Neden Beyin Nakli Yapamıyoruz?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.146 kelime 202 kel/dk

Video özeti: Organ naklinden beynin engellerine geçilir: sinirler, bağışıklık reddi, işleyiş ve kimlik. Temel İngilizce öğrenme noktaları: 1. "haven't cracked" — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: crack nesneyi kırmak değil, zor problemi gündelik dille çözmektir; teknik sorunlarda kullanılır. 2. "If we could transplant brains, we would likely not have so many people that are disabled due to spinal injuries." — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: if + could ve would, gerçek olmayan beceriyle varsayılan sonucu anlatır; varsayımlarda kullanılır. 3. "run like clockwork." — Deyimler ve mecazlı ifadeler: sorunsuz çalışmak demektir; olumsuz biçim beyinle bedenin otomatik uyumunu reddeder.

Bu derste

Two days before Christmas Day in 1954,

0:00

1954'te Noel gününden iki gün önce,

the first organ transplant was achieved when a kidney was transplanted from a man called Ronald Herrick into his identical twin Richard at a hospital in Boston. Dilbilgisi

0:02

Boston'daki bir hastanede Ronald Herrick adlı bir adamın böbreğinin tek yumurta ikizi Richard'a nakledilmesiyle ilk organ nakli gerçekleştirildi.

Dilbilgisi

was achieved ... was transplanted: geçmiş zamanda edilgen yapı

Vurgulanan iki bölümde de was + fiilin üçüncü hâli, geçmiş zamanda edilgen yapı oluşturur. İlk cümlecik organ naklini gerçekleştirilmiş önemli bir başarı olarak sunar: dil bilgisel odak, bunu yapan kişiler değil sonuçtur. was transplanted ifadesinde böbrek, eyleme maruz kalan öğedir. Tarih, bilim ve haber metinlerinde sonuç ya da etkilenen öğe eylemi yapandan daha önemli olduğunda bu yapı sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi achieve ve transplant fiillerinin geçmiş zaman edilgen biçimleriyle tamamlayın: A major breakthrough ____, and the donated tissue ____ safely.

Cevabı göster

was achieved · was transplanted

In 1963,

0:11

1963'te,

the first human lung transplant was performed at the University of Mississippi.

0:12

ilk insan akciğer nakli Mississippi Üniversitesi'nde yapıldı.

The liver transplant came next in 1967, Kalıp ifadeler

0:16

Karaciğer nakli ise daha sonra 1967'de

Kalıp ifadeler

came next: zaman sırasını göstermek

Burada came next fiziksel bir hareketi anlatmaz. Daha önce sözü edilen olaylardan sonra gerçekleşti anlamına gelir ve karaciğer naklini zaman çizelgesindeki bir sonraki önemli gelişme olarak konumlandırır. Bir hikâyeyi, süreci veya tarih anlatımını sürekli then kullanmadan ilerletmek için özne + came next yapısını kullanın. Önceki öğenin ne olduğu bağlamdan zaten anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede came next, bir şeyin önceki adımdan sonra gerçekleştiğini anlatır?

  1. First, the team tested the battery; the motor test came next.
  2. The technician came next to the motor to inspect it.
  3. The new motor came from the next factory.
Cevabı göster

First, the team tested the battery; the motor test came next.

also in the US,

0:19

yine ABD'de gerçekleşti

and that same year a heart was transplanted

0:20

ve aynı yıl bir kalp

at a hospital in Cape Town,

0:23

Güney Afrika'nın

South Africa.

0:24

Cape Town kentindeki bir hastanede nakledildi.

We can now transplant other organs such as pancreas,

0:25

Artık pankreas,

intestine, and thymus

0:28

bağırsak ve timus gibi diğer organları da nakledebiliyoruz;

with the kidneys, liver, and heart Dilbilgisi

0:29

böbrekler, karaciğer ve kalp ise

being the most frequently transplanted organs.

0:31

en sık nakledilen organlardır.

Dilbilgisi

with the kidneys, liver, and heart being: with yapısıyla ek açıklama yapmak

With + isim öbeği + being, ek bir açıklama veren bir yapı oluşturur. Burada with the kidneys, liver, and heart being the most frequently transplanted organs, hangi organların listenin başında olduğunu önceki ifadeye ekler; being cümlenin çekimli ana fiili değildir. Bu yapı, tam bir cümleye arka plan bilgisi eklemenin kısa bir yoludur. Zamanı ana cümle taşır; being ise isimleri onları açıklayan ifadeye bağlar.

Alıştırma

with + noun + being yapısını oluşturan İngilizce kelimeyi ekleyerek cümleyi tamamlayın: The plan was approved, with safety, cost, and timing ____ the main concerns.

Cevabı göster

being

Tissues can also be transplanted

0:33

Dokular da nakledilebiliyor

and right now scientists are even working on ways to 3D print human tissue. Kalıp ifadeler

0:35

ve şu an bilim insanları insan dokusunu 3 boyutlu yazıcıyla basmanın yolları üzerinde bile çalışıyorlar.

Kalıp ifadeler

working on ways to + yalın fiil

Work on + isim, bir şeyi geliştirmek, araştırmak veya iyileştirmek için zaman ve çaba harcamak anlamına gelir. working on ways to 3D print human tissue ifadesinde ways, on edatının nesnesidir; to 3D print ise bu yolların ulaşması gereken hedefi belirtir. Bu ifade, tamamlanmış bir yöntemi değil, hâlâ süren bir arama veya geliştirme sürecini anlatır. reduce costs, improve safety ve solve a problem gibi başka hedeflerle de kullanılabilir.

Alıştırma

Olası yöntemler geliştirmek anlamına gelen ifadeyi seçin: The lab is ________ make clean water cheaper.

  1. working on ways to
  2. working ways to
  3. working on way to
  4. working for ways to
Cevabı göster

working on ways to

But there's one thing humans haven't cracked Kelime

0:39

Ancak insanların henüz çözemediği bir şey var;

Kelime

“haven't cracked” ifadesinin “henüz çözmediler” anlamı

Bu cümlede haven't cracked, “henüz çözmediler veya nasıl başarılacağını bulamadılar” demektir. Crack, çok zor bir bilimsel güçlüğü insanların çözmeye çalıştığı bir şey olarak sunar; fiziksel olarak bir şeyi kırmak anlamına gelmez. Bu anlam, tekrar tekrar denenmesine rağmen çözülemeyen sorunlarda yaygındır: crack a code, crack a case veya crack a difficult problem. Buradaki olumsuz present perfect yapı, insanların şu ana kadar başarılı olamadığını gösterir.

Alıştırma

“Researchers still haven't cracked the problem of storing this material safely,” cümlesinde haven't cracked ne anlama gelir?

  1. Onu henüz fiziksel olarak kırmadılar.
  2. Onu henüz çözmediler.
  3. Henüz bir bilgisayara yasa dışı olarak girmediler.
Cevabı göster

Onu henüz çözmediler.

and that's the organ that makes us more us than any other. Deyimler

0:42

o da bizi biz yapan, diğerlerinden farklı kılan organdır.

Deyimler

Kimliğe odaklanan bir karşılaştırma olarak “makes us more us”

more us ifadesinde ikinci us, bir nitelik gibi yaratıcı biçimde kullanılır: “daha gerçek anlamda kendimiz” veya “kim olduğumuzu daha fazla yansıtan”. Bu, insan sayısının daha fazla olduğu anlamına gelmez. makes us more us içinde make + nesne + tümleç kalıbı bulunur: makes fiildir, ilk us nesnedir ve more us ortaya çıkan kimliği anlatır. Than any other karşılaştırmayı tamamlar: Beyin, insan kimliğini diğer tüm organlardan daha güçlü biçimde tanımlar.

Alıştırma

“The handmade decorations make this party feel more us,” cümlesinde more us ne anlama gelir?

  1. Bizden daha fazla sayıda kişinin katıldığı
  2. Kim olduğumuzu daha fazla yansıtan
  3. Başka bir gruba daha benzer
Cevabı göster

Kim olduğumuzu daha fazla yansıtan

Today we'll find out why.

0:45

Bugün bunun nedenini öğreneceğiz.

