Hayatınızı Nasıl Basitleştirirsiniz: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video tanıtımı: Programı sadeleştirmek, dinlenmek, haberleri sınırlamak ve düşünmek aşırı uyarılmadan korur; sakin yaşam başarısızlık değil bilgeliktir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. enough is enough. — Deyimler ve mecazi ifadeler: uyarılmanın sınıra ulaştığını ve artık durması gerektiğini bildiren kesin sınırı anlayın. 2. our need to know / need not to know — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: aynalı ifadenin medyanın öncülünü tersine çevirip bilmemeyi meşru ihtiyaç yaptığını görün. 3. opt not to / in favor of — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: mastar ve ulaç biçimlerini doğru kullanarak bir yolu bilinçli biçimde reddedip diğerini seçmeyi anlatın.
Bu derste
It's well understood by good parents, Kalıp ifadeler
0:04İyi ebeveynler tarafından çok iyi bilinir ki,
well understood: açıkça anlaşılmış
well understood ifadesinde well, understood sözcüğünü niteleyen bir zarftır. “Açıkça veya tam olarak anlaşılmış” anlamına gelir; ebeveynlerin anlama eylemini iyi yaptığı anlamına gelmez. It is well understood that ... kalıbı, bir düşünceyi zaten bilinen veya kabul edilen bir şey olarak sunar. Burada by good parents düşünceyi anlayan kişileri belirtir; ardından gelen that yan cümlesi ise anlaşılan düşüncenin kendisini verir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrenilen ve “açıkça kabul edilmiş” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: It is ____ that regular sleep helps children focus.
Cevabı göster
well understood
that life should only ever get so exciting for a baby. Dilbilgisi
0:06bir bebek için hayat sadece bir yere kadar heyecan verici olmalıdır.
should only ever get so exciting: bir üst sınır koymak
Burada should bir tahmini değil, makul bir sınırı ifade eder. Only ever kısıtlamayı güçlendirir: durum hiçbir zaman bu noktadan daha ileri gitmemelidir. Get “hâle gelmek” anlamındadır; so + sıfat ise durumdan anlaşılan bir dereceyi gösterir. should only ever get so exciting bütünü, bir bebeğin hayatının yalnızca kabul edilebilir düzeye kadar heyecanlı olması, bu düzeyi aşmaması gerektiğini anlatır.
Alıştırma
Dersteki sınır koyma kalıbını kullanın: For a young child, the movie should ____ get ____ scary.
Cevabı göster
only ever · so
After friends have come round and brought presents and made animated faces, Öbek fiiller
0:10Arkadaşlar uğrayıp hediyeler getirdikten ve hareketli yüz ifadeleri yaptıktan,
Come round: samimi bir ev ziyareti
Burada come round, “konuşan kişinin evine samimi bir ziyaret için gelmek” anlamındadır. Arkadaşlar eve geldiği için round, daire çizerek hareket etmeyi anlatmaz. Bu öbek fiilin anlamı bağlama bağlıdır. Konu bir ev, davet, yemek veya sohbet olduğunda come round genellikle birini evinde ziyaret etmek anlamına gelir.
Alıştırma
“Beni evimde ziyaret etmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille bu samimi Britanya İngilizcesi davetini tamamlayın: Why don't you ____ for tea tomorrow?
Cevabı göster
come round
after there's been some cake and some cuddles, Anlatım akışı
0:15biraz pasta yenip biraz kucaklaşıldıktan,
after there's been a lot of bright lights and perhaps some songs too,
0:17bir sürü parlak ışık ve belki de biraz şarkı söylendikten sonra,
Ritmik bir giriş olarak tekrarlanan after ... after
Tekrarlanan after ifadeleri paralel bir liste oluşturur. Her ifade başka bir arka plan deneyimi ekler; böylece dinleyici ana cümleye ulaşmadan önce bilgileri biriktirmeye devam eder. Bu tekrar, söylemi düzenleyen bir araçtır: listeye ritim verir, birikim hissi yaratır ve daha sonra gelecek sonucu hazırlar. after ifadeleri bağımlı girişlerdir; ayrı ve tamamlanmış cümleler değildir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: After the long rehearsal, after the costume changes, after the final song, the audience cheered. Tekrarlanan after kalıbı ne yapıyor?
- Her after ifadesini ayrı ve tamamlanmış bir cümleye dönüştürür.
- Arka plan olaylarını biriktirir ve vurgu için ana fikri geciktirir.
- Üç olayın da tam olarak aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
Cevabı göster
Arka plan olaylarını biriktirir ve vurgu için ana fikri geciktirir.
Enough is enough: kesin bir sınır koymak
Enough is enough, bir sınıra ulaşıldığını ve durumun artık durması ya da değişmesi gerektiğini belirten kalıplaşmış bir ifadedir. Enough sözcüğünün tekrarlanması sınırı kesin ve kararlı gösterir; yalnızca enough demekten daha güçlüdür. İlk enough özne görevi görerek “şimdiye kadar gerçekleşen veya verilen şeyleri” anlatır; ikinci enough ise bu miktarın yeterli olduğunu söyler. Bu ifade, bir bebeğin yeterince uyarana maruz kaldığına karar vermek gibi pratik bir sınırı sakin biçimde de belirtebilir; her zaman öfke anlamına gelmez.
Alıştırma
Kesin bir sınır koyan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: We have delayed the decision for too long. ____; we need to choose today.
Cevabı göster
Enough is enough
The baby will start to look stern and then burst into tears Deyimler
0:22Bebek sert bakmaya başlayacak ve ardından gözyaşlarına boğulacaktır,
Burst into tears: aniden ağlamaya başlamak
Burst into tears, aniden ağlamaya başlamak anlamına gelir. Burst, duygunun hızlı ve güçlü biçimde başladığı anlamını ekler; bu yüzden ifade yalnızca start crying demekten daha canlıdır. Buradaki into fiziksel bir hareketi anlatmaz ve hiçbir şey gerçekten patlamaz. Burst into + isim yapısında ani bir değişimi veya eylemi adlandıran bir isim kullanılabilir; bu kalıplaşmış ifadede tears ağlamayı belirten isimdir.
Alıştırma
Cümleyi burst into + bir isim öbeği kullanarak yeniden yazın: When Leo heard the good news, he suddenly began crying. When Leo heard the good news, he ____.
Cevabı göster
burst into tears
and the wise parent knows that nothing is particularly wrong,
0:26ve bilge ebeveyn, özellikle yanlış giden bir şey olmadığını bilir,
though: ters yöndeki bir gerçeği kabul etmek
Though, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır. Ana cümledeki ifadeyle çelişiyor gibi görünebilecek bir gerçeği kabul eder, ancak bu gerçek ana cümlenin yargısını geçersiz kılmaz. Burada bebek çoktan yüksek sesle ağlıyor olabilir ve bu, bir sorun varmış gibi görünebilir. Yine de ebeveyn özellikle yanlış giden bir şey olmadığına karar verir. though yan cümlesi bu yargının nedeni değil, ona ters yöndeki bir kanıttır.
Alıştırma
Yorgun olmanın Mia'yı durdurabileceğini ancak durdurmadığını göstermek için cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? Mia went to soccer practice, _____ she felt tired.
