Gökkuşağı Bilimi! ... VE Kulaklıklar Neden Hep Birbirine Dolanır?: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
973 kelime 173 kel/dk

Video özeti: Michael gökkuşağının neden gözlemciye bağlı olduğunu açıklıyor, sonra rainbow sözcüğünü ayırarak düğümleri ve petrichor kokusunu ele alıyor. İngilizce noktaları: 1. Where you are dictates where the rainbow will appear to you. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iki where yan cümlesinin dictates çevresinde ad gibi çalışıp bir konumun diğerini belirttiğini görün. 2. made up of — Öbek fiiller: “-den oluşmak” anlamını kavrayın ve malzeme, grup veya sistemin parçalarını anlatın. 3. the blood of stone. The blood of the earth, of the ground. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: şiirsel imgeyi gerçek kanla değil petrichor ile ilişkilendirin ve benzer mecazları sözcüğü sözcüğüne çevirmeyin.

Bu derste

Hey Vsauce,

0:00

Selam Vsauce,

Michael here and I'm celebrating the holidays in my mom's basement.

0:01

ben Michael ve tatil dönemini annemin bodrumunda kutluyorum.

But a few days ago,

0:05

Ama birkaç gün önce,

MadmegzOfEpic @tweetsauce this question.

0:06

MadmegzOfEpic, @tweetsauce'a şu soruyu gönderdi.

Now at first I was like, Kelime

0:10

İlk başta şöyle düşündüm:

"The end of a rainbow?

0:12

“Gökkuşağının sonu mu?

Kelime

was like, “...” ile geçmişteki bir tepkiyi aktarmak

Günlük ve samimi bir anlatımda was like, konuşanın o andaki tepkisini, düşüncesini veya sözlerini aktarır. Burada “The end of a rainbow?” düşüncesini başlatır; “benziyordu” anlamına gelmez. be like + alıntılanan sözler veya düşünceler yapısı, anlatımı daha canlı hâle getirir. Alıntı, söylenenlerin aynısı olabileceği gibi kişinin düşündüğü veya söylediği şeyin yaklaşık bir aktarımı da olabilir.

Alıştırma

Geçmişteki bir tepkiyi aktaran hedef ifadeyle samimi anlatımı tamamlayın: When the rabbit vanished, I ____, "Where did it go?"

Cevabı göster

was like

Of course you can't get there.

0:13

Tabii ki oraya ulaşamazsın.

Everybody knows that."

0:14

Bunu herkes bilir.”

But then I said,

0:15

Ama sonra şöyle dedim:

"Why?

0:17

“Neden?

I mean, Ton ve niyet

0:18

Yani,

what would happen if I saw a rainbow and I fired a camera bullet at the rainbow? Dilbilgisi

0:18

bir gökkuşağı görüp ona doğru kameralı bir mermi ateşleseydim ne olurdu?

Ton ve niyet

I mean, ile bir düşünceyi açıklamak veya genişletmek

Burada I mean, konuşanın belirsiz bir soruyu daha belirgin bir soruya dönüştürmesine yardımcı olan bir söylem belirtecidir. “Why?” diye sorduktan sonra konuşan, bir gökkuşağı görüp ona kamera mermisi atarsa ne olacağına ilişkin ayrıntılı varsayımı bu ifadeyle başlatır. Konuşmada I mean, az önce söylenen bir şeyi açıklamak, düzeltmek veya genişletmek için kullanılabilir. Buradaki işlevi “bunu daha açık söyleyeyim”dir; “anlamına gelmek” anlamındaki normal mean fiili değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede I mean, konuşanın düşüncesinin daha belirgin bir biçimini sunuyor?

  1. We need to arrive early. I mean, before eight o'clock.
  2. What does this symbol mean?
  3. Her silence means she is upset.
Cevabı göster

We need to arrive early. I mean, before eight o'clock.

Dilbilgisi

What would happen if ...? ile varsayımsal sonuçlar

“What would happen if ...?” hayal edilen bir durumu açar ve bunun sonucunu sorar. Kalıp What would happen if + özne + fiilin geçmiş zaman biçimi? şeklindedir. Buradaki saw ve fired varsayımsal uzaklık belirtir: konuşan kişi geçmişte gerçekleşen olayları anlatmıyor, gerçek dışı bir deney hayal ediyor. Would happen hayal edilen sonucu verir.

Alıştırma

Hayalî bir dünya hakkında soru soruyorsunuz. Soruyu tamamlayın: What ____ if nobody needed sleep?

Cevabı göster

would happen

What would the footage look like?" Dilbilgisi

0:24

Çekilen görüntü nasıl görünürdü?”

Dilbilgisi

Varsayımsal soru olarak What would the footage look like?

“What would X look like?” hayal edilen bir durumda bir şeyin nasıl görüneceğini veya görünür sonucunun hangi biçimi alacağını sorar. X bir nesne, tasarım, görüntü, grafik ya da başka bir sonuç olabilir; yalnızca bir kişinin yüzünü veya bedenini anlatmaz. Buradaki X, kaydedilmiş video anlamındaki footage kelimesidir. Would önceki düşünce deneyini sürdürür; nazik bir rica değil, varsayımsal bir sonuç belirtir.

Alıştırma

Varsayımsal soruyu would ve it kullanarak tamamlayın: What ____ look like?

Cevabı göster

would it

Well,

0:26

Şey,

I found that in this impossible journey to a rainbow,

0:26

bir gökkuşağına uzanan bu imkânsız yolculukta

you can learn a lot.

0:29

çok şey öğrenilebileceğini fark ettim.

For instance,

0:31

Örneğin,

the rainbow that you see is unique to you. Kalıp ifadeler

0:32

gördüğünüz gökkuşağı yalnızca size özgüdür.

Kalıp ifadeler

unique to you: yalnızca tek bir gözlemciye özgü

Bu cümlede unique to you, gördüğün gökkuşağının senin belirli bakış konumuna bağlı olduğu anlamına gelir; farklı bir yerde duran biri tam olarak aynısını görmez. be unique to + kişi, yer, grup veya şey kalıbı, “yalnızca o kişide ya da yerde var olmak, gerçekleşmek veya ona özgü olmak” anlamına gelir. Sadece “çok özel hissettirmek” demek değildir.

Alıştırma

“Yalnızca ... ile sınırlı” anlamındaki iki kelimelik ders kalıbıyla cümleyi tamamla: This exact view is ____ people standing on the roof.

Cevabı göster

unique to

That's right.

0:36

Evet, doğru.

Anybody nearby will also see a rainbow,

0:36

Yakındaki herkes de bir gökkuşağı görecektir,

but their rainbow will be slightly different.

