GDO'lar İyi mi Yoksa Kötü mü? Genetik Mühendisliği ve Gıdalarımız: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Açıklama, GDO'lu gıdaların güvenlik kanıtlarını tarım ve şirket gücüyle ilgili kaygılardan ayırıyor; zararlıları, beslenmeyi ve iklimi ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. get to the bottom of this, deyimler ve mecazlı ifadeler: yüzeysel yanıt yetmediğinde gerçekleri ve temel nedenleri araştırın. 2. But don't just take our word for it., konuşma edimbilimi ve tutum: konuşmacının kuşkuyu öngörüp güven istemek yerine kanıtlara nasıl yönelttiğini anlayın. 3. Not only was this very expensive, farmers also frequently got sick., dilbilgisi ve cümle kalıpları: baştaki Not only sonrası devrik yapıyı öğrenin ve paralel ikinci sonucu also ile ekleyin.
Bu derste
GMOs are one of the most controversial areas of science. Dilbilgisi
0:01GDO'lar bilimin en tartışmalı alanlarından biridir.
one of the most + sıfat + çoğul isim
one of the most + sıfat + çoğul isim kalıbı, bir kişi veya şeyin o özelliğe çok yüksek derecede sahip bir grubun üyesi olduğunu anlatır. Onun tek ve kesin birinci olduğu anlamına gelmez. Burada areas çoğuldur, çünkü one of ifadesinden sonraki grubu adlandırır. of science ise karşılaştırmanın yapıldığı alanı sınırlar.
Alıştırma
Cümleyi one of the most + popular ile tamamlayın: This is ____ books in our library.
Cevabı göster
one of the most popular
Genetic engineering is used in many fields,
0:05Genetik mühendisliği birçok alanda kullanılmaktadır,
but even though medical applications like GM insulin are widely accepted, Dilbilgisi
0:07ancak GD insülin gibi tıbbi uygulamalar geniş çapta kabul görse de,
the debate heats up when it comes to food and agriculture. Notlar
0:12iş gıda ve tarıma geldiğinde tartışmalar alevleniyor.
even though ile gerçek bir olguya dayanan ödünleme karşıtlığı
Even though bir ödünleme yan cümlesi başlatır: Normalde farklı bir sonuç beklemenize yol açacak bir gerçeği sunar. Ana cümle daha sonra bu gerçeğe rağmen ne olduğunu söyler. Burada tıbbi uygulamaların yaygın kabulü, genel bir kabul beklentisi yaratır; buna karşın gıda ve tarım konusunda tartışma yoğunlaşır. Even though bu kabulü varsayımsal bir koşul olarak değil, gerçek olarak ele alır. Baştaki but, karşıtlığın tamamını önceki tartışmaya bağlar; even though ise bu cümlenin içinde gerçekle beklenmedik sonucu birbirine bağlar.
Alıştırma
Haritanın açık olmasını bilinen bir gerçek olarak sunan bağlacı seçin: ____ the map was clear, we still took the wrong path.
- Even though
- Even if
- Because
Cevabı göster
Even though
“heats up”: “şiddetlenir” anlamı
Bu cümlede heats up, “daha yoğun veya hareketli hâle gelir” demektir. Tartışma güçlenip daha hararetli olur; fiziksel olarak ısınan bir şey yoktur. Bu yapı, tartışmanın kendisini şiddeti artan unsur olarak sunar ve değişime kimin neden olduğunu belirtmez. Aynı kalıp rekabetin, çatışmanın veya bir tartışmanın şiddetlenmesini de anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede heats up “şiddetlenir” anlamında kullanılmıştır?
- Leo heats up the soup for lunch.
- The oven heats up in five minutes.
- The competition heats up as the final round begins.
Cevabı göster
The competition heats up as the final round begins.
Konuyu daraltmak için “when it comes to”
When it comes to, sonraki yorumun ilgili olduğu belirli konuyu veya yönü tanıtır. Burada tartışmanın kapsamını gıda ve tarımla sınırlar; comes fiziksel olarak varmak anlamına gelmez. Bu kalıplaşmış ifadede to bir edattır. Ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir: when it comes to safety, when it comes to them ya da when it comes to planning.
Alıştırma
Kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: When it ____ choosing a laptop, battery life matters most to me.
Cevabı göster
comes to
Why is the same thing treated so differently?
0:17Neden aynı şeye bu kadar farklı muamele ediliyor?
Let's try to get to the bottom of this and explore the facts, Deyimler
0:20Bunun temeline inmeye çalışalım ve gerçekleri,
get to the bottom of this: konuyu derinlemesine araştırmak
“Get to the bottom of this” kalıbı, gerçek neden ya da tam açıklama ortaya çıkana kadar konuyu araştırmak demektir. Buradaki “bottom” mecazidir; fiziksel bir yeri anlatmaz. Yapı get to the bottom of + bir sorun, gizem, durum veya this gibi bir zamir şeklindedir. Yüzeydeki bilgilerle yetinmeyip gerçekleri dikkatle kontrol etmeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “bunu tamamen araştırmak” anlamına gelen kalıpla tamamlayın: These numbers do not match, so let's ____ before we publish the report.
Cevabı göster
get to the bottom of this
Humans have been genetically modifying plants and animals for thousands of years. Dilbilgisi
0:42İnsanlar binlerce yıldır bitki ve hayvanların genetiğini değiştirmektedir.
have been genetically modifying ... for thousands of years: geçmişten bugüne süren faaliyet
“Have been genetically modifying”, have + been + fiil-ing yapısındaki present perfect continuous biçimidir. Çoğul özne Humans ile have kullanılır; tekil bir özneyle has kullanılırdı. “For thousands of years” bir süreyi belirtir. Bu iki yapı birlikte, çok eski bir zamanda başlayıp günümüze kadar tekrarlanan veya devam eden bir insan faaliyetini anlatır. Vurgu, tek bir tamamlanmış olayda değil, uzun süren süreçtedir. Buradaki modifying yalnızca modern laboratuvar çalışmalarını değil, insanların uzun zamandır yönlendirdiği seçici yetiştirmeyi de kapsar.
Alıştırma
Present perfect continuous ve for ile kurulan bir süre ifadesi kullanın. Maya iklim verilerini üç yıl önce incelemeye başladı ve hâlâ devam ediyor: Maya ____ climate data ____.
Cevabı göster
has been studying · for three years
So, you did the smart thing and bred the plants and animals that had traits beneficial to you. Dilbilgisi
0:52Siz de akıllıca olanı yaptınız ve size faydalı özelliklere sahip bitki ve hayvanları yetiştirdiniz.
traits beneficial to you: isimden sonra gelen sıfat öbeği
traits beneficial to you ifadesinde beneficial to you, traits sözcüğünden sonra gelir ve hangi özelliklerin seçildiğini açıklar. İfadenin tamamı traits that were beneficial to you anlamına gelir. İngilizcede sıfatın kendi tamamlayıcısı olduğunda sıfat öbeği genellikle isimden sonra gelir; burada bu tamamlayıcı to you ifadesidir. Böylece aynı niteleme ilişkisi korunurken isim öbeği daha kısa tutulur.
Alıştırma
Hangi cümlede isimden sonra gelen kısa bir sıfat öbeği doğru kullanılmıştır?
- The school selected changes beneficial everyone.
- The school selected beneficial to everyone changes.
- The school selected changes beneficial to everyone.
Cevabı göster
The school selected changes beneficial to everyone.
with each generation: kademeli değişimin zaman çerçevesi
With each generation, ardından gelen değişim için zaman çerçevesi oluşturur: nesiller geçtikçe genler adım adım daha belirgin hâle gelmiştir. Each, her yeni neslin bu ilerlemeye katkıda bulunduğunu vurgular. Buradaki with, bir nesli kullanarak veya bir nesille birlikte değil, süreç ilerledikçe anlamındadır. Öbeği cümlenin başına koymak, dinleyicinin cümleyi aşamalı bir dizi olarak anlamasına yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümle tekrarlanan turları devam eden bir değişimin aşamaları olarak sunar?