- so
- though
- because
Cevabı göster
though
by now: şimdiki zamandan önce ulaşılması beklenen durum
By now, “şu ana gelindiğinde” veya “artık bu noktada” anlamına gelir. Önceki zaman aralığına bakar ve mevcut durumu, konuşma anından önce muhtemelen ya da doğal olarak gelişmiş bir sonuç gibi sunar. Burada önceki olaylardan sonra bebeğin artık feryat figan ağlama aşamasına gelmiş olabileceğini anlatır. Kesin bir son tarih belirtmez. now sözcüğünden farklı olarak, şu ana kadar ilerleme veya beklenen bir sonuca ulaşma anlamı ekler.
Alıştırma
Şimdiki zamana kadar beklenen ilerlemeyi göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The train left an hour ago, so it should be near the coast _____.
- by now
- now
- by then
Cevabı göster
by now
digest and divide up the welter of experiences that have been ingested. Notlar
0:37işlemesi, sindirmesi ve bölümlere ayırması gerekir.
divide up: bir bütünü parçalara ayırmak
Bu cümlede divide up, deneyimler yığınını zihnin düzenleyebilmesi için daha küçük ve yönetilebilir parçalara ayırmak anlamına gelir. Buradaki up, yukarı yönünü göstermez. Bütünü tek parça hâlinde bırakmak yerine tamamını bölerek veya dağıtarak ele alma anlamı katar.
Alıştırma
Bir kulübün görev listesi var ve farklı görevleri farklı üyelere vermek istiyor. Bu planı en iyi hangi cümle ifade eder?
- Let's divide up the jobs among the members.
- Let's divide the number of jobs by the number of members.
- Let's list the jobs for the members.
Cevabı göster
Let's divide up the jobs among the members.
a welter of: büyük ve karmaşık bir yığın
The welter of experiences ifadesinde welter, büyük ve birbirine karışmış bir yığın anlamına gelir. Deneyimler yalnızca çok sayıda değildir; aynı zamanda kafa karıştırıcı ve düzenlenmesi zor görünür. a/the welter of + çoğul veya sayılamayan isim kalıbı, çok sayıdaki şeyi düzensiz ve bunaltıcı olarak sunar. Burada deneyimlerin neden zihinsel olarak düzenlenmesi gerektiğini açıklar.
Alıştırma
Maya birbiriyle çelişen yirmi makale okuduktan sonra gerçekleri, iddiaları ve notları birbirine karışmış hâlde buluyor. Elindekileri en iyi hangi ifade tanımlar?
- a bit of information
- a wealth of information
- a welter of information
Cevabı göster
a welter of information
baby is laid down next to the soft toys and soon it's asleep and calm descends. Deyimler
0:43bebek yumuşak oyuncakların yanına yatırılır ve kısa sürede uykuya dalar, ortamı sakinlik kaplar.
the curtains are drawn, baby is laid down: edilgen eylemler ve sonuçlar
Vurgulanan iki yan cümle de be + past participle edilgen kalıbını kullanır: are drawn ve is laid down. Burada draw the curtains perdeleri çekerek kapatmak, lay the baby down ise bebeği yatar konuma getirmek demektir. Edilgen yapı odağı perdelerde, bebekte ve uyku hazırlığının sonucunda tutar. Bakımı yapan kişinin kim olduğu bağlamdan kolayca anlaşılır, bu nedenle cümlenin bu kişiyi yeniden belirtmesi gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi draw ve lay down fiillerinin edilgen biçimleriyle tamamlayın: At bedtime, the curtains ____, and the baby ____ gently in the crib.
Cevabı göster
are drawn · is laid down
calm descends: huzurlu bir atmosferin bir yere yayılması
Calm descends mecazlı bir ifadedir: sakinlik, sanki aşağıya inip tüm sahneye yayılabilirmiş gibi anlatılır. Bulunulan yerin giderek sessiz ve huzurlu olması anlamına gelir. Bu görüntü, yalnızca everything becomes calm demekten daha canlıdır. Anlatıcının fiziksel bir nesnenin düşmesini değil, atmosferdeki değişimi göstermesine yardımcı olur.
Alıştırma
“The children stop shouting, and calm descends over the room,” cümlesinde calm descends ne anlama gelir?
- Oda giderek sessiz ve huzurlu olur.
- Sakin bir nesne yukarıdan düşer.
- Herkes hemen odadan çıkar.
Cevabı göster
Oda giderek sessiz ve huzurlu olur.
Everyone knows that life is going to be a lot more manageable again in an hour.
0:49Herkes bir saat içinde hayatın yeniden çok daha idare edilebilir hale geleceğini bilir.
Sadly, we exercise no such caution with ourselves. Kalıp ifadeler
0:55Ne yazık ki, kendimize karşı böyle bir tedbir uygulamıyoruz.
exercise no such caution: aynı özeni göstermemek
Exercise caution ifadesinde exercise, “egzersiz yapmak” değil, “uygulamak” veya “kullanmak” anlamına gelen resmî bir fiildir. İfade, risk olabileceği için dikkatli davranmak demektir. Buradaki no such caution, “az önce anlatılan türden hiçbir dikkat” anlamına gelir. Such, daha önce belirtilmiş dikkat türüne veya düzeyine gönderme yaparak insanların başkalarına ve kendilerine gösterdiği özen arasında karşıtlık kurar.
Alıştırma
Cümleyi nottaki resmî ifadeyle tamamlayın: We protect customer accounts carefully, but we ____ with our own passwords.
Cevabı göster
exercise no such caution
We schedule a week in which we're going to see friends every night,
1:00Her gece arkadaşlarımızı göreceğimiz,
three of them requiring a lot of preparation,
1:05bunlardan üçünün çok fazla hazırlık gerektirdiği,
where we'll make a quick overnight dash to another country on the Wednesday, Kalıp ifadeler
1:08Çarşamba günü başka bir ülkeye aceleyle gece uçuşu yapacağımız,
make a quick overnight dash: bir gecelik hızlı yolculuk yapmak
Make a dash, genellikle zaman kısıtlı olduğu için bir yere aceleyle gitmek anlamına gelen canlı bir fiil-isim ifadesidir. Buradaki dash, aceleyle yapılan yolculuğu adlandırır; noktalama işareti değildir. Make a quick overnight dash ifadesinde quick, aciliyet duygusunu güçlendirirken overnight, kısa yolculuğun dışarıda geçirilen bir geceyi içerdiğini veya bir gece boyunca sürdüğünü gösterir. İfadenin tamamı, yolculuğu nötr bir seyahat yerine kısa ve baskı altında yapılan bir yolculuk olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi “bir gece süren acele bir yolculuk yapmak” anlamındaki dört sözcüklük ifadeyle tamamlayın: To attend the emergency meeting, Omar had to ____ to Rome and return the next morning.
Cevabı göster
make a quick overnight dash
where we'll watch three films, read 14 newspapers,
1:11üç film izleyeceğimiz, 14 gazete okuyacağımız,
have five heavy meals after 8:00 p.m. and drink 30 cups of coffee.
1:14akşam 8'den sonra beş ağır yemek yiyeceğimiz ve 30 fincan kahve içeceğimiz bir hafta planlıyoruz.