0:39

ama onların gördüğü gökkuşağı biraz farklı olacaktır.

There's a different rainbow for everybody.

0:41

Herkesin gökkuşağı farklıdır.

And that's because rainbows are apparent phenomena. Kelime

0:43

Çünkü gökkuşakları görünüşe bağlı olgulardır.

Kelime

apparent phenomena: gözlem koşullarının şekillendirdiği görünüşler

Burada apparent, belirli koşullar altında bir gözlemciye görünen bir şeyi anlatır. Gökkuşağı görülebilir, ancak nerede görünüyormuş gibi olduğu gözlemciye, ışığa ve su damlacıklarına bağlıdır. Bu nedenle apparent phenomena, “apaçık olgular” anlamına gelmez. Bu bilimsel açıklamada apparent, sabit bir yerde duran tek bir nesneden çok gözlemlenen görünüşü belirtir.

Alıştırma

“This light ring is an apparent phenomenon that changes with the viewer’s position,” cümlesinde apparent ne anlama gelir?

  1. Herkes tarafından kolayca fark edilir.
  2. Belirli gözlem koşulları altında görünür.
  3. Hayal ürünüdür ve görülemez.
Cevabı göster

Belirli gözlem koşulları altında görünür.

Where you are dictates where the rainbow will appear to you. Dilbilgisi

0:47

Bulunduğunuz yer, gökkuşağının size nerede görüneceğini belirler.

Dilbilgisi

Where you are dictates where...: isim görevindeki where yan cümleleri

Where you are, doğrudan bir soru değil, isim gibi görev yapan bir where yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı dictates fiilinin öznesidir; dictates burada determines anlamına gelir. Bu nedenle are you değil, bildirme cümlesi sırası olan you are kullanılır. İkinci where yan cümlesi, ilk konumun belirlediği sonuç konumunu verir. Yeniden kullanılabilecek kalıp şöyledir: Where + özne + fiil + determines veya dictates + where + özne + fiil.

Alıştırma

Hangi cümle bir where yan cümlesini özne olarak, başka bir where yan cümlesini de determines sonrasında doğru biçimde kullanır?

  1. Where you stand determines where can the camera see you?
  2. Where do you stand determines where can the camera see you?
  3. Where you stand determines where the camera can see you.
Cevabı göster

Where you stand determines where the camera can see you.

Rainbows happen because sunlight behind your body

0:52

Gökkuşakları, bedeninizin arkasından gelen güneş ışığının

enters into raindrops in front of you

0:55

önünüzdeki yağmur damlalarına girmesi

that then reflect it back into your eyeballs.

0:57

ve sonra gözlerinize geri yansımasıyla oluşur.

And there's a rainbow because raindrops not only reflect light, Dilbilgisi

1:00

Gökkuşağı vardır çünkü yağmur damlaları ışığı yalnızca yansıtmakla kalmaz,

they also refract it.

1:03

aynı zamanda kırar.

Dilbilgisi

not only reflect light ... also refract it: paralel bir bilgi eklemek

Not only ... also, yağmur damlalarının gerçekleştirdiği iki paralel eylemi bağlar: reflect light ve refract it. Not only başka bir bilginin geleceğini haber verir, also ise eklenen ve vurgulanan bu bilgiyi işaretler. it zamiri önceki light sözcüğüne gönderme yapar. Konuşmada, ikinci yan cümlede also varsa burada olduğu gibi but atlanabilir. Yeniden kullanılabilecek kalıp şöyledir: Özne + not only + fiil öbeği, özne veya zamir + also + fiil öbeği.

Alıştırma

Eksik sözcükle ikili yapıyı tamamlayın: This jacket not only keeps me warm; it ____ keeps me dry.

Cevabı göster

also

Refraction occurs whenever any type of wave enters a new medium

1:06

Kırılma, herhangi bir dalga türünün yeni bir ortama girip

where its speed is changed.

1:10

hızının değiştiği her durumda gerçekleşir.

And in order to change speed, Kalıp ifadeler

1:12

Hızını değiştirebilmesi için de

that wave must change direction.

1:14

o dalganın yön değiştirmesi gerekir.

Kalıp ifadeler

Açık amaç bildiren in order to + fiilin yalın hâli

In order to bir hedef sunar ve onu gerçekleştirmek için gereken eylemle ilişkilendirir. Bu cümlede yön değiştirme, dalganın hızını değiştirebilmek için yapması gereken şey olarak gösterilir; buradaki order, emir veya sıra anlamına gelmez. Yapı in order to + fiilin yalın hâlidir. Yalnızca to kullanılan mastar yapısına göre amaç ilişkisini daha açık hâle getirir; bu nedenle adımları ve mekanizmaları açıklarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen üç sözcüklü açık amaç ifadesiyle tamamlayın: The sensor adjusts its angle ____ receive a stronger signal.

Cevabı göster

in order to

So when white light from the sun enters a raindrop,

1:16

Dolayısıyla Güneş'ten gelen beyaz ışık bir yağmur damlasına girdiğinde,

it is refracted.

1:19

kırılır.

It changes direction.

1:21

Yön değiştirir.

And different wavelengths of light,

1:22

Işığın farklı dalga boyları,

which means different colors, Anlatım akışı

1:24

yani farklı renkler,

are refracted differently.

1:26

farklı şekillerde kırılır.

Anlatım akışı

Hemen anlaşılır bir açıklama sunan which means

Which means hemen önceki fikri günlük ve anlaşılır bir dille yeniden ifade eder. Bu cümlede different colors, different wavelengths of light ifadesinin daha kolay açıklamasıdır; ayrı ve yeni bir sonuç değildir, ayrıca which burada soru sözcüğü olarak kullanılmaz. Virgüllerle ayrılan which means bölümü, büyük cümle yapısının akışını kısa süreliğine keser ve ardından dinleyiciyi ana ifadeye döndürür: different wavelengths of light are refracted differently. Böylece konuşmacı önce teknik ifadeyi verip yeni bir cümle başlatmadan hemen açıklayabilir.

Alıştırma

Cümleyi hemen günlük dille açıklama getiren iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The fabric is waterproof, ____ water cannot pass through it.

Cevabı göster

which means

So they get separated into what we know as ROY G. BIV. The geometry of a spherical raindrop means Kültür

1:27

Böylece, ROY G. BIV olarak bildiğimiz renklere ayrılırlar. Küresel bir yağmur damlasının geometrisi,

Kültür

Renk sırasını hatırlatan ROY G. BIV.

