Anne vs Baba: Neleri Miras Aldınız?: İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: Video; renk körlüğü, kellik, yüz benzerliği, beyin ve mitokondriyal DNA üzerinde anne ile babanın etkisini karşılaştırır, ardından kişisel genetik testlerden söz eder. İngilizce noktaları: 1. can thank your mother. - Konuşma edimbilimi ve tutum: teşekkür kılığına giren mizahi bir sorumluluk yüklemeyi fark edin ve thank sözcüğünü yalnızca gerçek minnettarlık sanmayın. 2. used to believe - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: artık kabul edilmeyen eski bir inancı belirtin ve önceki bilimsel bilgiyle güncel anlayış arasındaki karşıtlığı izleyin. 3. found out - Öbek fiiller: test yoluyla bilgi edinmeyi anlatın ve bu anlamı fiziksel bir nesneyi bulma anlamındaki find kullanımından ayırın.
Bu derste
It's easy to feel like you're an even mix of your parents, Dilbilgisi
0:03Anne ve babanızın eşit bir karışımı olduğunuzu düşünmek kolaydır,
It's easy to feel like + tam yan cümle
Bu cümlede It's easy to feel like + yan cümle, doğal biçimde oluşabilecek bir izlenimi tanıtır: özellikleri anne ve babanızdan eşit oranda aldığınız izlenimini. Easy, birinin bu izlenimi ne kadar kolay edinebileceğini anlatır; izlenimin doğru olduğunu söylemez. feel like ifadesinden sonra özne ve fiil içeren tam bir yan cümle geldiğinde bu yapı, “... olduğu izlenimine kapılmak” veya “kişiye ... gibi gelmek” anlamındadır. Konuşmacının daha sonra bu ilk izlenimi sorgulamasına veya düzeltmesine alan bırakır.
Alıştırma
Doğal bir ilk izlenim sunan kalıpla cümleyi tamamlayın: “____ the shortest route is the fastest, but traffic can change that.”
Cevabı göster
It's easy to feel like
not always the case: durum her zaman böyle değildir
Burada the case, “gerçek durum” anlamına gelir ve çocuğun anne ve babasının eşit bir karışımı olduğu yönündeki önceki düşünceye gönderme yapar. Not always the case, bu düşüncenin bazı durumlarda doğru olabileceği ancak her durumda doğru olmadığı anlamına gelir. Bu ifade bir genellemeyi tamamen reddetmek yerine nazikçe sınırlar. Yaygın bir örüntüyü kabul ederken istisnalara da yer açmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
“Bu bazen doğru olabilir, ama her durumda doğru değildir” anlamındaki nazik düzeltmeyi en iyi hangi cümle verir?
- That is always the case.
- That is not always the case.
- That is not the case.
Cevabı göster
That is not always the case.
So, who should you be blaming over those traits you don't like?
0:08Peki, sevmediğiniz özellikleriniz için kimi suçlamalısınız?
inherit from: bir özelliğin veya malın kimden miras kaldığını belirtmek
Inherit from, bir kişiden aile yoluyla ya da yasal miras yoluyla bir özellik veya mal almak anlamına gelir. From'dan sonra, bunu aktaran kişi gelir; aktarılan şey genetik bir özellik ya da bir mal olabilir. Bu soruda inherit from, anne ve babayı iki olası kaynak olarak karşı karşıya getirir ve hangi özelliklerin kimden geldiğini karşılaştırır. Yalnızca annenin kişiyi etkilediğini söylemez; anneyi miras alınan bir özelliğin kaynağı olarak gösterir.
Alıştırma
Doğru kaynak edatını ekleyerek cümleyi tamamlayın: Nora inherited the recipe collection ____ her grandmother.
Cevabı göster
from
can thank your mother: anneye şakacı biçimde sorumluluk yüklemek
Can thank your mother, kelimesi kelimesine annenize teşekkür edebileceğiniz anlamına geliyor gibi görünür; ancak burada hafif ve çoğu zaman ironik bir şekilde neden veya sorumluluk yükleme ifadesidir. Sonuç hoş olmasa bile bir özelliğin ya da sonucun sorumluluğunu veya övgüsünü belirli bir kişiye bağlar. Bu cümlede konuşan kişi, miras alınan özelliği şakayla anneye bağlar. Can gerçekten teşekkür etme talimatı vermez; bu sorumluluk yüklemesini hafif ve takılmacı gösterir.
Alıştırma
'If you're a male, you can thank your mother' cümlesinde can thank your mother bu bağlamda ne anlama gelir?
- Konuşan kişi, ilgili kalıtsal özellikten annenin sorumlu olduğunu şakayla söylüyor.
- Sana anneni arayıp içtenlikle teşekkür etmen söyleniyor.
- Annen sana teşekkür etmenin doğru yolunu öğretti.
Cevabı göster
Konuşan kişi, ilgili kalıtsal özellikten annenin sorumlu olduğunu şakayla söylüyor.
that affects nearly 6% of the male population worldwide,
0:20ve dünya genelindeki erkek nüfusunun yaklaşık %6'sını,
X-linked disorder: X kromozomuna bağlı bir durum
X'e bağlı bozukluk, X kromozomundaki ilgili bir gen varyantının neden olduğu genetik bir durumdur. Buradaki linked, kalıtım biçiminin bu kromozomla bağlantılı olduğunu anlatır; bozukluğun bir internet “bağlantısı” olduğu anlamına gelmez. Erkeklerde genellikle bir, kadınlarda ise genellikle iki X kromozomu bulunduğundan, X'e bağlı bir varyant iki grubu farklı oranlarda etkileyebilir. Bu nedenle terim, cümledeki yüzdeleri açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede X-linked disorder ne anlama geliyor?