And then we lament that our lives are not as calm as they might be Dilbilgisi
1:17Ve sonra hayatlarımızın olabileceği kadar sakin olmadığından
olabilecekleri kadar sakin değil
not as + sıfat + as kalıbı gerçek dereceyi daha yüksek bir referans noktasıyla karşılaştırır. Burada not as calm as, hayatların mümkün olan başka bir hâlleri kadar sakin olmadığını belirtir. they, our lives ifadesine gönderme yapar. might be, daha iyi koşullarda hayatların sahip olabileceği sakinliği anlatır; yalnızca geleceğe ilişkin bir tahmin değildir.
Alıştırma
not as ... as kalıbını ve peaceful sıfatını kullanarak cümleyi tamamlayın: The office is noisy today, so it is ____ it might be on a quieter day.
Cevabı göster
not as peaceful as
We refuse to take seriously how much of our babyhood is left inside our adult selves Kalıp ifadeler
1:24Yetişkin benliklerimizin içinde bebekliğimizden ne kadarının kaldığını
and therefore how much care we have to take to keep things simple and very, very calm.
1:30ve bu nedenle işleri basit ve çok ama çok sakin tutmak için ne kadar özen göstermemiz gerektiğini ciddiye almayı reddediyoruz.
ciddiye almak
Take something seriously, bir şeyi önemli kabul etmek ve bu değerlendirmenin düşünme ya da davranma biçimini etkilemesine izin vermek demektir. Buradaki nesne hem yetişkinlerde bebeklikten ne kadar şey kaldığını hem de hayatı basit ve sakin tutmak için yetişkinlerin ne kadar dikkatli olması gerektiğini içerir. Seriously, bu gerçeklere karşı takınılan tutumu anlatır. Tek başına ciddi bir zararın çoktan meydana geldiği anlamına gelmez.
Alıştırma
take something seriously ifadesini kullanıp nesneyi doğru yere yerleştirerek cümleyi tamamlayın: Please ____ the weather warning ____ and stay indoors.
Cevabı göster
take · seriously
What registers as anxiety is typically no freakish phenomenon. Notlar
1:37Anksiyete olarak kaydedilen şey genellikle garip bir fenomen değildir.
No freakish phenomenon: anormallik düşüncesinin güçlü biçimde reddedilmesi
No freakish phenomenon, “açıklanamayacak kadar garip veya anormal bir olay değil” anlamına gelir. Freakish, yalnızca “alışılmadık” anlamı veren bir sözcükten çok daha güçlü ve yargılayıcıdır. No olumsuzluğu, yazarın kaygının tuhaf bir istisna olduğu düşüncesini reddetmesine yardımcı olur. Kaygının aşırı uyarılmaya verilen mantıklı bir tepki olabileceği savına zemin hazırlar.
Alıştırma
Bu cümlede no freakish phenomenon ne anlama gelir?
- resmî olarak kaydedilmiş bir olay değil
- tuhaf veya anormal derecede garip bir olay değil
- seyrek gerçekleşen bir olay değil
Cevabı göster
tuhaf veya anormal derecede garip bir olay değil
enraged plea not to be continuously and exhaustingly overstimulated.
1:43aşırı uyarılmamak için mantıklı ve öfkeli bir yalvarışıdır.
What registers as anxiety: What yan cümlesi ve register as
What registers as anxiety isim görevli bir yan cümledir. “Kaygı olarak algılanan şey veya deneyim” anlamına gelir ve yan cümlenin tamamı is fiilinin öznesidir. Burada register as, “bir şey olarak deneyimlenmek veya algılanmak” demektir; “resmî olarak kaydetmek” anlamına gelmez. What registers as X kalıbı, görünen bir belirtinin adını koyup ardından onun arkasındaki nedeni açıklamayı sağlar.
Alıştırma
Cümledeki What registers as anxiety ifadesinin anlamını en iyi hangi açıklama korur?
- Kaygı olarak algılanan şey
- Her kaygı durumuna neden olan şey
- Kaygıyı resmî olarak kaydeden olay
Cevabı göster
Kaygı olarak algılanan şey
These are some of the things we may need to do to simplify our lives.
1:50Hayatlarımızı basitleştirmek için yapmamız gerekebilecek şeylerden bazıları şunlardır.
It is theoretically a privilege to have a lot of people to see and things to do.
1:58Teoride görecek çok insanın ve yapacak çok şeyin olması bir ayrıcalıktır.
exhausting and ultimately therefore rather dangerous.
2:04yorucu ve nihayetinde bu nedenle oldukça tehlikelidir.
Bakış açısı belirteci olarak “Psychologically speaking”
Burada “psychologically speaking”, ardından gelen yargıyı psikolojik bakış açısıyla sınırlar. Cümle, durumun zihin üzerindeki etkisi bakımından yorucu ve tehlikeli olduğunu söyler; her açıdan tehlikeli olduğunu ileri sürmez. “X speaking” kalıbı, bir ifadenin hangi açıdan anlaşılması gerektiğini gösterebilir. Buradaki “speaking” gerçek anlamda konuşmak değildir; zarfla birlikte bilgiyi düzenler ve iddianın kapsamını daraltır.
Alıştırma
“Financially speaking, the move makes sense,” cümlesinde “financially speaking” ne işe yarar?
- Konuşanın para hakkında yüksek sesle konuştuğunu söyler.
- Yargıyı mali bakış açısıyla sınırlar.
- Taşınmanın mümkün olan her açıdan mantıklı olduğunu söyler.
Cevabı göster
Yargıyı mali bakış açısıyla sınırlar.
and one might want to quibble over the exact timings, Öbek fiiller
2:11ve kesin zamanlamalar hakkında tartışmak isteyebiliriz,
but this point from Friedrich Nietzsche remains acute. Kelime
2:14ancak Friedrich Nietzsche'nin bu tespiti keskinliğini koruyor.
Küçük bir anlaşmazlık için “Quibble over”
Bu cümlede “quibble over the exact timings”, kesin sürelerdeki küçük ayrıntılar üzerinde tartışmak anlamına gelir. Yazar, daha geniş görüşten vazgeçmeden küçük bir itiraza yer bırakır. Kalıp “quibble over + ayrıntı veya konu” şeklindedir. Bu ifade genellikle anlaşmazlığı dar kapsamlı veya ana noktadan daha önemsiz gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “küçük bir ayrıntı hakkında tartışmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I support the plan overall, though I could ____ the exact start time.
Cevabı göster
quibble over
“remains acute” ifadesinin soyut anlamı
Burada acute, Nietzsche’nin görüşünün keskinliğini koruduğunu anlatır. İfade biçimi eski ve acımasız görünse de fikir hâlâ güçlü bir kavrayış sunar ve güncelliğini korur. Bu, acute sözcüğünün soyut değerlendirme anlamıdır: keskin, sezgili veya derine işleyen. Bu cümlede ani ya da ağır bir hastalığı anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümlede “remains acute” ne anlama gelir?
- acımasız bir tonla ifade edilmeye devam eder
- ani bir tıbbi rahatsızlık olmaya devam eder
- keskin bir kavrayış sunmaya ve güncel kalmaya devam eder
Cevabı göster
keskin bir kavrayış sunmaya ve güncel kalmaya devam eder
Whoever does not have two-thirds of his day for himself is a slave, Dilbilgisi
2:23Gününün üçte ikisini kendine ayırmayan kişi,
a statesman, a businessman, an official or a scholar.
2:29bir devlet adamı, bir iş adamı, bir memur veya bir bilgin olsa bile.