ROY G. BIV., kişi adı görünümü verilmiş bir hafıza tekniğidir. Harfleri sırasıyla İngilizce red, orange, yellow, green, blue, indigo ve violet renk adlarını temsil eder. Bu cümlede kişi adına benzeyen bu etiket, tayfın ayrıldığı bilinen renk sırasını belirtir. Bunu tanımak, Roy G. Biv’in gerçek bir kişi olduğu şeklindeki yanlış okumayı önler.

Alıştırma

ROY G. BIV. İngilizce konuşan birinin neyi hatırlamasına yardım eder?

  1. Yedi kişinin adı
  2. Pusuladaki yönler
  3. İngilizce red, orange, yellow, green, blue, indigo ve violet renklerinin sırası
Cevabı göster

İngilizce red, orange, yellow, green, blue, indigo ve violet renklerinin sırası

that this spectrum of colors will only be visible to you

1:34

bu renk tayfını yalnızca

from a very specific angle relative to where you are. Kalıp ifadeler

1:38

bulunduğunuz yere göre çok belirli bir açıdan görebileceğiniz anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

relative to: bir referans noktası kullanmak

relative to where you are ifadesinde relative to, bir şeyle ilişkili olarak veya bir şeyi referans noktası olarak kullanarak anlamına gelir. Gerekli görüş açısı mutlak bir yön olarak değil, gözlemcinin konumuna göre tanımlanır. Yapı, relative to + isim öbeği veya where you are gibi gömülü bir soru biçimindedir. Bir konum, ölçüm, hareket veya karşılaştırma belirtilen bir temele bağlı olduğunda yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

Bir şeyi referans noktası olarak kullanmak anlamındaki, derste öğrendiğiniz iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The camera's angle is adjusted ____ the horizon.

Cevabı göster

relative to

And that angle is about 40 to 42 degrees

1:41

Bu açı yaklaşık 40 ila 42 derecedir

from the angle of your head to your head's shadow.

1:45

ve başınızdan başınızın gölgesine uzanan doğrultuya göre ölçülür.

Here's a way to think about it. Anlatım akışı

1:48

Şöyle düşünebilirsiniz.

Anlatım akışı

Here's a way to think about it: zihinsel bir model sunmak

Bu cümle, konuşanın karmaşık bir fikri daha kolay anlaşılır hâle getirecek yararlı bir zihinsel model veya bakış açısı sunmak üzere olduğunu belirtir. Here's, here is ifadesinin kısaltmasıdır; it ise daha önce konuşulmakta olan konuya gönderme yapar. Bu bağlamda think about it, bir karar üzerinde daha dikkatli düşünme talimatı değildir. Cümlenin bütünü, konuyu anlamanın olası bir yolunu sunarak açıklamayı düzenler.

Alıştırma

Konuşan Here's a way to think about it. dediğinde genellikle neyi belirtir?

  1. Yararlı bir bakış açısı veya zihinsel model sunulmak üzeredir.
  2. Konuşan açıklamayı bitirmektedir.
  3. Dinleyici hemen bir karar vermelidir.
Cevabı göster

Yararlı bir bakış açısı veya zihinsel model sunulmak üzeredir.

The spectrum of a rainbow is firing out of raindrops

1:49

Gökkuşağının renk tayfı yağmur damlalarından

between the angle of 40 and 42 degrees.

1:52

40 ila 42 derecelik bir açıyla çıkar.

So if you move forward,

1:55

Bu yüzden ileri doğru hareket ederseniz,

you'll just see that rainbow coming from different drops,

1:57

gökkuşağının farklı damlalardan geldiğini görürsünüz;

except light that reflects more than one time inside the raindrop.

2:00

yağmur damlasının içinde birden fazla kez yansıyan ışık ise bunun dışındadır.

Now,

2:05

Şimdi,

in order for this light to get to your eyes, Dilbilgisi

2:06

bu ışığın gözlerinize ulaşabilmesi için

it has to reflect at a very specific angle.

2:07

çok belirli bir açıyla yansıması gerekir.

Dilbilgisi

in order for this light to get to your eyes: mastarın öznesini belirtmek

In order for + isim/zamir + to + fiil, bir amacı veya gerekli sonucu ifade ederken mastar yapısının mantıksal öznesini açıkça belirtir. Burada get to your eyes eylemini gerçekleştirmesi gereken şey this light ifadesidir; for, eylemin ışığın yararına yapıldığını göstermez. Ana cümle daha sonra gerekliliği açıklar: ışığın çok belirli bir açıyla yansıması gerekir. Bu yapı, mastarın öznesi ana cümlenin öznesinden farklı olduğunda veya yalnızca açıkça belirtilmesi gerektiğinde özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi in order for + noun + to yapısıyla tamamlayın. voice search ve work sözcüklerini kullanın: ____, the app must have permission to use the microphone.

Cevabı göster

In order for voice search to work

So it's only visible about 50 to 53 degrees from your perspective. Kalıp ifadeler

2:10

Bu nedenle sizin bakış açınızdan yalnızca yaklaşık 50 ila 53 derecede görülebilir.

Kalıp ifadeler

from your perspective: fiziksel bakış noktası veya kişisel duruş

Burada from your perspective, “fiziksel olarak baktığınız konumdan” anlamına gelir. Açı, gözlemci olarak sizin baktığınız yere göre ölçülür; bu nedenle ifade herkes için geçerli tek bir açıyı değil, belirli bir gözlem noktasına bağlı açıyı anlatır. Aynı ifade, bir kişinin bir durumu nasıl anladığını belirtmek için de kullanılabilir. perspective sözcüğünün fiziksel bakış noktasını mı yoksa bir görüşü mü anlattığını bağlam belirler; bu cümlede sayılar ve görünürlük, mekânsal anlamı açıkça gösterir.

Alıştırma

Örnek cümlede “from your perspective” ne anlama geliyor?

  1. Her gözlemci için evrensel olarak sabit bir açıda
  2. Fiziksel olarak baktığınız konumdan
  3. Kişisel tercihinize göre
Cevabı göster

Fiziksel olarak baktığınız konumdan

And this, my friends,

2:14

İşte bu da dostlarım,

is the double rainbow.

2:15

çift gökkuşağıdır.

Now again,

2:17

Yine,

because of spherical geometry,

2:18

küresel geometri nedeniyle

these raindrops are not going to be able to reflect light to your eyeballs

2:20

bu yağmur damlaları ışığı gözlerinize

between 42 to 50 degrees,

2:23

42 ila 50 derece arasındaki açılarda yansıtamaz.

which means that the area between a primary and secondary rainbow

2:26

Bu da birincil ve ikincil gökkuşağı arasındaki bölgenin

is darker than the rest of the sky.

2:29

gökyüzünün geri kalanından daha karanlık olduğu anlamına gelir.