- In each round, the team made three mistakes.
- With each round, the team made fewer mistakes.
- For each round, the coach prepared a new chart.
Cevabı göster
With each round, the team made fewer mistakes.
almost every single plant and animal around us is vastly different from its pre-domesticated state.
1:07etrafımızdaki neredeyse her bitki ve hayvan evcilleştirilme öncesi hallerinden oldukça farklıdır.
If humans have been changing genes for millennia,
1:13Eğer insanlar binlerce yıldır genleri değiştiriyorsa,
what makes a so-called genetically modified organism or GMO different? Kelime
1:15sözde genetiği değiştirilmiş organizmayı veya GDO'yu farklı kılan nedir?
so-called: sorgulanabilecek bir etiket
So-called bir isim öbeğinden önce gelir ve insanların bu adı ya da etiketi kullandığını gösterir. Bu soruda genetically modified organism ifadesini incelenecek yerleşik terim olarak sunar. Ayrıca konuşanın bir etikete mesafe koyduğunu ve etiketin ne kadar doğru veya yararlı olduğunu sorgulayabileceğini düşündürebilir. Ardından gelen karşılaştırma burada bu yorumu destekler; ancak so-called her zaman alaycı ya da aşağılayıcı değildir. Anlamı bağlam ve ton belirler.
Alıştırma
Bu cümlede so-called en büyük olasılıkla hangi anlamı ekler? The so-called shortcut took twice as long as the normal route.
- Yola resmî olarak yeni bir ad verildiği anlamına gelir.
- Yolun bir adı olmadığını söyler.
- Shortcut etiketinin doğru olmayabileceğini düşündürür.
Cevabı göster
Shortcut etiketinin doğru olmayabileceğini düşündürür.
Selective breeding is basically hoping for lucky hits. Deyimler
1:20Seçici üretim temel olarak şanslı isabetler beklemektir.
hoping for lucky hits: şans eseri başarı beklemek
Hope for + isim, gerçekleşebilecek bir sonucu istemek veya beklemek anlamına gelir. Burada seçici yetiştirme hoping for lucky hits olarak tanımlanır: denemeler yapmak ve yararlı özelliklerin şans eseri ortaya çıkmasını beklemek. Hit burada fiziksel bir vuruşu ya da internet sitesi ziyaretini değil, başarılı bir sonucu ifade eder. Lucky, başarının öngörülemez olduğunu hissettirir; bu nedenle benzetme seçici yetiştirmeyi belirli bir genetik değişikliği seçmekten daha az kesin gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve şans eseri başarı beklemek anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: They kept changing random settings and ____.
Cevabı göster
hoping for lucky hits
make fruit grow bigger, immune to pests, and so on. Dilbilgisi
1:29meyveleri daha büyük hale getirebilir, haşerelere karşı bağışık kılabilir vb.
make fruit grow bigger: make + nesne + fiilin yalın hâli
make fruit grow bigger ifadesinde make ettirgen bir yapı kurar ve bir şeyin meyvede değişime yol açtığını anlatır. Fruit, make fiilinin nesnesidir; grow ise değişimi adlandıran fiilin yalın hâlidir. Ettirgen make sonrasında to kullanılmaz: make fruit grow denir, make fruit to grow denmez. Bigger, grow fiilinin sonucunu açıklar. Meyvenin daha büyük hâle geldiğini belirtir; hangi meyveden söz edildiğini belirlemek için fruit sözcüğünü doğrudan nitelemez.
Alıştırma
Hangi cümle make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanıyor?
- A warm room can make grow plants faster.
- A warm room can make plants grow faster.
- A warm room can make plants to grow faster.
Cevabı göster
A warm room can make plants grow faster.
Let's start with one of the most common objections to GMOs. Anlatım akışı
1:40GDO'lara yönelik en yaygın itirazlardan biriyle başlayalım.
Sunum yönlendirmesi olarak Let's start with
Let's start with, sıralı bir açıklamada önce ele alınacak konuyu gösteren bir yönlendirme ifadesidir. Bu cümlede konuşmacı herkesi fiziksel bir işe başlamaya çağırmıyor; bu itirazın ilk olarak tartışılacağını bildiriyor. Yaygın yapı Let's start with + isim öbeğidir; örneğin Let's start with the main question. Let's, geçişe dinleyiciyi de içeren işbirlikçi ve sıcak bir ton verir.
Alıştırma
İlk konuyu tanıtmak için Let's start with yönlendirme ifadesini kullanın: ____ the safety question.
Cevabı göster
Let's start with
meaning GM crops could mix with traditional crops
1:45yani GD ekinlerin geleneksel ekinlerle karışarak
and introduce unwanted new characteristics into them.
1:47onlara istenmeyen yeni özellikler katabileceği.
Gene flow ifadesini anlamak
Gene flow (gen akışı), genetik materyalin üreme, polen, tohumlar veya göç yoluyla bir popülasyondan diğerine aktarılmasıdır. Burada GM ürünlerden gelen genlerin çapraz tozlaşma veya benzer bir karışım yoluyla geleneksel ürün popülasyonlarına girme olasılığını adlandırır. Flow burada bir benzetmedir; genler sıvı gibi akmaz. Bu terim popülasyonlar arasındaki aktarımı anlatır, tek bir organizmanın içinde bir genin etkinleşmesini değil.
Alıştırma
Bu durumu okuyun: Pollen from wild plants fertilizes a nearby crop. Burada gene flow ne anlama gelir?
- Genler sıvı gibi gövdenin içinden geçer.
- Genetik materyal bir popülasyondan diğerine geçer.
- Bir gen tek bir bitkinin içinde etkinleşir.
Cevabı göster
Genetik materyal bir popülasyondan diğerine geçer.
There is a method that might guarantee complete prevention,
1:51Tam korumayı garanti edebilecek bir yöntem var,
but it's a big anti-GMO argument by itself.
1:54ancak bu başlı başına büyük bir GDO karşıtı argüman.
requiring farmers to buy new seeds every year. Dilbilgisi
2:03bu da çiftçileri her yıl yeni tohum almaya mecbur bırakır.
Terminator seeds ifadesini anlamak
Terminator seeds, önerilen bir genetik kullanım kısıtlama teknolojisi türü için kullanılan tartışmalı ve yaygın bir addır. Fikir, bu tohumlardan yetişen bitkilerin çimlenemeyen tohumlar üretmesi ve böylece çiftçilerin bir sonraki ekim için canlı tohum saklayamamasıdır. Bu ad şiddetle ilgili değildir. Cümlede bir tartışmayı çerçeveler: Kısırlık, değiştirilmiş genlerin yayılmasını sınırlayabilir; ancak çiftçilerin her yıl yeni tohum almasına da neden olabilir. Terim bir öneriyi ve onunla ilgili tartışmayı anlatır; teknolojinin zaten yaygın olarak kullanıldığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Bu kullanımı değerlendirin: I bought ordinary hybrid corn, so I bought terminator seeds.
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
requiring farmers ...: sonucu gösteren bir -ing cümleciği
requiring farmers to buy new seeds every year şeklindeki -ing yan cümleciği, sonucu göstermek için tamamlanmış bir cümleciğin ardından eklenmiştir. Kısır bitkiler üretmek, çiftçilerin bir sonraki ürün için kullanılabilir tohum toplayamaması ve bu yüzden her yıl yeniden tohum satın alması demektir. Requiring, could produce ile yan yana duran ikinci bir çekimli fiil değildir ve çiftçilerin bir talepte bulunduğu anlamına gelmez. Gerekliliği yaratan, önceki durumun tamamıdır. Ana cümlecik + virgül + -ing cümleciği yapısı, bir eylem veya durumu onun sonucuna kısa ve öz biçimde bağlar.