“Herhangi bir kişi” anlamındaki birleşik ilgi zamiri “Whoever”
Whoever, whoever does not have two-thirds of his day for himself yan cümlesinin tamamını başlatır. Bu yan cümlenin tamamı is a slave bölümünün öznesi olarak görev yapar. Burada whoever, herhangi bir kişi veya kim olursa olsun anlamına gelir. Genel kişi anlamını zaten içerdiği için the person gibi bir öncül gerektirmez ve who ile soru sormaz.
Alıştırma
Kuralı “herhangi bir kişi” anlamındaki tarafsız ve güncel tek İngilizce sözcükle tamamlayın: ____ finds the lost key may open the chest.
Cevabı göster
Whoever
Ödünleme bildiren whatever else he may be
“Whatever else he may be”, “başka hangi rolü veya statüsü olursa olsun” anlamına gelen bir ödünleme yan cümlesidir. Whatever sınırsız bir alan açar, else ek kimlikleri gösterir ve may be izin değil olasılık bildirir. Bu yan cümle onun devlet adamı, iş insanı, görevli veya bilgin olabileceğini kabul eder; ancak bu kimliklerin hiçbirinin ana yargıyı değiştirmediğini söyler. Bu kalıp, başka gerçekleri kabul ettikten sonra ana sonucun hâlâ geçerli olduğunu vurgular.
Alıştırma
“Whatever else Maya may be, she is a dependable teammate,” cümlesinde başlangıçtaki yan cümle ne anlama gelir?
- Maya takımda farklı bir rol seçmek zorundadır.
- Maya'nın takıma katılmadan önce izin alması gerekir.
- Maya'nın başka hangi nitelikleri veya rolleri olursa olsun, güvenilir olduğu yargısı geçerliliğini korur.
Cevabı göster
Maya'nın başka hangi nitelikleri veya rolleri olursa olsun, güvenilir olduğu yargısı geçerliliğini korur.
We need to recognize that what is physically possible for us to achieve in a day
2:32Bir günde fiziksel olarak başarmamız mümkün olan şeyin
is not for that matter psychologically wise or plausible. Anlatım akışı
2:36bu sebeple psikolojik olarak akıllıca veya makul olmadığını kabul etmemiz gerekir.
Çıkarımı engelleyen not for that matter
Bu cümlede “not for that matter”, fiziksel olarak mümkün olan şeye geri gönderme yapar ve bu gerçekten otomatik olarak başka bir sonuç çıkarılmasını engeller. Bir şeyi bir günde başarabilmek, o planı tek başına psikolojik açıdan akıllıca veya makul yapmaz. İfade, belirli bir “konu için” bir şey yapmak anlamına gelmez. Bilgiyi düzenleyen bir araç olarak for that matter ikinci yargıyı önceki noktaya bağlarken not öne sürülen bağlantıyı reddeder. Böylece yapılabilirlik ile sağlıklı yargıyı ayırır: mümkün olup olmadığı bir sorudur; akıllıca veya gerçekçi olup olmadığı başka bir sorudur.
Alıştırma
“The schedule can fit on paper, but it is not for that matter realistic for a tired team,” cümlesinde not for that matter neyi ifade eder?
- Kâğıt üzerinde sığması, programı yorgun bir ekip için gerçekçi yapmaz.
- Program yalnızca kâğıda yazıldığı için gerçekçi değildir.
- Ekibin programı değiştirmek için izne ihtiyacı vardır.
Cevabı göster
Kâğıt üzerinde sığması, programı yorgun bir ekip için gerçekçi yapmaz.
It may well be feasible to nip over to a foreign capital or two in a day and run a company alongside managing a household, Notlar
2:40Bir günde bir veya iki yabancı başkente fırlayıp gitmek ve bir evi yönetmenin yanı sıra bir şirketi yönetmek pekala mümkün olabilir,
may well be feasible: ödün vermek için kullanılan güçlü olasılık
May well + fiilin yalın hâli, bir şeyin oldukça mümkün olduğunu veya buna inanmak için iyi nedenler bulunduğunu anlatır. Burada feasible, “uygulamada yapılabilir” demektir; dolayısıyla may well be feasible, bu yoğun programın gerçekten gerçekleştirilebileceğini kabul eder. Bu ifade bir ödün verme işlevi görür: yazar önce olasılığı kabul eder, ardından farklı bir değerlendirmeye geçer. “Yapılabilir” ile “yapılmalı veya yapmaya değer” arasındaki farkı korur.
Alıştırma
Bir yönetici şöyle diyor: “The schedule may well be feasible, but it would leave everyone exhausted.” Vurgulanan ifade burada ne yapıyor?
- Programın kesinlikle başarılı olacağını garanti eder.
- Programın arzu edilir ve akıllıca olduğunu söyler.
- Programın uygulamada mümkün olabileceğini güçlü biçimde kabul eder.
Cevabı göster
Programın uygulamada mümkün olabileceğini güçlü biçimde kabul eder.
nip over to: hızlı ve gündelik bir yolculuk
Nip over to + yer, bir yere hızlıca gitmek anlamına gelen, resmî olmayan bir Britanya İngilizcesi ifadesidir. Genellikle kısa bir ziyaret veya küçük bir iş için kullanılır. Burada nip, çimdiklemek veya ısırmak değil, hızlı hareket etmek anlamındadır. Yabancı bir başkente yapılan yolculuğu bu şekilde anlatmak, aslında yorucu olabilecek bir geziyi küçük ve kolay bir iş gibi gösterir. Bu hafif ifade cümlede bilinçli bir küçümseme etkisi oluşturur.
Alıştırma
Dersimizde geçen, kısa ve hızlı bir yolculuğu anlatan üç sözcüklü Britanya İngilizcesi ifadesiyle cümleyi tamamlayın; bu ifadede nip sözcüğünü over izler: We have an hour, so let's ____ the café across the street.
Cevabı göster
nip over to
alongside + -ing biçimi: alongside managing a household
Burada alongside, “aynı anda” anlamına gelir ve bir şirketi yönetmekle bir evin sorumluluğunu üstlenmeyi paralel iki görev olarak sunar. “Yanında” şeklindeki fiziksel anlamda kullanılmamıştır. alongside bir eylemi tanıtıyorsa eylem normalde -ing biçimiyle ifade edilir: alongside managing. Bu kısa yapı, iki etkinliğin veya sorumluluğun birlikte sürdüğünü göstermeye yarar.
Alıştırma
İki sorumluluğun paralel yürütüldüğünü göstermek için alongside sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- Leah manages the budget alongside to train new staff.
- Leah manages the budget alongside she trains new staff.
- Leah manages the budget alongside training new staff.
Cevabı göster
Leah manages the budget alongside training new staff.
but nor should we be surprised if such routines ultimately contribute to a breakdown. Dilbilgisi
2:47ancak bu tür rutinlerin nihayetinde bir çöküşe katkıda bulunmasına da şaşırmamalıyız.
nor + yardımcı fiil + özne: nor should we be surprised
Nor, “biz de şaşırmamalıyız” anlamında başka bir olumsuz ifade ekler. nor bir yan cümleyi başlattığında, resmî İngilizcede yardımcı fiil veya kiplik fiil özneden önce gelir: nor + should + we + be surprised. Burada sıradan dizilim olan nor we should be surprised standart değildir. Bu cümlede should bir yükümlülüğü değil, makul bir beklentiyi ifade eder. Konuşan kişi, bu rutinler çöküşe yol açmaya yardım ederse sonucun beklenmedik değil, anlaşılır olacağını belirtir.
