Antik medeniyetler nasıl dondurma yapıyordu? - Vivian Jiang: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
653 kelime 148 kel/dk

Video özeti: Video, dondurmayı antik uygarlıkların seçkinlerine sunulan soğuk tatlılardan Pers şerbetine ve Avrupa tariflerine, ardından seri üretime, soğutma teknolojisine ve dünya çapındaki kalıcı popülerliğine uzanan bir tarih içinde ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. believed to have originated in — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Edilgen bir aktarım yapısının perfect infinitive ile birleşerek tarihsel bir kökeni yaygın biçimde kabul edilen, ancak bütünüyle kanıtlanmamış bir görüş olarak sunduğunu anlayabilirsiniz. Bu kalıp yiyeceklerin, geleneklerin, icatların ve uygulamaların kökenini, belirsiz kanıtları kesin gerçek gibi göstermeden anlatmaya yarar. 2. pivoted to producing ice cream. — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: pivot to doing something yapısının faaliyet veya iş alanında stratejik bir yön değişikliğini anlattığını öğrenebilirsiniz. Burada bira üreticilerinin içki yasağına karşı dondurma üretimine geçişini açıklar; kariyer, şirket planı, politika ve kurumsal öncelik değişiklikleri için de kullanılabilir. 3. will never thaw. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: thaw sözcüğünün gerçek anlamı olan “buzu çözülmek” ile dondurmaya duyulan sevginin asla azalmayacağını anlatan kapanış mecazını birlikte fark edebilirsiniz. Böylece konuya ait bir sözcüğün mizahi ve çift anlamlı bir sonuç yaratmak için nasıl kullanılabileceğini görürsünüz.

Bu derste

On a hot spring afternoon in 1963, Anlatım akışı

0:07

1963'te sıcak bir bahar öğleden sonrasında,

Anlatım akışı

“On a hot spring afternoon in 1963,” ile anlatıya giriş yapmak

Baştaki bu ifade, bir şeyin ne zaman olduğunu söylemekten fazlasını yapar. Mevsimi, günün hangi zamanı olduğunu ve yılı belirterek bir hikâyenin ilk görüntüsü gibi çalışır ve okuyucuyu belirli bir ana yerleştirir. Bu tür bir giriş, kişileri ve olayları tanıtmadan önce ortamı kurarak anlatıyı düzenler. Zamanı bağlantısız ek bir ayrıntı gibi vermek yerine tarih veya kurgu dışı anlatıya canlılık katabilir.

Alıştırma

Bu anlatıda “On a hot spring afternoon in 1963,” açılış ifadesinin temel görevi nedir?

  1. Hikâyedeki bütün tarihleri sırayla listelemek
  2. Olay başlamadan önce okuyucuyu belirli bir ana yerleştirmek
  3. Her ilkbahar öğleden sonrasının sıcak olduğunu iddia etmek
Cevabı göster

Olay başlamadan önce okuyucuyu belirli bir ana yerleştirmek

two men sent by the American CIA snuck into the cafeteria of the Havana Libre Hotel. Notlar

0:10

Amerikan CIA tarafından gönderilen iki adam Havana Libre Oteli'nin kafeteryasına gizlice girdi.

Dilbilgisi

sent by the American CIA: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği

sent by the American CIA, two men ifadesinden sonra gelen bir geçmiş zaman ortacı grubudur. Erkeklerin eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraf olduğunu gösterir: CIA onları göndermiştir. Bu, two men who were sent by the American CIA yapısının kısaltılmış biçimidir. Uzun bir isim grubunda önce ana isim olan two men ifadesini bulun; ardından sent by... kısmını bu erkeklerin kim olduğunu belirleyen bilgi olarak okuyun. Bu kısa yapı haberlerde ve tarih anlatılarında yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi “who were sent by” ifadesinin kısaltılmış edilgen biçimiyle tamamlayın: Two nurses ____ the hospital joined the rescue team.

Cevabı göster

sent by

Kelime

snuck into: gizlice içeri girmek

Snuck, sneak fiilinin geçmiş zaman biçimlerinden biridir. Snuck into, kişinin görülmemek veya durdurulmamak için bir yere sessizce ya da gizlice girdiğini belirtir. Into, kafeteryanın dışından içine doğru hareketi gösterir. Bu ifade, entered sözcüğünün vermediği gizli ve muhtemelen izinsiz hareket anlamını ekler. Yeni bir bağlamda X snuck into Y ifadesini yalnızca “X, Y'ye girdi” değil, “X, Y'nin içine gizlice girdi” şeklinde anlayın.

Alıştırma

Örnekteki snuck into ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Planlanmış, açık bir ziyaret yaptılar.
  2. Gizlice girdiler ve fark edilmemeye çalıştılar.
  3. İçeri başka birini gönderdiler.
Cevabı göster

Gizlice girdiler ve fark edilmemeye çalıştılar.

Their directive was to retrieve a poison pill from the freezer Dilbilgisi

0:17

Görevleri, dondurucudan zehirli bir hapı almak

Dilbilgisi

Their directive was to retrieve: resmî bir görevi belirtmek

Their directive was to retrieve... ifadesinde directive, yetkili bir kişinin verdiği resmî talimat anlamına gelir. to retrieve mastarı, bu talimatın gerektirdiği eylemi belirtir. İyelik + directive + be + to-infinitive kalıbı, bir görevi resmî ve kurumsal bir biçimde sunar. Birinin bir fikri olduğunu veya bir öneri aldığını söylemekten daha güçlü ve daha resmîdir.

Alıştırma

Cümleyi directive + be + to retrieve ile tamamlayın: Her ____ the missing file.

Cevabı göster

directive was to retrieve

and slip it into the chocolate milkshake of Fidel Castro, Kalıp ifadeler

0:20

ve öğle yemeğinden sonra 18 top dondurma yemesiyle bilinen Kübalı lider

Kalıp ifadeler

slip it into: bir şeyi fark ettirmeden içine koymak

slip it into the chocolate milkshake ifadesinde slip, bir şeyi dikkat çekmeden hızlıca bir yerin içine koymak anlamında kullanılan geçişli bir fiildir. Burada “ayağı kaymak” anlamındaki slip değildir. Yeniden kullanılabilecek yapı slip + nesne + into + hedef şeklindedir. Burada it zehir hapını, the chocolate milkshake ise into ile belirtilen hedefi anlatır.

Alıştırma

Sessiz ve fark edilmeyen bir hareketi anlatmak için cümleyi slip fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Noah waited until the room was empty, then ____ a note into the desk drawer.

Cevabı göster

slipped

the Cuban leader who was known to devour up to 18 scoops of ice cream after lunch. Kalıp ifadeler

0:24

Fidel Castro'nun çikolatalı milkshake'inin içine atmaktı.

Kalıp ifadeler

was known to + fiil: yaygın biçimde bilinen bir alışkanlık

was known to + fiilin yalın hâli, bir kişinin davranışının veya özelliğinin yaygın biçimde bilindiğini anlatır. Bu cümlede devour, o anda gerçekleşen bir eylemi değil, bilinen veya anlatılan alışkanlık hâlindeki bir davranışı belirtir. Yapı be known to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Zamanı be fiilinin biçimi gösterir: was known to devour, is known to arrive gibi. “O sırada tanınır hâle geliyordu” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be known to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The librarian ____ remember every visitor's name.

Cevabı göster

was known to

Kalıp ifadeler

up to 18 scoops: sabit miktar değil, üst sınır

up to 18 scoops ifadesinde up to + sayı, mümkün olan en yüksek miktarı belirtir. Gerçek miktar daha düşük olabilir; her seferinde tam olarak 18 top olduğu anlamına gelmez. Bu yapı kapasite, süre, hız veya fiyat gibi niceliklerin üst sınırını verir. Burada alışılmadık derecede yüksek olan sınır, aktarılan yeme alışkanlığını aşırı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi up ile başlayan ve “en fazla” anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: This room can hold ____ 500 people.

Cevabı göster

up to

While exact details of the story are contested, Anlatım akışı

0:29

Hikayenin kesin detayları tartışmalı olsa da,

Anlatım akışı

While exact details of the story are contested: ödünleme bildiren While

Burada While, “bir şey olurken” anlamında değil, although gibi “-e rağmen” veya “olsa da” anlamındadır. Başlangıçtaki yan cümle, yazar anlatıya devam etmeden önce hikâyenin kesin ayrıntılarının tartışmalı olduğunu kabul eder. Bu sınırlamayı başa koymak, neyin gerçek olarak sunulduğuna bir sınır çizer. Belirsizliği görünür tutar ama ana konu hâline getirmez; tartışmalı ayrıntılara rağmen daha genel bir iddia hâlâ kurulabiliyorsa bu düzen kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede While ne işlev görür? While some details are disputed, the main event is well documented.

