Neden Beyin Nakli Yapamıyoruz?: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Organ naklinden beynin engellerine geçilir: sinirler, bağışıklık reddi, işleyiş ve kimlik. Temel İngilizce öğrenme noktaları: 1. "haven't cracked" — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: crack nesneyi kırmak değil, zor problemi gündelik dille çözmektir; teknik sorunlarda kullanılır. 2. "If we could transplant brains, we would likely not have so many people that are disabled due to spinal injuries." — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: if + could ve would, gerçek olmayan beceriyle varsayılan sonucu anlatır; varsayımlarda kullanılır. 3. "run like clockwork." — Deyimler ve mecazlı ifadeler: sorunsuz çalışmak demektir; olumsuz biçim beyinle bedenin otomatik uyumunu reddeder.
Bu derste
the first organ transplant was achieved when a kidney was transplanted from a man called Ronald Herrick into his identical twin Richard at a hospital in Boston. Dilbilgisi
0:02Boston'daki bir hastanede Ronald Herrick adlı bir adamın böbreğinin tek yumurta ikizi Richard'a nakledilmesiyle ilk organ nakli gerçekleştirildi.
was achieved ... was transplanted: geçmiş zamanda edilgen yapı
Vurgulanan iki bölümde de was + fiilin üçüncü hâli, geçmiş zamanda edilgen yapı oluşturur. İlk cümlecik organ naklini gerçekleştirilmiş önemli bir başarı olarak sunar: dil bilgisel odak, bunu yapan kişiler değil sonuçtur. was transplanted ifadesinde böbrek, eyleme maruz kalan öğedir. Tarih, bilim ve haber metinlerinde sonuç ya da etkilenen öğe eylemi yapandan daha önemli olduğunda bu yapı sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi achieve ve transplant fiillerinin geçmiş zaman edilgen biçimleriyle tamamlayın: A major breakthrough ____, and the donated tissue ____ safely.
Cevabı göster
was achieved · was transplanted
the first human lung transplant was performed at the University of Mississippi.
0:12ilk insan akciğer nakli Mississippi Üniversitesi'nde yapıldı.
came next: zaman sırasını göstermek
Burada came next fiziksel bir hareketi anlatmaz. Daha önce sözü edilen olaylardan sonra gerçekleşti anlamına gelir ve karaciğer naklini zaman çizelgesindeki bir sonraki önemli gelişme olarak konumlandırır. Bir hikâyeyi, süreci veya tarih anlatımını sürekli then kullanmadan ilerletmek için özne + came next yapısını kullanın. Önceki öğenin ne olduğu bağlamdan zaten anlaşılmalıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede came next, bir şeyin önceki adımdan sonra gerçekleştiğini anlatır?
- First, the team tested the battery; the motor test came next.
- The technician came next to the motor to inspect it.
- The new motor came from the next factory.
Cevabı göster
First, the team tested the battery; the motor test came next.
with the kidneys, liver, and heart being: with yapısıyla ek açıklama yapmak
With + isim öbeği + being, ek bir açıklama veren bir yapı oluşturur. Burada with the kidneys, liver, and heart being the most frequently transplanted organs, hangi organların listenin başında olduğunu önceki ifadeye ekler; being cümlenin çekimli ana fiili değildir. Bu yapı, tam bir cümleye arka plan bilgisi eklemenin kısa bir yoludur. Zamanı ana cümle taşır; being ise isimleri onları açıklayan ifadeye bağlar.
Alıştırma
with + noun + being yapısını oluşturan İngilizce kelimeyi ekleyerek cümleyi tamamlayın: The plan was approved, with safety, cost, and timing ____ the main concerns.
Cevabı göster
being
and right now scientists are even working on ways to 3D print human tissue. Kalıp ifadeler
0:35ve şu an bilim insanları insan dokusunu 3 boyutlu yazıcıyla basmanın yolları üzerinde bile çalışıyorlar.
working on ways to + yalın fiil
Work on + isim, bir şeyi geliştirmek, araştırmak veya iyileştirmek için zaman ve çaba harcamak anlamına gelir. working on ways to 3D print human tissue ifadesinde ways, on edatının nesnesidir; to 3D print ise bu yolların ulaşması gereken hedefi belirtir. Bu ifade, tamamlanmış bir yöntemi değil, hâlâ süren bir arama veya geliştirme sürecini anlatır. reduce costs, improve safety ve solve a problem gibi başka hedeflerle de kullanılabilir.
Alıştırma
Olası yöntemler geliştirmek anlamına gelen ifadeyi seçin: The lab is ________ make clean water cheaper.
- working on ways to
- working ways to
- working on way to
- working for ways to
Cevabı göster
working on ways to
But there's one thing humans haven't cracked Kelime
0:39Ancak insanların henüz çözemediği bir şey var;
“haven't cracked” ifadesinin “henüz çözmediler” anlamı
Bu cümlede haven't cracked, “henüz çözmediler veya nasıl başarılacağını bulamadılar” demektir. Crack, çok zor bir bilimsel güçlüğü insanların çözmeye çalıştığı bir şey olarak sunar; fiziksel olarak bir şeyi kırmak anlamına gelmez. Bu anlam, tekrar tekrar denenmesine rağmen çözülemeyen sorunlarda yaygındır: crack a code, crack a case veya crack a difficult problem. Buradaki olumsuz present perfect yapı, insanların şu ana kadar başarılı olamadığını gösterir.
Alıştırma
“Researchers still haven't cracked the problem of storing this material safely,” cümlesinde haven't cracked ne anlama gelir?
- Onu henüz fiziksel olarak kırmadılar.
- Onu henüz çözmediler.
- Henüz bir bilgisayara yasa dışı olarak girmediler.
Cevabı göster
Onu henüz çözmediler.
and that's the organ that makes us more us than any other. Deyimler
0:42o da bizi biz yapan, diğerlerinden farklı kılan organdır.
Kimliğe odaklanan bir karşılaştırma olarak “makes us more us”
more us ifadesinde ikinci us, bir nitelik gibi yaratıcı biçimde kullanılır: “daha gerçek anlamda kendimiz” veya “kim olduğumuzu daha fazla yansıtan”. Bu, insan sayısının daha fazla olduğu anlamına gelmez. makes us more us içinde make + nesne + tümleç kalıbı bulunur: makes fiildir, ilk us nesnedir ve more us ortaya çıkan kimliği anlatır. Than any other karşılaştırmayı tamamlar: Beyin, insan kimliğini diğer tüm organlardan daha güçlü biçimde tanımlar.
Alıştırma
“The handmade decorations make this party feel more us,” cümlesinde more us ne anlama gelir?
- Bizden daha fazla sayıda kişinin katıldığı
- Kim olduğumuzu daha fazla yansıtan
- Başka bir gruba daha benzer
Cevabı göster
Kim olduğumuzu daha fazla yansıtan
Don't forget to subscribe and click the bell button
0:51Abone olmayı ve zil butonuna tıklamayı unutmayın
so that you can be part of our notification squad.