Alıştırma
Resmî İngilizcede ikinci bir olumsuz noktayı doğru biçimde ekleyen cümle hangisidir?
- We should not ignore the warning, nor should we delay the repair.
- We should not ignore the warning, nor should delay we the repair.
- We should not ignore the warning, nor we should delay the repair.
Cevabı göster
We should not ignore the warning, nor should we delay the repair.
we need at a minimum fully to recognize how much we are deprived, Kalıp ifadeler
2:59kederlerimize anlaşılması güç açıklamalar arayarak onları ağırlaştırmamak için,
so that we won't aggravate our sorrows by searching for abstruse explanations for them. Notlar
3:03asgari düzeyde ne kadar yoksun kaldığımızı tam olarak idrak etmeliyiz.
Asgari şart bildiren at a minimum
At a minimum, kabul edilebilir en düşük adımı veya şartı belirtir. Bu cümlede, hemen yeterince uyumak mümkün olmasa bile ne kadar uykusuz kaldığımızı tam olarak fark etmek, en azından yapılması gereken temel eylemdir. Bu ifade, sorunu fark etme gerekliliğini niteler; asgari uyku süresi belirtmez. Fully, fark etmenin eksiksiz olması gerektiği anlamını korur.
Alıştırma
Hangi cümlede hedef ifade, kabul edilebilir en düşük şartı belirtmek için kullanılmıştır?
- At a minimum, every application must include a contact email.
- We finished the application in a minute.
- The application fee has fallen to a minimum.
Cevabı göster
At a minimum, every application must include a contact email.
Amaç bildiren so that
Burada so that, bir eylemi amaçlanan sonucu ile bağlar. Eylem, ne kadar uykusuz kaldığımızı tam olarak fark etmektir; amaç ise aşırı karmaşık açıklamalar arayarak sıkıntıyı daha da kötüleştirmemektir. Won't içeren yan cümle, gerçekleşmiş bir olayı değil, konuşanın önlemeyi umduğu bir sonucu anlatır. Başka durumlara aktarılabilen yapı şöyledir: eylem + so that + amaçlanan veya kaçınılan sonuç.
Alıştırma
Hangi cümlede so that amaç belirtmek için kullanılmıştır?
- I missed the bus because the alarm did not ring.
- I was so tired that I missed the bus.
- I set an alarm so that I wouldn't miss the bus.
Cevabı göster
I set an alarm so that I wouldn't miss the bus.
aggravate our sorrows: var olan sıkıntıyı ağırlaştırmak
Aggravate our sorrows ifadesinde aggravate, “zaten acı veren veya zor olan bir şeyi daha kötü hâle getirmek” demektir. Etkilenen unsur our sorrows olduğundan, ifade sıfırdan bir sıkıntı yaratmayı değil, var olan sıkıntıyı artırmayı anlatır. Burada gereğinden fazla karmaşık açıklamalar aramak, sıkıntıyı derinleştirebilecek bir davranış olarak sunuluyor. Bu anlamda aggravate + sorun, belirti, çatışma veya olumsuz duygu yapısı sık kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede aggravate, “var olan bir sorunu daha kötü hâle getirmek” anlamında kullanılmıştır?
- This medicine may relieve your headache.
- Skipping lunch may aggravate your headache.
- That buzzing sound really aggravates me.
Cevabı göster
Skipping lunch may aggravate your headache.
retrain in a completely different profession or move country.
3:10tamamen farklı bir meslekte yeniden eğitim almamız veya ülke değiştirmemiz gerekmiyor.
We may just need to get some more rest.
3:14Sadece biraz daha fazla dinlenmeye ihtiyacımız olabilir.
don't necessarily have to: gereklilik iddiasını yumuşatmak
Don't necessarily have to, “bunu yapmak her zaman veya kesin olarak gerekli değildir” anlamına gelir. Olumsuzluk esas olarak necessarily sözcüğünü sınırlar; dolayısıyla konuşan kişi eylemin yasak olduğunu ya da hiçbir zaman gerekli olmayacağını söylemez. Bu yapı, aşırı kesin bir sonucu nazikçe düzeltir. We don't necessarily have to + fiilin yalın hâli, eylemi bir olasılık olarak tutarken daha basit bir alternatife de yer açar.
Alıştırma
Bir arkadaşınız, “Bunu çözmek için bütün geziyi iptal etmeliyiz,” diyor. Hangi yanıt, iptalin gerekli olmayabileceğini nazikçe ifade eder?
- We definitely have to cancel the whole trip.
- We must not cancel the whole trip.
- We don't necessarily have to cancel the whole trip.
Cevabı göster
We don't necessarily have to cancel the whole trip.
What we're taking in when we check our phones is perhaps the single greatest contributor to our mental ill health. Öbek fiiller
3:18Telefonlarımızı kontrol ettiğimizde aldığımız şeyler, belki de zihinsel sağlığımızın bozulmasına neden olan en büyük tek faktördür.
Taking in ile bilgiyi zihinsel olarak özümsemek
What we're taking in ifadesinde take in, bilgiyi almak ve zihinsel olarak özümsemek ya da işlemek anlamına gelir. What, yan cümle içinde bu öbek fiilin nesnesidir; What ile başlayan yan cümlenin tamamı ise ana cümlenin öznesidir. Bu anlam, dikkate giren ve anlaşılmaya başlayan bilgiler, sözler, görüntüler veya deneyimler için kullanılabilir. Burada bir şeyi fiziksel olarak içeri taşımak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi ‘zihinsel olarak özümsemek’ anlamındaki iki kelimelik öbek fiille tamamlayın: I was nervous, so I wasn't ____ the instructions.
Cevabı göster
taking in
it was inconceivable that there could ever be such a thing as too much news. Kalıp ifadeler
3:25çok fazla haber diye bir şeyin olabileceği hayal bile edilemezdi.
Such a thing as ile bir kavramın varlığını tartışmak
such a thing as X yapısında X, var olabilecek ya da olmayabilecek bir olguyu veya kavramı adlandırır. Bu cümlede such a thing as too much news, fazla haber denen bir olgu anlamına gelir; thing genel anlamlıdır ve fiziksel bir nesneyi belirtmez. Bu yapı çoğunlukla there is, there could be veya there is no gibi varlık ya da olasılık bildiren ifadelerden sonra gelir. Konuşanın bir düşüncenin varlığını ortaya atmasını, sorgulamasını veya reddetmesini sağlar.
Alıştırma
Bir kavramın var olup olmadığını sormaya yarayan ifadeyle soruyu tamamlayın: Is there ____ too much preparation?
Cevabı göster
such a thing as
Information from political circles or foreign countries was rare, prized and expensive.
3:30Siyasi çevrelerden veya yabancı ülkelerden gelen bilgiler nadir, değerli ve pahalıydı.
news has been commodified and in the process it's become a major, though still too little known, risk to our mental survival. Notlar
3:38haberler metalaştı ve bu süreçte, hala çok az bilinse de, zihinsel hayatta kalmamız için büyük bir risk haline geldi.
has been commodified: ticari bir ürüne dönüştürülmüş
Bir şeyi commodify etmek, onu üretilebilen, pazarlanabilen, satılabilen veya başka bir yolla kâr sağlamak için kullanılabilen bir ürüne dönüştürmektir. Burada news has been commodified, haberin dikkat çekmek için rekabet eden ticari bir ürün hâline getirildiğini anlatır. Edilgen present perfect yapısı has been commodified, zaman içinde habere ne olduğuna odaklanır. Yalnızca haberin daha pahalı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede has been commodified ne anlama gelir?
