Cüzdan testini geçebilir miydiniz?: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
689 kelime 140 kel/dk

Video özeti: Dünya çapında kayıp cüzdanlarla yürütülen bir saha deneyi, paranın insanları daha az dürüst yapıp yapmadığını sınadı. Ekonomistlerin tahmininin aksine, nakit içeren cüzdanlar daha sık bildirildi; miktar yaklaşık 100 dolara çıktığında bildirim oranı yeniden yükseldi. Bulgular, ahlaklı biri olma yönündeki öz imgenin ve cüzdan sahibine duyulan kaygının salt kişisel çıkardan daha ağır basabileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Picture this. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bu ifadeyi, dinleyiciyi zihninde bir sahne canlandırmaya çağıran bir açılış kancası olarak tanıyın. Picture sözcüğünü gerçek bir fotoğraf göndermesi sanmadan, bir hikâye ya da sunumda varsayımsal bir durumu canlı biçimde tanıtmak için kullanabilirsiniz. 2. let themselves off the hook — Deyimler ve mecazi ifadeler: İfadenin kişinin kendisini suç, sorumluluk veya vicdan azabından kurtarması anlamına geldiğini anlayın. Burada küçük miktarda para almayı zihinsel olarak mazur göstermeyi açıklar; öz gerekçelendirme ve hesap verebilirlik tartışmalarında da kullanılabilir. 3. when the financial stakes are higher, so is — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: so is bölümündeki devrik yapının, ikinci bir etkenin birinciyle birlikte yükseldiğini kısa biçimde belirttiğini fark edin. Yüklemin tamamını tekrarlamadan, birlikte değişen iki koşulu paralel olarak karşılaştırmak için bu yapıyı uygulayabilirsiniz.

Bu derste

Picture this. Anlatım akışı

0:09

Şunu hayal edin.

Anlatım akışı

Picture this: dinleyiciyi bir sahne hayal etmeye çağırmak

Picture this, “bu sahneyi zihninde canlandır” anlamına gelen bir emir cümlesidir. Burada picture fiildir ve this, anlatıcının birazdan betimleyeceği duruma işaret eder; fotoğraf çekme isteği değildir. Açılışta kullanılan bir dikkat çekme ifadesi olarak dinleyiciye sonraki ayrıntıları nasıl değerlendireceğini gösterir: Hikâye ya da açıklama devam etmeden önce kendisini sahnenin içinde hayal etmesini ister.

Alıştırma

Bu anlatının başında Picture this. dinleyiciden ne yapmasını istiyor?

  1. Birazdan anlatılacak sahneyi hayal etmek.
  2. Nesnenin fotoğrafını çekmek.
  3. Daha önce gösterilmiş bir görüntüye bakmak.
Cevabı göster

Birazdan anlatılacak sahneyi hayal etmek.

You're working a slow shift in a hotel lobby Kalıp ifadeler

0:11

Bir otel lobisinde sakin bir vardiyada çalışıyorsunuz

when someone hurriedly approaches the front desk.

0:14

ve biri aceleyle resepsiyona yaklaşıyor.

Kalıp ifadeler

working a slow shift: sakin bir dönemde vardiyada olmak

To work a shift, planlanmış bir süre boyunca görevde olmak anlamına gelir. working a slow shift ifadesinde slow, vardiyayı niteler: Müşteri, talep veya görev azdır, bu nedenle iş yeri yoğun değildir. Bu ifade kişinin yavaş çalıştığı anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen yapı work + a/an + niteleme + shift şeklindedir; work a night shift veya work a busy shift buna örnektir.

Alıştırma

Cümleyi work a slow shift ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Because only two customers came in, I ____ at the café yesterday.

Cevabı göster

worked a slow shift

They found a lost wallet around the corner,

0:17

Köşede kayıp bir cüzdan bulmuşlar,

but they're in a rush and don't have time to follow up. Notlar

0:19

ama acilleri var ve ilgilenecek vakitleri yok.

Kalıp ifadeler

in a rush: anlık zaman baskısı altında olmak

“In a rush”, çok az zamanı olmak ve hızlı hareket etmek zorunda olmak anlamına gelir. Burada, sonraki adım için neden zamanlarının olmadığını açıklar. Yaygın yapı be in a rush şeklindedir; “they’re in a rush” buna bir örnektir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için in, a ve rush sözcüklerini doğru sıraya koyun: We cannot stop now because we are ____.

Cevabı göster

in a rush

Öbek fiiller

follow up: sonraki işlemi yapmak

Burada “follow up”, ilk adımdan sonra başka bir işlem yapmak anlamına gelir. Örneğin bir şeyi kontrol etmek, biriyle iletişime geçmek veya konuyla ilgilenmeye devam etmek olabilir. Cümle, bu sonraki işlem için zamanları olmadığını söylüyor. Bir öbek fiil olarak anlamı, yalnızca “follow” ile yön bildiren “up” sözcüklerinin birleşimi değildir. Temel fikir, bir şey olduktan sonra konuyu takip etmeye veya kontrol etmeye devam etmektir.

Alıştırma

Bir iş e-postasında “I’ll follow up on your request tomorrow” ne anlama gelir?

  1. Yarın talebinizi kontrol edeceğim veya gereken işlemi yapacağım.
  2. Yarın talebinizin arkasından yürüyeceğim.
  3. Yarın talebinizi iptal edeceğim.
Cevabı göster

Yarın talebinizi kontrol edeceğim veya gereken işlemi yapacağım.

They ask if you can handle it and then run off. Notlar

0:23

Halledip halledemeyeceğinizi soruyorlar ve sonra kaçıp gidiyorlar.

Kalıp ifadeler

can handle it: Bir sorunu veya görevi halletmek

can handle it ifadesinde handle, bir görevle, sorunla veya durumla ilgilenmek ve bunun sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir. Bir şeyi fiziksel olarak sapından tutmak anlamına gelmez. it zamiri, daha önce konuşulan konuyu gösterir. Birine can handle it diye sormak, o kişinin konuyla ilgilenip ilgilenemeyeceğini kontrol eder.

Alıştırma

Hangi cümlede handle it, “bir sorun veya görevle ilgilenmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. I can handle it while you call the technician.
  2. I can hold the handle while you call the technician.
  3. I can label it while you call the technician.
Cevabı göster

I can handle it while you call the technician.

Öbek fiiller

run off: Hızla ayrılmak

Burada run off, bir yerden hızlıca ve çoğu zaman aniden ayrılmak anlamına gelir. off parçacığı, bulunulan yerden uzaklaşma fikrini ekler; bu nedenle odak yalnızca koşma eyleminde değil, oradan ayrılmadadır. Sahneye göre kişi gerçekten koşabilir veya yalnızca aceleyle ayrılabilir. Bu cümlede then, soruyu sorduktan hemen sonra ayrıldıklarını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede run off, “bir yerden hızlıca ayrılmak” anlamında kullanılmıştır?

  1. Mia ran three laps around the track.
  2. After saying goodbye, Mia ran off to catch her bus.
  3. Mia ran away from a dangerous dog.
Cevabı göster

After saying goodbye, Mia ran off to catch her bus.

Looking at the wallet, Dilbilgisi

0:26

Cüzdana baktığınızda,

you see it contains a key, a grocery list,

0:27

içinde bir anahtar, bir alışveriş listesi,

about $13 and three business cards with a name and email

0:30

yaklaşık 13 dolar ve üzerinde isim ve e-posta bulunan üç kartvizit olduğunu görüyorsunuz,

you assume belong to the wallet's owner. Dilbilgisi

0:35

ki bunların cüzdanın sahibine ait olduğunu varsayıyorsunuz.

Dilbilgisi

Looking at the wallet, ...: cümle başındaki -ing öbeği

Looking at the wallet, you see ile başlayan ana cümlenin arka planındaki eylemi veren, cümle başında kullanılan bir -ing öbeğidir. Cümleyi kısaltır: cüzdana bakarken içinde ne olduğunu fark edersin. looking eyleminin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan you'dur. Bu kalıp, aynı kişinin yaptığı arka plan eylemini o kişinin fark ettiği veya yaptığı şeyle bağlar.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için look at the map ifadesini cümle başında bir -ing öbeği olarak kullan: ____, I noticed a shorter route.

Cevabı göster

Looking at the map

Dilbilgisi

you assume belong to: isimden sonra gömülü bir değerlendirme

Burada you assume, a name and email ifadesini niteleyen yapının içine yerleşmiştir. Yapının açık biçimi a name and email that you assume belong to the wallet's owner şeklindedir. Bu, senin değerlendirmene göre adın ve e-posta adresinin cüzdan sahibine ait olduğu anlamına gelir. belong fiilinin örtük öznesi a name and email ifadesidir. You yalnızca assume fiilinin öznesidir; dolayısıyla yapı senin birine ait olduğun anlamına gelmez. Benzer dizileri çözerken önce niteleyiciden önceki ismi bul, ardından think, assume veya say fiillerini sonraki yan cümle hakkındaki bir değerlendirme olarak oku.

