Zamanda yolculuk mümkün mü? - Colin Stuart: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
818 kelime 211 kel/dk

Video özeti: Bu video, özel göreliliğin geleceğe yolculuğu fiziksel olarak nasıl mümkün kıldığını açıklıyor. Bir kozmonotun kendi geleceğine yaptığı çok küçük sıçramadan başlayarak tren ve ışıkla kurulan bir düşünce deneyini, atom saati testlerini, GPS düzeltmelerini ve ışık hızına yakın yolculuğun enerji engelini ele alıyor; böylece hareketin geçen zamanı neden değiştirdiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. it was his conclusions, / that opened the door into the world of time travel. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Einstein’ın vardığı sonuçları sıradan bir anlatı ayrıntısı olarak değil, belirleyici neden olarak öne çıkaran it was ... that ... vurgu yapısını anlayın. Aynı kalıpla bir sonucun asıl sorumlusu olan kişiyi, olayı veya kanıtı özellikle vurgulayabilirsiniz. 2. starts to add up. — Phrasal verbs: add up ifadesinin burada aritmetik toplama yapmak değil, tek tek çok küçük olan etkilerin zamanla birikip fark edilir hâle gelmesi anlamına geldiğini ayırt edin. Böylece küçük maliyetlerin, gecikmelerin, hataların veya yararların zaman içinde nasıl önem kazandığını doğal biçimde anlatabilirsiniz. 3. what does all this have to do with — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Konuşmacının uzun bir açıklamayı yeniden ana soruya nasıl bağladığını öğrenin. Bu ifade, önceki kanıtların doğrudan temel konuyla ilişkilendirileceğini haber verir ve karmaşık bir sav boyunca dinleyicilerin ana düşünceyi takip etmesine yardımcı olur.

Bu derste

Have you ever daydreamed about traveling through time? Kalıp ifadeler

0:07

Hiç zamanda yolculuk yaptığınızı hayal ettiniz mi?

Kalıp ifadeler

daydreamed about traveling: daydream about + -ing yapısı

daydreamed about traveling ifadesinde daydream, uyanıkken ilginç ya da hoş bir durumu zihninde canlandırmak demektir. Uykuda görülen bir rüya değildir. Birinin neyi hayal ettiğini belirtmek için daydream about + isim veya -ing biçimi kullanılır. Burada about, traveling through time içeriğini başlatır; traveling ise edattan sonra kullanılan -ing biçimidir.

Alıştırma

daydream about + -ing yapısındaki eksik sözcükle cümleyi tamamla: Maya daydreams ____ discovering a hidden island.

Cevabı göster

about

Perhaps fast forward in the centuries and seeing the distant future? Deyimler

0:09

Belki yüzyılları ileri sarıp uzak geleceği görmeyi?

Deyimler

fast forward: zamanda ileriye atlamak

Fast forward aslında bir video veya kayıtta hızlıca ileri gitmek demektir. Burada bir mecazdır: zamanı bir kayıt gibi düşünür ve daha sonraki bir noktaya ulaşmak için aradaki yılları atlarsın. Konuşanlar ve yazarlar fast forward ifadesini bir hikâyeyi veya düşünce deneyini düzenlemek için kullanır. Bu ifade, fiziksel olarak daha hızlı hareket etmeyi değil, zamanda ileriye sıçramayı belirtir.

Alıştırma

Bir hikâyede 'Let's fast forward ten years' dinleyiciden neyi hayal etmesini ister?

  1. Herkesin on yıl boyunca fiziksel olarak daha hızlı hareket etmesini sağlamak
  2. Aradaki yılları atlayıp on yıl sonraki bir noktaya gitmek
  3. Aynı on yılı baştan tekrar oynatmak
Cevabı göster

Aradaki yılları atlayıp on yıl sonraki bir noktaya gitmek

Well, time travel is possible

0:13

Aslında zamanda yolculuk yapmak mümkündür,

and what's more, Kalıp ifadeler

0:15

ve dahası,

it's already been done. Dilbilgisi

0:16

bu zaten yapıldı.

Kalıp ifadeler

what's more: daha güçlü bir nokta eklemek

What's more, ilk noktadan daha güçlü, daha şaşırtıcı veya daha dikkate değer ikinci bir nokta ekleyen bir söylem belirleyicisidir. Burada iddia, zamanda yolculuğun mümkün olmasından bunun zaten yapılmış olduğu yönündeki çok daha güçlü iddiaya ilerler. And gibi yalnızca düşünceleri birbirine bağlamaz. Dinleyiciyi sonraki düşünceyi ek bir gerekçe ya da savı güçlendiren bir adım olarak yorumlamaya yönlendirir.

Alıştırma

Daha güçlü bir ek avantajı tanıtan, dersteki iki sözcüklü söylem belirleyicisiyle cümleyi tamamlayın: The library is open every day; ____, membership is free.

Cevabı göster

what's more

Dilbilgisi

already been done: edilgen present perfect

it's already been done cümlesinde it's, it is değil, it has anlamına gelir. Edilgen present perfect yapısının tamamı has/have + already + been + geçmiş zaman ortacıdır: it has already been done. Already, tamamlanan eylemi şimdiki zamandan önceye yerleştirir; edilgen yapı ise dikkati sorumlu kişiden çok olaya veya sonuca yöneltir. Burada been done, zamanda yolculuğun zaten gerçekleştirilmiş veya başarılmış olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Görevin şimdiden önce tamamlandığını göstermek için cümleyi dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The background check has ____, so we can continue.

Cevabı göster

already been done

Meet Sergei Krikalev,

0:17

İnsanlık tarihindeki en büyük zaman yolcusu olan

the greatest time traveler in human history.

0:19

Sergey Krikalev ile tanışın.

This Russian cosmonaut holds the record for the most amount of time spent orbiting our planet. Notlar

0:22

Bu Rus kozmonot, gezegenimizin yörüngesinde en çok zaman geçirme rekorunu elinde tutuyor.

Kalıp ifadeler

holds the record for: bir kategorinin en iyi rekoruna sahip olmak

Bu cümlede holds the record for, bir kişinin ya da şeyin belirli bir kategoride resmî olarak kabul edilen en yüksek, en uzun, en hızlı veya başka bir açıdan en iyi sonuca şu anda sahip olması demektir. Hold burada bir şeyi fiziksel olarak tutmak değil, ona “sahip olmaya devam etmek” anlamındadır. for’dan sonraki sözler rekorun hangi alanda olduğunu belirtir. Buradaki alan, Dünya’nın yörüngesinde geçirilen süredir. Kullanılabilir kalıp şöyledir: özne + hold/holds the record for + rekor kategorisi.

Alıştırma

Cümleyi “şu anda kaydedilmiş en iyi başarıya sahip” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Maya ____ the most goals scored in one season.

Cevabı göster

holds the record for

Dilbilgisi

time spent orbiting: isim + spent + -ing yapısı

Time spent orbiting, “yörüngede dönmek için kullanılan süre” anlamına gelir. Spent, time sözcüğünden sonra gelen bir geçmiş zaman ortacıdır ve time that was spent orbiting ilgi cümleciğinin kısaltılmış hâlidir. Bir zaman diliminin nasıl kullanıldığını belirtmek için isim + spent + -ing yapısını kullanın: hours spent practicing, days spent traveling. -ing biçimi yapılan etkinliği belirtir.

Alıştırma

“Onarım için kullanılan süre” anlamındaki kısaltılmış isim öbeğini tamamlayın: The weekly report shows the time ____ repairing each machine.

Cevabı göster

spent

A total of 803 days,

0:26

Toplam 803 gün,

9 hours, and 39 minutes.

0:28

9 saat ve 39 dakika.

During his stay in space,

0:31

Uzayda kaldığı süre boyunca,

he time traveled into his own future by 0.02 seconds. Kelime

0:32

kendi geleceğine doğru 0.02 saniye zaman yolculuğu yaptı.

Kelime

time traveled into his own future: time travel ifadesinin fiil olarak kullanımı

Burada time travel fiil olarak kullanılır: time traveled, “zamanda yolculuk yaptı” anlamına gelir. into his own future ifadesi fiziksel bir varış noktasını değil, zaman içindeki hareketin yönünü gösterir. Bu cümlede ifade, yalnızca 0,02 saniyelik çok küçük bir göreli geçen zaman farkını canlı bir şekilde anlatır; kişinin bilerek seçtiği bilim kurgu tarzı bir sıçrama değildir. Daha genel olarak into the future, başka bir kişinin veya saatin zaman çizelgesine göre ileri gitmeyi anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede time traveled into his own future ne anlama gelir?

  1. Bilerek “gelecek” adlı bir yeri seçip oraya ulaştı.
  2. Uzayda 0,02 metre daha ileri gitti.
  3. Geçen zamanda çok küçük bir göreli fark yaşadı.
Cevabı göster

Geçen zamanda çok küçük bir göreli fark yaşadı.

Traveling at 17,500 miles an hour,

0:37

Saatte 17.500 mil hızla seyahat ederken,

he experienced an effect known as time dilation. Kelime

0:40

zaman genleşmesi olarak bilinen bir etkiyi deneyimledi.

Kelime

time dilation: göreli bir etkinin adı

Time dilation, çok farklı hızlar veya farklı kütleçekim alanları gibi farklı koşullardaki gözlemciler için geçen zaman miktarının farklı olmasını anlatan görelilik terimidir. Zaman, bir nesne gibi kelimenin tam anlamıyla genişlemez. Cümlede an effect known as time dilation, “time dilation adı verilen bir etki” anlamına gelir. known as kalıbı, etkinin yerleşik adını tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi görelilik terimiyle tamamlayın: A difference in elapsed time caused by relative motion or gravity is called ____.