- Haber daha pahalı olmuştur, ancak başka hiçbir yönden değişmemiştir.
- Haber şu anda yayımlanmadan önce düzenlenmektedir.
- Haber, kâr sağlayabilen bir ürüne dönüştürülmüştür.
Cevabı göster
Haber, kâr sağlayabilen bir ürüne dönüştürülmüştür.
in the process: önceki değişimin sonucunu eklemek
In the process, önceki değişimi bu değişim gerçekleşirken ortaya çıkan ek bir sonuçla bağlar. Burada haberin metalaştırılmasına gönderme yapar ve haberin zihinsel varlığımız için bir risk hâline gelmesi sonucunu ekler. Bu ifade bilgiyi iki aşamada düzenler: önce bir eylem veya değişim belirtilir, ardından and in the process ile bağlantılı bir yan etki ya da sonuç eklenir. Yalnızca bir şeyin işlemden geçirildiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede in the process önceki bir eylemin sonucunu eklemek için kullanılmıştır?
- The garage renovation is still in progress.
- We cleaned out the garage and, in the process, found an old photo album.
- We wore gloves during the process.
Cevabı göster
We cleaned out the garage and, in the process, found an old photo album.
Every minute of every day presents us with untold options for filling our minds with the mania, exploits, disasters, furies, reversals, triumphs, Kalıp ifadeler
3:46Her günün her dakikası, zihinlerimizi cahil gezegenimizin dört bir yanındaki tamamen yabancı insanların çılgınlıkları, kahramanlıkları, felaketleri, öfkeleri, geri dönüşleri, zaferleri,
insanity and cataclysms of complete strangers all around our benighted planet.
3:54delilikleri ve afetleriyle doldurmak için bize sayısız seçenek sunuyor.
present someone with something: birine bir şey sunmak
present someone with something yapısında present, “bir şeyi değerlendirmesi için birine vermek, göstermek veya önüne koymak” anlamında bir fiildir. Burada every minute kişileştirilerek her dakikanın bize sayısız seçenek sunduğu anlatılır. Yapı present + kişi + with + şey biçimindedir. Genellikle bir durumun, sistemin, olayın veya kanıtın birine fırsat, zorluk, seçenek ya da sorun sunmasını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi present us with ifadesinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: Every Monday, the system ____ three new options.
Cevabı göster
presents us with
Always news organizations speak of our need to know and the need to know right now. Anlatım akışı
3:59Haber kuruluşları her zaman bilme ihtiyacımızdan ve şu an bilme ihtiyacımızdan bahseder.
But what they've left out is our equally great and often even greater need not to know Öbek fiiller
4:05Ancak dışarıda bıraktıkları şey, eşit derecede büyük ve genellikle daha da büyük olan bilmeme ihtiyacımızdır,
our need to know ... need not to know: olumsuzluk yoluyla karşıtlık
need ... to know kalıbının tekrarlanması, savı bir karşıtlık olarak düzenler. Yazar önce bilinen iddiayı, yani our need to know ifadesini verir. Ardından aynı anahtar sözcükleri koruyup to know önüne not getirerek our need not to know ifadesini oluşturur. Her iki ifadede de need bir isimdir. Need not to know, “bazı bilgilerden habersiz kalma veya onları almaktan kaçınma ihtiyacı” demektir. Bilmenin gereksiz olduğunu söyleyen needn't know ya da do not need to know ile aynı değildir. Olumsuzluğun yerini değiştirmek, neye ihtiyaç duyulduğunu değiştirir.
Alıştırma
Hangi cümle bilgiden kaçınmanın başlı başına gerçek bir ihtiyaç olduğunu söyler?
- After a stressful day, I don't need to know every new detail.
- After a stressful day, I sometimes feel a need not to know every new detail.
- After a stressful day, I needn't know every new detail.
Cevabı göster
After a stressful day, I sometimes feel a need not to know every new detail.
left out: önemli bir kısmı atlamak
Burada left out, “atladılar” veya “dâhil etmediler” anlamına gelir. what they've left out yan cümlesi eksik bırakılan kısmı belirtir; cümlenin geri kalanı ise bu kısmın ne olduğunu açıklar. They've, they have'in kısaltmasıdır; bu nedenle they've left out present perfect yapıdadır. Önceki tartışmada yapılmış bir eksikliğe dönüp bunun şu anda da önemli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “atladı” anlamındaki iki sözcüklü geçmiş zaman fiiliyle tamamlayın: The article ____ one important fact.
Cevabı göster
left out
because the stories are too violent, dispiriting and sad,
4:12çünkü hikayeler çok şiddetli, moral bozucu ve üzücü,
because we have responsibilities closer to home, Deyimler
4:17çünkü evimize daha yakın sorumluluklarımız var,
closer to home: kişisel açıdan daha ilgili
Burada closer to home, yalnızca kişinin evine fiziksel olarak daha yakın olmayı değil, kendi hayatı, ailesi, topluluğu veya yakın sorumluluklarıyla daha doğrudan bağlantılı olmayı ifade eder. Bu ifade dikkati uzaktaki meselelerden, kişiyi daha doğrudan etkileyen veya kişinin daha doğrudan ele alabileceği konulara yöneltir.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “kişisel açıdan daha ilgili” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the storm damaged our school, the climate discussion felt ____ than before.
Cevabı göster
closer to home
because we need to lead our own lives rather than be torn apart by stories of the lives of others Deyimler
4:19çünkü sonunda bizim için MÖ 2613 sonlarında Kral Sneferu'nun Mısır sarayındaki sakinleri kadar uzak ve ilgisiz olan
Be torn apart: güçlü ve mecazi duygusal zarar
Bu cümlede be torn apart edilgen yapıdadır ve mecazi anlamda kullanılmıştır. Hikâyeler, bir insanı fiziksel olarak parçalayan bir şey değil, ağır duygusal acıya yol açabilecek bir güç olarak sunulur. Bu ifade be upset ifadesinden çok daha güçlüdür. Daha genel olarak be torn apart, acıya boğulmuş bir kişiyi ya da ciddi biçimde bölünmüş veya yıkılmış bir ilişkiyi, aileyi, grubu veya topluluğu anlatabilir.
Alıştırma
“The community was torn apart by the bitter dispute,” cümlesinde torn apart büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Topluluk uzak bir yere taşındı.
- Topluluk konuyu sakin biçimde görüştü.
- Topluluk ciddi biçimde bölündü ve duygusal olarak yara aldı.
Cevabı göster
Topluluk ciddi biçimde bölündü ve duygusal olarak yara aldı.
who are ultimately as remote from and irrelevant to us as the inhabitants of the Egyptian court of King Sneferu in late 2613 BC. Dilbilgisi
4:25başkalarının hayatlarının hikayeleri tarafından paramparça edilmektense kendi hayatlarımızı yaşamamız gerekiyor.