0:52böylece bildirim ekibimizin bir parçası olabilirsiniz.
First of all: ilk temel noktayı belirtmek
First of all, konuşmacının akıl yürütmesindeki ilk veya en temel adımı tanıtır. Burada, beyin naklinin neden zor olduğunu açıklamadan önce beynin ne yaptığının anlaşılması gerektiğini belirtir. Bu ifade zamanı değil, bilgiyi düzenler. Konuşmacı daha sonra secondly demese bile açık bir başlangıç noktası oluşturabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede ifade, bir açıklamanın ilk temel adımını açıkça tanıtmak için kullanılmıştır?
- For the first time, we need to define the problem.
- First of all, we need to define the problem.
- At first, we need to define the problem.
Cevabı göster
First of all, we need to define the problem.
This thing inside our skulls that weighs on average about 3.3 lb
0:57Kafatasımızın içindeki ortalama 3,3 pound ağırlığındaki bu şey
when compared to body weight: karşılaştırma ölçütünü belirtmek
when compared to body weight ifadesi, larger için karşılaştırma ölçütünü belirler. Burada beynin vücut ağırlığına göre büyük olduğu anlatılır; insan beyninin mutlak ağırlık bakımından en büyük olduğu söylenmez. Dil bilgisi bakımından when compared, when it is compared edilgen yan cümlesinin kısaltılmış hâlidir. Karşılaştırılan şeyin insan beyni olduğu anlaşılır ve to body weight referans ölçüsünü belirtir. Bu yapı, veri karşılaştırmalarının daha kesin yapılmasını sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle dizüstü bilgisayarın mutlak olarak değil, diğer 17 inçlik modellere göre hafif olduğunu açıkça belirtir?
- The laptop is light enough to carry.
- The laptop is light in absolute terms.
- The laptop is light when compared to other 17-inch models.
Cevabı göster
The laptop is light when compared to other 17-inch models.
The busy brain is our command center for our nervous system, Deyimler
1:06Meşgul beyin, sinir sistemimizin komuta merkezidir;
merkezî kontrol benzetmesi olarak command center
Burada command center, bir sistemin diğer tüm parçalarını kontrol edip koordine eden bölümü anlatan bir benzetmedir. Beyin gerçek bir oda olarak anlatılmaz; sinir sisteminin merkezî yöneticisi olarak sunulur. Bu benzetme açıklamanın akışını da düzenler: bilgi beyne gelir ve talimatlar beyinden çıkar. Başka bağlamlarda command center, bir kuruluşun, operasyonun veya cihazın yönetildiği merkezî yer ya da bileşen anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Beyinle ilgili cümlede command center ne anlama gelir?
- Bir şirketin ana ofisi
- Beynin içinde fiziksel olarak bulunan askerî bir komuta odası
- Sinir sistemini kontrol eden ve koordine eden bölüm
Cevabı göster
Sinir sistemini kontrol eden ve koordine eden bölüm
bilgi almayı ifade eden takes in data
Bu cümlede takes in data, veriyi girdi olarak almak anlamına gelir. Take in öbeksi fiili, bilginin bir kişinin zihnine veya duyularına ya da bir sisteme girmesini anlatabilir. Burada in, fiilin anlamının bir parçasıdır. Take yalnızca bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak anlamına gelmez: beyin, kullanabilmek için vücuttan gelen sinyalleri alır.
Alıştırma
Cümleyi take in ifadesinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: A smart thermostat ____ temperature data from the room.
Cevabı göster
takes in
we no longer have any neurological activity.
1:19artık herhangi bir nörolojik aktiviteye sahip olmayız.
brain dead: beyin işlevlerinin geri döndürülemez kaybı
Brain dead, tıpta kullanılan birleşik bir sıfattır. Burada tüm beyin işlevlerinin geri döndürülemez biçimde durduğu anlamına gelir; yalnızca kişinin uyuduğunu veya tepki vermediğini anlatmaz. Bu sıfat tıbbi bir ölüm ölçütünü belirttiği için, makineler dolaşımı veya solunumu sürdürse bile tanı değişmez.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Geçici olarak bilincini kaybetmiş bir hasta otomatik olarak brain dead diye tanımlanabilir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
but within a week the body will not be able to function.
1:25ancak bir hafta içinde vücut işlevini yerine getiremez hale gelir.
While we may still be alive in some sense for that week, Dilbilgisi
1:27O hafta boyunca bir anlamda hala hayatta olsak da,
we are technically dead when the brain is dead.
1:30beyin öldüğünde teknik olarak biz de ölmüş oluruz.
Bir anlamda hayatta olabiliriz, ancak teknik olarak ölüyüz
Burada while, boyunca anlamına değil, her ne kadar veya olsa da anlamına gelir. While yan cümlesi sınırlı bir olasılığı kabul eder: may, iddiayı kesin değil mümkün olarak gösterir; in some sense ise alive sözcüğünün hangi anlamda geçerli olduğunu sınırlar. Ardından ana cümle belirleyici yargıyı verir: technically, sonucun resmî veya uzmanlık alanına ait bir tanıma dayandığını gösterir. Bu yapı, konuşanın daha önemli sonucu belirtmeden önce görünürdeki bir istisnayı kabul etmesini sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, ana yargıyı vermeden önce sınırlı bir noktayı kabul etmek için while kullanır?
- While we may have made some progress, the project is not yet approved.
- While the meeting was happening, I took notes.
- While we waited, the lights came back on.
Cevabı göster
While we may have made some progress, the project is not yet approved.
Some good news is that during the time we are kept alive,
1:33İyi bir haber şu ki, hayatta tutulduğumuz o süre boyunca,
But why can't we accept someone else's brain?
1:38Peki neden başka birinin beynini kabul edemiyoruz?
surgeons use a mechanical pump to keep blood flowing through the body Dilbilgisi
1:43yeni kalp yerleştirilirken cerrahlar kanın vücutta akmasını sağlamak için
keep blood flowing: keep + nesne + -ing
keep blood flowing ifadesinde keep fiilinden sonra blood nesnesi ve flowing biçimindeki -ing tamamlayıcısı gelir. -ing biçimi, nesnenin ne yapmayı sürdürdüğünü anlatır; ayrı bir ana fiil değildir. keep + nesne + -ing yapısı, bir etkinliğin veya sürecin devam etmesini sağlamak ya da buna izin vermek anlamına gelir. Burada pompa, ameliyat devam ederken kanın hareketini sürdürür.
Alıştırma
the children ve listen sözcüklerini keep + nesne + -ing yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: A good storyteller can keep ____ until bedtime.
Cevabı göster
the children listening
while ... is being put in: eş zamanlı ve devam eden pasif eylem
While, ana eylemle aynı anda gerçekleşen bir arka plan olayını başlatır. Bir süreç anlatımında, bir işlem devam ederken diğerinin de sürdüğünü gösterir. Is being put in, şimdiki zamanın ilerleyen pasif yapısıdır: be + being + geçmiş zaman ortacı. Kalp eyleme maruz kalır ve yerleştirme işlemi devam etmektedir. Put in burada “yerleştirmek veya nakletmek” anlamındadır; put sözcüğünün geçmiş zaman ortacı da put biçimindedir. Being, kalbi eylemi yapan taraf hâline getirmez.