This area is known as Alexander's dark band. Kalıp ifadeler

2:32

Bu bölge, Alexander'ın karanlık kuşağı olarak bilinir.

Kalıp ifadeler

is known as: yerleşik bir adı tanıtma

Is known as, be known as + ad veya unvan biçimindeki edilgen yapıdır. İnsanların bir şeyi genellikle as sözcüğünden sonra gelen adla çağırdığını veya tanımladığını belirtir; burada Alexander's dark band, alanın yerleşik adıdır. be fiilini zamana ve özneye göre değiştirin: is known as, was known as veya are known as. Bu yapı bir terimi, takma adı ya da tarihî unvanı tanıtırken kullanışlıdır ve adı kimin verdiğine değil, adlandırılan şeye odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi be known as yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The yearly meteor shower ____ the Perseids.

Cevabı göster

is known as

Oh, and there's way more than we can even cover here.

2:37

Üstelik burada anlatabileceğimizden çok daha fazlası var.

For instance,

2:39

Örneğin,

if the sun is already set,

2:40

Güneş çoktan batmışsa

but the moon is behind you producing enough light,

2:41

ama arkanızdaki Ay yeterince ışık üretiyorsa,

you can get a moonbow.

2:44

bir ay gökkuşağı görebilirsiniz.

Also cool,

2:47

Bir başka harika şey de

reflection rainbows.

2:48

yansıma gökkuşaklarıdır.

If one of these occurs with a normal rainbow,

2:49

Bunlardan biri normal bir gökkuşağıyla birlikte oluşursa,

you'll have two rainbows that don't line up, Öbek fiiller

2:51

birbiriyle hizalanmayan,

that aren't parallel.

2:54

paralel olmayan iki gökkuşağı görürsünüz.

Öbek fiiller

Mekânsal hizalama için don't line up

Burada don't line up, iki gökkuşağı görüntüsünün birbiriyle karşılık gelen konumlarda bulunmadığını veya aynı görsel hizayı izlemediğini belirtir. Bu öbek fiil, nesnelerin birbirine göre nerede bulunduğunu anlatır. Şekiller, metinler, kenarlar veya işaretlerle kullanıldığında line up hizalanmak anlamına gelir. Bu cümlede insanların sıraya girmesi anlamında değildir.

Alıştırma

İki etiketin aynı yatay konumdan başlaması gerekiyor, ancak biri sağa kaymış. Hangi cümle sorunu en kesin biçimde açıklar?

  1. The labels aren't parallel.
  2. The labels don't match in color.
  3. The labels don't line up.
Cevabı göster

The labels don't line up.

The reason is that one of these rainbows is not coming from sunlight behind the viewer, Dilbilgisi

2:55

Bunun nedeni, bu gökkuşaklarından birinin izleyicinin arkasındaki güneş ışığından değil,

but instead from sunlight reflected from the lake below.

3:00

aşağıdaki gölden yansıyan güneş ışığından gelmesidir.

Dilbilgisi

The reason is that + tam bir yan cümle

The reason is that, daha önce belirtilmiş bir sonuç veya durum için açıklama sunar. Bu cümlede dinleyiciye, ardından gelen bilginin iki gökkuşağı görüntüsünün neden farklı olduğunu açıkladığını bildirir. Dil bilgisi bakımından that sözcüğünden sonra kendi öznesi ve fiili olan tam bir yan cümle gelir: one of these rainbows is not coming.... Yeniden kullanılabilir kalıp The reason is that + yan cümledir.

Alıştırma

Dersin neden açıklayan kalıbını aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: The picnic moved indoors; ____ heavy rain was expected.

Cevabı göster

the reason is that

Because you can only see a rainbow from a certain angle,

3:05

Bir gökkuşağını yalnızca belirli bir açıdan görebildiğiniz için,

if you move your body,

3:07

bedeninizi hareket ettirirseniz,

you will continue to see that rainbow from the same angle,

3:09

gökkuşağını aynı açıdan görmeye devam edersiniz;

which means the rainbow will move with you.

3:11

yani gökkuşağı sizinle birlikte hareket eder.

It will appear to be following you. Dilbilgisi

3:14

Sizi takip ediyormuş gibi görünür.

Dilbilgisi

appear to be following: gözlenen fakat doğrulanmamış bir eylem

“Appear to be following”, görebildiğiniz kadarıyla bir şeyin sizi takip ediyor gibi göründüğü anlamına gelir. “Appear to be + -ing” yapısı, sürüyormuş gibi görünen bir eylemi anlatır ancak bunun gerçekten olup olmadığı konusunda kesinlik bildirmez. Burada “appear”, “ortaya çıkmak” değil, “gibi görünmek” anlamındadır. Cümle, görünen bir etkiyi dikkatli biçimde anlatır; o şeyin gerçekten peşinizden hareket ettiğini iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi “hareket ediyor gibi görünüyor” anlamındaki “appear to be + -ing” yapısıyla tamamlayın: From the train, the moon ____ beside us.

Cevabı göster

appears to be moving

Now this is particularly apparent when you're flying in an airplane

3:16

Bu durum özellikle uçakla uçarken,

high above the ground, moving quickly.

3:20

yerden çok yüksekte hızla giderken belirgindir.

Now because you're so far off the ground,

3:22

Yerden çok uzakta olduğunuz için,

the rainbow,

3:25

gökkuşağı,

which is centered around your shadow, Kalıp ifadeler

3:25

gölgenizin çevresinde merkezlenmiş hâliyle,

Kalıp ifadeler

centered around: merkezi veya ana odağı belirtmek

“Is centered around”, bir şeyin belirli bir noktayı merkez aldığı anlamına gelir. Bu cümlede gölge geometrik merkezi gösterir; “around” yalnızca “yakınlarda bir yerde” demek değildir. Aynı yapı ana konuyu veya odağı da gösterebilir. Örneğin bir etkinlik müzik etrafında şekillenebilir. Her iki kullanımda da “around” sonrasındaki isim bütün şekli, etkinliği veya tartışmayı düzenleyen merkezdir.

Alıştırma

Etkinliğin ana odağını göstermek için cümleyi “is centered around” ile tamamlayın: Our science fair ____ the theme of clean energy.

Cevabı göster

is centered around

is actually 100% completely visible,

3:27

aslında yüzde 100, tamamen görülebilir.

which means none of it is hiding below the horizon,

3:31

Yani hiçbir kısmı ufkun altında gizlenmez

which means you see a circular rainbow.

3:33

ve siz de dairesel bir gökkuşağı görürsünüz.

And as you can see, Anlatım akışı

3:36

Gördüğünüz gibi,

as the plane flies through the clouds,

3:37

uçak bulutların içinden geçerken

the rainbow continues to be in the same apparent position.