Alıştırma

I found a label I assume belongs to Jordan cümlesinde belongs fiilinin öznesi hangisidir?

  1. I
  2. a label
  3. Jordan
Cevabı göster

a label

So,

0:37

Peki,

what do you do? Ton ve niyet

0:38

ne yaparsınız?

Ton ve niyet

Bir durum sorusu olarak What do you do?

Burada what do you do? izleyiciden az önce anlatılan durumun içinde bir eylem seçmesini ister. Gerçek bir bilgi istemek yerine “Hangi eylemi seçerdin?” anlamına gelir. Geniş zamanla doğrudan sorulan bu soru, sahneyi o anda yaşanıyormuş gibi hissettirir. İzleyiciyi yalnızca dinleyen biri olmaktan çıkarıp zihninde bu kararla yüzleşen kişiye dönüştürür.

Alıştırma

Bir ahlaki seçim anlatıldıktan sonra anlatıcı “What do you do?” diye soruyor. Anlatıcı neyi soruyor?

  1. Ne iş yapıyorsun?
  2. Şu anda hangi eylemi yapıyorsun?
  3. Bu durumda hangi eylemi seçerdin?
Cevabı göster

Bu durumda hangi eylemi seçerdin?

Between 2013 and 2016,

0:40

2013 ve 2016 yılları arasında,

over 17,000 front desk workers around the globe

0:43

dünya çapında 17.000'den fazla resepsiyon çalışanı

were faced with this choice, Kalıp ifadeler

0:47

bu seçimle yüz yüze kaldı

becoming unwitting participants in a massive study of honesty. Kelime

0:49

ve farkında olmadan dürüstlük üzerine devasa bir çalışmanın katılımcıları oldular.

Kalıp ifadeler

were faced with this choice: edilgen be faced with yapısı

Were faced with this choice, be faced with yapısının geçmiş zamandaki edilgen biçimidir. Çalışanların bu seçimle ilgilenmek zorunda oldukları bir duruma getirildiğini anlatır; hangi seçeneği seçtiklerini belirtmez. be faced with + isim kalıbı genellikle seçim, sorun, zorluk veya karar gibi karşılık verilmesi gereken bir şeyi sunar. Edilgen bakış açısı, durumu insanların aktif olarak aradığı bir şey değil, karşılarına çıkan bir şey olarak gösterir.

Alıştırma

“Zor bir seçimle ilgilenmek zorunda kaldı” anlamındaki edilgen kalıpla cümleyi tamamlayın: The team ____ a difficult choice.

Cevabı göster

was faced with

Kelime

unwitting participants: habersiz, isteksiz olmayan katılımcılar

Unwitting participants, bir şeye katıldığının farkında olmayan kişilerdir. Burada unwitting, participants sözcüğünü niteler: araştırmanın parçasıdırlar ama bunun farkında değillerdir. Temel fikir isteksizlik değil, durumdan habersiz olmaktır. Bir kişiye katılmak isteyip istemediği hiç sorulmamış olsa bile, sürece farkında olmadan dâhil olmuşsa unwitting participant olabilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “katıldığını bilmeyen kişiler” anlamına gelen iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The shoppers were ____ in the store's layout test.

Cevabı göster

unwitting participants

And the results surprised top economists

0:54

Ve sonuçlar önde gelen ekonomistleri

and the researchers running the experiment.

0:57

ve deneyi yürüten araştırmacıları şaşırttı.

But to understand what these groups were expecting, Anlatım akışı

0:59

Ancak bu grupların ne beklediğini anlamak için

we need to spend a little time defining honesty.

1:03

dürüstlüğü tanımlamaya biraz vakit ayırmalıyız.

Anlatım akışı

But to understand..., we need to...: gerekli arka planı açıklamaya geçiş

Bu cümle açıklamayı iki adımda düzenler. Önce But to understand... amacı belirtir ve bazı arka plan bilgilerinin gerekli olduğunu gösterir. Ardından we need to... gerekli adımı, yani honesty kavramını tanımlamayı belirtir. Bu iki bölüm birlikte ana konuyu kısa süreliğine durdurmanın nedenini açıklar ve dinleyiciyi bir tanıma yönlendirir. Buradaki But, basit bir karşı çıkışı değil, açıklamadaki yön değişikliğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlenin açıklamadaki temel işlevi nedir?

  1. Tartışma devam etmeden önce dürüstlüğün neden tanımlanması gerektiğini açıklar.
  2. Dürüstlük araştırmasının nihai sonucunu verir.
  3. Önceki konuyu reddedip ilgisiz bir konuya başlar.
Cevabı göster

Tartışma devam etmeden önce dürüstlüğün neden tanımlanması gerektiğini açıklar.

We typically think of honesty in terms of actively telling the truth Kalıp ifadeler

1:07

Biz genellikle dürüstlüğü aktif olarak doğruyu söylemek olarak düşünürüz

in our interpersonal relationships.

1:11

kişilerarası ilişkilerimizde.

Kalıp ifadeler

think of X in terms of Y: X’i Y açısından anlamak

Think of X in terms of Y, X’i Y’nin sunduğu bakış açısı, ölçüt veya kategori üzerinden anlamak ya da açıklamak demektir. Bu cümlede honesty, ilişkilerde etkin biçimde doğruyu söyleme şeklindeki tanıdık bir yönüyle ele alınıyor. Bu yapı tartışmanın çerçevesini daraltır; X ile Y’nin tamamen aynı olduğunu veya Y’nin X’i anlamanın tek yolu olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Bu cümledeki hedef ifadeyi tamamlayın: Many people think of success in ____ of financial security.

Cevabı göster

terms

But in fact,

1:14

Ancak aslında,

every healthy society relies on a shared foundation of honesty. Deyimler

1:15

her sağlıklı toplum dürüstlüğün paylaşılan temelinde yükselir.

Deyimler

relies on a shared foundation of honesty: ortak bir dürüstlük temeline dayanmak

Relies on a shared foundation of honesty ifadesinde relies on, bir şeye bağlı olmak veya dayanmak anlamına gelir; foundation ise mecazdır. Dürüstlük, toplumun işlemesine yardım eden temel bir dayanak olarak sunulur. Shared, bu dayanağın yalnızca bir kişinin dürüstlüğünden değil, üyeler arasındaki ortak bir beklentiden geldiğini gösterir. Bu nedenle ifade, dürüstlüğü sağlıklı bir toplum için ortak bir koşul olarak anlatır.

Alıştırma

Burada relies on a shared foundation of honesty ne anlama geliyor?

  1. Sağlıklı bir toplum, üyelerinin paylaştığı temel bir koşul olarak dürüstlüğe dayanır.
  2. Sağlıklı bir toplum, dürüst insanlara ait fiziksel bir tabanın üzerinde durur.
  3. Sağlıklı bir toplumun yalnızca özellikle dürüst bir kişiye ihtiyacı vardır.
Cevabı göster

Sağlıklı bir toplum, üyelerinin paylaştığı temel bir koşul olarak dürüstlüğe dayanır.

Using public services,

1:21

Kamu hizmetlerini kullanmak,

making business transactions,

1:22

ticari işlemler yapmak

and deciding government policies

1:24

ve hükümet politikalarını belirlemek,

requires a baseline expectation of honesty from our fellow citizens. Kalıp ifadeler

1:26

vatandaşlarımızdan dürüstlüğe dair temel bir beklenti gerektirir.

Kalıp ifadeler

a baseline expectation of honesty: dürüstlüğe dair temel bir beklenti

Bu cümlede a baseline expectation of honesty, insanların güvenebileceklerini varsaydıkları temel bir dürüstlük düzeyi anlamına gelir. Baseline ortak başlangıç noktasını belirler; kusursuz dürüstlük veya mümkün olan en yüksek standart anlamına gelmez. a baseline expectation of + isim kalıbı, bir hizmetin, sistemin veya ilişkinin güvenilir biçimde işleyebilmesi için önceden karşılanması beklenen temel bir koşulu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, “insanların normalde beklediği temel bir güvenlik düzeyi” anlamındaki resmî ders ifadesiyle tamamlayın: Passengers have ____ safety on public transportation.

