MİKROSKOBİK AĞIR ÇEKİMDE Denizanası Sokması - Smarter Every Day 120: İngilizce çalışma notları

SmarterEveryDay

Öğrenme zorluğu
1.102 kelime 233 kel/dk

Video özeti: James Cook Üniversitesindeki hızlı kamera, mikroskobik nematosistin basınçlı hortum gibi açılıp zehir enjekte etmesini ve araştırmacılara yeni ayrıntılar göstermesini kaydediyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyindeki venom ile hayvanın enjekte ettiği zehri, genel eş anlamlı olmayan poison sözcüğünden ayırın. 2. Deyimler ve Mecazlı İfadelerdeki blew me away sözünü, rüzgârın uçurması değil, güçlü şaşkınlık veya hayranlık olarak anlayın. 3. Dilbilgisi ve Cümle Kalıplarındaki Not only do you get to ile but we physically put you yapısıyla daha güçlü ikinci yarar ekleyin ve cümle başındaki Not only sonrasında devrik yapı kurun.

Bu derste

Hey, it's me Destin and welcome back to Smarter Every Day.

0:00

Hey, ben Destin ve Smarter Every Day'e tekrar hoş geldiniz.

If you've ever been stung by a jellyfish, Dilbilgisi

0:02

Eğer hiç bir denizanası tarafından sokulduysanız,

you know that it's awful. Let me show you.

0:04

bunun ne kadar korkunç olduğunu bilirsiniz. Size göstereyim.

Dilbilgisi

Ortak deneyim için If you've ever ... you know that yapısı

If you've ever + geçmiş zaman ortacı, şimdiye kadarki bir yaşam deneyimine dayanan koşul kurar. Örnekteki have been stung, edilgen present perfect yapısıdır: kişi sokulan taraftır ve olayın tam zamanı belirtilmez. Burada ever, “şimdiye kadarki herhangi bir zamanda” demektir; “sonsuza kadar” anlamına gelmez. you know that, ardından gelen değerlendirmeyi bu deneyimi yaşayan kişilerin doğrulayabileceği bir şey olarak sunar. İki bölüm birlikte kullanıldığında dinleyiciyi kendi deneyimini hatırlamaya çağırır ve değerlendirmeyi yalnızca konuşanın iddiası değil, paylaşılan bir duygu gibi gösterir.

Alıştırma

Ortak deneyime dayanan başlangıcı dersteki iki parçalı kalıbın aynısıyla tamamlayın: ____ missed the school bus, ____ the morning can get stressful.

Cevabı göster

If you've ever · you know that

So, there's two ways that an animal can harm a human chemically, right? Kelime

0:07

Bir hayvanın bir insana kimyasal olarak zarar verebilmesinin iki yolu vardır, değil mi?

Kelime

Gündelik konuşmada there's two ways

Gündelik konuşmada bazı kişiler, there's two ways örneğinde olduğu gibi, kalıplaşmış there's kısaltmasını çoğul bir isimden önce kullanır. 's, is anlamına gelse de isim çoğul kalır; kendiliğinden gelişen konuşmalarda bu yapının sayı uyumu çoğu zaman gevşetilir. Düzenlenmiş yazılarda ve özenli resmî konuşmada there are two ways kullanın. there's + çoğul yapısını, çoğul isimlerle tekil fiillerin genel olarak kullanılmasına izin veren bir kural değil, tanınması gereken yaygın bir konuşma kalıbı olarak değerlendirin.

Alıştırma

Resmî bir rapor için en uygun cümle hangisidir?

  1. There's two ways to reduce water use.
  2. There are two ways to reduce water use.
  3. There is two ways to reduce water use.
Cevabı göster

There are two ways to reduce water use.

The first one is poison.

0:11

Birincisi zehirdir (poison).

We know what that is.

0:12

Bunun ne olduğunu biliyoruz.

Like, if I were to eat this jellyfish and it was poisonous and I were to get sick, Dilbilgisi

0:13

Mesela, bu denizanasını yeseydim ve zehirli olsaydı ve hastalansaydım,

Dilbilgisi

Varsayımsal bir koşul kuran if I were to

if + özne + were to + fiilin yalın hâli yapısı, hayalî bir koşul kurar. Buradaki “were”, eylemi geçmiş zamana yerleştirmez; eylemi gerçeklikten uzaklaştırır. Bu yapı, dinleyeni belirsiz veya gerçekleşme olasılığı düşük bir eylemin sonucunu düşünmeye yöneltir. Sonuç bölümü, bu koşulda ne olacağını göstermek için sık sık would, could veya might kullanır.

Alıştırma

Dersin yapısını kullanarak temkinli varsayımı tamamlayın: ____ delay the launch, how would it affect our customers?

Cevabı göster

If we were to

it's because it is a poisonous animal, right?

0:16

bu onun zehirli bir hayvan olmasındandır, değil mi?

Now, venom is different. Kelime

0:19

Ancak, enjekte edilen zehir (venom) farklıdır.

Venom is injected into your body.

0:20

Bu zehir vücudunuza enjekte edilir.

Kelime

venom: bir hayvanın enjekte ettiği toksin

Venom, bir hayvanın genellikle ısırma, sokma veya diken yoluyla başka bir canlının vücuduna aktardığı zehirli bir maddedir. Örnekteki “is injected” bu aktarım yöntemini belirtir. Bu sözcük yalnızca toksinin zararlı olmasına değil, vücuda nasıl girdiğine odaklanır. Bu nedenle bir hayvan toksini vücuda enjekte ettiğinde kesin isim venom olur.

Alıştırma

Bir yılan bir doğa yürüyüşçüsünü ısırıp dişleriyle vücuduna toksin enjekte ediyor. En kesin isim hangisidir?

  1. poison
  2. İkisi de aynı derecede kesin
  3. venom
Cevabı göster

venom

So, it's kind of like these hypodermic needles. Kalıp ifadeler

0:22

Yani, bu hipodermik iğneler gibi bir şey.

Kalıp ifadeler

Yaklaşık bir benzetme için kind of like kullanımı

kind of like ifadesinde kind of karşılaştırmayı yumuşatır: iki şey yararlı bir açıdan benzerdir, ancak tamamen aynı değildir. Burada yapılar, her ikisi de delip bir madde aktarabildiği için deri altı iğnelerine benzetiliyor. Kalıp kind of like + isim veya isim öbeğidir. Bu kullanımda kind of, “bir tür” anlamına gelmez; kind of like ifadesinin tamamı yaklaşık bir benzetme başlatır.

Alıştırma

kind ile başlayıp like ile biten üç kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: From far away, the satellite is ____ a bright star.

Cevabı göster

kind of like

If you fill them up with venom and then you were to take that and inject that into your arm,

0:24

İçlerini zehirle doldursanız ve sonra bunu alıp kolunuza enjekte etseniz,

that would be a venomous way of causing pain to your body, right?

0:29

bu vücudunuza acı vermenin zehirli bir yolu olurdu, değil mi?

So, wouldn't it be crazy if there was like hypodermic needles built into their tentacles and they could just stab you with them as soon as they rubbed up against you Anlatım akışı

0:32

Peki, dokunaçlarına hipodermik iğneler yerleştirilmiş olsa ve size sürtündükleri anda sizi bunlarla bıçaklayabilselerdi bu çılgınca olmaz mıydı?

because that's exactly what happens.

0:40

Çünkü tam olarak olan şey bu.

Anlatım akışı

wouldn't it be crazy if ... because that's exactly what happens: giriş ve gerçeği açıklama

Cümle önce wouldn't it be crazy if ...? diye sorar. Bu olumsuz soru, hayal edilen bir durumu şaşırtıcı olarak sunar ve dinleyiciyi bu durumu gözünde canlandırmaya davet eder; konuşmacının durumun imkânsız olduğunu düşündüğü anlamına gelmez. Sondaki because that's exactly what happens, hayal edilen görüntüyü gerçek açıklamaya dönüştürür. Bu kalıp bilgiyi önce şaşırtıcı bir hayalî durum, ardından gerçeğin açıklanması şeklinde düzenler; merak yaratır ve sonucu akılda kalıcı hâle getirir.