Cevabı göster

time dilation

And one day the same effect might make significant time travel to the future commonplace. Dilbilgisi

0:43

Ve bir gün aynı etki, geleceğe yapılacak önemli zaman yolculuklarını sıradan hale getirebilir.

Dilbilgisi

might make ... commonplace: …ı yaygın hâle getirebilir

Bu yan cümle, bir nedenin ortaya çıkardığı sonucu anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını kullanır. Nesne significant time travel to the future, commonplace ise sonuçta oluşan durumu anlatan sıfattır: Bu etki, böyle bir zaman yolculuğunu sıradan ve yaygın hâle getirebilir. Might, bunun kesin bir tahmin değil, bir olasılık olduğunu gösterir. Bu yapı yalnızca değişimi değil, değişime yol açan nedeni de öne çıkarır.

Alıştırma

Hedef make + nesne + sıfat yapısını tamamlayın: Lower prices might ____ electric cars commonplace.

Cevabı göster

make

To see why moving faster through space affects passage of time, Notlar

0:49

Uzayda daha hızlı hareket etmenin zamanın geçişini neden etkilediğini anlamak için,

Anlatım akışı

Açıklama işareti olarak To see why

Bir açıklamanın başındaki To see why, konuşmacının bir iddianın arkasındaki nedeni veya işleyişi açıklamak üzere olduğunu gösterir. Burada see yalnızca “gözle bakmak” değil, “anlamak” anlamına gelir. Bu bir amaç ifadesidir: why açıklanması gereken soruyu sunar; ana cümle de genellikle bunu anlamak için gereken sonraki adımı, kanıtı veya arka planı verir.

Alıştırma

Bir açıklamada, baştaki To see why ifadesi neyin işaretidir?

  1. Konuşmacı bir nedeni veya işleyişi açıklamak üzeredir.
  2. Konuşmacı hiçbir açıklama yapmadan dinleyicilerden bir nesneye bakmalarını istemektedir.
  3. Konuşmacı konuyu son bir özetle bitirmektedir.
Cevabı göster

Konuşmacı bir nedeni veya işleyişi açıklamak üzeredir.

Kalıp ifadeler

passage of time: zamanın ilerleyişini anlatan resmî isim öbeği

Passage of time, zamanın sürekli ilerleyişi anlamına gelir. Burada passage “geçme süreci” demektir; koridor ya da bir metin bölümü anlamında değildir. İfadenin tamamı bir isim öbeğidir; bu yüzden affects fiilinin nesnesi olabilir. time passes ile anlatılan fikri etkilenebilen, ölçülebilen veya gözlemlenebilen bir süreç hâline getirir.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz ve “zamanın ilerlemesi” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyi kullanın: Tree rings record the ____.

Cevabı göster

passage of time

we need to go back to the 1880s, Öbek fiiller

0:53

1880'lere geri dönmeliyiz;

Öbek fiiller

go back to the 1880s: açıklamayı daha eski bir tarihsel döneme taşıma

Burada go back to the 1880s, açıklamayı daha önceki o on yıla götürmek anlamına gelir. Konuşmacı ve dinleyiciler fiziksel olarak yolculuk etmez; arka planı anlamak için geçmiş olayları zihnen yeniden ele alır. go back to + geçmiş zaman yapısı, güncel konudan daha eski bir başlangıç noktasına geçerek bir hikâyeyi veya açıklamayı düzenleyebilir. the 1880s, 1880 ile 1889 arasındaki yılları ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle, arka planı anlamak için dinleyicileri geçmişteki bir on yıla dönmeye davet eder?

  1. We returned to Boston in the 1880s.
  2. This device dates back to the 1880s.
  3. We need to go back to the 1880s.
Cevabı göster

We need to go back to the 1880s.

when two American scientists,

0:55

o zamanlar iki Amerikalı bilim insanı,

Albert Michelson and Edward Morley,

0:56

Albert Michelson ve Edward Morley,

were trying to measure the effect of the Earth moving around the Sun Kalıp ifadeler

0:58

Dünya'nın Güneş etrafındaki hareketinin

on the speed of light.

1:01

ışık hızı üzerindeki etkisini ölçmeye çalışıyorlardı.

Kalıp ifadeler

the effect of X on Y: X'in Y üzerindeki etkisi

the effect of X on Y kalıbı, X'in Y üzerindeki etkisini belirtir. Etkinin kaynağı veya etmeni of'tan sonra, etkilenen şey ya da sonuç ise on'dan sonra gelir. Bu cümlede X, the Earth moving around the Sun; Y ise the speed of light ifadesidir. İfadenin tamamı ölçülen etki ilişkisini belirtir.

Alıştırma

the effect of X on Y kalıbını tamamlayın: Scientists tested the effect ____ temperature ____ battery life.

Cevabı göster

of · on

When a beam of light was moving in the same direction as the Earth, Kalıp ifadeler

1:03

Bir ışık huzmesi Dünya ile aynı yönde hareket ettiğinde,

Kalıp ifadeler

in the same direction as: ... ile aynı yönde

in the same direction as iki yönü karşılaştırır ve bu yönlerin aynı olduğunu belirtir. Yapı A moves in the same direction as B şeklindedir; as karşılaştırmada referans alınan şeyi tanıtır. Burada ışık demetinin yönü Dünya'nın hareket yönüyle karşılaştırılır. as sonrasındaki the Earth ifadesinde Dünya'nın hareketi bağlamdan anlaşılır; bu nedenle ifade, ışık demetinin Dünya'ya doğru hareket ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Karşılaştırmayı tamamlayın: The cyclists were riding in the same direction ____ the bus.

Cevabı göster

as

they expected the light to travel faster. Dilbilgisi

1:06

ışığın daha hızlı hareket edeceğini bekliyorlardı.

Dilbilgisi

expected the light to travel faster: expect + nesne + to’lu mastar

expected the light to travel faster ifadesinde expected sözcüğünden sonra the light nesnesi ve to travel biçimindeki to’lu mastar gelir. Bu yapı, ışığın daha hızlı hareket etmesinin olası olduğunu düşündüklerini anlatır. Önce eylemi yapması veya sonucu göstermesi beklenen kişi ya da şeyi, ardından tahmin edilen eylem veya sonucu belirtmek için expect + nesne + to’lu mastar yapısını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi expect + nesne + to’lu mastar yapısının gerektirdiği sözcükle tamamlayın: The engineers expected the battery ____ last all day.

Cevabı göster

to

And when the Earth was moving in the opposite direction, Kalıp ifadeler

1:08

Ve Dünya ters yönde hareket ettiğinde ise,

Kalıp ifadeler

in the opposite direction: ters yönde hareket etmek

In the opposite direction, hareketin yönünü anlatan bir edat öbeğidir. Genellikle in edatı kullanılır; opposite ise daha önce söylenen veya bağlamdan anlaşılan yönün tersini ifade eder. Burada Dünya’nın hareketinin karşılaştırılan yöne göre ters olduğunu, yalnızca herhangi başka bir yöne değişmediğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “ters yöne doğru” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The first bus went east, and the second bus went ____, toward the west.

Cevabı göster

in the opposite direction

they expected it to go slower.

1:10

ışığın yavaşlayacağını umuyorlardı.

But they found something very curious.

1:13

Ancak çok ilginç bir şey buldular.

The speed of light remained the same no matter what the Earth was doing. Dilbilgisi

1:15

Dünya ne yaparsa yapsın ışığın hızı aynı kalıyordu.

Dilbilgisi

remained the same no matter what: her koşulda değişmeden kalan sonuç

remained the same ifadesinde remain, bir durumda kalmaya devam etmek anlamındaki bağlayıcı fiildir; same ise değişmeyen durumu tanımlar. Burada ışığın hızının değişmediği anlatılır. no matter what yan cümlesi ödünleme anlamı katar: Dünya ne yapıyor olursa olsun bu koşul sonucu etkilememiştir. remain the same ifadesini no matter what yan cümlesiyle devam ettiren yapı başka durumlara da aktarılabilir.

Alıştırma

Koşul değişse bile sonucun değişmediğini gösteren cümle hangisidir?

  1. The answer was the same only when we used one method.
  2. The answer changed because we used a different method.
  3. The answer remained the same no matter what method we used.
Cevabı göster

The answer remained the same no matter what method we used.

Two decades later,

1:18

Yirmi yıl sonra,

Albert Einstein was thinking about the consequences of that never-changing speed of light. Kalıp ifadeler

1:19

Albert Einstein hiç değişmeyen bu ışık hızının sonuçları hakkında düşünüyordu.

Kalıp ifadeler

the consequences of that never-changing speed of light: sonuçlar ve çıkarımlar

consequences of X ifadesi, X'in yol açtığı sonuçlar veya etkiler anlamına gelir. Bu cümlede X, ışığın hızının değişmemesi gerçeğidir; dolayısıyla Einstein bu gerçekten nelerin ortaya çıkacağını düşünüyordu. Consequences gündelik dilde istenmeyen sonuçları çağrıştırabilir, ancak bilimsel veya analitik bağlamlarda tarafsız olabilir. Burada ceza değil, kuramsal sonuçlar veya çıkarımlar anlamındadır.

Alıştırma

Cümlede the consequences of that never-changing speed of light ne anlama gelir?