As remote from and irrelevant to us as: paralel eşitlik karşılaştırması
as + sıfat + as kalıbı eşit dereceli bir karşılaştırma kurar. Burada başkalarının hayatlarının, karşılaştırma noktası olarak kullanılan eski saray sakinleri kadar bize uzak ve bizimle bağlantısız olduğu söylenir. Kalıp içinde iki sıfat and ile bağlanmıştır, ancak her biri kendi tümlecini korur: remote from us ve irrelevant to us. Tam kalıp as remote from ... and irrelevant to ... as ... biçimindedir ve resmî tartışmalarda sık görülen kısa bir yapıdır.
Alıştırma
Cümleyi iki sıfatın gerektirdiği edatlarla tamamlayın: This old rule is as remote ____ modern life and irrelevant ____ our decision as the earlier one.
Cevabı göster
from · to
Insomnia and anxiety are the mind's revenge for all the thoughts we refuse to have consciously during the day. Deyimler
4:36Uykusuzluk ve anksiyete, gün boyunca bilinçli olarak sahip olmayı reddettiğimiz tüm düşünceler için zihnin intikamıdır.
Metafor olarak “the mind's revenge”
Bu cümlede “the mind's revenge” bir metafordur. Zihin, intikam alan bir insanmış gibi anlatılır; uykusuzluk ve kaygı ise gün içinde uzaklaştırılan düşüncelerin sonucu olarak sunulur. Bu ifade, soyut bir neden-sonuç ilişkisini canlı ve tehditkâr hâle getirir. Zihnin gerçekten ceza planlayabildiğini söylemez ve tıbbi bir teşhis olarak anlaşılmamalıdır.
Alıştırma
“After I ignored my worries all day, the sleepless night felt like the mind's revenge,” cümlesinde “the mind's revenge” ne anlatır?
- Görmezden gelinen kaygılar acı verici bir zihinsel sonuç olarak geri döndü.
- Zihin gerçek anlamda birini cezalandırmaya karar verdi.
- Kişi bütün kaygılarını başarıyla unutmuştu.
Cevabı göster
Görmezden gelinen kaygılar acı verici bir zihinsel sonuç olarak geri döndü.
we need to carve off chunks of time where we have nothing to do other than lie in bed with a pad and paper in order to think. Notlar
4:45düşünmek amacıyla yatakta bir not defteri ve kalemle uzanmaktan başka yapacak hiçbir şeyimiz olmayan zaman dilimleri ayırmamız gerekir.
Bilinçli planlama için “carve off chunks of time”
“Carve off chunks of time”, bir programı fiziksel olarak kesilen bir şeye benzetir. Günün geri kalanından tek bir amaç için kullanılacak, oldukça büyük ve işe yarar zaman dilimlerini bilinçli biçimde ayırmak demektir. Yalnızca boş kalmayı ummakla karşılaştırıldığında bu ifade etkin bir seçimi vurgular: Bu zaman dilimlerini korumak ve başka işlerin onları doldurmasına izin vermemek.
Alıştırma
Cümleyi “uzun zaman dilimlerini bilinçli olarak ayırmak” anlamındaki vurgulanmış dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: To finish the course, I need to ____ every weekend for study.
Cevabı göster
carve off chunks of time
nothing to do other than + fiilin yalın biçimi
Bu cümlede nothing to do other than lie..., özellikle ayrılan bu sürede planlanan tek etkinliğin uzanıp düşünmek olduğunu belirtir. Etkinliğin başka bir şeyle ilgisiz olduğu anlamına gelmez. Yapı have + nothing to do + other than + fiilin yalın biçimi şeklindedir. Other than, 'yapacak hiçbir şey yok' ifadesine tek istisnayı ekler. Buradaki fiil do ile paralel olduğu için yalın biçimde kalır: nothing to do ... other than lie....
Alıştırma
Okumanın planladığınız tek etkinlik olduğunu belirtecek hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: This afternoon, I have ____ read.
Cevabı göster
nothing to do other than
We need to sift through the chaotic contents of our minds. Öbek fiiller
5:03Zihinlerimizin kaotik içeriklerini elemden geçirmeliyiz.
sift through: büyük bir grubu dikkatle incelemek
Burada sift through, neyin önemli olduğunu anlamak için zihindeki birbirine karışmış ve düzensiz düşünceleri dikkatle tek tek incelemeyi anlatır. Düşünceler, düzenlenebilen veya içinde arama yapılabilen bir malzeme gibi gösterilir. Daha genel olarak sift through, çoğu zaman önemli veya yararlı bilgileri bulmak için büyük bir grubu parça parça incelemek anlamına gelir. İncelenen grup through sonrasında gelir: sift through the files.
Alıştırma
'Büyük bir grubu dikkatle incelemek' anlamındaki hedef öbek fiille cümleyi tamamlayın: The analyst must ____ thousands of survey responses before writing the report.
Cevabı göster
sift through
Every hour of living requires at least 10 minutes of sifting.
5:07Yaşanan her saat, en az 10 dakikalık bir eleme gerektirir.
Of course, it might be pleasant to be extraordinary, famous and world-beating, Anlatım akışı
5:14Elbette olağanüstü, ünlü ve dünyayı yenen biri olmak keyifli olabilir,
but maybe it will be an even greater achievement to stay sane and kind.
5:19ancak belki de aklı başında ve nazik kalmak çok daha büyük bir başarı olacaktır.
Of course, ... but maybe ...: önce kabul et, sonra odağı değiştir
Of course, ilk düşüncenin anlaşılır olduğunu kabul eder: sıra dışı olmak çekici gelebilir. Burada yazarın nihai sonucunu değil, bir ödün verme adımını gösterir. but maybe, dikkati yazarın yeniden düşünmemizi istediği fikre çevirir. Karşıtlık, asıl ağırlığı aklı başında ve nazik kalmaya verir; maybe ise ifadeyi kesin bir hükümden çok düşünülmüş bir öneri gibi gösterir. Of course, A, but maybe B kalıbı, konuşanın önce A'yı kabul edip ardından dikkati B'ye yöneltmesini sağlar.
Alıştırma
Örnekteki Of course, A, but maybe B yapısı hangi fikre odaklanman gerektiğini gösteriyor?
- Sıra dışı ve ünlü olmak
- Aklı başında ve nazik kalmak
- Her iki fikir de reddediliyor
Cevabı göster
Aklı başında ve nazik kalmak
We might opt not to conquer the world in favor of living a longer and more serene life. Dilbilgisi
5:25Daha uzun ve daha dingin bir hayat yaşamak uğruna dünyayı fethetmemeyi seçebiliriz.
opt not to ... in favor of: A yerine B'yi seçmek
Opt not to do something, bir şeyi yapmamayı bilinçli olarak seçmek demektir. Kişinin bunu yapamadığı anlamına gelmez. In favor of, tercih edilen alternatifi tanıtır. Ardından in favor of living örneğindeki gibi bir isim veya -ing biçimi gelir. opt not to A in favor of B bütünü, A'dan vazgeçip bilinçli olarak B'yi seçmeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi opt not to ... in favor of ... kalıbıyla tamamla: We ____ rush the decision ____ taking more time.