Alıştırma
Cümleyi install fiilinin şimdiki zamanda ilerleyen pasif biçimiyle tamamlayın: The old system stays online while the new server ____.
Cevabı göster
is being installed
The new heart is then connected to the major blood vessels
1:48Yeni kalp daha sonra ana kan damarlarına bağlanır
it's said 87 out of 100 people will make it through the year Deyimler
1:56100 kişiden 87'sinin o yılı atlatacağı
make it through the year: zor bir dönemi atlatmak
Bu cümlede make it through the year, ameliyattan sonraki ilk yılın sonuna kadar hayatta kalmak anlamına gelir. Make it burada bir şeyi üretmek anlamında değildir; through ile birlikte zor veya riskli bir dönemin öteki ucuna başarıyla ulaşmayı anlatır. Kalıp make it through + dönem/olay şeklindedir. Sonucun kesin olmadığını ve dayanıklılık, yardım ya da şans gerekebileceğini sıkça ima eder.
Alıştırma
Cümleyi “zor bir dönemi atlatmak” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: With good medical care, she should ____ the night.
Cevabı göster
make it through
and 60 out of 100 get through another decade.
2:00ve 100 kişiden 60'ının bir on yılı daha geçireceği söylenir.
and connect a new brain where the removed brain was connected?
2:05çıkarılan beynin bağlı olduğu yere yeni bir beyin bağlamak mümkün olamaz mıydı?
So wouldn't it just be possible to ...?: görünüşte basit bir seçenek önermek
So bu soruyu önceki akıl yürütmeye bağlar. Wouldn't it be possible to ..., konuşanın makul olabileceğini düşündüğü bir olasılığı ortaya koymak için kullanılan olumsuz bir sorudur; bir şeyin imkânsız olduğunu ileri sürmez. Burada just, “yalnızca” veya “basitçe” anlamına gelir. Önerilen eylemi kolay ve sınırlı bir çözüm gibi gösterir ve dinleyeni katılmaya ya da neden işe yaramayacağını açıklamaya davet eder.
Alıştırma
Bir ekip tartışmasında biri “Wouldn't it just be possible to use the backup server?” diyor. Konuşan ne yapıyor?
- Belirli bir cevap beklemeden tamamen tarafsız bir soru sormak
- Görünüşte basit bir seçenek önerip karşılık beklemek
- Yedek sunucuyu kullanmanın imkânsız olduğunu söylemek
Cevabı göster
Görünüşte basit bir seçenek önerip karşılık beklemek
This question was asked to a professor of neurosurgery at Yale in 2013.
2:08Bu soru, 2013 yılında Yale'deki bir beyin cerrahisi profesörüne soruldu.
He actually did say that one day this operation might be successful, Dilbilgisi
2:12Kendisi aslında bir gün bu ameliyatın başarılı olabileceğini söyledi,
actually did say: olumlu cümlede vurgulu did
Bu olumlu geçmiş zaman cümlesinde did vurgu işlevi görür. He did say, söyleme eyleminin gerçekten gerçekleştiğini belirtir; özellikle biri bundan şüphe edebilecek veya bu gerçeği gözden kaçırabilecekse kullanılır. Actually, gerçeğin şaşırtıcı ya da beklentinin tersine olabileceğini ekler. Vurgulu did'den sonra fiilin yalın hâli gelir: did say doğrudur, did said değildir. Aktarılabilir kalıp özne + actually + did + fiilin yalın hâli şeklindedir; did tek başına düzeltme vurgusunu taşıyorsa actually çıkarılabilir.
Alıştırma
Düzeltmeyi actually + vurgulu did ile tamamlayın: 'Nina never sent the file.' 'She ____ send it yesterday.'
Cevabı göster
actually did
not even close: hedeften çok uzak
Burada not even close güçlü bir deyimsel değerlendirmedir: mevcut teknoloji, başarı için gereken düzeyin hâlâ çok altındadır. Close fiziksel mesafeyi değil, bir hedefe veya standarda ulaşmayı ifade eder. Even, not close ifadesindeki olumsuzluğu güçlendirir. İfade “neredeyse başarılı” anlamına gelmez; hâlâ büyük bir fark olduğunu belirtir ve söylenmeyen hedef bağlamdan anlaşılmalıdır.
Alıştırma
Bir ekip 50 kritik sorunun yalnızca 2'sini çözdü. Hâlâ hazır olmaktan çok uzak olduklarını en güçlü biçimde hangi cevap belirtir?
- They're not even close.
- They're close enough.
- They're almost ready.
- They're already there.
Cevabı göster
They're not even close.
from the new brain to the native spinal cord. Kelime
2:22orijinal omuriliğe bağlamanın fazlasıyla zor olmasıdır.
The reason is because ile The reason is that arasındaki fark
Bu cümlede The reason is because, ardından bir açıklama geleceğini belirtir. Hem reason hem de because aynı neden-açıklama ilişkisini gösterdiği için anlamda tekrar oluşur. Bu yapı doğaçlama konuşmada yaygındır ve kolayca anlaşılır. Düzenlenmiş yazılarda aynı düşünce genellikle The reason is that ... veya This is because ... ile daha özlü biçimde ifade edilir.
Alıştırma
Resmî yazı için en özlü cümle hangisidir?
- The reason is because the launch was delayed by heavy fog.
- The reason is that the launch was delayed by heavy fog.
Cevabı göster
The reason is that the launch was delayed by heavy fog.
just too darn difficult to: gündelik vurgu ve engellenen sonuç
just too darn difficult to connect ifadesinde too + adjective + to-infinitive kalıbı, zorluğun uygulanabilir sınırı aştığını ve bu nedenle bağlantının kurulamadığını belirtir. Bu anlam, bir şeyin yalnızca very difficult olduğunu söylemekten daha güçlüdür. Just ve darn duygusal vurgu ekler. Buradaki darn, kumaştaki bir deliği onarmak anlamındaki fiil değil, hafif ve gündelik bir pekiştiricidir.
Alıştırma
Hangi cümle soğuğun yüzmeyi engellediğini açıkça belirtirken aynı zamanda gündelik vurgu da ekler?
- The water is just too darn cold to swim in.
- The water is cold because we swam in it.
- The water is very cold, but we can still swim in it.
Cevabı göster
The water is just too darn cold to swim in.
native spinal cord: native vücudun özgün dokusu anlamında
Burada native, spinal cord ifadesini niteler ve kişinin vücudunda zaten bulunan biyolojik yapıyı, yani mevcut omuriliği belirtir. Böylece bu doku, yeni nakledilen beyinden ayrılır. Biyomedikal metinlerde native, hastaya veya organizmaya başlangıçtan beri ait olan doku, anatomik yapı ya da işlevi tanımlayabilir; nakledilmiş, yerleştirilmiş veya mühendislikle üretilmiş bir şeyi belirtmez.
