Holokost'a ilham veren hareket - Alexandra Minna Stern ve Natalie Lira: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
651 kelime 151 kel/dk

Video özeti: Video, Andrea Garcia’nın yaşadıklarından hareketle öjeni düşüncesinin ırk, sınıf ve engellilik temelli önyargıları Kaliforniya’da ve dünyanın başka yerlerinde zorla kısırlaştırma politikalarına nasıl dönüştürdüğünü; davalarla protestoların bu yasaların kaldırılmasına nasıl katkı sağladığını anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. what the state saw as — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bu iç içe yan cümle, sözde “zihinsel yetersizlik” değerlendirmesini nesnel bir gerçek gibi sunmak yerine devlete atfeder. Öğrenci, tartışmalı bir kurumsal yorumu benimsemeden aktarmak ve anlatımında eleştirel mesafeyi korumak için bu kalıbı kullanabilir. 2. linguistically and culturally biased against — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: biased against temel eşdizim olarak tanınır; iki zarf ise IQ testlerinin göçmen toplulukları hangi yönlerden dezavantajlı kıldığını açıklar. Bu ifade sınavlarda, kurumlarda, medyada veya kişisel tutumlarda görülen taraflılığı anlatmak için kullanılabilir. 3. were finally repealed — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Yasaların resmen yürürlükten kaldırıldığını bildiren hukuki ve resmî bir edilgen yapıdır. Öğrenci repeal eylemini bir yasayı geçirmek ya da yürürlüğe koymaktan ayırabilir ve hukuk mücadeleleriyle politika reformlarının sonucunu doğru biçimde ifade edebilir.

Bu derste

As a new widow, Dilbilgisi

0:07

Yeni dul kalmış biri olarak,

Sara Rosas Garcia was already struggling to support her nine children Kalıp ifadeler

0:08

Sara Rosas Garcia halihazırda dokuz çocuğuna bakmakta zorlanıyordu

Dilbilgisi

As a new widow: Arka plan veren As + kimlik yapısı

Cümlenin başındaki As a new widow, “kısa süre önce dul kalmış biri olarak, bu koşullar içinde” anlamına gelir. Ana cümleden önce Sara’nın gerçek kimliğini ve içinde bulunduğu durumu verir. Burada As + kimlik veya rol bildiren isim öbeği, ana ifadenin neden önemli olduğunu çerçeveler. Onun kısa süre önce dul kaldığını bilmek, dokuz çocuğun geçimini sağlamanın zorluğunu anlamayı kolaylaştırır. As burada “gibi” anlamında benzerlik bildirmez.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’nın gerçekten doktor olduğunu açıkça belirtip bu kimliği arka plan olarak kullanır?

  1. As a doctor, Maya explained the test results.
  2. Before becoming a doctor, Maya explained the test results.
  3. Like a doctor, Maya explained the test results.
Cevabı göster

As a doctor, Maya explained the test results.

Kalıp ifadeler

struggling to support: bir ailenin geçimini sağlamakta zorlanmak

Struggling to support iki anlamı birleştirir: struggle to do something bir eylemi yapmakta çok zorlanmak demektir; support someone ise burada kişinin yaşaması için gereken para ve temel ihtiyaçları sağlamak anlamına gelir. Support kelimesinin anlamını nesne ve durum belirler. Dokuz çocuk ve kısa süre önce dul kalmış bir ebeveyn söz konusu olduğunda struggling to support them, çocukların geçimini sağlamakta zorlanmayı anlatır; yalnızca onların görüşlerini desteklemeyi değil.

Alıştırma

Cümleyi “birinin geçimini maddi olarak sağlamakta zorlanmak” anlamına gelen vurgulanan ifadeyle tamamlayın: After the rent increased, Elena was ____ her family on one income.

Cevabı göster

struggling to support

when her oldest daughter was picked up by local authorities. Öbek fiiller

0:12

ki en büyük kızı yerel yetkililer tarafından götürüldü.

Öbek fiiller

was picked up by local authorities: sıradan bir şekilde alınmak değil, makamlarca götürülmek

Kolluk ya da resmî işlem bağlamında was picked up, kişinin polis veya başka bir makam tarafından “götürüldüğü” anlamına gelir. Sorgulama, gözetim altına alma, nakletme veya bir kuruma yerleştirme söz konusu olabilir. İfade, tam olarak hangi hukuki işlemin yapıldığını belirtmez. Edilgen yapı was picked up, işlemden etkilenen kişi olarak kızı öne çıkarır. By local authorities resmî eylemi yapan tarafı belirtir ve kurumsal anlamı günlük “birini almaya gitmek” veya “bir şeyi kaldırmak” anlamlarından daha olası kılar.

Alıştırma

“The teenager was picked up by local authorities after the hearing,” İngilizce cümlesinde was picked up büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Genç, olası bir resmî işlem için makamlar tarafından götürüldü.
  2. Genç, makamlar tarafından övüldü.
  3. Genç, makamlar tarafından fiziksel olarak kaldırıldı.
Cevabı göster

Genç, olası bir resmî işlem için makamlar tarafından götürüldü.

Andrea Garcia had been accused of skipping school and being sexually promiscuous. Notlar

0:16

Andrea Garcia okulu asmak ve cinsel açıdan ahlaksız olmakla suçlanmıştı.

Dilbilgisi

had been accused of: daha önce gerçekleşmiş edilgen bir suçlama

Had been accused of, past perfect edilgen yapıdır: had + been + geçmiş zaman ortacı. Geçmişteki başka bir noktadan daha geriye bakar ve suçlamayı daha sonraki bir geçmiş olaydan önce zaten var olan bir durum olarak sunar. Bu anlatıda suçlama, daha sonraki resmî işlemden önce gelmiştir. Accuse someone of yapısından sonra suçlamanın içeriğini belirten bir isim veya -ing biçimi gelir. Birinin suçlanmış olması yalnızca o kişiye karşı bir iddia ortaya atıldığını bildirir; iddianın kanıtlandığını veya kişinin hüküm giydiğini göstermez.

Alıştırma

Cümleyi accuse fiilinin past perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: Before the committee reopened the case, the manager ____ hiding the records.

Cevabı göster

had been accused of

Kelime

being sexually promiscuous: damgalayıcı bir ahlaki etiket

Bu cümlede being sexually promiscuous, Andrea Garcia'ya yöneltilen suçlamaların bir parçasıdır. Bir kişinin birden fazla partnerle ya da ayrım gözetmediğine hükmedilen biçimde cinsel ilişki yaşadığının söylenmesi anlamına gelir; promiscuous yalnızca bir olguyu bildirmez, kınama da taşır. Bu ifade, genç bir kadına kurumsal olarak yöneltilmiş bir suçlamayı sunar. Onun davranışının tarafsız veya doğrulanmış bir açıklaması olarak değil, yetkililerin dilindeki ahlaki yargının ve damgalamanın göstergesi olarak okunmalıdır.

Alıştırma

Yargılayın: Gerçek bir kişinin tarafsız ve profesyonel tanıtımında "She is sexually promiscuous" genellikle kibar ve olgusal bir tanımdır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

So the authorities responsible for juvenile delinquents Kelime

0:20

Bu nedenle çocuk suçlularla ilgilenen yetkililer

committed her to a state hospital. Kelime

0:22

onu bir devlet hastanesine yatırdılar.

Kelime

juvenile delinquents: hukuki ve kurumsal bir etiket

juvenile delinquents, yasayı çiğnemiş veya ciddi biçimde toplum karşıtı davranışlarda bulunmuş olarak sınıflandırılan reşit olmayan kişiler için kullanılan resmî bir kurumsal terimdir. Burada juvenile yasal erginlik yaşının altında olmayı, delinquent ise adalet veya denetim sistemi tarafından bu şekilde tanımlanan genç bir kişiyi belirten ismi ifade eder. Bu ifade, yetkililerin sorumlu olduğu grubu adlandırır. Andrea'yı kurumsal bir kategoriye yerleştirir; yalnızca yaramaz çocuklar anlamına gelmez ve delinquent burada vadesi geçmiş ödeme şeklindeki mali anlama sahip değildir.

Alıştırma

Hukuki veya kurumsal metinlerde juvenile delinquents en yakın hangi anlama gelir?

  1. Genç çalışanlar
  2. Yasa dışı veya ciddi biçimde toplum karşıtı davranışlar nedeniyle sınıflandırılan reşit olmayan kişiler
  3. Vadesi geçmiş borcu olan kişiler
Cevabı göster

Yasa dışı veya ciddi biçimde toplum karşıtı davranışlar nedeniyle sınıflandırılan reşit olmayan kişiler

Kelime

committed her to a state hospital: resmî olarak bir kuruma yerleştirme

Burada committed her to a state hospital, yetkililerin onun o kuruma yerleştirilmesini resmen emrettiği veya ayarladığı anlamına gelir. Bu yapıda commit fiilinin nesnesi kişidir; to ise yerleştirildiği kurumu belirtir. Hukuki, tıbbi veya gözetimle ilgili bağlamlarda commit, resmî yetkiye dayanılarak bir kuruma yerleştirmeyi anlatabilir ve çoğu zaman kişinin bunu kendi isteğiyle seçmediğini ima eder. Burada “söz vermek” anlamında değildir.

Alıştırma

“The judge committed him to a psychiatric hospital.” cümlesinde committed him to ne anlama gelir?

  1. Ondan orayı ziyaret etmesini istedi
  2. Onun oraya yerleştirilmesini resmen emretti
  3. Ona bununla ilgili söz verdi
Cevabı göster

Onun oraya yerleştirilmesini resmen emretti

After being administered an IQ test and assigned a low score, Kalıp ifadeler

0:25

Kendisine bir IQ testi uygulandıktan ve düşük bir puan verildikten sonra,

Kalıp ifadeler

being administered an IQ test: resmî olarak uygulanan bir teste tabi tutulmak

being administered an IQ test ifadesinde administer, belirlenmiş bir prosedüre göre bir testi resmen uygulamak veya vermek anlamına gelir. Edilgen being administered yapısı kişiyi testi alan taraf olarak gösterir ve testi uygulayan kişiyi belirtmez. Yaygın etken yapı administer a test to someone şeklindedir. Buradaki edilgen yapı assigned a low score ile paraleldir: her iki eylem de aynı kişiye yapılan işlemler olarak sunulur. Administer, test sonucundaki puanı yönetmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi administer an IQ test ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Before the interview, each applicant was ____ by a trained psychologist.

Cevabı göster

administered an IQ test

Kalıp ifadeler

assigned a low score: resmî değerlendirmede düşük puan verilmesi

assign someone or something a score yapısında assign, bir değerlendiricinin veya sistemin değerlendirme kapsamında bir kişiye ya da şeye puan vermesi demektir. Edilgen be assigned a low score biçimi, puanı alan kişiyi öne çıkarır; kişinin puanı kendisinin seçtiği anlamına gelmez. Bu ifade, önceki edilgen yapıyla being sözcüğünü ortak kullanır. Yapı, After being administered an IQ test and being assigned a low score şeklinde tamamlanarak anlaşılabilir. İngilizcede sıralı yapılarda tekrarlanan yardımcı sözcükler sık sık atılır.

Alıştırma

Resmî değerlendirme fiili assign sözcüğünü doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: After the review, each proposal was ____ a score from one to five.

Cevabı göster

assigned

the doctors made their verdict.

0:28

doktorlar kararlarını verdiler.