In this episode of The Infographics Show,

0:47

The Infographics Show'un bu bölümünde,

why can't we transplant brains?

0:49

neden beyin nakli yapamıyoruz?

Don't forget to subscribe and click the bell button

0:51

Abone olmayı ve zil butonuna tıklamayı unutmayın

so that you can be part of our notification squad.

0:52

böylece bildirim ekibimizin bir parçası olabilirsiniz.

First of all, Anlatım akışı

0:54

Her şeyden önce,

we should look at what the brain actually does.

0:55

beynin gerçekte ne yaptığına bakmalıyız.

Anlatım akışı

First of all: ilk temel noktayı belirtmek

First of all, konuşmacının akıl yürütmesindeki ilk veya en temel adımı tanıtır. Burada, beyin naklinin neden zor olduğunu açıklamadan önce beynin ne yaptığının anlaşılması gerektiğini belirtir. Bu ifade zamanı değil, bilgiyi düzenler. Konuşmacı daha sonra secondly demese bile açık bir başlangıç noktası oluşturabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede ifade, bir açıklamanın ilk temel adımını açıkça tanıtmak için kullanılmıştır?

  1. For the first time, we need to define the problem.
  2. First of all, we need to define the problem.
  3. At first, we need to define the problem.
Cevabı göster

First of all, we need to define the problem.

This thing inside our skulls that weighs on average about 3.3 lb

0:57

Kafatasımızın içindeki ortalama 3,3 pound ağırlığındaki bu şey

is larger in humans than any other vertebrate

1:01

vücut ağırlığıyla kıyaslandığında,

when compared to body weight. Kalıp ifadeler

1:03

insanlarda diğer omurgalılara göre daha büyüktür.

Kalıp ifadeler

when compared to body weight: karşılaştırma ölçütünü belirtmek

when compared to body weight ifadesi, larger için karşılaştırma ölçütünü belirler. Burada beynin vücut ağırlığına göre büyük olduğu anlatılır; insan beyninin mutlak ağırlık bakımından en büyük olduğu söylenmez. Dil bilgisi bakımından when compared, when it is compared edilgen yan cümlesinin kısaltılmış hâlidir. Karşılaştırılan şeyin insan beyni olduğu anlaşılır ve to body weight referans ölçüsünü belirtir. Bu yapı, veri karşılaştırmalarının daha kesin yapılmasını sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle dizüstü bilgisayarın mutlak olarak değil, diğer 17 inçlik modellere göre hafif olduğunu açıkça belirtir?

  1. The laptop is light enough to carry.
  2. The laptop is light in absolute terms.
  3. The laptop is light when compared to other 17-inch models.
Cevabı göster

The laptop is light when compared to other 17-inch models.

That's why we are so brainy.

1:04

İşte bu yüzden çok zekiyiz.

The busy brain is our command center for our nervous system, Deyimler

1:06

Meşgul beyin, sinir sistemimizin komuta merkezidir;

Deyimler

merkezî kontrol benzetmesi olarak command center

Burada command center, bir sistemin diğer tüm parçalarını kontrol edip koordine eden bölümü anlatan bir benzetmedir. Beyin gerçek bir oda olarak anlatılmaz; sinir sisteminin merkezî yöneticisi olarak sunulur. Bu benzetme açıklamanın akışını da düzenler: bilgi beyne gelir ve talimatlar beyinden çıkar. Başka bağlamlarda command center, bir kuruluşun, operasyonun veya cihazın yönetildiği merkezî yer ya da bileşen anlamına da gelebilir.

Alıştırma

Beyinle ilgili cümlede command center ne anlama gelir?

  1. Bir şirketin ana ofisi
  2. Beynin içinde fiziksel olarak bulunan askerî bir komuta odası
  3. Sinir sistemini kontrol eden ve koordine eden bölüm
Cevabı göster

Sinir sistemini kontrol eden ve koordine eden bölüm

which takes in data from our body Öbek fiiller

1:09

vücudumuzdan veri alır

and gives directions to our muscles.

1:11

ve kaslarımıza yönlendirmeler yapar.

Öbek fiiller

bilgi almayı ifade eden takes in data

Bu cümlede takes in data, veriyi girdi olarak almak anlamına gelir. Take in öbeksi fiili, bilginin bir kişinin zihnine veya duyularına ya da bir sisteme girmesini anlatabilir. Burada in, fiilin anlamının bir parçasıdır. Take yalnızca bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak anlamına gelmez: beyin, kullanabilmek için vücuttan gelen sinyalleri alır.

Alıştırma

Cümleyi take in ifadesinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: A smart thermostat ____ temperature data from the room.

Cevabı göster

takes in

In fact,

1:12

Aslında,

it does so much work it requires about 20%

1:13

o kadar çok iş yapar ki çalışması için

of our energy to run it.

1:16

enerjimizin yaklaşık %20'sine ihtiyaç duyar.

When we are brain dead, Kelime

1:17

Beyin ölümü gerçekleştiğinde,

we no longer have any neurological activity.

1:19

artık herhangi bir nörolojik aktiviteye sahip olmayız.

Kelime

brain dead: beyin işlevlerinin geri döndürülemez kaybı

Brain dead, tıpta kullanılan birleşik bir sıfattır. Burada tüm beyin işlevlerinin geri döndürülemez biçimde durduğu anlamına gelir; yalnızca kişinin uyuduğunu veya tepki vermediğini anlatmaz. Bu sıfat tıbbi bir ölüm ölçütünü belirttiği için, makineler dolaşımı veya solunumu sürdürse bile tanı değişmez.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Geçici olarak bilincini kaybetmiş bir hasta otomatik olarak brain dead diye tanımlanabilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

With the help of machines,

1:21

Makinelerin yardımıyla,

we can be kept alive for a short time,

1:22

kısa bir süreliğine hayatta tutulabiliriz,

but within a week the body will not be able to function.

1:25

ancak bir hafta içinde vücut işlevini yerine getiremez hale gelir.

While we may still be alive in some sense for that week, Dilbilgisi

1:27

O hafta boyunca bir anlamda hala hayatta olsak da,

we are technically dead when the brain is dead.

1:30

beyin öldüğünde teknik olarak biz de ölmüş oluruz.

Dilbilgisi

Bir anlamda hayatta olabiliriz, ancak teknik olarak ölüyüz

Burada while, boyunca anlamına değil, her ne kadar veya olsa da anlamına gelir. While yan cümlesi sınırlı bir olasılığı kabul eder: may, iddiayı kesin değil mümkün olarak gösterir; in some sense ise alive sözcüğünün hangi anlamda geçerli olduğunu sınırlar. Ardından ana cümle belirleyici yargıyı verir: technically, sonucun resmî veya uzmanlık alanına ait bir tanıma dayandığını gösterir. Bu yapı, konuşanın daha önemli sonucu belirtmeden önce görünürdeki bir istisnayı kabul etmesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, ana yargıyı vermeden önce sınırlı bir noktayı kabul etmek için while kullanır?

  1. While we may have made some progress, the project is not yet approved.
  2. While the meeting was happening, I took notes.
  3. While we waited, the lights came back on.
Cevabı göster

While we may have made some progress, the project is not yet approved.

Some good news is that during the time we are kept alive,

1:33

İyi bir haber şu ki, hayatta tutulduğumuz o süre boyunca,

some of our other organs can be donated.

1:36

diğer bazı organlarımız bağışlanabilir.

But why can't we accept someone else's brain?

1:38

Peki neden başka birinin beynini kabul edemiyoruz?

When we transplant something such as a heart,

1:41

Kalp gibi bir organı naklettiğimizde,

surgeons use a mechanical pump to keep blood flowing through the body Dilbilgisi

1:43

yeni kalp yerleştirilirken cerrahlar kanın vücutta akmasını sağlamak için

while the new heart is being put in. Dilbilgisi

1:46

mekanik bir pompa kullanırlar.