3:39

gökkuşağı görünürde aynı konumda kalmaya devam eder.

Anlatım akışı

as you can see: dikkati görünür kanıta yöneltmek

“As you can see” bir söylem işaretidir: dinleyicinin dikkatini o anda görülebilen veya tarafların ortak olarak erişebildiği bir kanıta yöneltir. Gözlemden önce geldiğinde açıklamayı önce kanıt, sonra sonuç biçiminde düzenler. Dinleyicinin görüp göremediğini soran bir soru değildir.

Alıştırma

“As you can see, the blue line falls after noon,” cümlesinde “as you can see” ne işe yarar?

  1. Dinleyicinin görme yetisinin yeterince iyi olup olmadığını sorar.
  2. Mavi çizginin dinleyici ona baktığı için düştüğü anlamına gelir.
  3. Dinleyicinin dikkatini ifadeyi destekleyen görünür kanıta yöneltir.
Cevabı göster

Dinleyicinin dikkatini ifadeyi destekleyen görünür kanıta yöneltir.

So if I fired a bullet camera right at a rainbow,

3:43

Yani bir gökkuşağına doğru kameralı bir mermi ateşleseydim,

the rainbow would not get closer.

3:46

gökkuşağı yaklaşmazdı.

Instead,

3:48

Aksine,

it would appear to recede just as fast as the camera approached it. Dilbilgisi

3:48

kamera ona ne kadar hızlı yaklaşırsa o da o kadar hızlı uzaklaşıyormuş gibi görünürdü.

Dilbilgisi

just as fast as: hızların eşitliğini vurgulamak

“Just as fast as”, iki eylemi veya şeyi aynı derece bakımından karşılaştırmak için just as + sıfat/zarf + as kalıbını kullanır. Burada fast, gökkuşağının ne hızla geri çekiliyormuş gibi göründüğünü anlatır; ikinci as ise karşılaştırma ölçütü olarak kameranın yaklaşma eylemini getirir. Just eşitliği güçlendirir: görünürdeki iki hız birbiriyle aynıdır. Bu karşılaştırmada iki as de “çünkü” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “aynı hızda” anlamına gelen tam eşitlik ifadesiyle tamamlayın: “Lena cycled ____ her brother.”

Cevabı göster

just as fast as

Rainbow is a classic compound word, Kelime

3:53

“Rainbow” klasik bir birleşik sözcüktür;

a word that is made up of two or more words that can stand on their own. Notlar

3:55

yani tek başlarına da kullanılabilen iki veya daha fazla sözcükten oluşur.

Kelime

compound word: bağımsız sözcüklerden kurulan bir sözcük

Birleşik sözcük, her biri bağımsız olarak da kullanılabilen iki veya daha fazla sözcükten oluşan tek bir söz varlığı birimidir. Bu cümlede rainbow birleşik sözcüğün tamamı, rain ve bow ise onun iki parçasıdır. Birleşik sözcükleri tanımak, bilmediğiniz sözcükleri anlamlı parçalara ayırmanıza ve anlamları hakkında ilk tahmini yapmanıza yardımcı olabilir. Ancak bu tahmin yalnızca bir ipucudur; kesin değildir. Çünkü birleşik sözcüğün yerleşik anlamı, parçalarının düz anlamlarından daha özel olabilir.

Alıştırma

Hangi seçenek, tek başına kullanılabilen iki sözcükten oluşan bir birleşik sözcüktür?

  1. very tall, sıradan iki sözcüklü bir öbek
  2. toothbrush, tooth + brush sözcüklerinden
  3. quickly, quick + -ly parçalarından
Cevabı göster

toothbrush, tooth + brush sözcüklerinden

Öbek fiiller

be made up of: bileşimi ifade etmek

be made up of yapısında bütün, bu ifadeden önce gelir; bütünü oluşturan parçalar ise of sözcüğünden sonra gelir. Burada a word bütündür, two or more independent words ise bileşenlerdir. Kalıp be + made up of + bileşenler şeklindedir. «-den oluşmak» anlamına gelir; bu yapıda made up, «uydurulmuş» demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi «-den oluşmak» anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The committee is ____ volunteers from five neighborhoods.

Cevabı göster

made up of

Deyimler

stand on their own: bağımsız olarak var olmak veya işlemek

Bu cümlede stand on their own, “daha büyük bir ifadenin parçası olmaya gerek duymadan bağımsız sözcükler olarak var olmak ya da işlev görmek” demektir. Bu kullanım mecazidir; fiziksel olarak ayakta durmaktan söz edilmez. X can stand on its/their own kalıbı, X’in başka bir şeyin desteği olmadan tamamlanmış, anlaşılır, ikna edici veya işlevsel olduğunu anlatır. İyelik sözcüğü X ile uyumlu olmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi “bağımsız olarak işlev görmek” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The two proposals are clear enough to ____.

Cevabı göster

stand on their own

So let's unpack these a bit beginning with bow, Deyimler

3:59

Şimdi “bow”dan başlayarak bunları biraz açalım:

a decorative knot.

4:02

süs amaçlı bir düğüm.

Deyimler

unpack these: fikirleri adım adım incelemek

Burada unpack these, bu unsurları adım adım incelemek ve her birinin ne içerdiğini ya da ne anlama geldiğini açıklamak demektir. Unpack mecazi anlamdadır; bir bavul veya paket açılmamaktadır. unpack + konu/fikir/sorun kalıbı, konuşmacı yoğun veya karmaşık bir bütünden daha açık bir analize geçtiğinde yaygın olarak kullanılır. Buradaki these, ele alınan sözcüğün parçalarını belirtir.

Alıştırma

Bir toplantıda biri “Let's unpack these concerns one at a time.” diyor. Burada unpack ne anlama gelir?

  1. Kaygıları bir bavuldan çıkarmak
  2. Kaygıları dikkatle inceleyip açıklamak
  3. Kaygıları konuşmayı ertelemek
Cevabı göster

Kaygıları dikkatle inceleyip açıklamak

Here are some brand new headphones.

4:04

İşte yepyeni bir kulaklık.

They're perfectly together,

4:07

Her şeyi derli toplu,

everything's fine,

4:09

hiçbir sorun yok

and uh they're perfectly straight.

4:10

ve şey, kabloları tamamen dümdüz.

But quickly,

4:12

Ama çok geçmeden,

after being in my pocket or in a backpack,

4:13

cebimde ya da sırt çantamda durduktan sonra

headphones inevitably tie themselves up into weird knots.

4:15

kulaklık kaçınılmaz olarak kendi kendine tuhaf düğümler atar.