Alıştırma
İlk cümleciğin sonucunu göstermek için cümleyi require fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The school introduced a special app, ____ every family to use a smartphone.
Cevabı göster
requiring
public outcry: güçlü toplu karşı çıkış
Public outcry, çok sayıda insanın öfke veya karşı çıkışını güçlü ve açık biçimde ifade ettiği bir tepki demektir. Yaygın cause a public outcry ifadesinde bir olay ya da karar; şikâyetler, protestolar, imza kampanyaları veya geniş çaplı eleştiriler gibi görünür bir kamuoyu tepkisini tetikler. Outcry yalnızca insanların gerçek anlamda bağırmasıyla sınırlı değildir. Temel unsurlar güçlü duygu, bunun kamu önünde ifade edilmesi ve tepkinin kayda değer bir grup tarafından paylaşılmasıdır.
Alıştırma
Cümleyi, çok sayıda insanın açıkça ifade ettiği güçlü tepki anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The proposal caused a ____.
Cevabı göster
public outcry
stopping the technology being put to use. Dilbilgisi
2:09ve teknolojinin kullanıma girmesini durdurdu.
being put to use: edilgen -ing yapısı
Being put to use edilgen bir -ing öbeğidir. Being + geçmiş zaman ortacı, technology sözcüğünü eylemden etkilenen unsur olarak gösterir; öbeğin tamamı da isim benzeri bir konumda kullanılabilir. Burada stopping sözcüğünden sonra gelir ve neyin engellendiğini belirtir. Put to use, “bir şeyi pratik bir amaç için kullanmak” veya “uygulamada kullanmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki put, teknolojiyi bir yere koymak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi put to use ifadesinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: The plan depends on the new equipment ____ before winter.
Cevabı göster
being put to use
This brings us back to the unintentional spreading of engineered DNA. Anlatım akışı
2:13Bu da bizi değiştirilmiş DNA'nın istenmeden yayılmasına geri getiriyor.
This brings us back to: ana konuya dönmek
This brings us back to, söylemin akışını düzenleyen bir ifadedir. This, az önce yapılan açıklamanın tamamına işaret eder; brings us back to ise konuşmacının daha önceki ana konuya döndüğünü gösterir. İfadenin ardından yeniden ele alınan konu gelir; bu genellikle bir isim öbeği veya -ing biçimidir. Böylece dinleyici, ara açıklamanın bittiğini ve ana düşünce çizgisinin devam ettiğini anlar.
Alıştırma
Kısa bir ara açıklamadan sonra hangi cümle daha önceki güvenlik konusuna dönüldüğünü açıkça gösterir?
- This brings us back to our main question about safety.
- This moves us on to a new question about safety.
- This reminds us that the meeting is over.
Cevabı göster
This brings us back to our main question about safety.
There have been cases of GMOs growing where they weren't planted,
2:18GDO'ların ekilmedikleri yerlerde büyüdüğü vakalar oldu,
and traces of modified genes found in foreign crops.
2:21ve yabancı ekinlerde değiştirilmiş genlerin izlerine rastlandı.
But GM plants can't run wild entirely. Deyimler
2:26Ancak GD bitkiler tamamen kontrolsüzce yayılamaz.
Run wild: kontrol dışı yayılmak
Bu cümlede run wild, “kontrol dışı biçimde yayılmak ve çoğalmak” anlamına gelir. GDO'lu bitkilerin ne yapabileceğini anlattığı için run mecazidir: bitkiler gerçekten koşmaz ve ifade yalnızca açık havada yetişmekten daha fazlasını anlatır. can't ... entirely sözleri iddianın kapsamını sınırlar. Cümle, tamamen kontrolsüz yayılmanın mümkün olmadığını söyler; hiçbir yayılmanın asla olamayacağını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi run wild ile tamamlayın: Without fact-checking, online rumors can ____ and cause panic.
Cevabı göster
run wild
and all crops have to be related to mingle.
2:30ve tüm ekinlerin birbirine karışması için akraba olması gerekir.
There are also cultural methods like buffer zones to keep unintentional crossing at a minimum. Kalıp ifadeler
2:33İstenmeyen melezlemeyi minimumda tutmak için tampon bölgeler gibi kültürel yöntemler de vardır.
Keep ... at a minimum: çok düşük bir düzeyde tutmak
keep + something + at a minimum yapısı, “bir şeyi uygulanabilir en düşük düzeyde tutmak” anlamına gelir. Bu cümlede kontrol edilen şey unintentional crossing, yani istenmeden gerçekleşen çaprazlanmadır. A minimum düşük bir sınırdır, ancak mutlaka sıfır değildir. Cümle, tampon bölgelerin kazara çaprazlanmayı uygulanabilir olduğu ölçüde azalttığını söyler; tamamen ortadan kaldırdığını iddia etmez.
Alıştırma
Kesintilerin uygulanabilir en düşük düzeyde tutulması anlamını vermek için cümleyi hangi ifade tamamlar? During the recording, keep interruptions ___.
- at a minimum
- at least
- in minimum
Cevabı göster
at a minimum
But if it's possible in principle that a GMO could unintentionally cross with a non-GMO, Kalıp ifadeler
2:38Ancak prensipte bir GDO'nun GDO olmayan bir ürünle istenmeden melezleşmesi mümkünse,
in principle: teorik olasılık, gerçek dünyaya ait kanıt değil
in principle, “temel fikir ya da teoriye göre” anlamına gelir. Burada istenmeyen çaprazlanmayı teorik bir olasılık olarak gösterir. Çaprazlanmanın gerçekten gerçekleştiğini, sık olduğunu veya kanıtlandığını söylemez. Bu ifade, konuşanın başka bir soruya geçmeden önce sınırlı bir olasılığı kabul etmesini sağlar.
Alıştırma
Cümlede in principle ne anlama geliyor?
- Gerçek durumların çoğunda gerçekleşir.
- Gerçek hayatta olmayabilecek olsa bile teorik olarak mümkündür.
- Tartışmanın ana noktasıdır.
Cevabı göster
Gerçek hayatta olmayabilecek olsa bile teorik olarak mümkündür.
Is food that comes from GM crops different to food from non-GM crops? Kelime
2:46GD ekinlerden elde edilen gıda, GD olmayan ekinlerden elde edilen gıdadan farklı mıdır?
different to: Britanya İngilizcesinde kabul edilen bir kalıp
Different to, different sıfatını karşılaştırılan öğeye bağlar: GDO'lu ürünlerden gelen yiyecekler GDO'suz ürünlerden gelen yiyeceklerle karşılaştırılır. Soru, iki yiyecek türünün birbirinden farklı olup olmadığını sorar. Different to, Britanya İngilizcesinde yerleşmiş bir kalıptır. Edat seçimi İngilizce çeşitlerine göre değiştiği için bu biçim otomatik olarak yanlış değildir.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı: Different to standart İngilizcede her zaman yanlıştır.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
This question has been a major concern from the very beginning.
2:51Bu soru başından beri büyük bir endişe kaynağı olmuştur.
GM plants that are destined to be eaten are checked for possible dangers, Kelime
2:55Yenilmesi hedeflenen GD bitkiler olası tehlikelere karşı kontrol edilir,
destined to be eaten: kader değil, planlanan kullanım
Burada destined to be eaten, “gıda olarak kullanılmak üzere planlanmış veya seçilmiş” anlamına gelir. Teknik metinlerde be destined to, planlanmış bir amacı ya da son kullanım noktasını anlatabilir; mutlaka kader anlamı taşımaz. Edilgen mastar to be eaten, bitkilerin insanların yiyeceği şey olduğunu gösterir. İlgi cümleciği, ifadeyi tüm GM bitkilerle değil, yalnızca gıda olarak kullanılması planlananlarla sınırlar.
