değildir. an ideal world ifadesindeki tekil ve sayılabilir world isminin yerine geçer; böylece world tekrarlanmaz. İfadenin tamamı, az önce sözü edilen dünyayı yeniden açıklayan ve daha ayrıntılı tanımlayan bir isim öbeğidir. a noun, one without + noun kalıbı, a phone, one without a camera örneğinde olduğu gibi, neyin bulunmadığını kısa biçimde ekler.

Alıştırma

Backpack sözcüğünün yerine geçen ve metal çerçevenin bulunmadığını belirten iki sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: I need a lighter backpack, ____ a metal frame.

Cevabı göster

one without

If so, you're not alone. Notlar

0:12

Eğer öyleyse, yalnız değilsiniz.

Kalıp ifadeler

If so: daha önce sözü edilen olası duruma gönderme

If so, “eğer durum buysa” veya “cevap evetse” anlamına gelir. Buradaki so, hemen önce belirtilen durumun tamamının yerini tutar; derece ya da yoğunluk bildirmez. Bu kısa biçim, koşulun tamamını tekrarlamadan bir sonuca, yanıta veya yoruma geçmeyi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “eğer durum buysa” anlamındaki kısa ifadeyle tamamlayın: Are you joining us for dinner? ____, please arrive by seven.

Cevabı göster

If so

Ton ve niyet

you're not alone: başkalarının da aynı deneyimi paylaştığını belirtmek

Burada you're not alone mecazidir: başka birçok insanın aynı düşünceyi ya da deneyimi paylaştığı anlamına gelir. Dinleyicinin fiziksel olarak yanında birinin bulunduğunu söylemez. Bu ifade dinleyiciyi rahatlatır ve ortak bir deneyim hissi oluşturur. Bağlama göre başka insanların onu anladığını ya da desteklediğini de düşündürebilir.

Alıştırma

Bu cümledeki you're not alone ifadesinin anlamını değerlendirin: Feeling nervous on your first day is normal; you're not alone. Bu ifade esas olarak başka birinin fiziksel olarak yanında durduğu anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Plato imagined an enlightened republic ruled by philosopher kings. Kültür

0:14

Platon, filozof krallar tarafından yönetilen aydınlanmış bir cumhuriyet hayal etmişti.

Kültür

Platon'un ideal devletindeki filozof krallar

Platon'un siyaset felsefesinde filozof krallar, felsefi kavrayış ile siyasi otoriteyi birleştiren ideal yöneticilerdir. Çoğul biçimdeki bu ifade, Platon'un adil devlet modelindeki bir kavramın adıdır; tarihsel olarak belgelenmiş bir hükümdar grubunu anlatmaz. Burada bu ifade, Platon'un cumhuriyetini ideal topluma ilişkin ilk tasavvurlardan biri olarak konumlandırır. Daha sonraki ütopya fikirlerinin tartışılması için tarihsel bir arka plan sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede philosopher kings neyi ifade ediyor?

  1. Tarihsel krallara felsefe dersi vermek üzere tutulan öğretmenler
  2. Antik Yunan'da varlığı belgelenmiş bir hükümdar hanedanı
  3. Platon'un modelinde felsefi bilgelik ile siyasi gücü birleştiren ideal yöneticiler
Cevabı göster

Platon'un modelinde felsefi bilgelik ile siyasi gücü birleştiren ideal yöneticiler

Many religions promise bliss in the afterlife. Kültür

0:18

Birçok din, ölümden sonraki yaşamda sonsuz mutluluk vaat eder.

Kültür

bliss in the afterlife: ölümden sonraki kusursuz mutluluk

Bliss yoğun ve eksiksiz bir mutluluk anlamına gelir. The afterlife, dini veya ruhani inançlarda ölümden sonraki varoluşu ifade eder; dolayısıyla bliss in the afterlife, ölümden sonra geldiğine inanılan bir yaşamda veya âlemde kusursuz mutluluk demektir. Bu cümlede vaat edilen mutluluk, ideal dünyayı bu dünyadaki siyasi bir toplum olarak değil, mevcut dünyevi yaşamın ötesindeki bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede bliss in the afterlife ne anlama geliyor?

  1. Kişinin mevcut yaşamının ileri yıllarındaki kısa süreli haz
  2. Ölümün ardından geldiğine inanılan bir varoluştaki kusursuz mutluluk
  3. Gelecekteki bir meslekte başarı
Cevabı göster

Ölümün ardından geldiğine inanılan bir varoluştaki kusursuz mutluluk

And throughout history, various groups have tried to build paradise on earth. Deyimler

0:21

Ve tarih boyunca, çeşitli gruplar yeryüzünde cenneti kurmaya çalıştı.

Deyimler

to build paradise on earth: gerçek dünyada ideal bir toplum kurmak

Burada to build paradise on earth, gerçek dünyada kusursuz bir toplum yaratmaya çalışmayı anlatan bir mecazdır. Dinsel bir cenneti fiziksel olarak inşa etmek anlamına gelmez. Bu ifadede on earth, “bu dünyada” demektir ve göksel bir ideal olan paradise ile karşıtlık oluşturur. Daha genel olarak paradise on earth, olağanüstü mutlu, huzurlu, güzel veya kusursuz olduğu düşünülen gerçek bir yeri ya da toplumu anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede to build paradise on earth ne anlama gelir?

  1. gezegende dinsel bir cenneti fiziksel olarak inşa etmek
  2. gerçek dünyada kusursuz bir toplum yaratmaya çalışmak
  3. insanların neden bir şey inşa ettiğini vurgulayarak sormak
Cevabı göster

gerçek dünyada kusursuz bir toplum yaratmaya çalışmak

Thomas More's 1516 book Utopia gave this concept a name, Notlar

0:27

Thomas More'un 1516 tarihli Ütopya adlı kitabı bu kavrama adını verdi;

Kalıp ifadeler

gave this concept a name: give + object + a name kalıbı

gave this concept a name ifadesindeki gave, bir şeyi hediye olarak teslim etmek değil, ona ad vermek anlamındadır. Kalıp give + object + a name şeklindedir; this concept, object konumundadır ve adı alan ögedir. Bu kalıp bir fikrin, örüntünün, hareketin ya da sorunun belirli bir ad kazanmasını açıklamak için kullanılabilir. Burada Utopia başlığı, zaten var olan bir kavrama verilen adın kaynağı olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi give + object + a name kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The researcher ____ the new pattern ____.

Cevabı göster

gave · a name

Greek for no place.

0:32

Yunanca "olmayan yer" anlamına gelir.

Kültür

Utopia: “hiçbir yer” adı verilen ideal toplum

Bu cümlede Utopia, Thomas More'un 1516 tarihli kitabının adıdır ve bu ad, ideal toplum kavramına da bir isim verir. Ardından gelen Greek for no place açıklaması, adı “hiçbir yer” anlamıyla sunar. Bu, dikkat çekici bir gerilim yaratır: Bir utopia kusursuz olarak hayal edilir, ancak adı böyle bir yerin hiçbir yerde bulunmadığını ve belki de ulaşılamaz olduğunu düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede Utopia neden ironik bir gerilim taşıyabilir?

  1. Dinsel bir cennetin Yunanistan'da bulunduğuna inanılmıştır.
  2. Utopia adlı gerçek bir ülke 1516'da ortadan kaybolmuştur.
  3. İdeal bir toplum, Yunancada “hiçbir yer” olarak açıklanan bir adla eşleştirilmiştir.
Cevabı göster

İdeal bir toplum, Yunancada “hiçbir yer” olarak açıklanan bir adla eşleştirilmiştir.

Though the name suggested impossibility, Dilbilgisi

0:35

Bu isim imkânsızlığı akla getirse de,

modern scientific and political progress raised hopes of these dreams finally becoming reality. Kalıp ifadeler

0:37

modern bilimsel ve siyasi ilerlemeler bu hayallerin sonunda gerçeğe dönüşebileceği umutlarını yeşertti.

Dilbilgisi

Though A, B: ana iddiadan önce ödünleme

Though, ödünleme bildiren bir yan cümleyi başlatır. Önce adın imkânsızlığı çağrıştırdığını kabul eder; ardından ana cümle, cümlenin temel iddiasını verir: modern ilerleme, hayallerin gerçeğe dönüşebileceğine dair umutları artırmıştır. Though A, B kalıbında A, B’yi şaşırtıcı gösterebilecek bir arka plan sunar; ancak B yine de geçerlidir ve genellikle yazarın ileri sürdüğü asıl noktayı taşır. İki bölümü yalnızca yan yana duran gerçekler ya da neden-sonuç ilişkisi olarak okumayın.

Alıştırma

Okuyun: Though the route was difficult, the team reached the village before dark. Hangi seçenek ana iddiayı belirtir?

  1. Güzergâh zordu.
  2. Zorlu güzergâh, ekibin hava kararmadan köye ulaşmasına neden oldu.
  3. Ekip hava kararmadan köye ulaştı.
Cevabı göster

Ekip hava kararmadan köye ulaştı.

Kalıp ifadeler

raised hopes of these dreams finally becoming reality: bu hayallerin sonunda gerçeğe dönüşeceğine dair umutları artırdı

raised hopes of these dreams finally becoming reality ifadesinde raise hopes, “bir şeyin gerçekleşeceğine dair insanların umudunu artırmak” anlamına gelir. Buradaki these dreams, uzun süredir benimsenen idealleri anlatır; finally ise bunların gerçekleşmesinin uzun zamandır beklendiğini gösterir. of sözcüğünden sonra gelen these dreams finally becoming reality, bir -ing yan tümcesi işlevi görür. these dreams ad öbeği, becoming fiilinin anlamsal öznesidir. Bu kalıp, bir gelişmenin belirli bir olayla ilgili umut yarattığını anlatır: raise hopes of + isim veya -ing yan tümcesi.

Alıştırma

Cümleyi nottaki “insanları daha umutlu hâle getirdi” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The successful trial ____ the treatment becoming widely available.

Cevabı göster

raised hopes of

But time and time again, Deyimler

0:43

Ancak defalarca kez,

Deyimler

But time and time again: beklentinin tersine çıkan sonuçların tekrarlanması

Time and time again, “tekrar tekrar” veya “birçok kez” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Genellikle can sıkıcı ya da hayal kırıklığı yaratan aynı örüntünün yeniden ortaya çıktığını vurgular; belirli zaman noktalarını sıralamaz. Baştaki But, bu tekrar eden örüntüyü bir karşıtlığa bağlar: daha önceki umudun ardından sürekli ters yönde ilerleyen sonuçlar gelir. Bu başlangıç, tekrar tekrar ortaya çıkan karşıt kanıtları sunarak bir savı düzenleyebilir.