Dilbilgisi

keep blood flowing: keep + nesne + -ing

keep blood flowing ifadesinde keep fiilinden sonra blood nesnesi ve flowing biçimindeki -ing tamamlayıcısı gelir. -ing biçimi, nesnenin ne yapmayı sürdürdüğünü anlatır; ayrı bir ana fiil değildir. keep + nesne + -ing yapısı, bir etkinliğin veya sürecin devam etmesini sağlamak ya da buna izin vermek anlamına gelir. Burada pompa, ameliyat devam ederken kanın hareketini sürdürür.

Alıştırma

the children ve listen sözcüklerini keep + nesne + -ing yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: A good storyteller can keep ____ until bedtime.

Cevabı göster

the children listening

Dilbilgisi

while ... is being put in: eş zamanlı ve devam eden pasif eylem

While, ana eylemle aynı anda gerçekleşen bir arka plan olayını başlatır. Bir süreç anlatımında, bir işlem devam ederken diğerinin de sürdüğünü gösterir. Is being put in, şimdiki zamanın ilerleyen pasif yapısıdır: be + being + geçmiş zaman ortacı. Kalp eyleme maruz kalır ve yerleştirme işlemi devam etmektedir. Put in burada “yerleştirmek veya nakletmek” anlamındadır; put sözcüğünün geçmiş zaman ortacı da put biçimindedir. Being, kalbi eylemi yapan taraf hâline getirmez.

Alıştırma

Cümleyi install fiilinin şimdiki zamanda ilerleyen pasif biçimiyle tamamlayın: The old system stays online while the new server ____.

Cevabı göster

is being installed

The new heart is then connected to the major blood vessels

1:48

Yeni kalp daha sonra ana kan damarlarına bağlanır

and this might take several hours.

1:50

ve bu işlem birkaç saat sürebilir.

You'll stay in the hospital for 1 to 2 weeks

1:52

1 ila 2 hafta hastanede kalırsınız

and if your body doesn't reject its new heart,

1:54

ve eğer vücudunuz yeni kalbi reddetmezse,

it's said 87 out of 100 people will make it through the year Deyimler

1:56

100 kişiden 87'sinin o yılı atlatacağı

Deyimler

make it through the year: zor bir dönemi atlatmak

Bu cümlede make it through the year, ameliyattan sonraki ilk yılın sonuna kadar hayatta kalmak anlamına gelir. Make it burada bir şeyi üretmek anlamında değildir; through ile birlikte zor veya riskli bir dönemin öteki ucuna başarıyla ulaşmayı anlatır. Kalıp make it through + dönem/olay şeklindedir. Sonucun kesin olmadığını ve dayanıklılık, yardım ya da şans gerekebileceğini sıkça ima eder.

Alıştırma

Cümleyi “zor bir dönemi atlatmak” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: With good medical care, she should ____ the night.

Cevabı göster

make it through

and 60 out of 100 get through another decade.

2:00

ve 100 kişiden 60'ının bir on yılı daha geçireceği söylenir.

So wouldn't it just be possible to open the skull Dilbilgisi

2:03

Öyleyse, sadece kafatasını açıp

and connect a new brain where the removed brain was connected?

2:05

çıkarılan beynin bağlı olduğu yere yeni bir beyin bağlamak mümkün olamaz mıydı?

Dilbilgisi

So wouldn't it just be possible to ...?: görünüşte basit bir seçenek önermek

So bu soruyu önceki akıl yürütmeye bağlar. Wouldn't it be possible to ..., konuşanın makul olabileceğini düşündüğü bir olasılığı ortaya koymak için kullanılan olumsuz bir sorudur; bir şeyin imkânsız olduğunu ileri sürmez. Burada just, “yalnızca” veya “basitçe” anlamına gelir. Önerilen eylemi kolay ve sınırlı bir çözüm gibi gösterir ve dinleyeni katılmaya ya da neden işe yaramayacağını açıklamaya davet eder.

Alıştırma

Bir ekip tartışmasında biri “Wouldn't it just be possible to use the backup server?” diyor. Konuşan ne yapıyor?

  1. Belirli bir cevap beklemeden tamamen tarafsız bir soru sormak
  2. Görünüşte basit bir seçenek önerip karşılık beklemek
  3. Yedek sunucuyu kullanmanın imkânsız olduğunu söylemek
Cevabı göster

Görünüşte basit bir seçenek önerip karşılık beklemek

This question was asked to a professor of neurosurgery at Yale in 2013.

2:08

Bu soru, 2013 yılında Yale'deki bir beyin cerrahisi profesörüne soruldu.

He actually did say that one day this operation might be successful, Dilbilgisi

2:12

Kendisi aslında bir gün bu ameliyatın başarılı olabileceğini söyledi,

Dilbilgisi

actually did say: olumlu cümlede vurgulu did

Bu olumlu geçmiş zaman cümlesinde did vurgu işlevi görür. He did say, söyleme eyleminin gerçekten gerçekleştiğini belirtir; özellikle biri bundan şüphe edebilecek veya bu gerçeği gözden kaçırabilecekse kullanılır. Actually, gerçeğin şaşırtıcı ya da beklentinin tersine olabileceğini ekler. Vurgulu did'den sonra fiilin yalın hâli gelir: did say doğrudur, did said değildir. Aktarılabilir kalıp özne + actually + did + fiilin yalın hâli şeklindedir; did tek başına düzeltme vurgusunu taşıyorsa actually çıkarılabilir.

Alıştırma

Düzeltmeyi actually + vurgulu did ile tamamlayın: 'Nina never sent the file.' 'She ____ send it yesterday.'

Cevabı göster

actually did

but right now we are not even close. Kalıp ifadeler

2:16

ancak şu an buna yakın bile değiliz.

Kalıp ifadeler

not even close: hedeften çok uzak

Burada not even close güçlü bir deyimsel değerlendirmedir: mevcut teknoloji, başarı için gereken düzeyin hâlâ çok altındadır. Close fiziksel mesafeyi değil, bir hedefe veya standarda ulaşmayı ifade eder. Even, not close ifadesindeki olumsuzluğu güçlendirir. İfade “neredeyse başarılı” anlamına gelmez; hâlâ büyük bir fark olduğunu belirtir ve söylenmeyen hedef bağlamdan anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Bir ekip 50 kritik sorunun yalnızca 2'sini çözdü. Hâlâ hazır olmaktan çok uzak olduklarını en güçlü biçimde hangi cevap belirtir?

  1. They're not even close.
  2. They're close enough.
  3. They're almost ready.
  4. They're already there.
Cevabı göster

They're not even close.

The reason is because it's just too darn difficult to connect nerve fibers Notlar

2:18

Nedeni ise, sinir liflerini yeni beyinden

from the new brain to the native spinal cord. Kelime

2:22

orijinal omuriliğe bağlamanın fazlasıyla zor olmasıdır.

Dilbilgisi

The reason is because ile The reason is that arasındaki fark

Bu cümlede The reason is because, ardından bir açıklama geleceğini belirtir. Hem reason hem de because aynı neden-açıklama ilişkisini gösterdiği için anlamda tekrar oluşur. Bu yapı doğaçlama konuşmada yaygındır ve kolayca anlaşılır. Düzenlenmiş yazılarda aynı düşünce genellikle The reason is that ... veya This is because ... ile daha özlü biçimde ifade edilir.

Alıştırma

Resmî yazı için en özlü cümle hangisidir?

  1. The reason is because the launch was delayed by heavy fog.
  2. The reason is that the launch was delayed by heavy fog.
Cevabı göster

The reason is that the launch was delayed by heavy fog.

Kelime

just too darn difficult to: gündelik vurgu ve engellenen sonuç

just too darn difficult to connect ifadesinde too + adjective + to-infinitive kalıbı, zorluğun uygulanabilir sınırı aştığını ve bu nedenle bağlantının kurulamadığını belirtir. Bu anlam, bir şeyin yalnızca very difficult olduğunu söylemekten daha güçlüdür. Just ve darn duygusal vurgu ekler. Buradaki darn, kumaştaki bir deliği onarmak anlamındaki fiil değil, hafif ve gündelik bir pekiştiricidir.

Alıştırma

Hangi cümle soğuğun yüzmeyi engellediğini açıkça belirtirken aynı zamanda gündelik vurgu da ekler?

  1. The water is just too darn cold to swim in.
  2. The water is cold because we swam in it.
  3. The water is very cold, but we can still swim in it.
Cevabı göster

The water is just too darn cold to swim in.