Cevabı göster

a baseline expectation of

Because of this,

1:32

Bu nedenle,

understanding what drives honesty is a vital research subject Kelime

1:33

dürüstlüğü neyin tetiklediğini anlamak hayati bir araştırma konusudur

Kelime

what drives honesty: dürüstlüğü neyin teşvik ettiği

what drives honesty ifadesinde drives, “bir aracı kullanmak” değil, “neden olmak, etkilemek veya arkasındaki itici gücü sağlamak” anlamındadır. İfadenin tamamı, hangi etkenlerin dürüst davranışı daha olası hâle getirdiğini sorar. Başka bağlamlara aktarılabilen what drives + soyut isim kalıbı, bir sonucun, davranışın veya değişimin arkasındaki güçleri sorar. Araştırma ve analizde yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi, “talebe neden olan veya talebi etkileyen etkenler” anlamındaki ders kalıbıyla tamamlayın: The report examines ____.

Cevabı göster

what drives demand

for economists, psychologists, and sociologists.

1:37

ekonomistler, psikologlar ve sosyologlar için.

Unfortunately,

1:41

Ne yazık ki,

honesty can be difficult to investigate Dilbilgisi

1:42

dürüstlüğü araştırmak zor olabilir

when people know they're being watched.

1:45

insanlar izlendiklerini bildiklerinde.

Dilbilgisi

honesty can be difficult to investigate: etken mastarın edilgene benzer anlamı

X can be difficult to + fiil kalıbında X, fiilin etkilediği şeydir. Burada araştırmacıların incelediği şey honesty olduğundan, vurgulanan bölüm dürüstlüğü araştırmanın zor olabileceği anlamına gelir. Mastar yapı biçimce etkendir, ancak difficult sözcüğünden sonra edilgene benzer bir anlam taşır: Honesty is difficult to investigate ile It is difficult to investigate honesty birbirine yakın anlamdadır. Aynı kalıp measure, explain ve solve gibi fiillerle de kullanılabilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi can be difficult to ve investigate fiiliyle tamamlayın: Honesty ____ when people hide what they did.

Cevabı göster

can be difficult to investigate

So,

1:47

Bu yüzden,

researchers have come up with clever ways to analyze this behavior outside the lab. Notlar

1:48

araştırmacılar laboratuvar dışında bu davranışı analiz etmenin zekice yollarını buldular.

Öbek fiiller

come up with: bir fikir düşünmek veya üretmek

Come up with; bir fikir, plan, cevap, çözüm veya yöntem düşünmek ya da üretmek anlamına gelir. Burada araştırmacılar, davranışı laboratuvar dışında analiz etmek için zekice yollar geliştirmiştir. Come up with ifadesini tek bir birim olarak düşünün ve hemen arkasından üretilen şeyi getirin: come up with a plan. İfade, düşünerek bir şey üretmeye odaklanır; elinde bir nesneyle fiziksel olarak birine doğru gelmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “düşünmek, bulmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The team needs to ____ a new solution before Friday.

Cevabı göster

come up with

Kelime

outside the lab: gerçek yaşam koşullarında araştırma

Bu araştırma cümlesinde outside the lab, sıkı biçimde denetlenen laboratuvar koşulları yerine gerçek yaşamda veya doğal ortamlarda demektir. Davranışın analiz edildiği ortamı anlatır; yalnızca laboratuvar kapısının hemen dışındaki bir yeri değil. Bu ifade çoğu zaman araştırmacıların insanların günlük yaşamda gerçekten nasıl davrandığına dair kanıt istediğini gösterir. Hiçbir araştırma yöntemi ya da denetim olmadığı anlamına gelmez; yalnızca ortamı laboratuvar ortamıyla karşılaştırır.

Alıştırma

Bir araştırma yazısında “The team studied the behavior outside the lab” cümlesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Laboratuvar kapısının hemen dışında durdular.
  2. Davranışı yalnızca denetimli bir laboratuvarda değil, gerçek yaşam koşullarında incelediler.
  3. Araştırma yöntemlerini kullanmayı bıraktılar.
Cevabı göster

Davranışı yalnızca denetimli bir laboratuvarda değil, gerçek yaşam koşullarında incelediler.

And this global study by the Universities of Michigan, Utah, and Zurich

1:54

Michigan, Utah ve Zürih Üniversiteleri tarafından yapılan bu küresel çalışma

sought to answer an important question. Kelime

1:59

önemli bir soruya cevap arıyordu.

Kelime

sought to answer: araştırma amacını resmî biçimde belirtmek

Sought to answer, seek to answer ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. “Yanıtlamaya çalıştı” veya “yanıtlamayı amaçladı” anlamına gelir. Burada bu ifade çalışmanın amacını tanıtır. Çalışmanın niyetini ya da çabasını anlatır, ancak araştırmacıların yanıtı kesin olarak bulduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi “yanıtlamaya çalıştı” anlamındaki resmî geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: The review ____ one main question.

Cevabı göster

sought to answer

Will people engage in opportunistic behavior Kalıp ifadeler

2:01

İnsanlar fırsatçı davranışlarda bulunurlar mı

when there's little to no chance of being caught? Kalıp ifadeler

2:05

yakalanma ihtimalleri çok azken veya hiç yokken?

Kalıp ifadeler

engage in opportunistic behavior: fırsatçı davranışlarda bulunmak

Engage in + isim öbeği, bir etkinliğe katılmak ya da onu yürütmek anlamına gelir. Burada engage in opportunistic behavior, uygun bir fırsat ortaya çıktığında çoğu zaman adalet veya ilkeleri pek önemsemeden kendi çıkarı için hareket etmek demektir. Bu, engage in ifadesini soyut bir davranış adıyla kullanmanın doğal bir yoludur. Soruda bu ifade, tek bir fiziksel eylemi değil, bir davranış türünü adlandırır.

Alıştırma

Kendi çıkarını gözeten bir davranışı resmî bir dille en doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Some managers engage in opportunistic behavior when oversight is weak.
  2. Some managers do opportunistic behavior when oversight is weak.
  3. Some managers make opportunistic behavior when oversight is weak.
Cevabı göster

Some managers engage in opportunistic behavior when oversight is weak.

Kalıp ifadeler

little to no chance of being caught: yakalanma ihtimalinin yok denecek kadar az olması

There’s, there is ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Little to no chance, çok küçük bir olasılıktan hiç olmamasına kadar uzanan bir aralık belirtir; bu yüzden pratikte “neredeyse hiç ihtimal yok” anlamına gelir. Chance of ifadesinden sonra İngilizcede -ing biçimi kullanılır. Being caught edilgendir: Bu kişileri başka biri yakalayacak veya ortaya çıkaracaktır. Dolayısıyla ifade, onların birini yakalama ihtimalinin düşük olduğunu değil, yakalanma ya da fark edilme ihtimallerinin düşük olduğunu anlatır.

Alıştırma

Dersteki aralık ifadesini ve be fiilinin edilgen -ing biçimini aynen kullanın: There is ____ chance of ____ caught.

Cevabı göster

little to no · being

In what became known as the lost wallet test, Notlar

2:08

Kayıp cüzdan testi olarak bilinen bu çalışmada,

Dilbilgisi

what became known as + ad

Bu cümlede what became known as the lost wallet test, “daha sonra the lost wallet test adı verilen olay ya da çalışma” anlamına gelir. Buradaki what soru sözcüğü değildir; “... olan şey” anlamındadır ve in edatının nesnesini başlatır. Became known as, bir adın daha sonra benimsendiğini veya yerleştiğini vurgular. in what became known as + ad kalıbı, anlatılarda adı olan olayları, çalışmaları, dönemleri veya vakaları tanıtmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

“Daha sonra bu adla anılan dönem” anlamındaki yapıyla cümleyi tamamlayın: The policy began during ____ the Reform Era.

Cevabı göster

what became known as

13 research assistants traveled to 355 cities in 40 different countries,

2:12

13 araştırma asistanı 40 farklı ülkede 355 şehre seyahat etti

Kültür

the lost wallet test: deneyin adı

Burada the lost wallet test, dürüstlükle ilgili bir saha deneyinin adıdır. Araştırma asistanları gerçek yaşam ortamlarında kaybolmuş gibi görünen cüzdanlar kullandı; çalışma, cüzdanı alan kişilerin durumu bildirip bildirmediğini veya cüzdanı geri vermeye çalışıp çalışmadığını ölçtü. Bu ad, daha sonra anlatılan cüzdan içeriklerinin, yerlerin ve bildirim oranlarının deneyin parçaları olduğunu gösterir. Bunlar, birinin cüzdanını yanlışlıkla kaybettiği sıradan bir öykünün ayrıntıları değildir.

Alıştırma

Bu bölümde the lost wallet test neyi ifade ediyor?