Alıştırma
“Resmî olarak satılmak üzere ayrılmış” anlamını destined ve be ile kurulan edilgen mastarı kullanarak ifade edin: The fruit is ____ after inspection.
Cevabı göster
destined to be sold
and the results are evaluated by multiple agencies.
2:59ve sonuçlar birden fazla ajans tarafından değerlendirilir.
After more than 30 years and thousands of studies,
3:0330 yılı aşkın bir süre ve binlerce araştırmanın ardından,
the science is in: sonuca varmaya yetecek kanıt hazır
The science is in, bir sonucu destekleyecek kadar bilimsel bulgunun artık mevcut olduğu anlamına gelir. İfade, kanıtı yeni açıklanmış sonuçlar gibi ulaşmış bir şey olarak sunar. On yıllardan ve binlerce çalışmadan söz edildikten sonra, konuşanın kanıtların yeterince yerleşmiş olduğunu düşündüğünü güçlü biçimde bildirir. Bilimin gerçekten bir yerde olduğu veya gelecekte hiçbir çalışmanın sonucu daha ayrıntılı hâle getiremeyeceği anlamına gelmez.
Alıştırma
“After many studies, the science is in,” cümlesinde vurgulanan ifade ne anlatır?
- Bütün bilimsel araştırmalar kalıcı olarak durdu.
- Bir sonucu destekleyecek kadar kanıt artık mevcut.
- Bilim insanları binaya girdi.
Cevabı göster
Bir sonucu destekleyecek kadar kanıt artık mevcut.
Eating GMO plants is no more risky than their non-GMO equivalent. Dilbilgisi
3:07GDO bitkileri yemek, GDO olmayan benzerlerinden daha riskli değildir.
no more risky than: karşılaştırmada üst sınır koymak
Bu cümlede no more risky than, “daha riskli değil” anlamına gelir. GDO'lu bitkileri yemenin risk düzeyinin, bunlara karşılık gelen GDO'suz bitkileri yemenin risk düzeyinden yüksek olmadığını belirtir. no more + sıfat + than yapısı bir üst sınır koyar. İki tarafın da tamamen risksiz olduğunu kanıtlamaz ve risk düzeylerinin kesinlikle eşit olduğunu söylemez; ilk tarafın riski ikinciyle aynı veya daha düşük olabilir.
Alıştırma
“The new treatment is no more risky than the standard one” cümlesinin anlamına en uygun ifade hangisidir?
- Her iki tedavi de tamamen risksizdir.
- Yeni tedavi standart tedaviden daha riskli değildir.
- İki tedavinin riski tamamen aynıdır.
Cevabı göster
Yeni tedavi standart tedaviden daha riskli değildir.
don't just take our word for it: dinleyiciden iddiayı doğrulamasını istemek
Take someone's word for it, bir kişinin söylediğine kanıt istemeden inanmak anlamına gelir. Bu nedenle don't just take our word for it, “yalnızca bizim güvencemize dayanmayın” demektir. Take fiili deyimin bir parçasıdır ve gerçek anlamıyla kullanılmaz. Burada konuşmacı olası şüpheleri önceden kabul eder ve dinleyiciyi kaynakları kontrol etmeye çağırır. Bu ifade güvenilirliği destekler: şüpheciliği kabul eder ve konuşmacının kendi otoritesinin ötesindeki kanıtlara yönlendirir.
Alıştırma
“Kontrol etmeden bana inan” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: I could explain it again, but don't just ____—read the report yourself.
Cevabı göster
take my word for it
Sources for this and other claims are in the video description.
3:13Bunun ve diğer iddiaların kaynakları video açıklamasında mevcuttur.
But what about plants that have been engineered to be toxic?
3:17Peki ya toksik olması için tasarlanan bitkilere ne demeli?
A gene borrowed from the bacterium Bacillus thuringiensis lets engineered plants produce a protein that destroys the digestive system of specific insect pests. Dilbilgisi
3:23Bacillus thuringiensis bakterisinden ödünç alınan bir gen, tasarlanan bitkilerin belirli böcek haşerelerinin sindirim sistemini tahrip eden bir protein üretmesini sağlar.
lets engineered plants produce: let + nesne + fiilin yalın hâli
Let, let + nesne + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. lets engineered plants produce ifadesinde engineered plants, lets fiilinin nesnesidir ve aynı zamanda produce eylemini gerçekleştirir. Nesneden sonraki fiil to almaz: lets ... produce denir, lets ... to produce denmez. Buradaki let, izin vermek anlamına gelmez. Bakteriden alınan gen, protein üretimini mümkün kılan cansız bir nedendir; bu nedenle let bu bağlamda mümkün kılmak anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi lets sonrasında track fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: This app lets users ____ their daily expenses.
Cevabı göster
track
while the poison in Bt crops is inside the plant.
3:42ancak Bt ekinlerindeki zehir bitkinin içindedir.
Poison is really just a question of different perspectives. Anlatım akışı
3:48Zehir gerçekten de sadece farklı bakış açıları meselesidir.
a question of different perspectives: belirleyici etkeni gösterme
Burada a question of, birinin sorduğu normal bir soru değil, bir şey tarafından belirlenen mesele anlamındadır. Farklı bakış açıları —burada farklı türlerin bakış açıları— bir şeyin zehir olarak görülüp görülmemesini değiştiren etken olarak sunulur. Bu kalıp açıklamadaki bilgiyi yeniden düzenler: poison sözcüğünü sabit bir etiket olarak ele almak yerine dinleyicinin dikkatini yargıyı belirleyen bakış açısına yöneltir. Bir tartışmadaki asıl belirleyici etkeni göstermek için a question of + isim öbeği kullanabilirsiniz.
Alıştırma
“The choice is a question of cost” cümlesinde a question of ne anlama gelir?
- Seçimin maliyetle hiçbir ilgisi yoktur.
- Maliyet, seçimi belirleyen etkendir.
- Birisi fiyatı soruyor.
Cevabı göster
Maliyet, seçimi belirleyen etkendir.
What's harmless to one species might kill another.
3:51Bir tür için zararsız olan şey diğerini öldürebilir.
Or take chocolate: başka bir örnek eklemek
Burada take, “ele almak” veya “örnek olarak kullanmak” anlamına gelir. Or, çikolatayı önceki bir örneğe bağlar ve aynı açıklamayı destekleyen başka bir durum olarak sunar; bu, çikolatayı alıp götürme ya da yeme emri değildir. Kısa Or take + isim kalıbı, hızlıca paralel bir örneğe geçerek bilgiyi düzenler. Consider another example: chocolate. gibi daha uzun bir geçiş ifadesinin yerine kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi devam cümlesi paralel bir örnek eklemek için Or take kullanıyor?
- Dolphins use sound to find objects. Take the boxes upstairs.
- Dolphins use sound to find objects. Bats are in the cave.
- Dolphins use sound to find objects. Or take bats: they can navigate with echoes.
Cevabı göster
Dolphins use sound to find objects. Or take bats: they can navigate with echoes.
Bt crops produce a protein that is tailored to the specific design of the digestive tract of certain insects. Kalıp ifadeler
4:04Bt ekinleri, belirli böceklerin sindirim sisteminin özel yapısına göre uyarlanmış bir protein üretir.
is tailored to: uyacak şekilde özel olarak uyarlanmış
is tailored to ifadesinde tailored, be fiilinden sonra kullanılan geçmiş zaman sıfat-fiilidir. İfade, belirli bir hedefe, ihtiyaca veya özelliğe “uyacak şekilde özel olarak uyarlanmış” anlamına gelir. Burada proteinin belirli böceklerin sindirim sisteminin özel yapısına uyduğu anlatılır; giysi dikmekten söz edilmez. Daha genel olan made for düşüncesiyle karşılaştırıldığında tailored to, bir şeyin to sonrasında verilen belirli özellik veya gereksinimlerle yakından eşleştiğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi is tailored to ile tamamlayın: The reading program ____ the needs of first-time learners.