The same goes for Christmas tree lights and electrical wires. Kalıp ifadeler

4:18

Aynı şey Noel ağacı ışıkları ve elektrik kabloları için de geçerlidir.

Kalıp ifadeler

'The same goes for ...' ile benzer bir durum eklemek

The same goes for + isim öbeği, az önce belirtilen bir düşünce veya sonucun başka bir kişi, nesne ya da durum için de geçerli olduğunu anlatır. Bu cümlede, dolaşma eğilimi Noel ağacı ışıklarına ve elektrik kablolarına da uygulanır. Bu kalıp, konuşanın tüm düşünceyi tekrarlamadan benzer bir durum eklemesini sağlar. Burada goes sabit ifadenin bir parçasıdır; fiziksel hareket anlatmaz.

Alıştırma

İlk kuralı ikinci bir yere genişleten sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: The front door must stay locked at night. ____ the back door.

Cevabı göster

The same goes for

Why does that happen?

4:21

Bu neden olur?

I mean,

4:22

Yani,

are there some kind of like weird evil elves sneaking around

4:22

etrafta gizlice dolaşan tuhaf ve kötü elfler mi var da

when we're not looking

4:25

biz bakmazken

tying wires into knots?

4:26

kabloları düğümlüyorlar?

Hmm.

4:28

Hımm.

Maybe,

4:29

Belki,

but probably not.

4:29

ama büyük olasılıkla hayır.

Instead,

4:30

Bunun yerine,

the answer lies in mathematics. Deyimler

4:31

cevap matematikte yatıyor.

Deyimler

Çözümün kaynağını belirtmek için 'The answer lies in ...' kullanmak

The answer lies in + isim öbeği, cevabın, açıklamanın veya çözümün o alanda, nedende, yöntemde ya da temel unsurda bulunduğunu anlatır. Burada matematik, açıklamanın kaynağı olarak sunulur. Lies, lie fiilinin 'bulunmak' veya 'yer almak' anlamındaki mecazlı kullanımıdır; 'yalan söylemek' veya gerçekten uzanmak anlamına gelmez. Bu kalıp dikkati bir açıklamanın temel dayanağına yöneltir.

Alıştırma

Hangi cümle, çözümün kaynağını sunmak için lies in kullanıyor?

  1. The spare key lies on the top shelf.
  2. The final decision lies with the director.
  3. The answer lies in better training.
Cevabı göster

The answer lies in better training.

Mathematicians have jiggled strings around inside boxes

4:34

Matematikçiler ipleri kutuların içinde sallayarak

to determine not only what types of knots will randomly occur, Dilbilgisi

4:37

yalnızca rastgele hangi tür düğümlerin oluşacağını değil,

but how often they will.

4:40

bunların ne sıklıkla oluşacağını da belirlediler.

Dilbilgisi

not only what ... but how often ... yapısı

determine fiilinden sonra not only ... but ... iki dolaylı soru yan cümlesini paralel olarak bağlar: what types of knots will randomly occur ve how often they will. Cümle önce düğüm türü boyutunu verir, ardından ikinci bir boyut olan sıklığı ekler; determine iki yan cümleyi de yönetir. Dolaylı sorular bildirme cümlesi söz dizimini kullanır. Bu nedenle ikinci yan cümle how often they will (occur) biçimindedir; how often will they occur biçiminde değildir. Occur, ilk yan cümleden anlaşılabildiği için will sonrasında atılmıştır.

Alıştırma

not only ... but yapısını tamamlayın: The traffic study determined ____ which routes drivers chose, but how often they used them.

Cevabı göster

not only

And of course,

4:42

Ve tabii ki,

what they found is that it's much more likely for a string to fall into a knotted position Dilbilgisi

4:42

bir ipin düğümlü bir konuma gelme olasılığının

than a relatively rare unknotted one.

4:47

nispeten nadir olan düğümsüz konumda kalma olasılığından çok daha yüksek olduğunu buldular.

Dilbilgisi

what they found is that ...: sonucu öne çıkarma

Burada what they found, “buldukları şey veya sonuç” anlamına gelen kaynaşık bir ilgi yan cümlesi, yani isim yan cümlesidir; what bir soru başlatmaz. Yan cümlenin tamamı cümlenin öznesi olur. Bağlayıcı fiil is sonrasında, bulgunun içeriğini belirten bir that yan cümlesi gelir. What X found is that ... kalıbı sonucu vermeden önce onu öne çıkarır; bu nedenle açıklamalarda ve araştırma raporlarında doğal bir kullanımdır.

Alıştırma

Hangi cümle bir ekibin sonucunu öne çıkaran bulgu kalıbını doğru kullanır?

  1. What the team found is that the new schedule reduced delays.
  2. What did the team find is that the new schedule reduced delays.
  3. The team found what is that the new schedule reduced delays.
Cevabı göster

What the team found is that the new schedule reduced delays.

Dilbilgisi

much more likely for ... to ... than: … olasılığının çok daha yüksek olması

it is much more likely for A to do X than Y kalıbında for A, eyleminin ya da sonucunun olasılığı değerlendirilen katılımcıyı belirtir. Burada a string, iki konumdan birine düşen şeydir. more likely ... than iki sonucun olasılığını karşılaştırır; much ise farkın büyük olduğunu belirtir. Sondaki one, position yerine kullanılır. Dolayısıyla bir ip ile bir konum değil, düğümlü ve düğümsüz iki konum karşılaştırılır.

Alıştırma

Olasılık karşılaştırmasını much more likely for ... to ... than ile tamamlayın: It is ____ a flight ____ be delayed in winter ____ in summer.

Cevabı göster

much more likely for · to · than

Furthermore,

4:50

Dahası,

once a string is knotted,

4:51

bir ip bir kez düğümlendiğinde,

it resists being untied, Dilbilgisi

4:54

çözülmeye direnir;

Dilbilgisi

resists being untied: çözülmeye direnir

Resist fiilinden sonra to-mastarı değil, -ing biçimi gelir. resists being untied ifadesinde being untied edilgen bir ulaçtır; ip, çözme eylemine maruz kalır. Bu ifade, düğümün ipin çözülmesini zorlaştırdığı anlamına gelir. Resist, ipin bilinçli biçimde karşı koyduğu anlamını taşımaz; cansız şeyler de bir eylemi zorlaştırarak veya etkisini azaltarak o eyleme resist edebilir.

Alıştırma

resists sonrasındaki edilgen ulacı damage fiiliyle tamamlayın: This protective coating resists ____.

Cevabı göster

being damaged

which is pretty much the definition of a knot. Kalıp ifadeler

4:55

zaten düğümün tanımı da aşağı yukarı budur.