  1. Tartışmanın ne zaman başladığını sorar.
  2. Bir sınırlamayı kabul ederek karşıtlık kurar.
  3. İki eylemin aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
Cevabı göster

Bir sınırlamayı kabul ederek karşıtlık kurar.

it's rumored that the pill, however, Anlatım akışı

0:32

söylentilere göre hap,

Anlatım akışı

It's rumored that: doğrulanmamış bilgiyi belirtmek

It's rumored that ... insanların tekrarladığı ancak tam olarak doğrulanmamış bir iddiayı sunar. Edilgen bir aktarma kalıbıdır: it yer tutucu özne görevi görür, that ile başlayan yan cümle ise söylenti konusu olan bilgiyi taşır. Bu cümlede kalıp, devamındaki bilginin konuşanın doğruluğunu bizzat garanti ettiği bir gerçek olarak değil, aktarılmış bir iddia olarak anlaşılması gerektiğini gösterir. Böylece konuşan ile iddia arasında mesafe oluşur.

Alıştırma

İnsanların bunu söylediği ancak bilginin doğrulanmadığı anlamını veren, bu nottaki kısaltılmış aktarma kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____ a hidden room lies beneath the school.

Cevabı göster

It's rumored that

froze to the freezer coils and broke, Kalıp ifadeler

0:34

dondurucunun sargılarına donup yapıştı ve kırıldı,

Kalıp ifadeler

Froze to the freezer coils: donarak yapışmak

Froze to the freezer coils, nesnenin donduğu için dondurucunun serpantinlerine yapıştığı anlamına gelir. Freeze to + bir yüzey veya nesne, yalnızca soğumayı değil, buzlanma nedeniyle yapışmayı anlatır. To edatı, donarak yapışmanın gerçekleştiği nesneyi veya yüzeyi belirtir. To olmadan froze bu yapışma ilişkisini ifade etmez.

Alıştırma

Donma nedeniyle bir yüzeye yapışmak anlamındaki geçmiş zaman ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Overnight, the wet towel ____ the metal railing.

Cevabı göster

froze to

foiling the CIA's plan Kelime

0:37

böylece CIA'in planını bozdu

Kelime

foiling the CIA's plan: fiil olarak foil

foiling the CIA's plan ifadesinde foil, bir planın başarıya ulaşmasını engellemek anlamında kullanılan bir fiildir. Foiling bunun -ing biçimidir ve başarısızlığa uğratılan şey plandır. Bu kullanım genellikle bir komplo, saldırı, soygun veya girişim başarıyla engellendiğinde görülür. İnce bir metal tabakayı ifade eden isim foil ile ilgisi yoktur.

Alıştırma

foiling the CIA's plan ifadesindeki foiling ne anlama gelir?

  1. CIA için yeni bir plan yazmak
  2. planı metal folyoya sarmak
  3. CIA'in planının başarıya ulaşmasını engellemek
Cevabı göster

CIA'in planının başarıya ulaşmasını engellemek

and granting Castro many more days to satiate his sweet tooth. Deyimler

0:39

ve Castro'ya tatlı krizini yatıştırması için çok daha fazla gün bahşetti.

Deyimler

to satiate his sweet tooth: gündelik bir deyimle kullanılan resmî bir fiil

Sweet tooth, tatlı yiyeceklere karşı güçlü bir düşkünlüğü anlatan bir deyimdir; bir diş türü değildir. To satiate his sweet tooth, onun tatlı yeme isteğini tamamen gidermek anlamına gelir. Satiate oldukça resmî, sweet tooth ise gündelik bir ifadedir. Bu ikisinin birlikte kullanılması, kapanışı bilinçli olarak gösterişli ve hafif mizahi hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi satiate ve sweet tooth deyimini kullanarak tamamlayın: After dinner, he ordered cake to ____.

Cevabı göster

satiate his sweet tooth

Ice cream has held a unique role in our world's history, Notlar

0:43

Dondurma dünyamızın tarihinde,

culture, and cravings.

0:46

kültüründe ve isteklerinde eşsiz bir rol oynamıştır.

Kalıp ifadeler

has held a unique role in: kalıcı ve soyut bir konum

Burada has held a unique role in, “…… içinde kendine özgü bir yer edinmiş olmak” veya “…… içinde özel bir önem taşımış olmak” anlamına gelir. Held soyut anlamdadır; dondurma fiziksel olarak bir şeyi tutmuyor. Has held, present perfect yapısıdır. Geçmişte oluşan bir rolü bugün de süren önemine bağlar. Bu nedenle ifade, uzun dönemli tarihsel veya kültürel önemi özetlemek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: For generations, this library ____ the town's cultural life.

Cevabı göster

has held a unique role in

Anlatım akışı

history, culture, and cravings: üç ögeli listeyle ana düşünceyi çerçeveleme

Birbirine bağlanan üç isim, konunun üç düzeyini tanımlar: history zaman içindeki değişimi, culture ortak uygulama ve anlamları, cravings ise kişisel iştah ve arzuyu gösterir. Geniş kamusal dünyadan bireysel bir duyguya geçiş, konunun kapsamını hızla genişletir. Açılıştaki ana düşüncenin parçası olan bu üç ögeli liste, bilgiyi çerçeveler: açıklamanın ne tür bağlantıları inceleyeceğini dinleyiciye bildirir. Dengeli liste, kapsamın duyulmasını ve hatırlanmasını da kolaylaştırır.

Alıştırma

history, culture, and cravings şeklindeki üç ögeli listenin bu cümledeki temel işlevi nedir?

  1. Konuyu tarihsel, kültürel ve kişisel düzeylerde çerçeveler.
  2. Üç ismin aynı düşünce için kullanılan farklı adlar olduğunu söyler.
  3. Konuyu üç çeşit dondurmayla sınırlar.
Cevabı göster

Konuyu tarihsel, kültürel ve kişisel düzeylerde çerçeveler.

But where did it come from? Anlatım akışı

0:48

Peki dondurma nereden geldi?

Anlatım akışı

But where did it come from?: köken konusuna geçiş yapan soru

But where did it come from? videoyu girişteki ilgi çekici bölümden kökenle ilgili ana soruya taşır. Burada it, ice cream ifadesini gösterir; where ... come from ise onun şu anda fiziksel olarak nerede bulunduğunu değil, tarihsel kökenini sorar. Baştaki But, bilgi akışında bir yön değişikliğini gösterir: önceki ilgi çekici içerik konuyu tanıtmıştır ve şimdi konuşmacı, sonraki bölümde yanıtlanacak soruyu sorar. Sorudan açıklamaya geçen bu düzen, eğitici video ve yazılarda yaygındır.

Alıştırma

But where did it come from? bu parçada temel olarak ne yapıyor?

  1. Girişteki ilgi çekici bölümden dondurmanın kökeniyle ilgili soruya geçer.
  2. Bir miktar dondurmanın fiziksel olarak nerede olduğunu sorar.
  3. Dondurmanın nerede ortaya çıktığına dair son yanıtı verir.
Cevabı göster

Girişteki ilgi çekici bölümden dondurmanın kökeniyle ilgili soruya geçer.

The first accounts of cold desserts and iced drinks Kelime

0:51

Soğuk tatlıların ve buzlu içeceklerin ilk anlatıları

date back as early as the first century. Kalıp ifadeler

0:54

birinci yüzyıl kadar eskiye dayanıyor.

Kelime

The first accounts of: tarihsel kayıtlar anlamındaki accounts

The first accounts of cold desserts and iced drinks ifadesinde accounts, yazılı veya aktarılmış anlatımlar, yani bu yiyecek ve içecekler hakkında bilgi veren tarihsel kayıtlar anlamına gelir. Banka hesapları veya çevrim içi profiller anlamına gelmez. accounts of + konu yapısı, kayıtların veya anlatımların neyle ilgili olduğunu belirtir. First, bilinen en eski kayıtları gösterir; dolayısıyla ifade, ilk tatlıların kendisine değil, erken dönem kanıtlarına işaret eder.