They told Sara her 19-year-old daughter would be sterilized Dilbilgisi

0:30

Sara'ya, 19 yaşındaki kızının kısırlaştırılacağını söylediler,

Dilbilgisi

would be sterilized: geçmişten görülen gelecek zamanın edilgen biçimi

Would be sterilized, would + be + geçmiş zaman ortacı kalıbındadır. Told geçmişte bir bakış noktası oluşturur; would ise o geçmiş anda hâlâ gelecekte olan bir olayı gösterir. Edilgen yapı, işlemi kızın yapmayacağını, işleme maruz kalacağını belirtir. Burada sterilize, tıbbi bir işlemle bir kişiyi üreyemez hâle getirmek anlamındadır. Would, istekli olma anlamına gelmez ve nazik bir rica değildir; geçmişteki bir bakış açısından duyurulmuş bir sonucu aktarır.

Alıştırma

replace fiilinin geçmişten geleceği gösteren edilgen biçimini kullanın: The report said the old bridge ____ the following year.

Cevabı göster

would be replaced

to prevent passing on what the state saw as a mental deficiency. Notlar

0:33

böylece devletin zihinsel bir kusur olarak gördüğü şeyin nesilden nesile aktarılması önlenecekti.

Öbek fiiller

passing on: bir özelliği sonraki nesle aktarmak

Passing on burada bir özelliğin kalıtım yoluyla ebeveynden çocuğa aktarılması demektir. -ing biçimindeki passing on, engellenmek istenen eylemi adlandırır; alıcı açıkça söylenmese de bağlamdan sonraki neslin kastedildiği anlaşılır. Nesne bir özellik, gen veya kalıtsal durum olduğunda pass on bu kalıtım anlamını taşır: özellik bir nesilden diğerine devam eder.

Alıştırma

İngilizce cümleyi sonraki nesle aktarmak anlamındaki öbek fiille tamamlayın: A parent can ____ a genetic trait to a child.

Cevabı göster

pass on

Dilbilgisi

what the state saw as: sınıflandırmayı devlete atfetmek

what the state saw as a mental deficiency, passing on ifadesinin nesnesi olarak görev yapan bir ad yan cümlesidir. Burada what, the thing that anlamına gelir; see A as B ise A’yı B olarak görmek veya sınıflandırmak demektir. the state saw as sözleri, sınıflandırmayı nesnel bir gerçek olarak sunmak yerine devlet yetkililerine atfeder. Bu ifade etiketle araya mesafe koyar; ancak yalnızca bu atıf, anlatıcının etikete katılıp katılmadığını göstermez.

Alıştırma

what the state saw as a mental deficiency ifadesi okuyucuya ne anlatır?

  1. Anlatıcı, bunun nesnel olarak zihinsel yetersizlik olduğunu doğruluyor.
  2. Devlet, zihinsel yetersizlik adlı görünür bir nesneyi gerçekten gördü.
  3. Devlet bir şeyi zihinsel yetersizlik olarak sınıflandırdı.
Cevabı göster

Devlet bir şeyi zihinsel yetersizlik olarak sınıflandırdı.

Kelime

Damgalayıcı tarihsel bir etiket olarak mental deficiency

Bu tarihsel öjeni bağlamında mental deficiency, modern ve tarafsız bir tanı değildir. Yetkililerin zekâ veya davranış farklılıklarını kalıtsal olabilecek bir kusur gibi sunduğu, geniş kapsamlı ve damgalayıcı bir kurumsal etikettir. what the state saw as ifadesi, etiketi nesnel bir gerçek olarak onaylamak yerine devlete atfeder. Daha genel olarak, bir kurumun eski terminolojisi bir metinde geçtiğinde kurumun sınıflandırması ile anlatıcının kendi görüşünü birbirinden ayırmak gerekir.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Güncel bir okul raporu, tarihsel dili alıntılamadan veya incelemeden bir öğrenciyi tarafsız biçimde mental deficiency sahibi olarak tanımlıyor.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

This horrific tale may sound like a story from an authoritarian regime, Kalıp ifadeler

0:38

Bu korkunç olay, otoriter bir rejimin hikayesi gibi gelebilir kulağa,

Kalıp ifadeler

Olası bir izlenimi kabul etmek için may sound like

May sound like, bir şeyin belirli bir izlenim verebileceği anlamına gelir. Buradaki sound like gerçek bir sesten söz etmez. Konuşmacı, dinleyicilerin hikâyeyi başlangıçta otoriter bir rejimden gelen bir hikâye olarak sınıflandırabileceğini kabul eder, ancak bu sınıflandırmanın doğru olduğunu söylemez. Bu kalıp, but veya in fact ile yapılacak bir düzeltme ya da karşıtlığa sıklıkla zemin hazırlar. Dinleyicinin muhtemel ilk izlenimini kabul ettikten sonra bu izlenimi değiştiren bilgiyi vermeyi sağlar.

Alıştırma

Hedef üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The proposal ____ an easy fix, but it would take years to carry out.

Cevabı göster

may sound like

but in fact, Anlatım akışı

0:41

ancak aslında,

it took place in Southern California in 1938. Kalıp ifadeler

0:42

1938'de Güney Kaliforniya'da yaşandı.

Anlatım akışı

but in fact: önceki bir izlenimi düzeltmek

But in fact, hemen önce oluşan bir izlenimi düzelten veya tersine çeviren bilgiyi sunar. But karşıtlığı belirtir, in fact ise gerçekte doğru olan bilgiyi verir. Burada önceki betimleme uzaktaki otoriter bir ortamı düşündürür, ancak but in fact gerçek yerin Güney Kaliforniya olduğunu açıklar. Konuşma ve açıklamalarda bilgiyi önce beklenti, sonra gerçek şeklinde düzenler.

Alıştırma

“The plan sounded risky, but in fact, it worked very well,” cümlesinde but in fact ne yapar?

  1. Önceki izlenimin nedenini verir.
  2. Önceki izlenimi gerçek sonuçla düzeltir.
  3. Benzer başka bir örnek ekler.
Cevabı göster

Önceki izlenimi gerçek sonuçla düzeltir.

Kalıp ifadeler

took place: bir olayın ne zaman ve nerede gerçekleştiğini söylemek

Take place, “gerçekleşmek” veya “düzenlenmek” anlamına gelen kalıplaşmış ve geçişsiz bir ifadedir. Took place içindeki took, take fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir. İfade tek bir birim olarak çalışır; bu nedenle place burada “yer” anlamında bağımsız bir isim değildir. Özne genellikle olayın kendisidir. İfadenin ardından yer veya zaman gelebilir: in Southern California yeri, in 1938 ise zamanı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi take place ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The final interview ____ at the company's main office yesterday.

Cevabı göster

took place

And Andrea Garcia was one of thousands of poor women of color Kelime

0:46

Ve Andrea Garcia da devletin acımasız öjeni kampanyasının hedef aldığı

Kelime

women of color: geniş bir toplumsal kimlik terimi

Women of color, özellikle ABD’de toplum, siyaset, tarih ve eşitsizlik tartışmalarında beyaz olarak görülmeyen kadınları kapsayan geniş bir toplumsal kimlik terimidir. Cinsiyeti ırksal veya etnik kimlikle birlikte ifade eder; kadınların gerçek anlamda rengini anlatmaz. Bu cümledeki poor women of color, Andrea’yı yalıtılmış bir vaka olarak değil, daha büyük ve ötekileştirilmiş bir grubun üyesi olarak konumlandırır.

Alıştırma

ABD’deki toplumsal tartışmalarda women of color genellikle ne anlama gelir?

  1. Ressam olarak çalışan kadınlar
  2. Beyaz olarak görülmeyen kadınlar için kullanılan geniş bir terim
  3. Parlak renkli kıyafetler giyen kadınlar
Cevabı göster

Beyaz olarak görülmeyen kadınlar için kullanılan geniş bir terim

targeted by the state's relentless campaign of eugenics. Anlatım akışı

0:49

binlerce yoksul siyahi kadından biriydi.

Anlatım akışı

targeted by the state's relentless campaign of eugenics: bireysel bir hikâyeyi sisteme bağlamak

targeted by the state's relentless campaign of eugenics geçmiş zaman ortaç öbeği, poor women of color ifadesini niteler. Edilgen targeted by + eylemi yapan kişi veya eylem yapısı, bu grubu kasıtlı ve zararlı bir eylemin hedefi olarak sunar; relentless ise kampanyanın hafiflemeden güçlü biçimde sürdüğünü gösterir. Bilgi akışı açısından cümle önce Andrea’yı binlerce kişiden biri olarak tanıtır, ardından bu öbekle onun bireysel hikâyesini sistematik bir eyalet programına bağlar. Burada eugenics, insanların kalıtsal değerine ilişkin yanlış fikirlere dayanarak üremeyi kontrol etmeye çalışan ayrımcı öjeni hareketini ifade eder.

Alıştırma

Özgün cümlede vurgulanan ortaç öbeği hangi işlevi görüyor?

  1. Andrea’nın hikâyesini daha büyük bir grubu hedef alan sürekli bir eyalet kampanyasına bağlar.
  2. Andrea’nın öjeni kampanyasını düzenlediğini söyler.
  3. Andrea’yı rastgele seçilmiş, yalıtılmış bir kişi olarak sunar.
Cevabı göster

Andrea’nın hikâyesini daha büyük bir grubu hedef alan sürekli bir eyalet kampanyasına bağlar.

Since ancient Greece,

0:53

Antik Yunan'dan beri,

there have been efforts to control human populations via reproduction, Notlar

0:54

üreme yoluyla insan nüfusunu kontrol etmeye yönelik,

Dilbilgisi

there have been efforts to control: uzun süreli tarihsel bir olgu

Bu cümlede there have been, geçmişte başlayıp günümüzdeki bakış açısına kadar uzanan bir dönem boyunca çabaların var olduğunu gösterir. Since ancient Greece başlangıç noktasını verir. Cümle tarihe genel bir bakış sunar; tek bir çabanın kesintisiz sürdüğünü veya tam şu anda bir çabanın devam ettiğini söylemez. Efforts to control, insanların bir şeyi kontrol etmeye çalıştığını isim merkezli biçimde anlatır. Since + geçmişteki başlangıç noktası, there have been efforts to + fiil kalıbı, uzun bir dönem boyunca ortaya çıkan girişimleri özetlemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Çoğul effort ismini ve present perfect biçiminde bir there yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Since 2000, there ____ improve public transportation.

Cevabı göster

have been efforts to

Kelime

via reproduction: kullanılan aracı belirtmek

Via, bir şeyi yapmak için kullanılan araç veya kanalı tanıtır. Burada via reproduction, control ifadesini niteler ve üremenin insan nüfuslarını kontrol etmekte kullanılan mekanizma olduğunu belirtir. Bu bağlamda reproduction, insanların çocuk sahibi olması anlamına gelir. Reproduction soyut bir süreç olduğu için buradaki via, bir yerden geçen seyahat rotasını anlatmaz. Okurken “Hangi yolla?” diye sormak yararlı olabilir. Ardından gelen isim bu soruyu yanıtlıyorsa via genellikle yoluyla veya aracılığıyla anlamındadır.

Alıştırma

Cümlede via reproduction ne anlama geliyor?

  1. üreme yoluyla
  2. üremeye rağmen
  3. üremeyle aynı anda
Cevabı göster

üreme yoluyla

retaining some traits and removing others. Anlatım akışı

0:58

bazı özellikleri korurken diğerlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan çabalar olmuştur.