Kelime

native spinal cord: native vücudun özgün dokusu anlamında

Burada native, spinal cord ifadesini niteler ve kişinin vücudunda zaten bulunan biyolojik yapıyı, yani mevcut omuriliği belirtir. Böylece bu doku, yeni nakledilen beyinden ayrılır. Biyomedikal metinlerde native, hastaya veya organizmaya başlangıçtan beri ait olan doku, anatomik yapı ya da işlevi tanımlayabilir; nakledilmiş, yerleştirilmiş veya mühendislikle üretilmiş bir şeyi belirtmez.

Alıştırma

Bu biyomedikal cümlede native spinal cord ne anlama gelir?

  1. alıcının ana dilini işlemek için kullanılan bir omurilik
  2. alıcının ülkesinden gelen bir omurilik
  3. alıcının vücudunda zaten bulunan omurilik
Cevabı göster

alıcının vücudunda zaten bulunan omurilik

This, he said,

2:24

Bunun,

is why spinal cord injuries can be so devastating.

2:25

omurilik yaralanmalarının bu kadar yıkıcı olabilmesinin nedeni olduğunu söyledi.

If we could transplant brains, Dilbilgisi

2:28

Eğer beyin nakli yapabilseydik,

we would likely not have so many people that are disabled due to spinal injuries.

2:30

muhtemelen omurilik yaralanmaları nedeniyle engelli kalan bu kadar çok insanımız olmazdı.

Dilbilgisi

If we could ..., we would likely ... ile gerçek dışı varsayım

Burada If we could transplant brains, şu anda var olmayan hayali bir yeteneği koşul olarak ortaya koyar. Could geçmişteki bir yetenekten söz etmez; koşulun şimdi veya gelecekte gerçek dışı ya da gerçekleşme ihtimali çok düşük olduğunu gösterir. Ana cümledeki we would likely not have ... bu hayali durumdaki beklenen sonucu verir. Would varsayımsal koşulla eşleşirken likely sonucun kesin değil, muhtemel olduğunu gösterir.

Alıştırma

Gerekli teknoloji henüz mevcut değil. Hangi cümle sonucu varsayımsal bir olasılık olarak doğru biçimde sunar?

  1. If we could remove microplastics from the ocean cheaply, we would protect more marine life.
  2. If we can remove microplastics from the ocean cheaply, we will protect more marine life.
  3. If we could remove microplastics from the ocean cheaply, we will protect more marine life.
Cevabı göster

If we could remove microplastics from the ocean cheaply, we would protect more marine life.

Another professor of neurosurgery,

2:34

Aynı makalede konuşan

speaking in the same article,

2:35

başka bir beyin cerrahisi profesörü,

said that what might be more feasible is a whole body transplant, Dilbilgisi

2:37

daha uygulanabilir olan şeyin tam vücut nakli olabileceğini,

Dilbilgisi

what might be more feasible is ...: yanıtı odaklayan yapı

Bu cümlede what might be more feasible, is fiilinin öznesi olarak görev yapan bir isim yan tümcesidir. What burada “daha uygulanabilir olan seçenek” ya da “olan şey” anlamındadır; doğrudan bir soru başlatmaz. what yan tümcesi + be + odaklanan yanıt kalıbına genellikle what-cleft veya pseudo-cleft denir. Yanıtı be fiilinden sonraya bırakarak karşılaştırmanın sonucunu vurgular. Burada a whole body transplant daha uygulanabilir seçenek olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümle what ile bir özne yan tümcesi kurup ardından odaklanan yanıtı belirtir?

  1. What could save the most time is ordering online.
  2. Ordering online could save the most time.
  3. What could save the most time?
Cevabı göster

What could save the most time is ordering online.

which means a healthy brain being given a new body,

2:41

yani sağlıklı bir beyne, doğal veya yapay olabilecek

which could be natural or artificial.

2:44

yeni bir vücut verilmesi olduğunu söyledi.

We dug a little deeper and found that indeed Deyimler

2:46

Biraz daha derine indik ve gerçekten de

some fairly amazing transplants have been done with brains or heads.

2:48

beyinler veya kafalarla oldukça şaşırtıcı bazı nakillerin yapıldığını bulduk.

Deyimler

dug a little deeper: daha ayrıntılı araştırmak

Burada dug a little deeper mecazidir: ilk bulunan kolay bilgilerle yetinmeyip araştırmayı biraz daha ilerlettik. Fiziksel olarak kazma eylemi yoktur. Dug, dig fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve found ile eş yapılıdır: konuşanlar önce daha fazla araştırmış, ardından yeni kanıtlar bulmuştur. A little ifadeyi ölçülü hâle getirir; “biraz daha derinlemesine” demektir, mutlaka eksiksiz bir araştırma anlamına gelmez.

Alıştırma

“We dug a little deeper and found the missing records,” cümlesinde dug a little deeper ne anlama gelir?

  1. Biraz daha derin bir çukur kazdık.
  2. Biraz daha ayrıntılı araştırdık.
  3. Tamamen eksiksiz bir araştırmayı bitirdik.
Cevabı göster

Biraz daha ayrıntılı araştırdık.

In the 1950s, Russian scientist Vladimir Demikhov

2:52

1950'lerde Rus bilim insanı Vladimir Demikhov,

created what has been called Frankenstein's dog Dilbilgisi

2:55

bir köpeğin kafasını başka bir köpeğe nakledip ona iki kafa vererek

Dilbilgisi

what has been called + bir adlandırma

what has been called Frankenstein's dog yan cümlesinin tamamı “insanların Frankenstein's dog diye adlandırdığı şey” anlamına gelir ve created fiilinin nesnesidir. Buradaki what bir soru sözcüğü değildir; öncülü kendi içinde bulunan bir ilgi yan cümlesi başlatır. Frankenstein's dog ise o şeye verilen addır. has been called, present perfect edilgen yapıdır. Bu adı kullanan kişileri belirtmez ve adın geçmişten bugüne kullanıldığını ya da şimdi de geçerli olduğunu düşündürür.

Alıştırma

Var olan bir adlandırmayı aktarmak için what ile call fiilinin present perfect edilgen biçimini kullanın: The discovery sparked ____ a revolution in medicine.

Cevabı göster

what has been called

when he transplanted the head of one dog onto another,

2:58

Frankenstein'ın köpeği olarak adlandırılan şeyi

giving it two heads. Dilbilgisi

3:01

yarattı.

Dilbilgisi

sonuç yan cümlesi olarak giving it two heads

Giving it two heads, virgülden sonra eklenen çekimsiz bir -ing yan cümlesidir. Naklin sonucunu verir: Bu eylem köpeğin iki başlı olmasına yol açmıştır. Buradaki it, diğer köpeğin başını alan köpeği ifade eder. Giving sözcüğünün örtük eyleyeni transplanted ile aynıdır: he. Yakındaki head ismini açıklamaz. Genel olarak virgül + -ing, önceki yan cümlenin tamamından doğan sonucu kısa ve yoğun bir biçimde sunabilir.

Alıştırma

Doğrudan sonucu eklemek için free up ifadesinin -ing biçimini kullanın: The cleanup removed duplicate files, ____ more space on the drive.

Cevabı göster

freeing up

Later, American scientist Robert White

3:02

Daha sonra, Amerikalı bilim insanı Robert White

controversially transplanted the head of monkeys

3:04

tartışmalı bir şekilde maymunların kafasını

from one to another,

3:07

birinden diğerine nakletti,

but the monkey was paralyzed as its spinal cord had been severed Dilbilgisi

3:08

ancak omuriliği koptuğu için maymun felç oldu

and it died in a few days.

3:11

ve birkaç gün içinde öldü.

Dilbilgisi

as its spinal cord had been severed: neden bildiren as ve edilgen past perfect

Bu cümlede as, “çünkü” anlamındadır: omuriliğin kesilmiş olması maymunun neden felç kaldığını açıklar. Burada “-ken” anlamına gelmez. Had been severed, past perfect'in edilgen biçimidir: had been + past participle. Edilgen yapı odağı omuriliğe ve onun durumuna verir; past perfect ise kesilme olayını daha sonraki felç ve ölümden önceye yerleştirir.