  1. ışığın hızını değiştirmek için kullanılan adımlar
  2. ışığın sabit hızının kuramsal sonuçları veya çıkarımları
  3. ışığı yanlış ölçmenin cezası
Cevabı göster

ışığın sabit hızının kuramsal sonuçları veya çıkarımları

And it was his conclusions, Dilbilgisi

1:24

Ve onun,

formulated in the theory of special relativity,

1:25

özel görelilik kuramında formüle ettiği sonuçları,

that opened the door into the world of time travel. Deyimler

1:28

zamanda yolculuk dünyasının kapılarını açtı.

Dilbilgisi

It was his conclusions ... that ...: odak oluşturan vurgu yapısı

It was X that ... kalıbı, X öğesini odağa alan bir vurgu yapısıdır. Burada X, his conclusions olduğundan cümle, zaman yolculuğu üzerine düşünmenin yolunu açan şeyin özellikle onun sonuçları olduğunu vurgular. Vurgu çerçevesi kaldırıldığında temel cümle His conclusions opened the door into the world of time travel. olur. formulated in the theory of special relativity sözleri sonuçlar hakkında ek bilgi verir, ancak It was X that ... yapısını değiştirmez.

Alıştırma

Mia'yı vurgulayan cümleyi tamamlayın: ____ Mia ____ solved the puzzle first.

Cevabı göster

It was · that

Deyimler

opened the door into: mecaz yoluyla yeni bir alana girmek

Opened the door into burada bir mecazdır. Sonuçlar gerçek bir kapıyı hareket ettirmedi; insanların zaman yolculuğu alanını keşfetmeye veya hayal etmeye başlamaları için bir yol oluşturdu. into the world of ifadesi soyut bir konuyu girilebilen bir yer gibi gösterir. Bu canlı görüntü, yeni bir bilgi, deneyim veya olasılık alanına erişimi anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

"The museum app opened the door into the world of ancient art," cümlesinde opened the door into ne anlama gelir?

  1. Daha fazla keşfi imkânsız hâle getirdi.
  2. O alanı keşfetmeye başlamak için bir yol oluşturdu.
  3. Bir odanın girişini fiziksel olarak açtı.
Cevabı göster

O alanı keşfetmeye başlamak için bir yol oluşturdu.

Imagine a man named Jack standing in the middle of a train carriage Anlatım akışı

1:31

Sabit bir hızda ilerleyen bir tren vagonunun ortasında

traveling at a steady speed.

1:34

Jack adında bir adamın durduğunu hayal edin.

Anlatım akışı

Imagine a man named Jack: bir düşünce deneyi kurmak

Buradaki Imagine, sahnenin gerçek olduğunu ileri sürmez; zihninizde bir sahne kurmanızı isteyen bir yönergedir. A man named Jack, hayal edilen kişiye basit bir ad verir ve sonraki ifadelerin ondan açıkça söz etmesini sağlar. Bilimsel açıklamalarda bu başlangıç bir düşünce deneyi kurar: önce belirtilen koşulları gözünüzde canlandırın, sonra bunları sonraki akıl yürütmenin başlangıç noktası olarak kullanın.

Alıştırma

Bu açıklamada Imagine a man named Jack ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Jack'in hayal kurduğunu söyler.
  2. Sonraki akıl yürütme için varsayımsal bir sahne sunar.
  3. Jack'in gerçek bir tarihî kişi olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster

Sonraki akıl yürütme için varsayımsal bir sahne sunar.

Jack's bored and starts bouncing a ball up and down. Kalıp ifadeler

1:36

Jack sıkılır ve bir topu aşağı yukarı zıplatmaya başlar.

Kalıp ifadeler

Bouncing a ball up and down: tekrarlanan dikey hareket

Bounce a ball, topun bir yüzeye çarpıp yeniden yukarı gelmesini sağlamak anlamına gelir ve bu hareket genellikle tekrarlanır. Bouncing a ball ifadesinde kişi topun sekmesini sağlar. Up and down, tekrarlanan dikey hareket yolunu ekler. Bouncing a ball up and down bir arada, iki ayrı yönergeyi değil, yukarı ve aşağı devam eden tek bir hareketi anlatır.

Alıştırma

Bounce fiilinin -ing biçimini ve up and down ifadesini kullanın: The child kept ____ a ball ____ during practice.

Cevabı göster

bouncing · up and down

What would Jill,

1:39

Peki peronda duran Jill,

standing on the platform,

1:40

tren hızla geçerken

see through the window as the train whistles through?

1:41

pencereden ne görürdü?

Well,

1:43

Şöyle ki,

between Jack dropping the ball and catching it again, Dilbilgisi

1:44

Jack'in topu bırakması ve tekrar yakalaması arasında geçen sürede,

Dilbilgisi

between Jack dropping the ball and catching it again: zamandaki iki uç nokta

between edatı, bir zaman aralığının iki uç noktasını belirtir. Buradaki uç noktalar Jack dropping the ball ve catching it again eylemleridir. İkinci -ing öbeğinin öznesi açıkça yazılmamıştır ancak anlaşılır: Topu düşüren ve yeniden yakalayan kişi Jack'tir. between someone doing X and doing Y kalıbı, ilk eylemden sonra ancak ikinci eylemden önce olanlara odaklanır.

Alıştırma

Bu cümlede zaman aralığının iki uç noktasını da açıkça belirten ifade hangisidir? Only one minute passed ___.

  1. between locking the door and starting the car
  2. before starting the car
  3. after locking the door
Cevabı göster

between locking the door and starting the car

Jill would have seen him move slightly further down the track, Dilbilgisi

1:46

Jill onu raylar boyunca biraz daha ilerlemiş olarak görecekti,

Dilbilgisi

would have seen: geçmişteki varsayımsal bir gözlem

Would have seen, would have + geçmiş zaman ortacı yapısındadır. Jill'in görmesini gerçekten olmuş bir olayın doğrudan anlatımı olarak değil, geçmişteki varsayımsal bir durum veya bakış açısı içinde beklenen sonuç olarak sunar. Have seen biçimi, gözlemi hayal edilen o geçmiş duruma yerleştirir. Koşul if ile açıkça söylenebilir veya çevredeki açıklamadan anlaşılabilir.

Alıştırma

see fiilinin perfect conditional biçimiyle geçmişteki varsayımsal sonucu tamamlayın: If the clouds had cleared, we ____ the stars.

Cevabı göster

would have seen

resulting in her seeing the ball follow a triangular path. Dilbilgisi

1:49

ve bu da topun üçgen biçimli bir yol izlediğini görmesine neden olacaktı.

Dilbilgisi

resulting in her seeing: bir sonucu belirtme

Resulting in, daha önce anlatılan durumun sonucunu belirtir. Buradaki sonuç her seeing the ball follow a triangular path, yani onun topun üçgen biçimli bir yol izlediğini görmesidir. in bir edattır; bu nedenle arkasından bir isim öbeği veya -ing yapılı bir yan cümle gelir. her seeing içinde seeing -ing biçimidir ve her, görme eylemini kimin yaptığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi result fiilinin -ing biçimi ve doğru edatla tamamlayın: The pipe burst, ____ water flooding the room.

Cevabı göster

resulting in

This means Jill sees the ball travel further than Jack does Dilbilgisi

1:53

Bu, Jill'in topu Jack'e kıyasla

within the same time period.

1:56

aynı zaman dilimi içinde daha uzun bir mesafede seyahat ederken gördüğü anlamına gelir.

Dilbilgisi

travel further than Jack does: karşılaştırmada does ile yüklemin yerini tutma

than Jack does içindeki does, karşılaştırmada aksi hâlde tekrarlanacak fiil öbeğinin yerine geçer. Açık biçimi Jill sees the ball travel further than Jack sees it travel olurdu; does bu sözcüklerin tekrarını önler. Böylece karşılaştırmanın iki tarafı Jill'in gözlemi ile Jack'in gözlemidir. Jack'in kendisinin daha kısa bir mesafe gittiği anlamına gelmez.

Alıştırma

practices sözcüğünü tekrarlamamak için do fiilinin doğru biçimini kullanın: Nina practices more often than her cousin ____.

Cevabı göster

does

And because speed is distance divided by time, Dilbilgisi

1:58

Ve hız, mesafenin zamana bölümü olduğu için,

Dilbilgisi

speed is distance divided by time: bir formülü ifade etme

X is Y divided by Z kalıbında X tanımlanan niceliği, Y bölünen niceliği, Z ise böleni belirtir. Divided by, Y ÷ Z işleminin yapılacağını gösterir. Burada hız, mesafe ÷ zaman şeklinde hesaplanır. Bir formülü sözcüklerle ifade ederken bu yapı sık kullanılır.

Alıştırma

Formülü bölme anlamı veren ifadeyle tamamlayın: Density is mass ____ volume.

Cevabı göster

divided by

Jill actually sees the ball move faster.

2:00

Jill aslında topun daha hızlı hareket ettiğini görür.

But what if Jack's bouncing ball is replaced with two mirrors Notlar

2:04

Peki ya Jack'in zıplayan topunun yerini,

Anlatım akışı

But what if...?: değişen bir koşul sunma

But, soruyu önceki düşünceye bağlar ve düşüncenin yön değiştirdiğini gösterir. What if, varsayılan bir değişiklik ortaya koyar ve dinleyiciden bunun sonucunu düşünmesini ister. Burada topun yerine aynaların konması, akıl yürütmenin sonraki adımı için yeni bir koşul oluşturur. Konuşmacı yalnızca mevcut bir bilgiyi sormaz; soru, bir düzenden diğerine geçerek açıklamayı düzenler.