Alıştırma

Cümleyi nottaki “tekrar tekrar” anlamına gelen dört kelimelik deyimle tamamlayın: The alarm failed ____, even after several repairs.

Cevabı göster

time and time again

they instead turned into nightmares of war, famine, and oppression. Öbek fiiller

0:45

bunun yerine savaş, kıtlık ve baskı kâbuslarına dönüştüler.

Öbek fiiller

turn into nightmares of...: felaketle sonuçlanan bir dönüşüm

into nightmares of... sözleri, “bir durumdan veya koşuldan başka birine geçmek” anlamındaki turn into + sonuç yapısını tamamlar. Burada planlar fiziksel olarak yön değiştirmemiş, korkunç sonuçlara dönüşmüştür. Nightmares burada mecazdır. of ile başlayan ifade, sonuçları kâbusa çeviren felaketleri belirtir: savaş, kıtlık ve baskı. instead, umulan ideal ile gerçek sonuç arasındaki keskin karşıtlığı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi turn into ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The quiet trip ____ a nightmare of missed trains and lost luggage.

Cevabı göster

turned into

And as artists began to question utopian thinking, Kelime

0:50

Ve sanatçılar ütopik düşünceyi sorgulamaya başladıkça,

Kelime

question utopian thinking: “sorgulamak” anlamında question fiili

Bu cümlede question, “bir şeyin doğruluğundan, yerindeliğinden veya değerinden kuşku duymak ya da onu eleştirel biçimde incelemek” anlamında bir fiildir. Sanatçılar ütopik düşüncenin sağlam olup olmadığını incelemeye başlamıştır; yalnızca bilgi istememişlerdir. Nesnesi bir fikir, varsayım, karar veya iddia olduğunda question çoğu zaman bu sorgulayıcı anlamı taşır. Yapı question + isim öbeği şeklindedir; question an assumption buna bir örnektir.

Alıştırma

Hangi cümlede question, “kuşku duymak veya eleştirel biçimde incelemek” anlamında bir fiil olarak kullanılmıştır?

  1. The committee asked a question about the meeting time.
  2. The committee questioned the fairness of the rule.
  3. The committee printed the question on the form.
Cevabı göster

The committee questioned the fairness of the rule.

the genre of dystopia, the not good place, Kültür

0:53

distopya, yani "kötü yer" türü

was born. Deyimler

0:56

doğdu.

Kültür

of dystopia ... the not good place: türü adlandırma ve açıklama

the genre of dystopia isim öbeğinde of, genel kategori olan genre ile onun özel adı dystopia arasında bağ kurar; ifade “distopya türü” anlamına gelir, sahiplik bildirmez. Virgüller arasında yer alan the not good place, adı basit sözlerle açıklayan bir ara açıklamadır. Burada dystopia, düzeni baskı, korku veya ciddi zararlar üreten hayalî bir toplum için kullanılan yerleşik terimdir. Bu açıklama “kötü yer” fikrine işaret eder ve onu hayalî ideal toplum anlamındaki utopia ile karşılaştırır; her hoş olmayan yerin dystopia olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede the not good place ifadesi ne işe yarıyor?

  1. genre sözcüğünün dystopia'ya sahip olduğunu gösterir.
  2. Türün başladığı gerçek yerin adını verir.
  3. dystopia için basitleştirilmiş bir açıklama verir.
Cevabı göster

dystopia için basitleştirilmiş bir açıklama verir.

Deyimler

was born: bir türün mecazi doğuşu

Was born, kelime anlamıyla bir insanın veya hayvanın dünyaya gelmesini anlatır. Buradaki özne the genre of dystopia olduğu için ifade mecazidir: tür var olmaya başlamış veya tanınabilir bir biçim almıştır. İngilizcede soyut şeylere bu şekilde bir “doğum” atfedilir. Bir fikir, hareket, kuruluş, gelenek veya sanat tarzı ilk kez ortaya çıktığında onun was born olduğu söylenebilir.

Alıştırma

be born ifadesinin mecazi geçmiş zaman biçimini kullanın: The idea for the neighborhood garden ____ during a meeting.

Cevabı göster

was born

One of the earliest dystopian works is Jonathan Swift's Gulliver's Travels. Dilbilgisi

0:58

En eski distopik eserlerden biri Jonathan Swift'in Gulliver'in Gezileri'dir.

Dilbilgisi

One of the earliest dystopian works: one of the + en üstünlük biçimi + çoğul isim

One of the earliest dystopian works, Gulliver's Travels'ın en erken döneme ait eserler grubunda yer aldığını anlatır; eserin mutlaka tek ve en eski eser olduğunu söylemez. Kalıp one of the + superlative + plural noun şeklindedir. Bir grubun içinden tek bir öğe seçildiği için works çoğuldur. Tüm öznenin baş sözcüğü One olduğundan yüklem tekil is olur.

Alıştırma

Cümleyi “en gençlerden biri” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Leo is ____ players on the team.

Cevabı göster

one of the youngest

Throughout his journey, Gulliver encounters fictional societies,

1:03

Yolculuğu boyunca Gulliver, kurgusal toplumlarla karşılaşır;

some of which at first seem impressive, but turn out to be seriously flawed. Notlar

1:06

bunların bazıları ilk başta etkileyici görünse de ciddi şekilde kusurlu oldukları ortaya çıkar.

Dilbilgisi

some of which: daha önce belirtilen bir şeyler grubunun bir bölümüne gönderme yapmak

some of which ifadesinde which, fictional societies ifadesine döner; some ise bu çoğul grubun bir bölümünü seçer. Gulliver'a veya his journey ifadesine gönderme yapmaz. Bu ifade açıklayıcı bir ilgi cümleciği başlatır: çoğul şeyler, some of which + fiil. Grubun bir bölümü hakkında bilgi ekler ve bu bilgiyi ana cümleye bağlı tutar.

Alıştırma

Cümleyi, şeylere gönderme yapan ve “onların bazıları” anlamına gelen ilgi ifadesiyle tamamlayın: The folder contains several photos, ____ were taken in winter.

Cevabı göster

some of which

Dilbilgisi

at first seem ..., but turn out to...: ilk izlenim ile sonraki bulgu arasındaki karşıtlık

at first seem(s) ..., but turn(s) out to be ... kalıbı, ilk izlenim ile sonradan ortaya çıkan bulguyu karşı karşıya getirir. Seem ilk betimlemeyi geçici bir yargı olarak bırakır; turn out ise kanıtların sonunda ne gösterdiğini sunar. Bu cümlede impressive yalnızca ilk görünümdür. Asıl değerlendirme but'tan sonra gelir: bu toplumların ciddi kusurları vardır. Uzun bir cümleyi okurken ya da dinlerken konuşanın sonucuna karar vermeden önce but'tan sonraki yan tümceyi bekleyin.

Alıştırma

Cümleyi at first ... but turn out to be karşıtlık kalıbıyla tamamlayın: The online course ____ easy, but ____ quite demanding.

Cevabı göster

at first seemed · turned out to be

Öbek fiiller

turn out to be: nihai sonuç veya sonradan ortaya çıkan bulgu

Turn out to be, nihai sonucun veya sonradan ortaya çıkan kanıtların belirli bir durum ya da kimlik gösterdiğini ifade eder. Son bulguyu sunar; sözcüğü sözcüğüne dönmek veya dışarı doğru hareket etmek anlamına gelmez. Yaygın yapı özne + turn out to be + sıfat veya isim öbeğidir. Örnekte seriously flawed sonradan fark edilen durumdur; toplumların kendilerinin mutlaka değiştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi turn out to be ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The quiet visitor ____ the school's new principal.

Cevabı göster

turned out to be

On the flying island of Laputa, Kültür

1:11

Uçan ada Laputa'da,

Kültür

Hayalî ve hicivli bir ortam olarak uçan Laputa adası

Laputa, Jonathan Swift'in Gulliver'in Gezileri adlı eserindeki hayalî uçan adadır; gerçek bir coğrafi yer değildir. Ada, soyut fikirleri sıradan insanların günlük ve pratik yaşamından kopmuş düşünürleri göstermek için kullanılan hicivli bir ortamdır. Bu arka plan, daha sonra adanın bilim insanlarına ve toplum planlamacılarına yöneltilen eleştiriyi anlamaya hazırlar.

Alıştırma

Bu cümlede flying island of Laputa neyi ifade ediyor?

  1. Gulliver'in Gezileri'nde hicvi destekleyen hayalî bir yer
  2. Bir hava aracını belirten bilimsel bir terim
  3. Coğrafi referans olarak kullanılan gerçek bir ada
Cevabı göster

Gulliver'in Gezileri'nde hicvi destekleyen hayalî bir yer

scientists and social planners pursue extravagant and useless schemes while neglecting the practical needs of the people below. Notlar

1:13

bilim insanları ve sosyal planlamacılar, aşağıdaki halkın pratik ihtiyaçlarını görmezden gelerek abartılı ve işe yaramaz projeler peşinde koşarlar.

Kalıp ifadeler

Pratik ihtiyaçları ihmal ederken yararsız tasarıların peşinden gitmek

useless schemes ifadesi projeler hakkında açıkça olumsuz bir yargı verir: emek tüketirler ancak pratik bir değer sağlamazlar. Bu cümlede schemes, plans gibi tarafsız bir sözcükten daha eleştireldir. while neglecting, bu projelerin peşinden gitmeyi aynı anda bir sorumluluğun yerine getirilmemesiyle ilişkilendirir. Burada while yalnızca zamanı belirtmez; büyük çaplı faaliyetlerle görmezden gelinen pratik ihtiyaçlar arasında karşıtlık kurar.

Alıştırma

Hangi cümle, önemli bir ihtiyacı görmezden gelirken projelerin peşinden gitmeyi en açık biçimde eleştirir?

  1. The council developed a practical plan that addressed basic road repairs.
  2. The council pursued expensive and useless schemes while neglecting basic road repairs.
  3. The council postponed a new project so that it could complete basic road repairs.
Cevabı göster

The council pursued expensive and useless schemes while neglecting basic road repairs.

Dilbilgisi

while + -ing karşıtlığında practical needs of the people

Practical needs of the people, sıradan insanların gerçek ve günlük yaşam ihtiyaçları anlamına gelir. Burada neglecting fiilinin nesnesidir: bu ihtiyaçlara gereken önem verilmemektedir. while + -ing yan cümlesi, bu ihmali “gösterişli ve yararsız projelerin” peşinden gitme eyleminin yanına koyar. While zaman bildirebilir, ancak burada eleştirel bir karşıtlık da yaratır: aynı kişiler büyük planların peşinden giderken günlük yaşamda önemli olan ihtiyaçları karşılamaz.

Alıştırma

Hangi cümle, bir hedefin peşinden giderken gerçek ihtiyaçları görmezden gelen birini eleştirmek için while + -ing kullanır?