Cevabı göster
is tailored to
Plants that are engineered to be resistant to certain weed killers.
4:15Belirli yabani ot öldürücülere karşı dirençli olacak şekilde tasarlanmış bitkiler.
killing the other plants competing for resources without harming the crop.
4:21ekinlere zarar vermeden kaynaklar için rekabet eden diğer bitkileri öldürebilirler.
Here we get to the dark underbelly of GMOs. Deyimler
4:25Burada GDO'ların karanlık yüzüne geliyoruz.
dark underbelly: gizli ve rahatsız edici bir yön
dark underbelly ifadesinde underbelly mecaz anlamda kullanılır. Bir sistemin, sektörün veya konunun insanların normalde görmediği gizli, rahatsız edici ya da etik olmayan yönünü anlatır. Buradaki get to, GDO tartışmasının bu eleştirel yöne geçtiğini gösterir. İfade güçlü ve olumsuz bir ton katar ancak tek başına her GDO'nun ya da teknolojinin tamamının kötü olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Örnekte dark underbelly ne anlama geliyor?
- genetiği değiştirilmiş bir bitkinin gerçek alt bölümü
- bir şeyin gizli ve rahatsız edici yönü
- bir şeyin en başarılı ve en kârlı bölümü
Cevabı göster
bir şeyin gizli ve rahatsız edici yönü
cash crops: satış için yetiştirilen ürünler
Cash crops, esas olarak satılmak ve gelir ya da kâr sağlamak için yetiştirilen ürünlerdir. Cash, yetiştirme amacının ekonomik olduğunu anlatır; ürünlerin nakit parayla satın alındığı anlamına gelmez. Çiftçiler bir gıda ürününü satmak için yetiştiriyorsa o ürün hem food crop hem de cash crop olabilir. Bu istatistikte cash crops, ABD'de ticari olarak üretilen başlıca tarım ürünlerini ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümlede cash crops doğru kullanılmıştır?
- Cash crops are plants grown only for a farmer's own family.
- Tea and cotton are grown as cash crops for export.
- These vegetables are cash crops because the buyer paid with banknotes.
Cevabı göster
Tea and cotton are grown as cash crops for export.
Glyphosate is much less harmful to humans than many other herbicides.
4:43Glifosat insanlar için diğer pek çok herbisitten çok daha az zararlıdır.
this means farmers have a strong incentive to rely on this one method only, Kalıp ifadeler
4:48bu, çiftçilerin sadece bu tek yönteme bel bağlamak için güçlü bir teşvike sahip olduğu,
casting more balanced ways of managing weeds aside. Öbek fiiller
4:51yabani otları kontrol etmenin daha dengeli yollarını bir kenara ittiği anlamına gelir.
Have a Strong Incentive to Rely On: güvenmek için güçlü bir teşvike sahip olmak
Have a strong incentive to do something, bir eylemi çekici kılan güçlü bir nedene veya yarara sahip olmak demektir. Burada, tek bir yabani ot kontrol yönteminin kolaylığı çiftçilere ona güvenmek için pratik bir neden verir. Incentive mutlaka para ödülü anlamına gelmez. Bir seçimi teşvik eden herhangi bir avantaj, baskı veya koşul olabilir. Yapı have + a strong incentive + to-infinitive şeklindedir; rely on ise bir şeye güvenmek, bağımlı olmak veya onu kullanmayı sürdürmek demektir.
Alıştırma
Cümleyi “bir şeye güvenmek için güçlü ve pratik bir nedeni olmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Because imported fuel is expensive, the city ____ local energy.
Cevabı göster
has a strong incentive to rely on
Casting ... Aside: bir şeyi bir kenara atmak
Cast something aside, bir şeyi reddetmek, artık değerlendirmemek veya ondan vazgeçmek demektir. Bu cümlede tek bir yönteme güvenmek, daha dengeli yaklaşımların göz ardı edilmesine yol açar; herhangi bir şey fiziksel olarak hareket ettirilmez. Cast aside ayrılabilir: cast + nesne + aside. Nesne uzun olduğu için casting ondan önce, aside ise sonra gelir: casting [more balanced ways of managing weeds] aside. -ing yan cümlesi, ana seçime eşlik eden sonucu ekler.
Alıştırma
Cümleyi cast ... aside ifadesinin iki parçasıyla tamamlayın: After the test failed, the engineers ____ the old design ____.
Cevabı göster
cast · aside
That's one of the most fundamental problems with the GMO debate.
4:55Bu, GDO tartışmasındaki en temel sorunlardan biridir.
Much of the criticism of this technology is actually criticism of modern agriculture Anlatım akışı
4:58Bu teknolojiye yönelik eleştirilerin çoğu aslında modern tarıma yönelik eleştirilerdir
and the business practice of the huge corporations that control our food supply.
5:03ve gıda tedariğimizi kontrol eden dev şirketlerin iş uygulamalarına yönelik eleştirilerdir.
“Bu teknolojiye yönelik eleştirilerin büyük kısmı aslında modern tarıma yöneliktir”: gerçek hedefi yeniden çerçevelemek
Much of X is actually Y yapısı önce görünürdeki hedef olan X’i adlandırır, ardından Y’yi daha derindeki ya da daha doğru hedef olarak gösterir. Burada, teknolojiye yöneltilmiş gibi görünen eleştirilerin bir bölümü, modern tarımın işleyişine yönelik eleştiri olarak yeniden çerçevelenir. Actually, ilk çerçeveyi düzeltir veya netleştirir. Much of ise iddiayı sınırlar: Konuşmacı, teknolojiye yönelik her eleştirinin gerçek hedefinin aynı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki yeniden çerçeveleme sözleriyle tamamlayın: Much of the frustration with the new schedule ____ frustration with how it was announced.
Cevabı göster
is actually
We need to change agriculture to a more sustainable model.
5:12Tarımı daha sürdürülebilir bir modele dönüştürmeliyiz.
helping to save and protect nature and minimize our impact on the environment.
5:20doğayı kurtarmaya ve korumaya, çevre üzerindeki etkimizi en aza indirmeye yardımcı olurlar.
“Bu mücadelede düşman değil müttefik”: bir rol mecazı
Ally, sizin tarafınıza yardım eden kişi veya şeydir; enemy ise ona karşı çalışır. Teknolojiyi an ally and not an enemy diye adlandırmak, onu çevre için verilen çabaya yardımcı olan tarafa yerleştirir. That fight mecazdır: Gerçek bir çatışmayı değil, doğayı korumaya ve çevresel zararı azaltmaya yönelik devam eden çabayı anlatır. Bu rol karşıtlığı, dinleyiciden teknolojiye bakışını güçlü biçimde değiştirmesini ister.
Alıştırma
“The new recycling program is an ally, not an enemy, in our effort to cut waste,” cümlesindeki mecaz ne anlama gelir?
- Program, askerî bir savaşa katılmış bir kişidir.
- Program, çabaya karşı çalışmak yerine ona yardımcı olur.
- Programın bu çabayla ilgisi yoktur.
Cevabı göster
Program, çabaya karşı çalışmak yerine ona yardımcı olur.
but often whole harvests are destroyed by pests.
5:35ancak çoğu zaman tüm hasatlar haşereler tarafından yok ediliyordu.
