Holokost'a ilham veren hareket - Alexandra Minna Stern ve Natalie Lira: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Andrea Garcia’nın yaşadıklarından hareketle öjeni düşüncesinin ırk, sınıf ve engellilik temelli önyargıları Kaliforniya’da ve dünyanın başka yerlerinde zorla kısırlaştırma politikalarına nasıl dönüştürdüğünü; davalarla protestoların bu yasaların kaldırılmasına nasıl katkı sağladığını anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. what the state saw as — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bu iç içe yan cümle, sözde “zihinsel yetersizlik” değerlendirmesini nesnel bir gerçek gibi sunmak yerine devlete atfeder. Öğrenci, tartışmalı bir kurumsal yorumu benimsemeden aktarmak ve anlatımında eleştirel mesafeyi korumak için bu kalıbı kullanabilir. 2. linguistically and culturally biased against — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: biased against temel eşdizim olarak tanınır; iki zarf ise IQ testlerinin göçmen toplulukları hangi yönlerden dezavantajlı kıldığını açıklar. Bu ifade sınavlarda, kurumlarda, medyada veya kişisel tutumlarda görülen taraflılığı anlatmak için kullanılabilir. 3. were finally repealed — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Yasaların resmen yürürlükten kaldırıldığını bildiren hukuki ve resmî bir edilgen yapıdır. Öğrenci repeal eylemini bir yasayı geçirmek ya da yürürlüğe koymaktan ayırabilir ve hukuk mücadeleleriyle politika reformlarının sonucunu doğru biçimde ifade edebilir.
Bu derste
Sara Rosas Garcia was already struggling to support her nine children Kalıp ifadeler
0:08Sara Rosas Garcia halihazırda dokuz çocuğuna bakmakta zorlanıyordu
As a new widow: Arka plan veren As + kimlik yapısı
Cümlenin başındaki As a new widow, “kısa süre önce dul kalmış biri olarak, bu koşullar içinde” anlamına gelir. Ana cümleden önce Sara’nın gerçek kimliğini ve içinde bulunduğu durumu verir. Burada As + kimlik veya rol bildiren isim öbeği, ana ifadenin neden önemli olduğunu çerçeveler. Onun kısa süre önce dul kaldığını bilmek, dokuz çocuğun geçimini sağlamanın zorluğunu anlamayı kolaylaştırır. As burada “gibi” anlamında benzerlik bildirmez.
Alıştırma
Hangi cümle Maya’nın gerçekten doktor olduğunu açıkça belirtip bu kimliği arka plan olarak kullanır?
- As a doctor, Maya explained the test results.
- Before becoming a doctor, Maya explained the test results.
- Like a doctor, Maya explained the test results.
Cevabı göster
As a doctor, Maya explained the test results.
struggling to support: bir ailenin geçimini sağlamakta zorlanmak
Struggling to support iki anlamı birleştirir: struggle to do something bir eylemi yapmakta çok zorlanmak demektir; support someone ise burada kişinin yaşaması için gereken para ve temel ihtiyaçları sağlamak anlamına gelir. Support kelimesinin anlamını nesne ve durum belirler. Dokuz çocuk ve kısa süre önce dul kalmış bir ebeveyn söz konusu olduğunda struggling to support them, çocukların geçimini sağlamakta zorlanmayı anlatır; yalnızca onların görüşlerini desteklemeyi değil.
Alıştırma
Cümleyi “birinin geçimini maddi olarak sağlamakta zorlanmak” anlamına gelen vurgulanan ifadeyle tamamlayın: After the rent increased, Elena was ____ her family on one income.
Cevabı göster
struggling to support
when her oldest daughter was picked up by local authorities. Öbek fiiller
0:12ki en büyük kızı yerel yetkililer tarafından götürüldü.
was picked up by local authorities: sıradan bir şekilde alınmak değil, makamlarca götürülmek
Kolluk ya da resmî işlem bağlamında was picked up, kişinin polis veya başka bir makam tarafından “götürüldüğü” anlamına gelir. Sorgulama, gözetim altına alma, nakletme veya bir kuruma yerleştirme söz konusu olabilir. İfade, tam olarak hangi hukuki işlemin yapıldığını belirtmez. Edilgen yapı was picked up, işlemden etkilenen kişi olarak kızı öne çıkarır. By local authorities resmî eylemi yapan tarafı belirtir ve kurumsal anlamı günlük “birini almaya gitmek” veya “bir şeyi kaldırmak” anlamlarından daha olası kılar.
Alıştırma
“The teenager was picked up by local authorities after the hearing,” İngilizce cümlesinde was picked up büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Genç, olası bir resmî işlem için makamlar tarafından götürüldü.
- Genç, makamlar tarafından övüldü.
- Genç, makamlar tarafından fiziksel olarak kaldırıldı.
Cevabı göster
Genç, olası bir resmî işlem için makamlar tarafından götürüldü.
Andrea Garcia had been accused of skipping school and being sexually promiscuous. Notlar
0:16Andrea Garcia okulu asmak ve cinsel açıdan ahlaksız olmakla suçlanmıştı.
had been accused of: daha önce gerçekleşmiş edilgen bir suçlama
Had been accused of, past perfect edilgen yapıdır: had + been + geçmiş zaman ortacı. Geçmişteki başka bir noktadan daha geriye bakar ve suçlamayı daha sonraki bir geçmiş olaydan önce zaten var olan bir durum olarak sunar. Bu anlatıda suçlama, daha sonraki resmî işlemden önce gelmiştir. Accuse someone of yapısından sonra suçlamanın içeriğini belirten bir isim veya -ing biçimi gelir. Birinin suçlanmış olması yalnızca o kişiye karşı bir iddia ortaya atıldığını bildirir; iddianın kanıtlandığını veya kişinin hüküm giydiğini göstermez.
Alıştırma
Cümleyi accuse fiilinin past perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: Before the committee reopened the case, the manager ____ hiding the records.
Cevabı göster
had been accused of
being sexually promiscuous: damgalayıcı bir ahlaki etiket
Bu cümlede being sexually promiscuous, Andrea Garcia'ya yöneltilen suçlamaların bir parçasıdır. Bir kişinin birden fazla partnerle ya da ayrım gözetmediğine hükmedilen biçimde cinsel ilişki yaşadığının söylenmesi anlamına gelir; promiscuous yalnızca bir olguyu bildirmez, kınama da taşır. Bu ifade, genç bir kadına kurumsal olarak yöneltilmiş bir suçlamayı sunar. Onun davranışının tarafsız veya doğrulanmış bir açıklaması olarak değil, yetkililerin dilindeki ahlaki yargının ve damgalamanın göstergesi olarak okunmalıdır.
Alıştırma
Yargılayın: Gerçek bir kişinin tarafsız ve profesyonel tanıtımında "She is sexually promiscuous" genellikle kibar ve olgusal bir tanımdır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
juvenile delinquents: hukuki ve kurumsal bir etiket
juvenile delinquents, yasayı çiğnemiş veya ciddi biçimde toplum karşıtı davranışlarda bulunmuş olarak sınıflandırılan reşit olmayan kişiler için kullanılan resmî bir kurumsal terimdir. Burada juvenile yasal erginlik yaşının altında olmayı, delinquent ise adalet veya denetim sistemi tarafından bu şekilde tanımlanan genç bir kişiyi belirten ismi ifade eder. Bu ifade, yetkililerin sorumlu olduğu grubu adlandırır. Andrea'yı kurumsal bir kategoriye yerleştirir; yalnızca yaramaz çocuklar anlamına gelmez ve delinquent burada vadesi geçmiş ödeme şeklindeki mali anlama sahip değildir.
Alıştırma
Hukuki veya kurumsal metinlerde juvenile delinquents en yakın hangi anlama gelir?
- Genç çalışanlar
- Yasa dışı veya ciddi biçimde toplum karşıtı davranışlar nedeniyle sınıflandırılan reşit olmayan kişiler
- Vadesi geçmiş borcu olan kişiler
Cevabı göster
Yasa dışı veya ciddi biçimde toplum karşıtı davranışlar nedeniyle sınıflandırılan reşit olmayan kişiler
committed her to a state hospital: resmî olarak bir kuruma yerleştirme
Burada committed her to a state hospital, yetkililerin onun o kuruma yerleştirilmesini resmen emrettiği veya ayarladığı anlamına gelir. Bu yapıda commit fiilinin nesnesi kişidir; to ise yerleştirildiği kurumu belirtir. Hukuki, tıbbi veya gözetimle ilgili bağlamlarda commit, resmî yetkiye dayanılarak bir kuruma yerleştirmeyi anlatabilir ve çoğu zaman kişinin bunu kendi isteğiyle seçmediğini ima eder. Burada “söz vermek” anlamında değildir.
Alıştırma
“The judge committed him to a psychiatric hospital.” cümlesinde committed him to ne anlama gelir?
- Ondan orayı ziyaret etmesini istedi
- Onun oraya yerleştirilmesini resmen emretti
- Ona bununla ilgili söz verdi
Cevabı göster
Onun oraya yerleştirilmesini resmen emretti
After being administered an IQ test and assigned a low score, Kalıp ifadeler
0:25Kendisine bir IQ testi uygulandıktan ve düşük bir puan verildikten sonra,
being administered an IQ test: resmî olarak uygulanan bir teste tabi tutulmak
being administered an IQ test ifadesinde administer, belirlenmiş bir prosedüre göre bir testi resmen uygulamak veya vermek anlamına gelir. Edilgen being administered yapısı kişiyi testi alan taraf olarak gösterir ve testi uygulayan kişiyi belirtmez. Yaygın etken yapı administer a test to someone şeklindedir. Buradaki edilgen yapı assigned a low score ile paraleldir: her iki eylem de aynı kişiye yapılan işlemler olarak sunulur. Administer, test sonucundaki puanı yönetmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi administer an IQ test ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Before the interview, each applicant was ____ by a trained psychologist.
Cevabı göster
administered an IQ test
assigned a low score: resmî değerlendirmede düşük puan verilmesi
assign someone or something a score yapısında assign, bir değerlendiricinin veya sistemin değerlendirme kapsamında bir kişiye ya da şeye puan vermesi demektir. Edilgen be assigned a low score biçimi, puanı alan kişiyi öne çıkarır; kişinin puanı kendisinin seçtiği anlamına gelmez. Bu ifade, önceki edilgen yapıyla being sözcüğünü ortak kullanır. Yapı, After being administered an IQ test and being assigned a low score şeklinde tamamlanarak anlaşılabilir. İngilizcede sıralı yapılarda tekrarlanan yardımcı sözcükler sık sık atılır.
Alıştırma
Resmî değerlendirme fiili assign sözcüğünü doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: After the review, each proposal was ____ a score from one to five.