  1. The company launched the campaign because its workers' practical needs had already been met.
  2. The company launched an expensive campaign while neglecting the practical needs of its workers.
  3. The company studied its workers' practical needs before launching the campaign.
Cevabı göster

The company launched an expensive campaign while neglecting the practical needs of its workers.

And the Houyhnhnm who live in perfectly logical harmony, Notlar

1:22

Ve kusursuz bir mantıksal uyum içinde yaşayan Houyhnhnm'ler,

Kalıp ifadeler

live in perfectly logical harmony: kusursuz derecede mantıklı bir uyum içinde yaşamak

Burada live in ... harmony, düzenli ve barışçıl bir toplumsal durumda bir arada yaşamak demektir. Harmony müziği değil, toplum içindeki ilişkileri anlatır. Perfectly logical, harmony sözcüğünü niteler: düzen tamamen akıl tarafından yönetiliyor gibi görünür. Bu ifade, toplumu görünüşte ideal derecede akılcı gösterirken kusursuz mantık ile gerçek insanların kusurları arasında doğabilecek gerilime de zemin hazırlar.

Alıştırma

Bu cümlede live in perfectly logical harmony ne anlama geliyor?

  1. Toplum düzenli ve tamamen akıl tarafından yönetiliyor gibi görünür.
  2. Herkes tek başına yaşar ve toplumsal kurallardan kaçınır.
  3. Grup kusursuz bir armoniyle müzik icra eder.
Cevabı göster

Toplum düzenli ve tamamen akıl tarafından yönetiliyor gibi görünür.

have no tolerance for the imperfections of actual human beings. Kalıp ifadeler

1:25

gerçek insanların kusurlarına karşı hiçbir hoşgörüye sahip değildir.

Kültür

Houyhnhnm: Gulliver'in Gezileri'ndeki akılcı atlar

Houyhnhnm, Jonathan Swift'in Gulliver'in Gezileri eserindeki akılcı atlardan biri için kullanılan kurgusal bir addır. Bu cümlede terim, onların toplumunu bir grup olarak ifade eder. Sıradan bir İngilizce sözcük ya da gerçek bir halkın adı değil, edebî bir özel addır. who live in perfectly logical harmony ilgi cümleciği temel bağlamı verir. Kusurlu insanlara hoşgörü gösterememeleri, görünüşte kusursuz ve bütünüyle mantıklı olan bu toplumu da hicvin bir parçası hâline getirir.

Alıştırma

Bu cümlede Houyhnhnm neyi ifade eder?

  1. Gulliver'in Gezileri'ndeki kurgusal akılcı at ırkı
  2. “Kusursuz biçimde düzenlenmiş” anlamına gelen sıradan bir sıfat
  3. Katı mantığıyla tanınan gerçek bir tarihî halk
Cevabı göster

Gulliver'in Gezileri'ndeki kurgusal akılcı at ırkı

Kalıp ifadeler

have no tolerance for: hiçbir şekilde hoş görmemek

Have no tolerance for, bir davranışı, durumu veya kusuru hiçbir biçimde kabul etmeye istekli olmamak anlamına gelir. Burada Houyhnhnm toplumu, gerçek insanların doğal olarak taşıdığı kusurları kabul edemez. Bu ifade, bir şeyden yalnızca hoşlanmamaktan daha kesin ve güçlü bir sınır koyar.

Alıştırma

“Hiçbir şekilde kabul etmemek” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The league ____ cheating.

Cevabı göster

has no tolerance for

With his novel, Swift established a blueprint for dystopia, Deyimler

1:29

Swift, romanıyla distopya için bir taslak oluşturdu;

Deyimler

established a blueprint for: başkalarının izleyebileceği bir model oluşturmak

Bu cümlede established a blueprint for mecazi anlamda kullanılmıştır. Blueprint sözcüğü gerçek anlamda ayrıntılı bir teknik çizimi ifade eder; burada ise sonraki distopya eserlerinin izleyebileceği temel bir model veya çerçeve anlamına gelir. Established, Swift’in romanının bu modeli yerleştirdiği ve etkili hâle getirdiği anlamını ekler; roman yalnızca olası bir fikir önermekten fazlasını yapmıştır.

Alıştırma

Örnekte established a blueprint for ne anlama geliyor?

  1. Daha sonraki eserlerin izleyebileceği temel bir model oluşturdu.
  2. Gerçek bir inşaat çizimi hazırladı.
  3. Hayalî bir ülkenin tam konumunu tarif etti.
Cevabı göster

Daha sonraki eserlerin izleyebileceği temel bir model oluşturdu.

imagining a world where certain trends in contemporary society are taken to extremes, Kalıp ifadeler

1:33

çağdaş toplumdaki bazı eğilimlerin uç noktalara taşındığı bir dünya hayal ederek

Kalıp ifadeler

are taken to extremes: eğilimleri makul sınırların ötesine itmek

Are taken to extremes, take something to extremes yapısının edilgen biçimidir. Özne olan certain trends in contemporary society, normal veya makul bir düzeyin çok ötesine itilen bir şey olarak sunulur; take burada bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. Edilgen yapı, eylemi yapanı belirtmez ve dikkati eğilimlerin üzerinde tutar. Distopya analizinde bu ifade, bir hikâyenin gerçek eğilimleri olası sonuçlarını göstermek için nasıl büyüttüğünü açıklar.

Alıştırma

Cümleyi take something to extremes ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: A useful rule can become harmful when it is ____.

Cevabı göster

taken to extremes

exposing their underlying flaws. Anlatım akışı

1:38

bunların temelindeki kusurları gözler önüne serdi.

Anlatım akışı

exposing their underlying flaws: sonuç ekleyen bir -ing öbeği

exposing their underlying flaws, hemen önce anlatılan eylemin etkisini ya da sonucunu ekleyen bir present participle (-ing) öbeğidir. Çağdaş toplumdaki eğilimleri hayalî bir uç noktaya taşımak daha derindeki sorunları görünür kılar; bu öbek de söz konusu etkiyi açıklar. Buradaki their, daha önce sözü edilen eğilimleri gösterir. Underlying flaws, yalnızca açıkça görülen ya da küçük hatalar değil, yüzeyin altında bulunan derin kusurlardır. Yorumun bu -ing öbeğiyle bitmesi, bilgiyi “neyin hayal edildiğinden” “bu hayalin neyi açığa çıkardığına” taşır.

Alıştırma

Bu cümlede sondaki -ing öbeği hangi bilgiyi ekliyor? The stress test pushed the design to its limits, exposing its underlying flaws.

  1. Kusurların yalnızca yüzeysel ve küçük hatalar olduğunu söyler.
  2. Önceki eylemin neyi açığa çıkardığını açıklar.
  3. Testle bağlantısı olmayan ayrı bir eylemi belirtir.
Cevabı göster

Önceki eylemin neyi açığa çıkardığını açıklar.

And the next few centuries would provide plenty of material. Dilbilgisi

1:42

Sonraki birkaç yüzyıl ise bol miktarda malzeme sağlayacaktı.

Dilbilgisi

would provide: geçmişteki bir noktadan görülen gelecek

Bu tarihsel anlatıda would provide, geçmişteki bir noktadan bakıldığında gelecekte gerçekleşecek bir olayı anlatır. Sözü edilen dönemin bakış açısından sonraki birkaç yüzyıl henüz gelmemiştir; ancak bugünkü anlatıcı daha sonra ne olduğunu bilir. Bu nedenle would burada kibar bir rica değildir. Provide plenty of material, sonraki tarihin konu olarak kullanılabilecek birçok olay, fikir veya gelişme sunduğu anlamına gelir. Would'un bu kullanımı, anlatıyı geçmiş bakış açısında tutarken sonraki gelişmeleri önceden haber verir.

Alıştırma

Aşağıdaki tarihsel cümlede would provide ne anlama geliyor? In 1900, few people guessed that the next century would provide scientists with powerful new tools.

  1. 1900'deki bakış açısından sonra bir şey gerçekleşecekti.
  2. Bir şey şu anda gerçekleşiyor.
  3. Bir konuşmacı bilim insanlarından kibarca araç sağlamalarını istiyor.
Cevabı göster

1900'deki bakış açısından sonra bir şey gerçekleşecekti.

Industrial technology that promised to free laborers imprisoned them in slums and factories instead, Anlatım akışı

1:46

İşçileri özgürleştirmeyi vaat eden endüstriyel teknoloji, bunun yerine onları gecekondu mahallelerine ve fabrikalara hapsetti;

Anlatım akışı

promised to free laborers ... imprisoned them: vaat ile sonucun ters düşmesi

that promised to free laborers ilgi cümleciği, industrial technology ile ilişkilendirilen olumlu beklentiyi sunar. Ardından ana cümle gerçek sonucu verir: aynı teknoloji imprisoned them in slums and factories instead. İki eylemin de faili Industrial technology olarak anlaşılır; ilgi cümleciğinde that onun yerini tutar, them ise laborers sözcüğüne gönderme yapar. promised to free ile imprisoned ... instead yan yana getirilerek bilgi, vaat ile sonuç karşıtlığı içinde düzenlenir. Sonuç vaadin tersine çıktığı için anlatım ironiktir: özgürleşme olarak sunulan şey başka bir hapsolma biçimine dönüşmüştür.

Alıştırma

Vurgulanan sözlerin düşünceyi nasıl düzenlediğini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Sanayi teknolojisi önce işçileri hapsetti, sonra onları başarıyla özgürleştirdi.
  2. Sanayi teknolojisinin işçileri özgürleştirmesi bekleniyordu, ancak gerçek etkisi onları hapsetmek oldu.
  3. Sanayi teknolojisi bir vaatte bulundu ve cümle bu vaadi tamamen yerine getirdiğini söylüyor.
Cevabı göster

Sanayi teknolojisinin işçileri özgürleştirmesi bekleniyordu, ancak gerçek etkisi onları hapsetmek oldu.

while tycoons grew richer than kings. Dilbilgisi

1:54

bu arada patronlar krallardan bile daha zengin hale geldi.

Dilbilgisi

grew richer than kings: durum değişimini anlatan grow + karşılaştırma biçimi

grew richer ifadesinde grew, zaman içinde belirli bir duruma gelmek anlamında kullanılan bir bağ fiilidir; burada 'yetiştirdi' anlamına gelmez. grow + sıfat veya karşılaştırma biçimi kalıbı bir durum değişikliğini anlatır; richer ise rich sözcüğünün karşılaştırma biçimidir. Than kings karşılaştırmanın ölçütünü verir. Bu nedenle ifade, büyük iş insanlarının servetinin zamanla artarak krallarınkini geçtiğini söyler ve hem zaman içindeki değişimi hem de eşitsizliğin büyüklüğünü vurgular.