Alıştırma

Soruyu yeni bir olası koşul ortaya koyan ifadeyle tamamlayın: But ____ the door is locked?

Cevabı göster

what if

Kalıp ifadeler

is replaced with two mirrors: replace A with B yapısının edilgen biçimi

is replaced with two mirrors ifadesinde ilk nesne olan Jack'in zıplayan topu düzenekten çıkarılır ve onun yerine iki ayna kullanılır. With, yeni nesneyi belirtir. Bu, replace A with B yapısının edilgen biçimidir: someone replaces A with B, A is replaced with B biçimine dönüşür. Bu yapı malzeme, ekipman veya plan değişikliklerini anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi geniş zaman edilgen yapısı be replaced with ile tamamlayın: In the new stage setup, the broken cable ____ a new one.

Cevabı göster

is replaced with

which bounce a beam of light between them? Kalıp ifadeler

2:07

aralarında bir ışık huzmesinin yansıdığı iki ayna alırsa ne olur?

Kalıp ifadeler

bounce a beam of light between them: bounce sözcüğünün “yansıtmak” anlamı

Burada bounce ışık için kullanılır: iki ayna, bir ışık huzmesini bir aynadan diğerine gidip gelecek şekilde yansıtır. A beam, dar ve belirli bir yöne giden ışık demetidir. Between them iki aynayı belirtir ve tekrarlanan yolun iki ucunu gösterir. Bounce, yansımayı gözde canlandırmayı kolaylaştırır; ışığın tamamen bir top gibi davrandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

'The mirrors bounce a beam of light between them,' cümlesinde bounce ne anlama gelir?

  1. Işık huzmesini tamamen engellerler.
  2. Işık huzmesini yukarı aşağı sallarlar.
  3. Işık huzmesini ileri geri yansıtırlar.
Cevabı göster

Işık huzmesini ileri geri yansıtırlar.

Jack still sees the beam dropping down,

2:09

Jack hala huzmenin dümdüz aşağı indiğini görür,

and Jill still sees the light beam travel a longer distance.

2:11

ve Jill hala ışık huzmesinin daha uzun bir mesafe katettiğini görür.

Except this time Jack and Jill cannot disagree on the speed Notlar

2:14

Tek fark şu ki, bu kez Jack ve Jill hız konusunda anlaşmazlığa düşemezler

Anlatım akışı

Except this time: önemli bir farkı belirtmek

Except this time, mevcut durumu daha önceki benzer bir duruma bağlar ve ardından önemli bir değişikliğe işaret eder. Buradaki değişiklik, Jack ile Jill’in hız konusunda farklı sonuçlara varamaması kuralıdır. Bu kalıpta except yaklaşık olarak “ama bir farkla”, this time ise “bu durumda” veya “bu kez” anlamına gelir. İfade, dikkati akıl yürütme açısından önemli olan yeni koşula yöneltir.

Alıştırma

Except this time burada neye işaret ediyor?

  1. Olayın gerçekleştiği tam saat
  2. Yeni ama benzer bir durumdaki önemli bir fark
  3. Önceki açıklamanın tamamen yanlış olduğu
Cevabı göster

Yeni ama benzer bir durumdaki önemli bir fark

Kalıp ifadeler

cannot disagree on the speed: anlaşmazlık konusunu belirtmek

Disagree on + isim öbeği, insanların farklı görüşlere, değerlendirmelere veya sonuçlara sahip olduğu konuyu ya da noktayı belirtir. Burada the speed, başka koşullarda Jack ile Jill’in farklı sonuçlara varabileceği değerdir. Cannot disagree, bu koşul altında vardıkları sonuçların farklı olamayacağı anlamına gelir; tartışmalarının yasak olduğu anlamına gelmez. Bu kalıp yalnızca kişisel görüşleri değil, birbiriyle uyuşmayan tahminleri veya ölçümleri de anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede tartışılan konu disagree on ile belirtilmiştir?

  1. The engineers disagree during the meeting.
  2. The engineers disagree on the safest route.
  3. The engineers disagree with Maya.
Cevabı göster

The engineers disagree on the safest route.

because the speed of light remains the same no matter what.

2:17

çünkü ışığın hızı ne olursa olsun aynı kalır.

And if the speed is the same, Anlatım akışı

2:21

Ve eğer hız aynıysa,

while the distance is different,

2:23

ama mesafe farklıysa,

this means the time taken will be different as well.

2:24

bu, geçen sürenin de farklı olacağı anlamına gelir.

Anlatım akışı

If ..., while ..., this means ...: koşul, karşıtlık ve sonuç

Bu cümle tek bir akıl yürütme zinciri oluşturur. if the speed is the same hızın aynı olması koşulunu verir, while the distance is different mesafenin farklı olduğu karşıt bilgisini ekler ve this means geçen sürenin de farklı olması gerektiği sonucunu sunar. Buradaki while, “-dığı sırada” değil, whereas gibi “oysa/halbuki” anlamındadır. Bu yapı, birbiriyle ilgisiz üç ifade vermek yerine dinleyiciyi iki bilgiden bir çıkarıma götürür.

Alıştırma

Cümlenin akıl yürütmeyi nasıl düzenlediğini hangi seçenek doğru biçimde gösterir?

  1. Hızın aynı olması koşulunu verir, bunu mesafenin farklı olmasıyla karşılaştırır ve zamanın farklı olduğu sonucuna varır.
  2. Hızın farklı olduğu sonucuna varır ve ardından mesafenin neden aynı olduğunu açıklar.
  3. Bir sonuca varmadan aynı anda gerçekleşen üç olayı anlatır.
Cevabı göster

Hızın aynı olması koşulunu verir, bunu mesafenin farklı olmasıyla karşılaştırır ve zamanın farklı olduğu sonucuna varır.

Thus time must tick at different rates to people moving relative to each other. Notlar

2:28

Dolayısıyla zaman, birbirlerine göre hareket eden insanlar için farklı hızlarda akmalıdır.

Kalıp ifadeler

time must tick at different rates: zamanın farklı hızlarda akmasına ilişkin bir benzetme

Tick normalde bir saatin düzenli hareketini veya tik tak sesini anlatır. time must tick at different rates ifadesinde ise zamanın geçmesi için kullanılan bir benzetmedir; yani birbirlerine göre hareket eden gözlemciler zamanın aynı hızda geçtiğini ölçmezler. Must bir emir değil, akıl yürütmenin zorunlu kıldığı bir sonucu ifade eder. At different rates, “farklı değişim hızlarında” anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede time must tick at different rates ne anlama gelir?

  1. Mantıksal akıl yürütme, zamanın farklı hızlarda akmasını gerektirir.
  2. Zaman her gözlemci için tamamen durabilir.
  3. Birisi saatlere daha yüksek tik tak sesi çıkarmalarını emrediyor.
Cevabı göster

Mantıksal akıl yürütme, zamanın farklı hızlarda akmasını gerektirir.

Kelime

moving relative to each other: birbirini referans alarak hareket etmek

Relative to, konumu veya hareketi açıklamak için kullanılan referans noktasını belirtir. Moving relative to each other, her kişinin diğeri için referans noktası olarak kullanılması ve birbirlerine göre konumlarının değişmesi demektir. Each other, bu referans ilişkisinin karşılıklı olduğunu gösterir. Fizikte hareket, hiçbir referans noktası olmadan değil, bir gözlemciye veya nesneye göre açıklanır.

Alıştırma

Cümlede moving relative to each other ne anlama geliyor?

  1. akraba oldukları için hareket etmek
  2. her biri diğerini referans noktası alarak hareket etmek
  3. tam olarak aynı yönde ve tam olarak aynı hızda hareket etmek
Cevabı göster

her biri diğerini referans noktası alarak hareket etmek

Imagine that Jack and Jill have highly accurate watches

2:32

Jack ve Jill'in, Jack trene binmeden önce senkronize ettikleri

that they synchronize before Jack boards the train. Kelime

2:34

son derece hassas saatlere sahip olduklarını hayal edin.

Kelime

synchronize: saatleri veya sistemleri zaman bakımından eşleştirmek

Geçişli bir fiil olarak synchronize, iki veya daha fazla şeyi aynı zamanı gösterecek ya da zaman bakımından uyumlu çalışacak şekilde ayarlamak demektir. Burada Jack ve Jill, Jack ayrılmadan önce saatlerini aynı değere ayarlar. Bu ortak başlangıç noktası daha sonraki değerlerin karşılaştırılmasını sağlar. Sonradan bulunan herhangi bir fark, saatlerin başlangıçta farklı zamanlar göstermesinden kaynaklanmaz.

Alıştırma

“İki cihazın aynı zamanı göstermesini sağlamak” anlamına gelen, derste öğrendiğiniz fiille tamamlayın: Before the test, please ____ the two clocks.

Cevabı göster

synchronize

During the experiment,

2:37

Deney sırasında,

Jack and Jill would each see their own watch ticking normally.

2:39

Jack ve Jill kendi saatlerinin normal şekilde tıkırdadığını göreceklerdir.