Cevabı göster
assigned
They told Sara her 19-year-old daughter would be sterilized Dilbilgisi
0:30Sara'ya, 19 yaşındaki kızının kısırlaştırılacağını söylediler,
would be sterilized: geçmişten görülen gelecek zamanın edilgen biçimi
Would be sterilized, would + be + geçmiş zaman ortacı kalıbındadır. Told geçmişte bir bakış noktası oluşturur; would ise o geçmiş anda hâlâ gelecekte olan bir olayı gösterir. Edilgen yapı, işlemi kızın yapmayacağını, işleme maruz kalacağını belirtir. Burada sterilize, tıbbi bir işlemle bir kişiyi üreyemez hâle getirmek anlamındadır. Would, istekli olma anlamına gelmez ve nazik bir rica değildir; geçmişteki bir bakış açısından duyurulmuş bir sonucu aktarır.
Alıştırma
replace fiilinin geçmişten geleceği gösteren edilgen biçimini kullanın: The report said the old bridge ____ the following year.
Cevabı göster
would be replaced
to prevent passing on what the state saw as a mental deficiency. Notlar
0:33böylece devletin zihinsel bir kusur olarak gördüğü şeyin nesilden nesile aktarılması önlenecekti.
passing on: bir özelliği sonraki nesle aktarmak
Passing on burada bir özelliğin kalıtım yoluyla ebeveynden çocuğa aktarılması demektir. -ing biçimindeki passing on, engellenmek istenen eylemi adlandırır; alıcı açıkça söylenmese de bağlamdan sonraki neslin kastedildiği anlaşılır. Nesne bir özellik, gen veya kalıtsal durum olduğunda pass on bu kalıtım anlamını taşır: özellik bir nesilden diğerine devam eder.
Alıştırma
İngilizce cümleyi sonraki nesle aktarmak anlamındaki öbek fiille tamamlayın: A parent can ____ a genetic trait to a child.
Cevabı göster
pass on
what the state saw as: sınıflandırmayı devlete atfetmek
what the state saw as a mental deficiency, passing on ifadesinin nesnesi olarak görev yapan bir ad yan cümlesidir. Burada what, the thing that anlamına gelir; see A as B ise A’yı B olarak görmek veya sınıflandırmak demektir. the state saw as sözleri, sınıflandırmayı nesnel bir gerçek olarak sunmak yerine devlet yetkililerine atfeder. Bu ifade etiketle araya mesafe koyar; ancak yalnızca bu atıf, anlatıcının etikete katılıp katılmadığını göstermez.
Alıştırma
what the state saw as a mental deficiency ifadesi okuyucuya ne anlatır?
- Anlatıcı, bunun nesnel olarak zihinsel yetersizlik olduğunu doğruluyor.
- Devlet, zihinsel yetersizlik adlı görünür bir nesneyi gerçekten gördü.
- Devlet bir şeyi zihinsel yetersizlik olarak sınıflandırdı.
Cevabı göster
Devlet bir şeyi zihinsel yetersizlik olarak sınıflandırdı.
Damgalayıcı tarihsel bir etiket olarak mental deficiency
Bu tarihsel öjeni bağlamında mental deficiency, modern ve tarafsız bir tanı değildir. Yetkililerin zekâ veya davranış farklılıklarını kalıtsal olabilecek bir kusur gibi sunduğu, geniş kapsamlı ve damgalayıcı bir kurumsal etikettir. what the state saw as ifadesi, etiketi nesnel bir gerçek olarak onaylamak yerine devlete atfeder. Daha genel olarak, bir kurumun eski terminolojisi bir metinde geçtiğinde kurumun sınıflandırması ile anlatıcının kendi görüşünü birbirinden ayırmak gerekir.
Alıştırma
Bu kullanımı değerlendirin: Güncel bir okul raporu, tarihsel dili alıntılamadan veya incelemeden bir öğrenciyi tarafsız biçimde mental deficiency sahibi olarak tanımlıyor.
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
This horrific tale may sound like a story from an authoritarian regime, Kalıp ifadeler
0:38Bu korkunç olay, otoriter bir rejimin hikayesi gibi gelebilir kulağa,
Olası bir izlenimi kabul etmek için may sound like
May sound like, bir şeyin belirli bir izlenim verebileceği anlamına gelir. Buradaki sound like gerçek bir sesten söz etmez. Konuşmacı, dinleyicilerin hikâyeyi başlangıçta otoriter bir rejimden gelen bir hikâye olarak sınıflandırabileceğini kabul eder, ancak bu sınıflandırmanın doğru olduğunu söylemez. Bu kalıp, but veya in fact ile yapılacak bir düzeltme ya da karşıtlığa sıklıkla zemin hazırlar. Dinleyicinin muhtemel ilk izlenimini kabul ettikten sonra bu izlenimi değiştiren bilgiyi vermeyi sağlar.
Alıştırma
Hedef üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The proposal ____ an easy fix, but it would take years to carry out.
Cevabı göster
may sound like
it took place in Southern California in 1938. Kalıp ifadeler
0:421938'de Güney Kaliforniya'da yaşandı.
but in fact: önceki bir izlenimi düzeltmek
But in fact, hemen önce oluşan bir izlenimi düzelten veya tersine çeviren bilgiyi sunar. But karşıtlığı belirtir, in fact ise gerçekte doğru olan bilgiyi verir. Burada önceki betimleme uzaktaki otoriter bir ortamı düşündürür, ancak but in fact gerçek yerin Güney Kaliforniya olduğunu açıklar. Konuşma ve açıklamalarda bilgiyi önce beklenti, sonra gerçek şeklinde düzenler.
Alıştırma
“The plan sounded risky, but in fact, it worked very well,” cümlesinde but in fact ne yapar?
- Önceki izlenimin nedenini verir.
- Önceki izlenimi gerçek sonuçla düzeltir.
- Benzer başka bir örnek ekler.
Cevabı göster
Önceki izlenimi gerçek sonuçla düzeltir.
took place: bir olayın ne zaman ve nerede gerçekleştiğini söylemek
Take place, “gerçekleşmek” veya “düzenlenmek” anlamına gelen kalıplaşmış ve geçişsiz bir ifadedir. Took place içindeki took, take fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir. İfade tek bir birim olarak çalışır; bu nedenle place burada “yer” anlamında bağımsız bir isim değildir. Özne genellikle olayın kendisidir. İfadenin ardından yer veya zaman gelebilir: in Southern California yeri, in 1938 ise zamanı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi take place ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The final interview ____ at the company's main office yesterday.
Cevabı göster
took place
And Andrea Garcia was one of thousands of poor women of color Kelime
0:46Ve Andrea Garcia da devletin acımasız öjeni kampanyasının hedef aldığı
women of color: geniş bir toplumsal kimlik terimi
Women of color, özellikle ABD’de toplum, siyaset, tarih ve eşitsizlik tartışmalarında beyaz olarak görülmeyen kadınları kapsayan geniş bir toplumsal kimlik terimidir. Cinsiyeti ırksal veya etnik kimlikle birlikte ifade eder; kadınların gerçek anlamda rengini anlatmaz. Bu cümledeki poor women of color, Andrea’yı yalıtılmış bir vaka olarak değil, daha büyük ve ötekileştirilmiş bir grubun üyesi olarak konumlandırır.
Alıştırma
ABD’deki toplumsal tartışmalarda women of color genellikle ne anlama gelir?
- Ressam olarak çalışan kadınlar
- Beyaz olarak görülmeyen kadınlar için kullanılan geniş bir terim
- Parlak renkli kıyafetler giyen kadınlar
Cevabı göster
Beyaz olarak görülmeyen kadınlar için kullanılan geniş bir terim
targeted by the state's relentless campaign of eugenics. Anlatım akışı
0:49binlerce yoksul siyahi kadından biriydi.
targeted by the state's relentless campaign of eugenics: bireysel bir hikâyeyi sisteme bağlamak
targeted by the state's relentless campaign of eugenics geçmiş zaman ortaç öbeği, poor women of color ifadesini niteler. Edilgen targeted by + eylemi yapan kişi veya eylem yapısı, bu grubu kasıtlı ve zararlı bir eylemin hedefi olarak sunar; relentless ise kampanyanın hafiflemeden güçlü biçimde sürdüğünü gösterir. Bilgi akışı açısından cümle önce Andrea’yı binlerce kişiden biri olarak tanıtır, ardından bu öbekle onun bireysel hikâyesini sistematik bir eyalet programına bağlar. Burada eugenics, insanların kalıtsal değerine ilişkin yanlış fikirlere dayanarak üremeyi kontrol etmeye çalışan ayrımcı öjeni hareketini ifade eder.
Alıştırma
Özgün cümlede vurgulanan ortaç öbeği hangi işlevi görüyor?
- Andrea’nın hikâyesini daha büyük bir grubu hedef alan sürekli bir eyalet kampanyasına bağlar.
- Andrea’nın öjeni kampanyasını düzenlediğini söyler.
- Andrea’yı rastgele seçilmiş, yalıtılmış bir kişi olarak sunar.
Cevabı göster
Andrea’nın hikâyesini daha büyük bir grubu hedef alan sürekli bir eyalet kampanyasına bağlar.
there have been efforts to control human populations via reproduction, Notlar
0:54üreme yoluyla insan nüfusunu kontrol etmeye yönelik,
there have been efforts to control: uzun süreli tarihsel bir olgu
Bu cümlede there have been, geçmişte başlayıp günümüzdeki bakış açısına kadar uzanan bir dönem boyunca çabaların var olduğunu gösterir. Since ancient Greece başlangıç noktasını verir. Cümle tarihe genel bir bakış sunar; tek bir çabanın kesintisiz sürdüğünü veya tam şu anda bir çabanın devam ettiğini söylemez. Efforts to control, insanların bir şeyi kontrol etmeye çalıştığını isim merkezli biçimde anlatır. Since + geçmişteki başlangıç noktası, there have been efforts to + fiil kalıbı, uzun bir dönem boyunca ortaya çıkan girişimleri özetlemek için kullanılabilir.
Alıştırma
Çoğul effort ismini ve present perfect biçiminde bir there yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Since 2000, there ____ improve public transportation.
Cevabı göster
have been efforts to
via reproduction: kullanılan aracı belirtmek
Via, bir şeyi yapmak için kullanılan araç veya kanalı tanıtır. Burada via reproduction, control ifadesini niteler ve üremenin insan nüfuslarını kontrol etmekte kullanılan mekanizma olduğunu belirtir. Bu bağlamda reproduction, insanların çocuk sahibi olması anlamına gelir. Reproduction soyut bir süreç olduğu için buradaki via, bir yerden geçen seyahat rotasını anlatmaz. Okurken “Hangi yolla?” diye sormak yararlı olabilir. Ardından gelen isim bu soruyu yanıtlıyorsa via genellikle yoluyla veya aracılığıyla anlamındadır.
Alıştırma
Cümlede via reproduction ne anlama geliyor?