- Kırmızı rengi görmenin neden olduğu bir bozukluk
- X kromozomundaki bir varyantı içeren genetik bir durum
- İnternet bağlantısıyla paylaşılan bir durum
Cevabı göster
X kromozomundaki bir varyantı içeren genetik bir durum
This is because males only inherit one X chromosome, Anlatım akışı
0:25Bunun nedeni, erkeklerin yalnızca bir X kromozomu miras almasıdır;
and that's where red-green colorblindness comes from.
0:30ve kırmızı-yeşil renk körlüğü de bu kromozomdan kaynaklanır.
This is because: önceki ifadenin nedenini sunmak
This is because, cümleyi hemen önceki ifadenin açıklaması hâline getirir. This, daha önce belirtilen gerçeğe —erkeklerdeki oranın çok daha yüksek olmasına— gönderme yapar; because ise nedeni sunar. Kalıp şöyledir: ifade veya sonuç. This is because + neden. Önceki ifadenin tamamını tekrarlamadan okuyucunun neden-sonuç ilişkisini takip etmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Nedeni sunan ifadeyle açıklamayı tamamlayın: The playground is empty. ____ it is raining.
Cevabı göster
This is because
you have to get the X-variant from both parents,
0:33X varyantını hem annenizden hem babanızdan almanız gerekir;
A big component comes from the X-chromosome here too,
0:40Burada da önemli bir etken X kromozomundan geliyor,
that genes on other chromosomes can affect this condition
0:48diğer kromozomlardaki genlerin de bu durumu etkileyebildiğini;
a study involving 52,000 people found that ...: kanıt sunan bir yapı
a study involving 52,000 people found that ... araştırmayı ve örneklemini önce verip ardından sonucu sunan bir kanıt bildirme yapısıdır. Önce araştırmayı ve katılımcı grubunu belirtir, sonra found that ile bulguyu tanıtır. Buradaki involving 52,000 people, araştırmaya 52.000 katılımcının dahil edildiğini belirtir. Bulguyu ortaya koyanlar katılımcıların kendisi değil, araştırmanın sonuçlarıdır. Bu yapı, sonucu vermeden önce kanıtı sunar.
Alıştırma
Kanıt bildiren bu yapıyı doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- A study found involving 120 volunteers that the cream reduced itching.
- 120 volunteers involving a study found that the cream reduced itching.
- A study involving 120 volunteers found that the cream reduced itching.
Cevabı göster
A study involving 120 volunteers found that the cream reduced itching.
on top of ...: ek bir etken eklemek
Bu cümlede on top of, ek olarak anlamına gelir; fiziksel olarak üstünde anlamına gelmez. Daha önce belirtilen etkenlere başka bir etken ekler: hem diğer kromozomlardaki genler hem de çevresel faktörler bu durumu etkileyebilir. Bu kullanımda ifade, eklenen etkeni özellikle dikkat çekici hâle getirir veya onu fazladan bir yük gibi gösterir. Nedenleri, maliyetleri, sorumlulukları veya sorunları birbirine eklemek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede on top of ek bir sorun veya sorumluluk katmak için kullanılmıştır?
- On top of the long flight, we had to wait three hours for our bags.
- The keys were on top of the table beside the mail.
- Because of the long flight, we had to wait three hours for our bags.
Cevabı göster
On top of the long flight, we had to wait three hours for our bags.
isn't entirely to blame: tüm suçun ona ait olmaması
isn't entirely to blame ifadesinde olumsuzluk entirely sözcüğüne yönelir: cümle tüm sorumluluğu reddeder, her türlü sorumluluğu değil. Anne hâlâ nedenlerden biri olabilir, ancak başka nedenler de önemlidir. not entirely ifadesini değerlendirme bildiren bir sözle kullanmak, mutlak bir yargı yerine ölçülü bir yargı oluşturur. Böylece sorumluluk daha dikkatli ve adil biçimde ele alınabilir.
Alıştırma
“mom isn't entirely to blame” ifadesinin burada amaçlanan anlamı nedir?
- Hiçbir sorumluluğu yoktur.
- Kısmen sorumlu olabilir, ancak başka nedenler de önemlidir.
- Tek neden odur.
Cevabı göster
Kısmen sorumlu olabilir, ancak başka nedenler de önemlidir.
Research has also found that the shape of the end of your nose,
0:57Araştırmalar ayrıca burnunuzun ucunun şeklinin,
the more they resemble your father as a child, Dilbilgisi
1:08çocukken babanıza ne kadar çok benziyorsanız,
the more ... the healthier: ne kadar çok..., o kadar sağlıklı...
The more ..., the healthier ... ifadesi the + comparative ..., the + comparative ... bağıntılı karşılaştırma yapısını kullanır. Değişen iki dereceyi birbirine bağlar: ilki arttıkça ikincisi de artma eğilimi gösterir. Burada babanın çocukluğundaki hâline daha çok benzemek, sağlıklı olma olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkilendirilir. likely sözcüğü bunun bir eğilim veya tahmin olduğunu gösterir; bir garanti değildir ve bir değişimin diğerine neden olduğunun kanıtı da değildir. Bu yapıda iki the da normal belirli tanımlık değil, dil bilgisel işarettir.
Alıştırma
İki bağıntılı karşılaştırma işaretini tamamlayın: ____ more you exercise, ____ healthier you become.