Alıştırma

The first accounts of cold desserts ifadesinde accounts ne anlama gelir?

  1. ilk banka hesapları
  2. erken dönem yazılı veya aktarılmış kayıtlar
  3. en eski sosyal medya profilleri
Cevabı göster

erken dönem yazılı veya aktarılmış kayıtlar

Kalıp ifadeler

date back as early as: çok eski bir zamanı vurgulamak

Date back, bir şeyin kökeninin veya kaydının geçmişteki bir zamana kadar uzanması demektir. Bu cümlede özne the first accounts olduğundan, ifade birinci yüzyılda yazılı kanıt bulunduğunu söyler; date burada biriyle çıkmak anlamında değildir. As early as vurgu ekler: söz konusu zaman okuyucunun bekleyebileceğinden daha erkendir. Kullanılabilecek kalıp özne + date(s) back as early as + zaman şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi date back as early as ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The oldest town records ____ 1320.

Cevabı göster

date back as early as

In civilizations including ancient Rome, Kültür

0:57

Antik Roma,

Mughal India, and Tang Dynasty China,

0:59

Babür Hindistanı ve Çin Tang Hanedanlığı da dahil olmak üzere medeniyetlerde

these icy treats were mainly enjoyed by the royal elites. Kelime

1:02

bu buzlu ikramlar daha çok kraliyet elitleri tarafından tüketiliyordu.

Kültür

ancient Rome, Mughal India, and Tang Dynasty China: uygarlıklar arası bir liste

Üç ad tarihsel ortamları belirtir: Antik Roma; Babür İmparatorluğu yönetimindeki Hindistan; ve Tang Hanedanı dönemindeki Çin. Bunlar modern ülkeler listesi değildir. Bu adların including ile başlayan tek bir listede verilmesi, bağlamı farklı bölgelere ve dönemlere yayar. Buzlu tatlıların çeşitli uygarlıklarda tüketildiğini gösterir; üç uygarlığın da bunları icat ettiğini söylemez ve tek bir köken yeri belirtmez.

Alıştırma

ancient Rome, Mughal India, and Tang Dynasty China listesi cümlede esas olarak neyi gösterir?

  1. Bu buzlu tatlıların birçok uygarlığa yayılan bir geçmişi vardı.
  2. Üç ad da günümüz ülkelerini ifade eder.
  3. Tatlılar aynı anda tek bir şehirde icat edildi.
Cevabı göster

Bu buzlu tatlıların birçok uygarlığa yayılan bir geçmişi vardı.

Kelime

the royal elites: kraliyet sarayıyla bağlantılı üst sınıf seçkinler

the royal elites ifadesi, bir hükümdar veya kraliyet sarayıyla bağlantılı, sayıca az ve güçlü üst tabakayı anlatır. Royal sözcüğü elites grubunu saray ya da yönetici sınıf bağlamıyla sınırlar; bu yüzden ifade sadece bütün zengin insanlar anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, buzlu tatlılara çoğunlukla ayrıcalıklı konum ve kaynaklara sahip kişilerin ulaşabildiğini gösterir. Böylece bu yiyeceğe erişimi toplumsal güç ve ayrıcalıkla ilişkilendirir.

Alıştırma

Bu cümlede the royal elites kimleri anlatıyor?

  1. Kraliyet sarayıyla bağlantılı güçlü üst sınıf mensupları
  2. Halk için buz üreten işçiler
  3. Tatlı alacak kadar parası olan herkes
Cevabı göster

Kraliyet sarayıyla bağlantılı güçlü üst sınıf mensupları

And finding the means to freeze these delicacies wasn't always easy. Kalıp ifadeler

1:06

Ve bu lezzetleri dondurmanın yollarını bulmak her zaman kolay olmadı.

Kalıp ifadeler

finding the means to freeze: isim olarak means

finding the means to freeze ifadesinde means, bir sonuca ulaşmak için gereken yöntemleri, araçları, parayı veya diğer kaynakları anlatan bir isimdir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp find, have veya lack the means to do something şeklindedir. Burada finding the means, yalnızca bir teknik düşünmek değil, dondurmayı uygulamada mümkün kılmak anlamına da gelir. Bu ifadede means, ‘anlamına gelmek’ anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi the means to do something kalıbıyla tamamlayın: The clinic finally found ____ keep the medicine cold.

Cevabı göster

the means to

Wealthy Mediterranean nobility sent laborers to trek up high mountains Kalıp ifadeler

1:11

Zengin Akdeniz soyluları işçileri yüksek dağlara tırmanmaları

to harvest glacial ice and snow.

1:15

ve buzul buzuyla kar toplamaları için gönderiyordu.

Kalıp ifadeler

trek up high mountains to harvest glacial ice and snow: buz ve kar toplamak için dağlara zorlu bir yolculuk yapmak

Burada trek up high mountains, yüksek dağlık bölgelere yürüyerek yapılan uzun ve zorlu bir yolculuğu anlatır. to harvest glacial ice and snow mastar öbeği bu yolculuğun amacını belirtir. Bu bağlamda harvest, yalnızca tarladaki ürünleri hasat etmek değil, doğada bulunan bir kaynağı kullanmak üzere toplamak demektir. İki fiil açık bir eylem zinciri oluşturur: zorlu bir yolculuk yapmak, ardından buz ve kar toplamak.

Alıştırma

Hangi cümlede trek zorlu bir yolculuk, harvest ise doğal bir kaynağı toplamak anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The workers trekked into the forest to harvest bamboo.
  2. The workers rode an elevator upstairs to collect their mail.
  3. The workers took a short walk around the office to attend a meeting.
Cevabı göster

The workers trekked into the forest to harvest bamboo.

Meanwhile, ancient Persians built shallow insulated pools of water

1:18

Bu arada antik Persler sığ yalıtılmış su havuzları inşa ettiler

and utilized a technique known as sky cooling. Kelime

1:22

ve gökyüzü soğutması olarak bilinen bir teknik kullandılar.

Kelime

a technique known as sky cooling: bir tekniğin adını tanıtmak

a technique known as sky cooling öbeği bir tekniğin adını tanıtır. Known as, technique sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortacı öbeğidir ve 'that is called' anlamına gelir. Açıklamalarda bir terim tanıtılırken bu kısa kalıp sık kullanılır: a method, process, or technique known as X. Burada adlandırılan terim sky cooling'dir. Bu, suyun ısısını gece gökyüzüne doğru kaybederek soğumasını anlatır; gökyüzünün kendisinin soğuması anlamına gelmez.

Alıştırma

'Adı verilen' anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The engineers tested a process ____ flash freezing.

Cevabı göster

known as

At night, the shallow pools would naturally radiate heat Kelime

1:25

Geceleri bu sığ havuzlar doğal olarak

into the dry desert skies,

1:28

kurak çöl gökyüzüne ısı yayıyor,

Kelime

radiate heat into...: ısıyı ... yönüne yaymak

Burada radiate heat into..., ısı enerjisinin ışınım yoluyla dışarıya, çevredeki bir alana doğru aktarılması anlamına gelir. Sığ havuzlar kuru gece gökyüzüne doğru ısı yayarak ısı enerjisi kaybeder. radiate burada fizik ve bilim anlamındadır; “bir duygu veya özelliği güçlü biçimde yansıtmak” şeklindeki mecaz anlamında değildir. radiate heat into + yer kalıbı, aktarılan enerjinin ısı olduğunu ve hangi yöne gittiğini gösterir. Daha sıcak sudaki ısı enerjisi ayrılıp çevreye doğru ilerlediği için soğumayı açıklar.

Alıştırma

Bilim cümlesini vurgulanan ısı aktarımı ifadesiyle tamamlayın: At night, the roof panels ____ the cold night sky.

Cevabı göster

radiate heat into

causing them to dip below the ambient temperature and freeze. Dilbilgisi

1:30

ve böylece havuzların ortam sıcaklığının altına düşüp donmasına neden oluyordu.

Dilbilgisi

causing... to dip below...: bir düzeyin altına düşme sonucunu belirtmek

Causing them to..., önceki olayın sonucunu gösteren, şimdiki zaman ortacı içeren bir öbektir. Önceki yan cümleye döner: havuzların ısı kaybetmesi, ardından gelen sonucu ortaya çıkarır. Them, daha önce sözü edilen sığ havuzları; burada ise havuzlardaki suyu ve sıcaklığını ifade eder. Dip below, belirtilen bir referans düzeyinin altına düşmek demektir. Buradaki referans ambient temperature, yani çevrenin sıcaklığıdır. Bu ifade yeni bir ana cümle başlatmak yerine nedeni ölçülebilir bir sonuca bağlar.