- üreme yoluyla
- üremeye rağmen
- üremeyle aynı anda
Cevabı göster
üreme yoluyla
retaining some traits and removing others. Anlatım akışı
0:58bazı özellikleri korurken diğerlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan çabalar olmuştur.
retaining some traits and removing others: paralel eylemler
İki -ing biçimi paralel olarak bağlanmıştır: retaining some traits and removing others. Birbiriyle eşleşen some traits ve others nesneleri, özellikleri korunan grup ile dışlanan grup olarak ikiye ayırır. Bu paralel yapı, karşıt iki eylemi tek bir seçme sürecinde yoğunlaştırır. Açıklayıcı metinlerde bu denge, bir grubu korumanın ve diğerini kaldırmanın aynı düzenleme mantığının iki yönü olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi retain ve remove fiillerinin paralel -ing biçimleriyle tamamlayın: The database was cleaned up by ____ useful records and ____ outdated ones.
Cevabı göster
retaining · removing
inspired a new scientific movement dedicated to this endeavor. Kalıp ifadeler
1:04kendini bu amaca adayan yeni bir bilimsel harekete ilham verdi.
dedicated to this endeavor: bir hedefe bağlılık
dedicated to this endeavor, a new scientific movement ifadesini niteler. a movement that was dedicated to this endeavor anlamındaki kısaltılmış bir ilgi tümceciğidir. Bu ifade, hareketin söz konusu çabayı sürdürmeye adanmış olduğunu belirtir; this endeavor daha önce anılan girişime gönderme yapar. Burada dedicated to, süreklilik taşıyan bir amaç veya bağlılık anlatır. Bir eseri birinin onuruna resmen ithaf etme şeklindeki ayrı anlamı taşımaz.
Alıştırma
Hangi cümle bir projenin okuma becerilerini geliştirmeye yönelik süregelen bir hedefi olduğunu doğal biçimde anlatır?
- The project is dedicated for improving reading skills.
- The project is dedicated to improve reading skills.
- The project is dedicated to improving reading skills.
Cevabı göster
The project is dedicated to improving reading skills.
British scientist Sir Francis Galton named this idea eugenics,
1:10İngiliz bilim insanı Sir Francis Galton, Yunanca iyi doğmak anlamına gelen kelimeden
drawn from: kaynağı belirtme
Bu cümlede drawn from, “bir kaynaktan alınmış ya da türetilmiş” anlamındadır. drawn from the Greek word bölümü, eugenics adının nereden geldiğini belirtir; birinin resim çizmesini anlatmaz. drawn from ... biçimindeki geçmiş ortaç öbeği, az önce sözü edilen ad ya da düşünceye kaynak bilgisi ekler. Aynı kalıp bir başlığın, alıntının, tasarımın, veri kümesinin veya esinin kaynağını da gösterebilir.
Alıştırma
Cümleyi kaynak belirten hedef ifadeyle tamamlayın: The character's name is ____ Norse mythology.
Cevabı göster
drawn from
to be well born: köken bilgisindeki değer yargısı
Burada to be well born, eugenics sözcüğünün dayandığı Yunanca kökenin İngilizce açıklamasıdır. Terimi yalnızca bir bebeğin güvenli ya da sağlıklı doğması olarak değil, olumlu tınlayan “iyi doğum” fikriyle sunar. Öjeni tarihindeki ideolojide well bir değer yargısı taşır: bazı kalıtsal özellikler ve aile soyları diğerlerinden daha iyi kabul edilmiştir. Bu yargıyı fark etmek, sözcüğün kökeninin ayrımcı bir fikre nasıl olumlu bir etiket verdiğini görmeye yardımcı olur.
Alıştırma
Yorumu değerlendirin: Bu cümlede to be well born, kalıtım veya insan değeri hakkında hiçbir yargı içermeyen, güvenli bir doğum için söylenmiş sıcak bir dilekten ibarettir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
This wave of modern eugenics included prominent scientists and progressive reformers Notlar
1:18Bu modern öjeni dalgasında, sadece istenen özelliklerin aktarılmasını sağlayarak
Bir eğilim mecazı olarak wave of modern eugenics
Burada wave mecazdır. A wave of modern eugenics, modern öjeni fikirlerinin belirli bir dönemde yükselip yayıldığı ve etkisini artırdığı bir süreci anlatır; sudaki bir dalgayı ifade etmez. a wave of + isim kalıbı bir hareketi, eğilimi, tepkiyi ya da olaylar dizisini güçlü biçimde gelip yayılan bir dalga gibi sunar. Çoğu zaman bunun sınırlı bir dönem içinde gerçekleştiğini düşündürür.
Alıştırma
"a wave of modern eugenics" ifadesindeki wave ne anlama gelir?
- Öjeni hakkında tek bir bilimsel makale
- Bir hareketin veya eğilimin büyüyüp yayıldığı dönem
- Denizin yüzeyinde hareket eden su
Cevabı göster
Bir hareketin veya eğilimin büyüyüp yayıldığı dönem
progressive reformers ifadesinin tarihsel bağlamı
Burada progressive reformers, kendi dönemlerinde toplumu iyileştirme veya kurumları değiştirme çabalarıyla özdeşleştirilen kişileri ifade eder. Progressive tarihsel ve siyasi bir etikettir; bu kişilerin savunduğu her görüşün günümüzde adil ya da insancıl kabul edileceğini garanti etmez. Cümle bu grubu anarak rahatsız edici bir karşıtlığı vurgular: öjeni yalnızca marjinal kişileri değil, toplumsal reformlarla ilişkilendirilen önde gelen kişileri de kendine çekmiştir. Bu etiketi anlatıcının ahlaki onayı olarak değil, kişilerin o dönemdeki konumlarının göstergesi olarak okuyun.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: Bu cümlede progressive reformers, bu reformcuların desteklediği her politikanın günümüzde ahlaken ilerici kabul edileceği anlamına gelir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
by ensuring that only desirable traits were passed down. Notlar
1:25önde gelen bilim insanları ve ilerici reformcular yer alıyordu.
by ensuring that: yöntemi ifade etmek
By ensuring that... önceki sonuç olan improve society ifadesine ulaşmak için kullanılan yöntemi açıklar. Buradaki by, “... yaparak” anlamındadır; “en geç ... tarihinde” anlamında değildir. Yapı “sonuç + by + -ing” şeklindedir. Ensure fiilinden sonra gelen that cümleciği neyin güvence altına alındığını belirtir: only desirable traits were passed down.
Alıştırma
by + ensure fiilinin -ing biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The clinic protected patient privacy ____ that every record was stored securely.
Cevabı göster
by ensuring
desirable traits: bir değer yargısı
Bu cümlede desirable traits, öjeni savunucularının korunmaya değer bulduğu özellikler demektir. Desirable olumlu duyulur, ancak burada nesnel bir bilimsel kategori adı değildir. Bu ifade, öznel ve dışlayıcı bir ölçütü tarafsızmış gibi sunar. Okurken desirable sözcüğünü kimin tanımladığını ve kimlerin özelliklerinin bu etiketin dışında bırakıldığını sorun.
Alıştırma
Yargı: Bu öjeni bağlamında desirable traits, anlamı üzerinde evrensel uzlaşı bulunan tarafsız bir bilimsel etikettir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
passed down: sonraki kuşağa aktarım
were passed down ifadesinde pass down, bir şeyi sonraki kuşağa aktarmak anlamına gelir. Burada özellikler torunlar tarafından miras alınır. Edilgen yapı, bunları aktaran kişi veya süreçten çok aktarılan özelliklere odaklanır. Aynı öbek fiil genler ve özelliklerin yanı sıra kuşaktan kuşağa geçen gelenekler, hikâyeler, beceriler, tarifler ve mülkler için de kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede passed down, önceki bir kuşaktan sonraki kuşağa aktarılmak anlamında kullanılmıştır?
- The bus passed down the narrow street.
- She passed the note down the row.
- This custom was passed down from my great-grandparents.
Cevabı göster
This custom was passed down from my great-grandparents.
their definition of what traits were and were not desirable Dilbilgisi
1:29hangi özelliklerin istenip hangilerinin istenmediğine dair tanımları,
was largely determined by the prejudices of their era. Anlatım akışı
1:33büyük ölçüde kendi çağlarının önyargılarıyla belirleniyordu.
what traits were and were not desirable: gömülü bir wh yan cümlesi
what traits were and were not desirable, definition of ifadesinden sonra gelen gömülü bir wh yan cümlesidir. Tanımın içeriğini, yani hangi özelliklerin arzu edilir sayıldığını ve hangilerinin sayılmadığını belirtir. Doğrudan bir soru değil, bir ad öbeğinin parçasıdır. wh öbeği what traits öznedir; bu nedenle were sözcüğünden önce kalır ve what were traits biçimine çevrilmez. were ve were not arasındaki paralellik iki kategoriyi kısa ve dengeli biçimde kurar. Tam özne their definition of what traits were and were not desirable, ana fiil ise was determined ifadesidir.
Alıştırma
Hangi cümlede aynı gömülü wh yan cümle kalıbı doğru kullanılmıştır?
- The report explains what were methods and were not effective.
- The report explains what methods were and were not effective.
- The report explains what methods did and did not effective.
Cevabı göster
The report explains what methods were and were not effective.
largely determined by the prejudices of their era: büyük ölçüde dönemlerinin önyargıları tarafından belirlenen
Bu cümlede was largely determined by, tanımın ana kaynağını, yani o tarihsel dönemin önyargılarını gösterir. Edilgen yapı önce tanımı öne çıkarır, ardından onu neyin şekillendirdiğini by ile açıklar. Largely, “tamamen” değil, “büyük ölçüde” demektir. Bu ifade, sözde nesnel ölçütü esas olarak toplumsal önyargılarla şekillenmiş bir şey olarak yeniden çerçevelerken başka etkilerin de var olmuş olabileceğine yer bırakır. Burada determined, “karar verilmiş veya şekillendirilmiş” demektir; “kararlı” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki üç sözcüklük hedef ifadeyle tamamlayın: The venue choice was ____ the number of guests.
Cevabı göster
largely determined by
Entire categories of people were considered unfit for reproduction, Kelime
1:36Tüm insan kategorileri üremek için uygun görülmedi,
were considered unfit for reproduction: üremeye uygun görülmüyorlardı
Were considered unfit for reproduction, be considered + sıfat öbeği biçimindeki edilgen yapıyı izler. Bir otoritenin veya baskın grubun, insanların bütün kategorilerini çocuk sahibi olmaya uygun görmediği anlamına gelir. Edilgen anlatım, etikete maruz kalan kişileri öne çıkarırken değerlendirmeyi yapanı belirtmez. Burada unfit, birinin kendisini hasta hissettiğini bildiren sıradan bir ifade değildir. Kimin üremeye sözde uygun olduğuna dair damgalayıcı bir yargıdır. Öjeni bağlamında bu ifade, dışlama ve denetimi nesnel bir değerlendirmeymiş gibi sunar.