Alıştırma

Cümleyi grow fiilinin geçmiş zamanı ve rich sözcüğünün karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: Over the next decade, the founders ____ than their former competitors.

Cevabı göster

grew richer

By the late 1800s,

1:57

1800'lerin sonlarına gelindiğinde,

many feared where such conditions might lead. Dilbilgisi

1:59

birçok kişi bu koşulların nereye varabileceğinden korkuyordu.

Dilbilgisi

where such conditions might lead: dolaylı soruda sözcük sırası

Bu cümlede where such conditions might lead, feared fiilinin içeriğini veren dolaylı bir sorudur: insanlar bu toplumsal koşulların doğurabileceği sonuçtan kaygı duyuyordu. Buradaki where, mutlaka fiziksel bir yeri değil, bir sonucu veya gelecekteki yönü gösterir. Soru bir bildirme cümlesinin içine yerleştirildiği için bildirme cümlesi söz dizimini kullanır: where + özne (such conditions) + kiplik yardımcı fiili (might) + fiilin yalın hâli (lead). Bağımsız bir doğrudan soru ise Where might such conditions lead? biçiminde olurdu.

Alıştırma

Hangi cümlede No one knows ifadesinden sonra dolaylı soru doğru biçimde kullanılmıştır?

  1. No one knows where this decision might lead.
  2. No one knows where does this decision might lead.
  3. No one knows where might this decision lead.
Cevabı göster

No one knows where this decision might lead.

H.G. Wells's The Time Machine imagined upper classes and workers evolving into separate species, Kelime

2:02

H.G. Wells'in Zaman Makinesi, üst sınıfların ve işçilerin ayrı türlere evrimleştiğini hayal ederken,

Kelime

evolving into separate species: toplumsal bir metafor olarak ayrı türlere evrilme

Evolving into, zaman içinde değişerek yeni bir biçime veya duruma gelmek anlamına gelir. Dil bilgisi açısından -ing yapısı, üst sınıfların ve işçilerin zamanla ne yaptığı düşünüldüğünü açıklar: ayrı türlere dönüşmeleri. Roman, toplumsal sınıf ayrımını biyolojik ayrışmaya dayanan aşırı bir bilim kurgu imgesine dönüştürür. Bu, edebî bir toplumsal metafordur; gerçek bir evrim olayı veya doğrulanmış bilimsel bir tahmin değildir.

Alıştırma

Edebî bir tartışmada The novel imagines the two groups evolving into separate species ifadesi en güçlü biçimde neyi düşündürür?

  1. Öykü, toplumsal bölünmeyi biyolojik ayrışma olarak abartır.
  2. Gruplar geçici olarak farklı yerlere taşınır.
  3. Cümle, doğrulanmış bilimsel bir olayı bildirir.
Cevabı göster

Öykü, toplumsal bölünmeyi biyolojik ayrışma olarak abartır.

while Jack London's The Iron Heel portrayed a tyrannical oligarchy ruling over impoverished masses. Kelime

2:09

Jack London'ın Demir Ökçe'si yoksullaşmış kitleleri yöneten zalim bir oligarşiyi tasvir ediyordu.

Kelime

portrayed a tyrannical ...: yönetimi zorba olarak sunmak

Burada portrayed, bir kurmaca eserde bir şeyi “betimledi” veya “temsil etti” demektir. Romanın yalnızca bir oligarşi içerdiğini söylemez; bu siyasi düzenin nasıl sunulduğunu belirtir. Tyrannical, ardından gelen oligarchy adını niteler. Bu yönetimi acımasız, baskıcı ve gücünü kötüye kullanan bir düzen olarak değerlendirir. Bu nedenle portrayed a tyrannical oligarchy hem edebî betimleme hem de güçlü siyasi eleştiri taşır.

Alıştırma

“The novel portrayed a tyrannical oligarchy” cümlesinde tyrannical hangi anlamı ekler?

  1. Oligarşiyi acımasız ve baskıcı olmakla suçlar.
  2. Oligarşinin yalnızca kısa bir süre var olduğunu söyler.
  3. Oligarşinin seçmenler tarafından seçildiğini söyler.
Cevabı göster

Oligarşiyi acımasız ve baskıcı olmakla suçlar.

Kelime

oligarchy ruling over impoverished masses: güçlü bir azınlığın yoksul çoğunluğa hükmetmesi

Oligarchy, gücün az sayıda insanın elinde olduğu siyasi sistem veya yönetici grup demektir. Ruling over, bu grubun otoritesine tabi olan insanları belirtir ve böylece yukarıdan aşağıya bir güç ilişkisi kurar. Impoverished çok yoksul veya kaynaklardan yoksun anlamındadır; masses ise burada fiziksel “kütle” değil, geniş bir sıradan insanlar topluluğudur. İfadenin tamamı güçlü bir azınlıkla yoksul çoğunluğu karşı karşıya getirir ve bu nedenle siyasi eleştiri taşır.

Alıştırma

Hangi durum en iyi “an oligarchy ruling over impoverished masses” olarak tanımlanır?

  1. Törensel bir kraliçe parlamentonun açılışını yapar ancak ülkeyi yönetmez.
  2. Küçük ve varlıklı bir grup devleti kontrol ederken halkın çoğu yoksul kalır.
  3. Yurttaşlar yerel toplantıları sırayla yönetir.
Cevabı göster

Küçük ve varlıklı bir grup devleti kontrol ederken halkın çoğu yoksul kalır.

The new century brought more exciting and terrifying changes.

2:18

Yeni yüzyıl daha heyecan verici ve dehşet verici değişimler getirdi.

Medical advances made it possible to transcend biological limits, Notlar

2:22

Tıbbi ilerlemeler biyolojik sınırları aşmayı mümkün kılarken,

Dilbilgisi

made it possible to: bir eylemi mümkün kılmak

Made it possible to, bir şeyin bir eylemi mümkün kılan koşulları oluşturduğunu anlatır. Bu cümlede neden tıbbi ilerlemelerdir; to transcend biological limits ise mümkün hâle gelen eylemi belirtir. make/made it possible to + fiilin yalın hâli yapısında it, ileride verilen eylem içeriğini karşılayan biçimsel bir nesnedir ve belirli bir şeye gönderme yapmaz. Yapı, eylemin yapılabilir hâle geldiğini söyler; ancak birinin o eylemi gerçekten yaptığını tek başına ifade etmez.

Alıştırma

make it possible to yapısını geçmiş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: The new bridge ____ reach the island by car.

Cevabı göster

made it possible to

Kelime

transcend biological limits: bedenin doğal kısıtlamalarını aşmak

Transcend biological limits, yaşam süresi, iyileşme, güç veya duyusal yetenek sınırları gibi vücudun biyolojisinin getirdiği kısıtlamaların ötesine geçmek demektir. Cümlede tıbbi ilerlemeler, bu temel kısıtlamaların aşılmasını mümkün kılan unsur olarak sunulur. Transcend, bir sayı veya standardın biraz üstüne çıkmaktan ziyade derin ya da temel bir sınırı aşmayı anlatır. Bu nedenle ifadede resmî ve geleceğe dönük bir ton vardır.

Alıştırma

Bu cümlede transcend biological limits ne anlama gelir?

  1. bedenin sınırlarını daha doğru ölçmek
  2. bedenin ve yaşamın doğal sınırlarının ötesine geçmek
  3. bir ders olarak biyolojinin sınırlarını incelemek
Cevabı göster

bedenin ve yaşamın doğal sınırlarının ötesine geçmek

while mass media allowed instant communication between leaders and the public. Kelime

2:26

kitle iletişim araçları liderlerle halk arasında anında iletişim kurulmasını sağladı.

Kelime

mass media: geniş halk kitlelerine yönelik iletişim araçları

Mass media; gazete, radyo, televizyon ve büyük haber platformları gibi çok geniş kitlelere bilgi ulaştıran sistem ve kuruluşları ifade eder. Burada mass, "genel halka yönelik" anlamındadır; "çok sayıda medya dosyası" anlamına gelmez. Bu cümlede mass media, liderlerle halkı birbirine bağlayan bir iletişim kanalı olarak sunuluyor. Terim siyaset, kamuoyu, haber ve propaganda tartışmalarında kullanışlıdır.

Alıştırma

mass media ifadesinin hangi anlamı örnek cümleye uygundur?

  1. İki lider arasında gönderilen özel mesajlar
  2. Dijital fotoğraf ve videolardan oluşan büyük bir koleksiyon
  3. Geniş halk kitlelerine ulaşan iletişim kanalları
Cevabı göster

Geniş halk kitlelerine ulaşan iletişim kanalları

In Aldous Huxley's Brave New World, Kültür

2:31

Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sında,

Kültür

Huxley's Brave New World: iyelik biçimindeki yazar adı + kitap adı

Huxley's Brave New World, Aldous Huxley'nin yazdığı Brave New World romanını ifade eder. Huxley's, yazarı eserle ilişkilendiren bir iyelik biçimidir; Brave New World ise bir dünyayı sıradan biçimde betimleyen bir ifade değil, kitabın adıdır. Roman bir distopyadır. Bu göndermeyi tanımak, daha sonra ele alınan fikirlerin gerçek bir ülkeye veya genel bir slogana değil, romandaki hayalî topluma ait olduğunu gösterir.

Alıştırma

Örnekteki Huxley's Brave New World neyi ifade ediyor?

  1. Aldous Huxley tarafından kurulmuş gerçek bir ülke
  2. Aldous Huxley tarafından yazılmış bir distopya romanı
  3. Cesur yeni bir gezegenin genel bir betimlemesi
Cevabı göster

Aldous Huxley tarafından yazılmış bir distopya romanı

citizens are genetically engineered and conditioned to perform their social roles, Notlar

2:34

vatandaşlar genetik olarak değiştirilmiş ve sosyal rollerini yerine getirmeleri için koşullandırılmıştır;

Kelime

genetically engineered and conditioned: genetik tasarım ve davranışsal koşullandırma

Bu cümlede genetically engineered, genetik düzeyde bilinçli olarak değiştirilmiş veya tasarlanmış olmak demektir. Conditioned ise tekrarlanan etkilerle belirli tepkiler ve davranışlar otomatikleşecek şekilde eğitilmiş olmak anlamına gelir. Her iki geçmiş zaman ortacı da are ile edilgen yapı kurar; yani bu biçimlendirmeyi seçen değil, buna maruz kalan taraf vatandaşlardır. İfade, biyolojik tasarımı davranışsal denetimle birleştirir. Toplumsal roller, vatandaşların özgürce geliştirdiği yollar değil, bir sistemin önceden planladığı sonuçlar olarak sunulur.

Alıştırma

Örnekte genetically engineered and conditioned, vatandaşlar hakkında ne anlatıyor?