But,

2:43

Ancak,

if they meet up again later to compare watches, Öbek fiiller

2:43

daha sonra saatleri karşılaştırmak için tekrar buluşurlarsa,

Öbek fiiller

meet up: gündelik biçimde buluşmak

Meet up, genellikle önceden planlanmış şekilde bir veya daha fazla kişiyle bir araya gelmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede kişiler daha sonra yeniden buluşup saatlerini karşılaştırıyor. Buradaki up yukarı doğru hareket bildirmez. Meet up ifadesini tek bir birim olarak düşünün; katılımcılar zaten belliyse they meet up örneğindeki gibi tek başına kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede meet up doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Let's meet up our new teacher after school.
  2. Let's meet up the homework after school.
  3. Let's meet up outside the library after school.
Cevabı göster

Let's meet up outside the library after school.

less time would have elapsed according to Jack's watch, Notlar

2:46

Jack'in saatine göre daha az zaman geçmiş olacaktır,

Kelime

less time would have elapsed: daha kısa bir süre geçmiş olurdu

Elapsed, özne bir zaman miktarı veya süresi olduğunda zamanın geçtiğini belirtir. Less time would have elapsed, geçmiş olan zaman miktarının daha az olacağı anlamına gelir. Would have elapsed, would have ve geçmiş zaman ortacından oluşur. Gerçekte yaşananları basitçe bildirmek yerine varsayımsal bir durum içindeki tamamlanmış sonucu sunar.

Alıştırma

Varsayımsal bir sonuçta less time would have elapsed ne anlama gelir?

  1. Pili zayıf olduğu için saat daha yavaş ilerlemiş olurdu.
  2. Daha az miktarda zaman geçmiş olurdu.
  3. Sonuç gerçekleşmeden önce daha fazla zaman kalırdı.
Cevabı göster

Daha az miktarda zaman geçmiş olurdu.

Kalıp ifadeler

according to Jack's watch: ölçümü bilgi kaynağı olarak belirtme

according to Jack's watch ifadesinde according to, geçen süreyle ilgili iddianın kaynağını veya dayanağını belirtir. Kanıt, Jack'in kişisel olarak söylediği bir şey değil, saatindeki ölçümdür. Bir bilginin, ölçümün veya kuralın nereden geldiğini göstermek için according to + kaynak yapısını kullanın. Kaynak bir cihazsa bu yapı çoğu zaman o cihazın gösterdiğine göre anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede saat ölçümü bilginin kaynağıdır?

  1. Because of the clock, the trip took two hours.
  2. According to the clock, the trip took two hours.
  3. In my opinion, the trip took two hours.
Cevabı göster

According to the clock, the trip took two hours.

balancing the fact that Jill saw the light move further. Anlatım akışı

2:48

bu da Jill'in ışığın daha uzağa gittiğini gördüğü gerçeğini dengeler.

Anlatım akışı

balancing the fact that...: iki gözlemi birbirine bağlama

balancing the fact that Jill saw the light move further biçimindeki -ing yan cümlesi, önceki sonuç olan less time would have elapsed ifadesine geri bağlanır. Bu sonucun görevini açıklar: daha az sürenin geçmiş olması, ayrı bir olay eklemek yerine Jill'in gözlemini dengeler veya onunla uyum sağlar. Burada balancing soyut anlamdadır. balance the fact that + yan cümle kalıbı, bir gerçeği diğerine karşı denge unsuru olarak sunar ve konuşanın akıl yürütmenin iki bölümünü birbirine bağlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

Bu açıklamada balancing the fact that... ne işe yarar?

  1. Önceki sonucun başka bir gözlemi nasıl dengelediğini gösterir.
  2. Jill'in gözleminin doğru olmadığını söyler.
  3. Jill'in ışığı fiziksel olarak sabit tuttuğunu anlatır.
Cevabı göster

Önceki sonucun başka bir gözlemi nasıl dengelediğini gösterir.

This idea may sound crazy, Kalıp ifadeler

2:52

Bu fikir kulağa çılgınca gelebilir,

Kalıp ifadeler

may sound crazy: şaşırtıcı bir fikre verilecek tepkiyi kabul etmek

Burada may sound crazy, fikrin ilk başta çok tuhaf veya mantıksız gelebileceği anlamına gelir. May yargıyı daha az kesin kılar; sound ise özneyi crazy sıfatına bağlar: özne + may sound + sıfat. Konuşan kişi, herhangi birinin ruhsal bir rahatsızlığı olduğunu söylemiyor. Crazy, fikrin dinleyenler üzerinde oluşturduğu ilk izlenimi anlatıyor. Bu ifade, onların olası şüphesini önceden kabul eder ve ardından but ile kanıt, açıklama veya pratik bir neden sunulmasına zemin hazırlar.

Alıştırma

May, sound ve crazy sözcüklerini doğal sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: This idea ____, but the evidence is strong.

Cevabı göster

may sound crazy

but like any good scientific theory, Anlatım akışı

2:54

ama iyi bir bilimsel teori gibi,

it can be tested. Dilbilgisi

2:56

bu da test edilebilir.

Anlatım akışı

but like any good scientific theory: şüpheden sınamaya geçmek

Baştaki but, savı fikrin kulağa çılgınca geldiği yönündeki önceki izlenimden uzaklaştırır. Like any good scientific theory, cümlenin başına yerleştirilmiş bir karşılaştırma çerçevesidir: dinleyicilerden fikri iyi bir teoride bulunması beklenen bir özelliğe göre değerlendirmelerini ister. Ana cümle olan it can be tested bu özelliği verir. Böylece çerçeve, mesajı önce şüphenin kabul edilmesi, ardından bir güvenilirlik ölçütü sunulması şeklinde düzenler: fikir tuhaf gelebilir ama değeri kanıtlarla incelenebilir. Burada like, hoşlanmak değil, aynı şekilde anlamına gelir.

Alıştırma

Baştaki but like any good scientific theory çerçevesi nasıl bir geçiş oluşturur?

  1. Her bilimsel teorinin doğruluğunun zaten kanıtlandığını iddia eder.
  2. Konuşan kişinin bütün bilimsel teorilerden hoşlandığını söyler.
  3. Fikrin ne kadar tuhaf göründüğünden, sınanıp sınanamayacağına geçer.
Cevabı göster

Fikrin ne kadar tuhaf göründüğünden, sınanıp sınanamayacağına geçer.

Dilbilgisi

it can be tested: can + be + geçmiş zaman ortacı

it can be tested ifadesinde can + be + geçmiş zaman ortacı tested, kiplik içeren edilgen bir yapı oluşturur. Test etmenin mümkün olduğunu belirtir ve testi yapan kişiden çok test edilen şeye odaklanır. Bilimsel bağlamlarda bu yapı, bir iddia, hipotez veya yöntemin kanıtlarla kontrol edilebileceğini gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi can ve test fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: This safety feature ____ before launch.

Cevabı göster

can be tested

In the 1970s,

2:58

1970'lerde,

scientists boarded a plane with some super accurate atomic clocks Kelime

2:59

bilim insanları, yerde bırakılan diğer bazı saatlerle senkronize edilmiş

Kelime

boarded a plane: board + taşıt

boarded a plane ifadesindeki board, uçağa binmek anlamına gelen geçişli bir fiildir. Taşıtı doğrudan nesne olarak alır: board a plane denir, board on a plane denmez. Geçmiş zaman biçimi boarded, uçağa binme eyleminin tamamlandığını anlatır. Kısa ve özdür; seyahat haberlerinde ve anlatı türündeki betimlemelerde yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle dil bilgisi açısından doğru ve resmî bir seyahat haberi için uygundur?

  1. The researchers boarded the plane at dawn.
  2. The researchers boarded to the plane at dawn.
  3. The researchers boarded on the plane at dawn.
Cevabı göster

The researchers boarded the plane at dawn.

Kelime

super accurate atomic clocks: son derece hassas zaman ölçüm cihazları

Atom saatleri, zamanı olağanüstü hassasiyetle ölçmek için çok kararlı atomik frekanslardan yararlanan bilimsel zaman ölçüm cihazlarıdır. Sıradan saatlerin ölçemeyeceği kadar küçük zaman farklarını ölçebilirler. Burada super accurate, extremely accurate demenin günlük ve kolay anlaşılır bir yoludur. İfadenin tamamı, çok küçük zaman farklarının ölçülmesini sağlayan özel donanımı belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede super accurate atomic clocks ne anlama geliyor?

  1. Atom tehlikesi konusunda uyarı vermek üzere tasarlanmış saatlerdir.
  2. Zamanı ölçmek için kullanılan son derece hassas cihazlardır.
  3. Olağandışı derecede hızlı çalışan sıradan saatlerdir.
Cevabı göster

Zamanı ölçmek için kullanılan son derece hassas cihazlardır.

that were synchronized with some others left on the ground. Kalıp ifadeler

3:02

süper hassas atomik saatlerle bir uçağa bindiler.

Kalıp ifadeler

were synchronized with: senkronizasyon bildiren edilgen yapı

Were synchronized with, be synchronized with + referans nesnesi biçimindeki edilgen yapıyı kullanır. Saatlerin, diğer saatlerin gösterdiği zamanla eşleşecek şekilde ayarlandığını belirtir. Özne senkronize edilen şeyi, with ise onun eşleştiği cihazı veya sistemi gösterir. Aynı yapı saatler, dosyalar, ses ve görüntü ya da eşgüdümlü hareketler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “zamanı ... ile aynı olacak şekilde ayarlanmış” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Before takeoff, the camera clock was ____ the master clock.

Cevabı göster

synchronized with

After the plane had flown around the world,

3:06

Uçak dünyanın etrafında dolaştıktan sonra,

the clocks on board showed a different time from those left behind. Notlar

3:08

uçaktaki saatler geride bırakılanlardan farklı bir zamanı gösteriyordu.