  1. İnsanların kaybolmuş gibi görünen cüzdanları bildirip bildirmediğini veya geri vermeye çalışıp çalışmadığını inceleyen bir saha deneyi
  2. Bir araştırmacının cüzdanıyla ilgili gerçek bir hırsızlık vakası
  3. Yolculara cüzdan bulmayı öğreten bir oyun
Cevabı göster

İnsanların kaybolmuş gibi görünen cüzdanları bildirip bildirmediğini veya geri vermeye çalışıp çalışmadığını inceleyen bir saha deneyi

recreating the same scenario in hotels, banks, public offices, Kalıp ifadeler

2:18

ve oteller, bankalar, devlet daireleri

and various cultural establishments.

2:23

ve çeşitli kültürel kuruluşlarda aynı senaryoyu yeniden yarattılar.

Kalıp ifadeler

recreating the same scenario: aynı senaryoyu yeniden oluşturmak

Recreating the same scenario, aynı durumu veya aynı koşullar bütününü bilinçli olarak yeniden kurmak demektir. Burada recreate, bir olayın yalnızca iki kez gerçekleşmesini değil, koşulların yeniden oluşturulmasını vurgular. The same, yer değişse bile önemli özelliklerin aynı kaldığını belirtir. Bu ifade, deneylerde veya eğitimlerde karşılaştırılabilir durumlar gerektiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Recreate the same scenario ifadesinin doğru -ing biçimini kullanın: At each training site, the instructors were ____.

Cevabı göster

recreating the same scenario

The clear wallets ensured participants could see their contents, Dilbilgisi

2:25

Şeffaf cüzdanlar, katılımcıların içeriklerini görebilmesini sağladı;

Dilbilgisi

ensure + yan cümle: ensured participants could see

Ensured participants could see, ensure fiilinin ardından bir yan cümle kullanır: ensured (that) participants could see. Burada that isteğe bağlıdır; dolayısıyla participants, could see ifadesinin öznesidir ve ardından mastar gelen bir nesne değildir. Bu yapı, cüzdanların tasarımının sonucu güvenilir biçimde mümkün kıldığını anlatır. Ensure, bir tasarımın, kuralın veya eylemin garanti ettiği sonucu açıklamak için sık kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede ensure ardından gelen yan cümleyle doğru kullanılmıştır?

  1. The bright screen ensured everyone could read the instructions.
  2. The bright screen ensured everyone to read the instructions.
  3. The bright screen ensured that everyone to read the instructions.
Cevabı göster

The bright screen ensured everyone could read the instructions.

half of which contained a key, grocery list, and business cards, Dilbilgisi

2:29

yarısı bir anahtar, alışveriş listesi ve kartvizitler içerirken,

Dilbilgisi

half of which contained: bir grubun bir bölümü hakkında bilgi ekleme

half of which contained ... ifadesi bir ilgi cümleciğini başlatır. Which, hemen önce sözü edilen cüzdanlara gönderme yapar; half of which “o cüzdanların yarısı” demektir ve contained bu cümleciğin fiilidir. Miktar ifadesi + of which kalıbı, aynı cümle içinde bir grubun bir bölümü hakkında ek bilgi verir. Örneklemleri, grupları ve oranları anlatırken kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “bu raporların yarısı” anlamındaki ilgi ifadesiyle tamamlayın: The team reviewed forty reports, ____ included photos.

Cevabı göster

half of which

while the other half also included the equivalent of roughly $13. Notlar

2:33

diğer yarısında ayrıca yaklaşık 13 dolara eşdeğer para bulunuyordu.

Anlatım akışı

while the other half: karşılaştırılan grubu tanıtma

Burada while, “… olduğu sırada” anlamına gelmez. “Oysa” veya “buna karşılık” anlamındadır ve cüzdanların ikinci yarısı hakkında bilgi verir. The other half iki parçalı gruplandırmayı tamamlar: bir yarı zaten anlatılmıştır ve bu cümlecik kalan yarıya geçer. while + the other half yapısı, iki grup arasındaki karşılaştırmayı izlemeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Bu cümlede while the other half ne işe yarıyor?

  1. İkinci yarının neden farklı olduğunu açıklar.
  2. İkinci yarının ne zaman incelendiğini söyler.
  3. İkinci yarıyı birinci yarıyla karşılaştırır.
Cevabı göster

İkinci yarıyı birinci yarıyla karşılaştırır.

Kelime

the equivalent of roughly + miktar: yaklaşık karşılığı

the equivalent of roughly $13, dönüştürüldüğünde değeri yaklaşık 13 ABD doları olan bir miktar demektir. equivalent eşleşen değeri belirtirken roughly rakamın kesin değil yaklaşık olduğunu gösterir. the equivalent of + miktar veya nicelik yapısı, özgün biçimleri farklı olsa bile para birimleri, ölçü birimleri ya da sistemler arasında değerleri karşılaştırmayı sağlar.

Alıştırma

the equivalent of roughly yapısını ve twenty dollars sözcüklerini kullanarak cümleyi tamamlayın: The ticket costs ____.

Cevabı göster

the equivalent of roughly twenty dollars

The researchers believed the money would discourage honesty. Kalıp ifadeler

2:38

Araştırmacılar paranın dürüstlüğü caydıracağına inanıyorlardı.

Kalıp ifadeler

discourage honesty: dürüstlüğü daha az olası hâle getirmek

money would discourage honesty ifadesinde discourage, daha az olası hâle getirmek veya azaltmak demektir. Para, dürüst davranışı daha seyrek hâle getirebilecek bir etken olarak sunulur; burada kimse başka bir kişiye dürüst olmamasını doğrudan öğütlemiyor. Discourage, honesty, participation veya feedback gibi soyut bir adı doğrudan nesne alabilir. Bu yapıda, bir koşulun o davranışın gerçekleşme olasılığını ya da isteğini düşürdüğünü anlatır.

Alıştırma

“Complicated forms can discourage applications,” cümlesinde discourage ne anlama gelir?

  1. daha fazla başvuruyu garanti etmek
  2. başvuruları betimlemek
  3. başvuruları daha az olası hâle getirmek
Cevabı göster

başvuruları daha az olası hâle getirmek

Specifically,

2:42

Özellikle,

they thought participants' self-interest would overpower two competing factors: Kelime

2:43

katılımcıların kendi çıkarlarının, rekabet halindeki iki faktörü alt edeceğini düşünüyorlardı:

Kelime

participants' self-interest would overpower: katılımcıların kişisel çıkarları üstün gelecekti

Self-interest, kişinin kendi yararını gözetmesi demektir. Burada participants' self-interest, araştırmacıların katılımcıların davranışını yönlendireceğini düşündüğü güdüdür. Would overpower, “daha güçlü hâle gelip … etkisini bastırırdı” anlamına gelir. Overpower yalnızca fiziksel gücü değil, soyut bir güdüyü, duyguyu veya baskıyı da anlatabilir. Bu ifade, kişisel çıkarların diğer iki etkenin etkisini yeneceği öngörüsünü bildirir.

Alıştırma

Bu cümlede “participants' self-interest would overpower” ne anlama geliyor?

  1. Kendi yararlarını gözetmeleri, birbiriyle yarışan etkenlerden daha güçlü olacaktı.
  2. Birbiriyle yarışan etkenler, kişisel yarara yönelik bütün ilgiyi ortadan kaldıracaktı.
  3. Diğer katılımcılara karşı fiziksel güç kullanacaklardı.
Cevabı göster

Kendi yararlarını gözetmeleri, birbiriyle yarışan etkenlerden daha güçlü olacaktı.

their altruistic desire not to harm the wallet's owner, Kelime

2:49

cüzdanın sahibine zarar vermeme yönündeki özgecil arzuları

Kelime

their altruistic desire not to harm: zarar vermemeye yönelik özgeci arzuları

Altruistic, kişinin kendisine yarar sağlamaktan çok başka insanlara yardım etmeye veya onları korumaya odaklanan bir güdüyü anlatır. Their altruistic desire, katılımcıların cüzdan sahibinin iyiliğini önemsemesini ifade eder. Kalıp desire not to + fiilin yalın hâlidir. Burada not to harm, arzunun içeriğini verir: zarar vermekten kaçınmak istiyorlardı. Bu, hiçbir arzularının olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“their altruistic desire not to harm” ne anlama geliyor?

  1. Bir üstünlük elde etmeye yönelik bencil arzuları.
  2. Başkalarını gözeterek zarar vermekten kaçınma arzuları.
  3. Herhangi bir arzu veya kaygının bulunmaması.
Cevabı göster

Başkalarını gözeterek zarar vermekten kaçınma arzuları.

and their desire to maintain a positive self-image. Kalıp ifadeler

2:52

ve pozitif bir öz imajı sürdürme arzuları.