Anlatım akışı

retaining some traits and removing others: paralel eylemler

İki -ing biçimi paralel olarak bağlanmıştır: retaining some traits and removing others. Birbiriyle eşleşen some traits ve others nesneleri, özellikleri korunan grup ile dışlanan grup olarak ikiye ayırır. Bu paralel yapı, karşıt iki eylemi tek bir seçme sürecinde yoğunlaştırır. Açıklayıcı metinlerde bu denge, bir grubu korumanın ve diğerini kaldırmanın aynı düzenleme mantığının iki yönü olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi retain ve remove fiillerinin paralel -ing biçimleriyle tamamlayın: The database was cleaned up by ____ useful records and ____ outdated ones.

Cevabı göster

retaining · removing

But in the 19th century,

1:01

Ancak 19. yüzyılda,

the discovery of evolution and genetics

1:02

evrim ve genetiğin keşfi

inspired a new scientific movement dedicated to this endeavor. Kalıp ifadeler

1:04

kendini bu amaca adayan yeni bir bilimsel harekete ilham verdi.

Kalıp ifadeler

dedicated to this endeavor: bir hedefe bağlılık

dedicated to this endeavor, a new scientific movement ifadesini niteler. a movement that was dedicated to this endeavor anlamındaki kısaltılmış bir ilgi tümceciğidir. Bu ifade, hareketin söz konusu çabayı sürdürmeye adanmış olduğunu belirtir; this endeavor daha önce anılan girişime gönderme yapar. Burada dedicated to, süreklilik taşıyan bir amaç veya bağlılık anlatır. Bir eseri birinin onuruna resmen ithaf etme şeklindeki ayrı anlamı taşımaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir projenin okuma becerilerini geliştirmeye yönelik süregelen bir hedefi olduğunu doğal biçimde anlatır?

  1. The project is dedicated for improving reading skills.
  2. The project is dedicated to improve reading skills.
  3. The project is dedicated to improving reading skills.
Cevabı göster

The project is dedicated to improving reading skills.

In 1883,

1:08

1883 yılında,

British scientist Sir Francis Galton named this idea eugenics,

1:10

İngiliz bilim insanı Sir Francis Galton, Yunanca iyi doğmak anlamına gelen kelimeden

drawn from the Greek word for to be well born. Notlar

1:14

türetilen bu fikre öjeni adını verdi.

Kalıp ifadeler

drawn from: kaynağı belirtme

Bu cümlede drawn from, “bir kaynaktan alınmış ya da türetilmiş” anlamındadır. drawn from the Greek word bölümü, eugenics adının nereden geldiğini belirtir; birinin resim çizmesini anlatmaz. drawn from ... biçimindeki geçmiş ortaç öbeği, az önce sözü edilen ad ya da düşünceye kaynak bilgisi ekler. Aynı kalıp bir başlığın, alıntının, tasarımın, veri kümesinin veya esinin kaynağını da gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi kaynak belirten hedef ifadeyle tamamlayın: The character's name is ____ Norse mythology.

Cevabı göster

drawn from

Kültür

to be well born: köken bilgisindeki değer yargısı

Burada to be well born, eugenics sözcüğünün dayandığı Yunanca kökenin İngilizce açıklamasıdır. Terimi yalnızca bir bebeğin güvenli ya da sağlıklı doğması olarak değil, olumlu tınlayan “iyi doğum” fikriyle sunar. Öjeni tarihindeki ideolojide well bir değer yargısı taşır: bazı kalıtsal özellikler ve aile soyları diğerlerinden daha iyi kabul edilmiştir. Bu yargıyı fark etmek, sözcüğün kökeninin ayrımcı bir fikre nasıl olumlu bir etiket verdiğini görmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Yorumu değerlendirin: Bu cümlede to be well born, kalıtım veya insan değeri hakkında hiçbir yargı içermeyen, güvenli bir doğum için söylenmiş sıcak bir dilekten ibarettir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

This wave of modern eugenics included prominent scientists and progressive reformers Notlar

1:18

Bu modern öjeni dalgasında, sadece istenen özelliklerin aktarılmasını sağlayarak

Deyimler

Bir eğilim mecazı olarak wave of modern eugenics

Burada wave mecazdır. A wave of modern eugenics, modern öjeni fikirlerinin belirli bir dönemde yükselip yayıldığı ve etkisini artırdığı bir süreci anlatır; sudaki bir dalgayı ifade etmez. a wave of + isim kalıbı bir hareketi, eğilimi, tepkiyi ya da olaylar dizisini güçlü biçimde gelip yayılan bir dalga gibi sunar. Çoğu zaman bunun sınırlı bir dönem içinde gerçekleştiğini düşündürür.

Alıştırma

"a wave of modern eugenics" ifadesindeki wave ne anlama gelir?

  1. Öjeni hakkında tek bir bilimsel makale
  2. Bir hareketin veya eğilimin büyüyüp yayıldığı dönem
  3. Denizin yüzeyinde hareket eden su
Cevabı göster

Bir hareketin veya eğilimin büyüyüp yayıldığı dönem

Kültür

progressive reformers ifadesinin tarihsel bağlamı

Burada progressive reformers, kendi dönemlerinde toplumu iyileştirme veya kurumları değiştirme çabalarıyla özdeşleştirilen kişileri ifade eder. Progressive tarihsel ve siyasi bir etikettir; bu kişilerin savunduğu her görüşün günümüzde adil ya da insancıl kabul edileceğini garanti etmez. Cümle bu grubu anarak rahatsız edici bir karşıtlığı vurgular: öjeni yalnızca marjinal kişileri değil, toplumsal reformlarla ilişkilendirilen önde gelen kişileri de kendine çekmiştir. Bu etiketi anlatıcının ahlaki onayı olarak değil, kişilerin o dönemdeki konumlarının göstergesi olarak okuyun.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Bu cümlede progressive reformers, bu reformcuların desteklediği her politikanın günümüzde ahlaken ilerici kabul edileceği anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

who believed they could improve society

1:23

toplumu iyileştirebileceklerine inanan,

by ensuring that only desirable traits were passed down. Notlar

1:25

önde gelen bilim insanları ve ilerici reformcular yer alıyordu.

Dilbilgisi

by ensuring that: yöntemi ifade etmek

By ensuring that... önceki sonuç olan improve society ifadesine ulaşmak için kullanılan yöntemi açıklar. Buradaki by, “... yaparak” anlamındadır; “en geç ... tarihinde” anlamında değildir. Yapı “sonuç + by + -ing” şeklindedir. Ensure fiilinden sonra gelen that cümleciği neyin güvence altına alındığını belirtir: only desirable traits were passed down.

Alıştırma

by + ensure fiilinin -ing biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The clinic protected patient privacy ____ that every record was stored securely.

Cevabı göster

by ensuring

Kelime

desirable traits: bir değer yargısı

Bu cümlede desirable traits, öjeni savunucularının korunmaya değer bulduğu özellikler demektir. Desirable olumlu duyulur, ancak burada nesnel bir bilimsel kategori adı değildir. Bu ifade, öznel ve dışlayıcı bir ölçütü tarafsızmış gibi sunar. Okurken desirable sözcüğünü kimin tanımladığını ve kimlerin özelliklerinin bu etiketin dışında bırakıldığını sorun.

Alıştırma

Yargı: Bu öjeni bağlamında desirable traits, anlamı üzerinde evrensel uzlaşı bulunan tarafsız bir bilimsel etikettir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Öbek fiiller

passed down: sonraki kuşağa aktarım

were passed down ifadesinde pass down, bir şeyi sonraki kuşağa aktarmak anlamına gelir. Burada özellikler torunlar tarafından miras alınır. Edilgen yapı, bunları aktaran kişi veya süreçten çok aktarılan özelliklere odaklanır. Aynı öbek fiil genler ve özelliklerin yanı sıra kuşaktan kuşağa geçen gelenekler, hikâyeler, beceriler, tarifler ve mülkler için de kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede passed down, önceki bir kuşaktan sonraki kuşağa aktarılmak anlamında kullanılmıştır?

  1. The bus passed down the narrow street.
  2. She passed the note down the row.
  3. This custom was passed down from my great-grandparents.
Cevabı göster

This custom was passed down from my great-grandparents.

However,

1:29

Ancak,

their definition of what traits were and were not desirable Dilbilgisi

1:29

hangi özelliklerin istenip hangilerinin istenmediğine dair tanımları,

was largely determined by the prejudices of their era. Anlatım akışı

1:33

büyük ölçüde kendi çağlarının önyargılarıyla belirleniyordu.

Dilbilgisi

what traits were and were not desirable: gömülü bir wh yan cümlesi

what traits were and were not desirable, definition of ifadesinden sonra gelen gömülü bir wh yan cümlesidir. Tanımın içeriğini, yani hangi özelliklerin arzu edilir sayıldığını ve hangilerinin sayılmadığını belirtir. Doğrudan bir soru değil, bir ad öbeğinin parçasıdır. wh öbeği what traits öznedir; bu nedenle were sözcüğünden önce kalır ve what were traits biçimine çevrilmez. were ve were not arasındaki paralellik iki kategoriyi kısa ve dengeli biçimde kurar. Tam özne their definition of what traits were and were not desirable, ana fiil ise was determined ifadesidir.

Alıştırma

Hangi cümlede aynı gömülü wh yan cümle kalıbı doğru kullanılmıştır?

  1. The report explains what were methods and were not effective.
  2. The report explains what methods were and were not effective.
  3. The report explains what methods did and did not effective.
Cevabı göster

The report explains what methods were and were not effective.

Anlatım akışı

largely determined by the prejudices of their era: büyük ölçüde dönemlerinin önyargıları tarafından belirlenen

Bu cümlede was largely determined by, tanımın ana kaynağını, yani o tarihsel dönemin önyargılarını gösterir. Edilgen yapı önce tanımı öne çıkarır, ardından onu neyin şekillendirdiğini by ile açıklar. Largely, “tamamen” değil, “büyük ölçüde” demektir. Bu ifade, sözde nesnel ölçütü esas olarak toplumsal önyargılarla şekillenmiş bir şey olarak yeniden çerçevelerken başka etkilerin de var olmuş olabileceğine yer bırakır. Burada determined, “karar verilmiş veya şekillendirilmiş” demektir; “kararlı” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki üç sözcüklük hedef ifadeyle tamamlayın: The venue choice was ____ the number of guests.

Cevabı göster

largely determined by

Entire categories of people were considered unfit for reproduction, Kelime

1:36

Tüm insan kategorileri üremek için uygun görülmedi,

Kelime

were considered unfit for reproduction: üremeye uygun görülmüyorlardı

Were considered unfit for reproduction, be considered + sıfat öbeği biçimindeki edilgen yapıyı izler. Bir otoritenin veya baskın grubun, insanların bütün kategorilerini çocuk sahibi olmaya uygun görmediği anlamına gelir. Edilgen anlatım, etikete maruz kalan kişileri öne çıkarırken değerlendirmeyi yapanı belirtmez. Burada unfit, birinin kendisini hasta hissettiğini bildiren sıradan bir ifade değildir. Kimin üremeye sözde uygun olduğuna dair damgalayıcı bir yargıdır. Öjeni bağlamında bu ifade, dışlama ve denetimi nesnel bir değerlendirmeymiş gibi sunar.

Alıştırma

Yargılayın: Bu tarihsel cümlede unfit for reproduction, geçici bir hastalığın tarafsız tıbbi açıklaması olarak sunulmaktadır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

including immigrants,

1:40

göçmenler,

people of color, and people with disabilities.