Alıştırma

Neden-sonuç yapısını cause ve dip sözcüklerinin uygun biçimleriyle tamamlayın: A cold front arrived, ____ temperatures ____ below zero.

Cevabı göster

causing · to dip

Yet the cream-based treat we know today made a much later debut. Kalıp ifadeler

1:35

Ancak bugün bildiğimiz krema bazlı tatlının ortaya çıkışı çok daha sonra oldu.

Kalıp ifadeler

made a much later debut: çok daha sonra ilk kez ortaya çıkmak

Make a debut, genellikle dikkat çeken veya halka açık bir biçimde “ilk kez ortaya çıkmak” demektir. Bu cümlede modern krema bazlı tatlı, tarihe ilk kez giren bir şey olarak anlatılır; debut yalnızca sahne sanatçıları için kullanılmaz. A much later debut ifadesinde later ilk ortaya çıkışın daha geç olduğunu, much ise zaman farkının büyük olduğunu gösterir. İfadenin tamamı, bu tatlı biçiminin karşılaştırıldığı eski dondurulmuş tatlılardan çok daha sonra ortaya çıktığını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle renkli televizyonun siyah-beyaz televizyondan çok daha sonra ilk kez ortaya çıktığını doğal biçimde anlatır?

  1. Color television made a much late debut than black-and-white television.
  2. Color television made a much later debut than black-and-white television.
  3. Color television did a much later debut than black-and-white television.
Cevabı göster

Color television made a much later debut than black-and-white television.

It was originally inspired by sherbet, or sharbat in Arabic, Notlar

1:39

Başlangıçta şerbetten veya Arapça'daki adıyla sharbat'tan esinlenmişti;

Kalıp ifadeler

inspired by sherbet: ilham kaynağını belirtmek

Be inspired by X, X'in bir fikir veya etki sağladığı anlamına gelir. Burada şerbet, modern krema bazlı tatlının ilk gelişimini etkilemiştir; ancak ifade iki yiyeceğin aynı olduğunu ya da birinin diğerinden birebir kopyalandığını söylemez. Edilgen be inspired by + kaynak yapısında, etkiyi alan şey cümlenin öznesidir. Originally, bu etkinin gelişimin başlangıç dönemine ait olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir pastacı gün batımının renklerini fark eder ve bunları yeni bir pasta tasarımında kullanır. Pasta belirli bir pastayı veya planı kopyalamaz. Bu ilişkiyi en iyi hangi cümle açıklar?

  1. The cake design was based on a detailed cake plan.
  2. The cake design was copied exactly from the sunset.
  3. The cake design was inspired by the sunset.
Cevabı göster

The cake design was inspired by the sunset.

Kültür

sharbat in Arabic: başka bir dildeki bağlantılı adı verme

“sherbet, or sharbat in Arabic,” ifadesinde or, sözcüğün farklı diller arasındaki ilişkisini açıklamaya yardımcı olan bağlantılı bir adı tanıtır. in Arabic, “Arap dilinde” demektir; “Arapça konuşulan bir yerde” anlamına gelmez. Bu ifade kısa bir tarihsel ipucu da verir: sherbet ile sharbat, diller arası ödünçleme ve kültürel aktarım yoluyla bağlantılıdır. Bu nedenle burada tamamen ilgisiz iki yiyecek olarak sunulmazlar. Yiyecek adlarının yazımı ve telaffuzu, başka dillere geçerken sık sık değişir.

Alıştırma

“sherbet, or sharbat in Arabic,” ifadesinde in Arabic okuyucuya ne anlatır?

  1. Arabic sözcüğünün dondurulmuş bir tatlının adı olduğunu söyler.
  2. sharbatın yalnızca Arapça konuşulan ülkelerde bulunabileceğini söyler.
  3. sharbat sözcüğünün bağlantılı bir Arapça ad veya biçim olduğunu belirtir.
Cevabı göster

sharbat sözcüğünün bağlantılı bir Arapça ad veya biçim olduğunu belirtir.

an icy drink believed to have originated in Persia Dilbilgisi

1:44

Pers kökenli olduğuna inanılan bu buzlu içecek

Dilbilgisi

believed to have originated in: belirsiz bir kökeni aktarma

believed to have originated in... ifadesi, an icy drink sözünü niteleyen kısaltılmış bir ilgi yan cümlesidir. Açık hâli an icy drink that is believed to have originated in Persia olur. Edilgen aktarım ifadesi is believed to, kökeni doğrudan kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, aktarılan veya yaygın biçimde kabul edilen bir görüş olarak sunar. to have originated bir tamamlanmış mastar yapısıdır. Başlangıç olayını şimdiki inançtan veya aktarımdan daha önceye yerleştirir; içeceğin şimdi ortaya çıkmaya başladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın. believed ve originate fiilinin tamamlanmış mastarını kullanın: The board game is ____ India.

Cevabı göster

believed to have originated in

and subsequently gained popularity in the Middle Ages. Kalıp ifadeler

1:47

daha sonra Orta Çağ'da popülerlik kazandı.

Kalıp ifadeler

subsequently gained popularity: daha sonra popülerleşmek

Subsequently “bundan sonra” anlamına gelir ve bu değişimi daha önceki bir olayın ardından gerçekleşmiş olarak gösterir. Gained popularity, “daha çok sevilir ya da tanınır hâle geldi” demektir; popularity, popüler olma durumunu adlandıran soyut bir isimdir. Subsequently gained popularity birlikte bir sıralama sunar: önce bir şey olur, ardından özne popülerleşir. Bu yapı bir ürünün, geleneğin, fikrin veya eğilimin yayılmasını anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “daha sonra popülerleşti” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The puzzle was featured in a magazine and ____ among families.

Cevabı göster

subsequently gained popularity

European travelers brought sharbat recipes home

1:51

Avrupalı gezginler sharbat tariflerini memleketlerine getirdiler

and began creating their own chocolate, pinecone,

1:54

ve kendi çikolatalı, çam kozalaklı

and even eggplant-flavored takes on the refreshment. Kelime

1:58

ve hatta patlıcanlı ferahlatıcı içeceklerini yaratmaya başladılar.

Kelime

takes on the refreshment: yaratıcı bir sürüm anlamındaki take ismi

takes on the refreshment ifadesinde takes, sayılabilen take isminin çoğuludur. A take on something, çoğunlukla bir kişinin kendi fikirleriyle şekillenen belirli bir sürüm, ele alış biçimi veya yorum demektir. Burada their own ve tat belirten sözcükler çoğul isim takes'i nitelerken on the refreshment yeniden yorumlanan içeceği belirtir. İfade, o içeceğin yaratıcı sürümleri anlamına gelir; take on fiili değildir.

Alıştırma

“The café offers a tropical take on hot chocolate,” cümlesinde a take on ne anlama gelir?

  1. ani bir beden hareketi
  2. bir şeyin yaratıcı bir sürümü
  3. birinin yapmayı kabul ettiği görev
Cevabı göster

bir şeyin yaratıcı bir sürümü

In 1692, Antonio Latini, a Neapolitan chef,

2:02

1692 yılında Napolili bir şef olan Antonio Latini,

recorded a recipe for a unique milk-based version, Kelime

2:07

bazı tarihçilerin ilk dondurma olarak adlandırdığı

Kelime

milk-based version: -based ile sıfat oluşturma

Milk-based, ana temel ya da içerik olarak süt kullanan anlamında birleşik bir sıfattır. Version sözcüğünü niteler; bu yüzden a milk-based version, başka bir temel yerine sütle yapılan bir biçimi ifade eder. X-based kalıbı, X adını X üzerine kurulan, X tarafından desteklenen veya esas olarak X ile yapılan anlamında bir sıfata dönüştürür. Plant-based food ve research-based advice örneklerinde olduğu gibi kesin ilişkiyi sonraki ad ve bağlam gösterir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için milk + -based ile bir sıfat oluşturun: The shop sells a ____ dessert.

Cevabı göster

milk-based

which some historians dub the first ice cream. Kelime

2:10

süt bazlı eşsiz bir versiyonun tarifini kaydetti.