Kalıp ifadeler

desire to maintain a positive self-image: olumlu benlik algısını sürdürme isteği

desire to + fiilin yalın hâli isim öbeği, “bir şeyi yapma isteği” anlamına gelir. Buradaki eylem maintain a positive self-image, yani kendini iyi veya değerli biri olarak görmeye devam etmektir. Self-image, kişinin kendisi hakkındaki görüşüdür. Bu içsel bir değerlendirmedir; dolayısıyla ifade, başkalarının senin hakkında ne düşündüğünü değil, kendine dair olumlu görüşünü korumayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “kendini olumlu görmeye devam etme isteği” anlamındaki hedef ifadeyle tamamla: Her response showed a ____.

Cevabı göster

desire to maintain a positive self-image

Regarding self-image,

2:57

Öz imaj ile ilgili olarak,

we generally like to think of ourselves as good and honest. Kalıp ifadeler

2:58

genellikle kendimizi iyi ve dürüst olarak düşünmeyi severiz.

Kalıp ifadeler

like to think of ourselves as: kendimizi ... olarak görmeyi tercih etmek

think of A as B kalıbı, “A'yı B olarak görmek veya değerlendirmek” anlamına gelir. Bu cümlede ourselves A, good and honest ise B'dir. Like to think, tercih edilen bir benlik görüşü ekler: bu tanımın bize uyduğuna inanmak isteriz. Doğrudan we are good and honest demekten daha yumuşaktır ve gerçek davranışların her zaman bu ideale uymayabileceğini ima edebilir.

Alıştırma

Cümleyi tercih edilen bir öz tanım bildiren hedef ifadeyle tamamla: We ____ careful planners.

Cevabı göster

like to think of ourselves as

But studies have found people are often able to let themselves off the hook Deyimler

3:02

Ancak çalışmalar, insanların ufak miktarlarda para çalmak konusunda

for stealing small amounts of money.

3:07

kendilerini sıklıkla affedebildiklerini göstermiştir.

Deyimler

let themselves off the hook: kendini sorumluluktan kurtarmak

Let themselves off the hook, kişinin kendisini sorumluluk, suçlama ya da suçluluk duygusundan muaf tutması anlamına gelen bir deyimdir. Gerçek anlamda bir kancadan kurtulmayı anlatmaz. Yapı let + dönüşlü zamir + off the hook şeklindedir. Bu cümlede insanlar küçük bir miktar para çalmayı zihinlerinde haklı gösterir ve böylece kendilerini daha az sorumlu hisseder.

Alıştırma

Vurgulanan deyimi doğru dönüşlü zamirle kullanarak cümleyi tamamlayın: Maya knew the mistake was hers, so she refused to ____ by blaming her teammate.

Cevabı göster

let herself off the hook

As for harming the wallet's owner, Anlatım akışı

3:10

Cüzdanın sahibine zarar vermeye gelince,

the victim of their crime would be abstract. Kelime

3:12

suçlarının kurbanı soyut olacaktı.

Anlatım akışı

As for: sıradaki ilgili konuya geçmek

As for, sıradaki ilgili konuyu veya etkeni tanıtır ve yaklaşık olarak “konusuna gelince” ya da “söz konusu olduğunda” anlamına gelir. Burada As for harming the wallet's owner, tartışmanın cüzdanın sahibi üzerindeki etkiye geçtiğini gösterir. Yaygın yapı As for + isim, zamir veya -ing öbeği biçimindedir; ardından bu konu hakkında bir ifade gelir. Bilgiyi düzenler; because veya because of gibi bir neden sunmaz.

Alıştırma

Örnekte As for ne işe yarıyor?

  1. İki eylemin aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
  2. Önceki ifadenin nedenini verir.
  3. Tartışmayı ilgili başka bir etkene geçirir.
Cevabı göster

Tartışmayı ilgili başka bir etkene geçirir.

Kelime

the victim of their crime would be abstract: psikolojik uzaklık

Bu cümlede abstract, mağdurun psikolojik olarak uzak hissedileceği ve belirli, gerçek bir kişi olarak gözde canlandırılmasının zor olacağı anlamına gelir. Mağdurun gerçekten var olup olmadığını değil, olaya karışan kişilerin onu nasıl algılayacağını anlatır. Bu kullanımda bir insan, başka birinin zihninde belirsiz bir fikre dönüşür. Bu psikolojik uzaklık zararın daha az doğrudan hissedilmesine yol açabilir; ancak gerçek bir mağdur olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede abstract ne anlama geliyor?

  1. Uydurulmuş ve gerçek olmayan
  2. Adı henüz belirlenmemiş
  3. Psikolojik olarak uzak ve belirli bir kişi olarak gözde canlandırılması zor
Cevabı göster

Psikolojik olarak uzak ve belirli bir kişi olarak gözde canlandırılması zor

They'd never met this person,

3:15

Bu kişiyle hiç tanışmamışlardı

and since the wallet had come from another location, Dilbilgisi

3:16

ve cüzdan başka bir yerden geldiği için

it seemed unlikely they ever would. Dilbilgisi

3:19

tanışmaları da pek olası görünmüyordu.

Dilbilgisi

wallet had come from another: daha önceki bir geçmiş olay

Past perfect biçimi had come, cüzdanın başka bir yerden gelişini daha sonraki geçmiş bakış noktası olan it seemed unlikely ifadesinden önceye yerleştirir. Sıra şöyledir: önce cüzdan başka bir yerden buraya geldi; ardından insanlar sahibiyle karşılaşmalarının pek olası olmadığına karar verdi. Geçmişteki bir andan daha önceki bir olaya dönüp bakmanız gerektiğinde had + geçmiş zaman ortacı kullanın. Burada come geçmiş zaman ortacıdır; bu nedenle had come daha önceki arka planı gösterir.

Alıştırma

Come fiilinin past perfect biçimini kullanın: By the time the staff checked the label, the package ____ from another office.

Cevabı göster

had come

Dilbilgisi

it seemed unlikely they ever would: would ile önceki eylemin yerine geçme

it seemed unlikely they ever would ifadesinde would'dan sonra ana fiil gelmez, çünkü eylem daha önce belirtilmiştir: meet this person. Açık hâli it seemed unlikely they ever would meet this person şeklindedir. Bu, fiil öbeği eksiltisidir. Yardımcı fiil would geçmişteki bir noktadan bakılan gelecek anlamını korur; dinleyen kişi eksik eylemi bağlamdan tamamlar. ever ise herhangi bir zamanda anlamını ekler.

Alıştırma

Tekrarlanan apologize eyleminin yerini tutan aynı yardımcı fiili yazın: Leo promised he would apologize, but I doubted he ever ____.

Cevabı göster

would

For these reasons,

3:22

Bu nedenlerden dolayı,

researchers expected money-filled wallets to be reported less often. Notlar

3:23

araştırmacılar içi para dolu cüzdanların daha az sıklıkta bildirileceğini umuyordu.

Kalıp ifadeler

money-filled wallets: isim + -filled kalıbı

Money-filled, wallets sözcüğünden önce kullanılan birleşik bir sıfattır. Money cüzdanların ne içerdiğini belirtir; kısa çizgi ise money ve filled sözcüklerinin tek bir niteleyici olarak birlikte çalıştığını gösterir. Başka durumlara aktarılabilen isim + -filled kalıbı, o şeyle dolu veya onu içeren anlamına gelir; a water-filled bottle ve a smoke-filled hallway buna örnektir. Bir isimden önce kullanıldığında bu birleşik yapı normalde kısa çizgi alır.

Alıştırma

'filled with smoke' ifadesini hallway sözcüğünden önce gelen birleşik bir sıfata dönüştürün: The firefighters entered a ____ hallway.

Cevabı göster

smoke-filled

Dilbilgisi

expected ... to be reported less: edilgen mastar

expected money-filled wallets to be reported less often yapısında money-filled wallets ifadesi expected fiilinin nesnesidir ve aynı zamanda to be reported bölümünün anlamca öznesidir. to be + past participle biçimi edilgen mastardır; bu nedenle cüzdanlar eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır: insanlar onları bildirir. expect + nesne + to be + past participle kalıbı, bir nesnenin başına ne geleceğine ilişkin tahmin bildirir. Buradaki less often sıklığı karşılaştırır: araştırmacılar bildirim eyleminin daha az kez gerçekleşeceğini tahmin etmiştir.

Alıştırma

“researchers expected money-filled wallets to be reported less often” ifadesindeki edilgen mastar, cüzdanlar hakkında ne anlatıyor?

  1. Araştırmacılar, cüzdanların daha az şey bildireceğini tahmin etti.
  2. Cüzdanlar, araştırmacıların daha seyrek bildirim yapacağını tahmin etti.
  3. Araştırmacılar, insanların cüzdanları daha seyrek bildireceğini tahmin etti.
Cevabı göster

Araştırmacılar, insanların cüzdanları daha seyrek bildireceğini tahmin etti.

And the 279 economists they surveyed agreed.