1:41

farklı ten renginden olanlar ve engelliler dahil olmak üzere.

Meanwhile,

1:45

Bu arada,

their ideal genetic standard reflected the movement's members, Kelime

1:46

onların ideal genetik standartları hareketin üyelerini,

Kelime

reflected the movement's members: hareketin kendi üyelerini yansıtıyordu

Burada reflected, “ışığı geri yansıttı” değil, “ortaya koydu veya somutlaştırdı” anlamındadır. İdeal genetik standart, hareketin kendi üyelerinin kimliği, değerleri ve önyargılarıyla örtüşecek biçimde şekillendirilmişti. Analitik metinlerde reflect, bir kuralı, standardı veya kurumu onun arkasındaki kişiler ve varsayımlarla ilişkilendirebilir.

Alıştırma

Bu cümlede “reflected the movement's members” ne anlama gelir?

  1. Üyelerin standardı yeniden düşünmesini sağlıyordu.
  2. Işığı üyelere doğru geri yansıtıyordu.
  3. Standardın üyelerin kendi kimliği, değerleri ve önyargılarıyla örtüştüğünü gösteriyordu.
Cevabı göster

Standardın üyelerin kendi kimliği, değerleri ve önyargılarıyla örtüştüğünü gösteriyordu.

white Europeans of Nordic or Anglo-Saxon descent. Kültür

1:49

Kuzey Avrupa ya da Anglo-Sakson kökenli beyaz Avrupalıları yansıtıyordu.

Kültür

of Nordic or Anglo-Saxon descent: Nordik veya Anglo-Sakson kökenli

of Nordic or Anglo-Saxon descent ifadesi white Europeans sözlerini niteler ve “ailesel kökeni Nordik veya Anglo-Sakson olarak sınıflandırılan” anlamına gelir. Burada descent, aşağı doğru hareket değil, soy veya köken demektir. Bu tarihsel öjeni bağlamında Nordic ve Anglo-Saxon, beyazları merkeze alan “ideal” bir genetik standardı tanımlamak için kullanılan ırksal etiketlerdi. Bunlar söz konusu ideolojinin içindeki sınıflandırmalardır; genetik değeri ölçen nesnel, modern bilimsel ölçütler değildir.

Alıştırma

Bu tarihsel bağlamda “of Nordic or Anglo-Saxon descent” nasıl anlaşılmalıdır?

  1. Üstünlüğü kanıtlayan tarafsız ve modern bir genetik kategori
  2. Kuzey Avrupa'dan güneye doğru hareket eden insanların tanımı
  3. Beyaz merkezli bir ırksal hiyerarşi içinde kullanılan soy etiketi
Cevabı göster

Beyaz merkezli bir ırksal hiyerarşi içinde kullanılan soy etiketi

As the influence of eugenics spread in the early 20th century, Dilbilgisi

1:53

20. yüzyılın başlarında öjeninin etkisi yayıldıkça,

many countries restricted immigration and outlawed interracial unions. Kelime

1:56

birçok ülke göçü kısıtladı ve ırklar arası evlilikleri yasakladı.

Dilbilgisi

As the influence of eugenics spread: zaman içinde gelişen bir eğilim

As the influence of eugenics spread ifadesinde as, bu değişim gelişirken ya da bu eğilim büyüdükçe anlamına gelir. Ana cümle için değişen bir zaman çerçevesi kurar: etki belli bir süre boyunca genişlemiş, ülkeler de aynı dönemde bu politikaları uygulamaya koymuştur. Burada as, gelişmeler arasında bir bağlantı olduğunu düşündürebilir; ancak asıl işlevi onları zaman içinde paralel ilerleyen değişimler olarak düzenlemektir. Because kadar açık bir neden-sonuç ilişkisi kurmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede as, bir eğilim gelişirken aynı dönemde başka bir değişimin gerçekleştiğini gösterir?

  1. Electric cars became cheaper because more drivers chose them.
  2. Although electric cars became cheaper, few drivers chose them.
  3. As electric cars became cheaper, more drivers chose them.
Cevabı göster

As electric cars became cheaper, more drivers chose them.

Kelime

outlawed interracial unions: hukuki bir yasak

Outlawed, outlaw fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bir hükümetin veya hukuk sisteminin bir şeyi yasa dışı hâle getirdiğini belirtir; insanların o şeyi yalnızca beğenmemesi ya da yapılmamasını öğütlemesi anlamına gelmez. Bu tarihsel ifadede interracial unions, farklı ırklara ait olarak sınıflandırılan kişiler arasındaki evlilikleri veya diğer yakın partnerlikleri ifade eder. Bu nedenle union burada kişisel bir birliktelik anlamındadır, işçi sendikası anlamında değildir.

Alıştırma

The law outlawed interracial unions cümlesindeki vurgulanan ifade, bu tarihsel ve hukuki kullanımda ne anlama gelir?

  1. Yasa, ırklar arası evlilikleri veya partnerlikleri yasa dışı hâle getirdi.
  2. Yasa, ırklar arası ilişkileri eleştirdi ama yasal bırakmaya devam etti.
  3. Yasa, farklı ırklardan insanlar için işçi sendikaları kurdu.
Cevabı göster

Yasa, ırklar arası evlilikleri veya partnerlikleri yasa dışı hâle getirdi.

These measures to improve so-called racial hygiene Kelime

2:01

Sözde ırk hijyenini iyileştirmeye yönelik bu önlemler

were taken to their horrific conclusion in Nazi Germany. Deyimler

2:04

Nazi Almanyası'nda korkunç boyutlara ulaştı.

Kelime

so-called racial hygiene: bir etikete eleştirel mesafe

so-called racial hygiene ifadesindeki so-called, racial hygiene adlandırmasını başkalarının kullandığı ve yazarın olduğu gibi kabul etmediği bir etiket olarak sunar. Burada tarafsız bir bilimsel tanım değil, eleştirel bir mesafe bildirir. racial hygiene, öjenik ve Nazizm tarafından ırkçı politikaları sağlık meselesi gibi göstermek için kullanılan sözde bilimsel bir örtmecedir. Buradaki hygiene, sıradan temizlik ya da halk sağlığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede so-called esas olarak neyi gösteriyor?

  1. Yazar etiketin çok yakın zamanda icat edildiğini söylüyor.
  2. Yazar etiketi tarafsız ve bilimsel olarak bütünüyle kabul ediyor.
  3. Yazar etiketi tekrarlarken onunla arasına mesafe koyuyor.
Cevabı göster

Yazar etiketi tekrarlarken onunla arasına mesafe koyuyor.

Deyimler

were taken to their horrific conclusion: yazılı sonuç değil, korkunç bir son nokta

Edilgen were taken to their horrific conclusion ifadesi, önlemlerin ardındaki mantık en korkunç sonucunu doğuruncaya kadar uygulandığını anlatır. Burada conclusion, bir raporun son bölümü veya düşünme sonucunda varılan bir görüş değil, bir son nokta ya da sonuçtur. Yeniden kullanılabilir take something to its conclusion kalıbı, bir politika, fikir, plan veya eğilimi nihai etkileri gerçeğe dönüşene kadar sürdürmeyi ya da geliştirmeyi anlatır. Horrific, bu son noktaya güçlü ve olumsuz bir ahlaki değerlendirme ekler.

Alıştırma

Hangi cümlede take ... to its conclusion, bir fikir veya politikayı nihai sonucuna kadar geliştirmek anlamında kullanılıyor?

  1. If taken to its logical conclusion, the rule would prohibit nearly every outdoor event.
  2. The report's conclusion appears on the final page.
  3. After the discussion, Maya came to the conclusion that the rule was unclear.
Cevabı göster

If taken to its logical conclusion, the rule would prohibit nearly every outdoor event.

The Nazi eugenics campaign systematically killed millions of Jews,

2:07

Nazi öjeni kampanyası sistemli bir şekilde milyonlarca Yahudi'nin,

as well as individuals from other groups,

2:11

ayrıca diğer gruplardan bireylerin,

including Roma,

2:13

Romanlar,

gay men, and people with disabilities.

2:15

eşcinsel erkekler ve engelliler dahil olmak üzere öldürülmesine neden oldu.

Outside their extreme brutality, Anlatım akışı

2:18

Ancak aşırı vahşetlerinin dışında,

however, Nazi eugenic policies reflected similar standards across the globe. Anlatım akışı

2:19

Nazi öjeni politikaları dünya çapındaki benzer standartları yansıtıyordu.

Anlatım akışı

Outside their extreme brutality: karşılaştırmada bir farkı bir yana bırakmak

Burada Outside their extreme brutality, “bu karşılaştırma amacıyla aşırı acımasızlıklarını bir yana bırakmak” anlamına gelir. Outside mekânsal bir konumu belirtmez. İfade, bir benzerlik noktasına geçmeden önce önemli bir farkı kabul eder. Bu başlangıç, neyin karşılaştırıldığını sınırlar: standartlar benzer olabilir, ancak politikalar aynı ölçüde acımasız olmak zorunda değildir. Bu, savı düzenler; acımasızlığı küçümsemez veya mazur göstermez.

Alıştırma

Outside their extreme brutality cümlede hangi söylem işlevini görür?

  1. Aşırı acımasızlığın anılmayacak kadar önemsiz olduğunu iddia eder.
  2. Acımasızlığın politikaların dışında bir yerde gerçekleştiğini söyler.
  3. Cümlenin politikaların standartlarını karşılaştırabilmesi için önemli bir farkı bir yana bırakır.
Cevabı göster

Cümlenin politikaların standartlarını karşılaştırabilmesi için önemli bir farkı bir yana bırakır.

Anlatım akışı

reflected similar standards across the globe: karşılaştırmayı dünya geneline genişletmek

Reflected similar standards ifadesinde reflected, “gösterdi” veya “bünyesinde taşıdı” anlamına gelir; “kopyaladı” demek değildir. İfade, Nazi öjeni politikalarında görülen standartların başka yerlerde bulunan standartlara benzediğini söyler. Across the globe, kapsamı tek bir ülkeden dünya çapındaki bir örüntüye genişletir. Similar yalnızca standartları niteler; her yerin aynı politikaları benimsediğini veya aynı düzeyde zarara yol açtığını iddia etmez.

Alıştırma

reflected similar standards across the globe ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Politikalar, dünyanın birçok yerinde bulunanlara benzeyen standartlar gösteriyordu.
  2. Politikalar, dünya çapındaki tek bir politikanın birebir kopyasıydı.
  3. Politikalar, her ülkenin aynı düzeyde zarara yol açtığını kanıtlıyordu.
Cevabı göster

Politikalar, dünyanın birçok yerinde bulunanlara benzeyen standartlar gösteriyordu.

Throughout the mid-20th century, Anlatım akışı

2:25

20. yüzyılın ortaları boyunca,

many countries enacted eugenics policies, Kalıp ifadeler

2:26

birçok ülke öjeni politikaları yürürlüğe koydu,

Anlatım akışı

Throughout the mid-20th century: bütün bir dönemi çerçevelemek

Throughout + bir zaman dilimi, ardından gelen durumun o dönemin geneline yayıldığını gösterir. Burada Throughout the mid-20th century, politika eğilimini tek bir yıla değil, 20. yüzyılın ortasındaki on yıllara yerleştirir. Bu ifade önce geniş zaman çerçevesini vererek bilgiyi düzenler. Olayın türüne göre throughout, dönem boyunca süren bir durumu ya da tekrarlanan olayları anlatabilir; mutlaka her an gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Denetimlerin bütün ay boyunca tekrar tekrar yapıldığını en iyi hangi cümle anlatır?