Alıştırma
Yargılayın: Bu tarihsel cümlede unfit for reproduction, geçici bir hastalığın tarafsız tıbbi açıklaması olarak sunulmaktadır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
people of color, and people with disabilities.
1:41farklı ten renginden olanlar ve engelliler dahil olmak üzere.
their ideal genetic standard reflected the movement's members, Kelime
1:46onların ideal genetik standartları hareketin üyelerini,
reflected the movement's members: hareketin kendi üyelerini yansıtıyordu
Burada reflected, “ışığı geri yansıttı” değil, “ortaya koydu veya somutlaştırdı” anlamındadır. İdeal genetik standart, hareketin kendi üyelerinin kimliği, değerleri ve önyargılarıyla örtüşecek biçimde şekillendirilmişti. Analitik metinlerde reflect, bir kuralı, standardı veya kurumu onun arkasındaki kişiler ve varsayımlarla ilişkilendirebilir.
Alıştırma
Bu cümlede “reflected the movement's members” ne anlama gelir?
- Üyelerin standardı yeniden düşünmesini sağlıyordu.
- Işığı üyelere doğru geri yansıtıyordu.
- Standardın üyelerin kendi kimliği, değerleri ve önyargılarıyla örtüştüğünü gösteriyordu.
Cevabı göster
Standardın üyelerin kendi kimliği, değerleri ve önyargılarıyla örtüştüğünü gösteriyordu.
white Europeans of Nordic or Anglo-Saxon descent. Kültür
1:49Kuzey Avrupa ya da Anglo-Sakson kökenli beyaz Avrupalıları yansıtıyordu.
of Nordic or Anglo-Saxon descent: Nordik veya Anglo-Sakson kökenli
of Nordic or Anglo-Saxon descent ifadesi white Europeans sözlerini niteler ve “ailesel kökeni Nordik veya Anglo-Sakson olarak sınıflandırılan” anlamına gelir. Burada descent, aşağı doğru hareket değil, soy veya köken demektir. Bu tarihsel öjeni bağlamında Nordic ve Anglo-Saxon, beyazları merkeze alan “ideal” bir genetik standardı tanımlamak için kullanılan ırksal etiketlerdi. Bunlar söz konusu ideolojinin içindeki sınıflandırmalardır; genetik değeri ölçen nesnel, modern bilimsel ölçütler değildir.
Alıştırma
Bu tarihsel bağlamda “of Nordic or Anglo-Saxon descent” nasıl anlaşılmalıdır?
- Üstünlüğü kanıtlayan tarafsız ve modern bir genetik kategori
- Kuzey Avrupa'dan güneye doğru hareket eden insanların tanımı
- Beyaz merkezli bir ırksal hiyerarşi içinde kullanılan soy etiketi
Cevabı göster
Beyaz merkezli bir ırksal hiyerarşi içinde kullanılan soy etiketi
As the influence of eugenics spread in the early 20th century, Dilbilgisi
1:5320. yüzyılın başlarında öjeninin etkisi yayıldıkça,
many countries restricted immigration and outlawed interracial unions. Kelime
1:56birçok ülke göçü kısıtladı ve ırklar arası evlilikleri yasakladı.
As the influence of eugenics spread: zaman içinde gelişen bir eğilim
As the influence of eugenics spread ifadesinde as, bu değişim gelişirken ya da bu eğilim büyüdükçe anlamına gelir. Ana cümle için değişen bir zaman çerçevesi kurar: etki belli bir süre boyunca genişlemiş, ülkeler de aynı dönemde bu politikaları uygulamaya koymuştur. Burada as, gelişmeler arasında bir bağlantı olduğunu düşündürebilir; ancak asıl işlevi onları zaman içinde paralel ilerleyen değişimler olarak düzenlemektir. Because kadar açık bir neden-sonuç ilişkisi kurmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede as, bir eğilim gelişirken aynı dönemde başka bir değişimin gerçekleştiğini gösterir?
- Electric cars became cheaper because more drivers chose them.
- Although electric cars became cheaper, few drivers chose them.
- As electric cars became cheaper, more drivers chose them.
Cevabı göster
As electric cars became cheaper, more drivers chose them.
outlawed interracial unions: hukuki bir yasak
Outlawed, outlaw fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bir hükümetin veya hukuk sisteminin bir şeyi yasa dışı hâle getirdiğini belirtir; insanların o şeyi yalnızca beğenmemesi ya da yapılmamasını öğütlemesi anlamına gelmez. Bu tarihsel ifadede interracial unions, farklı ırklara ait olarak sınıflandırılan kişiler arasındaki evlilikleri veya diğer yakın partnerlikleri ifade eder. Bu nedenle union burada kişisel bir birliktelik anlamındadır, işçi sendikası anlamında değildir.
Alıştırma
The law outlawed interracial unions cümlesindeki vurgulanan ifade, bu tarihsel ve hukuki kullanımda ne anlama gelir?
- Yasa, ırklar arası evlilikleri veya partnerlikleri yasa dışı hâle getirdi.
- Yasa, ırklar arası ilişkileri eleştirdi ama yasal bırakmaya devam etti.
- Yasa, farklı ırklardan insanlar için işçi sendikaları kurdu.
Cevabı göster
Yasa, ırklar arası evlilikleri veya partnerlikleri yasa dışı hâle getirdi.
were taken to their horrific conclusion in Nazi Germany. Deyimler
2:04Nazi Almanyası'nda korkunç boyutlara ulaştı.
so-called racial hygiene: bir etikete eleştirel mesafe
so-called racial hygiene ifadesindeki so-called, racial hygiene adlandırmasını başkalarının kullandığı ve yazarın olduğu gibi kabul etmediği bir etiket olarak sunar. Burada tarafsız bir bilimsel tanım değil, eleştirel bir mesafe bildirir. racial hygiene, öjenik ve Nazizm tarafından ırkçı politikaları sağlık meselesi gibi göstermek için kullanılan sözde bilimsel bir örtmecedir. Buradaki hygiene, sıradan temizlik ya da halk sağlığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede so-called esas olarak neyi gösteriyor?
- Yazar etiketin çok yakın zamanda icat edildiğini söylüyor.
- Yazar etiketi tarafsız ve bilimsel olarak bütünüyle kabul ediyor.
- Yazar etiketi tekrarlarken onunla arasına mesafe koyuyor.
Cevabı göster
Yazar etiketi tekrarlarken onunla arasına mesafe koyuyor.
were taken to their horrific conclusion: yazılı sonuç değil, korkunç bir son nokta
Edilgen were taken to their horrific conclusion ifadesi, önlemlerin ardındaki mantık en korkunç sonucunu doğuruncaya kadar uygulandığını anlatır. Burada conclusion, bir raporun son bölümü veya düşünme sonucunda varılan bir görüş değil, bir son nokta ya da sonuçtur. Yeniden kullanılabilir take something to its conclusion kalıbı, bir politika, fikir, plan veya eğilimi nihai etkileri gerçeğe dönüşene kadar sürdürmeyi ya da geliştirmeyi anlatır. Horrific, bu son noktaya güçlü ve olumsuz bir ahlaki değerlendirme ekler.
Alıştırma
Hangi cümlede take ... to its conclusion, bir fikir veya politikayı nihai sonucuna kadar geliştirmek anlamında kullanılıyor?
- If taken to its logical conclusion, the rule would prohibit nearly every outdoor event.
- The report's conclusion appears on the final page.
- After the discussion, Maya came to the conclusion that the rule was unclear.
Cevabı göster
If taken to its logical conclusion, the rule would prohibit nearly every outdoor event.
The Nazi eugenics campaign systematically killed millions of Jews,
2:07Nazi öjeni kampanyası sistemli bir şekilde milyonlarca Yahudi'nin,
gay men, and people with disabilities.
2:15eşcinsel erkekler ve engelliler dahil olmak üzere öldürülmesine neden oldu.
however, Nazi eugenic policies reflected similar standards across the globe. Anlatım akışı
2:19Nazi öjeni politikaları dünya çapındaki benzer standartları yansıtıyordu.
Outside their extreme brutality: karşılaştırmada bir farkı bir yana bırakmak
Burada Outside their extreme brutality, “bu karşılaştırma amacıyla aşırı acımasızlıklarını bir yana bırakmak” anlamına gelir. Outside mekânsal bir konumu belirtmez. İfade, bir benzerlik noktasına geçmeden önce önemli bir farkı kabul eder. Bu başlangıç, neyin karşılaştırıldığını sınırlar: standartlar benzer olabilir, ancak politikalar aynı ölçüde acımasız olmak zorunda değildir. Bu, savı düzenler; acımasızlığı küçümsemez veya mazur göstermez.
Alıştırma
Outside their extreme brutality cümlede hangi söylem işlevini görür?
- Aşırı acımasızlığın anılmayacak kadar önemsiz olduğunu iddia eder.
- Acımasızlığın politikaların dışında bir yerde gerçekleştiğini söyler.
- Cümlenin politikaların standartlarını karşılaştırabilmesi için önemli bir farkı bir yana bırakır.
Cevabı göster
Cümlenin politikaların standartlarını karşılaştırabilmesi için önemli bir farkı bir yana bırakır.
reflected similar standards across the globe: karşılaştırmayı dünya geneline genişletmek
Reflected similar standards ifadesinde reflected, “gösterdi” veya “bünyesinde taşıdı” anlamına gelir; “kopyaladı” demek değildir. İfade, Nazi öjeni politikalarında görülen standartların başka yerlerde bulunan standartlara benzediğini söyler. Across the globe, kapsamı tek bir ülkeden dünya çapındaki bir örüntüye genişletir. Similar yalnızca standartları niteler; her yerin aynı politikaları benimsediğini veya aynı düzeyde zarara yol açtığını iddia etmez.
Alıştırma
reflected similar standards across the globe ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Politikalar, dünyanın birçok yerinde bulunanlara benzeyen standartlar gösteriyordu.
- Politikalar, dünya çapındaki tek bir politikanın birebir kopyasıydı.
- Politikalar, her ülkenin aynı düzeyde zarara yol açtığını kanıtlıyordu.
Cevabı göster
Politikalar, dünyanın birçok yerinde bulunanlara benzeyen standartlar gösteriyordu.
many countries enacted eugenics policies, Kalıp ifadeler
2:26birçok ülke öjeni politikaları yürürlüğe koydu,
Throughout the mid-20th century: bütün bir dönemi çerçevelemek
Throughout + bir zaman dilimi, ardından gelen durumun o dönemin geneline yayıldığını gösterir. Burada Throughout the mid-20th century, politika eğilimini tek bir yıla değil, 20. yüzyılın ortasındaki on yıllara yerleştirir. Bu ifade önce geniş zaman çerçevesini vererek bilgiyi düzenler. Olayın türüne göre throughout, dönem boyunca süren bir durumu ya da tekrarlanan olayları anlatabilir; mutlaka her an gerçekleştiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Denetimlerin bütün ay boyunca tekrar tekrar yapıldığını en iyi hangi cümle anlatır?