Cevabı göster
opt not to · in favor of
we're simply shifting our sense of what the real challenge might be
5:32sadece asıl zorluğun ne olabileceği
backing away from a challenge: meydan okumadan geri çekilmek
Back away from, devam etmek istemediğiniz veya tereddüt ettiğiniz için zor bir şeyden geri çekilmek demektir. Challenge gibi soyut bir nesneyle kullanıldığında fiziksel olarak geriye adım atmayı değil, katılımdan ya da bağlılıktan vazgeçmeyi anlatır. Burada not bu anlamı tersine çevirir: Konuşan kişi meydan okumadan kaçındığı yorumunu reddeder. We're simply shifting... ile kurulan karşıtlık, değişimi geri çekilme olarak değil, meydan okumayı yeniden tanımlama olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi açıklamadaki “geri çekilmek” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: Even after the task became difficult, Lena refused to ____ the challenge.
Cevabı göster
back away from
and more importantly, where the real rewards may lie. Deyimler
5:36ve daha da önemlisi asıl ödüllerin nerede yatabileceği konusundaki algımızı değiştiriyoruz.
where the real rewards may lie: gerçek ödüllerin nerede bulunabileceği
Where the real rewards may lie ifadesinde lie, “yalan söylemek” değil, “var olmak” ya da “bulunmak” demektir. Ödüller, keşfedilebilecek bir yerde bulunuyormuş gibi tasvir edilir. Where + isim öbeği + may/might lie kalıbı; bir değerin, yanıtın, nedenin veya fırsatın nerede bulunabileceğini sorar ya da değerlendirir. May ifadeyi kesinlikten uzaklaştırır; real ise en görünür olanlardan ziyade en anlamlı ödülleri vurgular.
Alıştırma
“We need to consider where the greatest opportunity may lie,” cümlesinde lie ne anlama gelir?
- yatay konumda dinlenmek
- var olmak veya bulunmak
- gerçek olmayan bir şey söylemek
Cevabı göster
var olmak veya bulunmak
A quiet life isn't necessarily one of resignation or flight. Dilbilgisi
5:40Sessiz bir hayat, illaki bir boyun eğme veya kaçış hayatı değildir.
isn't necessarily one of resignation or flight: mutlaka boyun eğme ya da kaçış yaşamı değil
Isn't necessarily, önerilen yorumun mümkün olduğunu ama kendiliğinden doğru sayılamayacağını belirtir. Yazar burada her sakin yaşamın boyun eğmekten veya kaçmaktan kaynaklandığı varsayımına karşı çıkıyor, fakat bunun hiçbir zaman gerçekleşmediğini iddia etmiyor. One, daha önce geçen life sözcüğünün yerini tutar. Bu nedenle one of resignation or flight, boyun eğme ya da kaçışla nitelenen bir yaşam demektir. Burada resignation, istenmeyen bir durumu edilgen biçimde kabullenmek; flight ise uçak yolculuğu değil, kaçmak anlamındadır.
Alıştırma
"isn't necessarily one of resignation or flight" ifadesi bu cümlede ne anlama geliyor?
- Sakin bir yaşam yalnızca vazgeçmekten ya da kaçmaktan kaynaklanabilir.
- Sakin bir yaşam hiçbir zaman vazgeçmeyi ya da kaçmayı içermez.
- Sakin bir yaşam her zaman vazgeçmekten ya da kaçmaktan kaynaklanmaz.
- Sakin bir yaşam boyun eğmeyi ve uçak yolculuğunu içerir.
Cevabı göster
Sakin bir yaşam her zaman vazgeçmekten ya da kaçmaktan kaynaklanmaz.
It may constitute a supremely wise recognition
5:44Bu, gerçekten tatmin edici şeylerin spot ışıklarından ve büyük şehirlerden uzakta,
that the truly satisfying things are available away from the spotlight and the big cities, Deyimler
5:47mütevazı maaşlarla
away from the spotlight: göz önünden uzakta
Spotlight burada kamuoyunun ilgisi, ün veya yoğun dikkat için kullanılan bir mecazdır. Away from the spotlight, sahne ışığından fiziksel olarak uzakta olmak değil, bu ilginin dışında kalmak demektir. Bu cümlede ifade, tatmin edici şeylerin statü ve kamuoyu takdirinin yoğunlaştığı yerler yerine özel ve göz önünde olmayan ortamlarda bulunabileceğini düşündürür. Az ilgi gören insanları, işleri veya yaşam biçimlerini anlatabilir.
Alıştırma
Hangi durum "away from the spotlight" ifadesinin anlamına en uygundur?
- Bir oyuncu gösteriden önce sahne arkasında bekler.
- Bir gezgin büyük bir şehirden küçük bir kasabaya taşınır.
- Bir sahne çalışanı tiyatrodan dışarı bir lamba taşır.
- Eski bir oyuncu özel bir yaşam sürer ve medyanın ilgisinden kaçınır.
Cevabı göster
Eski bir oyuncu özel bir yaşam sürer ve medyanın ilgisinden kaçınır.
on modest salaries
5:53ve profesyonel statü yarışını kazanmak için yapılan manik, uykusuz rekabetten olabildiğince uzakta
and as far as possible from the manic, sleepless competition to win the professional status race. Deyimler
5:54mevcut olduğuna dair son derece bilgece bir kavrayış oluşturabilir.
professional status race yarış benzetmesi
Bu cümlede professional status race, başkalarından daha fazla mesleki saygınlık kazanmak için sürekli rekabet etmeyi anlatan bir benzetmedir. Race, ilerlemeyi sürdürme, kendini başkalarıyla karşılaştırma ve öne geçme baskısını ifade eder; resmî bir yarışma ya da yeterlilik sınavı değildir. Çevresindeki manic ve sleepless sözcükleri benzetmeyi güçlü biçimde eleştirel yapar: bu rekabet sağlıklı bir hırs olarak değil, kaygı verici ve yorucu bir durum olarak gösterilir.
Alıştırma
“The promotion became part of a professional status race,” cümlesinde professional status race neyi ifade eder?
- Başkalarından daha fazla mesleki saygınlık kazanmak için sürekli rekabet
- Çalışanlar için resmî olarak süre tutulan bir spor etkinliği
- Bir mesleğe girmek için gereken sınav
Cevabı göster
Başkalarından daha fazla mesleki saygınlık kazanmak için sürekli rekabet
As we're discovering ile ortak bir sonuç sunmak
As we're discovering, önceki kanıtlara veya tartışmaya dönerek sonraki ifadeyi konuşmacı ile dinleyicilerin birlikte ve yavaş yavaş ulaştığı bir sonuç olarak sunar. Burada önceki savı, heyecanın zararlı hâle gelebileceği iddiasına bağlar. Bu söylem işlevinde as yaklaşık olarak “kanıtların bize gösterdiği gibi” anlamındadır. Ana cümlenin nedenini belirtmez. İlerleyen süreci anlatan we're discovering, sonucu kesin veya dayatılmış değil, hâlâ oluşan ve paylaşılan bir sonuç gibi gösterir.
Alıştırma
Bir grup birkaç deneme sonucunu inceledi. Hangi başlangıç, sonraki cümleyi hâlâ oluşmakta olan ortak bir sonuç olarak en iyi biçimde sunar?
- Before we're discovering, the new schedule reduces delays.
- As we're discovering, the new schedule reduces delays.
- Because we're discovering, the new schedule reduces delays.
Cevabı göster
As we're discovering, the new schedule reduces delays.
Our phone detox is designed to help give you a well-deserved break from your phone.
6:18Telefon detoksumuz, telefonunuzdan hak ettiğiniz molayı almanıza yardımcı olmak için tasarlanmıştır.