  1. After the month, inspectors visited the site.
  2. During the month, inspectors visited the site once.
  3. Throughout the month, inspectors visited the site.
Cevabı göster

Throughout the month, inspectors visited the site.

Kalıp ifadeler

enacted eugenics policies: resmî politika oluşturma

enacted eugenics policies ifadesinde enacted, enact fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Hükûmet ve hukuk bağlamlarında enact, yetkili bir kurumun resmî bir işlemle bir yasa veya politikayı resmen oluşturması ya da yürürlüğe koyması demektir. many countries öznesi yetkili aktörleri, eugenics policies nesnesi ise onların resmen oluşturduğu şeyi belirtir. Bu ifade, bir rolü veya sahneyi canlandırmayı değil, resmî politika oluşturmayı anlatır. enact fiilinin yaygın nesneleri arasında a law, legislation, a policy ve a measure bulunur.

Alıştırma

Belediye meclisinin politikayı resmen oluşturduğunu hangi cümle anlatır?

  1. The city council enforced the policy last year.
  2. The city council announced the policy last year.
  3. The city council enacted the policy last year.
Cevabı göster

The city council enacted the policy last year.

and governments in Sweden, Canada, and Japan

2:29

İsveç, Kanada ve Japonya'daki hükümetler

forcibly sterilized thousands of individuals. Kelime

2:32

binlerce kişiyi zorla kısırlaştırdı.

Kelime

forcibly sterilized: kısırlaştırmanın zorla yapıldığını belirtme

forcibly sterilized ifadesinde forcibly, sterilized sözcüğünü niteler ve işlemin kişilerin iradesine aykırı biçimde dayatıldığını belirtir. Sterilized tek başına işlemi adlandırır, ancak kişinin rıza gösterip göstermediğini açıklamaz. Bu nedenle zarf yalnızca yoğunluğu değiştirmez; zorlamayı belirtir ve eylemi tarafsız bir tıbbi olaydan çok ciddi bir güç istismarı olarak gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede forcibly, sterilized sözcüğüne hangi anlamı katıyor?

  1. Kişiler işleme özgür iradeleriyle rıza göstermedi.
  2. Bir doktor işlemi birçok kez gerçekleştirdi.
  3. İşlem olağandışı derecede başarılıydı.
Cevabı göster

Kişiler işleme özgür iradeleriyle rıza göstermedi.

Sterilization was exceptionally common in the US. Kalıp ifadeler

2:36

Kısırlaştırma ABD'de de son derece yaygındı.

Kalıp ifadeler

exceptionally common: olağandan çok daha yaygın

Exceptionally, common sıfatını niteleyen bir derece zarfıdır. Burada exceptionally common, olağandışı derecede yaygın, yani normalde beklenenden çok daha yaygın demektir. “Yalnızca istisnai durumlarda yaygın” anlamına gelmez. Resmî açıklamalarda exceptionally, exceptionally high veya exceptionally difficult örneklerinde olduğu gibi derecelendirilebilir bir sıfatı güçlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede exceptionally common ne anlama geliyor?

  1. yalnızca nadir ve istisnai durumlarda yaygın
  2. olağandan veya beklenenden çok daha yaygın
  3. ortalamadan biraz daha az yaygın
Cevabı göster

olağandan veya beklenenden çok daha yaygın

From 1907 to 1979,

2:39

1907'den 1979'a kadar,

US policies enforced the sterilization of over 60,000 people, Kalıp ifadeler

2:42

ABD politikaları 60.000'den fazla kişinin kısırlaştırılmasını zorunlu kıldı,

Kalıp ifadeler

enforced the sterilization of: bir eylemi otoriteyle zorla uygulatmak

enforced the sterilization of ifadesinde enforce, adı verilen eylemin gerçekleşmesini sağlamak için kurumsal ya da hukuki güç kullanmak demektir. Nesnesi, the sterilization of over 60,000 people ad öbeğidir. Bu ifade, işlemlerin yalnızca gerçekleştiğini bildirmekten fazlasını yapar; bunları politika yoluyla dayatılmış eylemler olarak sunar. Burada enforced, strengthened anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede enforce, bir otoritenin bir eylemi zorla uygulattığını gösterir?

  1. The agency described the product in a report.
  2. The agency enforced the removal of the dangerous product from stores.
  3. The factory produced the dangerous product last year.
Cevabı göster

The agency enforced the removal of the dangerous product from stores.

with 32 states passing laws Dilbilgisi

2:46

32 eyalet,

that mandated sterilization for men and women deemed mentally defective. Kelime

2:48

zihinsel engelli olduğu düşünülen erkek ve kadınların kısırlaştırılmasını zorunlu kılan yasalar çıkardı.

Dilbilgisi

with 32 states passing laws: with + ad + -ing

With 32 states passing laws, with + ad öbeği + -ing yapısında bir yan ifadedir. 32 states ad öbeği passing eyleminin anlamca öznesidir; yani yasaları çıkaranlar eyaletlerdir. Bu ifade, önceki önermeye ek arka plan bilgisi olarak bağlanır. Burada kurumsal bir olguyu ve destekleyici bir sayısal bilgiyi ayrı bir ana cümle kurmadan ekler. With, 32 eyaletle birlikte anlamına gelmez ve bu yapı kendi başına otomatik olarak neden bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi ek bilgi veren bir with yapısıyla doğru tamamlayan seçeneği belirleyin: The conference ended early, _____.

  1. with several speakers canceled at the last minute
  2. with several speakers canceling at the last minute
  3. with canceling several speakers at the last minute
Cevabı göster

with several speakers canceling at the last minute

Kelime

mandated sterilization for: resmî ve bağlayıcı bir yasal gereklilik

Mandated sterilization for... ifadesi, yasaların for kelimesinden sonra belirtilen gruba kısırlaştırmayı resmen zorunlu kıldığını anlatır. Burada mandated, yasaların ne yaptığını belirten geçmiş zamanlı bir fiildir; öneri veya tavsiye değildir. mandate + zorunlu önlem + for + etkilenen grup yapısı, bir otoritenin neyi zorunlu kıldığını ve bu zorunluluğun kimlere uygulandığını gösterebilir.

Alıştırma

Mandated sterilization ifadesindeki zorunluluk gücünü en iyi hangi anlam korur?

  1. Bir otoritenin bağlayıcı olmayan tavsiyesi
  2. Bir otoritenin dayattığı zorunlu bir gereklilik
  3. İşlemi seçmeye izin verilmesi
Cevabı göster

Bir otoritenin dayattığı zorunlu bir gereklilik

Kelime

deemed mentally defective: kurumsal bir sınıflandırma

Deemed mentally defective, edilgen bir ilgi cümleciğinin kısaltılmış biçimidir: men and women who were deemed mentally defective. deem + nesne + sıfat yapısında deem, resmen değerlendirmek veya sınıflandırmak anlamına gelir; sıfat da sınıflandırmayı belirtir. Deemed yalnızca kurumun yargısını aktarır; bu yargının doğru veya adil olduğunu kanıtlamaz. Buradaki mentally defective, tarafsız ve modern bir tanı değil, eski ve aşağılayıcı bir tarihsel etikettir.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı? Deemed mentally defective ifadesinde deemed, etiketin nesnel olarak doğru olduğunun kanıtlandığını gösterir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

This label was typically applied based on superficial mental health diagnoses Notlar

2:53

Bu etiket genellikle yüzeysel ruh sağlığı teşhislerine

and the results of IQ tests,

2:57

ve göçmen nüfusun çoğuna karşı dilsel ve kültürel olarak önyargılı olan

Kalıp ifadeler

applied based on: belirtilen ölçütlere dayanarak bir etiket uygulamak

was typically applied ifadesindeki applied, apply fiilinin edilgen biçimidir ve bir kişiye ya da şeye etiket koymak veya bir sınıflandırma uygulamak anlamına gelir. Burada “başvurmak” anlamında değildir. Etiketi uygulayan kişi ya da kurum belirtilmez; odak sınıflandırmanın kendisidir. Based on, bu kararda kullanılan kanıtları veya ölçütleri belirtir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp “etiket, kural veya sınıflandırma + be applied + based on + kanıt veya ölçüt” şeklindedir. Etiketin neye göre kullanıldığını açıklar, ancak dayanağın adil veya güvenilir olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan üç kelimelik yapıyla tamamlayın: The access restriction was ____ the security review.

Cevabı göster

applied based on

Kelime

superficial mental health diagnoses: tanının yeterince derin olmamasını eleştirmek

Superficial, mental health diagnoses isim öbeğinin tamamını niteler. Burada tanıların yeterli derinlik, özen veya araştırma olmadan konduğu anlamına gelir; fiziksel olarak bir yüzeyde bulundukları anlamına gelmez. Bu sıfat olumsuz bir değerlendirme ekler. Söz konusu tanıları ciddi bir etiket koymak için zayıf bir dayanak olarak sunar ve tanıların niteliğini ya da güvenilirliğini sorgular. Ancak superficial sözcüğü tek başına her tanının yanlış olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

superficial mental health diagnoses ifadesinde superficial temel olarak ne anlatır?

  1. Tanılar erken aşamadaydı ve hâlâ değiştirilebilirdi.
  2. Tanılar yeterli derinlikten veya dikkatli araştırmadan yoksundu.
  3. Tanılar vücudun üzerinde görülebilen belirtilere odaklanıyordu.
Cevabı göster

Tanılar yeterli derinlikten veya dikkatli araştırmadan yoksundu.

which were linguistically and culturally biased against most immigrant populations. Kalıp ifadeler

2:59

IQ testlerinin sonuçlarına dayanarak uygulanıyordu.

Kalıp ifadeler

linguistically and culturally biased against + bir grup: dilsel ve kültürel açıdan dezavantaj yaratan önyargı

Biased against + bir kişi veya grup, o kişiye ya da gruba karşı haksız ve olumsuz bir önyargıya sahip olmak veya onu dezavantajlı kılacak şekilde tasarlanmış olmak demektir. Buradaki against, önyargıdan zarar gören hedefi gösterir; fiziksel bir karşı koymayı anlatmaz. Linguistically and culturally, eşitsizliğin dil ve kültür olmak üzere iki kaynağını belirtir. İfade bütünüyle, ölçütlerin farklı dil ve kültür geçmişlerine eşit davranmadığını ve çoğu göçmen grubunu dezavantajlı duruma düşürdüğünü anlatır.

Alıştırma

Kalıbı bir sözcükle tamamlayın: The hiring algorithm was biased ____ applicants with nontraditional work histories.

Cevabı göster

against

These racist standards were particularly problematic in California. Kalıp ifadeler

3:04

Bu ırkçı standartlar özellikle Kaliforniya'da sorunluydu.

Kalıp ifadeler

particularly problematic in + bir bağlam: o bağlamda özellikle sorunlu

Particularly problematic, özellikle sorunlu veya ciddi bir endişe kaynağı demektir. Problematic olumsuz değerlendirmeyi verirken particularly bunun derecesini artırır. Ardından gelen in California ifadesi, sorunun öne çıktığı bağlamı belirtir. Cümle, bu ölçütlerin başka yerlerde zararsız olduğunu söylemez; Kaliforniya'yı özellikle önemli bir örnek olarak vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede particularly problematic ne anlama geliyor: The rule is particularly problematic in emergency situations?