- After the month, inspectors visited the site.
- During the month, inspectors visited the site once.
- Throughout the month, inspectors visited the site.
Cevabı göster
Throughout the month, inspectors visited the site.
enacted eugenics policies: resmî politika oluşturma
enacted eugenics policies ifadesinde enacted, enact fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Hükûmet ve hukuk bağlamlarında enact, yetkili bir kurumun resmî bir işlemle bir yasa veya politikayı resmen oluşturması ya da yürürlüğe koyması demektir. many countries öznesi yetkili aktörleri, eugenics policies nesnesi ise onların resmen oluşturduğu şeyi belirtir. Bu ifade, bir rolü veya sahneyi canlandırmayı değil, resmî politika oluşturmayı anlatır. enact fiilinin yaygın nesneleri arasında a law, legislation, a policy ve a measure bulunur.
Alıştırma
Belediye meclisinin politikayı resmen oluşturduğunu hangi cümle anlatır?
- The city council enforced the policy last year.
- The city council announced the policy last year.
- The city council enacted the policy last year.
Cevabı göster
The city council enacted the policy last year.
forcibly sterilized: kısırlaştırmanın zorla yapıldığını belirtme
forcibly sterilized ifadesinde forcibly, sterilized sözcüğünü niteler ve işlemin kişilerin iradesine aykırı biçimde dayatıldığını belirtir. Sterilized tek başına işlemi adlandırır, ancak kişinin rıza gösterip göstermediğini açıklamaz. Bu nedenle zarf yalnızca yoğunluğu değiştirmez; zorlamayı belirtir ve eylemi tarafsız bir tıbbi olaydan çok ciddi bir güç istismarı olarak gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede forcibly, sterilized sözcüğüne hangi anlamı katıyor?
- Kişiler işleme özgür iradeleriyle rıza göstermedi.
- Bir doktor işlemi birçok kez gerçekleştirdi.
- İşlem olağandışı derecede başarılıydı.
Cevabı göster
Kişiler işleme özgür iradeleriyle rıza göstermedi.
Sterilization was exceptionally common in the US. Kalıp ifadeler
2:36Kısırlaştırma ABD'de de son derece yaygındı.
exceptionally common: olağandan çok daha yaygın
Exceptionally, common sıfatını niteleyen bir derece zarfıdır. Burada exceptionally common, olağandışı derecede yaygın, yani normalde beklenenden çok daha yaygın demektir. “Yalnızca istisnai durumlarda yaygın” anlamına gelmez. Resmî açıklamalarda exceptionally, exceptionally high veya exceptionally difficult örneklerinde olduğu gibi derecelendirilebilir bir sıfatı güçlendirir.
Alıştırma
Bu cümlede exceptionally common ne anlama geliyor?
- yalnızca nadir ve istisnai durumlarda yaygın
- olağandan veya beklenenden çok daha yaygın
- ortalamadan biraz daha az yaygın
Cevabı göster
olağandan veya beklenenden çok daha yaygın
US policies enforced the sterilization of over 60,000 people, Kalıp ifadeler
2:42ABD politikaları 60.000'den fazla kişinin kısırlaştırılmasını zorunlu kıldı,
enforced the sterilization of: bir eylemi otoriteyle zorla uygulatmak
enforced the sterilization of ifadesinde enforce, adı verilen eylemin gerçekleşmesini sağlamak için kurumsal ya da hukuki güç kullanmak demektir. Nesnesi, the sterilization of over 60,000 people ad öbeğidir. Bu ifade, işlemlerin yalnızca gerçekleştiğini bildirmekten fazlasını yapar; bunları politika yoluyla dayatılmış eylemler olarak sunar. Burada enforced, strengthened anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede enforce, bir otoritenin bir eylemi zorla uygulattığını gösterir?
- The agency described the product in a report.
- The agency enforced the removal of the dangerous product from stores.
- The factory produced the dangerous product last year.
Cevabı göster
The agency enforced the removal of the dangerous product from stores.
that mandated sterilization for men and women deemed mentally defective. Kelime
2:48zihinsel engelli olduğu düşünülen erkek ve kadınların kısırlaştırılmasını zorunlu kılan yasalar çıkardı.
with 32 states passing laws: with + ad + -ing
With 32 states passing laws, with + ad öbeği + -ing yapısında bir yan ifadedir. 32 states ad öbeği passing eyleminin anlamca öznesidir; yani yasaları çıkaranlar eyaletlerdir. Bu ifade, önceki önermeye ek arka plan bilgisi olarak bağlanır. Burada kurumsal bir olguyu ve destekleyici bir sayısal bilgiyi ayrı bir ana cümle kurmadan ekler. With, 32 eyaletle birlikte anlamına gelmez ve bu yapı kendi başına otomatik olarak neden bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi ek bilgi veren bir with yapısıyla doğru tamamlayan seçeneği belirleyin: The conference ended early, _____.
- with several speakers canceled at the last minute
- with several speakers canceling at the last minute
- with canceling several speakers at the last minute
Cevabı göster
with several speakers canceling at the last minute
mandated sterilization for: resmî ve bağlayıcı bir yasal gereklilik
Mandated sterilization for... ifadesi, yasaların for kelimesinden sonra belirtilen gruba kısırlaştırmayı resmen zorunlu kıldığını anlatır. Burada mandated, yasaların ne yaptığını belirten geçmiş zamanlı bir fiildir; öneri veya tavsiye değildir. mandate + zorunlu önlem + for + etkilenen grup yapısı, bir otoritenin neyi zorunlu kıldığını ve bu zorunluluğun kimlere uygulandığını gösterebilir.
Alıştırma
Mandated sterilization ifadesindeki zorunluluk gücünü en iyi hangi anlam korur?
- Bir otoritenin bağlayıcı olmayan tavsiyesi
- Bir otoritenin dayattığı zorunlu bir gereklilik
- İşlemi seçmeye izin verilmesi
Cevabı göster
Bir otoritenin dayattığı zorunlu bir gereklilik
deemed mentally defective: kurumsal bir sınıflandırma
Deemed mentally defective, edilgen bir ilgi cümleciğinin kısaltılmış biçimidir: men and women who were deemed mentally defective. deem + nesne + sıfat yapısında deem, resmen değerlendirmek veya sınıflandırmak anlamına gelir; sıfat da sınıflandırmayı belirtir. Deemed yalnızca kurumun yargısını aktarır; bu yargının doğru veya adil olduğunu kanıtlamaz. Buradaki mentally defective, tarafsız ve modern bir tanı değil, eski ve aşağılayıcı bir tarihsel etikettir.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı? Deemed mentally defective ifadesinde deemed, etiketin nesnel olarak doğru olduğunun kanıtlandığını gösterir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
and the results of IQ tests,
2:57ve göçmen nüfusun çoğuna karşı dilsel ve kültürel olarak önyargılı olan
applied based on: belirtilen ölçütlere dayanarak bir etiket uygulamak
was typically applied ifadesindeki applied, apply fiilinin edilgen biçimidir ve bir kişiye ya da şeye etiket koymak veya bir sınıflandırma uygulamak anlamına gelir. Burada “başvurmak” anlamında değildir. Etiketi uygulayan kişi ya da kurum belirtilmez; odak sınıflandırmanın kendisidir. Based on, bu kararda kullanılan kanıtları veya ölçütleri belirtir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp “etiket, kural veya sınıflandırma + be applied + based on + kanıt veya ölçüt” şeklindedir. Etiketin neye göre kullanıldığını açıklar, ancak dayanağın adil veya güvenilir olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan üç kelimelik yapıyla tamamlayın: The access restriction was ____ the security review.
Cevabı göster
applied based on
superficial mental health diagnoses: tanının yeterince derin olmamasını eleştirmek
Superficial, mental health diagnoses isim öbeğinin tamamını niteler. Burada tanıların yeterli derinlik, özen veya araştırma olmadan konduğu anlamına gelir; fiziksel olarak bir yüzeyde bulundukları anlamına gelmez. Bu sıfat olumsuz bir değerlendirme ekler. Söz konusu tanıları ciddi bir etiket koymak için zayıf bir dayanak olarak sunar ve tanıların niteliğini ya da güvenilirliğini sorgular. Ancak superficial sözcüğü tek başına her tanının yanlış olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
superficial mental health diagnoses ifadesinde superficial temel olarak ne anlatır?
- Tanılar erken aşamadaydı ve hâlâ değiştirilebilirdi.
- Tanılar yeterli derinlikten veya dikkatli araştırmadan yoksundu.
- Tanılar vücudun üzerinde görülebilen belirtilere odaklanıyordu.
Cevabı göster
Tanılar yeterli derinlikten veya dikkatli araştırmadan yoksundu.
which were linguistically and culturally biased against most immigrant populations. Kalıp ifadeler
2:59IQ testlerinin sonuçlarına dayanarak uygulanıyordu.
linguistically and culturally biased against + bir grup: dilsel ve kültürel açıdan dezavantaj yaratan önyargı
Biased against + bir kişi veya grup, o kişiye ya da gruba karşı haksız ve olumsuz bir önyargıya sahip olmak veya onu dezavantajlı kılacak şekilde tasarlanmış olmak demektir. Buradaki against, önyargıdan zarar gören hedefi gösterir; fiziksel bir karşı koymayı anlatmaz. Linguistically and culturally, eşitsizliğin dil ve kültür olmak üzere iki kaynağını belirtir. İfade bütünüyle, ölçütlerin farklı dil ve kültür geçmişlerine eşit davranmadığını ve çoğu göçmen grubunu dezavantajlı duruma düşürdüğünü anlatır.
Alıştırma
Kalıbı bir sözcükle tamamlayın: The hiring algorithm was biased ____ applicants with nontraditional work histories.
Cevabı göster
against
These racist standards were particularly problematic in California. Kalıp ifadeler
3:04Bu ırkçı standartlar özellikle Kaliforniya'da sorunluydu.
particularly problematic in + bir bağlam: o bağlamda özellikle sorunlu
Particularly problematic, özellikle sorunlu veya ciddi bir endişe kaynağı demektir. Problematic olumsuz değerlendirmeyi verirken particularly bunun derecesini artırır. Ardından gelen in California ifadesi, sorunun öne çıktığı bağlamı belirtir. Cümle, bu ölçütlerin başka yerlerde zararsız olduğunu söylemez; Kaliforniya'yı özellikle önemli bir örnek olarak vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede particularly problematic ne anlama geliyor: The rule is particularly problematic in emergency situations?
- Kural acil durumlarda daha az güçlük yaratır.