Kalıp ifadeler

Yaklaşık bir yargı için pretty much

Pretty much, “neredeyse”, “hemen hemen” veya “temelde” anlamına gelen gündelik bir derece ifadesidir. Bu cümlede çözülmesi zor olmanın düğüm tanımına yeterince yakın olduğunu söylerken küçük bir abartı payı da bırakır. Burada pretty, “güzel” anlamına gelmez. İki sözcük birlikte ifadeyi daha az kesin hâle getiren tek bir niteleyici olarak çalışır.

Alıştırma

Cümleyi “neredeyse veya temelde” anlamına gelen hedef gündelik ifadeyle tamamlayın: With one piece left, the puzzle is ____ finished.

Cevabı göster

pretty much

So,

4:57

Dolayısıyla,

it'll remain knotted and twisted up until a person comes along and unties it. Öbek fiiller

4:58

biri gelip çözene kadar düğümlü ve dolaşmış hâlde kalır.

Öbek fiiller

“Ortaya çıkmak veya gelmek” anlamında comes along

Burada comes along, genellikle yararlı veya önemli bir anda “sonradan ortaya çıkar ya da gelir” anlamındadır. until yan cümlesi, kişinin gelişini durumu değiştirebilecek olay olarak sunar. Hikâye anlatımında someone comes along, o kişinin tam olarak nereden geldiğini açıklamadan yeni bir kişiyi sahneye sokabilir. Burada kişinin zaten başka birine eşlik ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“We waited by the locked door until a teacher came along,” cümlesinde came along ne anlama gelir?

  1. Bir öğretmen ilerleme kaydetti.
  2. Bir öğretmen bize acele etmemizi söyledi.
  3. Bir öğretmen geldi veya ortaya çıktı.
Cevabı göster

Bir öğretmen geldi veya ortaya çıktı.

But what about rain? Anlatım akışı

5:04

Peki ya yağmur?

Anlatım akışı

But what about ...? ile konu değiştirmek

But what about rain? cümlesi, henüz ele alınmamış bağlantılı bir bölümü gündeme getirmek için But what about + isim veya fikir kalıbını kullanır. Burada açıklamayı rainbow sözcüğünün bow bölümünden rain bölümüne geçirir. Bu, yağmur hakkında genel bilgi isteyen bir soru değil, bilgiyi düzenleyen bir sorudur. Konuşan kişi bununla şimdi diğer parçayı ele alacağımızı belirtir.

Alıştırma

Konuşan kişi bu açıklamada “But what about rain?” diyerek ne yapıyor?

  1. Yağmurun gökkuşaklarıyla hiçbir ilgisi olmadığını iddia etmek
  2. Sözcüğün hâlâ açıklanması gereken başka bir bölümünü tanıtmak
  3. Yarının hava durumunu sormak
Cevabı göster

Sözcüğün hâlâ açıklanması gereken başka bir bölümünü tanıtmak

Well,

5:05

Şöyle ki,

we know that rain is part of what's responsible for the visual experience of a rainbow. Kelime

5:06

yağmurun, gökkuşağının görsel deneyiminden kısmen sorumlu olduğunu biliyoruz.

Kelime

what's responsible for: bir nedeni belirtmek

Bu cümlede what's responsible for, bir şeyin oluşmasına veya ortaya çıkmasına yardım eden nedeni anlatır. Yağmur, gökkuşağının görsel deneyiminin arkasındaki etkenlerden biri olarak sunulur. X is responsible for Y kalıbı, özellikle X bir nesne, olay veya süreç olduğunda neden belirtebilir. Burada yağmurun bir görevi olduğu veya suçlanması gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“A software bug was responsible for the delay.” cümlesinde “was responsible for” ne anlama gelir?

  1. gecikmeden sonra keşfedildi
  2. gecikmeye neden oldu veya katkıda bulundu
  3. gecikmeyi yönetme görevi vardı
Cevabı göster

gecikmeye neden oldu veya katkıda bulundu

But what about the olfactory sensation of rain? Kelime

5:11

Peki ya yağmurun kokusal deneyimi?

The smell of rain.

5:15

Yağmurun kokusu.

Kelime

“Olfactory sensation”: koku için kullanılan resmî bir ifade

“Olfactory”, koku alma duyusuyla ilgili demektir; dolayısıyla “olfactory sensation”, burun yoluyla algılanan duyusal bir deneyimi ifade eder. Burada yağmurun görünüşü ya da tadı değil, nasıl koktuğu anlatılır. Konuşmacı önce bilimsel tınılı, resmî bir isim öbeği kullanır ve ardından bunu hemen “the smell of rain” şeklinde yeniden ifade eder. Resmî ifadeden gündelik ifadeye geçiş, teknik kelime ile günlük karşılığı arasında bağlantı kurulmasını sağlar.

Alıştırma

“The olfactory sensation of rain” ifadesini gündelik dille en açık biçimde yeniden söyleyen cümle hangisidir?

  1. What about the color of rain?
  2. What about the smell of rain?
  3. What about the taste of rain?
Cevabı göster

What about the smell of rain?

There's actually a name for the way rain smells.

5:17

Aslında yağmurun kokusunun bir adı var.

It's called petrichor. Kelime

5:21

Buna petrikor deniyor.

Kelime

“Petrichor”: kuru toprağa yağan yağmurdan sonraki koku

“Petrichor” ismi, yağmur kuru toprağa düştükten sonra fark edilen kendine özgü topraksı kokunun tam adıdır. Yağmuru, toprağı veya bitki yağının kendisini değil, bir kokuyu adlandırır. Bu cümlede “It’s called petrichor”, adın ne olduğu sorusunu doğrudan yanıtlar: gündelik “the way rain smells” açıklamasının yerine tek bir özel terim kullanılır.

Alıştırma

Kuru toprağa yağan yağmurdan sonraki topraksı kokunun tam adını kullanarak cümleyi tamamlayın: After the first shower in weeks, the air was filled with ____.

Cevabı göster

petrichor

Naturalists have given the smell of rain a name

5:22

Doğa bilimciler yağmurun kokusuna bir ad vermişlerdir

because they have found a specific cause for the smell of rain.

5:25

çünkü bu kokunun belirli bir nedenini bulmuşlardır.

During dry times,

5:29

Kurak dönemlerde,

plants exude in oil.

5:30

bitkiler bir yağ salgılar.