Alıştırma
Bu biyomedikal cümlede native spinal cord ne anlama gelir?
- alıcının ana dilini işlemek için kullanılan bir omurilik
- alıcının ülkesinden gelen bir omurilik
- alıcının vücudunda zaten bulunan omurilik
Cevabı göster
alıcının vücudunda zaten bulunan omurilik
is why spinal cord injuries can be so devastating.
2:25omurilik yaralanmalarının bu kadar yıkıcı olabilmesinin nedeni olduğunu söyledi.
we would likely not have so many people that are disabled due to spinal injuries.
2:30muhtemelen omurilik yaralanmaları nedeniyle engelli kalan bu kadar çok insanımız olmazdı.
If we could ..., we would likely ... ile gerçek dışı varsayım
Burada If we could transplant brains, şu anda var olmayan hayali bir yeteneği koşul olarak ortaya koyar. Could geçmişteki bir yetenekten söz etmez; koşulun şimdi veya gelecekte gerçek dışı ya da gerçekleşme ihtimali çok düşük olduğunu gösterir. Ana cümledeki we would likely not have ... bu hayali durumdaki beklenen sonucu verir. Would varsayımsal koşulla eşleşirken likely sonucun kesin değil, muhtemel olduğunu gösterir.
Alıştırma
Gerekli teknoloji henüz mevcut değil. Hangi cümle sonucu varsayımsal bir olasılık olarak doğru biçimde sunar?
- If we could remove microplastics from the ocean cheaply, we would protect more marine life.
- If we can remove microplastics from the ocean cheaply, we will protect more marine life.
- If we could remove microplastics from the ocean cheaply, we will protect more marine life.
Cevabı göster
If we could remove microplastics from the ocean cheaply, we would protect more marine life.
said that what might be more feasible is a whole body transplant, Dilbilgisi
2:37daha uygulanabilir olan şeyin tam vücut nakli olabileceğini,
what might be more feasible is ...: yanıtı odaklayan yapı
Bu cümlede what might be more feasible, is fiilinin öznesi olarak görev yapan bir isim yan tümcesidir. What burada “daha uygulanabilir olan seçenek” ya da “olan şey” anlamındadır; doğrudan bir soru başlatmaz. what yan tümcesi + be + odaklanan yanıt kalıbına genellikle what-cleft veya pseudo-cleft denir. Yanıtı be fiilinden sonraya bırakarak karşılaştırmanın sonucunu vurgular. Burada a whole body transplant daha uygulanabilir seçenek olarak sunulur.
Alıştırma
Hangi cümle what ile bir özne yan tümcesi kurup ardından odaklanan yanıtı belirtir?
- What could save the most time is ordering online.
- Ordering online could save the most time.
- What could save the most time?
Cevabı göster
What could save the most time is ordering online.
which means a healthy brain being given a new body,
2:41yani sağlıklı bir beyne, doğal veya yapay olabilecek
some fairly amazing transplants have been done with brains or heads.
2:48beyinler veya kafalarla oldukça şaşırtıcı bazı nakillerin yapıldığını bulduk.
dug a little deeper: daha ayrıntılı araştırmak
Burada dug a little deeper mecazidir: ilk bulunan kolay bilgilerle yetinmeyip araştırmayı biraz daha ilerlettik. Fiziksel olarak kazma eylemi yoktur. Dug, dig fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve found ile eş yapılıdır: konuşanlar önce daha fazla araştırmış, ardından yeni kanıtlar bulmuştur. A little ifadeyi ölçülü hâle getirir; “biraz daha derinlemesine” demektir, mutlaka eksiksiz bir araştırma anlamına gelmez.
Alıştırma
“We dug a little deeper and found the missing records,” cümlesinde dug a little deeper ne anlama gelir?
- Biraz daha derin bir çukur kazdık.
- Biraz daha ayrıntılı araştırdık.
- Tamamen eksiksiz bir araştırmayı bitirdik.
Cevabı göster
Biraz daha ayrıntılı araştırdık.
In the 1950s, Russian scientist Vladimir Demikhov
2:521950'lerde Rus bilim insanı Vladimir Demikhov,
created what has been called Frankenstein's dog Dilbilgisi
2:55bir köpeğin kafasını başka bir köpeğe nakledip ona iki kafa vererek
what has been called + bir adlandırma
what has been called Frankenstein's dog yan cümlesinin tamamı “insanların Frankenstein's dog diye adlandırdığı şey” anlamına gelir ve created fiilinin nesnesidir. Buradaki what bir soru sözcüğü değildir; öncülü kendi içinde bulunan bir ilgi yan cümlesi başlatır. Frankenstein's dog ise o şeye verilen addır. has been called, present perfect edilgen yapıdır. Bu adı kullanan kişileri belirtmez ve adın geçmişten bugüne kullanıldığını ya da şimdi de geçerli olduğunu düşündürür.
Alıştırma
Var olan bir adlandırmayı aktarmak için what ile call fiilinin present perfect edilgen biçimini kullanın: The discovery sparked ____ a revolution in medicine.
Cevabı göster
what has been called
when he transplanted the head of one dog onto another,
2:58Frankenstein'ın köpeği olarak adlandırılan şeyi
sonuç yan cümlesi olarak giving it two heads
Giving it two heads, virgülden sonra eklenen çekimsiz bir -ing yan cümlesidir. Naklin sonucunu verir: Bu eylem köpeğin iki başlı olmasına yol açmıştır. Buradaki it, diğer köpeğin başını alan köpeği ifade eder. Giving sözcüğünün örtük eyleyeni transplanted ile aynıdır: he. Yakındaki head ismini açıklamaz. Genel olarak virgül + -ing, önceki yan cümlenin tamamından doğan sonucu kısa ve yoğun bir biçimde sunabilir.
Alıştırma
Doğrudan sonucu eklemek için free up ifadesinin -ing biçimini kullanın: The cleanup removed duplicate files, ____ more space on the drive.
Cevabı göster
freeing up
but the monkey was paralyzed as its spinal cord had been severed Dilbilgisi
3:08ancak omuriliği koptuğu için maymun felç oldu
as its spinal cord had been severed: neden bildiren as ve edilgen past perfect
Bu cümlede as, “çünkü” anlamındadır: omuriliğin kesilmiş olması maymunun neden felç kaldığını açıklar. Burada “-ken” anlamına gelmez. Had been severed, past perfect'in edilgen biçimidir: had been + past participle. Edilgen yapı odağı omuriliğe ve onun durumuna verir; past perfect ise kesilme olayını daha sonraki felç ve ölümden önceye yerleştirir.
Alıştırma
Neden belirtmek için as kullanan ve had been cut ifadesini past perfect edilgen biçiminde kuran cümleyi seçin.
- The robot had stopped moving when its control cable was cut.
- The robot stopped moving as its control cable had been cut.