Alıştırma

Bu yeni örnekte yapı ne yapıyor? "Wouldn't it be amazing if trees could send warning messages to each other? That's exactly what some trees do."

  1. Şaşırtıcı bir olasılık sunar ve ardından bunun gerçek olduğunu açıklar.
  2. Olasılığı imkânsız ve tartışmaya değmez bularak reddeder.
  3. Bir iddiada bulunmadan önce izin ister.
Cevabı göster

Şaşırtıcı bir olasılık sunar ve ardından bunun gerçek olduğunu açıklar.

Jellyfish tentacles have organelles in them called nematocysts. Kelime

0:42

Denizanası dokunaçlarında nematokist adı verilen organeller bulunur.

Kelime

nematocysts: mikroskobik yakıcı kapsüller

Nematocysts, nematocyst sözcüğünün çoğuludur. Nematocyst, özelleşmiş bir yakıcı hücrenin içinde bulunan, kapsül biçiminde çok küçük bir organeldir. İpliğe benzeyen bir tüpü çok hızlı fırlatabilir ve çoğu zaman zehrin aktarılmasına yardım eder. Bu cümlede sözcük, dokunaçlarda bulunan mikroskobik yakıcı yapıları adlandırır. Dokunacın tamamı ya da zehrin kendisi anlamına gelmez.

Alıştırma

Biyolojik bir açıklamada nematocyst nedir?

  1. Yakıcı bir yapı tarafından depolanan veya aktarılan zehir
  2. Denizanasının tüm dokunacı
  3. İpliğe benzeyen bir tüpü hızla fırlatabilen, kapsül biçiminde çok küçük bir organel
Cevabı göster

İpliğe benzeyen bir tüpü hızla fırlatabilen, kapsül biçiminde çok küçük bir organel

They're like little hypodermic needles.

0:46

Bunlar küçük hipodermik iğnelere benzerler.

And when you're swimming and those hypodermic needles brush up against your body, Öbek fiiller

0:49

Ve siz yüzerken o hipodermik iğneler vücudunuza sürtündüğünde,

Öbek fiiller

brush up against: hafif ve kısa temas

Brush up against, genellikle yanından geçerken bir kişiye ya da nesneye hafifçe ve kısa süreli olarak dokunmak demektir. Bu cümlede dokunacın küçük yakıcı yapılarının yüzücünün vücuduna yalnızca hafifçe temas etmesi yeterlidir. Yapı brush up against + kişi ya da nesne biçimindedir. Buradaki up yukarı doğru hareketi anlatmaz; öbek fiilin bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi, brush ile kurulan ve “yanından geçerken hafifçe dokunmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: In the narrow hallway, my sleeve ____ the wall.

Cevabı göster

brushed up against

they stab into you and inject venom.

0:53

vücudunuza saplanır ve zehir enjekte ederler.

It's insane.

0:56

Bu delice.

People have never seen these because they're so small,

0:57

İnsanlar bunları hiç görmediler çünkü o kadar küçükler ki,

you have to have a microscope

1:00

bir mikroskoba ihtiyacınız var

and they're so fast that you have to use a high-speed camera. Dilbilgisi

1:01

ve o kadar hızlılar ki yüksek hızlı bir kamera kullanmalısınız.

Dilbilgisi

so fast that: so + sıfat + that sonuç yapısı

Burada so, fast sıfatını niteler ve bir sonuç ortaya koyar: hız, yüksek hızlı kamera kullanmayı gerektirecek kadar fazladır. Yapı so + sıfat/zarf + that + sonuç cümleciği şeklindedir. That ile başlayan cümlecik, bir eylemin amacını değil, bu derecenin sonucunu belirtir. Bu yapıyla çok güçlü bir özelliği, onun yüzünden gerçekleşen sonuca bağlayabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi so ... that sonuç yapısını oluşturan iki sözcükle tamamlayın: The suitcase was ____ heavy ____ I could not lift it.

Cevabı göster

so · that

So, now that we've rounded these two things up, Dilbilgisi

1:04

Yani, şimdi bu iki şeyi bir araya getirdiğimize göre,

Dilbilgisi

now that: yeni bir gerçekten sonraki adıma geçmek

now that yapısında that, gerçekleşmiş veya artık kesinleşmiş bir durumu anlatan cümleciği başlatır. Konuşan kişi bu gerçeği, ardından gelecek şeyin nedeni veya başlangıç noktası olarak kullanır. Burada iki şey bir araya getirilmiştir; bu nedenle ifade, açıklamayı bir sonraki adıma taşır. Başka bağlamlarda now that + cümlecik, yalnızca “şu anda” değil, “bu artık doğru olduğuna göre” anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “bu artık doğru olduğu için” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: You've learned the rules. ____ you understand them, let's start the game.

Cevabı göster

Now that

where do we find our jellyfish?

1:06

denizanasımızı nerede bulacağız?

Check it out.

1:07

Şuna bir bakın.

I'm at James Cook University in Australia in Cairns.

1:08

Avustralya'da Cairns'deki James Cook Üniversitesi'ndeyim.

And here's the deal. Kalıp ifadeler

1:11

Ve durum şu.

Kalıp ifadeler

Here's the deal: önemli bilgiyi sunmak

“Here's the deal”, “önemli durum ya da plan şu” anlamına gelen bir konuşma yönlendirme ifadesidir. Dinleyene, konuşmacının birazdan temel gerçekleri, düzenlemeleri veya koşulları açıklayacağını bildirir. Burada deal, ticari bir işlem anlamına gelmez. İfadenin tamamı gerçek bir anlaşmayı adlandırmak yerine, ardından gelecek bilgileri düzenler.

Alıştırma

“Önemli durum şu” anlamına gelen kalıplaşmış konuşma girişini tamamlayın: Here's the ____: we have ten minutes, so let's begin.

Cevabı göster

deal

I've got the doctor here that's the world expert in animal venom.

1:12

Hayvan zehri konusunda dünya çapında uzman olan doktor yanımda.

It's pretty cool.

1:15

Bu çok havalı.

Let's go check it out.

1:16

Gidip bir bakalım.

His name is Dr. Jamie Seymour.

1:17

Adı Dr. Jamie Seymour.

So, we have a high-speed camera here

1:18

Yani burada yüksek hızlı bir kameramız var

and we're running HD-SDI video out

1:21

ve HD-SDI video çıkışı alıyoruz

and then Richard is recording it real-time

1:24

ardından Richard bunu gerçek zamanlı olarak kaydediyor

and then Dr. Seymour here is going to try to trigger a nematocyst, correct?

1:26

ve Dr. Seymour da bir nematokisti tetiklemeye çalışacak, doğru mu?

Correct.

1:30

Doğru.

And then once you trigger Dilbilgisi

1:31

Ve siz onu tetikledikten sonra

it, we're going to try to catch it on high-speed.

1:32

biz de onu yüksek hızda yakalamaya çalışacağız.

Dilbilgisi

Gelecekteki bir sıra için once + simple present

Bu cümlede once, once you trigger it zaman yan cümlesini başlatır. Önce tetikleme eyleminin gerçekleşmesi gerekir; bundan sonra planlanan çekim denemesi yapılabilir. Once gelecekteki bir sıralamayı anlatırken, bağlı olduğu yan cümlede normalde will değil simple present kullanılır: Once you trigger it, we're going to try.... Ana cümlede yine gelecek zaman biçimi kullanılabilir. Bu yapı, bir plan veya süreçteki adımları açıkça sıralar.

Alıştırma

Düğmeye basmanın önce gerçekleştiği planlanmış bir gelecek sırasını hangi cümle doğal biçimde anlatır?

  1. Once you pressed the button, the timer will start.
  2. Once you press the button, the timer will start.
  3. Once you will press the button, the timer will start.
Cevabı göster

Once you press the button, the timer will start.

If you look at an anemone,

1:34

Bir deniz şakayığına bakarsanız,

we've just taken this out of an anemone

1:35

bunu az önce bir deniz şakayığından çıkardık

and if you poke it in the side

1:36

ve eğer yanından dürtterseniz

So, this isn't a jellyfish.

1:38

Yani, bu bir denizanası değil.

It's related to jellyfish.

1:39

Denizanası ile akraba.