  1. Kural acil durumlarda daha az güçlük yaratır.
  2. Kural yalnızca acil durumlarda uygulanır.
  3. Kural, acil durumlarda özellikle ciddi güçlükler yaratır.
Cevabı göster

Kural, acil durumlarda özellikle ciddi güçlükler yaratır.

From 1920 to 1945,

3:08

1920'den 1945'e kadar,

Latina women were 59% more likely to be sterilized than other women, Dilbilgisi

3:11

Latin kadınların kısırlaştırılma olasılığı diğer kadınlara göre %59 daha fazlaydı

Dilbilgisi

Diğer kadınlara göre kısırlaştırılma olasılığının %59 daha yüksek olması

Yapı, [grup] + be + yüzde + more likely to + fiil + than + karşılaştırma grubu biçimindedir. Burada Latin kökenli kadınların kısırlaştırılma olasılığının diğer kadınlara göre göreli olarak %59 daha yüksek olduğu belirtilir. Aynı olasılık ölçeğinde bu, karşılaştırma grubunun olasılığının 1,59 katıdır. Likely bir olayın gerçekleşme olasılığını anlatır; “tercih etmek” anlamına gelmez. Cümle ayrıca Latin kökenli kadınların %59'unun kısırlaştırıldığını veya farkın 59 yüzde puan olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bir araştırmada “Group A was 40% more likely to experience the outcome than Group B.” deniyor. Bu ne anlama gelir?

  1. A Grubunun tam olarak %40'ı bu sonucu yaşar.
  2. A Grubunun olasılığı B Grubuna göre %40 daha yüksektir.
  3. A Grubunun oranı B Grubunun oranından 40 yüzde puan daha yüksektir.
Cevabı göster

A Grubunun olasılığı B Grubuna göre %40 daha yüksektir.

and the rate of sterilizations in California was incredibly high. Kelime

3:16

ve Kaliforniya'daki kısırlaştırma oranı inanılmaz derecede yüksekti.

Kelime

Kısırlaştırma oranı

Bu istatistiksel ifadede rate, kısırlaştırmaların bir nüfus veya dönem gibi referans alınan bir temele göre ne sıklıkta gerçekleştiğini anlatır. Of sterilizations ölçülen olayı belirtirken in California coğrafi kapsamı belirler. Yüksek bir rate; yüksek fiyat, kalite puanı veya yalnızca büyük bir ham toplam anlamına gelmez. İfade tek başına paydayı ya da kesin yüzdeyi belirtmez; bu ayrıntılar çevredeki verilerden gelmelidir.

Alıştırma

“the rate of sterilizations” ifadesinde rate ne anlama gelir?

  1. kısırlaştırma işlemlerine verilen kalite puanı
  2. tanımlı bir nüfus veya dönemdeki kısırlaştırmaların sıklığı ya da oranı
  3. bir kısırlaştırma işlemi için alınan ücret
Cevabı göster

tanımlı bir nüfus veya dönemdeki kısırlaştırmaların sıklığı ya da oranı

This single state performed over 1/3 of the country's sterilization operations. Dilbilgisi

3:19

Bu tek eyalet, ülkedeki kısırlaştırma operasyonlarının üçte birinden fazlasını gerçekleştirdi.

Dilbilgisi

over 1/3 of: bütünün üçte birinden fazlası

Over 1/3 of, bir bütünün üçte birinden fazlası anlamına gelir. Burada over, miktarın belirtilen kesirden büyük olduğunu anlatır; mekânsal olarak üstünde anlamına gelmez. of sonrasındaki isim öbeği, ölçülen bütünün ne olduğunu belirtir. Bu cümlede bütün, ülkedeki tüm kısırlaştırma operasyonlarıdır; dolayısıyla tek bir eyalet ülke toplamının üçte birinden fazlasını gerçekleştirmiştir.

Alıştırma

Over 1/3 of the voters supported the plan. cümlesinde over 1/3 of ne anlama gelir?

  1. Tüm seçmenlerin üçte birinden azı
  2. Tüm seçmenlerin tam olarak üçte biri
  3. Tüm seçmenlerin üçte birinden fazlası
Cevabı göster

Tüm seçmenlerin üçte birinden fazlası

Such was the case of Andrea Garcia, Dilbilgisi

3:24

Hikayesi benzer kaderleri paylaşan binlerce bireyi yansıtan

whose story reflects thousands of individuals with similar fates.

3:27

Andrea Garcia'nın durumu da böyleydi.

Dilbilgisi

Such was the case of ...: genel bir durumu belirli bir örneğe bağlamak

Such was the case of Andrea Garcia, az önce açıklanan durumun Andrea Garcia için de geçerli olduğu anlamına gelir. Such önceki duruma gönderme yapar; Andrea'yı doğrudan betimlemez. Devrik düzen olan Such + be + the case of ..., genel bir açıklamadan belirli bir örneğe geçiş sağlayan resmî bir bağlantı kurar. Daha doğrudan bir biçim The same was true of Andrea Garcia olurdu; ancak özgün yapı tarihsel anlatıma uygundur.

Alıştırma

Resmî bir anlatıda Such was the case of Maya ifadesinin temel söylem işlevi nedir?

  1. Daha önce açıklanan durumun Maya için de geçerli olduğunu gösterir.
  2. such sıfatıyla Maya'nın kişiliğini betimler.
  3. Tamamen ilgisiz bir durum ortaya koyar.
Cevabı göster

Daha önce açıklanan durumun Maya için de geçerli olduğunu gösterir.

With the help of famed civil rights lawyer David Marcus, Kültür

3:30

Ünlü sivil haklar avukatı David Marcus'un yardımıyla,

Kültür

civil rights lawyer: sivil hakları koruyan avukat

civil rights lawyer; eşit muamele, ayrımcılıktan korunma, oy hakkı veya anayasal haklar gibi yasal güvencelerle ilgili davalarda çalışan avukattır. Burada civil rights bir hukuk alanının adıdır; civil, 'nazik' veya 'medenileşmiş' anlamına gelmez. David Marcus’ın civil rights lawyer olarak tanıtılması, yardımının bu bağlamda neden önemli olduğunu açıklar: uzmanlığı, bir eyalet yasasına anayasal haklar temelinde itiraz etmekle ilgilidir.

Alıştırma

Hangi çalışma türü civil rights lawyer ile en yakından ilişkilidir?

  1. Konusu ne olursa olsun özel şirketler arasındaki her türlü uyuşmazlık
  2. Müvekkillere mahkemede nazik davranmayı öğretmek
  3. Eşitlik, ayrımcılık ve koruma altındaki bireysel haklarla ilgili davalar
Cevabı göster

Eşitlik, ayrımcılık ve koruma altındaki bireysel haklarla ilgili davalar

Andrea's mother argued that California's sterilization law violated the US Constitution, Kalıp ifadeler

3:33

Andrea'nın annesi Kaliforniya'nın kısırlaştırma yasasının ABD Anayasası'nı ihlal ettiğini,

Kalıp ifadeler

argued that ... violated: hukuki bir iddiayı aktarmak

Hukuki anlatımda argued that, gerekçelerle desteklenen bir görüşü aktarır; Andrea’nın annesinin biriyle kişisel olarak tartıştığı anlamına gelmez. that yan cümlesi onun iddiasını belirtir: Kaliforniya’nın kısırlaştırma yasası ABD Anayasası’nı ihlal etmiştir. Yeniden kullanılabilen kalıp someone argues that X violates Y, geçmiş zaman biçimi ise someone argued that X violated Y şeklindedir. Bu kalıp, mahkemenin iddiayı kabul ettiğini söylemeden taraflardan birinin görüşünü aktarır.

Alıştırma

Hukuki anlatım cümlesini tamamlayın. İddiayı aktarmak için argue that, hukuki çatışmayı belirtmek için violate kullanın ve iki fiili de geçmiş zamana getirin: The residents ____ the new rule ____ their constitutional rights.

Cevabı göster

argued that · violated

depriving Andrea of her rights to equal protection under the law. Notlar

3:38

Andrea'yı yasa önünde eşit koruma haklarından mahrum bıraktığını savundu.

Kalıp ifadeler

depriving Andrea of her rights: deprive someone of something kalıbı

deprive someone of something kalıbı, bir kişinin sahip olduğu veya hakkı olan önemli bir şeyi elinden almak ya da ona vermemek demektir. depriving Andrea of her rights ifadesinde etkilenen kişi Andrea, kaybettiği şey ise her rights'tır; of kaynağı değil, elinden alınan şeyi belirtir. -ing biçimindeki depriving, bunu çevresindeki cümleye bağlı bir eylem veya sonuç olarak sunar. Başka durumlara aktarılabilen yapı deprive + kişi veya grup + of + hak, kaynak veya fırsat şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi gerekli edatla tamamlayın: The ruling deprived thousands of citizens ____ the right to vote.

Cevabı göster

of

Kültür

equal protection under the law: ABD hukukunda bir ilke

ABD anayasa ve medeni haklar bağlamında equal protection under the law, hükümetin benzer durumda bulunan kişilere karşı haksız ayrımcılık yapmadan kanunları uygulaması ve yürütmesi gerektiği ilkesidir. Bu ilke, herkes için aynı sonucu veya her türlü zarardan korunmayı vaat etmez. Burada ifade, Andrea'nın elinden alındığı söylenen yasal hakkı belirtir. Under the law, bir kanunun fiziksel olarak altında bulunmak değil, hukuk sistemi içinde ve hukuka uygun olmak anlamına gelir.

Alıştırma

Bu hukuki bağlamda equal protection under the law ne anlama gelir?

  1. Her anlaşmazlıkta herkese tamamen aynı sonucu garanti eder.
  2. Olası her türlü zarardan fiziksel güvenlik vaat eder.
  3. Hükümetin kanun ve eylemlerinin benzer durumda olan kişilere karşı haksız ayrımcılıktan kaçınmasını gerektirir.
Cevabı göster

Hükümetin kanun ve eylemlerinin benzer durumda olan kişilere karşı haksız ayrımcılıktan kaçınmasını gerektirir.

However,

3:41

Bununla birlikte,

while one of the three judges overseeing the case voted to spare Andrea, Notlar

3:42

davaya bakan üç yargıçtan biri Andrea'nın bağışlanması yönünde oy kullanırken,

Kelime

voted to spare Andrea: fiil olarak spare

Spare burada fiildir. To spare someone, o kişinin zarar, ceza, acı veya başka ciddi bir olumsuz sonuçtan kaçınmasını sağlamak demektir. Bu nedenle voted to spare Andrea, yargıcın Andrea'yı önerilen zararlı sonuçtan koruma yönünde oy verdiği anlamına gelir. Voted to spare ifadesinde to sözcüğünden sonra fiilin yalın biçimi gelir. Bu yüzden spare bu cümlede fazladan veya kullanılabilir anlamındaki sıfat değildir.

Alıştırma

Cümlede voted to spare Andrea ne anlama geliyor?

  1. Andrea'yı yedek olarak seçme yönünde oy verdi.
  2. Andrea'yı önerilen zararlı sonuçtan koruma yönünde oy verdi.
  3. Andrea'ya fazladan zaman verme yönünde oy verdi.
Cevabı göster

Andrea'yı önerilen zararlı sonuçtan koruma yönünde oy verdi.

the other two did not.

3:46

diğer ikisi kullanmadı.