3:28

Ankete katılan 279 ekonomist de bu fikre katılıyordu.

But to their surprise, Anlatım akışı

3:32

Ancak onları şaşırtacak şekilde,

the study found the exact opposite. Kalıp ifadeler

3:34

çalışma tamamen zıttını buldu.

Anlatım akışı

But to their surprise: beklentinin tersine döndüğünü belirtme

But önceki fikirle karşıtlık kurarken to their surprise sıradaki sonucu araştırmacıların bakış açısından beklenmedik olarak sunar. Bu giriş birlikte kullanıldığında, dinleyiciye gelecek kanıtın önceki tahmini sorgulayacağını bildirir. Bu ifadeyi yalnızca duygu belirten bir söz olarak değil, bilgiyi düzenleyen bir işaret olarak değerlendirin. Bir açıklama veya tartışmada karşınıza çıktığında, ardından gelen sonucu önceki beklentiyle karşılaştırın.

Alıştırma

“But to their surprise,” ifadesi dinleyiciye sırada ne beklemesi gerektiğini anlatır?

  1. Önceki noktayla bağlantısı olmayan ilgisiz bir konu
  2. Önceki beklentiyle çelişen bir sonuç
  3. Araştırmacıların daha önce tahmin ettiği bir sonuç
Cevabı göster

Önceki beklentiyle çelişen bir sonuç

Kalıp ifadeler

the exact opposite: tamamen karşıt bir sonuç

Bu cümlede the exact opposite, beklenen ya da daha önce inanılan şeyin tamamen tersi olan bir sonucu belirtir. Exact, opposite sözcüğünü güçlendirir: sonuç yalnızca farklı değildir; yönü tümüyle terstir. The exact opposite bir isim öbeğidir ve found fiilinin nesnesidir. Daha önce sözü edilen bir fikre, tahmine, sonuca veya eyleme, onu tekrarlamadan gönderme yapabilir.

Alıştırma

Bu cümlede the exact opposite ne anlama geliyor?

  1. Tamamen karşıt bir sonuç
  2. Neredeyse aynı bir sonuç
  3. Küçük bir ek ayrıntı
Cevabı göster

Tamamen karşıt bir sonuç

While only 46% of cash-free wallets were reported, Anlatım akışı

3:37

Parasız cüzdanların sadece %46'sı bildirilirken,

61% of cash wallets were called in. Öbek fiiller

3:42

paralı cüzdanların %61'i için arama yapıldı.

Anlatım akışı

While only 46% ... were reported: iki veri grubunu karşılaştırma

Burada While, karşılaştırılan iki istatistikten ilkini sunar; «... sırasında» anlamına gelmez. While yan cümlesi nakit içermeyen cüzdanlar için %46 oranını, ana cümle ise nakit içeren cüzdanlar için daha yüksek olan %61 oranını verir. While A, B kalıbı, okuyucunun karşılaştırması için iki gerçeği tek cümlede yan yana getirir. Only, %46’nın %61’e göre düşük olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümlede While sözcüğünün temel işlevi nedir?

  1. Bildirilen iki yüzdeyi karşılaştırmak
  2. Cüzdanların neden kaybolduğunu açıklamak
  3. Bildirimlerin ne zaman yapıldığını göstermek
Cevabı göster

Bildirilen iki yüzdeyi karşılaştırmak

Öbek fiiller

called in: bir kurumla iletişime geçilerek bildirildi

Burada called in, genellikle telefonla sorumlu kişilere veya kuruma ulaşılıp “bildirildi” anlamına gelir. Edilgen were called in yapısı, araştırmacılarla iletişime geçen kişilere değil, bulundukları bildirilen cüzdanlara odaklanır. Başka bir deyişle, birileri bu cüzdanları bulduğunu bildirmiştir.

Alıştırma

Bir park ofisi, “The missing dog's location was called in this morning.” diyor. Ne oldu?

  1. Biri köpeğin yerini bildirmek için ofisle iletişime geçti.
  2. Biri köpekten içeri gelmesini istedi.
  3. Biri konumu yüksek sesle bağırdı.
Cevabı göster

Biri köpeğin yerini bildirmek için ofisle iletişime geçti.

This pattern held true across the globe, Kalıp ifadeler

3:46

Bu model dünya çapında geçerliliğini korudu;

regardless of the participants' age, gender, or whether they were being observed during the wallet drop-off. Dilbilgisi

3:48

katılımcıların yaşına, cinsiyetine veya cüzdanı bırakırken izlenip izlenmediklerine bakılmaksızın.

Kalıp ifadeler

pattern held true: gözlemlenen örüntü geçerli kaldı

Pattern, daha önce açıklanan ve tekrarlanan sonucu ifade eder. Held true, hold true ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve “geçerli kalmak” ya da “uygulanmaya devam etmek” anlamına gelir. Across the globe ve regardless of ... ifadeleri bulgunun kapsamını genişletir: sonuç farklı yerlerde ve katılımcılar için sıralanan bütün koşullarda görülmeye devam etmiştir. Bu yapı, önce bir bulguyu belirtip sonra ne kadar geniş bir alanda geçerli olduğunu göstermeyi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “geçerli kaldı” anlamındaki iki sözcüklü geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: The researchers compared five cities, and the same pattern ____ in every city.

Cevabı göster

held true

Dilbilgisi

regardless of ... age, gender, or whether ...: koşulları “ne olursa olsun” çerçevesinde toplamak

Regardless of, of'tan sonra belirtilen koşulların ana sonucu değiştirmediğini anlatır. Burada yaş, cinsiyet ve gözlemlenip gözlemlenmeme, bulguyu etkilemeyen değişkenler olarak sunulur. regardless of sonrasında isimler ile whether yan cümlesi birlikte sıralanabilir: regardless of X, Y, or whether Z. Bu yapı, farklı biçimdeki koşulları tek bir “ne olursa olsun” çerçevesine yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “ne olursa olsun” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: ____ age, experience, or whether you have your own equipment, you may join the workshop.

Cevabı göster

Regardless of

And when researchers tried increasing the temptation to be dishonest with wallets containing nearly $100, Kalıp ifadeler

3:55

Araştırmacılar dürüst olmama eğilimini neredeyse 100 dolar içeren cüzdanlarla artırmayı denediklerinde ise,

the results surprised them again.

4:02

sonuçlar onları tekrar şaşırttı.

Kalıp ifadeler

increasing the temptation to be dishonest: dürüst olmayan davranışa yönelik ayartıyı artırmak

Temptation to do something, bir eylemi yapmaya yönelik güçlü çekimi veya dürtüyü anlatır; çoğu zaman bu eylem akılsızca ya da yanlış olabilir. Bu nedenle the temptation to be dishonest, dürüst olmayan biçimde davranma dürtüsü demektir. Increasing the temptation bu dürtüyü güçlendirmek anlamına gelir. Bu cümlede cüzdanlara yaklaşık 100 dolar koymak, parayı elde tutmayı daha çekici hâle getirir; böylece araştırmacılar daha güçlü bir ahlaki ayartı altında davranışı test eder.

Alıştırma

Cümleyi “kopya çekme dürtüsü” anlamına gelecek şekilde temptation to + fiilin yalın biçimiyle tamamlayın: A chance to see the answers may increase the ____.

Cevabı göster

temptation to cheat

People reported 72% of these big-money wallets.

4:05

İnsanlar bu yüksek miktarda para içeren cüzdanların %72'sini bildirdiler.

There are a lot of theories for why honesty goes up as the wallet becomes more valuable. Dilbilgisi

4:10

Cüzdanın değeri arttıkça dürüstlüğün neden arttığına dair pek çok teori vardır.

Dilbilgisi

goes up as ... becomes more valuable: ... daha değerli hâle geldikçe artar

Bu cümlede as, “bir değişim başka bir değişimle birlikte geliştikçe” anlamına gelir. X goes up as Y becomes/increases kalıbı bağlantılı iki eğilimi anlatır: cüzdanın değeri artarken dürüstlük de artar. Buradaki go up mecazidir. Fiziksel olarak yukarı çıkmak değil; düzey, oran veya miktar bakımından “artmak” demektir. Bu kalıp, ölçülebilir bir eğilimin başka bir eğilimle birlikte nasıl değiştiğini anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

“Electricity use goes up as the weather gets hotter,” cümlesinde as neyi gösterir?

  1. İki değişim birlikte gelişir.
  2. Daha sıcak hava ile elektrik kullanımı karşılaştırılarak zıtlık kurulur.
  3. Elektrik kullanımı hava değişmeden önce artar.
Cevabı göster

İki değişim birlikte gelişir.