  1. Dışarıdaki bir sistem onları biyolojik olarak tasarlayıp davranışlarını eğitti.
  2. Genlerini ve alışkanlıklarını tamamen kendi seçimleriyle geliştirdiler.
  3. Meslek seçmeden önce genetik eğitimi aldılar.
  4. Fiziksel olarak formdaydılar ama kendilerine belirli bir davranış atanmadı.
Cevabı göster

Dışarıdaki bir sistem onları biyolojik olarak tasarlayıp davranışlarını eğitti.

Kalıp ifadeler

perform their social roles: atanmış toplumsal işlevleri yerine getirmek

Burada perform, seyirciyi eğlendirmek değil, yerine getirmek veya yürütmek demektir. Their social roles, toplumun vatandaşlara atadığı işlevleri ve beklenen davranışları ifade eder. perform + role/function/duty kalıbı resmîdir ve bir konumun gerektirdiklerini yapmaya odaklanır. Anlamı bağlam belirler: perform başka yerlerde sahne performansını anlatabilir, ancak buradaki social roles tiyatroyu değil, toplumsal düzeni gösterir.

Alıştırma

Örnekte perform their social roles ne anlama geliyor?

  1. Hiçbir beklenti olmadan istedikleri kimliği seçmek.
  2. Rollerini yerine getirmeden yalnızca tanımlamak.
  3. Toplumun kendilerine atadığı işlevleri ve davranışları yerine getirmek.
  4. Toplumsal bir dramda oynayarak seyirciyi eğlendirmek.
Cevabı göster

Toplumun kendilerine atadığı işlevleri ve davranışları yerine getirmek.

while propaganda and drugs keep the society happy, Dilbilgisi

2:39

propaganda ve uyuşturucular toplumu mutlu tutarken,

Dilbilgisi

keep the society happy: keep + nesne + sıfat

Vurgulanan bölümde keep + nesne + sıfat yapısı kullanılır. The society nesnedir; happy ise propaganda ve uyuşturucuların toplumu hangi durumda tuttuğunu anlatan nesne tamamlayıcısıdır. Keep, bir durumu yalnızca bir kez oluşturmayı değil, o durumu sürdürmeyi vurgular. Buradaki happy, özgür ve gerçek bir mutluluk olarak sunulmaz. Bu durum propaganda ve uyuşturucularla sürdürüldüğü için sözcük, denetlenen ve yüzeysel bir memnuniyeti düşündürür.

Alıştırma

Cümleyi keep + nesne + sıfat yapısıyla tamamlayın: A light jacket can ____ you warm on a cool evening.

Cevabı göster

keep

it's clear some crucial human element is lost. Anlatım akışı

2:42

insan doğasına ait çok önemli bir unsurun kaybolduğu açıktır.

Anlatım akışı

some crucial human element is lost: tematik bir sonuç

Bu yan cümle toplum hakkında başka bir ayrıntı sunmaz. Önceki örnekleri tematik bir sonuçta birleştirir: Bir sistem istikrarlı ve mutlu görünebilir, ancak insan olmanın temel bir parçasını feda etmiş olabilir. Some, söz konusu niteliğin tam olarak ne olduğunu belirtmez; crucial ise onun vazgeçilmez olduğunu gösterir. Human element özgürlük, bireysellik, gerçek duygular ve kişisel seçim gibi nitelikleri soyut olarak ifade eder. Is lost ise dikkati onu kimin ortadan kaldırdığına değil, ortaya çıkan yokluğa yöneltir.

Alıştırma

Bu bağlamda some crucial human element is lost ifadesinin temel söylem işlevi nedir?

  1. Sisteme başka bir teknik özellik ekler.
  2. Sistemin insani bedeli hakkında tematik bir sonuç çıkarır.
  3. Birinin fiziksel bir nesneyi kaybettiğini bildirir.
Cevabı göster

Sistemin insani bedeli hakkında tematik bir sonuç çıkarır.

But the best known dystopias were not imaginary at all. Kalıp ifadeler

2:47

Ancak en çok bilinen distopyalar hiç de hayal ürünü değildi.

Kalıp ifadeler

Güçlü olumsuzluk için not ... at all

not imaginary at all ifadesinde at all olumsuz bölümden sonra gelir ve not sözcüğünü güçlendirir. Anlamı “hiç de hayalî değil” veya “hiçbir şekilde hayal ürünü değil”dir; burada at all, “her şey” anlamına gelmez. Bu güçlü olumsuzluk, distopyaların yalnızca uydurulmadığını, gerçek olduğunu anlatır. Başka cümlelere aktarılabilecek kalıp not + sıfat veya fiil öbeği + at all şeklindedir.

Alıştırma

Olumsuz anlamı güçlendiren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The map was not helpful ____, so we used another one.

Cevabı göster

at all

As Europe suffered unprecedented industrial warfare,

2:51

Avrupa daha önce benzeri görülmemiş bir endüstriyel savaştan muzdaripken,

new political movements took power. Kalıp ifadeler

2:54

yeni siyasi hareketler iktidarı ele geçirdi.

Kalıp ifadeler

take power: siyasi kontrolü kazanmak

movements took power ifadesinde took power, “hükûmetin kontrolünü ele aldı” veya “yönetici güç hâline geldi” anlamındadır. Buradaki power, fiziksel güç ya da elektrik değil, siyasi yetkidir. Özne bir parti, lider, ordu veya siyasi hareket olabilir. Zaman normal şekilde değişir: take power, took power, has taken power.

Alıştırma

“The reform movement took power,” cümlesinde took power ne anlama gelir?

  1. Belirli bir resmî göreve resmen başladı.
  2. Fiziksel olarak güçlendi.
  3. Hükûmetin kontrolünü kazandı.
  4. Daha fazla elektrik enerjisi kullandı.
Cevabı göster

Hükûmetin kontrolünü kazandı.

Some promised to erase all social distinctions, Kalıp ifadeler

2:57

Bazıları tüm sosyal farklılıkları ortadan kaldırmayı vaat etti,

Kalıp ifadeler

promised to erase all social distinctions: tüm toplumsal ayrımları ortadan kaldırmaya söz verdi

Promise to + fiilin yalın hâli, bir eylemi gerçekleştirme taahhüdünü bildirir. Bu cümlede promised to erase, bazı siyasi hareketlerin toplumdan bir şeyi kaldıracaklarına açıkça söz verdiklerini anlatır. Erase burada mecazidir: yazıyı silmek değil, ortadan kaldırmak anlamına gelir. Social distinctions, sınıf, statü veya kimlikle ilgili toplumca tanınan ayrımlardır; all ise vaadin kapsamlı ve kesin duyulmasını sağlar.

Alıştırma

"The school promised to erase the distinction between online and classroom students," cümlesinde "erase the distinction" ne anlama gelir?

  1. Tanınan bir kategori olarak farkı ortadan kaldırmak
  2. Öğrenci sayısını azaltmak
  3. Öğrencilerin derslerini unutmasını sağlamak
  4. Farkı daha açık biçimde yazmak
Cevabı göster

Tanınan bir kategori olarak farkı ortadan kaldırmak

while others sought to unite people around a mythical heritage. Kalıp ifadeler

3:00

diğerleri ise insanları efsanevi bir miras etrafında birleştirmeye çalıştı.

Kalıp ifadeler

sought to unite people around a mythical heritage: insanları efsaneleştirilmiş bir miras etrafında birleştirmeye çalıştı

Sought, seek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Seek to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmaya çalışmak veya bilinçli çaba göstermek anlamına gelir ve try to yapısından daha resmîdir. Unite people around something, o şeyi insanları bir araya getiren ortak fikir, dava veya kimlik hâline getirmek demektir; around burada fiziksel konum bildirmez. Mythical heritage, kolektif bir miras olarak sunulan fakat idealize edilmiş, efsaneleştirilmiş veya kısmen uydurulmuş ortak bir gelenek ya da soy anlatısıdır. İfadenin tamamı, bir mirasçıya bırakılan kişisel mülkü değil, ortak kimlik anlatısı yoluyla siyasi seferberliği anlatır.

Alıştırma

"The organizers sought to unite neighbors around a plan to restore the local park," cümlesinde "around a plan" nasıl bir işlev görür?

  1. Mahalle sakinlerini bir araya getirmesi amaçlanan ortak odağı belirtir.
  2. Organizatörlerin plandan kaçındığını söyler.
  3. Mahalle sakinlerinin kâğıt üzerindeki bir planın çevresinde çember oluşturduğunu söyler.
  4. Mahalle sakinlerinin yaklaşık sayısını verir.
Cevabı göster

Mahalle sakinlerini bir araya getirmesi amaçlanan ortak odağı belirtir.

The results were real-world dystopias where life passed under the watchful eye of the state, Deyimler

3:05

Sonuç, yaşamın devletin gözetimi altında geçtiği gerçek dünya distopyalarıydı

Deyimler

under the watchful eye of the state: devletin sıkı gözetimi altında

Under the watchful eye of ifadesi, “bir kişi ya da kurum tarafından yakından izlenirken veya denetlenirken” anlamına gelir. Tetikte duran “göz” bir mecazdır. Burada the state, gözetleyen bir varlık gibi kişileştirilir ve yönetici otoriteyi ifade eder. Bu distopik bağlamda ifade, gündelik yaşamın sürekli izlendiği ve kontrol edildiği hissini verir. Başka bağlamlarda tarafsız ya da koruyucu bir denetimi de anlatabilir; bu nedenle ton, kimin neden izlediğine bağlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede "under the watchful eye of the state" ne anlama geliyor?

  1. Bir eyalet hükümeti binasının altında bulunarak
  2. Hükümet tarafından her türlü tehlikeden korunarak
  3. Yönetici otoritenin sürekli gözetimi altında
  4. Hükümetin gerçek görüş alanı içinde
Cevabı göster

Yönetici otoritenin sürekli gözetimi altında

and death came with ruthless efficiency to any who didn't belong. Anlatım akışı

3:11

ve ölüm, gruba ait olmayan herkese acımasız bir verimlilikle geliyordu.

Anlatım akışı

death came with ruthless efficiency: ölüm acımasız bir verimlilikle geliyordu

Cümlecik, death sözcüğünü dilbilgisel özne olarak öne yerleştirir ve ölümü gelip ulaşan bir varlık gibi kişileştirir. Ardından with ruthless efficiency, öldürmenin nasıl gerçekleştiğini açıklar: hızlı, sistemli ve merhametsizce. Bu bilgi sırası önce korkunç sonucu, ardından onun arkasındaki yöntemi gösterir. Efficiency çoğu zaman olumlu duyulur; ancak ruthless ve death ile yan yana geldiğinde soğuk ve eleştirel bir etki yaratır. Sonraki sözler, kurbanların rejimin gruba ait saymadığı insanlar olduğunu belirtir.