- The robot stopped moving as a technician had cut its control cable.
Cevabı göster
The robot stopped moving as its control cable had been cut.
but doing it successfully is going to be a problem. Dilbilgisi
3:15ancak bunu başarılı bir şekilde yapmak bir sorun olacaktır.
doing it successfully is going to be a problem: gerund özne ve tahmin
Doing it successfully, özne olarak kullanılan bir gerund öbeğidir. Buradaki it, beyni ya da başı değil, nakletme eylemini ifade eder; successfully ise eylemin amaçlandığı gibi sonuç vermesi koşulunu ekler. Is going to be a problem, hâlihazırda bilinenlere dayanan bir tahmindir. Cümle teknik olarak mümkün olmayı başarılı uygulamayla karşılaştırır: bir şeyi denemek mümkün olsa bile onu çalışır hâle getirmek çok zor olabilir.
Alıştırma
Gerund öbeğini özne olarak kullanan ve öngörülebilir bir güçlüğü ifade eden doğal cümleyi seçin.
- Repair it safely is going to be a problem.
- Repairing it safe is going to have a problem.
- Repairing it safely is going to be a problem.
Cevabı göster
Repairing it safely is going to be a problem.
because it is just too gruesome and the public won't like it.
3:20çünkü bu çok korkunç ve halkın hoşuna gitmeyecektir.
won't even go there: bir seçeneği değerlendirmeyi reddetmek
Burada go there mecaz anlamda kullanılır. There gerçek bir yeri değil, az önce söz edilen rahatsız edici eylem biçimini anlatır. Won't even go there, bu seçeneği değerlendirmeyi, tartışmayı veya uygulamaya geçirmeyi reddedecekleri anlamına gelir. Even sınırı güçlendirir: seçenek ciddi olarak değerlendirilmeden önce elenir. Başka bağlamlarda not go there, bir konuya veya düşünce çizgisine girmeyi reddederek konuşmada bir sınır da koyabilir.
Alıştırma
“We discussed several risky plans, but we won't even go there” cümlesinde “won't even go there” ne anlama gelir?
- Bu seçeneği ciddi biçimde değerlendirmeyecek veya denemeyeceğiz.
- O yere gitmeyeceğiz.
- Bu seçeneği zaten seçtik.
Cevabı göster
Bu seçeneği ciddi biçimde değerlendirmeyecek veya denemeyeceğiz.
Everyone seems to come to the same conclusion Kalıp ifadeler
3:23Görünüşe göre herkes aynı sonuca varıyor,
come to the same conclusion: aynı yargıya varmak
Come to a conclusion, kanıtlar veya olgular üzerinde düşündükten sonra bir yargıya varmak anlamına gelen yerleşik bir eşdizimdir. Come burada fiziksel hareketi değil, zihinsel bir sonuca ulaşmayı anlatır. The same ile birlikte ifade, farklı kişilerin ayrı ayrı veya birlikte aynı yargıya ulaştığını belirtir. Araştırma, toplantı, inceleme veya tartışmalardaki görüş birliğini bildirmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Tüm analistlerin aynı yargıya ulaştığını anlatan doğal cümleyi seçin.
- All the analysts came to the same conclusion.
- All the analysts made to the same conclusion.
- All the analysts came the same conclusion.
Cevabı göster
All the analysts came to the same conclusion.
and that if you sever the nerves in the central nervous system,
3:25yani merkezi sinir sistemindeki sinirleri keserseniz,
that we just do not have anything near the technology Kalıp ifadeler
3:33beynin damarlarını ve kranial sinirlerini,
to reattach the brain's veins and cranial nerves,
3:36omuriliği ve dört ana arteri yeniden bağlamak için
anything near the technology ifadesindeki derece anlamı
anything near the technology ifadesinde near fiziksel mesafeyi değil, dereceyi belirtir. İfade, mevcut teknolojinin gereken düzeyin çok altında olduğu anlamına gelir. not have anything near + isim kalıbı yüksek bir standart koyar ve eldeki imkânların bu standardı karşılamaya yaklaşmadığını söyler. Tedbirli bir ifade gibi görünse de güçlü bir olumsuz değerlendirme aktarır.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz iki sözcüklü derece ifadesiyle tamamlayın: Our lab's computers are far below the required level. Our lab does not have ____ the computing power required to train this model.
Cevabı göster
anything near
the spinal cord, and the four major arteries.
3:39teknolojinin yanından bile geçmediğimiz konusunda hemfikir görünüyor.
wherein we successfully attached a brain to the arteries and veins.
3:44başarıyla bağladığımız çok kasvetli bir tablo çiziyor.
Karamsar bir betimleme olarak paint a very bleak picture
Paints a very bleak picture mecaz anlamlıdır. Paint a picture of something, dinleyenlerin net bir genel izlenim edinmesini sağlayacak şekilde bir şeyi betimlemek demektir; bleak ise bu izlenimin kasvetli ve umutsuz olduğunu belirtir. Burada bilim insanı, olası sonucu son derece karamsar biçimde anlatıyor; gerçek anlamda bir resim oluşturmuyor.
Alıştırma
Bu cümlede hedef ifade ne anlama geliyor? The audit paints a very bleak picture of the company's finances.
- Denetim, şirketin mali durumuna ilişkin son derece karamsar bir genel değerlendirme sunuyor.
- Denetim, şirketin mali kayıtlarının görülmesinin zor olduğunu söylüyor.
- Denetimde şirkete ait koyu renkli bir tablo bulunuyor.
Cevabı göster
Denetim, şirketin mali durumuna ilişkin son derece karamsar bir genel değerlendirme sunuyor.
you'd have a person in utter sensory isolation and paralysis,
3:50tam bir duyusal izolasyon ve felç içinde olan,
“locked-in syndrome” ifadesinin tıbbi anlamı
Burada “locked-in syndrome”, kişinin bilinci açık olup düşünebildiği hâlde neredeyse tamamen felç olduğu ve bu nedenle olağan hareketleriyle iletişiminin ciddi biçimde kısıtlandığı nadir bir nörolojik durumu adlandırır. Bu ifade bir odaya kilitlenmek anlamına gelmez ve koma ile aynı şey değildir. Karşılaştırma, hayal edilen durumu korkutucu kılar: ağır felce tam duyusal yalıtım da eklenir ve “only worse” bu durumun daha da aşırı olacağını belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede “locked-in syndrome” ne anlama geliyor?
- Kişi uyuyordur ve normal biçimde uyandırılabilir.
- Kişi fiziksel olarak bir odanın içine kilitlenmiştir.
- Kişinin bilinci açık olabilir, ancak hareket etmesi veya iletişim kurması neredeyse tamamen imkânsızdır.
Cevabı göster
Kişinin bilinci açık olabilir, ancak hareket etmesi veya iletişim kurması neredeyse tamamen imkânsızdır.
He believed a full head transplant would be easier.