And the point of this oil is to slow down seed germination and plant growth Notlar

5:32

Bu yağın amacı, tohumların çimlenmesini ve bitkilerin büyümesini yavaşlatıp

Dilbilgisi

the point of this oil is to ...: amaç veya işlev belirtmek

Bu cümlede the point of this oil, “bu yağın amacı veya işlevi” anlamına gelir. İfade, yağın neden var olduğunu ya da hangi etkiyi göstermesinin beklendiğini açıklar; point burada “ana fikir” veya “sivri uç” anlamında değildir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp the point of + isim + is to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Konuşan kişi önce bir şeyi adlandırıp ardından onun amacını veya işlevini belirtebilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef amaç kalıbıyla tamamlayın: ____ the safety rule ____ prevent accidents.

Cevabı göster

The point of · is to

Öbek fiiller

slow down: bir sürecin veya hareketin hızını azaltmak

Slow down, “bir şeyin daha düşük bir hızda gerçekleşmesini veya gelişmesini sağlamak” anlamına gelir. Burada geçişlidir: yağ, tohumların çimlenmesi ve bitkilerin büyümesi adlı iki sürecin daha yavaş ilerlemesine neden olur. Down, öbek fiilin bir parçasıdır ve aşağı doğru hareketi anlatmaz. Sonuç, hızın veya oranın azalmasıdır; mutlaka tamamen durma anlamına gelmez.

Alıştırma

“Bir şeyin daha yavaş hareket etmesini sağlamak” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: Too many cars can ____ the school bus.

Cevabı göster

slow down

so they can wait until there's more water.

5:36

daha fazla su gelene kadar bekleyebilmelerini sağlamaktır.

But once the rain comes, Dilbilgisi

5:38

Ama yağmur yağdığında,

this oil is washed into the air and we smell it,

5:40

bu yağ havaya karışır ve biz de kokusunu alırız;

creating petrichor, Dilbilgisi

5:43

böylece petrikor,

the smell of rain.

5:44

yani yağmur kokusu oluşur.

Dilbilgisi

Zamanı tetikleyen yan cümle olarak once the rain comes,

Once bir zaman yan cümlesi başlatır: once the rain comes, ‘yağmur gelir gelmez’ ya da ‘yağmur başladıktan sonra’ demektir. Yağmuru bir kez sayısı olarak değil, tetikleyici olay olarak gösterir. Ana cümle, bu tetikleyiciden sonra gerçekleşen sonucu verir. once + özne + geniş zaman fiili kalıbı, süreçleri açıklarken veya talimat verirken yaygındır; sonuç geleceğe ait olsa bile zaman yan cümlesinde normalde geniş zaman kullanılır.

Alıştırma

Işığın değişmesinin tetikleyici olduğunu göstermek için cümleyi bu dersteki tek sözcüklü bağlaçla tamamlayın: ____ the light turns green, press the button.

Cevabı göster

Once

Dilbilgisi

Sonuç bildiren -ing yan cümlesi olarak creating petrichor,

creating petrichor ifadesinde creating, bir present participle biçimidir ve çekimsiz bir -ing yan cümlesini başlatır. Virgülden sonra gelen bu yan cümle, önceki sürecin tamamının sonucunu ekler: yağ havaya taşınır, kokusu alınır ve bunun sonucunda petrikor oluşur. Burada creating çekimli bir zamana veya açıkça belirtilmiş kendi öznesine sahip değildir; bu nedenle cümlenin ana fiili değildir ve yağın bilinçli olarak bir şey yarattığı anlamına gelmez. Virgül + -ing kalıbı, bir olayı sonucuna kısa ve öz biçimde bağlayabilir.

Alıştırma

Tepkimenin sonucunu eklemek için create fiilinin -ing biçimini kullanın: The two chemicals reacted, ____ a bright blue color.

Cevabı göster

creating

So the next time you smell rain,

5:46

Bir dahaki sefere yağmur kokusunu aldığınızda,

think about this word petrichor and where it comes from.

5:47

“petrikor” sözcüğünü ve nereden geldiğini düşünün.

You're not just smelling nature or certain plant oils,

5:50

Yalnızca doğanın ya da belirli bitki yağlarının kokusunu almıyorsunuz;

you are smelling by definition Kalıp ifadeler

5:53

tanımı gereği

the blood of stone. Deyimler

5:55

taşın kanını kokluyorsunuz.

Kalıp ifadeler

By definition: bir terimin anlamından zorunlu olarak çıkan sonuç

Bu cümlede by definition, “bir sözcüğün veya kavramın kesin tanımına göre” anlamına gelir. Konuşmacı, sonraki ifadenin kokunun fiziksel olarak neler içerdiğine ilişkin yeni bir analizden değil, petrichor adının anlamından çıkarıldığını söylüyor. Bu ifade ayrıca sıradan bir betimlemeden tanıma dayalı şiirsel bir sonuca geçişi düzenler: terim kökleri üzerinden anlaşılırsa koku “taşın kanı” olarak yeniden ifade edilebilir. Daha genel olarak, bir yargı bir terimin nasıl tanımlandığı nedeniyle zorunlu olarak doğruysa by definition kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “terimin anlamının zorunlu bir sonucu olarak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: A triangle has three sides ____.

Cevabı göster

by definition

The blood of the earth,

5:58

Dünyanın,

of the ground.

6:00

toprağın kanını.

Deyimler

Şiirsel bir metafor olarak the blood of stone ... the blood of the earth

The blood of stone şiirsel bir metafordur; taşın gerçekten kan içerdiği yönünde gerçek anlamlı bir iddia değildir. Konuşmacı, yaşayan bir bedenle ilişkilendirilen kanı taşa, yeryüzüne ve toprağa vererek doğayı kişileştirir ve petrichor ile bağlantılı anlamı yağmurdan sonraki kokuya ilişkin bir imgeye dönüştürür. Ardından gelen kısa parçalar The blood of ... sözünü tekrarlar ve imgeyi taştan yeryüzüne, oradan toprağa genişletir. Bu tekrarlı genişleme açıklamaya ritmik ve güçlü bir son verir. Başka metinlerde de bu kalıp, yeni gerçek bileşenlerin listelenmesinden çok, bir metaforun yeniden söylenip genişletildiğini gösterebilir.

Alıştırma

Cümlede vurgulanan ifadeyi en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Gerçek kanın kokunun fiziksel bir bileşeni olduğunu söyler.
  2. Bitkisel yağlar için üç farklı bilimsel ad sıralar.
  3. Islak toprağı koklamanın tehlikeli olduğu konusunda uyarır.
  4. Petrichor ile yeryüzünü bağlamak için şiirsel bir metafor ve tekrarlı genişleme kullanır.
Cevabı göster

Petrichor ile yeryüzünü bağlamak için şiirsel bir metafor ve tekrarlı genişleme kullanır.

And as always,

6:01

Ve her zamanki gibi,

thanks for watching.

6:02

izlediğiniz için teşekkürler.