Kelime

clocks on board: araçta bulunan saatler

Burada clocks on board, araçta bulunan saatler demektir. On board; gemi, uçak, tren veya uzay aracında bulunan ya da bunlarla taşınan kişi ve nesneler için kullanılan bir yer ifadesidir. Clocks sözcüğünden sonra gelir ve hangi saatlerin kastedildiğini belirtir: başka yerdeki karşılaştırma saatleri değil, araçla birlikte yolculuk eden saatler.

Alıştırma

Cümlede clocks on board ne anlama geliyor?

  1. ilk konumda bırakılan saatler
  2. tahta bir levhanın üzerinde duran saatler
  3. araçla taşınan saatler
Cevabı göster

araçla taşınan saatler

Öbek fiiller

those left behind: those ve kısaltılmış edilgen niteleyici

Those left behind ifadesinde those, tekrar edilmesini önlemek için çoğul clocks isminin yerini alır. Left behind, those sözcüğünü niteler ve kısaltılmış bir edilgen yan cümledir: those that were left behind. Leave something behind, bir şeyi yanına almadan ayrılmak veya daha genel olarak onun önceki yerde kalmasını sağlamak demektir. Burada ilk konumda kalan karşılaştırma saatlerini belirtir; dikkatsizlik yapıldığını veya saatlerin istenmediğini ima etmez.

Alıştırma

Cümlede those left behind neyi ifade ediyor?

  1. saatlerin arkasında duran insanlar
  2. araçla taşınan saatler
  3. ilk konumda kalan saatler
Cevabı göster

ilk konumda kalan saatler

Of course,

3:12

Elbette,

at the speed of trains and planes,

3:12

trenlerin ve uçakların hızında,

the effect is minuscule. Kelime

3:14

etki çok küçüktür.

Kelime

minuscule: son derece küçük

Minuscule, fark edilmesi veya ölçülmesi zor olacak kadar çok küçük demektir. Bu cümlede bir nesnenin fiziksel boyutunu değil, etkinin gücünü anlatır. Small sözcüğünden daha güçlü ve biraz daha resmîdir; bu yüzden çok hafif etkilerden, farklardan veya miktarlardan söz ederken kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir bilim insanı son derece küçük ve ölçülmesi zor bir değişim buluyor. Bunu en kesin biçimde hangi cümle ifade eder?

  1. The change is minuscule.
  2. The change is enormous.
  3. The change is average.
Cevabı göster

The change is minuscule.

But the faster you go, Dilbilgisi

3:16

Ancak ne kadar hızlı giderseniz,

the more time dilates.

3:17

zaman o kadar genleşir.

Dilbilgisi

the faster..., the more...: bağlantılı karşılaştırmalı değişimler

The faster you go, the more time dilates cümlesi, the + comparative..., the + comparative... bağıntılı karşılaştırma yapısını kullanır. Bu yapı iki şeyin birlikte değiştiğini gösterir: hız arttıkça zaman genişlemesinin derecesi de artar. Bu yapıda the, isimden önce kullanılan normal tanımlık değildir. İlk yan cümle değişen bir koşulu, ikinci yan cümle ise onunla bağlantılı sonucu verir; iki tarafta farklı karşılaştırma biçimleri kullanılabilir. But yalnızca cümleyi önceki düşünceye bağlar ve yapının parçası değildir.

Alıştırma

More ve clearer kullanarak bağlantılı değişim yapısını tamamlayın: ____ you read, ____ the main idea becomes.

Cevabı göster

The more · the clearer

For astronauts orbiting the Earth for 800 days,

3:18

Dünya yörüngesinde 800 gün boyunca dönen astronotlar için,

it starts to add up. Öbek fiiller

3:21

bu birikmeye başlar.

Öbek fiiller

starts to add up: küçük etkilerin fark edilir hâle gelmesi

Bu cümlede starts to add up, küçük etkilerin birleşik sonucu fark edilir hâle gelene kadar birikmesi demektir. Birinin aritmetik toplama işlemi yapmasından söz edilmez. Yapı “özne + start to add up” biçimindedir. Maliyetler, gecikmeler, değişiklikler veya etkilerle kullanıldığında add up, “önemli bir toplam oluşturacak şekilde birikmek” anlamına gelebilir. Start to ise bu toplamın önem kazanmaya başladığı noktayı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi, bu dersteki “toplam önem kazanana kadar birikmek” anlamına gelen iki sözcüklü fiille tamamlayın: Small daily costs can quickly ____.

Cevabı göster

add up

But what affects humans also affects machines. Anlatım akışı

3:23

Ancak insanları etkileyen şeyler makineleri de etkiler.

Anlatım akışı

What affects humans also affects machines: X'ten Y'ye köprü kurmak

“What affects humans”, “insanları etkileyen şey veya şeyler” anlamına gelir. Bu sözcükler, cümlenin öznesi olarak kullanılan bir isim yan cümlesi oluşturur. Devamındaki “also affects machines”, aynı tür etkinin ikinci bir gruba da uygulandığını gösterir. Bir bilgi köprüsü olarak But bir geçişi bildirir, humans daha önce konuşulan konuyu tekrarlar ve cümlenin sonundaki machines bir sonraki konu olur. Yeniden kullanılabilen “What affects X also affects Y” kalıbı, bir düşünceyi bir durumdan ona paralel başka bir duruma genişletir; X ile Y'nin aynı olduğunu söylemez.

Alıştırma

“But what affects humans also affects machines” cümlesinin bilgiyi düzenlemedeki temel işlevi nedir?

  1. Önceki konuyu reddeder ve ilgisiz bir konuya geçer.
  2. İnsanlar üzerindeki etkiden makineler üzerindeki aynı tür etkiye geçiş sağlar.
  3. İnsanlarla makinelerin her yönden aynı olduğunu iddia eder.
Cevabı göster

İnsanlar üzerindeki etkiden makineler üzerindeki aynı tür etkiye geçiş sağlar.

Satellites of the global positioning system are also hurtling around the Earth Notlar

3:26

Küresel konumlama sisteminin uyduları da Dünya'nın etrafında

Kültür

the global positioning system: GPS'nin tam İngilizce adı

GPS, Global Positioning System ifadesinin kısaltmasıdır. the global positioning system ifadesinde the, tam adın önüne gelen tanımlıktır. Satellites of the global positioning system, cihazların konumlarını belirlemesine yardımcı olan GPS ağındaki uydular anlamına gelir. Tam adı tanımak, açıkça yazılmış teknik terimi yaygın kısa biçim olan GPS ile ilişkilendirmenizi sağlar.

Alıştırma

GPS kısaltmasının tam İngilizce açılımı hangisidir?

  1. Global Planetary Service
  2. Global Positioning System
  3. General Positioning Signal
Cevabı göster

Global Positioning System

at thousands of miles an hour,

3:29

saatte binlerce mil hızla dönmektedir,

Kelime

hurtling around the Earth at thousands of miles an hour: çok hızlı hareketi canlı biçimde anlatmak

Burada are hurtling around the Earth, “Dünya'nın etrafında son derece hızlı hareket ediyorlar” anlamına gelir. Hurtle, move fiilinden çok daha canlıdır ve hareketi hızlı ve güçlü gösterir. are hurtling biçimindeki şimdiki zaman, hareketin sürmekte olduğunu anlatır. At thousands of miles an hour hızı verir: at oranı belirtir, an hour ise “saatte” anlamındadır. Also, uyduların daha önce bahsedilen bir şeye ek olarak çok hızlı hareketin başka bir örneği olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle son derece hızlı hareketi en canlı biçimde anlatırken hızı da belirtir?

  1. The spacecraft is moving near Earth.
  2. The spacecraft is floating quietly beside Earth.
  3. The spacecraft is hurtling past Earth at thousands of miles an hour.
Cevabı göster

The spacecraft is hurtling past Earth at thousands of miles an hour.

so time dilation kicks in here too. Öbek fiiller

3:31

bu yüzden zaman genleşmesi burada da devreye girer.

Öbek fiiller

kick in: devreye girmek veya etkisini göstermeye başlamak

Bu cümlede kicks in, “çalışmaya veya etkisini göstermeye başlar” anlamındadır. Zaman genişlemesi gerçek anlamda bir şeyi tekmelemiyor; konuşmacı bu etkinin söz konusu durumda önem kazandığını anlatıyor. Here too, aynı etkinin bu durumda da geçerli olduğunu ekler. Bir etki veya mekanizma fark edilir bir sonuç üretmeye başladığında “etki veya mekanizma + kick in” kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi kick in ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The emergency generator usually ____ when the power fails.

Cevabı göster

kicks in

In fact,

3:34

Aslında,

their speed causes the atomic clocks on board Dilbilgisi

3:34

hızları, uydudaki atomik saatlerin

to disagree with clocks on the ground by 7 millionths of a second daily.

3:37

yerdeki saatlerden günde 7 milyonda bir saniye farklı olmasına neden olur.

Dilbilgisi

cause ... to disagree with ...: bir şeyin başka bir şeyle uyuşmamasına neden olmak

Vurgulanan bölüm, neden ve sonucu göstermek için cause + nesne + to-infinitive yapısını kullanır. Their speed neden, the atomic clocks on board etkilenen nesne, to disagree with clocks on the ground ise sonuçtur. Saatler, ölçümler veya veriler birbirleriyle disagree with olduğunda, değerleri eşleşmiyor demektir. Tartıştıkları anlamına gelmez. Bir sonucun ortaya çıkmasına neyin yol açtığını açıklamak için cause + nesne + to do yapısını yeniden kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi cause ve disagree with ifadelerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: A calibration error ____ the sensor ____ the reference meter.