Alıştırma

Neden belirtmek için as kullanan ve had been cut ifadesini past perfect edilgen biçiminde kuran cümleyi seçin.

  1. The robot had stopped moving when its control cable was cut.
  2. The robot stopped moving as its control cable had been cut.
  3. The robot stopped moving as a technician had cut its control cable.
Cevabı göster

The robot stopped moving as its control cable had been cut.

Basically,

3:13

Temel olarak,

you can transplant a brain or a head,

3:13

bir beyni veya kafayı nakledebilirsiniz,

but doing it successfully is going to be a problem. Dilbilgisi

3:15

ancak bunu başarılı bir şekilde yapmak bir sorun olacaktır.

Dilbilgisi

doing it successfully is going to be a problem: gerund özne ve tahmin

Doing it successfully, özne olarak kullanılan bir gerund öbeğidir. Buradaki it, beyni ya da başı değil, nakletme eylemini ifade eder; successfully ise eylemin amaçlandığı gibi sonuç vermesi koşulunu ekler. Is going to be a problem, hâlihazırda bilinenlere dayanan bir tahmindir. Cümle teknik olarak mümkün olmayı başarılı uygulamayla karşılaştırır: bir şeyi denemek mümkün olsa bile onu çalışır hâle getirmek çok zor olabilir.

Alıştırma

Gerund öbeğini özne olarak kullanan ve öngörülebilir bir güçlüğü ifade eden doğal cümleyi seçin.

  1. Repair it safely is going to be a problem.
  2. Repairing it safe is going to have a problem.
  3. Repairing it safely is going to be a problem.
Cevabı göster

Repairing it safely is going to be a problem.

She believes that we won't even go there Deyimler

3:18

O, oraya asla varmayacağımıza inanıyor

because it is just too gruesome and the public won't like it.

3:20

çünkü bu çok korkunç ve halkın hoşuna gitmeyecektir.

Deyimler

won't even go there: bir seçeneği değerlendirmeyi reddetmek

Burada go there mecaz anlamda kullanılır. There gerçek bir yeri değil, az önce söz edilen rahatsız edici eylem biçimini anlatır. Won't even go there, bu seçeneği değerlendirmeyi, tartışmayı veya uygulamaya geçirmeyi reddedecekleri anlamına gelir. Even sınırı güçlendirir: seçenek ciddi olarak değerlendirilmeden önce elenir. Başka bağlamlarda not go there, bir konuya veya düşünce çizgisine girmeyi reddederek konuşmada bir sınır da koyabilir.

Alıştırma

“We discussed several risky plans, but we won't even go there” cümlesinde “won't even go there” ne anlama gelir?

  1. Bu seçeneği ciddi biçimde değerlendirmeyecek veya denemeyeceğiz.
  2. O yere gitmeyeceğiz.
  3. Bu seçeneği zaten seçtik.
Cevabı göster

Bu seçeneği ciddi biçimde değerlendirmeyecek veya denemeyeceğiz.

Everyone seems to come to the same conclusion Kalıp ifadeler

3:23

Görünüşe göre herkes aynı sonuca varıyor,

Kalıp ifadeler

come to the same conclusion: aynı yargıya varmak

Come to a conclusion, kanıtlar veya olgular üzerinde düşündükten sonra bir yargıya varmak anlamına gelen yerleşik bir eşdizimdir. Come burada fiziksel hareketi değil, zihinsel bir sonuca ulaşmayı anlatır. The same ile birlikte ifade, farklı kişilerin ayrı ayrı veya birlikte aynı yargıya ulaştığını belirtir. Araştırma, toplantı, inceleme veya tartışmalardaki görüş birliğini bildirmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Tüm analistlerin aynı yargıya ulaştığını anlatan doğal cümleyi seçin.

  1. All the analysts came to the same conclusion.
  2. All the analysts made to the same conclusion.
  3. All the analysts came the same conclusion.
Cevabı göster

All the analysts came to the same conclusion.

and that if you sever the nerves in the central nervous system,

3:25

yani merkezi sinir sistemindeki sinirleri keserseniz,

the transplanted brain could not be reconnected.

3:28

nakledilen beyin yeniden bağlanamaz.

All the neurosurgeons out there seem to agree

3:31

Oradaki tüm beyin cerrahları,

that we just do not have anything near the technology Kalıp ifadeler

3:33

beynin damarlarını ve kranial sinirlerini,

to reattach the brain's veins and cranial nerves,

3:36

omuriliği ve dört ana arteri yeniden bağlamak için

Kalıp ifadeler

anything near the technology ifadesindeki derece anlamı

anything near the technology ifadesinde near fiziksel mesafeyi değil, dereceyi belirtir. İfade, mevcut teknolojinin gereken düzeyin çok altında olduğu anlamına gelir. not have anything near + isim kalıbı yüksek bir standart koyar ve eldeki imkânların bu standardı karşılamaya yaklaşmadığını söyler. Tedbirli bir ifade gibi görünse de güçlü bir olumsuz değerlendirme aktarır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz iki sözcüklü derece ifadesiyle tamamlayın: Our lab's computers are far below the required level. Our lab does not have ____ the computing power required to train this model.

Cevabı göster

anything near

the spinal cord, and the four major arteries.

3:39

teknolojinin yanından bile geçmediğimiz konusunda hemfikir görünüyor.

One particular scientist paints a very bleak picture Deyimler

3:41

Özellikle bir bilim insanı, beyni arterlere ve damarlara

wherein we successfully attached a brain to the arteries and veins.

3:44

başarıyla bağladığımız çok kasvetli bir tablo çiziyor.

Deyimler

Karamsar bir betimleme olarak paint a very bleak picture

Paints a very bleak picture mecaz anlamlıdır. Paint a picture of something, dinleyenlerin net bir genel izlenim edinmesini sağlayacak şekilde bir şeyi betimlemek demektir; bleak ise bu izlenimin kasvetli ve umutsuz olduğunu belirtir. Burada bilim insanı, olası sonucu son derece karamsar biçimde anlatıyor; gerçek anlamda bir resim oluşturmuyor.

Alıştırma

Bu cümlede hedef ifade ne anlama geliyor? The audit paints a very bleak picture of the company's finances.

  1. Denetim, şirketin mali durumuna ilişkin son derece karamsar bir genel değerlendirme sunuyor.
  2. Denetim, şirketin mali kayıtlarının görülmesinin zor olduğunu söylüyor.
  3. Denetimde şirkete ait koyu renkli bir tablo bulunuyor.
Cevabı göster

Denetim, şirketin mali durumuna ilişkin son derece karamsar bir genel değerlendirme sunuyor.

You'd be thinking,

3:48

Düşünebiliyor olurdunuz,

but according to him,

3:49

ancak ona göre,

you'd have a person in utter sensory isolation and paralysis,

3:50

tam bir duyusal izolasyon ve felç içinde olan,

locked-in syndrome, Kültür

3:54

kilitlenme sendromu yaşayan,

only worse.

3:55

sadece daha kötüsü durumda olan bir kişiye sahip olurdunuz.

Kültür

“locked-in syndrome” ifadesinin tıbbi anlamı

Burada “locked-in syndrome”, kişinin bilinci açık olup düşünebildiği hâlde neredeyse tamamen felç olduğu ve bu nedenle olağan hareketleriyle iletişiminin ciddi biçimde kısıtlandığı nadir bir nörolojik durumu adlandırır. Bu ifade bir odaya kilitlenmek anlamına gelmez ve koma ile aynı şey değildir. Karşılaştırma, hayal edilen durumu korkutucu kılar: ağır felce tam duyusal yalıtım da eklenir ve “only worse” bu durumun daha da aşırı olacağını belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede “locked-in syndrome” ne anlama geliyor?

  1. Kişi uyuyordur ve normal biçimde uyandırılabilir.
  2. Kişi fiziksel olarak bir odanın içine kilitlenmiştir.
  3. Kişinin bilinci açık olabilir, ancak hareket etmesi veya iletişim kurması neredeyse tamamen imkânsızdır.
Cevabı göster

Kişinin bilinci açık olabilir, ancak hareket etmesi veya iletişim kurması neredeyse tamamen imkânsızdır.