Alıştırma

"death came with ruthless efficiency" nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Öldürmeyi sistematik, hızlı ve acımasız olarak sunar.
  2. Kamu hizmetlerini iyi yönettiği için bir hükümeti över.
  3. Yalnızca birçok insanın doğal nedenlerle öldüğü anlamına gelir.
  4. Ölümün yavaşça ve kazara geldiğini düşündürür.
Cevabı göster

Öldürmeyi sistematik, hızlı ve acımasız olarak sunar.

Many writers of the time didn't just observe these horrors, Dilbilgisi

3:16

O dönemin pek çok yazarı bu dehşetleri sadece gözlemlemekle kalmadı,

but lived through them. Öbek fiiller

3:19

aynı zamanda bunları yaşadı.

Dilbilgisi

didn't just observe ..., but lived through ...: daha zayıf bir noktadan daha güçlü bir noktaya geçiş

didn't just A, but B yapısında A doğrudur, ancak hikâyenin tamamı değildir. B bu sınırlı beklentiyi düzeltir ve genellikle daha önemli ya da daha şaşırtıcı bilgiyi taşır. Burada yazarların dehşeti gözlemlediği doğrudur, ancak asıl vurgu daha güçlü bir noktadadır: Bunları bizzat yaşayıp göğüslemişlerdir.

Alıştırma

Cümleyi didn't just ..., but ... yapısının iki bağlantı bölümüyle tamamlayın: Leo ____ read about the neighborhood, ____ volunteered there every weekend.

Cevabı göster

didn't just · but

Öbek fiiller

lived through: zorluğu bizzat yaşamak ve göğüslemek

Live through something, zor, tehlikeli ya da önemli bir dönemi bizzat deneyimlemek anlamına gelir. Çoğu zaman deneyime dayanma ve onu geride bırakma hissini de ekler; nötr experience fiili tek başına bunu ifade etmez. Burada them, daha önce sözü edilen horrors ifadesine gönderme yapar. Bu olaylar yazarları doğrudan etkilemiştir; lived “ikamet ettiler” anlamına gelmez ve through olayları onların içinden geçtiği bir süreç olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi live through ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Her grandparents ____ the war.

Cevabı göster

lived through

In his novel We,

3:22

Sovyet yazar Yevgeni Zamyatin, Biz adlı romanında,

Soviet writer Yevgeny Zamyatin described a future where free will and individuality were eliminated. Kelime

3:23

özgür iradenin ve bireyselliğin yok edildiği bir geleceği anlattı.

Kelime

free will and individuality: bağımsız seçim ve özgün kimlik

Free will, zorlanmadan veya tamamen kontrol edilmeden kendi seçimlerini yapabilme yetisi olan “özgür irade” demektir. Individuality ise bir kişiyi diğerlerinden ayıran özelliklerin ve düşünme biçimlerinin bütünü, yani “bireysellik”tir. and ile bağlanan bu iki isim öbeği, kişisel özgürlüğün farklı yönlerini adlandırır: kendi seçimini yapmak ve benzersiz bir birey olarak kalmak. İkisinin de were eliminated olduğu söylenince yalnızca birkaç eylemin sınırlandırılması değil, insanların kararlarının ve kimliklerinin de kontrol edilmesi anlatılır.

Alıştırma

Cümlede free will and individuality için en uygun anlam hangisidir?

  1. seçim yapabilme yetisi ve her kişiyi farklı kılan özellikler
  2. siyasi güç ve fiziksel kuvvet
  3. ücretsiz hizmetler ve özel mülkiyet
Cevabı göster

seçim yapabilme yetisi ve her kişiyi farklı kılan özellikler

Banned in the USSR, Dilbilgisi

3:30

SSCB'de yasaklanan bu kitap,

Dilbilgisi

Banned in the USSR: kısaltılmış edilgen giriş

Banned in the USSR, edilgen anlam taşıyan bir past participle öbeğidir: anlatılan şey yasaklama eylemine maruz kalmıştır. Bu bağlamda anlaşılan tam yan cümle The book was banned in the USSR şeklindedir; bir şeyi yasaklama talimatı değildir. Cümlenin başında, virgülden ve ana cümleden önce kullanılan bu kısaltılmış öbek arka planı kısa yoldan verir. Tanımladığı kişi veya şey ana cümlenin öznesi olmalıdır: Banned in the USSR, the book circulated abroad.

Alıştırma

“Banned in several schools, the novel became more popular online,” cümlesindeki başlangıç öbeği ne anlama gelir?

  1. The novel banned several schools.
  2. Ban the novel in several schools.
  3. The novel was banned in several schools.
Cevabı göster

The novel was banned in several schools.

the book inspired authors like George Orwell,

3:31

hem faşizme hem de komünizme karşı ön saflarda savaşan

who fought on the front lines against both fascism and communism. Kelime

3:34

George Orwell gibi yazarlara ilham verdi.

Kelime

the front lines against: bir çatışmaya doğrudan katılım

fought on the front lines against... ifadesinde the front lines, çatışmanın en doğrudan yaşandığı yeri anlatan askerî bir imgedir; against ise karşı çıkılan güçleri belirtir. Burada lines, yazı satırları anlamına gelmez. Bu ifade Orwell'ı uzaktan gözlemleyen biri olarak değil, etkin bir katılımcı olarak gösterir. Faşizme karşı gerçek bir savaşa katılmış olması ifadeye gerçek bir askerî bağlantı verirken, tüm ifade adı geçen iki ideolojiye doğrudan karşı çıkışını da özetler.

Alıştırma

"Emergency workers are on the front lines against the wildfire," cümlesinde "on the front lines against" ne anlama gelir?

  1. Çatışma veya tehlikeyle en doğrudan yüzleşilen yerde çalışmak
  2. Bir sıranın en önünde durmak
  3. Bir belgenin ilk satırlarını okumak
  4. Haritada sınırlar çizmek
Cevabı göster

Çatışma veya tehlikeyle en doğrudan yüzleşilen yerde çalışmak

While his novel Animal Farm directly mocked the Soviet regime, Kelime

3:39

Orwell'in Hayvan Çiftliği adlı romanı Sovyet rejimini doğrudan alaya alırken,

Kelime

directly mocked the Soviet regime: açık ve eleştirel alay

Directly mocked the Soviet regime, Animal Farm'daki hicvin Sovyet yönetim sistemini açıkça hedef aldığı anlamına gelir. Mocked, yalnızca made a joke ifadesinden daha güçlüdür: hedefi aptalca, saçma veya aşağılık göstermek için alay kullanıldığını belirtir. Directly, hedefle bağlantının rastlantısal değil açık olduğunu vurgular; romanın gerçek kişilerin hepsini adlarıyla andığı anlamına gelmez. Regime, bir yönetim sistemini veya idareyi ifade eder ve özellikle otoriter yönetimlerden söz edilirken çoğunlukla eleştirel ve olumsuz bir ton taşır.

Alıştırma

Cümledeki "directly mocked the Soviet regime" ne anlama gelir?

  1. Sovyet yönetim sistemini eleştirmek için açıkça alay kullandı.
  2. Telaffuz çalışması için Sovyet konuşma seslerini taklit etti.
  3. Sovyet liderlerini mizahi biçimde övdü.
  4. Sovyet hükûmetinin nasıl örgütlendiğini tarafsız biçimde açıkladı.
Cevabı göster

Sovyet yönetim sistemini eleştirmek için açıkça alay kullandı.

the classic 1984 was a broader critique of totalitarianism, media, and language. Kalıp ifadeler

3:43

klasik eseri 1984, totalitarizmin, medyanın ve dilin daha kapsamlı bir eleştirisiydi.

Kalıp ifadeler

a broader critique of: bir şeye yönelik daha kapsamlı analitik eleştiri

A broader critique of, bir şeyi daha geniş bir fikir veya sistem grubunu sorgulayan bir analiz olarak sunar. Broader, critique sözcüğünü niteler; of ise eleştirinin hedeflerini, yani totalitarianism, media, and language ögelerini tanıtır. Buradaki critique basit bir şikâyet değildir. Edebî ve akademik tartışmalarda genellikle sorunları belirleyip sorgulayan, gerekçeli bir inceleme anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “daha geniş bir analitik eleştiri” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The essay offers ____ modern advertising.

Cevabı göster

a broader critique of

And in the USA, Sinclair Lewis's It Can't Happen Here envisioned how easily democracy gave way to fascism. Anlatım akışı

3:50

Ve ABD'de, Sinclair Lewis'in It Can't Happen Here (Burada Olamaz) adlı eseri demokrasinin faşizme ne kadar kolay boyun eğdiğini öngördü.

Anlatım akışı

how easily ... gave way to ...: yer değiştirmenin kolaylığını vurgulamak

How easily, kolaylık derecesini bilgi odağına yerleştirir. How ile başlayan yan cümlenin tamamı envisioned fiilinin sunduğu içeriktir ve soru devrikliği yerine düz cümle sırasını korur: how easily + özne + fiil. Gave way to, bir sistemin veya durumun yerini kaybedip başka bir sistem ya da durumla değiştirilmesi anlamına gelir. Burada yapı, demokrasinin ne kadar kırılgan olabileceğine ilişkin bir uyarı oluşturur.

Alıştırma

Bir durumun başka bir durumla değiştirilmesinin ne kadar kolay olduğunu doğal biçimde aktaran cümle hangisidir?

  1. The report warned that cooperation might give way to distrust.
  2. The report showed how cooperation gave in to outside pressure.
  3. The report showed why cooperation gave way to distrust.
  4. The report showed how easily cooperation gave way to distrust.
Cevabı göster

The report showed how easily cooperation gave way to distrust.

In the decades after World War II,

3:59

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki on yıllarda,

writers wondered what new technologies like atomic energy, Dilbilgisi

4:01

yazarlar atom enerjisi,

artificial intelligence, and space travel meant for humanity's future.

4:04

yapay zekâ ve uzay yolculuğu gibi yeni teknolojilerin insanlığın geleceği için ne anlama geldiğini merak ettiler.

Dilbilgisi

what new technologies ... meant for humanity's future: etkiyi soran dolaylı soru

Vurgulanan bölüm, wondered fiilinden sonra gelen gömülü, yani dolaylı bir sorudur. What bilinmeyen bilgiyi başlatır; ancak yan cümle what + özne (new technologies...) + fiil (meant) şeklindeki düz cümle dizilişini korur. What did ... mean kullanılmaz. Buradaki mean for, bir şeyin insanlığın geleceği açısından önemini veya sonuçlarını sorar. Like... öznenin örneklerini verir ve yan cümlenin yapısını değiştirmez. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp wonder what X means veya meant for Y şeklindedir.

Alıştırma

The researchers wondered ... cümlesini hangi yan cümle doğru biçimde tamamlar?