Cevabı göster
The · the
Scientists believe that a father-child resemblance
1:14Bilim insanları, baba ile çocuk arasındaki benzerliğin
causes fathers to spend more time engaging in positive parenting, Dilbilgisi
1:16babaların olumlu ebeveynlik davranışlarına daha fazla zaman ayırmasını sağladığına
which ultimately contributes to healthier kids. Kalıp ifadeler
1:20ve bunun da sonuçta çocukların daha sağlıklı olmasına katkıda bulunduğuna inanıyor.
cause someone to do something: birinin bir şey yapmasına neden olmak
cause + kişi + to-infinitive kalıbı, bir etkenin kişinin eylemine veya tepkisine yol açtığını anlatır. Bu cümlede baba ile çocuk arasındaki benzerlik neden olarak sunulur, fathers etkilenen gruptur ve to spend ortaya çıkan davranıştır. To, fathers sonrasında gelen mastarın bir parçasıdır. Bu kalıp, bir etken ile kişinin eylemi arasındaki bağlantıyı açıkça gösterdiği için analitik açıklamalarda kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi leave fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The alarm caused everyone ____ the building.
Cevabı göster
to leave
spend more time doing something: bir şeyi yapmaya daha fazla zaman ayırmak
spend + zaman miktarı + -ing kalıbı, bir kişinin bir etkinliğe ne kadar zaman ayırdığını anlatır. spend more time engaging ifadesinde more, time sözcüğünü niteler; engaging ise etkinliği belirtir. spend time sonrasında etkinlik için spend an hour reading örneğindeki gibi -ing biçimi kullanılır. Zaman miktarı more time, two hours veya the whole afternoon olabilir.
Alıştırma
Cümleyi review fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The team spent two hours ____ the proposal.
Cevabı göster
reviewing
contributes to: bir sonucun arkasındaki etkenlerden biri
Bu cümlede contributes to, çeşitli etkenlerden biri olarak bir sonucun oluşmasına “yardım eder” anlamındadır. Olumlu ebeveynliğe daha fazla zaman ayırmak, çocukların daha sağlıklı olabilmesinin tek nedeni değil, nedenlerinden biri olarak sunulur. Buradaki to bir edattır; bu nedenle bu kalıptan sonra bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: contribute to healthier outcomes; contribute to improving health.
Alıştırma
Cümleyi “kısmi neden olmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A quiet bedtime routine can ____ better sleep.
Cevabı göster
contribute to
Now, even though you get half of your 46 chromosomes from mom Dilbilgisi
1:23Her ne kadar 46 kromozomunuzun yarısını annenizden
a study involving genetically diverse mice found
1:28genetik çeşitliliğe sahip fareleri kapsayan bir araştırma,
the paternal copy was more active than the maternal copy. Kelime
1:32babadan gelen kopyanın anneden gelen kopyadan daha aktif olduğunu ortaya koydu.
even though: gerçek bir durumu kabul etme
Burada even though, konuşanın doğru kabul ettiği bir gerçeği belirtir: kromozomlar anne ve babadan eşit olarak gelir. Ana cümle daha sonra bunun yanında şaşırtıcı görünebilecek başka bir gerçeği verir: anne ve babadan gelen iki gen kopyasının aynı ölçüde etkin olması gerekmez. even though, gerçek bir durumu kabul ettikten sonra onunla zıtlık oluşturan fakat yine de doğru olan bir sonucu belirtmek için kullanılır.
Alıştırma
Maya gerçekten bütün gece çalıştı ama yine de kendini hazırlıksız hissetti. Hangi cümle onun çalışmasını gerçek bir durum olarak sunar?
- Even if Maya studied all night, she felt unprepared.
- Because Maya studied all night, she felt unprepared.
- Even though Maya studied all night, she felt unprepared.
Cevabı göster
Even though Maya studied all night, she felt unprepared.
Babadan gelen paternal copy ve anneden gelen maternal copy
Burada paternal babadan gelen, maternal ise anneden gelen anlamındadır. Her sıfat copy sözcüğünü, yani aynı genin o ebeveynden miras alınan sürümünü niteler. Bu sözcükler ebeveyn kökenini belirtir. Genin yalnızca erkeklerde veya yalnızca kadınlarda bulunduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Genetik notunu ebeveyn kökenini belirten iki resmî sıfatla tamamlayın: The copy inherited from the father is the ____ copy, and the copy inherited from the mother is the ____ copy.
Cevabı göster
paternal · maternal
This phenomenon is known as allelic imbalance. Notlar
1:36Bu olgu, alelik dengesizlik olarak bilinir.
Aleller arasındaki eşit olmayan etkinlik olarak allelic imbalance
Allelic imbalance, aynı genin iki alelinin, yani kalıtılan iki sürümünün aynı ölçüde etkin veya ifade edilmiş olmadığı anlamına gelir. Bu cümlede baba kökenli kopya anne kökenli kopyadan daha etkindir; dolayısıyla etkinlikleri arasında bir dengesizlik vardır. Bu terim, etkinliğin veya ifadenin eşit olmamasını anlatır; tek başına kromozom sayılarının eşit olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi durum allelic imbalance örneğidir?
- Bir hücrede bütün bir kromozomun fazladan kopyası bulunur
- İki ebeveyn aynı sayıda kromozom sağlar
- Bir genin bir aleli diğer alelden daha güçlü biçimde ifade edilir
Cevabı göster
Bir genin bir aleli diğer alelden daha güçlü biçimde ifade edilir
Is known as: kabul görmüş bir adı tanıtmak
Edilgen be known as ifadesi bir kişiyi, şeyi veya olguyu kabul görmüş adı ya da etiketiyle bağlar. Burada is, tekil özne This phenomenon ile uyumludur ve allelic imbalance tanıtılan addır. Yeniden kullanılabilen kalıp subject + be known as + name/title/term biçimindedir. Be fiilini özneye ve zamana göre değiştirin: is known as, are known as veya was known as.
Alıştırma
Hangi cümle bir sürecin kabul görmüş adını doğru biçimde tanıtır?
- The process is known evaporation.