The $100 wallet certainly increases self-interest,

4:16

100 dolarlık cüzdan kesinlikle kendi çıkarını artırır,

but in international follow-up surveys,

4:19

ancak uluslararası takip anketlerinde,

people reported that taking larger sums of money felt more like theft, Notlar

4:22

insanlar daha büyük miktarda para almanın hırsızlık gibi hissettirdiğini,

Kalıp ifadeler

taking larger sums of money: daha büyük miktarlarda para almak

A sum of money belirli bir para miktarı demektir. Larger sums of money, değerlendirilen diğer miktarlardan daha büyük para miktarlarını ifade eder; farklı durumlar arasında genel bir karşılaştırma yapıldığı için çoğul kullanılır. Taking larger sums of money, bir eylemi adlandıran -ing yapısıdır. Aktarılan düşüncede bu yapının tamamı felt fiilinin öznesidir: hırsızlığa daha çok benzeyen şey, bu miktarlardaki parayı alma eylemidir.

Alıştırma

Cümleyi “daha büyük para miktarları” anlamındaki ve sum sözcüğünün çoğulunu kullanan hedef ifadeyle tamamlayın: The bank reviews transfers involving ____.

Cevabı göster

larger sums of money

Kelime

felt more like theft: öznel bir ahlaki yargı

felt more like theft ifadesinde felt, fiziksel dokunma duyusunu değil, bir yargıyı ya da izlenimi anlatır. Daha büyük bir miktarı almak, bu duyguyu bildiren kişilere daha açık biçimde hırsızlık gibi gelmiştir; ifade tek başına hukuki bir karar bildirmez. X feels more like Y kalıbı, X'i kategori ya da deneyim bakımından Y'ye daha yakın görür. More, cümlede açık bir than ifadesi bulunmasa bile derece karşılaştırması ekler.

Alıştırma

Cümledeki “felt more like theft” ne anlama geliyor?

  1. Bir mahkeme bunun hırsızlık olduğuna resmen karar vermişti.
  2. Çalınmış bir eşyanın fiziksel dokusuna sahipti.
  3. Bu durum, ilgili kişilere daha belirgin biçimde hırsızlık gibi geliyordu.
Cevabı göster

Bu durum, ilgili kişilere daha belirgin biçimde hırsızlık gibi geliyordu.

making it harder to maintain a positive self-image. Dilbilgisi

4:26

bunun da pozitif bir öz imajı korumayı zorlaştırdığını bildirdiler.

Dilbilgisi

making it harder to maintain...: sonuç bildiren bir -ing yan cümlesi

Making it harder to maintain a positive self-image, hemen önce anlatılan durumun sonucunu veren -ing biçimli bir ortaç yan cümlesidir. “Bu da olumlu bir benlik algısını korumayı daha zor hâle getirdi” anlamına gelir. Yan cümledeki make it harder to do something, make + it + sıfat + to-infinitive yapısını izler. it önden kullanılan biçimsel nesnedir; zorlaşan eylem to-infinitive ile belirtilir. Burada bu eylem to maintain a positive self-image ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi make it harder to yapısının sonuç bildiren -ing biçimiyle tamamlayın: The smoke filled the room, ____ to breathe.

Cevabı göster

making it harder

It's also possible that when the financial stakes are higher, Notlar

4:30

Ayrıca, finansal riskler daha yüksek olduğunda,

so is the perceived harm to the wallet's owner.

4:34

cüzdan sahibine verilen zararın algılanan büyüklüğünün de artması olasıdır.

Dilbilgisi

when ... are higher, so is ...: paralel devrik yapı

“When the financial stakes are higher, so is the perceived harm” ifadesindeki “so is”, özne ile fiilin yer değiştirdiği devrik yapıyı kullanır. Önceki “higher” niteliğini yeni bir özneye taşır: algılanan zarar da daha yüksektir. “So + yardımcı fiil veya be + özne” kalıbı ortak yüklemin tekrarlanmasını önler ve iki değişimi paralel biçimde gösterir. “Are” çoğul özne “financial stakes” ile, “is” ise tekil özne “the perceived harm” ile uyumludur.

Alıştırma

Cümleyi devrik so kalıbıyla tamamlayın: When the waves are higher, ____ the risk of flooding.

Cevabı göster

so is

Kelime

financial stakes are higher: daha büyük mali sonuçlar

“Financial stakes are higher” ifadesindeki “stakes”, bir durumdaki parasal kazançları, kayıpları veya sonuçları belirtir. Stakes daha yüksekse kazanılabilecek veya kaybedilebilecek miktar artar; bu nedenle sonuç daha fazla önem taşır. Burada “stake” sözcüğünün soyut ve çoğul anlamı kullanılır; sivri bir tahta kazık anlamındaki gerçek anlamı kullanılmaz. “Financial”, söz konusu çıkarları para ve mali sonuçlarla sınırlar.

Alıştırma

“The financial stakes are higher” ne anlama gelir?

  1. Daha fazla para kazanılabilir veya kaybedilebilir; bu nedenle mali sonuçlar daha önemlidir.
  2. Ödeme sistemi daha moderndir.
  3. Sivri tahta kazıklar daha pahalıdır.
Cevabı göster

Daha fazla para kazanılabilir veya kaybedilebilir; bu nedenle mali sonuçlar daha önemlidir.

Others have suggested that our commitment to honesty could be altered in professional settings, Notlar

4:38

Diğerleri, dürüstlüğe olan bağlılığımızın profesyonel ortamlarda değişmiş olabileceğini

meaning participants might have acted differently outside the office.

4:43

ve katılımcıların ofis dışında farklı davranmış olabileceğini öne sürdüler.

Kalıp ifadeler

our commitment to honesty could be altered: dürüstlüğe bağlılığımız değişebilir

Commitment to honesty, dürüst davranma konusunda güçlü bir kararlılık anlamına gelir. Buradaki our commitment, belirli bir kişiye verilmiş bir sözden çok insanların bu değere olan bağlılığını ifade eder. Could be altered, could + be + geçmiş zaman ortacı yapısındadır. Bu edilgen kip yapısı, içinde bulunulan durumun bu değerin davranışları yönlendirme gücünü değiştirebileceğini belirtir. Kesinleşmiş bir değişimi değil, bir olasılığı ifade eder.

Alıştırma

commitment to honesty ve edilgen could be altered yapısıyla cümleyi tamamlayın: The researchers asked whether our ____ by workplace pressure.

Cevabı göster

commitment to honesty could be altered

Kelime

in professional settings: işle ilgili bağlamlarda

In professional settings, işle veya mesleki bir rolle bağlantılı durumlarda anlamına gelir. Burada setting, bir cihaz veya yazılım seçeneğini değil, bağlamı ya da ortamı ifade eder. Çoğul settings, belirli tek bir yerden çok bir durum kategorisini anlatır. Bu nedenle ifade yalnızca tek bir ofisle sınırlı değildir.

Alıştırma

Cümledeki in professional settings ne anlama geliyor?

  1. işle bağlantılı ortamlarda
  2. özel sosyal durumlarda
  3. yazılım yapılandırma menülerinde
Cevabı göster

işle bağlantılı ortamlarda

Still,

4:49

Yine de,

this result suggests that self-interest might not be as powerful as we often think. Dilbilgisi

4:49

bu sonuç, kendi çıkarımızın genellikle düşündüğümüz kadar güçlü olmayabileceğini gösteriyor.

Dilbilgisi

might not be as powerful as: temkinli bir olumsuz eşitlik karşılaştırması

not as + sıfat + as, bir şeydeki niteliğin karşılaştırma noktasına göre daha düşük derecede olduğunu anlatır. Burada kişisel çıkarın insanların genellikle varsaydığı kadar güçlü olmayabileceği söyleniyor. might, yargıyı kesinlik değil olasılık olarak sunar. might not be as + sıfat + as... kalıbı bir beklentiyi veya yaygın inancı temkinli biçimde düzeltmek için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi might ve olumsuz as...as kalıbını kullanarak tamamlayın: The exam ____ difficult as we expected.

Cevabı göster

might not be as

Seeing yourself as an honest person can motivate you to be an honest person. Dilbilgisi

4:56

Kendinizi dürüst bir insan olarak görmek, sizi dürüst bir insan olmaya motive edebilir.

Dilbilgisi

Seeing yourself as an honest person: özne görevindeki bir gerund öbeği

Seeing yourself as an honest person, cümlenin öznesi olarak kullanılan bir gerund öbeğidir. Kendini belirli bir şekilde görme zihinsel eylemini cümlenin ele aldığı konuya dönüştürür. Bu öbekte see A as B, A'yı B olarak görmek veya kabul etmek demektir: yourself A, an honest person ise B'dir. Yüklem can motivate you to be an honest person ifadesidir ve bu benlik algısının olası bir etkisini belirtir.