  1. what the new evidence meant for public health
  2. what meant the new evidence for public health
  3. what did the new evidence mean for public health
Cevabı göster

what the new evidence meant for public health

Contrasting with popular visions of shining progress, Notlar

4:09

Parlak ilerlemelere dair popüler vizyonların aksine,

Anlatım akışı

Contrasting with popular ...: karşıtlığı önceden kurmak

Contrasting with popular visions of shining progress, cümlenin başında yer alan bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. Ana görüş gelmeden önce bir karşıtlık kurar: daha sonra gelen özne dystopian science fiction, teknolojik ilerlemeye ilişkin iyimser imgelerin karşısında sunulur. Bu öbek tam bir yüklem görevi görmek yerine bilgiyi düzenler. Yaygın görüşü arka plana yerleştirip asıl vurguyu distopik bilim kurgunun ne yaptığına taşır; ardından tam bir ana cümle gelmelidir.

Alıştırma

Cümle başındaki Contrasting with popular visions of shining progress öbeğinin temel işlevi nedir?

  1. Ana eylemin tamamını tek başına ifade eder.
  2. Bu görüşlerin popülerleştiğini gösterir.
  3. Yeni teknolojilere örnekler verir.
  4. Ana cümleden önce bir karşıtlık kurar.
Cevabı göster

Ana cümleden önce bir karşıtlık kurar.

Deyimler

İyimser bir mecaz olarak visions of shining progress

Bu ifadede visions, görme yetisini değil, geleceğe ilişkin hayal edilen görüntüleri veya fikirleri anlatır. Shining progress, ilerlemeyi aydınlık, umut verici ve arzu edilir bir şey olarak sunar; shining sözcüğü gerçek değil, mecaz anlamdadır. Başlangıçtaki Contrasting with... bu iyimser anlatıyı farklı bir görüşle karşı karşıya getirir. Daha genel olarak yazarlar, toplumsal veya teknolojik değişime ilişkin idealize edilmiş olumlu bir bakışı belirtmek için ışık imgelerini kullanabilir.

Alıştırma

Bu cümlede visions of shining progress ne anlama geliyor?

  1. İlerlemenin aydınlık ve arzu edilir biçimde sunulduğu hayalî gelecekler
  2. İnsanların görme yetisindeki gelişmeler
  3. Fiziksel olarak ışık üreten bilimsel başarılar
Cevabı göster

İlerlemenin aydınlık ve arzu edilir biçimde sunulduğu hayalî gelecekler

dystopian science fiction expanded to films, comics, and games. Kalıp ifadeler

4:12

distopik bilimkurgu filmlere, çizgi romanlara ve oyunlara yayıldı.

Kalıp ifadeler

expanded to films, comics, and games: yeni medyalara ulaşmak

Burada expanded to, distopik bilim kurgunun başka medyalara yayılarak filmleri, çizgi romanları ve oyunları da kapsadığını anlatır. Özne bir tür olduğu için değişen şey fiziksel büyüklüğü değil, ulaştığı alandır. Bir etkinliğin, hizmetin, fikrin veya türün daha geniş bir alana ulaştığını göstermek için yer, pazar, alan, medya veya başka bir varış noktasından önce expand to kullanılır.

Alıştırma

Expand fiilinin geçmiş zamanını to ile birlikte kullan: The delivery service ____ three nearby towns last year.

Cevabı göster

expanded to

Robots turned against their creators, Öbek fiiller

4:18

Robotlar yaratıcılarına karşı döndü,

Öbek fiiller

turned against: önceden desteklenen tarafa düşman olmak

Turn against someone or something, bir kişiyi ya da tarafı destekleme, ona uyma veya onun yanında olma durumundan ona karşı çıkma durumuna geçmek demektir. Burada robotlar yaratıcıları tarafından yapılmış, ancak daha sonra onlara düşman olmuştur. Bu ifade, bedeni birine doğru çevirmeyi değil, ilişki veya bağlılıktaki değişimi anlatır. Yaygın yapı turn against + kişi, grup veya dava şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi turn against ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the scandal, several former allies ____ the mayor.

Cevabı göster

turned against

while TV screens broadcast deadly mass entertainment.

4:21

televizyon ekranları ise ölümcül kitlesel eğlenceler yayınlıyordu.

Workers toiled in space colonies above an earth of depleted resources and overpopulated crime-plagued cities. Kelime

4:25

İşçiler, kaynakları tükenmiş ve aşırı kalabalık, suçla boğuşan şehirlerin bulunduğu bir dünyanın üzerindeki uzay kolonilerinde didindiler.

Kelime

toiled in space colonies: uzay kolonilerinde ağır ve yorucu emek

toiled in space colonies ifadesindeki toiled, zor koşullar altında uzun süre büyük çabayla çalışmak anlamına gelir. Tarafsız worked fiiline göre çok daha ağır bir ton taşır. in space colonies yer ifadesi, emeğin nerede harcandığını gösterir. İfade bütünüyle yalnızca işçilerin mesleğini anlatmaz; hayatlarını zorlu ve baskıcı olarak sunar.

Alıştırma

Workers toiled in space colonies cümlesinde toiled neyi vurgular?

  1. Rahat bir işleri vardı.
  2. Eğlenmek için seyahat ettiler.
  3. Uzun süre çok sıkı çalıştılar.
Cevabı göster

Uzun süre çok sıkı çalıştılar.

Kelime

resources and: sıralı bir yapıda depleted resources

Vurgulanan resources, önündeki depleted sözcüğüyle birlikte depleted resources ifadesini oluşturur. Bu ifade, miktarının büyük bölümü kullanılmış kaynaklar anlamına gelir. Depleted, kullanım veya kayıp sonrasında tehlikeli ölçüde düşük bir düzeyi anlatır; küçük bir azalmayı anlatmaz. Ardından gelen and, depleted resources ile overpopulated crime-plagued cities ifadelerini eş görevli olarak bağlar ve Dünya'yı etkileyen iki tür sorunu sunar.

Alıştırma

Bu cümlede depleted resources ne anlama gelir?

  1. Miktarının büyük bölümü kullanılmış kaynaklar
  2. Geçici olarak taşınması zor olan kaynaklar
  3. Yalnızca doğada bulunan kaynaklar
Cevabı göster

Miktarının büyük bölümü kullanılmış kaynaklar

Kelime

crime-plagued cities: isimden önce sıralanan niteleyiciler

Crime-plagued cities, suç nedeniyle ciddi ve sürekli sorun yaşayan şehirlerdir. Burada plagued mecaz anlamdadır: suç, gerçek bir hastalık olarak değil, şehirleri sürekli etkileyen zararlı bir sorun olarak ele alınır. overpopulated crime-plagued cities ifadesinde overpopulated ve crime-plagued, cities sözcüğünden önce gelen iki niteleyicidir. Birlikte, şehirlerde hem aşırı nüfus hem de sürekli suç sorunu bulunduğunu anlatırlar.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “suç nedeniyle sürekli sorun yaşayan” anlamına gelen -plagued birleşiğiyle tamamlayın: The city is investing in safer lighting in its ____ neighborhoods.

Cevabı göster

crime-plagued

Yet politics was never far away. Deyimler

4:33

Yine de siyaset hiçbir zaman uzakta değildi.

Deyimler

never far away: arka planda varlığını sürdürmek

“Never far away” burada mecazidir. Siyasetin fiziksel olarak yakında olduğunu değil, ele alınan konuyla yakın bağlantısını koruyup arka planda etkili olmaya devam ettiğini anlatır. “Yet” ile başlayan bu kısa cümle odağı yeniden siyasete çevirir: başka unsurlar değişse de siyasi boyut tekrar tekrar kendini gösterir.

Alıştırma

“Even in a comedy, grief is never far away.” cümlesinde “never far away” ne anlama gelir?

  1. grief sözcüğü yakındaki fiziksel bir yerin adıdır.
  2. Komedide hiç keder yoktur.
  3. Keder arka planda varlığını sürdürür.
Cevabı göster

Keder arka planda varlığını sürdürür.

Works like Dr. Strangelove and Watchmen explored the real threat of nuclear war,

4:36

Dr. Garipaşk ve Watchmen gibi eserler nükleer savaşın gerçek tehdidini incelerken,

while V for Vendetta and The Handmaid's Tale warned how easily our rights could disappear in a crisis. Anlatım akışı

4:41

V for Vendetta ve Damızlık Kızın Öyküsü bir kriz anında haklarımızın ne kadar kolay yok olabileceği konusunda uyardı.

Anlatım akışı

warned how easily our rights could disappear in a crisis: bir krizde haklarımızın ne kadar kolay ortadan kalkabileceği konusunda uyardı

“Tale”, ve ile bağlanan öznenin ikinci eseri olan The Handmaid's Tale adını tamamlar. Ardından “warned” fiili iki eseri de bir uyarı sunarken gösterir; “how easily...” yan cümlesi ise uyarının içeriğini verir. Bu yan cümlede “how easily”, kaybın çok az güçlükle gerçekleşebileceğini vurgularken “in a crisis” koşulu belirtir. “Rights could disappear”, hakların fiziksel olarak yok olması değil, kısıtlanması veya geri alınması demektir.

Alıştırma

Bir filmin korkunun ne kadar kolay siyasi bir araca dönüşebileceğini gösterdiğini aynı inceleme kalıbıyla doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The film warns that fear can never become a political tool.
  2. The film warns how easily fear can become a political tool.
  3. The film celebrates how easily fear can become a political tool.
Cevabı göster

The film warns how easily fear can become a political tool.

And today's dystopian fiction continues to reflect modern anxieties about inequality, Kalıp ifadeler

4:49

Ve günümüzün distopik kurgusu eşitsizlik,

climate change, government power,

4:54

iklim değişikliği, hükümet gücü

and global epidemics.

4:56

ve küresel salgın hastalıklar hakkındaki modern kaygıları yansıtmaya devam ediyor.

Kalıp ifadeler

continues to reflect modern anxieties about + konu: bir konu hakkındaki modern kaygıları yansıtmaya devam etmek

Burada continues to reflect, göstermeye veya ifade etmeye devam etmek anlamına gelir. Distopya edebiyatı, toplumdaki kaygıları görünür hâle getiren bir araç olarak anlatılır; reflect burada ışığı fiziksel olarak geri yansıtmak anlamında değildir. reflect anxieties about + konu kalıbı, bir eseri veya eğilimi ortaya çıkardığı korkularla ilişkilendirir. About kaygının nedenini ya da konusunu belirtir; inequality ise daha uzun bir listenin ilk ögesidir.

Alıştırma

Cümlede fiction continues to reflect modern anxieties about inequality ne anlama gelir?