- Kural yalnızca acil durumlarda uygulanır.
- Kural, acil durumlarda özellikle ciddi güçlükler yaratır.
Cevabı göster
Kural, acil durumlarda özellikle ciddi güçlükler yaratır.
Latina women were 59% more likely to be sterilized than other women, Dilbilgisi
3:11Latin kadınların kısırlaştırılma olasılığı diğer kadınlara göre %59 daha fazlaydı
Diğer kadınlara göre kısırlaştırılma olasılığının %59 daha yüksek olması
Yapı, [grup] + be + yüzde + more likely to + fiil + than + karşılaştırma grubu biçimindedir. Burada Latin kökenli kadınların kısırlaştırılma olasılığının diğer kadınlara göre göreli olarak %59 daha yüksek olduğu belirtilir. Aynı olasılık ölçeğinde bu, karşılaştırma grubunun olasılığının 1,59 katıdır. Likely bir olayın gerçekleşme olasılığını anlatır; “tercih etmek” anlamına gelmez. Cümle ayrıca Latin kökenli kadınların %59'unun kısırlaştırıldığını veya farkın 59 yüzde puan olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bir araştırmada “Group A was 40% more likely to experience the outcome than Group B.” deniyor. Bu ne anlama gelir?
- A Grubunun tam olarak %40'ı bu sonucu yaşar.
- A Grubunun olasılığı B Grubuna göre %40 daha yüksektir.
- A Grubunun oranı B Grubunun oranından 40 yüzde puan daha yüksektir.
Cevabı göster
A Grubunun olasılığı B Grubuna göre %40 daha yüksektir.
and the rate of sterilizations in California was incredibly high. Kelime
3:16ve Kaliforniya'daki kısırlaştırma oranı inanılmaz derecede yüksekti.
Kısırlaştırma oranı
Bu istatistiksel ifadede rate, kısırlaştırmaların bir nüfus veya dönem gibi referans alınan bir temele göre ne sıklıkta gerçekleştiğini anlatır. Of sterilizations ölçülen olayı belirtirken in California coğrafi kapsamı belirler. Yüksek bir rate; yüksek fiyat, kalite puanı veya yalnızca büyük bir ham toplam anlamına gelmez. İfade tek başına paydayı ya da kesin yüzdeyi belirtmez; bu ayrıntılar çevredeki verilerden gelmelidir.
Alıştırma
“the rate of sterilizations” ifadesinde rate ne anlama gelir?
- kısırlaştırma işlemlerine verilen kalite puanı
- tanımlı bir nüfus veya dönemdeki kısırlaştırmaların sıklığı ya da oranı
- bir kısırlaştırma işlemi için alınan ücret
Cevabı göster
tanımlı bir nüfus veya dönemdeki kısırlaştırmaların sıklığı ya da oranı
This single state performed over 1/3 of the country's sterilization operations. Dilbilgisi
3:19Bu tek eyalet, ülkedeki kısırlaştırma operasyonlarının üçte birinden fazlasını gerçekleştirdi.
over 1/3 of: bütünün üçte birinden fazlası
Over 1/3 of, bir bütünün üçte birinden fazlası anlamına gelir. Burada over, miktarın belirtilen kesirden büyük olduğunu anlatır; mekânsal olarak üstünde anlamına gelmez. of sonrasındaki isim öbeği, ölçülen bütünün ne olduğunu belirtir. Bu cümlede bütün, ülkedeki tüm kısırlaştırma operasyonlarıdır; dolayısıyla tek bir eyalet ülke toplamının üçte birinden fazlasını gerçekleştirmiştir.
Alıştırma
Over 1/3 of the voters supported the plan. cümlesinde over 1/3 of ne anlama gelir?
- Tüm seçmenlerin üçte birinden azı
- Tüm seçmenlerin tam olarak üçte biri
- Tüm seçmenlerin üçte birinden fazlası
Cevabı göster
Tüm seçmenlerin üçte birinden fazlası
Such was the case of Andrea Garcia, Dilbilgisi
3:24Hikayesi benzer kaderleri paylaşan binlerce bireyi yansıtan
whose story reflects thousands of individuals with similar fates.
3:27Andrea Garcia'nın durumu da böyleydi.
Such was the case of ...: genel bir durumu belirli bir örneğe bağlamak
Such was the case of Andrea Garcia, az önce açıklanan durumun Andrea Garcia için de geçerli olduğu anlamına gelir. Such önceki duruma gönderme yapar; Andrea'yı doğrudan betimlemez. Devrik düzen olan Such + be + the case of ..., genel bir açıklamadan belirli bir örneğe geçiş sağlayan resmî bir bağlantı kurar. Daha doğrudan bir biçim The same was true of Andrea Garcia olurdu; ancak özgün yapı tarihsel anlatıma uygundur.
Alıştırma
Resmî bir anlatıda Such was the case of Maya ifadesinin temel söylem işlevi nedir?
- Daha önce açıklanan durumun Maya için de geçerli olduğunu gösterir.
- such sıfatıyla Maya'nın kişiliğini betimler.
- Tamamen ilgisiz bir durum ortaya koyar.
Cevabı göster
Daha önce açıklanan durumun Maya için de geçerli olduğunu gösterir.
With the help of famed civil rights lawyer David Marcus, Kültür
3:30Ünlü sivil haklar avukatı David Marcus'un yardımıyla,
civil rights lawyer: sivil hakları koruyan avukat
civil rights lawyer; eşit muamele, ayrımcılıktan korunma, oy hakkı veya anayasal haklar gibi yasal güvencelerle ilgili davalarda çalışan avukattır. Burada civil rights bir hukuk alanının adıdır; civil, 'nazik' veya 'medenileşmiş' anlamına gelmez. David Marcus’ın civil rights lawyer olarak tanıtılması, yardımının bu bağlamda neden önemli olduğunu açıklar: uzmanlığı, bir eyalet yasasına anayasal haklar temelinde itiraz etmekle ilgilidir.
Alıştırma
Hangi çalışma türü civil rights lawyer ile en yakından ilişkilidir?
- Konusu ne olursa olsun özel şirketler arasındaki her türlü uyuşmazlık
- Müvekkillere mahkemede nazik davranmayı öğretmek
- Eşitlik, ayrımcılık ve koruma altındaki bireysel haklarla ilgili davalar
Cevabı göster
Eşitlik, ayrımcılık ve koruma altındaki bireysel haklarla ilgili davalar
Andrea's mother argued that California's sterilization law violated the US Constitution, Kalıp ifadeler
3:33Andrea'nın annesi Kaliforniya'nın kısırlaştırma yasasının ABD Anayasası'nı ihlal ettiğini,
argued that ... violated: hukuki bir iddiayı aktarmak
Hukuki anlatımda argued that, gerekçelerle desteklenen bir görüşü aktarır; Andrea’nın annesinin biriyle kişisel olarak tartıştığı anlamına gelmez. that yan cümlesi onun iddiasını belirtir: Kaliforniya’nın kısırlaştırma yasası ABD Anayasası’nı ihlal etmiştir. Yeniden kullanılabilen kalıp someone argues that X violates Y, geçmiş zaman biçimi ise someone argued that X violated Y şeklindedir. Bu kalıp, mahkemenin iddiayı kabul ettiğini söylemeden taraflardan birinin görüşünü aktarır.
Alıştırma
Hukuki anlatım cümlesini tamamlayın. İddiayı aktarmak için argue that, hukuki çatışmayı belirtmek için violate kullanın ve iki fiili de geçmiş zamana getirin: The residents ____ the new rule ____ their constitutional rights.
Cevabı göster
argued that · violated
depriving Andrea of her rights to equal protection under the law. Notlar
3:38Andrea'yı yasa önünde eşit koruma haklarından mahrum bıraktığını savundu.
depriving Andrea of her rights: deprive someone of something kalıbı
deprive someone of something kalıbı, bir kişinin sahip olduğu veya hakkı olan önemli bir şeyi elinden almak ya da ona vermemek demektir. depriving Andrea of her rights ifadesinde etkilenen kişi Andrea, kaybettiği şey ise her rights'tır; of kaynağı değil, elinden alınan şeyi belirtir. -ing biçimindeki depriving, bunu çevresindeki cümleye bağlı bir eylem veya sonuç olarak sunar. Başka durumlara aktarılabilen yapı deprive + kişi veya grup + of + hak, kaynak veya fırsat şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi gerekli edatla tamamlayın: The ruling deprived thousands of citizens ____ the right to vote.
Cevabı göster
of
equal protection under the law: ABD hukukunda bir ilke
ABD anayasa ve medeni haklar bağlamında equal protection under the law, hükümetin benzer durumda bulunan kişilere karşı haksız ayrımcılık yapmadan kanunları uygulaması ve yürütmesi gerektiği ilkesidir. Bu ilke, herkes için aynı sonucu veya her türlü zarardan korunmayı vaat etmez. Burada ifade, Andrea'nın elinden alındığı söylenen yasal hakkı belirtir. Under the law, bir kanunun fiziksel olarak altında bulunmak değil, hukuk sistemi içinde ve hukuka uygun olmak anlamına gelir.
Alıştırma
Bu hukuki bağlamda equal protection under the law ne anlama gelir?
- Her anlaşmazlıkta herkese tamamen aynı sonucu garanti eder.
- Olası her türlü zarardan fiziksel güvenlik vaat eder.
- Hükümetin kanun ve eylemlerinin benzer durumda olan kişilere karşı haksız ayrımcılıktan kaçınmasını gerektirir.
Cevabı göster
Hükümetin kanun ve eylemlerinin benzer durumda olan kişilere karşı haksız ayrımcılıktan kaçınmasını gerektirir.
while one of the three judges overseeing the case voted to spare Andrea, Notlar
3:42davaya bakan üç yargıçtan biri Andrea'nın bağışlanması yönünde oy kullanırken,
voted to spare Andrea: fiil olarak spare
Spare burada fiildir. To spare someone, o kişinin zarar, ceza, acı veya başka ciddi bir olumsuz sonuçtan kaçınmasını sağlamak demektir. Bu nedenle voted to spare Andrea, yargıcın Andrea'yı önerilen zararlı sonuçtan koruma yönünde oy verdiği anlamına gelir. Voted to spare ifadesinde to sözcüğünden sonra fiilin yalın biçimi gelir. Bu yüzden spare bu cümlede fazladan veya kullanılabilir anlamındaki sıfat değildir.
Alıştırma
Cümlede voted to spare Andrea ne anlama geliyor?
- Andrea'yı yedek olarak seçme yönünde oy verdi.
- Andrea'yı önerilen zararlı sonuçtan koruma yönünde oy verdi.
- Andrea'ya fazladan zaman verme yönünde oy verdi.