Close enough. Ton ve niyet

1:41

Yeterince yakın.

Ton ve niyet

Bir yaklaşımı kabul etmek için Close enough.

Burada Close enough., “tam olarak doğru değil ama şu anki amaç için yeterince doğru” anlamına gelir. Konuşan kişi küçük farkı kabul eder ve devam eder. Buradaki close, fiziksel mesafeyi değil, doğruluk veya sınıflandırma açısından yakınlığı anlatır. Kalan fark önemli olmadığında yaklaşık bir cevabı, tahmini veya karşılaştırmayı kabul etmek için bu ifadeyi kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Arkadaşınız yolculuğun 31 dakika süreceğini tahmin ediyor, sizin tahmininiz ise 30 dakika. Bu küçük farkı rahatça kabul eden yanıt hangisidir?

  1. Exactly the same.
  2. Not even close.
  3. Close enough.
Cevabı göster

Close enough.

Okay.

1:41

Tamam.

I told everybody wrong.

1:42

Herkese yanlış söyledim.

I said we're going to look at a jellyfish stings you.

1:43

Bir denizanasının sizi nasıl soktuğuna bakacağız demiştim.

It's the same thing.

1:44

Aynı şey.

It's the same process.

1:45

Aynı süreç.

Oh, is it?

1:46

Oh, öyle mi?

That's like saying, okay, Anlatım akışı

1:47

Bu şunun gibi bir şey, tamam,

we're going to work out how a bullet works today. Öbek fiiller

1:48

bugün bir merminin nasıl çalıştığını çözeceğiz.

Öbek fiiller

work out how: bir şeyin nasıl çalıştığını çözmek

Burada work out how, “düşünerek, inceleyerek, gözlemleyerek veya deneyerek bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak” demektir. Odak noktası bir açıklamaya ulaşmaktır; egzersiz yapmak değildir. Yapı work out how + özne + fiil şeklindedir; work out how a bullet works bunun bir örneğidir. Bir mekanizmayı, sorunu veya süreci araştırırken yeniden kullanılabilir. Bu cümle anlama hedefini belirtir; tek başına gerçek bir deney yapılacağını söylemez.

Alıştırma

Hangi cümlede work out, “araştırarak çözmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. I work out at the gym after school.
  2. The plan worked out better than expected.
  3. We need to work out how this app stores your photos.
Cevabı göster

We need to work out how this app stores your photos.

Here's an AK-47

1:50

İşte bir AK-47

and then if I walk in with a Glock,

1:51

ve sonra içeri bir Glock ile girersem,

it's the same process.

1:52

süreç aynıdır.

Anlatım akışı

Benzetme başlatan That's like saying,

That's like saying, dinleyiciye birazdan bir benzetme yapılacağını bildirir. Konuşan kişi ortak mantığı veya süreci daha görünür kılmak için kısa süreliğine asıl konudan ayrılıp daha tanıdık bir duruma geçer. Bu ifade, iki şeyin her açıdan aynı olduğunu iddia etmez. Yalnızca ifadenin ardından açıklanan özellik karşılaştırılmalıdır.

Alıştırma

Bir kuralı aynı mantığı izleyen farklı bir durumla karşılaştırarak açıklamak istiyorsunuz. Bu benzetmeyi en iyi hangi başlangıç belirtir?

  1. For example,
  2. In other words,
  3. That's like saying,
Cevabı göster

That's like saying,

You are speaking my language, Deyimler

1:53

Benim dilimden konuşuyorsun,

Deyimler

speaking my language: tanıdık bir fikir üzerinden coşkulu onay

Bu cümlede speaking my language bir deyimdir. “Anladığım, sevdiğim veya güçlü biçimde katıldığım bir şeyden söz ediyorsun” anlamına gelir; yalnızca iki kişinin aynı doğal dili kullandığını anlatmaz. Konuşmacı bunu sıcak ve şakacı bir onay işareti olarak kullanır: diğer kişi, konuşmacının ilgi alanlarına ve düşünme biçimine uyan bir benzetme seçmiştir. Bu ifade, tanıdık bir şeyi anlamayı coşkulu bir onaya dönüştürür.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Let's order your favorite pizza.” diyor. Hangi yanıt coşkulu onayı en doğal şekilde gösterir?

  1. I can speak your language.
  2. We speak the same language.
  3. Now you're speaking my language!
Cevabı göster

Now you're speaking my language!

Australian man.

1:54

Avustralyalı adam.

There you go.

1:55

İşte böyle.

There you go.

1:56

İşte böyle.

So, we're still not exactly sure what causes the nematocyst to fire. Notlar

1:56

Nematokistin ateşlenmesine neyin sebep olduğundan hala tam olarak emin değiliz.

Dilbilgisi

causes ... to fire: cause + nesne + to-infinitive

Burada causes, bir nedeni ardından gelen eyleme bağlar. Kalıp cause + nesne + to-infinitive şeklindedir; dolayısıyla nesne olan the nematocyst, fire eylemini gerçekleştirir. Bir sonucu neyin meydana getirdiğini veya bir süreci neyin başlattığını belirtmek için bu kalıbı kullanın. Nesneden sonra fiilden önce to kalmalıdır: causes the nematocyst to fire denir, causes the nematocyst fire denmez.

Alıştırma

Cümleyi cause fiilinin doğru biçimi ve mastar işaretiyle tamamlayın: A faulty sensor can ____ the alarm ____ sound.

Cevabı göster

cause · to

Kelime

fire: “etkinleşip boşalmak” anlamı

Burada fire, “yanmak” anlamına gelmez. Bir nematosist için to fire, aniden etkinleşip yakıcı ipliğini dışarı fırlatmak demektir. Fire eylemini yapan nematosistin kendisidir. Bu teknik anlam, enerji, sinyal veya mermi salan şeyler için de kullanılır: bir silah fires, bir nöron fires veya bir aygıt fires. Bağlam, anlamın “etkinleşip boşalmak” olduğunu, “yanıyor olmak” olmadığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede fire, altyazıdakiyle aynı teknik anlamda kullanılmıştır?

  1. The airbag fired before the car hit the wall.
  2. The dry wood caught fire beside the tent.
  3. The company fired its accountant yesterday.
Cevabı göster

The airbag fired before the car hit the wall.

But what we do know is if we touch two leads from a 9-V battery to the tentacle itself, Dilbilgisi

2:00

Ancak bildiğimiz şu ki, 9 V'luk bir pilin iki ucunu dokunacın kendisine dokundurursak,

Dilbilgisi

what we do know is: vurgulu do ile kesinliği belirsizlikten ayırmak

what we do know is ifadesinde what we do know yan cümlesinin tamamı bir isim gibi çalışır ve kesin olarak bildiğimiz şey anlamına gelir. Bu yan cümle is fiilinin öznesidir; is sonrasındaki bölüm de bilinen gerçeği verir. Buradaki do, know fiilini vurgulayan bir yardımcı fiildir; yapmak anlamına gelmez. Bu kalıp, güvenilir bilgiyi hâlâ bilinmeyen bir şeyle karşılaştırır ve konuşmacının belirsizlikten kesin bir gerçeğe geçmesini sağlar.

Alıştırma

Vurgulu do içeren beş sözcüklü kalıpla tamamlayın: We still don't know why the sensor failed, but ____ that the backup system worked.

Cevabı göster

what we do know is

we can get some of them to randomly fire, Dilbilgisi

2:04

bazılarının rastgele ateşlenmesini sağlayabiliriz,

Dilbilgisi

get some of them to randomly fire ifadesinde get + nesne + to-infinitive

Burada get, elde etmek değil, bir şeyin olmasını sağlamak veya bir şekilde oldurmak anlamındadır. Kalıp get + nesne + to-infinitive şeklindedir: get some of them to fire. Some of them etkilenen nesnedir; to fire ise sonucu belirtir. Bu kalıp çoğu zaman bir koşulun, eylemin veya çabanın sonucu ortaya çıkardığını düşündürür. Randomly, ateşlenmenin nasıl olduğunu anlatır; get + nesne + to + fiil yapısını değiştirmez.