Kelime

dub ... the first ice cream: değerlendirme içeren bir unvan verme

Burada dub, bir kişiye veya şeye belirli bir ad ya da unvan vermek anlamındadır. Olağan kalıp, as kullanılmadan kurulan dub A B yapısıdır. Bu ilgi cümleciğinde which, A görevindedir ve daha önce sözü edilen süt bazlı versiyona gönderme yapar; the first ice cream ise bazı tarihçilerin ona verdiği etiket olan B'dir. Dub çoğu zaman sıradan bir addan çok, kamuya açık veya değerlendirme içeren bir etiket düşündürür. Some historians, iddiayı sınırlar: Bu, o tarihçilerin sınıflandırmasıdır ve herkesin kabul ettiği bir gerçek olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Adlandırma kalıbını tamamlamak için dub fiilinin geçmiş biçimini kullanın: Reviewers ____ the film a modern classic.

Cevabı göster

dubbed

In the 18th century,

2:14

18. yüzyılda,

ice cream expanded its reach Kalıp ifadeler

2:15

dondurma erişim alanını genişletti

as these recipes set sail alongside European settlers to North America. Kalıp ifadeler

2:17

çünkü bu tarifler Avrupalı yerleşimcilerle birlikte Kuzey Amerika'ya doğru yelken açtı.

Kalıp ifadeler

expanded its reach: daha fazla insana veya yere ulaşmak

Burada expanded its reach, dondurmanın daha fazla yere ve insana yayıldığı anlamına gelir. Reach, bir şeyin ulaşabildiği veya etkileyebildiği alanı ya da kitleyi belirten bir isimdir; el uzatma hareketini anlatmaz. as ile başlayan yan cümle bunun nasıl gerçekleştiğini açıklar: Yerleşimciler tarifleri Kuzey Amerika'ya taşıdı. expand its reach kalıbı; bir ürünün, hizmetin, kuruluşun veya fikrin daha geniş bir alanda erişilebilir ya da etkili hâle gelmesini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için expand fiilini geçmiş zamanda, reach sözcüğünü ise isim olarak kullanın: By offering free online lessons, the music school ____ beyond the city.

Cevabı göster

expanded its reach

Kalıp ifadeler

set sail alongside: denizde birlikte yolculuk etmek

Set sail, “denize açılmak veya deniz yolculuğuna başlamak” demektir; alongside ise burada “birlikte” anlamındadır. İfade, tariflerin Avrupalı yerleşimcilerle birlikte okyanusu geçtiği bir görüntü oluşturur. Tarifler kendi başlarına yolculuk edemez. Yazar, yerleşimcilerin tarifleri Kuzey Amerika'ya taşıdığını anlatmak için tarifleri kişileştirir ve tarihî yayılmayı bir deniz yolculuğu gibi canlı hâle getirir.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: “A family recipe set sail alongside the travelers,” cümlesinde tarif kişileştirilmiştir ve yolcular onu deniz yolculuklarında yanlarında taşımıştır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

Yet, it was still mainly enjoyed by the upper classes Kelime

2:22

Ancak yapım süreci oldukça zahmetli olduğundan

Kelime

the upper classes: toplumun üst kesimindeki kişiler

The upper classes, bir toplumun sosyal ve ekonomik hiyerarşisinin üst sıralarındaki grupları, genellikle daha fazla servete, statüye veya güce sahip kişileri ifade eder. Buradaki class, okul sınıfı değil, toplumsal sınıf anlamındadır. Bu ifade, pahalı veya nadir bir şeye kimlerin erişebildiğini açıklar: o şey çoğunlukla toplumsal ayrıcalığa sahip kişilere açıktı.

Alıştırma

Bu cümlede the upper classes kimleri ifade ediyor?

  1. Üst katta oturan kişiler
  2. Yüksek toplumsal statüye ve servete sahip kişiler
  3. Okuldaki ileri düzey sınıfların öğrencileri
Cevabı göster

Yüksek toplumsal statüye ve servete sahip kişiler

as the process to make it was quite laborious,

2:25

ve şeker, tuz ile krema gibi

and its main ingredients,

2:28

ana malzemeleri pahalı olduğundan

sugar, salt, and cream, were expensive.

2:30

hala çoğunlukla üst sınıflar tarafından tüketiliyordu.

George Washington is said to have spent the equivalent of 6,600 in today's dollars Notlar

2:34

George Washington'ın sadece bir yaz boyunca dondurmaya

Dilbilgisi

is said to have spent: daha önceki bir eylemi aktarmak

Is said to have spent, “insanlar onun para harcadığını söylüyor” anlamına gelir ve iddiayla belirli bir mesafeyi korur. is + said + to biçimindeki edilgen aktarım yapısı, belirli bir kaynağın adını vermekten kaçınır. Tamamlanmış mastar to have spent, para harcama eyleminin şimdiki aktarımdan önce gerçekleştiğini gösterir. Geçmişte tamamlanmış bir eylemi anlatır; para harcama talimatını veya şu anda gerçekleşen bir harcamayı anlatmaz.

Alıştırma

İnsanların şimdi daha önceki bir geçişi aktardığını belirtmek için say ve cross fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: The explorer ____ the island alone.

Cevabı göster

is said to have crossed

on ice cream in one summer alone.

2:40

bugünün parasıyla 6.600 dolara eşdeğer bir miktar harcadığı söylenir.

Kalıp ifadeler

the equivalent of 6,600 in today's dollars: bugünün dolar değeriyle eşdeğeri

the equivalent of 6,600 in today's dollars ifadesinde equivalent, değeri aynı veya yaklaşık olarak karşılaştırılabilir bir miktarı anlatır. In today's dollars, geçmişteki bir paranın günümüz ABD doları değerine çevrildiğini gösterir. Burada harcamanın bugünkü ölçüyle yaklaşık 6.600 ABD doları değerinde olduğu söylenmektedir. Bu ifade, farklı dönemlerdeki para miktarlarını karşılaştırmayı kolaylaştırır. George Washington'ın modern dolar kullandığı veya o dönemde ödediği asıl sayının mutlaka 6.600 olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Tarihî kayıtta dönüştürülmemiş miktarın 6.600 olarak yazdığını söyler.
  2. Geçmişteki bir miktarın günümüz ABD doları cinsinden yaklaşık değerini verir.
  3. Alışverişte modern banknotların kullanıldığını söyler.
Cevabı göster

Geçmişteki bir miktarın günümüz ABD doları cinsinden yaklaşık değerini verir.

It was on American soil that the frozen dessert entered its golden age, Notlar

2:43

Mucitlerin ve girişimcilerin onu kitlelere

Dilbilgisi

It was on American soil that...: yeri vurgulama

It was + odak + that + cümlenin kalanı yapısı bir cleft, yani odaklama cümlesi oluşturur. Burada odak on American soil olduğu için cümle, dondurulmuş tatlının altın çağına girdiği önemli yer olarak Amerika'yı öne çıkarır. Baştaki it, dondurulmuş tatlıya gönderme yapmaz. Odaklama çerçevesi kaldırıldığında nötr cümle The frozen dessert entered its golden age on American soil. olur. Temel olay değişmez, ancak bu yapı yeri vurgular ve çoğu zaman başka olası yerlerle karşıtlık kurar.

Alıştırma

in this workshop yerini vurgulayan odaklama cümlesini tamamlayın. It was X that... kalıbını kullanın: ____ in this workshop ____ the idea first appeared.

Cevabı göster

It was · that

Deyimler

entered its golden age: en parlak döneme girmeye başlamak

Entered its golden age, “en başarılı ve en etkili dönemi başladı” anlamına gelir. Golden age, olağanüstü büyüme, yaratıcılık veya başarı dönemini anlatan bir mecazdır; gerçek anlamda altın renginde bir çağ değildir. Bu cümlede ifade, dondurulmuş tatlının Amerika Birleşik Devletleri'nde önemli bir gelişim dönemine girmeye başladığını anlatır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp enter one's golden age şeklindedir ve one's yerine özneye uygun iyelik sözcüğü gelir.

Alıştırma

Cümleyi “en başarılı dönemi başladı” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: After several breakthrough albums, the band ____.

Cevabı göster

entered its golden age

as inventors and entrepreneurs began to engineer ways

2:47

ulaştırmanın yollarını geliştirmeye başlamasıyla

to bring it to the masses. Kalıp ifadeler

2:51

bu donmuş tatlının altın çağına girmesi Amerikan topraklarında oldu.