- The process is known as evaporation.
- The process is known for evaporation.
Cevabı göster
The process is known as evaporation.
The same study also noted that the brains of these particular mice
1:39Aynı araştırmada, bu farelerin beyinlerinin de
more closely resembled that of their dad than their mom. Dilbilgisi
1:42annelerinin beyninden çok babalarının beynine benzediği belirtildi.
Tekil adın yerine geçen that of their dad
That of their dad ifadesindeki that, tekil bir adın, yani babalarının beyninin yerine geçer. Böylece adın tekrarı önlenir ve karşılaştırma farelerin beyinleriyle bir kişi olarak babaları arasında yapılıyormuş gibi görünmez. That sözcüğünün bu kullanımı özenli karşılaştırmalarda yaygındır. That veya those seçimini cümlenin öznesinin tekil ya da çoğul olması değil, karşılaştırmada atlanan adın tekil ya da çoğul olması belirler.
Alıştırma
Tekil ad yerine geçen yapıyı kullanarak 'the climate' tekrarını önleyin: The climate of the coast is milder than ____ the mountains.
Cevabı göster
that of
which is particularly true for daughters. Kalıp ifadeler
1:51bu durum özellikle kız çocukları için geçerli.
particularly true for: genel bir iddianın kapsamını daraltmak
Burada particularly true for, önceki genel ifadenin kapsamını daraltır: İddia, söz konusu kişilere uygulanır ancak kız çocukları için özellikle güçlü veya açık biçimde geçerlidir. true for + grup/kişi yapısında true, sadık anlamına değil, o durum için geçerli veya uygulanabilir anlamına gelir. Bu yapı, konuşmacının önce geniş bir iddia sunmasına, ardından bu iddianın en güçlü biçimde geçerli olduğu grubu belirtmesine olanak tanır: This is true for everyone, but particularly true for X. Her durumu aynı göstermek yerine iddianın kapsamını sınırlar.
Alıştırma
Genel bir iddiayı bir grupla sınırlandıran ifadeyi kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: Remote work can reduce commuting stress for many employees, and this is ____ parents with young children.
Cevabı göster
particularly true for
the similar brain regions are actually associated with depressive conditions, Kalıp ifadeler
1:54benzerlik gösteren bu beyin bölgeleri aslında depresif durumlarla ilişkilidir;
suggesting that mood disorders may pass from mother to daughter. Anlatım akışı
1:59bu da duygudurum bozukluklarının anneden kıza geçebileceğini düşündürüyor.
associated with: ilişki var, kanıtlanmış neden yok
be associated with yapısında özne, with sözcüğünden sonra gelen olguyla ilişkilendirilir. Burada ifade, benzer beyin bölgeleri ile depresif durumlar arasında gözlemlenmiş bir ilişki olduğunu belirtir. Araştırma dilinde associated with dikkatle kullanılır: Bir ilişkinin bulunması, tek başına unsurlardan birinin diğerine neden olduğunu göstermez. İfadeyi caused by ile değiştirmek için nedensel bir mekanizmaya ilişkin kanıt gerekir.
Alıştırma
Bir araştırma, daha az uyuyan kişilerin daha fazla stres bildirdiğini buluyor ancak nedenselliği test etmiyor. Hangi cümle bulguyu doğru biçimde aktarır?
- Short sleep is caused by higher stress.
- Short sleep causes higher stress.
- Short sleep is associated with higher stress.
Cevabı göster
Short sleep is associated with higher stress.
suggesting that: kanıtı temkinli bir çıkarıma bağlamak
Suggesting that, önceki gözlemi bir çıkarıma bağlayan geniş zaman ortacı yapısındaki bir ifadedir. Bir şeyin, bir düşüncenin doğru olabileceğine işaret ettiğini belirtir; onu kanıtladığını değil. Burada beyin bölgeleri arasındaki benzerlik, duygu durum bozukluklarının anneden kıza geçebileceğine dair bir ipucu olarak sunulur. Ardından gelen may, sonucu kesinlikten uzak tutar; böylece konuşmacı doğrulanmış bir neden ileri sürmek yerine kanıtlardan temkinli bir çıkarım oluşturur.
Alıştırma
Kanıtın sonucu ispatlamak yerine olası bir sonuca işaret ettiğini göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The lights are on and the door is unlocked, ___ someone may still be inside.
- assuming that
- denying that
- suggesting that
- proving that
Cevabı göster
suggesting that
Biologists used to believe that all DNA came from the nucleus, Dilbilgisi
2:02Biyologlar eskiden tüm DNA'nın çekirdekten geldiğine inanırdı,
also kicks in some protein-coding genes. Öbek fiiller
2:10protein kodlayan bazı genleri de sağladığını biliyoruz.
used to believe: değişmiş bir geçmiş inancı belirtmek
Used to believe, used to + believe fiilinin yalın hâli kalıbına sahiptir. Geçmişte bir süre boyunca benimsenmiş, fakat artık geçerli olmadığı belirtilen bir inancı anlatır. Bu cümlede, tüm DNA’nın çekirdekten geldiği düşüncesini eski bir bilimsel görüş olarak işaretlerken but now we know düzeltilmiş görüşü tanıtır. Temel karşıtlık, geçmişteki bilgi ile günümüzdeki bilgi arasındadır.
Alıştırma
İnancın geçmişte var olduğunu ancak artık güncel olmadığını göstermek için cümleyi en iyi hangi seçenek tamamlar? People ___ that the Sun went around the Earth, but we now know the Earth moves around the Sun.