Alıştırma

get + nesne + to + fiil kalıbını kullanın. get fiilinin geçmiş zamanı ve parantezdeki sözcüklerle tamamlayın: After a few tries, I ____. (the printer / work)

Cevabı göster

got the printer to work

which allows us to record it with a Phantom high-speed camera.

2:06

bu da onu Phantom yüksek hızlı kamerayla kaydetmemizi sağlar.

Trigger.

2:09

Tetik.

There it goes.

2:10

İşte gidiyor.

Trigger.

2:10

Tetik.

Trigger.

2:11

Tetik.

How long have you been trying to capture that? Dilbilgisi

3:03

Bunu yakalamaya ne zamandır çalışıyorsunuz?

Dilbilgisi

Devam eden bir çaba için How long have you been trying ...?

How long süreyi sorar. Have you been trying, present perfect continuous yapısının soru biçimidir: have + özne + been + fiil-ing. Bu yapı, denemenin daha önce başlayan ve şu ana kadar devam eden bir çaba olduğunu gösterir. Cevaplarda genellikle for + süre veya since + başlangıç noktası kullanılır.

Alıştırma

Soruyu present perfect continuous ile tamamlayın: “How long ____ on this model?”

Cevabı göster

have you been working

Well, we've been doing it for a number of years,

3:06

Bunu yıllardır yapıyoruz,

but we've never had the camera technology to actually do it at this level before.

3:09

ancak bunu bu düzeyde gerçekten yapacak kamera teknolojisine daha önce hiç sahip olmamıştık.

The nematocyst, which is a cell organelle,

3:14

Nematokist, ki bu bir hücre organelidir,

so it's inside a cell,

3:16

yani bir hücrenin içindedir,

which is a ball with a wound up hypodermic needle in it. Kelime

3:18

içinde sarılı bir hipodermik iğne bulunan bir toptur.

Kelime

“Sarılmış” anlamındaki wound up

Burada wound up, bir şeyi sarmak, bükmek veya germek anlamındaki fiziksel wind up fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. İğnenin kürenin içinde sarılı durumda bulunduğunu anlatır. Fiil düzensizdir: wind /waɪnd/, wound /waʊnd/ biçimine dönüşür. a wound up hypodermic needle ifadesinde wound up, needle sözcüğünü tanımlayan bir ortaç niteleyicisidir. Düzenlenmiş yazılarda isimden önce gelen bu birleşik niteleyici genellikle wound-up olarak yazılır.

Alıştırma

Cümleyi wind up fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: “Before the toy started, its spring had been ____ tightly.”

Cevabı göster

wound up

And we saw it basically discharge. Kelime

3:21

Ve temel olarak deşarj olduğunu gördük.

Kelime

Geçişsiz teknik fiil olarak discharge

Burada discharge geçişsiz bir fiildir: öznenin kendisi aniden etkinleşir ve içinde bulunan şeyi serbest bırakır ya da dışarı fırlatır. Bu cümlede fiilden sonra doğrudan nesne gelmez. Ortaya çıkan sonuç mekanizmaya bağlıdır. Yakıcı bir kapsül söz konusu olduğunda discharge, içindeki ipliği fırlatmak; bir pil söz konusu olduğunda ise depolanmış elektrik enerjisini kaybetmek anlamına gelir. Teknik anlamı yakındaki özne ve bağlam belirler.

Alıştırma

Hangi cümlede discharge, örnektekiyle aynı geçişsiz teknik anlamda kullanılmıştır?

  1. The safety valve discharged when the pressure became too high.
  2. The officer discharged his duties carefully.
  3. The doctor discharged Maya from the hospital.
Cevabı göster

The safety valve discharged when the pressure became too high.

So, And the needle was not rigid necessarily.

3:23

Yani, iğne illa ki sert değildi.

That's correct.

3:25

Bu doğru.

Think of it like a garden hose with no pressure. Anlatım akışı

3:25

Bunu basınçsız bir bahçe hortumu gibi düşünün.

Anlatım akışı

Benzetme kalıbı olarak Think of it like ...

Think of it like, dinleyicinin bilmediği bir şeyi zihninde canlandırmasına veya anlamasına yardımcı olan bir karşılaştırma başlatır. Dinleyiciden like sonrasındaki tanıdık görüntüyü zihinsel bir model olarak kullanmasını isteyerek sonraki bilgiyi düzenler. Karşılaştırma, tam bir aynılığı değil, seçilmiş benzerlikleri vurgular. Burada bahçe hortumu, basınç eklendiğinde mekanizmanın nasıl değiştiğini gösteren bir modeldir; ifade, mekanizmanın gerçekten bir hortum olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Benzetme kalıbını örnekteki sözcüklerle tam olarak tamamlayın: ____ a library card that works at every branch.

Cevabı göster

Think of it like

And then when you apply pressure to it, Kalıp ifadeler

3:27

Ve sonra ona basınç uyguladığınızda,

the whole thing straightens out. Öbek fiiller

3:29

tamamı dümdüz olur.

Kalıp ifadeler

apply pressure to: fiziksel basınç veya mecaz baskı uygulamak

Apply pressure to + isim, bir şeye kuvvet uygulamak anlamına gelir. Burada nesneye gerçekten uygulanan fiziksel basıncı anlatır ve bu kuvvet nesnenin doğrulmasını sağlar. Aynı sözcük birleşimi mecaz anlamda da kullanılabilir: bir kişiye veya kuruma apply pressure etmek, onu harekete geçmeye ya da değişmeye zorlamak demektir. to sonrasındaki isim ve durum, basıncın fiziksel mi yoksa sosyal bir baskı mı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Güvenlik yönergesini apply ile başlayan üç sözcüklü hedef kalıpla tamamlayın: To slow the bleeding, ____ the wound with a clean cloth.

Cevabı göster

apply pressure to

Öbek fiiller

straightens out: doğrulmak

Burada straightens out, “doğrulur” veya “düzleşir” anlamındadır. Nesne başlangıçta eğri ya da kıvrılmıştır; uygulanan basınç bu kıvrımlı şeklin kaybolmasını sağlar. Bu öbek fiil, The hose straightens out örneğindeki gibi nesnesiz veya Straighten the wire out örneğindeki gibi nesneli kullanılabilir. Soyut isimlerle kullanıldığında “çözmek” ya da “açıklığa kavuşturmak” anlamına gelebilir; bu nedenle anlamı bağlam belirler.

Alıştırma

Hangi cümlede straighten out, videodakiyle aynı fiziksel anlamdadır?

  1. Let me straighten you out about what really happened.
  2. The garden hose straightened out when I pulled it gently.
  3. We met to straighten out the delivery problem.
Cevabı göster

The garden hose straightened out when I pulled it gently.

Got it.

3:31

Anladım.

So, what we saw there,

3:31

Yani, orada gördüğümüz şey,

it's the whole thing fired off.

3:32

tüm şeyin fırlatılmasıydı.

You got some sort of idea for how quick that was.

3:34

Bunun ne kadar hızlı olduğu hakkında bir fikriniz oldu.

Right.

3:36

Doğru.

But the thing that blew me away was the time lag from when the thing discharged to when we saw the venom. Notlar

3:36

Fakat beni asıl şaşkına çeviren şey, şeyin boşalmasından zehri görene kadar geçen gecikmeydi.

Deyimler

blew me away: beni hayrete düşürmek

blew me away, bir şeyin konuşanı çok şaşırttığını ve derinden etkilediğini anlatan gayriresmî bir deyimdir. blew, blow fiilinin geçmiş zaman biçimidir; away burada birinin gerçekten rüzgârla savrulduğunu anlatmaz, tepkinin gücünü artırır. Bu cümlede elektrik boşalması ile zehri gördüğümüz an arasındaki beklenmedik gecikme konuşanı güçlü biçimde etkilemiştir. İfade, bunun sıradan bir şaşkınlık değil, çarpıcı bir deneyim olduğunu vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede blew me away, konuşanın tepkisi hakkında ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi fiziksel olarak rüzgârla savruldu.
  2. Konuşan kişi çok şaşırdı ve derinden etkilendi.
  3. Konuşan kişi zamanı sakince ölçtü.
Cevabı göster

Konuşan kişi çok şaşırdı ve derinden etkilendi.