3:56Tam bir kafa naklinin daha kolay olacağına inanıyordu.
you might have read that an Italian neurosurgeon called Sergio Canavero performed a head transplant recently,
3:59Sergio Canavero adında İtalyan bir beyin cerrahının yakın zamanda bir kafa nakli gerçekleştirdiğini okumuş olabilirsiniz,
Just sticking things together doesn't mean they work with us humans. Dilbilgisi
4:10Sadece parçaları birbirine yapıştırmak, onların biz insanlarda işe yaradığı anlamına gelmez.
“We are not LEGO.” ifadesindeki metafor
“We are not LEGO” bir metafordur. LEGO parçaları standart bağlantılarla kolayca birleşecek şekilde tasarlanmıştır, ancak insan vücudunun parçaları yalnızca bağlanıp çalışmalarının beklenebileceği parçalar değildir. Bu kısa olumsuz cümle, bedeni aşırı basitleştirilmiş bir makine gibi gören modeli reddeder. Sonraki cümledeki “sticking things together” bu düşünceyi açar: yalnızca fiziksel bağlantı, biyolojik bütünleşmeyi veya normal işlevi garanti etmez.
Alıştırma
Konuşmacı “We are not LEGO” sözüyle ne yapıyor?
- İnsanların belirli bir oyuncakla oynamayı bırakması gerektiğini söylüyor.
- İnsan bedeninin kolayca değiştirilebilen yapı parçaları gibi çalıştığı düşüncesini reddediyor.
- İnsan vücudundaki her parçanın aynı standart bağlantıya sahip olduğunu iddia ediyor.
Cevabı göster
İnsan bedeninin kolayca değiştirilebilen yapı parçaları gibi çalıştığı düşüncesini reddediyor.
Just sticking things together doesn't mean...: bir çıkarımı reddetmek
Burada Just sticking things together, özne görevindeki bir isim-fiil öbeğidir. Just, “yalnızca” anlamına gelir ve sticking things together ifadesini sınırlar: dikkate alınan tek gerçek, parçaların fiziksel olarak birleştirilmesidir. X doesn't mean Y kalıbı, X'ten otomatik olarak Y sonucuna varılmasını reddeder. Y'nin imkânsız olduğunu söylemez; yalnızca X'in Y'yi kanıtlamak veya garanti etmek için yeterli olmadığını belirtir. Burada parçaların bağlı olması, tek başına insanlarla uyumlu biçimde çalışabileceklerini garanti etmez.
Alıştırma
Dayanaksız bir sonucu reddeden iki kelimelik kalıpla cümleyi tamamlayın: The test passed once, but that ____ the machine is reliable.
Cevabı göster
doesn't mean
the great head transplant story is now being received as fake news.
4:13büyük kafa nakli hikayesi artık yalan haber olarak kabul ediliyor.
Temkinli bir genel değerlendirme olarak For the most part
For the most part, bütün cümlenin kapsamını sınırlayan bir ifadedir. Dinleyiciye, bazı istisnalara izin vererek ifadenin genel olarak doğru kabul edilmesi gerektiğini bildirir. Bu cümlenin başında yer alarak bütün iddianın ne kadar geniş anlaşılması gerektiğini çerçeveler: hikâye genel olarak sahte haber sayılıyor, ancak konuşmacı her kişinin veya kaynağın aynı şekilde tepki verdiğini iddia etmiyor.
Alıştırma
Birkaç istisnaya izin verirken temkinli bir genel değerlendirmeyi en iyi hangi cümle ifade eder?
- For the most part, the new schedule works well.
- Most of the new schedule works well.
- Every part of the new schedule works well.
Cevabı göster
For the most part, the new schedule works well.
we can't really just expect to hook a new brain up to another body. Öbek fiiller
4:22yeni bir beyni basitçe başka bir vücuda bağlamayı bekleyemeyiz.
Hook a new brain up to another body: hook X up to Y yapısı
Hook something up to something, bir cihazı, parçayı veya sistemi birlikte çalışabilmeleri için başka bir şeye bağlamak demektir. Nesne normalde hook ile up arasına gelir: hook the monitor up to the laptop. Zamir kullanıldığında hook it up to the laptop denir. Bu cümlede beynin bir bedene bağlanabilecek bir şey gibi anlatılması, makine ve elektronik dilinden yararlanır. Konuşmacının vurgusu, beyin ile bedeni bütünleştirmenin basit bir bağlantı kurmaktan çok daha karmaşık olduğudur.
Alıştırma
İki boşluğu hook ... up to ifadesinin iki parçasıyla tamamlayın: Before the presentation, please ____ the laptop ____ the projector.
Cevabı göster
hook · up to
Never say never: olasılığı açık bırakmak
Never say never, bir şeyin hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini kesin olarak söylememek gerektiği anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Olay çok düşük ihtimalli görünse bile bir olasılık payı bırakmayı öğütler. Güçlü bir şüphe ifadesinden sonra gelen But never say never, kesin sonucu yumuşatır ve daha umutlu veya açık fikirli bir dönüş yaratır. never kelimesini kullanmaktan kaçınma talimatı değildir.
Alıştırma
Cümleyi, bir şeyin sonsuza kadar imkânsız olduğunu ilan etmemek anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: After Leo called the idea impossible, Maya replied, '____.'
Cevabı göster
Never say never
While brain transplants might sound like science fiction, Kalıp ifadeler
4:26Beyin nakilleri bilim kurgu gibi gelse de,
what might happen if we did successfully manage to rewire a brain in another body? Kalıp ifadeler
4:29bir beyni başka bir vücuda başarıyla yeniden bağlamayı başarırsak ne olabilir?
might sound like science fiction: bilim kurgu gibi gelebilir
Bu cümlede might sound like science fiction, bir şeyin “son derece fütüristik veya gerçek dışı görünebileceği” anlamına gelir. Sound like, bir fikrin bıraktığı izlenimi anlatır; fikrin gerçekten bir ses çıkardığı veya bir bilim kurgu eserinden geldiği anlamına gelmez. Might, yargıyı kesinleştirmeyip belirsiz ve açık bırakır. İfade, fikri inanılması güç gösterirken yine de onu ciddi biçimde düşünmeye davet eder.
Alıştırma
Bu cümlede “might sound like science fiction” ne anlatıyor?
- Fikir çok fütüristik veya gerçek dışı görünebilir, ama yine de değerlendirilmektedir.
- Konuşmacı garip bir mekanik ses duymuştur.
- Fikir kesinlikle yayımlanmış bir bilim kurgu eserine aittir.
Cevabı göster
Fikir çok fütüristik veya gerçek dışı görünebilir, ama yine de değerlendirilmektedir.
manage to rewire: bağlantıları yeniden kurmayı başarmak
Manage to rewire, genellikle bir zorluğa rağmen “bağlantıları yeniden düzenlemeyi başarmak” anlamına gelir. Manage to + fiilin yalın hâli yalnızca girişimi değil, başarılı sonucu da içerir. Bu cümledeki varsayımsal if yan cümlesinde başarı gerçek bir olay olarak öne sürülmez, hayal edilir. Rewire sözcüğü gerçek anlamıyla elektrik kablolarını değiştirmek demektir. Burada beyin birbirine bağlı bir sistemmiş gibi düşünülerek sinir bağlantılarını yeniden kurma veya değiştirme anlamına genişletilmiştir.