He believed a full head transplant would be easier.

3:56

Tam bir kafa naklinin daha kolay olacağına inanıyordu.

By the way,

3:58

Bu arada,

you might have read that an Italian neurosurgeon called Sergio Canavero performed a head transplant recently,

3:59

Sergio Canavero adında İtalyan bir beyin cerrahının yakın zamanda bir kafa nakli gerçekleştirdiğini okumuş olabilirsiniz,

but that transplant wasn't on living people,

4:05

ancak bu nakil yaşayan insanlar üzerinde değil,

it was on corpses.

4:07

cesetler üzerinde yapılmıştı.

We are not LEGO. Deyimler

4:08

Biz LEGO değiliz.

Just sticking things together doesn't mean they work with us humans. Dilbilgisi

4:10

Sadece parçaları birbirine yapıştırmak, onların biz insanlarda işe yaradığı anlamına gelmez.

Deyimler

“We are not LEGO.” ifadesindeki metafor

“We are not LEGO” bir metafordur. LEGO parçaları standart bağlantılarla kolayca birleşecek şekilde tasarlanmıştır, ancak insan vücudunun parçaları yalnızca bağlanıp çalışmalarının beklenebileceği parçalar değildir. Bu kısa olumsuz cümle, bedeni aşırı basitleştirilmiş bir makine gibi gören modeli reddeder. Sonraki cümledeki “sticking things together” bu düşünceyi açar: yalnızca fiziksel bağlantı, biyolojik bütünleşmeyi veya normal işlevi garanti etmez.

Alıştırma

Konuşmacı “We are not LEGO” sözüyle ne yapıyor?

  1. İnsanların belirli bir oyuncakla oynamayı bırakması gerektiğini söylüyor.
  2. İnsan bedeninin kolayca değiştirilebilen yapı parçaları gibi çalıştığı düşüncesini reddediyor.
  3. İnsan vücudundaki her parçanın aynı standart bağlantıya sahip olduğunu iddia ediyor.
Cevabı göster

İnsan bedeninin kolayca değiştirilebilen yapı parçaları gibi çalıştığı düşüncesini reddediyor.

Dilbilgisi

Just sticking things together doesn't mean...: bir çıkarımı reddetmek

Burada Just sticking things together, özne görevindeki bir isim-fiil öbeğidir. Just, “yalnızca” anlamına gelir ve sticking things together ifadesini sınırlar: dikkate alınan tek gerçek, parçaların fiziksel olarak birleştirilmesidir. X doesn't mean Y kalıbı, X'ten otomatik olarak Y sonucuna varılmasını reddeder. Y'nin imkânsız olduğunu söylemez; yalnızca X'in Y'yi kanıtlamak veya garanti etmek için yeterli olmadığını belirtir. Burada parçaların bağlı olması, tek başına insanlarla uyumlu biçimde çalışabileceklerini garanti etmez.

Alıştırma

Dayanaksız bir sonucu reddeden iki kelimelik kalıpla cümleyi tamamlayın: The test passed once, but that ____ the machine is reliable.

Cevabı göster

doesn't mean

For the most part, Anlatım akışı

4:13

Çoğunlukla,

the great head transplant story is now being received as fake news.

4:13

büyük kafa nakli hikayesi artık yalan haber olarak kabul ediliyor.

Anlatım akışı

Temkinli bir genel değerlendirme olarak For the most part

For the most part, bütün cümlenin kapsamını sınırlayan bir ifadedir. Dinleyiciye, bazı istisnalara izin vererek ifadenin genel olarak doğru kabul edilmesi gerektiğini bildirir. Bu cümlenin başında yer alarak bütün iddianın ne kadar geniş anlaşılması gerektiğini çerçeveler: hikâye genel olarak sahte haber sayılıyor, ancak konuşmacı her kişinin veya kaynağın aynı şekilde tepki verdiğini iddia etmiyor.

Alıştırma

Birkaç istisnaya izin verirken temkinli bir genel değerlendirmeyi en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. For the most part, the new schedule works well.
  2. Most of the new schedule works well.
  3. Every part of the new schedule works well.
Cevabı göster

For the most part, the new schedule works well.

So, with billions of neurons

4:17

Bu yüzden, serebral kortekste her biri trilyonlarca sinapsa sahip

each with trillions of synapses in the cerebral cortex,

4:19

milyarlarca nöron varken,

we can't really just expect to hook a new brain up to another body. Öbek fiiller

4:22

yeni bir beyni basitçe başka bir vücuda bağlamayı bekleyemeyiz.

Öbek fiiller

Hook a new brain up to another body: hook X up to Y yapısı

Hook something up to something, bir cihazı, parçayı veya sistemi birlikte çalışabilmeleri için başka bir şeye bağlamak demektir. Nesne normalde hook ile up arasına gelir: hook the monitor up to the laptop. Zamir kullanıldığında hook it up to the laptop denir. Bu cümlede beynin bir bedene bağlanabilecek bir şey gibi anlatılması, makine ve elektronik dilinden yararlanır. Konuşmacının vurgusu, beyin ile bedeni bütünleştirmenin basit bir bağlantı kurmaktan çok daha karmaşık olduğudur.

Alıştırma

İki boşluğu hook ... up to ifadesinin iki parçasıyla tamamlayın: Before the presentation, please ____ the laptop ____ the projector.

Cevabı göster

hook · up to

But never say never. Deyimler

4:25

Ama asla, asla deme.

Deyimler

Never say never: olasılığı açık bırakmak

Never say never, bir şeyin hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini kesin olarak söylememek gerektiği anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Olay çok düşük ihtimalli görünse bile bir olasılık payı bırakmayı öğütler. Güçlü bir şüphe ifadesinden sonra gelen But never say never, kesin sonucu yumuşatır ve daha umutlu veya açık fikirli bir dönüş yaratır. never kelimesini kullanmaktan kaçınma talimatı değildir.

Alıştırma

Cümleyi, bir şeyin sonsuza kadar imkânsız olduğunu ilan etmemek anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: After Leo called the idea impossible, Maya replied, '____.'

Cevabı göster

Never say never

While brain transplants might sound like science fiction, Kalıp ifadeler

4:26

Beyin nakilleri bilim kurgu gibi gelse de,

what might happen if we did successfully manage to rewire a brain in another body? Kalıp ifadeler

4:29

bir beyni başka bir vücuda başarıyla yeniden bağlamayı başarırsak ne olabilir?

Kalıp ifadeler

might sound like science fiction: bilim kurgu gibi gelebilir

Bu cümlede might sound like science fiction, bir şeyin “son derece fütüristik veya gerçek dışı görünebileceği” anlamına gelir. Sound like, bir fikrin bıraktığı izlenimi anlatır; fikrin gerçekten bir ses çıkardığı veya bir bilim kurgu eserinden geldiği anlamına gelmez. Might, yargıyı kesinleştirmeyip belirsiz ve açık bırakır. İfade, fikri inanılması güç gösterirken yine de onu ciddi biçimde düşünmeye davet eder.

Alıştırma

Bu cümlede “might sound like science fiction” ne anlatıyor?

  1. Fikir çok fütüristik veya gerçek dışı görünebilir, ama yine de değerlendirilmektedir.
  2. Konuşmacı garip bir mekanik ses duymuştur.
  3. Fikir kesinlikle yayımlanmış bir bilim kurgu eserine aittir.
Cevabı göster

Fikir çok fütüristik veya gerçek dışı görünebilir, ama yine de değerlendirilmektedir.

Kalıp ifadeler

manage to rewire: bağlantıları yeniden kurmayı başarmak

Manage to rewire, genellikle bir zorluğa rağmen “bağlantıları yeniden düzenlemeyi başarmak” anlamına gelir. Manage to + fiilin yalın hâli yalnızca girişimi değil, başarılı sonucu da içerir. Bu cümledeki varsayımsal if yan cümlesinde başarı gerçek bir olay olarak öne sürülmez, hayal edilir. Rewire sözcüğü gerçek anlamıyla elektrik kablolarını değiştirmek demektir. Burada beyin birbirine bağlı bir sistemmiş gibi düşünülerek sinir bağlantılarını yeniden kurma veya değiştirme anlamına genişletilmiştir.