Kelime

time lag: zaman gecikmesi

time lag, birbiriyle ilişkili iki olay, sinyal veya eylem arasındaki ölçülebilir zaman aralığını anlatan bir isim tamlamasıdır. from when X happened to when Y happened yapısı bu aralığın iki uç noktasını belirtir. Bu cümlede time lag, elektrik boşalması ile zehri gördüğümüz an arasındaki aralığı belirtir. Odak, olaylar arasındaki zaman ilişkisindedir; deneyin veya cihazın genel olarak yavaş çalıştığı anlatılmaz.

Alıştırma

Birbiriyle ilişkili iki olay veya sinyal arasındaki ölçülebilir aralığı en iyi hangi ifade adlandırır?

  1. delay: genel bir gecikme veya geç gerçekleşme
  2. time lag: bağlantılı olaylar arasındaki zaman aralığı
  3. slowdown: hızda azalma
Cevabı göster

time lag: bağlantılı olaylar arasındaki zaman aralığı

Dilbilgisi

from when ... to when: olaylara dayalı zaman sınırları

From when ... to when ... iki when yan cümlesiyle bir zaman aralığının başlangıcını ve sonunu gösterir. Bu cümlede aralık, mekanizma ateşlendiğinde başlar ve zehir görünür olduğunda biter. Her when bir yan cümle başlatır; soru oluşturmaz. Başlangıç ve bitiş noktaları adlandırılmış saatler değil de olaylar olduğunda bu kalıp kullanışlıdır: from when A happens to when B happens.

Alıştırma

Cümleyi from when ... to when ikili yapısıyla tamamlayın: We measured the delay ____ the alarm sounded ____ the doors unlocked.

Cevabı göster

from when · to when

Yeah, it was like a third of a second.

3:42

Evet, saniyenin üçte biri gibi bir şeydi.

Yeah, we've never seen that before.

3:43

Evet, bunu daha önce hiç görmemiştik.

I mean, we've seen venom come out the end of these things.

3:45

Yani, bu şeylerin ucundan zehir çıktığını gördük.

Right.

3:47

Doğru.

We've never seen that delay,

3:47

O gecikmeyi hiç görmemiştik,

but we've never looked for it.

3:49

ama bunu hiç aramamıştık da.

You're digging this, aren't you? Notlar

3:50

Buna bayılıyorsun, değil mi?

Kelime

digging this: bir şeyi gündelik biçimde beğenmek

Burada digging, bir şeyden hoşlanmak, keyif almak veya ona karşı heyecan duymak anlamına gelir. You're digging this, diğer kişinin olanlardan heyecan duyuyor gibi göründüğünü belirtir; çukur kazmakla ilgisi yoktur. -ing biçimi bu hoşlanmayı o anki bir tepki olarak gösterir. Konuşan kişi, karşısındakinin keyif aldığını zaten belli bulduğu için bunu doğrulamasını ister.

Alıştırma

Bir konserde Maya, "I'm digging this song." diyor. Ne demek istiyor?

  1. Şarkıdan keyif alıyor.
  2. Şarkıyı yer altında arıyor.
  3. Şarkının durmasını istiyor.
Cevabı göster

Şarkıdan keyif alıyor.

Dilbilgisi

Onay isteyen soru eklentisi aren't you?

Olumlu You're digging this cümlesinden sonra gelen olumsuz aren't you? soru eklentisi, dinleyicinin aynı fikirde olup olmadığını kontrol eder. Konuşan kişi karşısındakinin bundan hoşlandığını zaten düşünür; bu yüzden sıfırdan bilgi istemek yerine onay bekler. Bu eklentiyi kurarken ana cümlenin yardımcı fiili ve öznesiyle eşleşme sağlanır: you are, aren't you biçimine dönüşür. Standart soru eklentilerinde olumlu bir ana cümleyi genellikle olumsuz bir eklenti izler.

Alıştırma

Standart soru eklentisini tamamlayın: You are enjoying the game, ____?

Cevabı göster

aren't you

Oh, this is cool.

3:51

Oh, bu çok havalı.

This is like real science.

3:52

Bu gerçek bilim gibi.

This is the sort of stuff I get up in the morning for. Deyimler

3:55

İşte ben sabahları bu tür şeyler için uyanıyorum.

Deyimler

get up in the morning for: sizi güçlü biçimde motive eden neden

get up in the morning for something yapısında something, güne başlamak istemenizi sağlayan nedendir. Buradaki ifade mecazlı ve vurguludur: Konuşan kişi bu tür bir deneyimin kendisini çok heyecanlandırdığını ve güçlü biçimde motive ettiğini söyler; yalnızca bir sabah rutininden söz etmez. Cümlede nesnesi daha önce verilen bir ilgi cümleciği kullanılır: the sort of stuff [that] I get up in the morning for. Sondaki for, I get up in the morning for this örneğindeki gibi, önceki the sort of stuff ifadesine gönderme yapar.

Alıştırma

Cümleyi “beni güçlü biçimde motive eder” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Protecting animals is what I ____.

Cevabı göster

get up in the morning for

Are you implying that I don't do real science? Ton ve niyet

3:56

Benim gerçek bilim yapmadığımı mı ima ediyorsun?

Ton ve niyet

Are you implying that...?: örtük bir mesajı sorgulamak

Are you implying that...? karşıdaki kişinin sözlerinin açıkça söylenmemiş bir mesaj taşıyıp taşımadığını sorar. Konuşan kişi sözlerin yalnızca kelime anlamını sormaz; olası örtük bir sonucu dile getirir ve karşısındakinden bunu doğrulamasını veya reddetmesini ister. Bu cümlede olası örtük mesaj, "benim yaptığım iş gerçek bilim değil"dir. Bu kalıp içten bir açıklama isteği olabilir, ancak çoğu zaman karşıdaki kişiyi sözlerinin ima ettiği anlamın sorumluluğunu almaya da zorlar.

Alıştırma

Sam, "Only outdoor experiments count as real research." diyor. Kapalı alanda yapılan araştırmanın gerçek araştırma olmadığı yönündeki örtük mesaja hangi yanıt karşı çıkar?

  1. Are you saying that the outdoor experiment starts now?
  2. Do you mean that the lab is closed today?
  3. Are you implying that indoor research isn't real research?
Cevabı göster

Are you implying that indoor research isn't real research?

Well, but no.

3:58

Şey, ama hayır.

You do the same thing.

4:00

Sen de aynı şeyi yapıyorsun.

There are times you get up in the morning,

4:01

Eminim sabahları kalktığın zamanlar oluyordur,

I'm sure,

4:02

eminim,

and you just go,

4:03

ve sadece şöyle diyorsundur,

I so want to go to work today because I'm going to find out something new. Notlar

4:04

Bugün işe gitmeyi çok istiyorum çünkü yeni bir şey keşfedeceğim.

Kelime

I so want to içindeki gündelik vurgu

Gündelik konuşmada so, isteği güçlendirmek için doğrudan want to ifadesinin önüne gelebilir: I so want to..., "I really, really want to..." anlamına gelir. Heyecan, sabırsız istek veya şakacı bir abartı gibi duygular ekler. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp, özne + so + want(s) to + fiilin yalın hâlidir. Burada konuşanın yeni bir şey keşfedebileceği için işe gitmeyi çok istediğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi gündelik ve vurgulu so + want to kalıbıyla tamamlayın: I ____ visit the new science museum this weekend.

Cevabı göster

so want to

Öbek fiiller

find out: bilmemekten bilmeye

Bu cümlede find out, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak anlamına gelir. Konuşan kişi, işte yapacağı gözlemin ona yeni bir bilgi sağlamasını bekliyor. Burada fiziksel bir nesneyi bulmak anlamına gelmez. Find out, bilmemekten bilmeye geçişe odaklanır. Yaygın yapılar find out + isim veya zamir, find out that + yan cümle ve find out who, what, why veya how + yan cümledir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “kontrol ederek cevabı öğrenmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We will look at the map to ____ which road to take.

Cevabı göster

find out

Right.

4:06

Doğru.

Isn't that why you do it? Ton ve niyet

4:07

Bu yüzden yapmıyor musun?

Ton ve niyet

Onay bekleyen “Isn't that why you do it?”