Alıştırma
Cümleyi “manage to rewire” ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After months of failed tests, the engineers finally ____ the damaged control system.
Cevabı göster
managed to rewire
It seems some people agree you'd just be you in another body.
4:37Görünüşe göre bazı insanlar, başka bir bedende yine sadece siz olacağınız konusunda hemfikir.
while looking like ... would in fact be: görünüş ve gerçek karşıtlığı
while looking like the survivor, ödünleme bildiren bir arka plan kurar: yalnızca 'bu kişi öyle göründüğü sırada' değil, 'bu kişi hayatta kalan kişi gibi görünse de' demektir. looking'in açıkça belirtilmeyen öznesi ana cümlenin öznesiyle aynıdır: beyni çıkarılan kişi. would in fact be, varsayımsal savın gerçek kabul ettiği kimliği verir ve yanıltıcı görünüşü düzeltir. Kişi hayatta kalan kişi gibi görünür, fakat aslında gitmiş olan kişi olurdu. Burada had gone, asıl kişinin artık orada olmadığını veya öldüğünü daha yumuşak biçimde anlatır.
Alıştırma
İlk boşlukta look ve while + -ing yapısını, ikinci boşlukta would + in fact + be yapısını kullanın: In this thought experiment, the replica, ____ the original, ____ a separate object.
Cevabı göster
while looking like · would in fact be
The brain rules: vurgu yapan bir fiil olarak rules
The brain rules cümlesinde rules, çoğul isim olan rules değil, geçişsiz bir fiildir. Beynin kimliği belirlerken karar verici unsur olduğu veya son sözü söylediği anlamına gelir. Bu çok kısa cümle, önceki savı güçlü ve özlü bir sonuca dönüştürür. Beynin bir dizi kural yazdığını veya oluşturduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede rules ne anlama gelir? In our final decision, safety rules.
- Güvenlik bir yönetmelik listesi oluşturur.
- Güvenlik karar verici önceliktir.
- Güvenlik her yönetmeliğe uyar.
Cevabı göster
Güvenlik karar verici önceliktir.
Another thing people talk about is the fact that brains grow with bodies in tune. Deyimler
4:50İnsanların bahsettiği başka bir şey de beyinlerin bedenlerle uyum içinde büyümesi gerçeğidir.
in tune: koordineli ve karşılıklı uyum sağlayan büyüme
In tune genellikle şeylerin birbiriyle uyumlu olmasını anlatır. Burada mecazidir: Cümlenin sonundaki in tune, beyinlerle bedenlerin büyürken kurduğu ilişkiyi tanımlar ve gelişimlerinin koordineli kaldığını belirtir. Bu, yalnızca aynı anda büyümeleri demek değildir. İfade, sürekli karşılıklı uyum sağlama anlamını da taşır; böylece beyin, birlikte geliştiği bedene uygun hâle gelir.
Alıştırma
Altyazıdaki in tune, beyin ve beden hakkında ne anlatıyor?
- Tam olarak aynı hızda büyürler.
- Birlikte müzik sesleri çıkarırlar.
- Koordineli ve birbirlerine uyum sağlayarak gelişirler.
Cevabı göster
Koordineli ve birbirlerine uyum sağlayarak gelişirler.
run like clockwork: sorunsuz ve güvenilir biçimde işlemek
Run like clockwork, iyi yapılmış bir saat mekanizması gibi sorunsuz, düzenli ve güvenilir biçimde çalışmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada run, koşmak değil çalışmak veya işlemek anlamındadır. Things might not just run like clockwork ifadesindeki might not ve just, bir beyni farklı bir bedene yerleştirmenin her şeyi otomatik olarak kusursuz çalıştırmayacağı konusunda uyarır.
Alıştırma
En uygun ifadeyi seçin: After several practice runs, the live broadcast went ____; every cue happened on time.
- out of tune
- around the clock
- like clockwork
Cevabı göster
like clockwork
could ensure the immune system doesn't attack the new brain or head.
5:08bağışıklık sisteminin yeni beyne veya kafaya saldırmamasını sağlayabildiği takdirde gerçekleşebilir.
huge doses of immunosuppressants: ilaç miktarı ve amacı
Dose, bir defada alınan veya verilen ölçülmüş ilaç miktarıdır. Huge doses, normal düzeylerin çok üzerindeki miktarlar anlamına gelir; huge, hapların fiziksel boyutunu değil ilaç miktarını niteler. Immunosuppressants, bağışıklık sisteminin etkinliğini azaltan ilaçlardır. Nakil bağlamında çok büyük dozlarda bağışıklık baskılayıcı ilaç, vücudun nakledilen dokuya saldırma riskini azaltmak için kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede “huge doses of immunosuppressants” ne anlama gelir?
- Bağışıklık etkinliğini azaltan ilaçların çok büyük miktarları
- Bağışıklık sistemini güçlendiren, fiziksel olarak çok büyük haplar
- Bağışıklık sisteminin doğrudan yerini alan küçük miktarlarda ilaç
Cevabı göster
Bağışıklık etkinliğini azaltan ilaçların çok büyük miktarları
Even if ... did do: vurgulu do ile ödünleme
Even if güçlü bir ödünleme bildirir: Konuşan kişi bir koşulun mümkün veya doğru olduğunu geçici olarak kabul eder, ardından ana sonucun yine de değişmeyeceğini söyler. Buradaki that, daha önce önerilen eylemi belirtir. Did do yapısında did vurgu yardımcı fiili, do ise yalın biçimdeki ana fiildir. İki benzer sözcüğün yan yana gelmesi bilinçlidir; “bunu gerçekten yapsan bile” anlamını verir ve eylemi gerçekleştirmenin daha büyük sorunu çözmeyeceğini özellikle vurgular.
Alıştırma
Cümleyi even if, vurgulu did ve yalın biçimdeki do ile tamamlayın: ____ that, the final decision would not change.
Cevabı göster
Even if you did do
one scientist said this year that by putting a new chemical environment Dilbilgisi
5:13bir bilim insanı bu yıl, yeni nörolojik girdilerle yeni bir kimyasal ortama yerleştirmenin,
with new neurological input would just lead to a very mentally messed up Frankenstein. Kelime
5:17zihinsel olarak çok berbat durumda bir Frankenstein'a yol açacağını söyledi.
“by putting ... would just lead to” yapısının eksik olmasının nedeni
Vurgulanan bölüm iki cümle yapısını birbirine karıştırıyor. By putting ... bir eylemin hangi yöntemle yapıldığını açıklayan bir by öbeğidir; bu nedenle normalde would lead ifadesinin öznesi olamaz. Bu hâliyle would lead ifadesinin dil bilgisel bir öznesi yoktur. Eylemin kendisi özne olduğunda Putting ... would lead to ... yapısını kullanın. Yöntemi belirtip ardından eylemi yapan kişiyi söylemek istediğinizde By putting ..., we would cause ... yapısını kullanın. Bir yapının başlangıcını diğerinin sonuyla birleştirmeyin.