Cevabı göster

caused · to disagree with

Left uncorrected, Dilbilgisi

3:41

Düzeltilmezse,

this would cause GPS to lose accuracy by a few kilometers each day. Dilbilgisi

3:42

bu durum GPS'in her gün birkaç kilometre doğruluk kaybetmesine neden olur.

Dilbilgisi

Left uncorrected: kısaltılmış bir koşul

Left uncorrected, “if this were left uncorrected” ya da “if it were not corrected”, yani “bu düzeltilmeden bırakılırsa” anlamına gelen kısaltılmış bir edilgen koşul yapısıdır. Left burada yön bildiren “sol” sözcüğü değil, leave fiilinin past participle biçimidir; uncorrected ise öznenin bırakıldığı durumu anlatır. Bu ifade, öngörülen sonucun koşulunu belirtmek için ana cümleden önce gelir. Anlamca öznesi, ana cümlenin öznesi olan this sözcüğüdür. Left + past participle/sıfat kalıbı, bir sorun ele alınmazsa neler olabileceğini açıklarken sık kullanılır.

Alıştırma

Uyarıyı dersteki kısaltılmış koşul yapısıyla tamamlayın: ____, the calculation error could affect every result.

Cevabı göster

Left uncorrected

Dilbilgisi

would cause GPS to lose accuracy: varsayımsal bir sonuç

Would, yan cümleyi zaten gerçekleşmekte olan bir sonuç olarak değil, belirtilen koşul altında ortaya çıkacak sonuç olarak gösterir. Kalıp would cause + nesne + to-infinitive şeklindedir: cause sözcüğünden sonra GPS, ardından da to lose gelir. Lose accuracy, “daha az hassas hâle gelmek” demektir. By a few kilometers each day, değişimin miktarını ve hızını verir: konum hatası günde birkaç kilometre büyürdü; GPS’in kendisi fiziksel olarak bu mesafeyi hareket etmezdi.

Alıştırma

Cümleyi cause + nesne + to-infinitive yapısıyla tamamlayın: A weak signal would ____ the device ____ lose accuracy.

Cevabı göster

cause · to

So what does all this have to do with time travel to the far distant future? Anlatım akışı

3:47

Peki tüm bunların uzak geleceğe zaman yolculuğuyla ne ilgisi var?

Anlatım akışı

What does all this have to do with ...?: Bütün bunların ... ile ne ilgisi var?

What does all this have to do with ...? “Az önce sözü edilen her şeyin ... ile bağlantısı nedir?” anlamına gelir. Burada all this önceki açıklamaya gönderme yapar; have to do with ise “... ile ilgili olmak” demektir, “yapmak zorunda olmak” demek değildir. Bu soru bir köprü görevi görür: ayrıntılara ara verir, ana konuyu yeniden öne çıkarır ve konuşmacının şimdi bağlantıyı açıklayacağını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “... ile ilgili olmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: What does this clue ____ the missing key?

Cevabı göster

have to do with

Well,

3:51

Şöyle ki,

the faster you go,

3:52

ne kadar hızlı giderseniz,

the greater the effect of time dilation.

3:53

zaman genleşmesinin etkisi o kadar büyük olur.

If you could travel really close to the speed of light, Kalıp ifadeler

3:55

Eğer ışık hızına gerçekten çok yakın bir hızda seyahat edebilseydiniz,

Kalıp ifadeler

travel really close to the speed of light: ışık hızına çok yakın bir hızda yolculuk etmek

travel really close to the speed of light ifadesinde close to, bir hızı ölçüt alınan başka bir hızla karşılaştırır. Yolculuk hızının neredeyse ışık hızı kadar yüksek olduğunu belirtir; fiziksel olarak ışığın yakınında bulunmayı anlatmaz. Really, close to ifadesini güçlendirir. Buna rağmen ifade, hızın sınıra ulaştığını veya sınırı geçtiğini değil, “sınıra yakın” olduğunu söyler.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: The probe was traveling close to the speed of light. close to neyi tanımlıyor?

  1. Uzay aracının hızı neredeyse ışık hızı kadar yüksekti.
  2. Uzay aracı zaten ışıktan daha hızlı yolculuk etmişti.
  3. Uzay aracı fiziksel olarak bir ışık huzmesinin yakınındaydı.
Cevabı göster

Uzay aracının hızı neredeyse ışık hızı kadar yüksekti.

say 99.9999%, Ton ve niyet

3:57

diyelim ki %99.9999 hızında,

Ton ve niyet

say 99.9999%: say ile örnek vermek

Burada say, “konuşmak” veya “sayıyı sesli okumak” anlamına gelmez. “Örneğin” ya da “bir değer seçelim” anlamına gelir ve açıklamada kullanılacak örnek değer olarak %99,9999’u sunar. Say sözcüğünün bu kullanımı çoğunlukla bir sayıdan, saatten, yerden veya başka bir olası seçenekten önce gelir. Konuşmacı tek bir somut durum seçer, ancak bunun tek mümkün değer olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

“The walk will take, say, twenty minutes” cümlesindeki say ne anlama gelir?

  1. Birine twenty minutes sözlerini sesli söylemesini söyler.
  2. Yirmi dakikayı örnek veya tahmin olarak sunar.
  3. Yürüyüşün tam olarak yirmi dakika süreceğini garanti eder.
Cevabı göster

Yirmi dakikayı örnek veya tahmin olarak sunar.

on a round trip through space for what seemed to you like 10 years, Dilbilgisi

4:01

size 10 yıl gibi gelen bir gidiş dönüş uzay yolculuğunun ardından,

you'd actually return to Earth around the year 9000.

4:05

aslında Dünya'ya 9000 yılı civarında dönerdiniz.

Dilbilgisi

what seemed to you like 10 years: sizin bakış açınızdan zaman

what seemed to you like 10 years ifadesinde what, yolculuk sırasında deneyimlenen zaman dilimini belirtir. seemed to you like, on yılı sizin bakış açınızdan sunar; başka yerlerdeki gözlemciler için de aynı sürenin geçtiğini garanti etmez. Aktarılabilir what seemed to someone like + miktar veya betimleme kalıbı, “o kişiye o miktarda ya da o özellikteymiş gibi gelen dönem veya deneyim” anlamına gelir. Algı ile dışarıdan yapılan ölçüm farklı olabildiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Vurgulanan “what seemed to you like 10 years” ifadesi ne anlama gelir?

  1. Başka yerlerdeki gözlemciler farklı bir süre ölçmüş olsa bile sizin on yıl olarak deneyimlediğiniz bir dönem.
  2. Her gözlemcinin ölçtüğü tam on yıl.
  3. Başka bir kişinin sizden saymanızı istediği on yıl.
Cevabı göster

Başka yerlerdeki gözlemciler farklı bir süre ölçmüş olsa bile sizin on yıl olarak deneyimlediğiniz bir dönem.

Who knows what you'd see when you returned? Ton ve niyet

4:08

Döndüğünüzde ne göreceğinizi kim bilebilir?

Ton ve niyet

Who knows what you'd see...?: belirsiz bir geleceğe kapı açmak

“Who knows what you'd see when you returned?” yüzeyde cevabı bilen birini sormuş gibi görünür, ancak burada doğrudan cevap beklenmeyen retorik bir sorudur. Kimsenin kesin olarak bilemeyeceğini anlatır. what you'd see bölümü bilinmeyen görüntüyü belirtir; hayal edilen dönüş ise sahneyi olası bir geleceğe yerleştirir. Böylece merak uyandırılır ve dinleyici farklı olasılıkları düşünmeye davet edilir.

Alıştırma

“Who knows what you'd see when you returned?” burada temel olarak ne yapıyor?

  1. Konuşanın ne olacağından emin olduğunu söyler.
  2. Cevabı zaten bilen kişinin adını sorar.
  3. Belirsiz bir gelecek sunar ve dinleyiciyi hayal etmeye çağırır.
Cevabı göster

Belirsiz bir gelecek sunar ve dinleyiciyi hayal etmeye çağırır.

Humanity merged with machines,

4:10

Makinelerle birleşmiş bir insanlık,

extinct due to climate change or asteroid impact, Kalıp ifadeler

4:12

iklim değişikliği veya asteroit çarpması nedeniyle nesli tükenmiş canlılar,

Kalıp ifadeler

extinct due to...: bir sonucun nedenini belirtmek

Extinct, bir türün yaşayan hiçbir üyesinin kalmadığı anlamına gelir. Bu parçada due to, climate change ve asteroid impact ifadelerini bu sonucun iki olası nedeni olarak sunar. Due to ifadesinden sonra bir isim veya isim öbeği gelir ve neden olduğu anlamını taşır. Bilimsel yazılarda, haberlerde ve diğer açıklayıcı metinlerde kullanılan kısa ve öz bir ifadedir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz, nedeni kısa ve öz biçimde belirten iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The museum closed early ____ a power outage.

Cevabı göster

due to

or inhabiting a permanent colony on Mars.

4:15

veya Mars'ta kalıcı bir kolonide yaşayan insanlar.

But the trouble is that getting heavy things like people, Notlar

4:19

Ancak sorun şu ki, insan gibi ağır şeyleri,

Anlatım akışı

the trouble is that: temel engeli belirtmek

The trouble is that, bir fikir veya plandaki temel engeli belirtir. Bu cümlede But, bir olasılığı düşünmekten onun neden zor olduğunu açıklamaya geçildiğini gösterir. That'ten sonraki yan cümle engelin ne olduğunu açıklar. Bu kalıp bilgiyi şöyle düzenler: önce çekici bir fikir, ardından pratik sorun.