Bu, olumsuz biçimli bir evet-hayır sorusudur ancak burada tarafsız bir bilgi isteği değildir. Konuşan kişi, “bunu yapmanın nedeni bu” düşüncesini olası veya açık bir gerçek olarak sunar ve karşısındaki kişiyi bunu doğrulamaya davet eder. That, az önce belirtilen nedene gönderme yapar. Yes, exactly veya Right gibi bir cevap, olumlu düşünceyi kabul eder: neden gerçekten de budur.

Alıştırma

Diyaloğu okuyun: A: You don't want to lose your changes. Isn't that why you save your work so often? B: Yes, exactly. B ne demek istiyor?

  1. Çalışmayı sık sık kaydetmenin nedeni bu değildir.
  2. B soruyu anlamıyor.
  3. Çalışmayı sık sık kaydetmenin nedeni gerçekten budur.
Cevabı göster

Çalışmayı sık sık kaydetmenin nedeni gerçekten budur.

Right.

4:08

Doğru.

It is.

4:08

Öyle.

I mean, seriously,

4:09

Yani, cidden,

I I would do this stuff for free. Dilbilgisi

4:10

Ben bu işleri bedavaya yapardım.

Dilbilgisi

Bu tür şeyleri ücretsiz bile yapardım.

Burada would varsayımsal bir istekliliği anlatır: ücret olmasa bile konuşan kişi bu işi yapmayı yine de seçerdi. Cümle, işin şu anda ücretsiz yapıldığını bildirmez. would + fiilin yalın hâli kalıbı, birinin hayalî bir koşul altında ne yapmaya istekli olduğunu anlatır. For free “ücret almadan” demektir; bu nedenle cümlenin tamamı gerçek bir tutkuyu güçlü biçimde vurgular.

Alıştırma

Bu bağlamda “I would do this stuff for free” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Konuşan kişi o kadar heveslidir ki ücret almadan da bu işi yapardı.
  2. Konuşan kişi gelecekteki tüm işlerinin ücretsiz olacağına söz veriyor.
  3. Konuşan kişi işi ücret almadan zaten tamamladığını bildiriyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi o kadar heveslidir ki ücret almadan da bu işi yapardı.

Yeah.

4:11

Evet.

It's the joy of actually coming in and going,

4:12

Bu, aslında gelip şunu söylemenin sevinci,

I just saw something that nobody else in the world has ever seen before. Dilbilgisi

4:14

Dünyadaki hiç kimsenin daha önce görmediği bir şeyi yeni gördüm.

Dilbilgisi

dünyada başka hiç kimsenin daha önce görmediği

something that nobody else in the world has ever seen before ilgi cümleciğinde nobody else “başka hiç kimse” anlamına gelir; in the world ise karşılaştırma grubunu olabilecek en geniş düzeye, tüm dünyaya çıkarır. Has ever seen present perfect yapısındadır ve şimdiki zamandan önceki bütün süreye bakar. Ever ve before, “şimdiye kadarki herhangi bir zamanda” anlamını güçlendirir. İddia yalnızca şimdiki andan önceki deneyimle ilgilidir; gelecekte de hiç kimsenin bunu görmeyeceğini söylemez.

Alıştırma

Burada “nobody else in the world has ever seen before” ne anlama geliyor?

  1. Konuşma anından sonra başka hiç kimse bunu asla görmeyecektir.
  2. Dünyadaki herkes bunu zaten görmüştü.
  3. Konuşma anına kadar başka hiç kimse bunu görmemiştir.
Cevabı göster

Konuşma anına kadar başka hiç kimse bunu görmemiştir.

Kind of selfish. Ton ve niyet

4:18

Biraz bencilce.

Ton ve niyet

Kind of selfish.: kind of ile kendisi hakkındaki yargıyı yumuşatmak

“Kind of selfish.” konuşma diline özgü eksiltili bir parçadır; özne ve bağlayıcı fiil söylenmemiştir. Anlamı “(That is) kind of selfish.” ifadesine yakındır. Buradaki kind of, “biraz” anlamına gelir ve selfish sözcüğünün kesinliğini yumuşatır. Bu bağlamda konuşan kişi, kişisel bir başarı duygusundan hoşlandığı için kendisiyle hafifçe dalga geçiyor. Bu, genel olarak bencil olduğunu ciddi biçimde itiraf etmesi değildir; hafif ve kendinin farkında olan bir kabuldür.

Alıştırma

Konuşan kişi burada “Kind of selfish” diyerek ne demek istiyor?

  1. Bencilliğini ciddi biçimde itiraf ediyor.
  2. Başkalarına yardım etmekten hoşlanmadığını söylüyor.
  3. Kişisel memnuniyetini hafif ve yumuşatılmış bir şekilde kabul ediyor.
Cevabı göster

Kişisel memnuniyetini hafif ve yumuşatılmış bir şekilde kabul ediyor.

But then you can teach people about it.

4:21

Ama sonra bunu insanlara öğretebilirsiniz.

That's right.

4:23

Bu doğru.

Yeah.

4:23

Evet.

And that's I mean,

4:23

Ve bu, yani,

ah,

4:24

ah,

Look,

4:25

Bak,

I've got goosebumps all over me just from that sort of thing. Kalıp ifadeler

4:25

Sadece bu tür şeylerden bile tüylerim diken diken oluyor.

Kalıp ifadeler

I've got goosebumps: güçlü bir duygunun canlı fiziksel tepkisi

Goosebumps, ciltte ortaya çıkabilen küçük kabarık tümseklerdir. “I've got goosebumps” ifadesinde I've got, şu anda gerçekleşen bir fiziksel tepkiyi anlatır; çoğul isim goosebumps ise günlük hayatta kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Bu tepki soğuktan, korkudan, heyecandan, hayranlık duygusundan veya derinden etkilenmekten kaynaklanabilir. Burada “just from that sort of thing”, konuşan kişinin bilimsel keşiflere duyduğu heyecanı gösterir; bu nedenle ifade yalnızca bir duygunun adını vermek yerine heyecanı canlı biçimde anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede “I've got goosebumps” neyi anlatıyor?

  1. Konuşanın biraz aç olduğunu söylediği anlamına gelir.
  2. Konuşanın yanında birkaç kaz getirdiği anlamına gelir.
  3. Güçlü bir duygu veya sıcaklık nedeniyle oluşan fark edilir bir fiziksel tepkiyi anlatır.
Cevabı göster

Güçlü bir duygu veya sıcaklık nedeniyle oluşan fark edilir bir fiziksel tepkiyi anlatır.

It's just it's great.

4:27

Sadece harika.

It's exactly why I do this sort of stuff.

4:28

Bu tür şeyleri yapmamın tam da nedeni bu.

All right.

4:30

Pekala.

Well, thank you very much.

4:31

Şey, çok teşekkür ederim.

That's Dr. Seymour,

4:32

Bu Dr. Seymour,

venomologist.

4:33

zehir bilimci (venomologist).

Toxinologist.

4:35

Toksinolog (Toxinologist).

Toxinologist.

4:36

Toksinolog.

I'm never going to get it right.

4:38

Bunu asla doğru söyleyemeyeceğim.

So, from now on when you think about jellyfish,

4:40

Yani bundan sonra denizanalarını düşündüğünüzde,

I hope you don't think about just slimy tentacles dragging poison on your skin. Anlatım akışı

4:42

umarım sadece derinizde zehir sürükleyen sümüksü dokunaçlar düşünmezsiniz.

It's actually an organelle called a nematocyst containing venom that takes it and actually shoves it into your body and then injects the venom.

4:45

Aslında, zehri alan ve aslında vücudunuza sokup zehri enjekte eden nematokist adlı zehir içeren bir organeldir.

Anlatım akışı

I hope you don't think about just ... It's actually: basitleştirilmiş bir düşünceyi düzeltme

I hope you don't think about just ... ifadesi, konuşmacının düzeltmek istediği sınırlı bir düşünceyi nazikçe gündeme getirir. Burada just, yanlış düşünceyi dokunaçların zehri yalnızca derinin üzerinde sürüklediği görüntüsüyle sınırlar; dokunaçların önemsiz olduğunu anlatmaz. It's actually daha doğru mekanizmayı sunar. İki bölüm birlikte açıklamayı önce basitleştirilmiş düşünce, sonra düzeltme şeklinde düzenler. Bu yapı, dinleyicinin tam olarak hangi düşüncenin değiştirildiğini fark etmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeler bilgiyi nasıl bir düzende sunuyor?