Cevabı göster
Andrea'yı önerilen zararlı sonuçtan koruma yönünde oy verdi.
while ... the other two did not: karşıtlık ve eksilti
Burada while, bir şey olurken anlamında değil, whereas gibi buna karşılık anlamındadır. Bir yargıcın kararını diğer iki yargıcın zıt kararıyla karşılaştırır. The other two did not ifadesinde daha önce geçen vote to spare Andrea sözleri tekrar edilmemiştir. Yardımcı fiil did geçmiş zamanı taşır, not ise tekrarlanan eylemi olumsuz yapar: tam biçim the other two did not vote to spare Andrea şeklindedir.
Alıştırma
Cümle, yargıçların oyları hakkında ne söylüyor?
- Üç yargıcın tamamı Andrea'nın bu işlemden muaf tutulması yönünde oy verdi.
- İlk yargıç beklerken diğer iki yargıç oy verdi.
- Bir yargıç Andrea'nın bu işlemden muaf tutulması yönünde oy verdi, ancak diğer ikisi vermedi.
Cevabı göster
Bir yargıç Andrea'nın bu işlemden muaf tutulması yönünde oy verdi, ancak diğer ikisi vermedi.
Records suggest it's possible Andrea escaped the impending surgery, Notlar
3:48Kayıtlar Andrea'nın yaklaşan ameliyattan kaçmış olabileceğini gösteriyor,
Records suggest it's possible: kanıta dayalı temkinli bir iddia
Records suggest it's possible, sonucu temkinli biçimde sunar. Records kanıt kaynağıdır; suggest 'kanıtlamadan işaret etmek', it's possible ise sonucun kesin olmadığını belirtir. Kanıtlar bir açıklamayı desteklediği hâlde onu gerçek olarak kesinleştirmediğinde bu kalıbı kullanın. Burada suggest, kanıtların neye işaret ettiğini anlatır; 'tavsiye etmek' anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle eksik kanıtlara dayanarak temkinli bir iddiada bulunur?
- The records suggest it's possible that Maya left before dawn.
- The records advise Maya to leave before dawn.
- The records prove that Maya left before dawn.
Cevabı göster
The records suggest it's possible that Maya left before dawn.
escaped the impending surgery: yaklaşan bir tehditten kurtulmak
escaped the impending surgery ifadesindeki escaped, ameliyatı 'geçirmekten ya da ameliyatın zararına uğramaktan kaçınmak' anlamına gelir. Zararlı bir sonuçtan kurtulmayı anlatır; mutlaka bir odadan koşarak çıkmak demek değildir. Impending, 'çok yakında gerçekleşmek üzere olan' anlamına gelir ve genellikle baskı, tehdit veya kaygı hissi de katar. Ameliyatı yalnızca geleceğe planlanmış bir olay değil, yaklaşmış ve kaygı verici bir durum gibi gösterir.
Alıştırma
escaped the impending surgery burada ne anlama geliyor?
- Andrea, gerçekleşmek üzere olan bir ameliyatı geçirmekten kurtuldu.
- Andrea uzak bir gelecek için ameliyat ayarladı.
- Andrea ameliyattan sonra ameliyathaneden koşarak çıktı.
Cevabı göster
Andrea, gerçekleşmek üzere olan bir ameliyatı geçirmekten kurtuldu.
but many more victims of these policies did not. Anlatım akışı
3:52ancak bu politikaların daha birçok kurbanı o kadar şanslı değildi.
but many more victims ... did not: karşıtlık ve eksilti
Burada but, daha önceki istisnai durumdan—Andrea planlanan ameliyattan kurtulmuş olabilir—bu politikaların zarar verdiği daha büyük gruba geçiş yapar. many more, sayı bakımından büyük farkı odak noktası hâline getirir. did not bir fiil öbeği eksiltisidir: did geçmiş zamanı, not ise olumsuzluğu taşır; tekrarlanan eylem önceki cümleden açıkça anlaşıldığı için söylenmez. Bu bağlamda, çok daha fazla mağdurun ameliyattan veya ilgili zarardan kaçamadığı anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede did not ne anlama geliyor?
- Çok daha fazla mağdur ameliyattan veya ilgili zarardan kaçamadı.
- Çok daha fazla mağdur bu politikaları oluşturmadı.
- Çok daha fazla mağdur eugenics kelimesini anlamadı.
Cevabı göster
Çok daha fazla mağdur ameliyattan veya ilgili zarardan kaçamadı.
Although eugenics acquired negative connotations after the horrors of World War II, Kalıp ifadeler
3:55Öjeni, İkinci Dünya Savaşı'nın dehşetinden sonra olumsuz çağrışımlar kazansa da,
acquired negative connotations: olumsuz çağrışımlar edinmek
Resmî bir eşdizim olan acquired negative connotations ifadesinde acquired “zamanla sahip oldu”, connotations ise bir kelime, etiket, fikir veya sembolün doğrudan tanımının ötesinde taşıdığı duygu ve çağrışımlar anlamına gelir. Burada bu ifade, öjeninin İkinci Dünya Savaşı'nın dehşetinden sonra son derece olumsuz çağrışımlar uyandırmaya başladığını söyler. Sözlük tanımındaki bir değişikliği veya fikrin pratik sonuçlarını değil, toplumun algısındaki değişikliği anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “olumsuz çağrışımlar taşımaya başladı” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: After the scandal, the once-neutral label ____.
Cevabı göster
acquired negative connotations
continued for decades: onlarca yıl devam etti
continued for decades, bu uygulamaların onlarca yıl süren bir dönem boyunca kullanılmaya devam ettiğini belirtir. continued durmadıklarını, for decades ise ne kadar süre devam ettiklerini anlatır. Buradaki decades belirli bir on yılın adı değil, birden fazla on yıldan oluşan bir süredir. continue + for + süre yapısı uzun süren bir politikayı, alışkanlığı, sorunu veya etkiyi anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi onlarca yıl boyunca anlamına gelen iki sözcüklü süre ifadesiyle tamamlayın: The tradition continued ____.
Cevabı göster
for decades
research into human genetics was more nuanced, Notlar
4:07insan genetiği üzerine yapılan araştırmalar daha ayrıntılı hale gelmişti
research into human genetics: research into + konu
Burada research bir isimdir ve into human genetics araştırılan alanı belirten bir edat öbeğidir. Research into X, X'in sistemli biçimde araştırılması anlamına gelir; into fiziksel bir hareketi değil, araştırmanın konusunu veya yönünü gösterir. Bu kalıp, resmî metinlerde bir araştırma alanını kısa biçimde adlandırmayı sağlar: research into climate change, research into memory.
Alıştırma
Cümleyi research into + konu kalıbıyla tamamlayın: The university is funding research ____ ocean pollution.
Cevabı göster
into
more nuanced: ince ayrımları fark etmek
Burada more nuanced, ince ayrımlara ve karmaşıklığa daha fazla dikkat göstermek anlamına gelir. Araştırmanın yalnızca daha yeni veya daha teknik değil, daha az basite indirgeyici olduğunu belirtir. Karşılaştırma bildiren more, daha önceki ya da daha az dikkatli bir anlatımla karşıtlık kurar. Aynı kalıp, meseleyi iki kesin uçla sınırlamayan bir analizi, açıklamayı, görüşü veya tartışmayı övmek için kullanılabilir.
Alıştırma
"The revised analysis is more nuanced," cümlesinde more nuanced ne anlama gelir?
- Daha yakın bir tarihte yazılmıştır.
- Daha ince ayrımları ve karmaşıklığı fark eder.
- Daha fazla teknik sözcük içerir.
Cevabı göster
Daha ince ayrımları ve karmaşıklığı fark eder.
and bioethics had begun to blunt eugenics' influence. Deyimler
4:09ve biyoetik, öjeninin etkisini zayıflatmaya başlamıştı.
By the late 1960s: 1960'ların sonlarına gelindiğinde
By the late 1960s, 1960'ların sonunu bir zaman sınırı olarak belirler: anlatı bu noktaya ulaştığında ardından gelen durumlar zaten geçerlidir veya değişiklikler çoktan başlamıştır. Cümledeki bilgiyi o zamana kadar nelerin geliştiğine göre düzenler. Bu nedenle had begun, by ile kurulan zaman bakışına doğal biçimde uyar. Bu zaman kullanımında by, en geç o noktada veya o zamana kadar anlamına gelir; yanında anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle 2010 yılını bir zaman sınırı olarak sunar ve kuruluşun o zamana kadar beş klinik açmış olduğunu belirtir?
- By 2010, the organization had opened five clinics.
- Since 2010, the organization has opened five clinics.
- In 2010, the organization opened five clinics.
Cevabı göster
By 2010, the organization had opened five clinics.
had begun to blunt eugenics' influence: öjeniğin etkisini azaltmaya başlamıştı
had begun to blunt eugenics' influence ifadesinde blunt, bir şeyi daha az güçlü veya etkili hâle getirmek anlamında kullanılan bir fiildir. Bir kesici kenarı daha az keskin hâle getirme şeklindeki gerçek anlamı influence sözcüğüne aktarılır ve etki, zayıflatılabilen bir güç olarak sunulur. Had begun to, başlangıcı geçmişteki başka bir referans noktasından önceye yerleştirir. Zayıflatma sürecinin başlamış olduğunu, tamamlandığını değil, belirtir; biyoetiğin öjeniğin etkisini tamamen ortadan kaldırdığı söylenmez.
Alıştırma
Burada had begun to blunt eugenics' influence ne anlama geliyor?
- Biyoetik, öjeniğin bütün izlerini çoktan ortadan kaldırmıştı.
- Biyoetik, öjeniğin etkisini azaltmaya başlamıştı.
- Biyoetik, öjeniğin etkisini artırmaya başlamıştı.
Cevabı göster
Biyoetik, öjeniğin etkisini azaltmaya başlamıştı.
Yet Sweden and the US continued to pursue involuntary sterilization Kalıp ifadeler
4:13Ancak İsveç ve ABD isteği dışında kısırlaştırma uygulamalarını
continued to pursue involuntary sterilization: rıza dışı kısırlaştırmayı sürdürmek
continued to pursue involuntary sterilization ifadesinde pursue, birini fiziksel olarak kovalamak anlamına gelmez. Nesnesi bir politika veya kurumsal uygulama olduğunda, onu etkin biçimde ilerletmeye, uygulamaya veya gerçekleştirmek için çalışmaya devam etmek anlamına gelir. Continued to, eylemin sürdüğünü vurgular. Involuntary, kısırlaştırmaya maruz bırakılan kişilerin bunu özgürce seçmediği veya buna özgür iradeleriyle onay vermediği anlamına gelir. Dolayısıyla ifade, sıradan ve isteğe bağlı bir tıbbi seçenekten değil, zorlayıcı bir devlet uygulamasından söz eder.
Alıştırma
Bu cümlede continued to pursue involuntary sterilization ne anlama geliyor?