Farmers had to rely heavily on pesticides. Kalıp ifadeler
5:38Çiftçiler büyük ölçüde tarım ilaçlarına güvenmek zorundaydı.
rely heavily on: büyük ölçüde bağımlı olmak
Rely on, bir şeye dayanmak veya bağımlı olmak anlamına gelir. Heavily bu bağımlılığın derecesini güçlendirir; dolayısıyla rely heavily on, bir şeyin önemli bir destek kaynağı ya da sonuca ulaşmanın temel yollarından biri olduğunu belirtir. Burada ifade, çiftçilerin ürünlerini korurken tarım ilaçlarına büyük ölçüde bağımlı olduğunu anlatır. Heavily bağımlılığın gücünü belirtir; gerçek anlamda ağırlığı veya kullanılan ilaç miktarını göstermez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için rely, heavily ve on sözcüklerinin üçünü de kullanın: With no railway or airport, the islanders ____ ferries to reach the mainland.
Cevabı göster
rely heavily on
Cümle başında Not only ... also ve devriklik
Not only ilk yan cümlenin başına geldiğinde, olumsuz anlamlı bu öne alma özne-fiil devrikliğini tetikler. be fiilinin çekimli biçimini veya bir yardımcı fiili özneden önce getirin: this was değil, was this. Sıradan bir ana fiille devriklik kurmak için do, does veya did kullanın. İkinci yan cümle diğer sonucu ekler ve normal söz dizimini korur: farmers also frequently got sick. Bu ikili yapı, ilişkili iki sonucu dengeli biçimde vurgular; buradaki this, daha önce sözü edilen tarım ilaçlarına dayanma uygulamasını gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede Not only cümle başında doğru kullanılmıştır?
- Not only was the journey tiring, but it also took all day.
- Not only the journey was tiring, but it also took all day.
- Not only was tiring the journey, but it also took all day.
Cevabı göster
Not only was the journey tiring, but it also took all day.
The introduction of a new GM eggplant in 2013 stopped this.
5:462013 yılında yeni bir GD patlıcanın tanıtılması bunu durdurdu.
This reduced insecticide use on eggplant by more than 80%.
5:57Bu durum, patlıcandaki böcek ilacı kullanımını %80'den fazla azalttı.
the papaya industry in Hawaii was under attack from the ringspot virus, Deyimler
6:10Hawaii'deki papaya endüstrisi halkalı leke virüsünün saldırısı altındaydı,
under attack from: ciddi zararın kaynağı
Under attack from, X is under attack from Y kalıbında kullanılır. Y’nin X’e ciddi zarar verdiğini veya X’i ciddi biçimde tehdit ettiğini anlatır. Buradaki attack fiziksel bir saldırı değil, mecazdır. Bu cümlede X papaya endüstrisi, Y ise halkalı leke virüsüdür. From zararın kaynağını belirtir; bu ifade virüsü güçlü ve sürekli bir tehlike olarak gösterir.
Alıştırma
Ciddi biçimde zarar görmekte olma anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The town's trees are ____ an invasive beetle.
Cevabı göster
under attack from
which threatened to wipe out Hawaiian papaya. Öbek fiiller
6:14bu da Hawaii papayasını yok etmekle tehdit ediyordu.
wipe out: tamamen yok etmek
Wipe out bir şeyi tamamen yok etmek, ortadan kaldırmak veya silip süpürmek demektir. Damage sözcüğünden çok daha güçlüdür. Burada virüs, Hawaii papayasının yıkıcı ölçüde ortadan kalkması tehlikesini yaratıyordu; threatened to bunun gerçekleşmiş bir sonuç değil, korkulan bir olasılık olduğunu gösterir. Wipe out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne isim olduğunda hem wipe out the crop hem de wipe the crop out kullanılabilir. Nesne zamir olduğunda zamiri ortaya koyun: wipe it out; wipe out it demeyin.
Alıştırma
Yok edilen şey it zamiriyle belirtildiğinde doğal olan cümleyi seçin.
- The storm could out wipe it.
- The storm could wipe it out.
- The storm could wipe out it.
Cevabı göster
The storm could wipe it out.
The solution was a papaya genetically modified to be vaccinated against the virus. Kültür
6:17Çözüm, virüse karşı aşılanmış genetiği değiştirilmiş bir papayaydı.
bitki koruması benzetmesi olarak vaccinated against the virus
Burada vaccinated against the virus, bilimi geniş kitlelere anlatmak için kullanılan bir benzetmedir. Papaya virüse direnebilmesi için genetik olarak değiştirilmiştir; bir insan gibi sıradan bir tıbbi iğne yapılmamıştır. Vaccinated sözcüğü, hastalıktan korunma şeklindeki tanıdık tıbbi düşünceyi bir bitkinin genetik korunmasına aktarır. Bunu, korumanın nasıl verildiğine dair gerçek anlamlı bir anlatım olarak değil, 'virüse dirençli hâle getirilmiş' şeklinde anlayın.
Alıştırma
Özgün cümledeki vaccinated against the virus ifadesinin en uygun yorumunu seçin.
- Virüs, papayayı koruması için genetik olarak değiştirildi.
- Papayaya bir insanla aynı sıradan iğne yapıldı.
- Papaya, virüse direnebilmesi için genetik olarak değiştirildi.
Cevabı göster
Papaya, virüse direnebilmesi için genetik olarak değiştirildi.
Without it ... would have collapsed: gerçekleşmemiş bir geçmiş sonucu
Without it, geçmişle ilgili gerçek dışı bir koşul sunar. 'O zaman mevcut olmasaydı' veya 'o zaman var olmasaydı' anlamına gelir. Buradaki it, virüse dirençli papayayı ifade eder. Would have collapsed, would have + geçmiş zaman ortacı yapısındadır. Bu koşulun hayal edilen geçmiş sonucunu verir. Sektör gerçekte çökmedi; konuşan kişi müdahalenin bu sonucu önlediğini söylüyor.
Alıştırma
Geçmişteki gerçeğe aykırı durumu collapse sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: Without the emergency repairs, the bridge ____.
Cevabı göster
would have collapsed
All these stories show a very narrow application.
6:30Tüm bu hikayeler çok dar bir uygulamayı göstermektedir.
produce pesticides or are resistant against them.
6:37böcek ilacı üretiyor veya onlara karşı dirençli.
Scientists are working on GMOs that could improve our diet.
6:43Bilim insanları diyetimizi iyileştirebilecek GDO'lar üzerinde çalışıyor.
Plants that produce more or different nutrients,
6:46Daha fazla veya farklı besinler üreten bitkiler,
like fruit with higher antioxidant levels that help to fight diseases,
6:50hastalıklarla savaşmaya yardımcı olan daha yüksek antioksidan seviyelerine sahip meyveler gibi,
On a larger scale ile daha geniş bir düzeye geçiş
On a larger scale, tartışmanın küçük bir örnekten veya düzeyden daha geniş bir düzeye geçtiğini gösterir. Burada odak, tek tek ürünlerin geliştirilmesinden iklim ve tarım sistemlerine doğru genişler. Buradaki scale, fiziksel büyüklüğü, tartıyı veya harita ölçeğini değil, analiz ya da etkinin kapsamını ifade eder. Bu ifade, belirli bir noktanın daha geniş bir konuyla nasıl bağlantılı olduğunu izlemeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Bir rapor önce bir okul bahçesini anlatıyor, ardından tüm ülkenin gıda politikasına geçiyor. Bu kapsam değişimini en iyi hangi geçiş ifadesi gösterir?
- On a larger scale,
- At the same time,
- For example,
- In other words,
Cevabı göster
On a larger scale,
we're trying to engineer plants that are more resilient to climate change. Kalıp ifadeler
6:57iklim değişikliğine daha dayanıklı bitkiler tasarlamaya çalışıyoruz.