Alıştırma
Eylemin kendisini neden olarak gösteren ve dil bilgisi bakımından tamamlanmış cümleyi seçin.
- By putting the brain in a new chemical environment with new neurological input would lead to serious mental confusion.
- Putting the brain in a new chemical environment with new neurological input would lead to serious mental confusion.
- By putting the brain in a new chemical environment with new neurological input, would cause serious mental confusion.
Cevabı göster
Putting the brain in a new chemical environment with new neurological input would lead to serious mental confusion.
“mentally messed up” ifadesinin gayriresmî anlamı
Mentally messed up ifadesinde messed up, ciddi biçimde kafası karışmış veya psikolojik olarak zarar görmüş anlamına gelen gayriresmî bir sıfat öbeğidir. Mentally, betimlemenin kapsamını kişinin zihni veya psikolojik durumuyla sınırlar. Burada konuşmacı, hayal edilen sonuçla ilgili güçlü ve olumsuz bir tablo çiziyor. Bu ifade belirli bir durumu adlandırmaz; yalnızca zihni ciddi biçimde bozulmuş olarak sunar.
Alıştırma
Bir klinik uzmanı resmî bir rapora “The patient is mentally messed up.” yazıyor. Bu ifadeyi değerlendirin.
- Resmî bir klinik rapor için uygun
- Gayriresmî ve belirsiz olduğu için uygun değil
Cevabı göster
Gayriresmî ve belirsiz olduğu için uygun değil
We'd have no continuity and might end up feeling like Mary Shelley's creation, Notlar
5:22Hiçbir sürekliliğimiz kalmazdı ve kendimizi tıpkı Mary Shelley'nin
Nihai sonucu anlatan end up + -ing
End up bir sürecin sonunda ortaya çıkan sonucu anlatır; bu sonuç çoğu zaman planlanmamış ya da beklenmediktir. Buradaki might end up, sonucun kesin değil yalnızca olası olduğunu gösterir. End up'tan sonra ortaya çıkan eylemi veya deneyimi adlandırmak için -ing biçimi kullanılır: end up feeling. Bu cümlede ifade, fiziksel bir yerin sonuna ulaşmak değil, “sonunda kendimizi böyle hisseder hâlde bulmak” anlamına gelir.
Alıştırma
Planlanmamış bir nihai sonucu göstermek için cümleyi end up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We took the wrong trail and ____ walking for two extra hours.
Cevabı göster
ended up
Mary Shelley's creation: yaratılan varlık, Victor Frankenstein değil
Mary Shelley's creation, Mary Shelley'nin Frankenstein romanında Victor Frankenstein'ın yarattığı varlığı ifade eder. Bu söz, onu yaratan bilim insanı Victor Frankenstein'ı değil, yaratılan varlığı gösterir. Benzetme, başkası tarafından biçimlendirilmiş bir kimlikle mücadele eden ve dışlanan bu varlığı hatırlatır. Bu yüzden gönderme, kesintisiz bir benlik duygusunu kaybetme uyarısına uyar.
Alıştırma
Bu cümlede Mary Shelley's creation kimdir?
- Bilim insanı Victor Frankenstein
- Victor Frankenstein'ın yarattığı varlık
- Mary Shelley'nin kendisi
Cevabı göster
Victor Frankenstein'ın yarattığı varlık
a blot upon the earth eğretilemesi
Burada a blot upon the earth, bir insanı dünyadaki bir leke gibi gösteren edebî bir eğretilemedir. Kişinin varlığının bile utanç verici veya zararlı görüldüğünü anlatır. Gerçek bir mürekkep lekesinden ya da fiziksel bir izden söz edilmez. Konuşan kişi böyle bir leke olup olmadığını sorarak derin bir utanç ve kendini reddetme duygusu ifade eder. İnsanların ondan kaçması ve onu reddetmesi de kendisini bütün toplum tarafından dışlanmış hissettiğini gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede a blot upon the earth ifadesinin anlamını en iyi hangi yorum açıklar?
- Konuşan kişi haritadaki küçük bir işareti silmek istiyor.
- Konuşan kişi yere mürekkep döktüğü için endişeleniyor.
- Konuşan kişi, kendi varlığının dünyada utanç verici bir leke olmasından korkuyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi, kendi varlığının dünyada utanç verici bir leke olmasından korkuyor.
from which ... ve whom ... ilgi yapıları
İki ilgi cümleciği daha önce geçen farklı isimlere bağlanır. from which all men fled yapısında which, the earth ifadesine gönderme yapar: insanlar yeryüzünden kaçmıştır ve from edatı which sözcüğünden önce yerleştirilmiştir. whom all men disowned cümleciğinde whom, men sözcüğüne değil a monster ifadesine gönderme yapar. Whom, disowned fiilinin nesnesidir: all men disowned him. Öncülleri bu şekilde belirlemek, uzun ve resmî cümlenin yapısını çözmeyi sağlar.
Alıştırma
İlgi sözcüklerini öncülleriyle doğru biçimde eşleştiren çözümleme hangisidir?
- from which, the earth ifadesine; whom ise a monster ifadesine gönderme yapar ve disowned fiilinin nesnesidir.
- from which, a monster ifadesine; whom ise the earth ifadesine gönderme yapar.
- Hem which hem de whom, all men ifadesine gönderme yapar.
Cevabı göster
from which, the earth ifadesine; whom ise a monster ifadesine gönderme yapar ve disowned fiilinin nesnesidir.
we are not even close to brain transplants or head transplants.
5:35beyin nakli ya da kafa nakli yapmaya yakın bile değiliz.
In conclusion: resmî bir kapanış belirteci
In conclusion, destekleyici noktaların tamamlandığını ve sırada genel bir yargı olduğunu dinleyiciye bildiren bir söylem belirtecidir. Burada “we are not even close...” ifadesini yeni bir kanıt olarak değil, daha önce ele alınan engellerden çıkarılan sonuç olarak çerçeveler. Genellikle sonuç cümlesinin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Bu, dinleyicilerin veya okurların son ifadenin önceki anlatının bütünüyle ilişkisini görmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Bir rapor bütün bulgularını zaten sunmuştur. Hangi kapanış cümlesinde In conclusion doğal biçimde kullanılmıştır?
- In conclusion, the first result comes from a small survey.
- In conclusion, the evidence supports changing the policy.
- In conclusion, could you pass the salt?
Cevabı göster
In conclusion, the evidence supports changing the policy.
We are not sure how they could be done successfully
5:39Bunların nasıl başarıyla yapılabileceğinden emin değiliz
Also, be sure to check out our other video called
5:46Ayrıca, insanlar üzerinde yürütülen En Kötü Hapishane Deneyleri