Alıştırma

see yourself as a team member ifadesini özne görevindeki bir gerund öbeğine dönüştürün: ____ can change how you cooperate.

Cevabı göster

Seeing yourself as a team member

Dilbilgisi

can motivate you to be: motivate someone to do yapısı

Motivate someone to do something, bir kişiye bir eylemi yapması veya bir duruma ulaşması için neden ya da istek vermek anlamına gelir. Burada you etkilenen kişidir; to be an honest person ise kişinin ulaşmaya teşvik edildiği durumu belirtir. Can, sonucun kesin olduğunu değil, böyle bir etkinin mümkün olduğunu gösterir. Yeniden kullanılabilecek kalıp özne + can motivate + kişi + to-infinitive şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi can motivate, nesne olan you ve to keep trying mastar ifadesiyle tamamlayın: Small improvements ____.

Cevabı göster

can motivate you to keep trying

And by modeling this behavior and celebrating it in others, Dilbilgisi

5:02

Bu davranışı modelleyerek ve başkalarında da bu davranışı överek,

we can help create an honest society we can all rely on. Öbek fiiller

5:05

hepimizin güvenebileceği dürüst bir toplum oluşturmaya yardımcı olabiliriz.

Dilbilgisi

by modeling ... and celebrating ...: by + paralel -ing biçimleri

By + -ing biçimi, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi gösterir. Baştaki ifade “Dürüst bir toplum yaratmaya nasıl yardımcı olabiliriz?” sorusunu yanıtlar: davranışı kendimiz örnekleyerek ve başkaları gösterdiğinde takdir ederek. Burada celebrating, davranışa açıkça değer vermek veya onu övmek anlamındadır. Modeling ve celebrating, and ile bağlanan paralel -ing biçimleridir ve ikisi de by sözcüğünü paylaşır. Yeniden kullanılabilecek yapı By doing A and doing B, özne + sonuç şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi “dikkatle dinleyip sorular sorarak” anlamını veren By ve iki paralel -ing biçimiyle tamamlayın: ____, you can avoid misunderstandings.

Cevabı göster

By listening carefully and asking questions

Öbek fiiller

can all rely on: bir şeye güvenmek ve dayanmak

Rely on, gerektiğinde yardım edeceğine, çalışacağına veya erişilebilir olacağına inanarak bir kişiye ya da şeye güvenmek ve dayanmak demektir. Burada society, herkesin güvenebileceği ve dayanabileceği bir şey olarak sunulur. we can all rely on sözleri society'yi niteler. Society, on edatının nesnesi olarak anlaşılır; bu yüzden on'dan sonra tekrarlanmaz. All, we sözcüğünü belirtir ve can kiplik fiilinden sonra gelir: we can all rely on.

Alıştırma

Cümleyi rely on ile tamamlayın: We need a teammate we can ____.

Cevabı göster

rely on

Speaking of motivation, Anlatım akışı

5:14

Motivasyondan bahsetmişken,

Anlatım akışı

Speaking of motivation: ilgili bir konuya geçiş yapmak

Speaking of + bir isim veya isim öbeği, konular arasında köprü kurar. Az önce söylenen ya da doğal olarak akla gelen bir düşünceyi alıp ilgili yeni bir noktaya geçer. Burada motivation, sıradaki konuya geçiş sağlayan köprüdür. Genellikle başta yer alır; ardından virgül ve yeni mesaj gelir. Bu ifade tek başına tam bir yargı bildirmez, dinleyicinin dikkatini yeni konuya yönlendirir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız az önce exercise konusundan söz etti. Hangi cümle Speaking of ... ifadesini ilgili bir düşünceyle devam etmek için doğal biçimde kullanır?

  1. Speaking of exercise, my pencil is yellow.
  2. Speaking of exercise, do you want to go for a walk?
  3. By the way, exercise can improve your sleep.
Cevabı göster

Speaking of exercise, do you want to go for a walk?

have you ever tried to get something done, Notlar

5:15

hiç bir şeyi bitirmeye çalıştığınız,

Kalıp ifadeler

get something done: tamamlanmış bir sonuca ulaşmak

get something done yapısında get, “bir sonucu ortaya çıkarmak” anlamına gelir; done ise nesnenin tamamlanmış durumunu anlatır. Bu nedenle ifade, bir görevi tamamlamak veya bir şekilde tamamlamayı başarmak demektir ve sonuca ulaşmak için yapılan tek tek hareketlerden çok tamamlanmış sonuca odaklanır. Nesne, get ile done arasına gelir: get the report done, get it done. Bağlama göre özne işi kendisi yapabilir veya tamamlanmasını sağlayabilir; bu cümle yalnızca görevin tamamlanmış duruma gelmesini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “hazırlığı bitirmek” anlamındaki tam get + nesne + done ifadesiyle tamamlayın: We need to ____ before the doors open.

Cevabı göster

get the setup done

understood the consequences of not getting it done,

5:17

yapmamanın sonuçlarını anladığınız,

had plenty of time to do it,

5:19

yapmak için bolca vaktiniz olduğu,

and still not done it?

5:21

ve yine de yapmadığınız oldu mu?

Anlatım akışı

Have you ever ... and still not done it?: çelişkiye doğru ilerleyen yapı

Have you ever ...? dinleyenden böyle bir şeyin hayatında daha önce olup olmadığını hatırlamasını ister. Burada baştaki have you ever, paralel sıralanan tried, understood, had ve not done bölümlerinin hepsini kapsar; bu nedenle her bölümden önce tekrarlanmaz. Cümle, görevin tamamlanmış olması için gereken nedenleri —çaba, sonuçların farkında olma ve yeterli zaman— adım adım biriktirir. Ardından and still not done it beklenmedik, karşıt sonucu verir. Bu tanıdık çelişki, izleyicinin kendi deneyimini fark etmesini sağlar ve erteleme konusuna zemin hazırlar.

Alıştırma

Bu bağlamda sorunun bilgiyi düzenleyen temel işlevi nedir?

  1. Tanıdık bir çelişkiyi adım adım kurarak dinleyicinin kendinden bir şey bulmasını sağlar ve erteleme konusuna geçer.
  2. Sonuçları anlamanın her zaman harekete geçmeyi sağladığını kanıtlar.
  3. Tamamlanmamış tek bir görevin tam olarak ne kadar sürdüğüne dair ayrıntılı bir rapor ister.
Cevabı göster

Tanıdık bir çelişkiyi adım adım kurarak dinleyicinin kendinden bir şey bulmasını sağlar ve erteleme konusuna geçer.

Understand the psychology of procrastination with this video.

5:22

Bu video ile ertelemenin psikolojisini anlayın.

And for more actionable science-based advice on how to build character, Kalıp ifadeler

5:25

Ve karakter inşa etme konusunda bilime dayalı daha pratik tavsiyeler için

Kalıp ifadeler

more actionable science-based advice: uygulanabilir ve bilime dayalı daha fazla tavsiye

Burada actionable advice, uygulamaya konabilecek kadar somut tavsiye demektir. Science-based, tavsiyenin yalnızca görüşe değil, bilimsel araştırma veya kanıta dayandığını belirtir. Her iki niteleyici de advice sözcüğünü niteler. More, iki özelliği birden taşıyan ek tavsiye anlamı katar: uygulanabilir ve kanıtla desteklenmiş.

Alıştırma

Bu cümlede actionable science-based advice ne anlama gelir? The guide gives families actionable science-based advice.

  1. Kanıt gerektirmeden harekete geçmeyi teşvik eden tavsiye
  2. Yalnızca bilim insanlarına yönelik ve günlük hayatta kullanılamayan tavsiye
  3. Uygulamaya konabilen ve bilimsel kanıtla desteklenen tavsiye
Cevabı göster

Uygulamaya konabilen ve bilimsel kanıtla desteklenen tavsiye

visit ed.ted.com/buildcharacter.

5:29

ed.ted.com/buildcharacter adresini ziyaret edin.

Kalıp ifadeler

how to build character: karakteri nasıl geliştireceğiniz

Bu bağlamda build character; dürüstlük, sorumluluk ve azim gibi olumlu iç nitelikleri geliştirmek anlamına gelir. Build mecaz anlamdadır ve character kurgusal bir kişiyi değil, ahlaki ve kişisel nitelikleri ifade eder. How to + fiilin yalın biçimi, bir şeyin yöntemini veya nasıl yapıldığını belirtir. İfadenin tamamı advice on sonrasında gelir ve tavsiyenin konusunu, yani bu nitelikleri geliştirme yollarını açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle kampın çocukların dürüstlük, sorumluluk ve dayanıklılık geliştirmesine yardımcı olduğunu söyler?

  1. The camp helps children create a character.
  2. The camp helps children build a character.
  3. The camp helps children build character.
Cevabı göster

The camp helps children build character.