- used to believe
- are used to believing
- believe
- will believe
Cevabı göster
used to believe
aka: aynı şey için başka bir ad belirtmek
Burada aka, also known as ifadesinin kısaltmasıdır ve diğer adıyla anlamına gelir. the powerhouse of the cell ifadesini mitochondria için bilinen alternatif bir ad olarak sunar; iki ad farklı iki nesneyi değil, aynı şeyi belirtir. Virgüller arasına yerleştirilen aka, kısa bir ara tanımlama ekler. Y, X’in başka bir adı, lakabı veya yaygın etiketi olduğunda X, aka Y kalıbını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi diğer adıyla anlamına gelen üç harfli gündelik kısaltmayla tamamlayın: Our neighborhood cat, ____ Socks, waits by the bakery every morning.
Cevabı göster
aka
kicks in: pay veya kaynak katkısında bulunmak
Burada kicks in, katkıda bulunur veya sağlar anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Mitokondriler, bazı protein kodlayan genleri sağlayan bir unsur olarak sunulur; gerçekten bir şeye tekme atmaları kastedilmez. Bu katkı kalıbında katkıyı yapan özne, katkı ise in’den sonra gelir: X kicks in money, materials, help, or another share. Bu kullanım, bir etkinin kicks in olup devreye girmesi anlamından farklıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede kicks in bir kaynak katkısında bulunmak anlamındadır?
- The firefighter kicks in the locked door.
- The medicine kicks in after twenty minutes.
- The sponsor kicks in two thousand dollars for travel.
Cevabı göster
The sponsor kicks in two thousand dollars for travel.
And this mitochondrial DNA is specifically inherited from your mom
2:13Bu mitokondriyal DNA da yalnızca annenizden miras alınır,
because your dad's degraded immediately after fertilization.
2:17çünkü babanızdan gelen mitokondriyal DNA döllenmeden hemen sonra parçalanır.
Considering how important mitochondrial DNA is in the cell, Dilbilgisi
2:21Mitokondriyal DNA'nın hücrede ne kadar önemli olduğu düşünüldüğünde,
Considering how important ... is yapısı
Buradaki Considering, “bu gerçeği hesaba katınca” anlamına gelir. Bir gerçeği, ardından gelen sonucun gerekçesi olarak sunar; birinin o anda düşünmekte olduğunu anlatmaz. Kalıp considering how + sıfat + özne + be şeklindedir. how important mitochondrial DNA is bölümünde özne, is sözcüğünden önce gelir; çünkü bu bir doğrudan soru değil, bir ifadenin parçasıdır. Baştaki ifade önce niteliğin derecesini öne çıkarır, sonra değerlendirmeye geçer.
Alıştırma
Cümleyi nottaki Considering how ... is kalıbıyla tamamlayın: ____, we should leave early.
Cevabı göster
Considering how important the meeting is
Mutations in mitochondrial DNA have been associated with type 2 diabetes
2:26Mitokondriyal DNA'daki mutasyonlar tip 2 diyabet
which more likely came from your mom.
2:31bu mutasyonların annenizden gelmiş olma olasılığı daha yüksektir.
a woman who lived between 180,000 to 580,000 years ago
2:38Mitokondriyal Havva, 180.000 ila 580.000 yıl önce yaşamış
from which all human mitochondrial DNA is rooted.
2:42ve tüm insan mitokondriyal DNA'sının kökeninde yer alan bir kadındır.
gave rise to: bir sonuç ortaya çıkarmak
Gave rise to, “neden oldu ya da ortaya çıkmasına katkı sağladı” demektir. Cümlede anne tarafından kalıtım, mitokondriyal Havva fikrinin gelişmesine yol açmıştır. Sabit kalıp give rise to + isim öbeği şeklindedir. gave rise to içinde gave, give fiilinin geçmiş zamanıdır; rise bir isimdir ve to sonucu tanıtan bir edattır.
Alıştırma
Şikâyetlerin uzun bekleyişin sonucunda ortaya çıktığını anlatan doğal cümleyi seçin.
- The long wait gave raise to many complaints.
- The long wait gave rise to many complaints.
- The long wait rose many complaints.
Cevabı göster
The long wait gave rise to many complaints.
Mitokondriyal Havva: anne hattındaki ortak ata
Burada mitochondrial Eve, bugün yaşayan herkesin mitokondriyal DNA soyunun kesintisiz bir anneler zinciri üzerinden izlenebildiği en yakın dönemde yaşamış kadın ortak ataya verilen bilimsel addır. Bu ad, insan soyunun tamamını değil, belirli bir anne hattı kalıtımını anlatır. Eve kavramsal bir etikettir; bu kişinin Kutsal Kitap’taki kadın olduğuna dair bir iddia değildir.
Alıştırma
Cümlede mitochondrial Eve ne anlama geliyor?
- Anne hattındaki mitokondriyal DNA üzerinden bugün yaşayan tüm insanların soyunun izlenebildiği en yakın kadın ortak ata
- Yaşadığı dönemde hayatta olan tek kadın
- Yaşamış ilk kadın ve insan DNA’sının her bölümünün kaynağı
Cevabı göster
Anne hattındaki mitokondriyal DNA üzerinden bugün yaşayan tüm insanların soyunun izlenebildiği en yakın kadın ortak ata
it may seem like a lot of traits actually come from your mom, Ton ve niyet
2:46pek çok özelliğin aslında annenizden,
or at least from the X-chromosome, Anlatım akışı
2:49ya da en azından X kromozomundan geldiği düşünülebilir
Özet işareti olarak At the end of the day
Bu cümlede At the end of the day mecazidir; günün belirli bir saatini anlatmaz. Konuşanın ayrıntıları ve istisnaları geride bırakıp genel ana sonucu söyleyeceğini belirtir. Tüm unsurlar değerlendirildikten sonra karmaşık bir tartışmayı en önemli noktayla kapatmak istediğinizde kullanın. Burada anneden veya X kromozomundan gelen özelliklerle ilgili iddiayı genel sonuç olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi dersteki altı sözcüklük İngilizce özet ifadesiyle tamamlayın: We have compared every proposal. ____, the safest one is Plan C.