Dilbilgisi

while ... the other two did not: karşıtlık ve eksilti

Burada while, bir şey olurken anlamında değil, whereas gibi buna karşılık anlamındadır. Bir yargıcın kararını diğer iki yargıcın zıt kararıyla karşılaştırır. The other two did not ifadesinde daha önce geçen vote to spare Andrea sözleri tekrar edilmemiştir. Yardımcı fiil did geçmiş zamanı taşır, not ise tekrarlanan eylemi olumsuz yapar: tam biçim the other two did not vote to spare Andrea şeklindedir.

Alıştırma

Cümle, yargıçların oyları hakkında ne söylüyor?

  1. Üç yargıcın tamamı Andrea'nın bu işlemden muaf tutulması yönünde oy verdi.
  2. İlk yargıç beklerken diğer iki yargıç oy verdi.
  3. Bir yargıç Andrea'nın bu işlemden muaf tutulması yönünde oy verdi, ancak diğer ikisi vermedi.
Cevabı göster

Bir yargıç Andrea'nın bu işlemden muaf tutulması yönünde oy verdi, ancak diğer ikisi vermedi.

Records suggest it's possible Andrea escaped the impending surgery, Notlar

3:48

Kayıtlar Andrea'nın yaklaşan ameliyattan kaçmış olabileceğini gösteriyor,

Kalıp ifadeler

Records suggest it's possible: kanıta dayalı temkinli bir iddia

Records suggest it's possible, sonucu temkinli biçimde sunar. Records kanıt kaynağıdır; suggest 'kanıtlamadan işaret etmek', it's possible ise sonucun kesin olmadığını belirtir. Kanıtlar bir açıklamayı desteklediği hâlde onu gerçek olarak kesinleştirmediğinde bu kalıbı kullanın. Burada suggest, kanıtların neye işaret ettiğini anlatır; 'tavsiye etmek' anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle eksik kanıtlara dayanarak temkinli bir iddiada bulunur?

  1. The records suggest it's possible that Maya left before dawn.
  2. The records advise Maya to leave before dawn.
  3. The records prove that Maya left before dawn.
Cevabı göster

The records suggest it's possible that Maya left before dawn.

Kelime

escaped the impending surgery: yaklaşan bir tehditten kurtulmak

escaped the impending surgery ifadesindeki escaped, ameliyatı 'geçirmekten ya da ameliyatın zararına uğramaktan kaçınmak' anlamına gelir. Zararlı bir sonuçtan kurtulmayı anlatır; mutlaka bir odadan koşarak çıkmak demek değildir. Impending, 'çok yakında gerçekleşmek üzere olan' anlamına gelir ve genellikle baskı, tehdit veya kaygı hissi de katar. Ameliyatı yalnızca geleceğe planlanmış bir olay değil, yaklaşmış ve kaygı verici bir durum gibi gösterir.

Alıştırma

escaped the impending surgery burada ne anlama geliyor?

  1. Andrea, gerçekleşmek üzere olan bir ameliyatı geçirmekten kurtuldu.
  2. Andrea uzak bir gelecek için ameliyat ayarladı.
  3. Andrea ameliyattan sonra ameliyathaneden koşarak çıktı.
Cevabı göster

Andrea, gerçekleşmek üzere olan bir ameliyatı geçirmekten kurtuldu.

but many more victims of these policies did not. Anlatım akışı

3:52

ancak bu politikaların daha birçok kurbanı o kadar şanslı değildi.

Anlatım akışı

but many more victims ... did not: karşıtlık ve eksilti

Burada but, daha önceki istisnai durumdan—Andrea planlanan ameliyattan kurtulmuş olabilir—bu politikaların zarar verdiği daha büyük gruba geçiş yapar. many more, sayı bakımından büyük farkı odak noktası hâline getirir. did not bir fiil öbeği eksiltisidir: did geçmiş zamanı, not ise olumsuzluğu taşır; tekrarlanan eylem önceki cümleden açıkça anlaşıldığı için söylenmez. Bu bağlamda, çok daha fazla mağdurun ameliyattan veya ilgili zarardan kaçamadığı anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede did not ne anlama geliyor?

  1. Çok daha fazla mağdur ameliyattan veya ilgili zarardan kaçamadı.
  2. Çok daha fazla mağdur bu politikaları oluşturmadı.
  3. Çok daha fazla mağdur eugenics kelimesini anlamadı.
Cevabı göster

Çok daha fazla mağdur ameliyattan veya ilgili zarardan kaçamadı.

Although eugenics acquired negative connotations after the horrors of World War II, Kalıp ifadeler

3:55

Öjeni, İkinci Dünya Savaşı'nın dehşetinden sonra olumsuz çağrışımlar kazansa da,

Kalıp ifadeler

acquired negative connotations: olumsuz çağrışımlar edinmek

Resmî bir eşdizim olan acquired negative connotations ifadesinde acquired “zamanla sahip oldu”, connotations ise bir kelime, etiket, fikir veya sembolün doğrudan tanımının ötesinde taşıdığı duygu ve çağrışımlar anlamına gelir. Burada bu ifade, öjeninin İkinci Dünya Savaşı'nın dehşetinden sonra son derece olumsuz çağrışımlar uyandırmaya başladığını söyler. Sözlük tanımındaki bir değişikliği veya fikrin pratik sonuçlarını değil, toplumun algısındaki değişikliği anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “olumsuz çağrışımlar taşımaya başladı” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: After the scandal, the once-neutral label ____.

Cevabı göster

acquired negative connotations

many of its practices,

4:00

uygulamalarının çoğu,

including sterilization,

4:01

kısırlaştırma dahil,

continued for decades. Kalıp ifadeler

4:03

on yıllar boyunca devam etti.

Kalıp ifadeler

continued for decades: onlarca yıl devam etti

continued for decades, bu uygulamaların onlarca yıl süren bir dönem boyunca kullanılmaya devam ettiğini belirtir. continued durmadıklarını, for decades ise ne kadar süre devam ettiklerini anlatır. Buradaki decades belirli bir on yılın adı değil, birden fazla on yıldan oluşan bir süredir. continue + for + süre yapısı uzun süren bir politikayı, alışkanlığı, sorunu veya etkiyi anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi onlarca yıl boyunca anlamına gelen iki sözcüklü süre ifadesiyle tamamlayın: The tradition continued ____.

Cevabı göster

for decades

By the late 1960s, Anlatım akışı

4:05

1960'ların sonlarına gelindiğinde,

research into human genetics was more nuanced, Notlar

4:07

insan genetiği üzerine yapılan araştırmalar daha ayrıntılı hale gelmişti

Kalıp ifadeler

research into human genetics: research into + konu

Burada research bir isimdir ve into human genetics araştırılan alanı belirten bir edat öbeğidir. Research into X, X'in sistemli biçimde araştırılması anlamına gelir; into fiziksel bir hareketi değil, araştırmanın konusunu veya yönünü gösterir. Bu kalıp, resmî metinlerde bir araştırma alanını kısa biçimde adlandırmayı sağlar: research into climate change, research into memory.

Alıştırma

Cümleyi research into + konu kalıbıyla tamamlayın: The university is funding research ____ ocean pollution.

Cevabı göster

into

Kelime

more nuanced: ince ayrımları fark etmek

Burada more nuanced, ince ayrımlara ve karmaşıklığa daha fazla dikkat göstermek anlamına gelir. Araştırmanın yalnızca daha yeni veya daha teknik değil, daha az basite indirgeyici olduğunu belirtir. Karşılaştırma bildiren more, daha önceki ya da daha az dikkatli bir anlatımla karşıtlık kurar. Aynı kalıp, meseleyi iki kesin uçla sınırlamayan bir analizi, açıklamayı, görüşü veya tartışmayı övmek için kullanılabilir.

Alıştırma

"The revised analysis is more nuanced," cümlesinde more nuanced ne anlama gelir?

  1. Daha yakın bir tarihte yazılmıştır.
  2. Daha ince ayrımları ve karmaşıklığı fark eder.
  3. Daha fazla teknik sözcük içerir.
Cevabı göster

Daha ince ayrımları ve karmaşıklığı fark eder.

and bioethics had begun to blunt eugenics' influence. Deyimler

4:09

ve biyoetik, öjeninin etkisini zayıflatmaya başlamıştı.

Anlatım akışı

By the late 1960s: 1960'ların sonlarına gelindiğinde

By the late 1960s, 1960'ların sonunu bir zaman sınırı olarak belirler: anlatı bu noktaya ulaştığında ardından gelen durumlar zaten geçerlidir veya değişiklikler çoktan başlamıştır. Cümledeki bilgiyi o zamana kadar nelerin geliştiğine göre düzenler. Bu nedenle had begun, by ile kurulan zaman bakışına doğal biçimde uyar. Bu zaman kullanımında by, en geç o noktada veya o zamana kadar anlamına gelir; yanında anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle 2010 yılını bir zaman sınırı olarak sunar ve kuruluşun o zamana kadar beş klinik açmış olduğunu belirtir?

  1. By 2010, the organization had opened five clinics.
  2. Since 2010, the organization has opened five clinics.
  3. In 2010, the organization opened five clinics.
Cevabı göster

By 2010, the organization had opened five clinics.

Deyimler

had begun to blunt eugenics' influence: öjeniğin etkisini azaltmaya başlamıştı

had begun to blunt eugenics' influence ifadesinde blunt, bir şeyi daha az güçlü veya etkili hâle getirmek anlamında kullanılan bir fiildir. Bir kesici kenarı daha az keskin hâle getirme şeklindeki gerçek anlamı influence sözcüğüne aktarılır ve etki, zayıflatılabilen bir güç olarak sunulur. Had begun to, başlangıcı geçmişteki başka bir referans noktasından önceye yerleştirir. Zayıflatma sürecinin başlamış olduğunu, tamamlandığını değil, belirtir; biyoetiğin öjeniğin etkisini tamamen ortadan kaldırdığı söylenmez.

Alıştırma

Burada had begun to blunt eugenics' influence ne anlama geliyor?

  1. Biyoetik, öjeniğin bütün izlerini çoktan ortadan kaldırmıştı.
  2. Biyoetik, öjeniğin etkisini azaltmaya başlamıştı.
  3. Biyoetik, öjeniğin etkisini artırmaya başlamıştı.
Cevabı göster

Biyoetik, öjeniğin etkisini azaltmaya başlamıştı.

Yet Sweden and the US continued to pursue involuntary sterilization Kalıp ifadeler

4:13

Ancak İsveç ve ABD isteği dışında kısırlaştırma uygulamalarını

well into the '70s. Kalıp ifadeler

4:17

70'lerin sonuna kadar sürdürdü.

Kalıp ifadeler

continued to pursue involuntary sterilization: rıza dışı kısırlaştırmayı sürdürmek

continued to pursue involuntary sterilization ifadesinde pursue, birini fiziksel olarak kovalamak anlamına gelmez. Nesnesi bir politika veya kurumsal uygulama olduğunda, onu etkin biçimde ilerletmeye, uygulamaya veya gerçekleştirmek için çalışmaya devam etmek anlamına gelir. Continued to, eylemin sürdüğünü vurgular. Involuntary, kısırlaştırmaya maruz bırakılan kişilerin bunu özgürce seçmediği veya buna özgür iradeleriyle onay vermediği anlamına gelir. Dolayısıyla ifade, sıradan ve isteğe bağlı bir tıbbi seçenekten değil, zorlayıcı bir devlet uygulamasından söz eder.

Alıştırma

Bu cümlede continued to pursue involuntary sterilization ne anlama geliyor?