Alıştırma

Ana sorunu belirten bu dersteki dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The trip sounds exciting, but ____ the tickets are too expensive.

Cevabı göster

the trouble is that

not to mention spaceships, Kalıp ifadeler

4:21

uzay gemilerinden bahsetmiyorum bile,

Kalıp ifadeler

not to mention spaceships: daha güçlü bir nokta eklemek

Bu parçada not to mention, spaceships sözcüğünü daha önce söylenenleri daha da güçlendiren veya daha çarpıcı olan ek bir nokta olarak sunar. Yalnızca and ile başka bir öğe eklemekten daha fazlasını yapar. İfadede not bulunsa da konuşan kişi aslında o konuyu dile getirir. Yeniden kullanılabilecek kalıp not to mention + ek unsur şeklindedir ve “bir de bundan daha güçlü olan şu nokta var” anlamını taşır.

Alıştırma

Hangi cümle daha güçlü bir nokta eklemek için not to mention ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. The walk is hard for adults, not mentioning small children.
  2. The walk is hard for adults, not to mention small children.
  3. The walk is hard for adults, not mention small children.
Cevabı göster

The walk is hard for adults, not to mention small children.

up to such speeds requires unimaginable amounts of energy. Kalıp ifadeler

4:23

bu hızlara ulaştırmak hayal edilemeyecek miktarda enerji gerektirir.

Kalıp ifadeler

getting ... up to such speeds: hedef hıza ulaşmak

getting heavy things ... up to such speeds ifadesinde get + object + up to + target speed, nesneyi o hıza ulaştırmak demektir. Up to yalnızca genel bir artışı değil, ulaşılacak son noktayı gösterir. Get, tüm eylem requires fiilinin öznesi olduğu için getting biçimini alır. Araya giren not to mention spaceships daha da zor bir örnek ekler; ancak yapı yine getting ile heavy things ve up to such speeds bölümlerini birbirine bağlar.

Alıştırma

Cümleyi get + object + up to + target yapısıyla tamamlayın: This engine can get the train ____ full speed in two minutes.

Cevabı göster

up to

Kalıp ifadeler

unimaginable amounts of energy: sayılamayan bir isimle miktar belirtme

Unimaginable amounts of energy, hayal etmesi zor olacak kadar büyük enerji miktarları anlamına gelir. Unimaginable, ölçeğin aşırı derecede büyük olduğunu vurgular. Energy burada normalde sayılamayan bir isimdir; bu nedenle doğal miktar ifadesi amount of veya amounts of olur. Çoğul amounts genel olarak çok büyük miktarları anlatır. Tek bir toplam miktar kastedildiğinde an unimaginable amount of energy de doğaldır.

Alıştırma

Sayılamayan information ismiyle doğal bir miktar ifadesi kullanan cümleyi seçin.

  1. The archive contains vast amount of information.
  2. The archive contains vast numbers of information.
  3. The archive contains vast amounts of information.
Cevabı göster

The archive contains vast amounts of information.

It already takes enormous particle accelerators Kelime

4:26

Zaten minik atom altı parçacıkları ışık hızına yakın bir hıza ulaştırmak için bile

Kelime

enormous particle accelerators: devasa parçacık hızlandırıcıları

Particle accelerator, elektrik alanları ve mıknatıslar kullanarak çok küçük yüklü parçacıkları çok yüksek hızlarda hareket ettiren bilimsel bir makinedir. Çoğul biçim olan particle accelerators, bu türden birden fazla makineyi anlatır. Enormous, “son derece büyük” demektir. İfade bir bütün olarak, küçücük parçacıkları hızlandırmanın bile devasa ekipmanlar gerektirebileceğini vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede enormous particle accelerators ne anlama geliyor?

  1. insanları uzaya taşıyan araçlar
  2. enerji depolayan küçük piller
  3. parçacıkları hızlandıran çok büyük bilimsel makineler
Cevabı göster

parçacıkları hızlandıran çok büyük bilimsel makineler

like the Large Hadron Collider Kültür

4:29

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı gibi

Kültür

the Large Hadron Collider (LHC): Büyük Hadron Çarpıştırıcısı

Genellikle LHC diye kısaltılan Large Hadron Collider, CERN’deki gerçek bir parçacık hızlandırıcısıdır. Protonlar da dahil olmak üzere parçacık demetlerini dev bir halka etrafında çok yüksek hızlarda hareket ettirir ve bilim insanlarının maddeyi inceleyebilmesi için demetleri çarpıştırır. like the Large Hadron Collider ifadesinde like, bu tesisi az önce sözü edilen devasa parçacık hızlandırıcılarının somut bir örneği olarak tanıtır. Ad, konuşmacının hayalî bir makineden değil, gerçek bilimden söz ettiğini gösterir.

Alıştırma

Large Hadron Collider, like the Large Hadron Collider ifadesinde nasıl bir rol oynuyor?

  1. ışık hızını ölçme birimi
  2. hayalî bir uzay gemisinin adı
  3. dev bir parçacık hızlandırıcısının gerçek bir örneği
Cevabı göster

dev bir parçacık hızlandırıcısının gerçek bir örneği

to accelerate tiny subatomic particles to close to light speed. Kalıp ifadeler

4:31

devasa parçacık hızlandırıcılara ihtiyaç var.

Kalıp ifadeler

close to light speed: bir hıza yaklaşmak ama eşit olmamak

close to light speed ifadesinde close to, belirli bir hıza neredeyse ulaşmış olmak anlamına gelir. Fiziksel mesafeyi değil, sayısal veya derece bakımından yakınlığı anlatır. Parçacıkların hızı ışık hızına yaklaşır, ancak ifade bu hıza ulaşıldığını veya eşit olunduğunu söylemez. accelerate something to close to a speed yapısında ilk to hızlanmanın sonucunu belirtirken close to sonucun söz konusu değere yakın kaldığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle trenin hızının saatte 300 kilometreye yakın olduğunu, ancak tam olarak 300 olduğunu söylemediğini belirtir?

  1. The train is traveling far below 300 kilometers per hour.
  2. The train is traveling at close to 300 kilometers per hour.
  3. The train is traveling at exactly 300 kilometers per hour.
Cevabı göster

The train is traveling at close to 300 kilometers per hour.

But one day,

4:35

Fakat bir gün,

if we can develop the tools to accelerate ourselves to similar speeds, Dilbilgisi

4:36

kendimizi benzer hızlara ulaştıracak araçlar geliştirebilirsek,

Dilbilgisi

if we can develop...: geleceğe yönelik olası bir koşul sunmak

If we can develop the tools bir koşul sunar: gelecekteki sonuç, insanların gerekli araçları üretebilecek hâle gelip gelmemesine bağlıdır. Can, pratik bir beceri veya uygulanabilirlik ifade eder; araçların kesinlikle geliştirileceğine dair söz vermez. Bu if yan cümlesi koşullu bir akıl yürütme kurar. Ardından gelen then we may... gibi bir sonuç, koşul yerine gelirse neler olabileceğini anlatır; may bu sonucu belirsiz tutar. Then koşul ile sonuç arasındaki bağlantıyı belirginleştirebilir, ancak çoğu zaman kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir beceriyi geleceğe yönelik olası bir koşul olarak sunup belirsiz bir sonuç verir?

  1. If we can repairing the sensor, the robot may work again.
  2. If we can repair the sensor, the robot may work again.
  3. Because we repaired the sensor, the robot is definitely working again.
Cevabı göster

If we can repair the sensor, the robot may work again.

then we may regularly send time travelers into the future, Kalıp ifadeler

4:39

o zaman düzenli olarak geleceğe zaman yolcuları gönderebilir

Kalıp ifadeler

send time travelers into the future: send + nesne + into yapısı

send + kişi veya nesne + into + varış noktası ya da durum yapısı, o kişi veya nesnenin söz konusu yere ya da duruma girmesini sağlamak anlamına gelir. Burada into the future, daha sonraki bir zamanı yolculuğun yönü veya hedefi olarak gösterir. Aynı yapı, send a satellite into orbit örneğindeki gibi fiziksel hareketi veya send someone into a panic örneğindeki gibi durum değişikliğini anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle kâşiflerin daha sonraki bir zamana götürüldüğünü söylüyor?

  1. We may send the explorers in the future.
  2. We may send the explorers from the future.
  3. We may send the explorers into the future.
Cevabı göster

We may send the explorers into the future.

bringing with them tales of a long forgotten past. Dilbilgisi

4:42

ve onların, uzun zamandır unutulmuş bir geçmişin masallarını yanlarında getirmelerini sağlayabiliriz.

Dilbilgisi

bringing with them...: eşlik eden sonucu ekleyen bir -ing yan cümlesi

Bringing with them..., ek bilgi veren -ing yapılı bir yan cümledir. Yeni bir tam cümle başlatmadan önceki cümleye eşlik eden bir sonuç ekler: zaman yolcuları ve hikâyeler geleceğe birlikte ulaşır. With them, hikâyeleri zaman yolcularıyla ilişkilendirir. Bu kısa yapı, ana eylem gerçekleşirken bir kişinin yanında ne olduğunu gösterebilir.

Alıştırma

bring with them ifadesini -ing biçiminde kullanın: The hikers returned to camp, ____ enough water for everyone.

Cevabı göster

bringing with them