Cevabı göster
At the end of the day
may seem like: temkinli bir izlenim sunmak
May seem like, may ile seem like ifadelerini birleştirerek bir yargıyı özellikle temkinli hâle getirir. May olasılık belirtirken seem like düşünceyi bir izlenim olarak sunar. İkisi birlikte, konuşanın bu düşüncenin kesinlikle doğru olduğunu iddia etmediğini gösterir. Kanıtlar belirli bir yönü işaret etse de konu karmaşıksa veya sonucu daha sonra daraltmak gerekebilecekse bu ifade kullanılabilir.
Alıştırma
Plan hakkındaki iddiayı en temkinli biçimde ifade eden cümle hangisidir?
- It seems like the plan is too difficult.
- It may seem like the plan is too difficult.
- The plan is too difficult.
Cevabı göster
It may seem like the plan is too difficult.
or at least: önceki iddiayı daraltmak
Or at least, konuşanın kendini düzeltmesini gösteren bir işarettir. Konuşan önce özelliklerin anneden geldiğine dair geniş bir iddia sunar, sonra bu iddianın bir kısmını koruyup onu X kromozomundan geldiklerine dair daha dar ve daha kesin bir iddiayla değiştirir. Burada at least en düşük sayıyı belirtmez. Yaklaşık olarak şu anlama gelir: İlk ifade fazla genişse, bu daha zayıf ifade yine de doğrudur.
Alıştırma
Örnekte or at least ifadesinin görevini en iyi hangisi açıklar?
- Önceki iddiayı daha güvenli ve daha kesin bir biçime daraltır.
- Özelliklerin en düşük sayısını verir.
- Tamamen ilgisiz bir alternatif sunar.
Cevabı göster
Önceki iddiayı daha güvenli ve daha kesin bir biçime daraltır.
The Y-chromosome is very small and doesn't contain as many genes, Dilbilgisi
2:54Y kromozomu çok küçüktür ve çok fazla gen içermez,
and both females and males contain X-chromosomes,
2:58üstelik hem kadınlar hem de erkekler X kromozomu taşır
doesn't contain as many genes: sayılabilen isimlerle not as many
doesn't contain as many genes ifadesinde olumsuz fiil ile as many + çoğul sayılabilen isim yapısı bir miktar karşılaştırması kurar. Y kromozomunun karşılaştırma ölçütünden daha az gen içerdiğini belirtir. Sondaki as yan cümlesi kullanılmamıştır; çünkü sonraki bölüm karşılaştırma ölçütünü verir: X kromozomları daha fazla gen taşır. Karşılaştırılan şey bağlamdan zaten belliyse bu yapı kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi have fiilini kullanan olumsuz as ... as karşılaştırmasıyla tamamlayın: This classroom ____ computers as the computer lab.
Cevabı göster
doesn't have as many
But as we continue to research more about ourselves at the genetic level, Kalıp ifadeler
3:02Ancak kendimiz hakkında genetik düzeyde daha fazla araştırma yaptıkça,
the division between what you got from your mom and what you got from your dad Dilbilgisi
3:06annenizden aldıklarınızla babanızdan aldıklarınız arasındaki ayrım
at the genetic level: analiz ölçeğini belirtmek
At the genetic level, analiz ölçeğini belirterek ifadenin çerçevesini çizer: genler ve kalıtsal bilgiler. Buradaki level, fiziksel yükseklik ya da derece değil, analitik bir bakış açısı anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen at the + adjective/noun + level kalıbı, bir iddiayı konunun belirli bir katmanıyla sınırlar. Örneğin at the cellular level veya at the social level denebilir.
Alıştırma
Dersteki analitik kalıbı aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: The two plants look alike, but they differ ____.
Cevabı göster
at the genetic level
Paralel nesneler olarak between what ... and what ... yapısı
between sözcüğünden sonra gelen iki what yan cümlesinin her biri bir isim öbeği görevi görür. what you got from your mom, “annenden aldığın şeyler veya özellikler” anlamına gelir; ikinci what yan cümlesi de aynı işlevdedir. between what ... and what ... şeklindeki eşleşmiş yapı, iki karmaşık kaynağı paralel biçimde sunar. What zaten “the things” anlamını ve “that” ilgi bağlantısını birlikte içerdiği için önüne başka bir isim eklenmez.
Alıştırma
Hangi seçenek between sözcüğünün nesneleri olarak iki paralel what yan cümlesini doğru kullanır? The study examines the difference between ____.
- the things what people say and what they do
- what people say and they do
- what people say and what they do
Cevabı göster
what people say and what they do
become even more pronounced: farkın daha da belirginleşmesi
Burada pronounced, “açıkça fark edilen” veya “belirgin” anlamına gelen bir sıfattır; “sesli olarak telaffuz edilmiş” anlamında değildir. The division may become more pronounced, farkın daha kolay görülebilir veya daha güçlü hâle gelebileceğini anlatır. Become bir durum değişikliğini, more sıfatın derecesindeki artışı, even ise karşılaştırmanın güçlendirilmesini belirtir. even more birlikte, önceki derecenin daha da üzerine çıkıldığını gösterir.
Alıştırma
“The symptoms became even more pronounced at night,” cümlesinde even more pronounced ne anlama gelir?