  1. Ülkeler, rıza dışı bir kısırlaştırma politikasını etkin biçimde yürütmeye veya ilerletmeye devam etti.
  2. Ülkeler yalnızca gönüllü kısırlaştırmanın var olduğunu biliyordu.
  3. Ülkeler, kısırlaştırmayı seçmiş kişileri fiziksel olarak kovalamaya devam etti.
Cevabı göster

Ülkeler, rıza dışı bir kısırlaştırma politikasını etkin biçimde yürütmeye veya ilerletmeye devam etti.

Kalıp ifadeler

well into the '70s: 1970'lerin epey ilerleyen dönemlerine kadar

well into the '70s ifadesinde well, into'nun zamansal anlamını güçlendirir. İfade, eylemin yalnızca 1970'lerin başına kadar değil, on yıl başladıktan sonra da kayda değer bir süre devam ettiğini söyler; kesin bir bitiş yılı vermez. Burada istem dışı kısırlaştırmanın, değişimin beklenebileceği tarihsel bir dönüm noktasından hemen sonra sona ermediği vurgulanır. Başka durumlara aktarılabilen well into + zaman dilimi kalıbı, bir şeyin beklenenden daha geç bir zamana kadar sürdüğünü öne çıkarır.

Alıştırma

Hangi cümle görüşmelerin gecenin oldukça ilerleyen bir vaktine kadar sürdüğünü anlatır?

  1. The negotiations continued well into the night.
  2. The negotiations ended just before nightfall.
  3. The negotiations began early in the afternoon.
Cevabı göster

The negotiations continued well into the night.

Finally,

4:19

Sonunda,

class action lawsuits and protest marches in the US galvanized lawmakers, Notlar

4:20

ABD'deki toplu davalar ve protesto yürüyüşleri milletvekillerini harekete geçirdi

Kültür

class action lawsuits and protest marches: iki kolektif eylem biçimi

class action lawsuit, benzer talepleri olan daha büyük bir grup adına bir veya daha fazla kişinin açtığı davadır. class action ifadesindeki class, okul sınıfını değil, etkilenen kişilerden oluşan bir kategoriyi anlatır. protest march ise insanların değişim talep etmek veya karşıtlıklarını göstermek için yürüdüğü örgütlü bir halka açık gösteridir. and bağlacı iki farklı kolektif baskı türünü birbirine bağlar: mahkemeler yoluyla eylem ve kamusal alanda eylem. Bu iki unsur birlikte galvanized fiilinin öznesini oluşturur ve yasa koyucuları neyin tepki vermeye ittiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede class action lawsuits and protest marches ifadesi neyi anlatır?

  1. Özel görüşmeler ve kapalı yasama toplantıları
  2. Sınıflarda yapılan dersler ve okul geçit törenleri
  3. Bir grup adına açılan davalar ve örgütlü halka açık gösteriler
Cevabı göster

Bir grup adına açılan davalar ve örgütlü halka açık gösteriler

Deyimler

galvanized lawmakers: yasa koyucuların güçlü biçimde harekete geçirilmesi

Burada galvanized mecaz anlamdadır: davalar ve yürüyüşler, yasa koyucuları karşılık vermeye veya harekete geçmeye güçlü biçimde itti. Kamuoyu baskısının kaygıyı ya da hareketsizliği eyleme dönüştürdüğünü anlatır. Kalıp galvanize + kişi veya grup şeklindedir; ardından bazen into action ya da to do something gelir. Nesne, harekete geçmesi sağlanan kişileri belirtir.

Alıştırma

Cümlede galvanized lawmakers ne anlama geliyor?

  1. Yasa koyucuları koruyucu bir metal tabakayla kapladı.
  2. Yasa koyucuları güçlü biçimde harekete geçirdi.
  3. Yasa koyuculara teknik bilgi verdi.
Cevabı göster

Yasa koyucuları güçlü biçimde harekete geçirdi.

and California sterilization laws were finally repealed in 1979. Kelime

4:24

ve Kaliforniya kısırlaştırma yasaları nihayet 1979'da yürürlükten kaldırıldı.

Kelime

were finally repealed: yasaların nihayet resmen yürürlükten kaldırılması

were finally repealed, were + repealed yapısından oluşan edilgen bir hukuk ifadesidir. Repeal, mevcut bir yasayı artık yürürlükte olmayacak şekilde resmen kaldırmak demektir. Edilgen yapı, yasayı kaldıran kurumdan çok yasalara ve sonuca odaklanır. Finally, bu sonucun ancak bir gecikme veya uzun bir süreçten sonra ortaya çıktığı anlamını ekler.

Alıştırma

Hangi cümle mevcut bir yasanın resmen yürürlükten kaldırıldığını söylüyor?

  1. The outdated law was enacted last year.
  2. The outdated law was repealed last year.
  3. The outdated law was enforced last year.
Cevabı göster

The outdated law was repealed last year.

Unfortunately, today,

4:30

Ne yazık ki bugün,

the legal and illegal sterilization of many oppressed communities Kelime

4:32

birçok ezilmiş topluluğun yasal ve yasadışı yollarla kısırlaştırılması

still continues around the globe.

4:36

dünya çapında hala devam ediyor.

Kelime

legal and illegal sterilization: hukuki durum ve ahlaki kabul edilebilirlik

Bu ifade, sterilization sözcüğünü niteleyen legal ve illegal sıfatlarını eş görevli olarak birleştirir. Legal, yasaların izin verdiği; illegal ise yasaların yasakladığı anlamına gelir. İkisinin de belirtilmesi, sorunun yalnızca hâlihazırda suç sayılan eylemlerle sınırlı olmadığını gösterir. Buradaki legal yalnızca hukuki durumu açıklar; onay bildirmez. Bir uygulama yasal olduğu hâlde zararlı veya ahlaken kabul edilemez olabilir. Bu nedenle hukuki değerlendirme ile etik değerlendirme birbirinden ayrılmalıdır.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Bu cümlede legal sterilization, ahlaken kabul edilebilir kısırlaştırma anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Kelime

oppressed communities: sürekli adaletsizlik ve eşitsiz güç

Oppressed communities, eşitsiz bir toplumsal veya siyasi güç ilişkisi içinde ayrımcılık, sömürü, dışlanma ya da haklardan mahrum bırakılma gibi sürekli adaletsizliklere maruz kalan grupları ifade eder. Buradaki communities, yalnızca aynı mahallede yaşayanları değil, ortak bir kimlik veya durumla birbirine bağlı insanları anlatır. Oppressed, kısa süreli stres, üzüntü ya da hayal kırıklığını değil, eşitsiz gücün oluşturduğu toplumsal bir durumu tanımlar.

Alıştırma

Bu cümlede oppressed communities ne anlama geliyor?

  1. Aynı fiziksel mahallede yaşayan herkes
  2. Geçici olarak stresli veya mutsuz hisseden kişiler
  3. Eşitsiz güç ilişkileri içinde sürekli adaletsizliğe maruz kalan gruplar
Cevabı göster

Eşitsiz güç ilişkileri içinde sürekli adaletsizliğe maruz kalan gruplar

How did IQ tests come to be used as a tool of eugenics? Notlar

4:39

IQ testleri nasıl oldu da öjeninin bir aracı olarak kullanılmaya başlandı?

Dilbilgisi

come to be used as: zaman içinde gelişen bir kullanım veya rol

come to be used as ifadesinde come to, bir yere doğru hareket etmek değil, zamanla bir duruma ulaşmak anlamına gelir. Soru, bu kullanımın zaman içinde nasıl geliştiğini sorar. Kalıp come to be + geçmiş zaman ortacıdır. Burada be used edilgendir: IQ tests eyleme maruz kalır ve as, testlerin sonunda üstlendiği rolü belirtir. Bir rol, yorum veya davranış biçimi bir anda değil de bir süreç sonucunda ortaya çıktığında bu kalıbı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Edilgen rolün zamanla geliştiğini göstermek için cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: The empty lot eventually ____ a public garden.

Cevabı göster

came to be used as

Deyimler

as a tool of eugenics: mecazi bir araç anlamındaki tool

as a tool of eugenics ifadesindeki tool mecazidir. Fiziksel bir nesneyi değil, öjenik fikirleri ve hedefleri ilerletmek için kullanılan bir yöntem veya aracı belirtir. Bu ifade, IQ testlerinin doğrudan öjeniyle aynı şey olduğunu söylemez. İnsanları sınıflandırmak veya politikaları desteklemek gibi, bu hareket içinde hizmet etmeleri için kullanıldıkları rolü anlatır.

Alıştırma

Sorudaki as a tool of eugenics ne anlama gelir?

  1. öjenik hedefleri ilerletmek için kullanılan bir araç
  2. bir öjeni laboratuvarında tutulan fiziksel bir cihaz
  3. öjenik hedeflere hizmet etmeden yalnızca tartışılan bir konu
Cevabı göster

öjenik hedefleri ilerletmek için kullanılan bir araç

Dig into how these tests have been used and misused throughout history Notlar

4:42

Bu testlerin tarih boyunca nasıl kullanıldığını ve nasıl kötüye kullanıldığını

Anlatım akışı

have been used and misused throughout history: tarihsel bir karşıtlık kurmak

Have been used ve have been kısmı tekrar edilmeyen misused, present perfect'in koordineli edilgen yapılarıdır. İkinci have been yazılmasa da önceki yapıdan anlaşılır. Böylece these tests cümlenin konusu olarak kalır ve sorumlu kişi ya da kurumlar belirtilmeden zaman içinde testlere ne olduğu özetlenir. Used ve misused daha sonra kısa ve belirgin bir karşıtlık kurar: testler tarafsız veya meşru biçimlerde kullanılmış, fakat yanlış, uygunsuz ya da zararlı şekillerde de kullanılmıştır. Throughout history çerçeveyi farklı tarihsel dönemlere genişletir; bu nedenle ifade yalnızca testlerin var olduğunu tekrarlamak yerine hem kullanımı hem de kötüye kullanımı ele alacak bir tartışmayı haber verir.

Alıştırma

“have been used and misused throughout history” nasıl bir bilgi yapısı oluşturur?

  1. Testleri oluşturan ve kullanan kişilerin adını verir.
  2. Testlerin uzak geçmişte yalnızca bir kez kullanıldığını söyler.
  3. Farklı tarihsel dönemlerdeki kullanım ile yanlış veya zararlı kullanımı karşılaştırır.
  4. Testlerin tarih boyunca her kullanımının zararlı olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Farklı tarihsel dönemlerdeki kullanım ile yanlış veya zararlı kullanımı karşılaştırır.

with this video.

4:46

bu video ile keşfedin.

Öbek fiiller

Dig into: bir konuyu derinlemesine incelemek

Dig into, bir şeyi derinlemesine incelemek veya ayrıntılı biçimde öğrenmek demektir. Burada ardından how ile başlayan dolaylı bir soru gelir; dolayısıyla incelenen konu, testlerin nasıl kullanıldığı sorusunun tamamıdır. Bu video yönlendirmesinde ifade, izleyicileri daha derin bir araştırmaya devam etmeye çağırır. Nesne bir konu, soru veya bilgi bütünü olduğunda dig into mecazidir; toprağı kazmak anlamına gelmez.

Alıştırma

“Dig into how these tests have been used...” cümlesinde “dig into” ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak toprağı kazmak
  2. Kontrol etmeden tahminde bulunmak
  3. Soruyu hızla geçmek
  4. Soruyu derinlemesine incelemek
Cevabı göster

Soruyu derinlemesine incelemek