Alıştırma

Cümleyi “manage to rewire” ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After months of failed tests, the engineers finally ____ the damaged control system.

Cevabı göster

managed to rewire

No one really knows,

4:33

Bunu kimse gerçekten bilmiyor,

but there is a lot of speculation out there.

4:35

ancak ortada pek çok spekülasyon var.

It seems some people agree you'd just be you in another body.

4:37

Görünüşe göre bazı insanlar, başka bir bedende yine sadece siz olacağınız konusunda hemfikir.

By that,

4:40

Bununla,

you'd be the brain in another body

4:41

başka bir bedendeki beyin siz olurdunuz

and the person whose brain was removed,

4:43

ve beyni çıkarılan kişi,

while looking like the survivor, Dilbilgisi

4:45

hayatta kalan kişiye benzese de,

would in fact be the person who had gone.

4:47

aslında gitmiş olan kişi olurdu.

Dilbilgisi

while looking like ... would in fact be: görünüş ve gerçek karşıtlığı

while looking like the survivor, ödünleme bildiren bir arka plan kurar: yalnızca 'bu kişi öyle göründüğü sırada' değil, 'bu kişi hayatta kalan kişi gibi görünse de' demektir. looking'in açıkça belirtilmeyen öznesi ana cümlenin öznesiyle aynıdır: beyni çıkarılan kişi. would in fact be, varsayımsal savın gerçek kabul ettiği kimliği verir ve yanıltıcı görünüşü düzeltir. Kişi hayatta kalan kişi gibi görünür, fakat aslında gitmiş olan kişi olurdu. Burada had gone, asıl kişinin artık orada olmadığını veya öldüğünü daha yumuşak biçimde anlatır.

Alıştırma

İlk boşlukta look ve while + -ing yapısını, ikinci boşlukta would + in fact + be yapısını kullanın: In this thought experiment, the replica, ____ the original, ____ a separate object.

Cevabı göster

while looking like · would in fact be

The brain rules. Kelime

4:49

Beyin hükmeder.

Kelime

The brain rules: vurgu yapan bir fiil olarak rules

The brain rules cümlesinde rules, çoğul isim olan rules değil, geçişsiz bir fiildir. Beynin kimliği belirlerken karar verici unsur olduğu veya son sözü söylediği anlamına gelir. Bu çok kısa cümle, önceki savı güçlü ve özlü bir sonuca dönüştürür. Beynin bir dizi kural yazdığını veya oluşturduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede rules ne anlama gelir? In our final decision, safety rules.

  1. Güvenlik bir yönetmelik listesi oluşturur.
  2. Güvenlik karar verici önceliktir.
  3. Güvenlik her yönetmeliğe uyar.
Cevabı göster

Güvenlik karar verici önceliktir.

Another thing people talk about is the fact that brains grow with bodies in tune. Deyimler

4:50

İnsanların bahsettiği başka bir şey de beyinlerin bedenlerle uyum içinde büyümesi gerçeğidir.

Deyimler

in tune: koordineli ve karşılıklı uyum sağlayan büyüme

In tune genellikle şeylerin birbiriyle uyumlu olmasını anlatır. Burada mecazidir: Cümlenin sonundaki in tune, beyinlerle bedenlerin büyürken kurduğu ilişkiyi tanımlar ve gelişimlerinin koordineli kaldığını belirtir. Bu, yalnızca aynı anda büyümeleri demek değildir. İfade, sürekli karşılıklı uyum sağlama anlamını da taşır; böylece beyin, birlikte geliştiği bedene uygun hâle gelir.

Alıştırma

Altyazıdaki in tune, beyin ve beden hakkında ne anlatıyor?

  1. Tam olarak aynı hızda büyürler.
  2. Birlikte müzik sesleri çıkarırlar.
  3. Koordineli ve birbirlerine uyum sağlayarak gelişirler.
Cevabı göster

Koordineli ve birbirlerine uyum sağlayarak gelişirler.

So if one brain was put in another body,

4:55

Bu yüzden, bir beyin başka bir bedene konulursa,

things might not just run like clockwork. Deyimler

4:58

işler saat gibi tıkır tıkır işlemeyebilir.

Deyimler

run like clockwork: sorunsuz ve güvenilir biçimde işlemek

Run like clockwork, iyi yapılmış bir saat mekanizması gibi sorunsuz, düzenli ve güvenilir biçimde çalışmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada run, koşmak değil çalışmak veya işlemek anlamındadır. Things might not just run like clockwork ifadesindeki might not ve just, bir beyni farklı bir bedene yerleştirmenin her şeyi otomatik olarak kusursuz çalıştırmayacağı konusunda uyarır.

Alıştırma

En uygun ifadeyi seçin: After several practice runs, the live broadcast went ____; every cue happened on time.

  1. out of tune
  2. around the clock
  3. like clockwork
Cevabı göster

like clockwork

It could produce a kind of trauma,

5:00

Tüm doğru parçalar bağlansa bile,

even if all the right bits were connected.

5:02

bir tür travma yaratabilir.

And that could only happen if the huge doses of immunosuppressants Kelime

5:04

Ve bu ancak büyük dozlardaki bağışıklık baskılayıcıların

could ensure the immune system doesn't attack the new brain or head.

5:08

bağışıklık sisteminin yeni beyne veya kafaya saldırmamasını sağlayabildiği takdirde gerçekleşebilir.

Kelime

huge doses of immunosuppressants: ilaç miktarı ve amacı

Dose, bir defada alınan veya verilen ölçülmüş ilaç miktarıdır. Huge doses, normal düzeylerin çok üzerindeki miktarlar anlamına gelir; huge, hapların fiziksel boyutunu değil ilaç miktarını niteler. Immunosuppressants, bağışıklık sisteminin etkinliğini azaltan ilaçlardır. Nakil bağlamında çok büyük dozlarda bağışıklık baskılayıcı ilaç, vücudun nakledilen dokuya saldırma riskini azaltmak için kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede “huge doses of immunosuppressants” ne anlama gelir?

  1. Bağışıklık etkinliğini azaltan ilaçların çok büyük miktarları
  2. Bağışıklık sistemini güçlendiren, fiziksel olarak çok büyük haplar
  3. Bağışıklık sisteminin doğrudan yerini alan küçük miktarlarda ilaç
Cevabı göster

Bağışıklık etkinliğini azaltan ilaçların çok büyük miktarları

Even if you did do that, Dilbilgisi

5:12

Bunu yapsanız bile,

Dilbilgisi

Even if ... did do: vurgulu do ile ödünleme

Even if güçlü bir ödünleme bildirir: Konuşan kişi bir koşulun mümkün veya doğru olduğunu geçici olarak kabul eder, ardından ana sonucun yine de değişmeyeceğini söyler. Buradaki that, daha önce önerilen eylemi belirtir. Did do yapısında did vurgu yardımcı fiili, do ise yalın biçimdeki ana fiildir. İki benzer sözcüğün yan yana gelmesi bilinçlidir; “bunu gerçekten yapsan bile” anlamını verir ve eylemi gerçekleştirmenin daha büyük sorunu çözmeyeceğini özellikle vurgular.

Alıştırma

Cümleyi even if, vurgulu did ve yalın biçimdeki do ile tamamlayın: ____ that, the final decision would not change.

Cevabı göster

Even if you did do

one scientist said this year that by putting a new chemical environment Dilbilgisi

5:13

bir bilim insanı bu yıl, yeni nörolojik girdilerle yeni bir kimyasal ortama yerleştirmenin,

with new neurological input would just lead to a very mentally messed up Frankenstein. Kelime

5:17

zihinsel olarak çok berbat durumda bir Frankenstein'a yol açacağını söyledi.