- daha dikkatli telaffuz edilmiş
- daha da belirgin
- biraz daha az önemli
Cevabı göster
daha da belirgin
If you want to know more about your own genetics,
3:12Kendi genetiğiniz hakkında daha fazlasını öğrenmek istiyorsanız,
head to + bir internet sitesi
Burada head to, “gitmek” veya “ziyaret etmek” anlamına gelir. Hedef bir internet sitesi olduğu için dinleyiciden gerçek bir yere gitmesi değil, bu web adresini açması istenir. Bu ifadede head fiildir ve yapı head to + hedef şeklindedir. to atılmaz; head the website bu anlamı vermez.
Alıştırma
“For the full schedule, head to our website,” cümlesinde head to ne yapmanızı istiyor?
- Başını internet sitesine doğru çevirmek
- İnternet sitesinden ayrılmak
- İnternet sitesini ziyaret etmek
Cevabı göster
İnternet sitesini ziyaret etmek
Whether you want to know ... or who your ancestors are: tüm olasılıklar için ortak sonuç
Whether olası ilgi alanlarının listesini başlatır, or ise son maddeyi getirir. Ana ifade olan “23andMe's kits will get you there”, listedeki her madde için geçerlidir. Burada whether ... or ..., hangi olasılık doğru olursa olsun sonucun aynı olduğunu gösterir. Dinleyiciden yalnızca bir konu seçmesini istemez.
Alıştırma
Sonucun iki durumda da aynı olduğunu göstermek için cümleyi dersteki iki parçalı yapıyla tamamlayın: ____ you choose tea ____ juice, breakfast costs the same.
Cevabı göster
Whether · or
get you there: birinin hedefe ulaşmasına yardım etmek
Burada get you there, “istediğin sonuca ulaşmana yardım etmek” anlamına gelir. There gerçek bir yeri değil, müşterinin aradığı yanıtları elde ettiği durumu belirtir. Bu yapıda özne bir araç, plan, adım veya kaynak olabilir: something gets someone there, bir şeyin kişiyi bağlamdan anlaşılan hedefe doğru ilerlettiğini anlatır.
Alıştırma
“A good study plan can get you there,” cümlesinde hedef sınavı geçmekse get you there büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Sınav salonunun yerini söylemek
- Bu hedefe ulaşmana yardım etmek
- Seni gerçek bir yere götürmek
Cevabı göster
Bu hedefe ulaşmana yardım etmek
that I have a higher likelihood of having a little upper back hair, Kalıp ifadeler
3:30sırtımın üst kısmında biraz kıl çıkma ihtimalim daha yüksekmiş.
found out: kontrol ettikten sonra bir gerçeği öğrenmek
Found out, find out fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada bir test sonucundan “bir gerçeği öğrenmek veya keşfetmek” anlamındadır; bir kişiyi ya da fiziksel nesneyi “bulmak” anlamına gelmez. Bu cümlede found out, the great news isim grubunu alır; ardından gelen that yan cümlesi de haberin içeriğini verir. Find out ayrıca doğrudan bir that yan cümlesinden, soru sözcüğünden veya about ile konudan önce de sıkça kullanılır: find out that..., find out why..., find out about....
Alıştırma
Cümleyi “kontrol ettikten sonra bir gerçeği öğrendi” anlamındaki iki sözcüklü geçmiş zaman öbek fiiliyle tamamlayın: After reading the test results, Maya ____ that she needed glasses.
Cevabı göster
found out
higher likelihood of having: daha yüksek olasılık belirtmek
Bu cümlede a higher likelihood of having, sırtın üst kısmında biraz tüy çıkma ihtimalinin daha fazla olduğu anlamına gelir. Daha düşük veya olağan bir olasılıkla karşılaştırma yapar, ancak sonucun kesin olduğunu söylemez. a higher likelihood of + -ing kalıbı; test sonuçları, riskler ve tahminler hakkında ölçülü ve oldukça resmî bir şekilde konuşmak için kullanılır.
Alıştırma
Dersin ifadesini kullanarak resmî olasılık yapısını tamamlayın: People in this group have a ____ mild side effects.
Cevabı göster
higher likelihood of having
which to this point I thought was not true Kalıp ifadeler
3:34O zamana dek bunun doğru olmadığını sanıyordum,
until Greg recently told me that it is happening.
3:36ta ki Greg geçenlerde kılların çıkmaya başladığını söyleyene kadar.
to this point: şimdiye kadar süren bir zaman aralığını belirtmek
Burada to this point, şimdiye kadar veya bu aşamaya kadar anlamına gelir. Geçmişteki bir zaman aralığına bakar: Greg'in yakın zamandaki yorumundan önce konuşmacı, sonucun doğru olmadığına inanmaya devam etmişti. Bu ifade bilgideki değişimi düzenler. Eski durumu bir zaman sınırına kadar işaretler; bu sınırdan sonra yeni bilgi konuşmacının görüşünü değiştirir.
Alıştırma
to this point ifadesinin bir durumun şimdiye kadar geçerliliğini koruduğu anlamına geldiği cümleyi seçin.
- From this point on, everyone will work quietly.
- To this point, no one has solved the puzzle.
- At this point, no one should start the puzzle.
Cevabı göster
To this point, no one has solved the puzzle.
Tüylerin çıkmaya başladığını anlatan sprouted
Burada sprouted, “büyümeye başladı ve fark edilir hâle geldi” anlamındadır. Konuşan kişi, sırtın üst kısmındaki kılları canlı ve esprili biçimde anlatmak için bitkilerin filizlenmesiyle ilgili bir fiil kullanıyor; ortada gerçek bir bitki yoktur. it's sprouted ifadesindeki it, sırtın üst kısmındaki kılları gösterir ve it's, it has ifadesinin kısaltmasıdır. Present perfect yapı, büyümenin şu ana kadar gerçekleştiğini anlatır; her şeyin bir anda tamamlandığını anlatmaz.