- Ülkeler, rıza dışı bir kısırlaştırma politikasını etkin biçimde yürütmeye veya ilerletmeye devam etti.
- Ülkeler yalnızca gönüllü kısırlaştırmanın var olduğunu biliyordu.
- Ülkeler, kısırlaştırmayı seçmiş kişileri fiziksel olarak kovalamaya devam etti.
Cevabı göster
Ülkeler, rıza dışı bir kısırlaştırma politikasını etkin biçimde yürütmeye veya ilerletmeye devam etti.
well into the '70s: 1970'lerin epey ilerleyen dönemlerine kadar
well into the '70s ifadesinde well, into'nun zamansal anlamını güçlendirir. İfade, eylemin yalnızca 1970'lerin başına kadar değil, on yıl başladıktan sonra da kayda değer bir süre devam ettiğini söyler; kesin bir bitiş yılı vermez. Burada istem dışı kısırlaştırmanın, değişimin beklenebileceği tarihsel bir dönüm noktasından hemen sonra sona ermediği vurgulanır. Başka durumlara aktarılabilen well into + zaman dilimi kalıbı, bir şeyin beklenenden daha geç bir zamana kadar sürdüğünü öne çıkarır.
Alıştırma
Hangi cümle görüşmelerin gecenin oldukça ilerleyen bir vaktine kadar sürdüğünü anlatır?
- The negotiations continued well into the night.
- The negotiations ended just before nightfall.
- The negotiations began early in the afternoon.
Cevabı göster
The negotiations continued well into the night.
class action lawsuits and protest marches in the US galvanized lawmakers, Notlar
4:20ABD'deki toplu davalar ve protesto yürüyüşleri milletvekillerini harekete geçirdi
class action lawsuits and protest marches: iki kolektif eylem biçimi
class action lawsuit, benzer talepleri olan daha büyük bir grup adına bir veya daha fazla kişinin açtığı davadır. class action ifadesindeki class, okul sınıfını değil, etkilenen kişilerden oluşan bir kategoriyi anlatır. protest march ise insanların değişim talep etmek veya karşıtlıklarını göstermek için yürüdüğü örgütlü bir halka açık gösteridir. and bağlacı iki farklı kolektif baskı türünü birbirine bağlar: mahkemeler yoluyla eylem ve kamusal alanda eylem. Bu iki unsur birlikte galvanized fiilinin öznesini oluşturur ve yasa koyucuları neyin tepki vermeye ittiğini gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede class action lawsuits and protest marches ifadesi neyi anlatır?
- Özel görüşmeler ve kapalı yasama toplantıları
- Sınıflarda yapılan dersler ve okul geçit törenleri
- Bir grup adına açılan davalar ve örgütlü halka açık gösteriler
Cevabı göster
Bir grup adına açılan davalar ve örgütlü halka açık gösteriler
galvanized lawmakers: yasa koyucuların güçlü biçimde harekete geçirilmesi
Burada galvanized mecaz anlamdadır: davalar ve yürüyüşler, yasa koyucuları karşılık vermeye veya harekete geçmeye güçlü biçimde itti. Kamuoyu baskısının kaygıyı ya da hareketsizliği eyleme dönüştürdüğünü anlatır. Kalıp galvanize + kişi veya grup şeklindedir; ardından bazen into action ya da to do something gelir. Nesne, harekete geçmesi sağlanan kişileri belirtir.
Alıştırma
Cümlede galvanized lawmakers ne anlama geliyor?
- Yasa koyucuları koruyucu bir metal tabakayla kapladı.
- Yasa koyucuları güçlü biçimde harekete geçirdi.
- Yasa koyuculara teknik bilgi verdi.
Cevabı göster
Yasa koyucuları güçlü biçimde harekete geçirdi.
and California sterilization laws were finally repealed in 1979. Kelime
4:24ve Kaliforniya kısırlaştırma yasaları nihayet 1979'da yürürlükten kaldırıldı.
were finally repealed: yasaların nihayet resmen yürürlükten kaldırılması
were finally repealed, were + repealed yapısından oluşan edilgen bir hukuk ifadesidir. Repeal, mevcut bir yasayı artık yürürlükte olmayacak şekilde resmen kaldırmak demektir. Edilgen yapı, yasayı kaldıran kurumdan çok yasalara ve sonuca odaklanır. Finally, bu sonucun ancak bir gecikme veya uzun bir süreçten sonra ortaya çıktığı anlamını ekler.
Alıştırma
Hangi cümle mevcut bir yasanın resmen yürürlükten kaldırıldığını söylüyor?
- The outdated law was enacted last year.
- The outdated law was repealed last year.
- The outdated law was enforced last year.
Cevabı göster
The outdated law was repealed last year.
legal and illegal sterilization: hukuki durum ve ahlaki kabul edilebilirlik
Bu ifade, sterilization sözcüğünü niteleyen legal ve illegal sıfatlarını eş görevli olarak birleştirir. Legal, yasaların izin verdiği; illegal ise yasaların yasakladığı anlamına gelir. İkisinin de belirtilmesi, sorunun yalnızca hâlihazırda suç sayılan eylemlerle sınırlı olmadığını gösterir. Buradaki legal yalnızca hukuki durumu açıklar; onay bildirmez. Bir uygulama yasal olduğu hâlde zararlı veya ahlaken kabul edilemez olabilir. Bu nedenle hukuki değerlendirme ile etik değerlendirme birbirinden ayrılmalıdır.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: Bu cümlede legal sterilization, ahlaken kabul edilebilir kısırlaştırma anlamına gelir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
oppressed communities: sürekli adaletsizlik ve eşitsiz güç
Oppressed communities, eşitsiz bir toplumsal veya siyasi güç ilişkisi içinde ayrımcılık, sömürü, dışlanma ya da haklardan mahrum bırakılma gibi sürekli adaletsizliklere maruz kalan grupları ifade eder. Buradaki communities, yalnızca aynı mahallede yaşayanları değil, ortak bir kimlik veya durumla birbirine bağlı insanları anlatır. Oppressed, kısa süreli stres, üzüntü ya da hayal kırıklığını değil, eşitsiz gücün oluşturduğu toplumsal bir durumu tanımlar.
Alıştırma
Bu cümlede oppressed communities ne anlama geliyor?
- Aynı fiziksel mahallede yaşayan herkes
- Geçici olarak stresli veya mutsuz hisseden kişiler
- Eşitsiz güç ilişkileri içinde sürekli adaletsizliğe maruz kalan gruplar
Cevabı göster
Eşitsiz güç ilişkileri içinde sürekli adaletsizliğe maruz kalan gruplar
How did IQ tests come to be used as a tool of eugenics? Notlar
4:39IQ testleri nasıl oldu da öjeninin bir aracı olarak kullanılmaya başlandı?
come to be used as: zaman içinde gelişen bir kullanım veya rol
come to be used as ifadesinde come to, bir yere doğru hareket etmek değil, zamanla bir duruma ulaşmak anlamına gelir. Soru, bu kullanımın zaman içinde nasıl geliştiğini sorar. Kalıp come to be + geçmiş zaman ortacıdır. Burada be used edilgendir: IQ tests eyleme maruz kalır ve as, testlerin sonunda üstlendiği rolü belirtir. Bir rol, yorum veya davranış biçimi bir anda değil de bir süreç sonucunda ortaya çıktığında bu kalıbı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Edilgen rolün zamanla geliştiğini göstermek için cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: The empty lot eventually ____ a public garden.
Cevabı göster
came to be used as
as a tool of eugenics: mecazi bir araç anlamındaki tool
as a tool of eugenics ifadesindeki tool mecazidir. Fiziksel bir nesneyi değil, öjenik fikirleri ve hedefleri ilerletmek için kullanılan bir yöntem veya aracı belirtir. Bu ifade, IQ testlerinin doğrudan öjeniyle aynı şey olduğunu söylemez. İnsanları sınıflandırmak veya politikaları desteklemek gibi, bu hareket içinde hizmet etmeleri için kullanıldıkları rolü anlatır.
Alıştırma
Sorudaki as a tool of eugenics ne anlama gelir?
- öjenik hedefleri ilerletmek için kullanılan bir araç
- bir öjeni laboratuvarında tutulan fiziksel bir cihaz
- öjenik hedeflere hizmet etmeden yalnızca tartışılan bir konu
Cevabı göster
öjenik hedefleri ilerletmek için kullanılan bir araç
Dig into how these tests have been used and misused throughout history Notlar
4:42Bu testlerin tarih boyunca nasıl kullanıldığını ve nasıl kötüye kullanıldığını
have been used and misused throughout history: tarihsel bir karşıtlık kurmak
Have been used ve have been kısmı tekrar edilmeyen misused, present perfect'in koordineli edilgen yapılarıdır. İkinci have been yazılmasa da önceki yapıdan anlaşılır. Böylece these tests cümlenin konusu olarak kalır ve sorumlu kişi ya da kurumlar belirtilmeden zaman içinde testlere ne olduğu özetlenir. Used ve misused daha sonra kısa ve belirgin bir karşıtlık kurar: testler tarafsız veya meşru biçimlerde kullanılmış, fakat yanlış, uygunsuz ya da zararlı şekillerde de kullanılmıştır. Throughout history çerçeveyi farklı tarihsel dönemlere genişletir; bu nedenle ifade yalnızca testlerin var olduğunu tekrarlamak yerine hem kullanımı hem de kötüye kullanımı ele alacak bir tartışmayı haber verir.
Alıştırma
“have been used and misused throughout history” nasıl bir bilgi yapısı oluşturur?
- Testleri oluşturan ve kullanan kişilerin adını verir.
- Testlerin uzak geçmişte yalnızca bir kez kullanıldığını söyler.
- Farklı tarihsel dönemlerdeki kullanım ile yanlış veya zararlı kullanımı karşılaştırır.
- Testlerin tarih boyunca her kullanımının zararlı olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster
Farklı tarihsel dönemlerdeki kullanım ile yanlış veya zararlı kullanımı karşılaştırır.
Dig into: bir konuyu derinlemesine incelemek
Dig into, bir şeyi derinlemesine incelemek veya ayrıntılı biçimde öğrenmek demektir. Burada ardından how ile başlayan dolaylı bir soru gelir; dolayısıyla incelenen konu, testlerin nasıl kullanıldığı sorusunun tamamıdır. Bu video yönlendirmesinde ifade, izleyicileri daha derin bir araştırmaya devam etmeye çağırır. Nesne bir konu, soru veya bilgi bütünü olduğunda dig into mecazidir; toprağı kazmak anlamına gelmez.
Alıştırma
“Dig into how these tests have been used...” cümlesinde “dig into” ne anlama gelir?
- Fiziksel olarak toprağı kazmak
- Kontrol etmeden tahminde bulunmak
- Soruyu hızla geçmek
- Soruyu derinlemesine incelemek
Cevabı göster
Soruyu derinlemesine incelemek