Kalıp ifadeler

bring it to the masses: bir şeyi geniş halk kitlelerine ulaştırmak

Bring it to the masses, “onu sıradan insanların geniş ölçekte erişebileceği hâle getirmek” anlamına gelir. Buradaki it, dondurulmuş tatlıyı; the masses ise genel halkı ifade eder. Fiziksel kütle veya yalnızca büyük bir miktar anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen bring something to the masses kalıbı, genellikle bir ürünün, teknolojinin, hizmetin veya kültürel biçimin sınırlı ya da seçkinlere özel erişimden geniş halk erişimine geçmesini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki bring ... to the masses yapısıyla tamamlayın: Affordable headsets could ____.

Cevabı göster

bring virtual reality to the masses

In Philadelphia in 1843,

2:53

1843'te Philadelphia'da

Nancy Johnson patented a revolutionary ice cream making machine, Kelime

2:55

Nancy Johnson, devrim niteliğinde bir dondurma yapma makinesinin patentini aldı.

Kelime

devrim niteliğinde bir dondurma makinesinin patentini aldı

Burada patented, Nancy'nin makine için resmî olarak yasal patent koruması elde ettiği anlamına gelir. Yalnızca makineyi icat ettiği veya yaptığı anlamına gelmez. Revolutionary, makinenin bir işin yapılma biçiminde büyük bir değişiklik oluşturduğunu anlatır. Bu sözcükler birlikte, makinenin yalnızca yeni değil, hem yasal olarak korunan hem de çok önemli bir buluş olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “yasal patent koruması elde etti” anlamındaki geçmiş zaman fiiliyle tamamlayın: After years of work, the inventor ____ her new safety device.

Cevabı göster

patented

featuring a crank and beater,

3:00

Bu makinede bir krank ve çırpıcı bulunuyordu

which made the process easier for any home cook. Dilbilgisi

3:02

ve herhangi bir ev aşçısı için süreci kolaylaştırıyordu.

Dilbilgisi

made the process easier: süreci kolaylaştırdı

Made the process easier, make + nesne + sıfat yapısını kullanır. Made ettirgen bir fiildir, the process nesnedir ve easier nesnenin değişimden sonraki durumunu anlatır. Bu cümlede makine, dondurma yapmayı daha az zor hâle getirmiştir. Aynı yapı bir araç, kural veya değişikliğin bir işi nasıl etkilediğini gösterebilir: make something easier, safer, faster veya clearer.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için make fiilinin geçmiş zaman biçimini, the instructions nesnesini ve easy sözcüğünün karşılaştırma biçimini kullanın: The pictures ____ to follow.

Cevabı göster

made the instructions easier

And storing ice cream was no longer an obstacle, Kalıp ifadeler

3:05

Dondurmayı depolamak da artık bir engel değildi,

Kalıp ifadeler

was no longer an obstacle: artık bir engel değildi

Bu cümlede was no longer an obstacle, dondurmayı saklamanın daha önce bir zorluk yarattığını, ancak anlatılan o noktaya gelindiğinde ilerlemeyi artık engellemediğini belirtir. no longer, önceki bir durumdan sonraki bir referans zamanına kadar gerçekleşen değişimi gösterir. Bir obstacle; maliyet, mesafe veya teknik bir sorun gibi soyut bir zorluk olabilir. Yolu kapatan fiziksel bir nesne olması gerekmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp something + be + no longer an obstacle biçimindedir.

Alıştırma

“Storage was no longer an obstacle” ne anlama gelir?

  1. Depolama hiçbir zaman herhangi bir zorluğa yol açmamıştı.
  2. Depolama daha önce bir sorundu, ancak o zamana gelindiğinde artık sorun değildi.
  3. Depolama o sırada fiziksel bir engele dönüştü.
Cevabı göster

Depolama daha önce bir sorundu, ancak o zamana gelindiğinde artık sorun değildi.

as by the mid-1830s,

3:08

çünkü 1830'ların ortalarına gelindiğinde,

New England businessman Ice King Frederic Tudor Kültür

3:10

New England'lı iş insanı ve Buz Kralı Frederic Tudor

had greatly improved the ice trade, Kültür

3:14

buz ticaretini büyük ölçüde geliştirmiş,

Kültür

Ice King Frederic Tudor: adın önünde kullanılan bir lakap

Burada Ice King, Frederic Tudor'ın adından önce kullanılan resmî olmayan bir lakaptır. Onun 19. yüzyıl buz ticaretiyle güçlü bağını ve bu alandaki önemini vurgular; bir kraliyet unvanı veya fantastik bir karakter değildir. Tarihsel anlatılarda bir lakap ya da tanımlayıcı etiket, dikkat edilmesi gereken rolü veya itibarı göstermek için kişinin adından hemen önce gelebilir. New England businessman ve Ice King ifadelerini Frederic Tudor'ın yasal adının parçaları olarak değil, onu tanımlayan etiketler olarak okuyun.

Alıştırma

“Ice King Frederic Tudor” ifadesindeki Ice King nasıl anlaşılmalıdır?

  1. Buz ticaretindeki önemini vurgulayan resmî olmayan bir lakap
  2. Yasal adındaki ilk ad ve ikinci ad
  3. Frederic Tudor'ın sahip olduğu resmî bir kraliyet rütbesi
Cevabı göster

Buz ticaretindeki önemini vurgulayan resmî olmayan bir lakap

Kültür

the ice trade: tarihsel doğal buz sektörü

Burada the ice trade, özellikle mekanik soğutma yaygınlaşmadan önce doğal buzu kesip toplayan, depolayan, taşıyan ve satan tarihsel sektörü ifade eder. Trade, tek bir buz takasını değil, bütün bir iş kolunu anlatır. Bu sektör, buzun kesildiği yerlerden uzakta yaşayanların da buza ulaşmasını sağladı. Bu arka plan, the ice trade alanındaki gelişmelerin soğuk tutulması gereken yiyeceklerin saklanmasını ve satılmasını neden kolaylaştırdığını açıklar.

Alıştırma

Bu tarihsel cümlede the ice trade ne anlama gelir?

  1. Ev tipi dondurucuların satıldığı modern iş kolu
  2. İki kişinin buz küplerini bir kez gelişigüzel takas etmesi
  3. Doğal buzun toplanması, taşınması ve satılmasıyla ilgili sektör
Cevabı göster

Doğal buzun toplanması, taşınması ve satılmasıyla ilgili sektör

shipping thousands of tons of ice Kalıp ifadeler

3:17

dünya çapındaki hanelere

to households across the globe.

3:19

binlerce ton buz sevk ediyordu.

Kalıp ifadeler

shipping ... to ... across the globe: ölçek ve erişim

Shipping ... to ..., malların alıcılara veya varış noktalarına taşınmasını anlatır. Burada ship, taşımak veya göndermek anlamındaki bir fiildir ve taşıma yöntemini gemiyle sınırlamaz. Thousands of tons of ice çok büyük miktarı ve yükü, households alıcıları, across the globe ise geniş coğrafi erişimi belirtir. Bu parçalar birlikte kitlesel dağıtımın ölçeğini ve ağını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ship ... to ... yapısını tam olarak kullanarak tamamlayın: The company is ____ thousands of medical kits ____ clinics across the country.

Cevabı göster

shipping · to

Soon, ice cream was on every street corner. Deyimler

3:21

Çok geçmeden, dondurma her sokak köşesindeydi.

Deyimler

on every street corner: “neredeyse her yerde” anlamında abartma

On every street corner ifadesinin gerçek anlamı “her sokak köşesinde”dir. Burada bilinçli bir abartma olarak kullanılır: Dondurma yaygınlaşmış ve kolay bulunur hâle gelmiştir; ancak mutlaka istisnasız her köşede satıldığı söylenmez. Bu ifade dükkânları, ürünleri veya tabelaları anlatıyorsa “bölgenin neredeyse her yerinde” diye anlaşılabilir.

Alıştırma

Dersin dört sözcüklü ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: By summer, there seemed to be a smoothie stand ____.