Alıştırma
"it's sprouted" ifadesinde sırtın üst kısmındaki kıllara ne olmuştur?
- Kesilip alınmıştır.
- Büyümeye başlamış ve fark edilir olmuştur.
- Bir bitkiye dönüşmüştür.
Cevabı göster
Büyümeye başlamış ve fark edilir olmuştur.
23andMe was on that: doğru çıkan bir tahmin
Burada 23andMe was on that, şirketin bu özelliği daha önceden doğru biçimde belirlediği veya tahmin ettiği anlamına gelir. That, sırtın üst kısmındaki kılların büyümesini gösterir; They knew ise önceki tahminin doğru çıktığını şakacı bir şekilde doğrular. İfade bu anlamı tepkiden ve bağlamdan kazanır. Burada bir işi üstlenme sözü değildir: kimse 23andMe'nin o anda bir şey üzerinde çalıştığını söylemiyor.
Alıştırma
Bir DNA raporu bir özelliği tahmin etti ve yıllar sonra bu özellik ortaya çıktı. Burada "The report was on that" ne anlama gelir?
- Özelliği doğru biçimde belirlemiş veya tahmin etmişti.
- Fiziksel olarak özelliğin üstünde duruyordu.
- O anda bir görevle ilgileniyordu.
Cevabı göster
Özelliği doğru biçimde belirlemiş veya tahmin etmişti.
is you can learn how certain factors affect your weight.
3:44belirli etkenlerin kilonuzu nasıl etkilediğini öğrenebilmeniz.
What I thought was really interesting is ...: önce değerlendirme, sonra bilgi
What I thought was really interesting is ... yapısında what ile başlayan yan cümle özne görevindedir. Buradaki what, “... olan şey” anlamına gelir; dolayısıyla bu bir soru değil, bildirme cümlesidir. Konuşan kişi önce really interesting diyerek kişisel tepkisini belirtir, ardından is ile bu tepkiye yol açan bilgiyi sunar. What I thought was [değerlendirme] is [bilgi] kalıbı, önce görüşünü söyleyip sonra vurgulamak istediğin noktayı açıklamana yardımcı olur.
Alıştırma
Dersteki kalıbı aynen kullanarak ve değerlendirme sözcüğü olarak useful yazarak yeni cümleyi tamamla: ____ how the app organizes my homework.
Cevabı göster
What I thought was really useful is
I'm more likely to be affected by fast food, Dilbilgisi
3:47fast food tüketiminin kilomu etkileme olasılığı daha yüksek;
more likely to be affected by: etkilenme olasılığı daha yüksek
More likely to, bir şeyin gerçekleşme olasılığının daha yüksek olduğunu belirtir; kesinlikle gerçekleşeceği anlamına gelmez. Karşılaştırma noktası söylenmese ve bağlamdan anlaşılsa bile more bir karşılaştırma kurar. Be affected by edilgen bir yapıdır: özne etkiyi alır, by sonrasındaki isim ise etkinin kaynağını belirtir. Burada konuşan kişi etkilenebilecek kişidir; fast food ise bu etkiye neden olabilecek faktördür.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinle. Çocukların yeni kuraldan etkilendiğini söyleyen cümleyi seç; affected öncesindeki be sözcüğüne dikkat et.
- Children are more likely to affect the new rule.
- Children are more likely to be affected by the new rule.
Cevabı göster
Children are more likely to be affected by the new rule.
taken on ... take on a challenge: bir zorluğu üstlenmek
Taken on, take on fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Burada take on, zor bir görevi veya meydan okumayı kabul edip onunla ilgilenmeye başlamayı ifade eder; bir şeyi üzerine almak ya da giymek anlamında değildir. Bu cümlede konuşan kişi, fast food alışkanlığını değiştirme çabasını yüzleşmeyi seçtiği bir zorluk olarak sunuyor.
Alıştırma
Bir zorluğu kabul edip onunla ilgilenmeye başlamak anlamındaki ders ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: She decided to ____ the challenge of leading the team。
Cevabı göster
take on
try and curb ... try to curb: konuşmada kontrol etmeye çalışmak
Try and curb, try to curb ifadesinin konuşma dilindeki biçimidir. Try çaba göstermeyi, curb ise alışkanlığı azaltmayı veya kontrol etmeyi ifade eder. And burada sırayla gerçekleşen iki ayrı eylemi anlatmaz. Konuşan kişi tek bir plan ifade ediyor: alışkanlığı azaltmaya çalışmak.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: Günlük konuşmada try and curb, try to curb anlamına gelebilir; ancak resmî yazıda try to curb genellikle daha güvenlidir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
Bu alışkanlığı dizginlemek
curb that habit ifadesinde curb, istenmeyen bir şeyi dizginlemek veya azaltmak anlamına gelen geçişli bir fiildir. that habit, fiilin nesnesidir; dolayısıyla ifade bu alışkanlığı kontrol altına almak demektir. Burada konuşan kişi fast food'u daha az yemeyi kastediyor; mutlaka tamamen bırakacağını söylemiyor. Curb, kontrol ederek azaltma fikrini verir ve sonraki daha az yeme hedefiyle örtüşür.
Alıştırma
İstenmeyen bir alışkanlığı tamamen bitireceğini söylemeden azaltmaya çalışmayı en iyi ifade eden seçenek hangisidir?
- curb my late-night snacking: gece geç saatte atıştırmayı azaltmak
- stop my late-night snacking completely: gece geç saatte atıştırmayı tamamen bırakmak
- encourage my late-night snacking: gece geç saatte atıştırmayı artırmak
Cevabı göster
curb my late-night snacking: gece geç saatte atıştırmayı azaltmak
and we will see you next Thursday for a new video.
4:01yeni bir videoyla gelecek perşembe görüşürüz.