  1. Kurgu, eşitsizlikten gelen ışığı fiziksel olarak geri yansıtıyor.
  2. Kurgu, toplumun eşitsizlik hakkındaki kaygılarını ifade etmeye devam ediyor.
  3. Kurgu, eşitsizliği kendi başına dikkatle düşünmeye devam ediyor.
Cevabı göster

Kurgu, toplumun eşitsizlik hakkındaki kaygılarını ifade etmeye devam ediyor.

So why bother with all this pessimism? Ton ve niyet

4:58

Peki neden tüm bu kötümserlikle uğraşalım?

Ton ve niyet

why bother with all...?: çaba göstermeye değip değmediğini sorgulamak

Why bother with...? ifadesinde bother, birini rahatsız etmek değil, çaba göstermek veya zaman harcamak demektir. With sözcüğünden sonra bir isim öbeği gelir; all this pessimism, uğraşmaya değip değmediği sorgulanan şeydir. Bu soru genellikle retoriktir. Konuşmacı, “Bu çabamıza değer mi?” şeklindeki olası bir itirazı dile getirerek bir etkinliği sorgulayabilir veya onu yapma nedenini açıklamaya geçebilir. All, karamsarlığın miktarını vurgular ve sabırsızlık ya da kuşku havası katabilir.

Alıştırma

Konuşmacı So why bother with all this pessimism? diyerek ne yapıyor?

  1. Karamsar içerik için çaba harcamaya değip değmediğini sorguluyor.
  2. Daha karamsar bir açıklama istiyor.
  3. Karamsar içerik yüzünden kimin rahatsız edildiğini soruyor.
Cevabı göster

Karamsar içerik için çaba harcamaya değip değmediğini sorguluyor.

Because at their heart, dystopias are cautionary tales, Notlar

5:01

Çünkü distopyalar özünde,

Deyimler

at their heart: temel niteliği belirtmek

At their heart, “en temel niteliklerine bakıldığında” anlamına gelir. Burada their, dystopias sözcüğüne gönderme yapar; heart ise fiziksel bir organı değil, temel niteliği veya amacı belirten bir mecazdır. Kalıp at + iyelik belirleyicisi + heart şeklindedir. İyelik sözcüğünü anlattığınız şeye göre seçin: tek bir şey için at its heart, birden fazla şey için at their heart. Bu kalıp, yüzeydeki ayrıntıları aşıp ana noktayı belirtmeye yarar.

Alıştırma

Tek bir problem için at ... heart kalıbının üç sözcüklü biçimiyle cümleyi tamamlayın: ____, the problem is a lack of trust.

Cevabı göster

At its heart

Kelime

cautionary tales: sonuçlar yoluyla uyaran öyküler

Cautionary tales, neyin yanlış gidebileceğini göstererek insanları uyaran öyküler veya gerçek yaşam örnekleridir. Bu cümlede distopyalar cautionary tales sayılır; çünkü hayal ettikleri kötü sonuçlar, günümüzdeki seçimlerin, sistemlerin veya eğilimlerin taşıdığı tehlikelere işaret eder. Burada tale, anlatı veya örnek anlamındadır; özellikle çocuk öyküsü demek değildir. Cautionary sıfatı, ifadeye uyarı ve ders verme işlevini kazandırır.

Alıştırma

Cümleyi cautionary tales ifadesinin artikeliyle birlikte tekil biçimiyle tamamlayın: The failed expedition became ____ about ignoring local advice.

Cevabı göster

a cautionary tale

not about some particular government or technology, Anlatım akışı

5:05

belirli bir hükümet veya teknoloji hakkında değil,

but the very idea that humanity can be molded into an ideal shape. Deyimler

5:08

insanlığın ideal bir kalıba sokulabileceği fikrinin ta kendisine dair uyarıcı hikâyelerdir.

Anlatım akışı

not about..., but the very idea...: odağı asıl noktaya yönlendirmek

not about A, but B kalıbı önce daha dar bir yorumu reddeder, ardından asıl odağı sunar. Bu cümlede some particular government or technology daha dar odaktır; but sonrasındaki iddia ise temel savdır. The very idea, “fikrin ta kendisi” anlamına gelir ve vurgu katar. Bu yapıyı okurken konuşanın öne çıkarmak istediği ana bilgi olarak A'yı değil B'yi kabul edin.

Alıştırma

Cümleyi okuyun ve yapının işlevini seçin: The debate is not about one late train, but the very idea of a transport system people cannot trust.

  1. İki konuyu eşit derecede önemli kabul eder.
  2. İlk çerçeveyi reddeder ve but sonrasındaki fikri ana nokta yapar.
  3. İlk konuyu reddetmeden ikinci konuyu ekler.
Cevabı göster

İlk çerçeveyi reddeder ve but sonrasındaki fikri ana nokta yapar.

Deyimler

humanity can be molded into an ideal shape: toplum mühendisliği mecazı

Bu yan cümlede humanity can be molded edilgen yapısı kullanılır: humanity eyleme maruz kalır, ancak şekillendirme işini yapan kişi veya kurum belirtilmez. Mold A into B gerçek anlamda bir malzemeye biçim vermeyi anlatır; burada ise insanları veya toplumu planlanmış bir ideale göre yeniden şekillendirmek anlamında mecazdır. Bu imge fiziksel biçimlendirmeden çok toplum mühendisliğini çağrıştırır. Tek bir ideal biçim bütün insanlığa dayatıldığı için ifade; kontrol, standartlaştırma ve insanlar arasındaki farklılıkların kaybolması anlamlarını taşıyabilir.

Alıştırma

"The program tried to mold every citizen into the same ideal worker," cümlesinde mold ... into ne anlama gelir?

  1. insanların davranış ve kimliğini sabit bir modele uyacak biçimde yeniden şekillendirmek
  2. insanların tamamen farklı hedefler seçmesine yardım etmek
  3. insanları fiziksel bir kalıbın içine koymak
Cevabı göster

insanların davranış ve kimliğini sabit bir modele uyacak biçimde yeniden şekillendirmek

Think back to the perfect world you imagined. Öbek fiiller

5:14

Hayal ettiğiniz o kusursuz dünyayı tekrar düşünün.

Öbek fiiller

Think back to: önceki bir düşünceyi yeniden hatırlamak

“Think back to”, dinleyenin zihnini daha önceki bir anıya, düşünceye veya konuşmanın önceki bir bölümüne döndürmesini ister. Back burada fiziksel olarak geriye gitmeyi değil, zamanda veya düşüncede geriye dönmeyi anlatır. Bu cümlede ifade, dinleyicileri daha önce hayal ettikleri kusursuz dünyaya geri götürür. Konuşmacılar yeni bir soruyu daha önceki bir soruya bağlamak için bu ifadeyi konuşmanın sonlarına doğru sıkça kullanır.

Alıştırma

Think ile başlayan ve to ile biten üç kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the question we discussed at the start.

Cevabı göster

Think back to

Did you also imagine what it would take to achieve? Kalıp ifadeler

5:17

Buna ulaşmak için nelerin gerekeceğini de hayal ettiniz mi?

Kalıp ifadeler

what it would take to achieve: bir hedefin gerekliliklerini sormak

“What it would take to achieve” yan cümlesi, bağlamdan anlaşılan bir hedefe ulaşmak için neyin gerekli olacağını sorar. Buna emek, zaman, kaynak veya fedakârlık dâhil olabilir. Take burada “gerektirmek” anlamındadır; “taşımak” veya “alıp götürmek” anlamında değildir. Would, gerekliliklerin varsayımsal veya henüz bilinmiyor olduğunu gösterir. Bu cümlede anlaşılan hedef, daha önce hayal edilen kusursuz dünyayı gerçeğe dönüştürmektir; bu nedenle hedefin achieve sözcüğünden sonra yeniden söylenmesi gerekmez.

Alıştırma

Hangi cümle “Hedefe ulaşmak için gerekenleri değerlendirdik” anlamına gelir?

  1. We considered how quickly the goal had been achieved.
  2. We considered what we would take away from the goal.
  3. We considered what it would take to achieve the goal.
Cevabı göster

We considered what it would take to achieve the goal.

How would you make people cooperate? Dilbilgisi

5:21

İnsanların işbirliği yapmasını nasıl sağlardınız?

Dilbilgisi

make people cooperate: make + nesne + to almayan yalın fiil

make people cooperate ifadesinde make ettirgen bir fiildir; insanların iş birliği yapmasını sağlamak veya onları buna zorlamak anlamına gelir. People, make fiilinin nesnesi ve cooperate eyleminin anlamca öznesidir. Etken yapıda ettirgen make fiilinden sonra to almayan yalın fiil kullanılır: make people cooperate doğrudur, make people to cooperate değildir. İfadenin gücü bağlama bağlıdır, ancak make çoğu zaman denetim, baskı veya güçlü bir neden çağrıştırır.

Alıştırma

Cümleyi cooperate fiilinin yalın biçimiyle tamamlayın: Clear rules can make people ____ during an emergency.

Cevabı göster

cooperate

And how would you make sure it lasted? Kalıp ifadeler

5:24

Ve bunun kalıcı olacağından nasıl emin olurdunuz?

Kalıp ifadeler

make sure it lasted: make sure + yan cümle

make sure it lasted ifadesinde make sure bir yan cümleyi başlatır ve “bir şeyin sürmesini güvenceye almak” anlamına gelir. Bu yan cümlenin kendi öznesi it ve fiili lasted vardır. Burada last, “sürmek” veya “etkisini korumak” anlamında bir fiildir; “son” anlamındaki sıfat last değildir. lasted biçimi, would ile kurulan varsayımsal bakış açısına uyar: konuşan kişi, sonucun o hayali durumda nasıl devam ettirilebileceğini sorar. Şimdiki zaman veya gelecek hakkında doğrudan konuşurken genellikle make sure it lasts kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi make sure, it ve last fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The project was successful, but we needed a plan to ____.

Cevabı göster

make sure it lasted

Now take another look. Öbek fiiller

5:27

Şimdi bir kez daha bakın.

Öbek fiiller

take another look: önceki bir yargıyı yeniden değerlendirmek

Bu cümlede take another look, temel olarak bir şeye gözlerle yeniden bakma isteği değildir. Dinleyicileri daha fazla bilgi edindikten sonra önceki bir yargıyı yeniden değerlendirmeye çağırır. İfade son sorudan önce kullanılarak dinleyicileri daha önceki “kusursuz dünya” fikrine geri götürür ve bu dünyanın hâlâ kusursuz görünüp görünmediğine karar vermeye hazırlar. Bu, aynı fikri yeni bilgiler ışığında farklı bir bakış açısından inceletmek için kullanılan yaygın bir söylem hamlesidir.

Alıştırma

Derste geçen ve “yeniden değerlendirmek” anlamına gelen üç kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The evidence has changed, so let's ____ at our conclusion.

Cevabı göster

take another look

Does that world still seem perfect?

5:29

O dünya hâlâ kusursuz görünüyor mu?