Cevabı göster

on every street corner

In the late 1880s,

3:25

1880'lerin sonlarında,

political turmoil brought Italian immigrants to cities Kelime

3:26

siyasi çalkantılar İtalyan göçmenleri

Kelime

political turmoil: ciddi siyasi istikrarsızlık

Political turmoil, bir ülkenin veya bölgenin siyasi yaşamındaki ciddi istikrarsızlık ve düzensizlik anlamına gelir. Turmoil, sıradan bir tartışma veya anlaşmazlıktan daha güçlüdür ve normal yaşamın aksayabileceğini düşündürür. Bu cümlede isim öbeği öznedir ve şehirlere göçün nedenini sunar. İfade, geniş kapsamlı ve istikrarsız bir siyasi dönemi özetlemek için tarih ve haber metinlerinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi durum en iyi political turmoil ifadesiyle anlatılır?

  1. İki arkadaş hangi filmi izleyecekleri konusunda anlaşamaz.
  2. Olağan bir seçimin ardından iktidar barışçıl biçimde el değiştirir.
  3. Aylar süren şiddetli iktidar mücadeleleri ülkeyi altüst eder ve insanları kaçmaya zorlar.
Cevabı göster

Aylar süren şiddetli iktidar mücadeleleri ülkeyi altüst eder ve insanları kaçmaya zorlar.

like London, Glasgow, and New York,

3:29

Londra, Glasgow ve New York gibi şehirlere getirdi,

where many took up jobs as street vendors Öbek fiiller

3:32

ve bu göçmenlerin birçoğu seyyar satıcı olarak işe başladı

Öbek fiiller

took up jobs as street vendors: seyyar satıcı olarak çalışmaya başlamak

Burada took up jobs as street vendors, birçok kişinin seyyar satıcı olarak çalışmaya başladığı anlamına gelir. Took up, take up fiilinin geçmiş zaman biçimidir; jobs ise nesnesidir. As ile başlayan bölüm mesleği belirtir: as street vendors. Bu yapıda take up, bir işe veya etkinliğe başlamak anlamındadır; bir şeyi fiziksel olarak kaldırmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu görevlerde çalışmaya başladıklarını anlatmak için cümleyi dersin hedef yapısıyla tamamlayın: After arriving in the town, several newcomers ____ market vendors.

Cevabı göster

took up jobs as

selling licks of ice cream for roughly a penny each. Kelime

3:34

ve yaklaşık bir peniye bir yalamalık dondurma sattı.

Kelime

licks of ice cream: tarihî bağlamda küçük dondurma porsiyonları

Burada licks, çoğul ve sayılabilen bir isimdir. Licks of ice cream, yalanarak yenmesi için satılan çok küçük dondurma porsiyonları anlamına gelir; each ise bu porsiyonların her birini belirtir. Bu, ucuz sokak satışlarıyla bağlantılı tarihî bir kullanımdır. A lick günümüzde standart bir porsiyon ölçüsü değildir; bu yüzden scoop gibi kullanılmamalı, bağlamdan anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Bu tarihî bağlamda licks of ice cream ne anlama gelir?

  1. teker teker satılan küçük dondurma porsiyonları
  2. dondurma yalama eylemleri
  3. dondurma satan seyyar satıcılar
Cevabı göster

teker teker satılan küçük dondurma porsiyonları

Meanwhile, American druggists discovered the appeal of combining soda, Dilbilgisi

3:39

Bu arada Amerikalı eczacılar, dondurmayı

a drink thought to have therapeutic properties at the time, Kelime

3:44

o zamanlar tedavi edici özellikleri olduğu düşünülen

Kelime

thought to have therapeutic properties: tedavi edici özellikleri olduğu düşünülen

thought to have, that was thought to have yapısının kısaltılmış edilgen biçimidir. Tam düşünce a drink that was thought to have therapeutic properties şeklindedir; yani o dönemde insanlar içeceğin bu özelliklere sahip olduğuna inanıyordu. Therapeutic properties, bir sağlık sorununu tedavi etmeye veya hafifletmeye yardımcı olabilecek nitelikler demektir. Buradaki properties, gayrimenkul değil, nitelikler veya özellikler anlamındadır. Bu ifade dönemin inancını aktarır; içeceğin tıbben etkili olduğunu doğrulamaz.

Alıştırma

thought to have therapeutic properties ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Tıbbi tedavi için kullanılan binalara sahip olmak istiyordu.
  2. Her hastalığı iyileştirdiği kanıtlanmıştı.
  3. İnsanlar bunun sağlığa yararlı olduğuna inanıyordu, ancak ifade bu inancı doğrulamıyor.
Cevabı göster

İnsanlar bunun sağlığa yararlı olduğuna inanıyordu, ancak ifade bu inancı doğrulamıyor.

with ice cream,

3:47

soda ile karıştırmanın cazibesini keşfettiler,

Dilbilgisi

combining soda ... with ice cream: X ile Y'yi birleştirmek

Temel yapı combine X with Y'dir ve X ile Y'yi bir araya getirmek anlamına gelir. Burada X soda, Y ise ice cream'dir: combining soda with ice cream. soda ile with ice cream arasındaki sözler soda hakkında ek bilgi verir; yapıyı bozmaz. Uzun bir cümlede bu ara açıklamayı geçici olarak bir kenara bırakıp combining soda ile with ice cream bölümlerini birbirine bağlayabilirsin.

Alıştırma

combine X with Y yapısını tamamlayın: The designer combined old photographs ____ new music for the exhibit.

Cevabı göster

with

and a new social spot was born,

3:48

ve yeni bir sosyalleşme mekanı doğdu:

the soda fountain. Kültür

3:51

soda çeşmesi (soda fountain).

Kültür

the soda fountain: tarihî bir gazlı içecek tezgâhı

Bu tarihî ABD bağlamında soda fountain, süs amaçlı bir fıskiye değildir. Gazlı içeceklerin, dondurmanın ve dondurmalı soda gibi içeceklerin hazırlanıp servis edildiği dükkân içindeki tezgâhı veya bölümü ifade eder. Bu tezgâhlar çoğunlukla eczanelerde bulunurdu ve insanların oturup içecek veya atıştırmalık satın aldığı ve sosyalleştiği yerlere dönüşmüştü. Bu nedenle ifade hem servis tezgâhını hem de onun çevresindeki buluşma alanını anlatabilir.

Alıştırma

Cümlenin tarihî bağlamında the soda fountain nedir?

  1. Gazlı içecek ve dondurma servis edilen bir tezgâh veya dükkân bölümü
  2. Bir dondurma çeşidi
  3. Açık havadaki süs amaçlı bir su fıskiyesi
Cevabı göster

Gazlı içecek ve dondurma servis edilen bir tezgâh veya dükkân bölümü

When the sale of alcohol was banned in 1920, Kültür

3:52

1920'de alkol satışı yasaklandığında,

Kültür

the sale of alcohol was banned in 1920: ABD'deki İçki Yasağı dönemi

Bu ifade, 1920'de ABD genelinde İçki Yasağı döneminin başlamasına gönderme yapar. Federal yasa, sarhoş edici alkollü içeceklerin üretimini, satışını ve taşınmasını büyük ölçüde yasakladı; cümlede yalnızca satıştan söz edilmesinin nedeni, alkol satışına bağlı işletmelere ne olduğunu açıklamasıdır. Bu tarih küçük bir yerel kuralı değil, ülke çapında büyük bir politika değişikliğini gösterir. Barlar artık yasal olarak alkol satamadığı için sunduklarını değiştirmek için güçlü bir nedene sahipti; bu da sonrasında anlatılan ticari dönüşümü açıklar.

Alıştırma

Cümle neden 1920'deki yasaktan söz ediyor?

  1. Alkol satan işletmelerin sundukları ürünleri neden değiştirmek zorunda kaldığını açıklamak için
  2. Dondurmanın da alkolle birlikte yasaklandığını söylemek için
  3. Her tür içeceğin yasa dışı hâle geldiğini göstermek için
Cevabı göster

Alkol satan işletmelerin sundukları ürünleri neden değiştirmek zorunda kaldığını açıklamak için

many American saloons reinvented themselves as soda fountains, Kalıp ifadeler

3:55

birçok Amerikan barı (saloon) kendini soda çeşmesi olarak yeniden icat etti

Kalıp ifadeler

reinvented themselves as soda fountains: kendilerini soda büfesi olarak yeniden konumlandırdılar

Bu cümlede reinvented themselves as soda fountains, barların ticari kimliklerini değiştirerek gazlı içecekler ve benzeri ürünler satan yerlere dönüştüğünü anlatır. themselves çoğul saloons ismine gönderme yapar; as ise yeni kimliği tanıtır. Reinvent oneself as, kelimesi kelimesine kişinin kendini yeniden icat etmesi anlamına gelmez. Rolde, imajda veya çalışma biçiminde büyük bir değişimi anlatır ve insanlar, şirketler ile kurumlar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi reinvent itself as ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The old warehouse ____ an indoor market.