  1. Aralarında seçim yapmadan eşit olasılıklı iki açıklama verirler.
  2. Ayrıntılı bir mekanizmadan kısa bir özete geçerler.
  3. Basitleştirilmiş bir düşünceyi sunup ardından daha doğru bir açıklamayla değiştirirler.
Cevabı göster

Basitleştirilmiş bir düşünceyi sunup ardından daha doğru bir açıklamayla değiştirirler.

I'm just kidding.

4:54

Sadece şaka yapıyorum.

I didn't actually squirt that in me.

4:54

Bunu gerçekten içime fışkırtmadım.

But, that's pretty intense.

4:56

Ama, bu oldukça yoğun.

I hope I didn't ruin the beach for you. Ton ve niyet

4:58

Umarım plajı sizin için mahvetmemişimdir.

Ton ve niyet

I hope I didn't ruin the beach for you: mizahi bir ilgi gösterme

Ruin the beach for you, plaja fiziksel olarak zarar vermek anlamına gelmez. Canlı biçimde anlatılan bilgiler denizanalarını korkutucu gösterebileceği için dinleyicinin plaja gitme düşüncesinden eskisi kadar hoşlanmaması anlamına gelir. I hope I didn't ... biçim olarak bir özre benzer, ancak burada şakacı ve abartılıdır. Konuşmacı, yoğun bir bilimsel açıklamayı mizahla bitirirken izleyicinin duygularını önemsediğini gösterir.

Alıştırma

Kamp yapmanın hoş olmayan bir yönünü anlattıktan sonra biri “I hope I didn't ruin camping for you.” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Umarım gelecekteki bütün kamp gezilerini iptal edersin.
  2. Umarım anlattıklarım kamp yapmayı senin için daha az keyifli hâle getirmemiştir.
  3. Umarım kamp alanına fiziksel olarak zarar vermemişimdir.
Cevabı göster

Umarım anlattıklarım kamp yapmayı senin için daha az keyifli hâle getirmemiştir.

The people at James Cook University asked me if I would inform you that they are looking for undergrad and grad students. Notlar

4:59

James Cook Üniversitesi'ndeki yetkililer, lisans ve lisansüstü öğrencileri aradıklarını size bildirmemi rica ettiler.

Dilbilgisi

asked me if I would inform you that: nazik bir ricayı aktarmak

Burada asked me if I would inform you, nazik bir ricayı dolaylı olarak aktarır: üniversitedeki kişiler konuşmacının bilgiyi dinleyicilere iletmesini istemiştir. if yan cümlesi, bunu yapmaya istekli olup olmadığını dolaylı biçimde sorar; buradaki if bir koşul bildirmez. Yapı ask + kişi + if/whether + aynı kişi + would + fiil şeklindedir. inform fiilinden sonra bilgi verilen kişi, ardından iletinin içeriğini veren that yan cümlesi gelir: inform you that they are looking.... Bu resmî ifade, ricayı doğrudan bir emirden daha yumuşak yapar.

Alıştırma

Hangi cümle, bir mesajı iletme ricasını nazikçe aktarır?

  1. The organizers informed me that the schedule had changed.
  2. The organizers asked me if I would inform everyone that the schedule had changed.
  3. The organizers asked me whether the schedule had changed.
Cevabı göster

The organizers asked me if I would inform everyone that the schedule had changed.

Kültür

undergrad and grad students: iki üniversite öğrenim düzeyi

Undergrad, undergraduate sözcüğünün gündelik kısaltmasıdır ve genellikle ilk üniversite derecesi olan lisans derecesi için okuyan öğrenciyi belirtir. Grad student ise graduate student ifadesinin kısaltmasıdır ve yüksek lisans veya doktora öğrencisini belirtir. Dolayısıyla undergrad and grad students her iki düzeyi de kapsar. Kuzey Amerika kampüs İngilizcesinde grad student, yalnızca mezun olmak üzere olan öğrenci anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir üniversite fırsatı hem lisans öğrencilerine hem de yüksek lisans veya doktora öğrencilerine açıktır. Bunu hangi ifade doğru biçimde belirtir?

  1. grad students
  2. undergrad and grad students
  3. students about to graduate
Cevabı göster

undergrad and grad students

They need people to help them figure out how to solve the box jellyfish venom mystery. Öbek fiiller

5:05

Kutu denizanası zehri gizemini nasıl çözeceklerini bulmalarına yardım edecek insanlara ihtiyaçları var.

Öbek fiiller

figure out: düşünerek bir yanıta ulaşmak

Bu cümlede figure out, düşünerek, araştırarak veya farklı yöntemler deneyerek bir şeyi anlamak ya da bir sorunu çözmek demektir. Burada insanlara, kutu denizanası zehriyle ilgili henüz yanıtlanmamış bilimsel bir soruyu çözmeleri için ihtiyaç duyuluyor. Bu ifade, bir yanıta ulaşma sürecini vurgular. Bilginin nasıl elde edildiğini göstermeden yalnızca o bilgiye sahip olma durumunu anlatan know fiilinden daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi cümle figure out ifadesini bir sorunu çözme süreci olarak en iyi gösterir?

  1. Maya found out that the meeting starts at ten.
  2. After testing each cable, Maya figured out why the screen was blank.
  3. Maya knew that the screen was blank.
Cevabı göster

After testing each cable, Maya figured out why the screen was blank.

It's a cardiotoxin. Kelime

5:10

Bu bir kardiyotoksin.

Kelime

cardiotoxin: kalbe doğrudan zarar veren bir toksin

Cardiotoxin, başlıca doğrudan hedefi kalp dokusu veya kalbin işleyişi olan bir toksini belirten bilimsel bir isimdir. Burada zehri, yol açtığı hasarın türüne göre sınıflandırır. Sözcük, kalp anlamına gelen cardio- ile özellikle canlı bir organizma tarafından üretilen zehirli madde anlamındaki toxin parçalarından oluşur. cardio- parçasını tanımak, kalple ilgili başka terimleri anlamanıza yardımcı olabilir.

Alıştırma

Kalbe doğrudan zarar veren bir toksini belirten isimle bilimsel açıklamayı tamamlayın: The researchers identified the substance as a ____.

Cevabı göster

cardiotoxin

It kills the heart,

5:12

Kalbi öldürüyor,

but they don't really know how or why.

5:13

ama nasıl veya neden olduğunu gerçekten bilmiyorlar.

So, if you're interested in studying,

5:15

Eğer okumakla ilgileniyorsanız,

go to James Cook University.

5:16

James Cook Üniversitesi'ne gidin.

I think their motto is like the Explorers of the Tropics,

5:17

Sanırım sloganları Tropiklerin Kaşifleri gibi bir şey,

which is pretty cool.

5:20

ki bu oldukça havalı.

Anyway,

5:21

Her neyse,

I'm Destin.

5:22

Ben Destin.

Go check them out.

5:23

Gidin onlara bir göz atın.

Have a good one. Ton ve niyet

5:23

İyi günler.

Ton ve niyet

Samimi bir veda olarak Have a good one

Have a good one şeklindeki samimi vedada one, durumdan anlaşılan bir zaman dilimini temsil eder; bu genellikle günün geri kalanı, akşam veya hafta sonudur. Normalde daha önce sözü geçen belirli bir nesneyi göstermez. Bu ifade, kesin zaman dilimini söylemeden samimi bir etkileşimi sıcak biçimde bitirir. Have a good day ifadesinden daha geniş ve esnektir.

Alıştırma

Siz ayrılırken kasiyer 'Have a good one!' diyor. Buradaki one büyük olasılıkla neyi ifade ediyor?

  1. Bir sayısı
  2. Günün geri kalanı veya önünüzdeki zaman
  3. Satın aldığınız belirli bir ürün
Cevabı göster

Günün geri kalanı veya önünüzdeki zaman

The big box jellyfish things have got 800,000 of those things per square centimeter. Kelime

5:25

Büyük kutu denizanalarının santimetrekare başına o şeylerden 800.000 tane var.