More resilient to: daha iyi dayanıp toparlanabilmek
More resilient to, bir zorluğa daha iyi dayanabilmek, uyum sağlamak ve toparlanmak ya da işlevini sürdürmek anlamına gelir. More, bu bitkileri daha az dayanıklı bitkilerle veya önceki sürümlerle karşılaştırır. Kalıp be + resilient to + stres kaynağı şeklindedir. Bu, hiç zarar görmemek anlamına gelmez; bitkiler iklim değişikliğinden yine etkilenebilir ancak etkileriyle daha başarılı biçimde başa çıkabilir.
Alıştırma
Plants that are more resilient to climate change ifadesinde more resilient to ne anlama gelir?
- İklim değişikliği yararlı olduğu için daha hızlı büyür.
- Diğer bitkilerden fiziksel olarak daha büyüktür.
- İklimle ilgili stresle daha etkili biçimde başa çıkabilir ve toparlanabilir.
- İklim değişikliğinden asla zarar görmeyeceği garantidir.
Cevabı göster
İklimle ilgili stresle daha etkili biçimde başa çıkabilir ve toparlanabilir.
Plants that can better adapt to erratic weather and adverse soil conditions, Kalıp ifadeler
7:00Düzensiz hava koşullarına ve olumsuz toprak şartlarına daha iyi uyum sağlayabilen bitkiler,
düzensiz havaya ve elverişsiz toprak koşullarına uyum sağlamak
Bu cümlede adapt to, koşullara göre değişmek veya onlarla başarılı biçimde başa çıkmak anlamına gelir. Better bir karşılaştırma belirtir: karşılaştırılan bitkiler bu parçada açıkça söylenmese bile bu bitkiler onlardan daha başarılı şekilde başa çıkabilir. Erratic weather, düzensiz ve öngörülemez biçimde değişen havadır; adverse soil conditions ise büyümeyi zorlaştıran elverişsiz toprak koşullarıdır. adapt to + koşul kalıbı, canlıların, insanların veya sistemlerin çevreleriyle nasıl başa çıktığını anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Bir çiftlik, öngörülemez biçimde değişen yağışla ve büyümeyi zorlaştıran toprakla karşı karşıyadır. Hangi cümle bu duruma uyar?
- The new variety can adapt erratic rainfall and adverse soil conditions.
- The new variety can adapt to erratic rainfall and adverse soil conditions.
- The new variety can adapt to adverse rainfall and erratic soil conditions.
Cevabı göster
The new variety can adapt to erratic rainfall and adverse soil conditions.
making them resistant to droughts or floods.
7:04onları kuraklığa veya sellere karşı dirençli hale getiriyor.
GMOs could also not only reduce agriculture's impact on the environment,
7:08GDO'lar sadece tarımın çevre üzerindeki etkisini azaltmakla kalmayıp,
Scientists are working on crops that can draw nitrogen from the air like microbes. Kelime
7:14Bilim insanları mikroplar gibi havadan nitrojen çekebilen ekinler üzerinde çalışıyor.
havadan azot elde etmek
Burada draw nitrogen from the air, havayı kaynak olarak kullanıp ondan azot elde etmek anlamına gelir. Draw, draw + kaynak madde + from + kaynak kalıbını izler; resim çizmek veya yalnızca bir nesneyi çekmek anlamına gelmez. Cümle, tarım ürünleri için bir araştırma hedefini anlatır. İfade, kaynağı ve elde edilen maddeyi belirtir ancak biyolojik süreci açıklamaz; like microbes, bu fikir için mikropların model alındığını gösterir.
Alıştırma
Parantezdeki maddeyi ve kaynağı kullanarak cümleyi draw X from Y kalıbıyla tamamlayın: Some emergency radios can ____. (power / a hand crank)
Cevabı göster
draw power from a hand crank
but its buildup pollutes the groundwater and speeds up climate change. Öbek fiiller
7:21ancak birikmesi yeraltı suyunu kirletir ve iklim değişikliğini hızlandırır.
speeds up: bir süreci hızlandırmak
Bu cümlede speeds up, “bir şeyin daha hızlı gerçekleşmesini sağlar” anlamına gelir. Özne its buildup, hızlandırılan süreç ise climate change ifadesidir; azotun fiziksel olarak daha hızlı hareket ettiği anlamına gelmez. Speed up, speeds up climate change örneğindeki gibi hızlandırılan süreci nesne alan geçişli bir fiil olarak kullanılabilir. The recovery sped up. örneğindeki gibi bir süreç kendisi hızlandığında nesnesiz de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle yeni bir aracın inceleme sürecini daha hızlı hâle getireceğini söylüyor?
- The new tool will speed up the review process.
- The new tool will slow down the review process.
- The new tool will put off the review process.
Cevabı göster
The new tool will speed up the review process.
Plants that collect their own nitrogen could fix two problems at once. Kalıp ifadeler
7:26Kendi nitrojenini toplayan bitkiler aynı anda iki sorunu birden çözebilir.
fix two problems at once: ikisini aynı anda çözmek
Burada fix two problems, “iki sorunu çözmek” anlamına gelir. Fix yalnızca bozuk bir nesneyi onarmak anlamına gelmez; bir soruna çözüm bulmak anlamında da kullanılır. Bu cümlede at once, aynı anda anlamına gelir. two problems ifadesinden sonra geldiği için tek bir yaklaşımın iki sorunu birlikte ele alabileceğini anlatır; sorunların hemen çözülmesi gerektiğini söylemez.
Alıştırma
“One plan could fix two problems at once,” cümlesinde at once ne anlama gelir?
- aynı anda
- hemen
- birbiri ardına
Cevabı göster
aynı anda
The overuse of fertilizers in the developed world,
7:30Gelişmiş dünyada gübrelerin aşırı kullanımı,
as well as the shortage of it in developing countries.
7:33yanı sıra gelişmekte olan ülkelerdeki eksikliği.
We could even modify plants to become super effective carbon collectors
7:36Hatta bitkileri süper etkili karbon toplayıcıları haline gelecek şekilde değiştirebiliriz
to mitigate and actually reverse climate change. Kalıp ifadeler
7:41iklim değişikliğini hafifletmek ve hatta tersine çevirmek için.
iklim değişikliğini hafifletmek ve gerçekten tersine çevirmek
to ile başlayan mastar yapısı, bitkileri daha iyi karbon toplayıcıları hâline getirmenin amaçlanan sonucunu belirtir. Mitigate climate change, iklim değişikliğinin şiddetini azaltmak veya zararlı etkilerini yavaşlatmak demektir; sorunu ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Reverse climate change daha güçlü bir hedeftir: değişimin yönünü tersine çevirmek veya bazı etkilerini geri almak. And actually, zararı sınırlamaktan onu tersine çevirmeye çalışmaya geçerek hedefin daha iddialı hâle geldiğini gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede sınırlı bir hedeften çok daha güçlü bir hedefe geçen ifadeyi seçin: The new method could ...
- prevent the damage and actually measure it
- reverse the damage and actually mitigate it
- mitigate the damage and actually reverse it
Cevabı göster
mitigate the damage and actually reverse it
tek sınırımız hayal gücümüz
Our imagination is the limit, düşünülebilecek fikirlerin veya kullanım alanlarının son derece geniş olduğunu anlatan mecazlı bir ifadedir. Yaratıcılığı odaklanmaya değer tek sınır gibi gösterir ve cümleye iyimser, iddialı bir ton verir. Bu ifade bilinçli bir abartıdır: gerçek dünyadaki her sınırlamayı sıralamak yerine potansiyeli vurgular.
Alıştırma
Anlamı değerlendirin: Birisi "Our imagination is the limit," dediğinde hiçbir pratik sınır olmadığına dair gerçek anlamda garanti vermektedir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
The world eats 11 million pounds of food every day.
7:53Dünya her gün 11 milyon pound yiyecek tüketiyor.