Cevabı göster

reinvented itself as

and breweries like Anheuser-Busch and Yuengling

4:00

ve Anheuser-Busch ile Yuengling gibi bira fabrikaları

pivoted to producing ice cream. Kalıp ifadeler

4:03

dondurma üretimine yöneldi.

Kalıp ifadeler

pivoted to producing ice cream: dondurma üretimine yöneldi

Burada pivoted to producing ice cream, bira üreticilerinin iş yönünü değiştirip dondurma üretmeye başladığını anlatır. pivot mecaz anlamdadır: fiziksel bir dönüşü değil, stratejik bir yön değişikliğini ifade eder. Tekrar kullanılabilen yapı pivot to + isim veya -ing biçimidir. to producing içindeki to bir edattır; bu nedenle yeni etkinliği adlandıran producing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi pivot to ifadesinin geçmiş zamanı ve offer fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: When the office closed, the consultant ____ online workshops.

Cevabı göster

pivoted to offering

At the same time,

4:06

Aynı zamanda,

refrigeration technology was improving rapidly.

4:07

soğutma teknolojisi de hızla gelişiyordu.

By the end of World War II,

4:10

İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna gelindiğinde,

the average American home had a freezer

4:11

ortalama bir Amerikan evinde

that could house a quart of ice cream. Kelime

4:14

bir litre dondurma alabilecek bir dondurucu bulunuyordu.

Kelime

could house a quart of ice cream: ‘içine almak’ anlamındaki house fiili

Burada house, içine alacak kadar yeri olmak veya barındırmak anlamına gelen bir fiildir. Could sözcüğünden sonra geldiği için fiilin yalın biçimindedir; freezer kap, ice cream ise içine sığan şeydir. A quart bir hacim birimidir ve ABD’de yaklaşık 0,95 litreye eşittir. Bu miktar, dondurucunun kapasitesini anlatır.

Alıştırma

“a freezer that could house a quart of ice cream” ifadesinde house ne anlama gelir?

  1. Dondurucuda o miktarda dondurmayı alacak kadar yer vardı.
  2. Dondurucu, dondurmadan yapılmış bir eve benziyordu.
  3. Dondurucu, dondurmayı birinin evine taşıdı.
Cevabı göster

Dondurucuda o miktarda dondurmayı alacak kadar yer vardı.

Even trucks could be equipped with freezers

4:16

Kamyonlar bile donmuş tatlılarla dolu

full of frozen treats.

4:18

dondurucularla donatılabiliyordu.

Today, ice cream continues to take on new forms, Öbek fiiller

4:21

Bugün, dondurma yeni biçimler almaya devam ediyor,

Öbek fiiller

take on new forms: farklı biçimler geliştirmek

Take on new forms, farklı biçimlere sahip olmaya veya bunları geliştirmeye başlamak demektir. Burada dondurma, sunulduğu biçimler bakımından değişmeye devam ediyor; bir görev kabul etmiyor. Continues to take on, bu değişimi hâlâ süren bir süreç olarak anlatır. Take on sözcüğünden sonra form, shape, color veya character geldiğinde ifade çoğunlukla o niteliği ya da görünümü kazanmak anlamına gelir.

Alıştırma

“As technology changes, classrooms may take on new forms” cümlesinde take on new forms ne anlama gelir?

  1. Farklı formatlara dönüşmek
  2. Ek sorumluluklar kabul etmek
  3. Yeni gruplara karşı yarışmak
Cevabı göster

Farklı formatlara dönüşmek

and while some of its mysteries may never be solved, Dilbilgisi

4:24

ve bazı gizemleri belki de hiçbir zaman çözülemeyecek olsa da

Dilbilgisi

while some of its mysteries may never be solved: ödünleme bildiren while

Burada while, ‘sırasında’ değil, ‘her ne kadar’ veya ‘olsa da’ anlamındadır. Bir ödünleme kurar: konuşan, konuyla ilgili bazı soruların yanıtsız kalabileceğini önce kabul eder. while yan cümlesi, ardından gelen ana cümleye zemin hazırlar. Bu kalıp, yine de vurgulamak istediğiniz sonucu söylemeden önce bir belirsizliği ya da sınırlamayı kabul etmenizi sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede while nasıl bir işlev görüyor?

  1. İki olayın aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
  2. Gizemleri çözmenin ne kadar süreceğini sorar.
  3. Bazı gizemlerin çözülemeyebileceğini kabul eder ve ana sonuca zemin hazırlar.
Cevabı göster

Bazı gizemlerin çözülemeyebileceğini kabul eder ve ana sonuca zemin hazırlar.

one thing is certain,

4:27

kesin olan bir şey var ki,

our love for ice cream will never thaw. Deyimler

4:29

bizim dondurmaya olan sevgimiz asla erimeyecek.

Deyimler

will never thaw: dondurmayla bağlantılı bir benzetme

Thaw sözcüğünün gerçek anlamı donmuş durumdan çıkmak, yani çözülmektir. Burada love fiziksel olarak çözülemez. Cümle, dondurmanın soğuk ve donmuş dünyasını bir benzetmeye dönüştürür: insanların dondurmaya olan sevgisi asla azalmayacaktır. Thaw sözcüğü aynı zamanda eğlenceli bir kapanış oluşturur. Donmuş bir tatlı konusunu çağrıştırdığı için cümle hem kalıcı sevgiyi ifade eder hem de küçük bir kelime oyunu yapar.

Alıştırma

Bu cümlede will never thaw ne anlama geliyor?

  1. Dondurmaya olan sevgileri azalmayacak.
  2. Dondurma asla eriyemez.
  3. Duyguları fiziksel olarak donmuş durumda.
Cevabı göster

Dondurmaya olan sevgileri azalmayacak.

Did you know that popcorn generates almost 40% Kelime

4:34

Patlamış mısırın tüm sinema salonu karlarının

of all movie theater profits?

4:37

neredeyse %40'ını oluşturduğunu biliyor muydunuz?

Kelime

generates almost 40% of all movie theater profits: toplam kârın neredeyse %40'ını sağlar

Bu cümlede generate, fiziksel bir nesne üretmek değil, “bir sonuç oluşturmak veya ortaya çıkarmak” anlamına gelir. Popcorn burada patlamış mısır satışlarını temsil eder; bu satışlar sinema salonlarına kâr sağlar. Almost 40% of all movie theater profits, payın %40'ın biraz altında olduğunu belirtir. Veriler bir işletmenin kazancının nereden geldiğini gösterirken kaynak + generate + kâr veya gelir miktarı ya da payı yapısı yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Bir ticari faaliyetin kârın belirli bir bölümünün kaynağı olduğunu generate ile en doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Weekend delivery orders generate 30% of the restaurant's profits.
  2. The cooks generate the meals before noon.
  3. The restaurant generates its staff their weekly wages.
Cevabı göster

Weekend delivery orders generate 30% of the restaurant's profits.

Or that archaeologists have found dumplings

4:39

Veya arkeologların bin yıl öncesine dayanan arkeolojik alanlarda

in sites dating back a thousand years? Kalıp ifadeler

4:41

hamur tatlıları (mantı) bulduğunu?

Kalıp ifadeler

sites dating back a thousand years: bin yıl öncesine dayanan alanlar

Dating back a thousand years, sites sözcüğünden sonra gelerek onu tanımlayan bir şimdiki zaman ortacı öbeğidir. Sites that date back a thousand years yapısının kısaltılmış hâlidir; böylece İngilizce, tam bir ilgi cümleciği kullanmadan açıklamayı isimden sonra verebilir. Burada date back, “geçmişten beri var olmak” veya “geçmişte ortaya çıkmış olmak” anlamına gelir. Öbek, alanların ne kadar eskiye uzandığını belirtir ve romantik buluşmalarla ilgili değildir.

Alıştırma

“Üç yüz yıl önce ortaya çıkmış” anlamındaki iki sözcüklü ortaç öbeğiyle cümleyi tamamlayın: The archive protects maps ____ three hundred years.

Cevabı göster

dating back

Keep exploring the history of your favorite foods

4:43

En sevdiğiniz yiyeceklerin tarihini

with these videos.

4:46

bu videolarla keşfetmeye devam edin.