Kelime

Alana dayalı miktarlar için per square centimeter

Per, “her biri için” veya “başına” anlamına gelir ve ölçümün dayandığı birimi belirtir. Burada 800,000 per square centimeter, her bir santimetrekarelik alanda sayılan şeylerden 800.000 tane bulunduğu anlamına gelir. Square centimeter bir alan birimidir ve cm² şeklinde yazılır. Başka durumlara aktarılabilen yapı number + per + unit şeklindedir; grams per liter ve people per square kilometer bunun örnekleridir.

Alıştırma

Cümleyi “her santimetrekare için” anlamındaki birim ifadesiyle tamamlayın: The filter has 500 pores ____.

Cevabı göster

per square centimeter

Really?

5:31

Gerçekten mi?

That's how small they are. Dilbilgisi

5:31

İşte o kadar küçükler.

Dilbilgisi

That's how small they are: derece bildiren how

Burada how, “hangi ölçüde” anlamına gelir; “hangi yolla” anlamında değildir ve cümle bir soru değildir. That, az önce verilen kanıta gönderme yapar; how small they are ise bu kanıtı ne kadar küçük olduklarına dair bir sonuca dönüştürür. Bir olgunun, ölçümün, sonucun veya örneğin gösterdiği dereceyi özetlemek için That's how + sıfat + özne + be yapısını kullanabilirsin.

Alıştırma

Tohum büyüklüğünde birkaç robot gösterildikten sonra konuşmacı “That's how small they are.” diyor. Burada how ne işe yarıyor?

  1. Robotları küçültmek için kullanılan yöntemi açıklar.
  2. Önceki olgunun gösterdiği küçüklük derecesini belirtir.
  3. Robotların ne büyüklükte olduğunu sorar.
Cevabı göster

Önceki olgunun gösterdiği küçüklük derecesini belirtir.

Not only do you get to learn about the animals, Dilbilgisi

5:32

Sadece hayvanlar hakkında bilgi edinmekle kalmazsınız,

but we physically put you in the lab and give you venom and go,

5:34

sizi fiziksel olarak laboratuvara koyar, zehir verir ve deriz ki,

Dilbilgisi

Not only do you get to ... but we physically ...: cümle başı devrikliği ve güçlenen anlatım

Not only bir yan cümlenin başına geldiğinde İngilizcede yardımcı fiil ile öznenin yeri değiştirilir. Burada get ile birlikte bir yardımcı fiil bulunmadığı için do eklenir: Not only do you get to learn..., Not only you get to learn... değil. Get to, “bir şeyi yapma fırsatına sahip olmak” demektir. But ile başlayan bölüm normal söz dizimine döner: but we physically put you.... Bu ikili yapı, bir şey hakkında bilgi edinmekten ona bizzat katılmaya doğru ilerler; physically, laboratuvar deneyiminin gerçekten yaşandığını vurgular ve böylece ikinci noktayı daha güçlü, daha şaşırtıcı bir avantaj hâline getirir.

Alıştırma

Hangi cümle, ikinci bir avantajı vurgulamak için cümle başındaki Not only yapısını doğru kullanıyor?

  1. Not only did Amir learned the recipe, but he also cooked the dish with the chef.
  2. Not only did Amir learn the recipe, but he also cooked the dish with the chef.
  3. Not only Amir learned the recipe, but he also cooked the dish with the chef.
Cevabı göster

Not only did Amir learn the recipe, but he also cooked the dish with the chef.

"Here, here's some rattlesnake venom or some box jellyfish venom or some other venom.

5:37

"Al, işte biraz çıngıraklı yılan zehri veya kutu denizanası zehri ya da başka bir zehir.

And you get to use it on heart cells or blood and things of that nature and actually physically see the venom doing its thing there and then." Notlar

5:40

Bunu kalp hücreleri, kan ve benzeri şeyler üzerinde kullanabilir ve zehrin o anda orada işini yaptığını fiziksel olarak görebilirsiniz."

Dilbilgisi

get to use: değerli bir kullanma fırsatına sahip olmak

get to use ifadesindeki get to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapma fırsatına veya ayrıcalığına sahip olmak” demektir. Burada zehri laboratuvar örnekleri üzerinde kullanmak, yalnızca bir beceri değil, özel bir uygulamalı çalışma fırsatı olarak sunuluyor. to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır. İlk bölüm zamana veya özneye göre değişir: she gets to use, they got to use ve we will get to use.

Alıştırma

Erişimi özel bir fırsat olarak sunan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: In the robotics workshop, we ____ a 3D printer for the first time.

Cevabı göster

get to use

Kalıp ifadeler

things of that nature: bir listeyi kategoriyle genişletmek

Things of that nature, “aynı genel türden başka şeyler” anlamına gelir. Konuşan kişi her bir öğeyi saymak yerine birkaç örnek verip kategoriyi açık bırakabilir. Burada kalp hücreleri ve kan, daha geniş bir benzer laboratuvar malzemeleri grubunu temsil eder. Bu ifadede nature, doğal çevreyi değil, “temel tür veya nitelik” anlamını taşır. İfadenin tamamı, tamamlanmamış bir listeyi kısa biçimde kapatır.

Alıştırma

Cümleyi “benzer diğer konular” anlamındaki biraz resmî hedef ifadeyle tamamlayın: The workshop covers online safety, strong passwords, and ____.

Cevabı göster

things of that nature

Deyimler

Doing its thing: normal işlevini yerine getirmek

Burada doing its thing, “normalde oluşturduğu etkileri oluşturmak” anlamına gelir. Zehir, kalp hücreleri veya kan üzerinde kendine özgü biçimde etki gösterir ve bu etki doğrudan gözlemlenebilir. do one's thing kalıbı, her adımı tek tek belirtmeden tanıdık veya beklenen bir süreci anlatabilir. Buradaki kullanımı samimidir ve maddeyi hafifçe kişileştirir; etkinin tamamen bilinmediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi samimi do one's thing ifadesiyle tamamlayın ve one's bölümünü it ile uyumlu hâle getirin: After the router restarts, give it a minute to ____.

Cevabı göster

do its thing

Really?

5:46

Gerçekten mi?

Not many other courses allow you to do that for a whole variety of reasons.

5:46

Çok çeşitli nedenlerden dolayı bunu yapmanıza izin veren başka pek kurs yoktur.

So, is this unique to James Cook University?

5:49

Yani, bu James Cook Üniversitesi'ne mi özgü?

Absolutely.

5:52

Kesinlikle.

Yeah.

5:52

Evet.

Did you and you started it?

5:53

Siz ve siz mi başlattınız bunu?

Yeah.

5:54

Evet.

That's pretty cool.

5:54

Bu oldukça havalı.

It is.

5:55

Öyle.

Little proud of that, Ton ve niyet

5:56

Bununla biraz gurur duyuyorsunuz,

huh?

5:56

ha?

Just a lot.

5:57

Oldukça fazla.

Ton ve niyet

Little proud ... Just a lot.: şakacı küçümseme ve eksilti

Little proud of that, huh?, Are you a little proud of that? cümlesinin konuşma dilindeki eksiltili biçimidir. Konuşan kişi a little ifadesini şakacı bir küçümseme olarak kullanır; durum, diğer kişinin gurur duymak için güçlü bir nedeni olduğunu gösterir. Huh? onay bekler ve takılmaya samimi bir ton katar. Just a lot. eksiltili bir yanıttır. A little ile önerilen düşük dereceyi reddeder ve “Aslında çok gurur duyuyorum” anlamına gelir. Proud sözcüğü sorudan kolayca anlaşılabildiği için söylenmez; derecenin aniden yükseltilmesi şakayı oluşturur.

Alıştırma

Bu konuşmadaki yanıt ne anlama geliyor? “A little proud of your painting, huh?” “Just a lot.”

  1. Aslında onunla çok gurur duyuyorum.
  2. Onunla yalnızca biraz gurur duyuyorum.
  3. Çok sayıda resim yaptım.
Cevabı göster

Aslında onunla çok gurur duyuyorum.