A UN estimate suggests we'll need 70% more by 2050. Anlatım akışı
7:57BM'nin bir tahmini, 2050 yılına kadar %70 daha fazlasına ihtiyacımız olacağını öne sürüyor.
A UN estimate suggests: kaynak belirtme ve belirsizlik
Cümle önce “A UN estimate” kaynağını verir, ardından gelen öngörüyü çerçevelemek için aktarım fiili “suggests”i kullanır. Böylece bilgi, konuşanın dayanaksız kişisel iddiası olarak değil, bir tahminin desteklediği çıkarım olarak sunulur. Burada “suggests”, “bir şeyin muhtemel olduğunu gösterir” demektir; “önerir” anlamında değildir. kaynak + suggests + yan cümle kalıbı, kanıtı aktarırken kesinlik derecesini temkinli tutar.
Alıştırma
Belirsiz bir öngörüyü bir kaynağa en uygun biçimde dayandıran cümle hangisidir?
- A UN estimate proves food demand will rise by 2050.
- A UN report recommends increasing food production by 2050.
- Food demand will definitely rise by 2050.
- A UN estimate suggests food demand will rise by 2050.
Cevabı göster
A UN estimate suggests food demand will rise by 2050.
We could grow that food by clearing more and more forests to create fields and pastures,
8:02Tarlalar ve meralar oluşturmak için giderek daha fazla ormanı temizleyerek bu yiyeceği yetiştirebiliriz,
Or we find a way to do it on the land we've got right now
8:08Ya da bunu şu anda sahip olduğumuz topraklarda yapmanın bir yolunu buluruz
Intensifying farming instead of expanding it Dilbilgisi
8:14Tarımı genişletmek yerine yoğunlaştırmak
means GMOs could become the new organic.
8:17GDO'ların yeni organik haline gelebileceği anlamına gelir.
instead of expanding it: instead of + -ing yapısı
Instead of, seçilmeyen eylemi belirtir. Bu cümlede tarımı yoğunlaştırmak, expanding it eyleminin alternatifi olarak sunulur. it, farming sözcüğüne gönderme yapar; expanding ise tarım için kullanılan araziyi artırmak anlamındadır. Of bir edattır, bu nedenle ardından gelen fiil normalde -ing biçimini alır: instead of expanding denir, instead of expand denmez. Buradaki karşıtlık, üretimi artırmanın farklı yollarıyla ilgilidir; tarımın gelişmesini durdurmakla ilgili değildir.
Alıştırma
Instead of sonrasında expand fiilinin doğru -ing biçimini kullanın: We should improve yields instead of ____ farmland.
Cevabı göster
expanding
Özetleme işareti olarak In a nutshell
In a nutshell, dinleyiciye ana fikrin çok kısa bir ifadesinin geleceğini bildirir. Burada daha uzun bir açıklamayı bitirip temel sonucu sunar. Bu ifade bir söylem belirtecidir: gerçek bir yemiş kabuğunu anlatmak yerine bilgiyi düzenler. Kısa bir özetten önce, çoğunlukla cümlenin başında kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi nutshell içeren üç sözcüklü özetleme ifadesiyle tamamlayın: ____, the cheaper plan will take more time.
Cevabı göster
In a nutshell
but to also dampen the effects of our own irresponsible behavior. Kalıp ifadeler
8:26aynı zamanda kendi sorumsuz davranışlarımızın etkilerini hafifletme potansiyeline de sahip.
Olası ama kesin olmayan sonuçlar için have the potential to
Have the potential to, bir kişinin ya da şeyin bir sonuç üretme kapasitesine veya olasılığına sahip olduğunu belirtir. Bu sonucu gerçekleşmesi mümkün fakat garanti olmayan bir durum olarak sunar; burada iki etki, kanıtlanmış gerçekler değil, gelecekte ortaya çıkabilecek sonuçlardır. Kalıp subject + have/has the potential to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Çoğul öznede have, üçüncü tekil şahıs öznede has kullanılır. Mastar yapı olası eylemi veya sonucu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle zaman tasarrufunu garanti olarak değil, gerçekçi bir olasılık olarak sunuyor?
- This new tool will definitely save time.
- This new tool has the potential to save time.
- This new tool saved time yesterday.
Cevabı göster
This new tool has the potential to save time.
not only ... but to also: paralel mastar yapıları
Not only ... but also, eş görevli iki düşünceyi bağlar ve ikisinin de geçerli olduğunu vurgular. Burada have the potential to iki eylemi başlatır: drastically change agriculture ve dampen the effects of irresponsible behavior. but to also içindeki tekrarlanan to, ikinci mastar yapısının başladığını açıkça gösterir. Başka biçimlerde also farklı bir yerde bulunabilir veya iki taraf tek bir to paylaşabilir; ancak bu biçimde eşleşme kolayca görülür. İki tarafı aynı yapıda tutun: to not only + fiil ... but to also + fiil.
Alıştırma
Paralel mastar yapılarını not only ... but to also ile tamamlayın: The new filter has the potential to ____ save energy, ____ reduce waste.
Cevabı göster
not only · but to also
dampen the effects of: azaltmak, ortadan kaldırmamak
Bu cümlede dampen the effects of, bir şeyin sonuçlarını daha az güçlü ya da daha az ciddi hâle getirmek demektir. Tamamen ortadan kaldırmayı değil, hafifletmeyi anlatır. Dampen sözcüğü gerçek anlamıyla bir şeyi biraz nemlendirmek olabilir; ancak effects ile kullanıldığında şiddeti azaltmak şeklinde mecaz bir anlam taşır. of'tan sonraki isim öbeği, etkilere neyin yol açtığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, ağaçların sıcağın zararını azalttığını ama sıcağın yok olduğunu iddia etmediğini söyler?
- The trees may eliminate extreme heat from the entire city.
- The trees may measure the effects of extreme heat on the playground.
- The trees may dampen the effects of extreme heat on the playground.
Cevabı göster
The trees may dampen the effects of extreme heat on the playground.
Mecaz olarak “most powerful weapon to save our biosphere”
Bu cümlede weapon mecazdır. GDO'lar gerçek bir silah olarak değil, biyosferi korumanın özellikle güçlü bir yolu olarak sunulur. Savaş çağrışımlı imge, çevreye verilen zararı acil bir mücadele gibi gösterir ve teknolojiye güçlü, etkin bir rol yükler. Could, iddianın kesin değil olası olduğunu korurken most powerful karşılaştırmayı iddialı hâle getirir. Bu tür mecazlar, önerilen bir çözümü güçlü ve gerekli göstermek için konuşmalarda ve ikna edici metinlerde sık kullanılır; ancak mecazın kendisi çözümün risksiz olduğunu veya denetime gerek duymadığını kanıtlamaz.
Alıştırma
“GMOs could be our most powerful weapon to save our biosphere” cümlesinde weapon ne anlama gelir?
- GDO'ların hiçbir risk taşımadığının garantisi
- Herkesin GDO kullanmasını zorunlu kılan bir yasa
- Biyosferi korumanın güçlü bir yolu
- Birine saldırmak için kullanılan gerçek bir nesne
Cevabı göster
Biyosferi korumanın güçlü bir yolu
which would be impossible without viewer support on patreon.com.
8:42ki bu patreon.com'daki izleyici desteği olmadan imkansız olurdu.
If you'd like to support carefully researched content made with love,
8:46Özenle araştırılmış ve sevgiyle hazırlanmış içerikleri desteklemek isterseniz,
If you want to learn more about genetic modification,
8:53Genetik modifikasyon hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz,
we have more videos explaining the opportunities and risks of the technology
8:55teknolojinin fırsatlarını ve risklerini
and how it could impact our future.
8:59ve geleceğimizi nasıl etkileyebileceğini açıklayan başka videolarımız da var.