Dilbilgisi

“by putting ... would just lead to” yapısının eksik olmasının nedeni

Vurgulanan bölüm iki cümle yapısını birbirine karıştırıyor. By putting ... bir eylemin hangi yöntemle yapıldığını açıklayan bir by öbeğidir; bu nedenle normalde would lead ifadesinin öznesi olamaz. Bu hâliyle would lead ifadesinin dil bilgisel bir öznesi yoktur. Eylemin kendisi özne olduğunda Putting ... would lead to ... yapısını kullanın. Yöntemi belirtip ardından eylemi yapan kişiyi söylemek istediğinizde By putting ..., we would cause ... yapısını kullanın. Bir yapının başlangıcını diğerinin sonuyla birleştirmeyin.

Alıştırma

Eylemin kendisini neden olarak gösteren ve dil bilgisi bakımından tamamlanmış cümleyi seçin.

  1. By putting the brain in a new chemical environment with new neurological input would lead to serious mental confusion.
  2. Putting the brain in a new chemical environment with new neurological input would lead to serious mental confusion.
  3. By putting the brain in a new chemical environment with new neurological input, would cause serious mental confusion.
Cevabı göster

Putting the brain in a new chemical environment with new neurological input would lead to serious mental confusion.

Kelime

“mentally messed up” ifadesinin gayriresmî anlamı

Mentally messed up ifadesinde messed up, ciddi biçimde kafası karışmış veya psikolojik olarak zarar görmüş anlamına gelen gayriresmî bir sıfat öbeğidir. Mentally, betimlemenin kapsamını kişinin zihni veya psikolojik durumuyla sınırlar. Burada konuşmacı, hayal edilen sonuçla ilgili güçlü ve olumsuz bir tablo çiziyor. Bu ifade belirli bir durumu adlandırmaz; yalnızca zihni ciddi biçimde bozulmuş olarak sunar.

Alıştırma

Bir klinik uzmanı resmî bir rapora “The patient is mentally messed up.” yazıyor. Bu ifadeyi değerlendirin.

  1. Resmî bir klinik rapor için uygun
  2. Gayriresmî ve belirsiz olduğu için uygun değil
Cevabı göster

Gayriresmî ve belirsiz olduğu için uygun değil

We'd have no continuity and might end up feeling like Mary Shelley's creation, Notlar

5:22

Hiçbir sürekliliğimiz kalmazdı ve kendimizi tıpkı Mary Shelley'nin

Öbek fiiller

Nihai sonucu anlatan end up + -ing

End up bir sürecin sonunda ortaya çıkan sonucu anlatır; bu sonuç çoğu zaman planlanmamış ya da beklenmediktir. Buradaki might end up, sonucun kesin değil yalnızca olası olduğunu gösterir. End up'tan sonra ortaya çıkan eylemi veya deneyimi adlandırmak için -ing biçimi kullanılır: end up feeling. Bu cümlede ifade, fiziksel bir yerin sonuna ulaşmak değil, “sonunda kendimizi böyle hisseder hâlde bulmak” anlamına gelir.

Alıştırma

Planlanmamış bir nihai sonucu göstermek için cümleyi end up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We took the wrong trail and ____ walking for two extra hours.

Cevabı göster

ended up

who once asked,

5:26

bir zamanlar şunu soran yaratığı gibi hissedebilirdik:

Kültür

Mary Shelley's creation: yaratılan varlık, Victor Frankenstein değil

Mary Shelley's creation, Mary Shelley'nin Frankenstein romanında Victor Frankenstein'ın yarattığı varlığı ifade eder. Bu söz, onu yaratan bilim insanı Victor Frankenstein'ı değil, yaratılan varlığı gösterir. Benzetme, başkası tarafından biçimlendirilmiş bir kimlikle mücadele eden ve dışlanan bu varlığı hatırlatır. Bu yüzden gönderme, kesintisiz bir benlik duygusunu kaybetme uyarısına uyar.

Alıştırma

Bu cümlede Mary Shelley's creation kimdir?

  1. Bilim insanı Victor Frankenstein
  2. Victor Frankenstein'ın yarattığı varlık
  3. Mary Shelley'nin kendisi
Cevabı göster

Victor Frankenstein'ın yarattığı varlık

"Was I then a monster,

5:27

"O zaman ben bir canavar mıydım,

a blot upon the earth from which all men fled Notlar

5:29

tüm insanların kaçtığı ve tüm insanların reddettiği

and whom all men disowned?"

5:32

yeryüzündeki bir leke mi?"

Deyimler

a blot upon the earth eğretilemesi

Burada a blot upon the earth, bir insanı dünyadaki bir leke gibi gösteren edebî bir eğretilemedir. Kişinin varlığının bile utanç verici veya zararlı görüldüğünü anlatır. Gerçek bir mürekkep lekesinden ya da fiziksel bir izden söz edilmez. Konuşan kişi böyle bir leke olup olmadığını sorarak derin bir utanç ve kendini reddetme duygusu ifade eder. İnsanların ondan kaçması ve onu reddetmesi de kendisini bütün toplum tarafından dışlanmış hissettiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede a blot upon the earth ifadesinin anlamını en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Konuşan kişi haritadaki küçük bir işareti silmek istiyor.
  2. Konuşan kişi yere mürekkep döktüğü için endişeleniyor.
  3. Konuşan kişi, kendi varlığının dünyada utanç verici bir leke olmasından korkuyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi, kendi varlığının dünyada utanç verici bir leke olmasından korkuyor.

Dilbilgisi

from which ... ve whom ... ilgi yapıları

İki ilgi cümleciği daha önce geçen farklı isimlere bağlanır. from which all men fled yapısında which, the earth ifadesine gönderme yapar: insanlar yeryüzünden kaçmıştır ve from edatı which sözcüğünden önce yerleştirilmiştir. whom all men disowned cümleciğinde whom, men sözcüğüne değil a monster ifadesine gönderme yapar. Whom, disowned fiilinin nesnesidir: all men disowned him. Öncülleri bu şekilde belirlemek, uzun ve resmî cümlenin yapısını çözmeyi sağlar.

Alıştırma

İlgi sözcüklerini öncülleriyle doğru biçimde eşleştiren çözümleme hangisidir?

  1. from which, the earth ifadesine; whom ise a monster ifadesine gönderme yapar ve disowned fiilinin nesnesidir.
  2. from which, a monster ifadesine; whom ise the earth ifadesine gönderme yapar.
  3. Hem which hem de whom, all men ifadesine gönderme yapar.
Cevabı göster

from which, the earth ifadesine; whom ise a monster ifadesine gönderme yapar ve disowned fiilinin nesnesidir.

In conclusion, Anlatım akışı

5:35

Sonuç olarak,

we are not even close to brain transplants or head transplants.

5:35

beyin nakli ya da kafa nakli yapmaya yakın bile değiliz.

Anlatım akışı

In conclusion: resmî bir kapanış belirteci

In conclusion, destekleyici noktaların tamamlandığını ve sırada genel bir yargı olduğunu dinleyiciye bildiren bir söylem belirtecidir. Burada “we are not even close...” ifadesini yeni bir kanıt olarak değil, daha önce ele alınan engellerden çıkarılan sonuç olarak çerçeveler. Genellikle sonuç cümlesinin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Bu, dinleyicilerin veya okurların son ifadenin önceki anlatının bütünüyle ilişkisini görmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Bir rapor bütün bulgularını zaten sunmuştur. Hangi kapanış cümlesinde In conclusion doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. In conclusion, the first result comes from a small survey.
  2. In conclusion, the evidence supports changing the policy.
  3. In conclusion, could you pass the salt?
Cevabı göster

In conclusion, the evidence supports changing the policy.

We are not sure how they could be done successfully

5:39

Bunların nasıl başarıyla yapılabileceğinden emin değiliz

and we are very afraid of trying.

5:41

ve denemekten çok korkuyoruz.

What do you think about the idea?

5:43

Bu fikir hakkında ne düşünüyorsunuz?

Let us know in the comments.

5:45

Yorumlarda bize bildirin.

Also, be sure to check out our other video called

5:46

Ayrıca, insanlar üzerinde yürütülen En Kötü Hapishane Deneyleri

Worst Prison Experiments conducted on humans.

5:47

adlı diğer videomuza göz atmayı unutmayın.

Thanks for watching and as always,

5:50

İzlediğiniz için teşekkürler ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

5:51

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

5:53

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.