Esrarı Bıraktığınızda Ne Olur?: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
1.270 kelime 188 kel/dk

Video özeti: Araştırma ve kişisel deneyim, esrarı bırakmanın 28. gününe kadar yoksunluğu, bırakma güçlüğünü ve beyin sistemlerinin temel düzeye dönüşünü anlatıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. being pitched to us as — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: pitch X to someone as Y yapısının fırlatmak değil, ikna edici bir imajla sunmak olduğunu ve edilgen yapının eleştirel tonunu öğrenin. 2. on the other hand, — Söylem, hikâye ve retorik: azalan belirtilerle kötüleşen başka belirtiler arasındaki karşıtlığı izleyin. 3. find myself ordering — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: find oneself doing yapısını, bir alışkanlığı düşünürken plansız ya da yinelenen davranışı fark etmek için kullanın.

Bu derste

Right now, 55 million Americans use marijuana.

0:00

Şu anda 55 milyon Amerikalı marihuana kullanıyor.

And in Canada, marijuana dispensaries are popping up everywhere like they're Tim Hortons for weed. Notlar

0:03

Kanada'da da esrar satış noktaları, ot için Tim Hortons şubeleriymiş gibi her yerde mantar gibi çoğalıyor.

Öbek fiiller

Popping up: kısa sürede birçok yerde ortaya çıkmak

Bu cümlede are popping up everywhere, marihuana satış noktalarının kısa sürede birçok yerde ortaya çıktığı veya açıldığı anlamına gelir. Fiziksel olarak yukarı sıçrama hareketini anlatmaz. Phrasal verb pop up'tır. Burada up ifadenin bir parçasıdır ve ani ya da fark edilir bir ortaya çıkış anlamı verir; are popping up biçimindeki şimdiki zaman yapısı, artışın devam ettiğini vurgular.

Alıştırma

“Birçok yerde hızla ortaya çıkmak” anlamındaki vurgulanan phrasal verb ile cümleyi tamamlayın: New food stalls are ____ across the city.

Cevabı göster

popping up

Kültür

Like they're Tim Hortons for weed: Kanada'ya özgü bir benzetme

Tim Hortons, Kanada'daki gündelik yaşamla güçlü biçimde özdeşleşen ve ülke genelindeki şubeleriyle tanınan bir kahve ve fast-food zinciridir. Bu asgari arka plan, markayı tanıdık ve her yerdeymiş gibi görünen bir şeyin kısa yoldan ifadesi hâline getirir. Satış noktalarının like they're Tim Hortons for weed olduğunu söyleyen konuşmacı, onların görünürlüğünü ve çokluğunu Tim Hortons ile mizahi biçimde karşılaştırır. For weed, karşılaştırılan işlevi belirtir: marihuana dükkânları, marihuana dünyasında bu tanıdık zincirin eş değeri olarak düşünülür; marihuana satan Tim Hortons şubeleri olarak değil.

Alıştırma

Bu cümlede like they're Tim Hortons for weed karşılaştırması ne anlatıyor?

  1. Marihuana satış noktaları Kanada'da Tim Hortons şubeleri kadar yaygın ve tanıdık hâle gelmiştir.
  2. Kanada'daki tüm marihuana satış noktalarının sahibi Tim Hortons'tır.
  3. Tim Hortons Kanada'daki şubelerinde marihuana satmaya başlamıştır.
Cevabı göster

Marihuana satış noktaları Kanada'da Tim Hortons şubeleri kadar yaygın ve tanıdık hâle gelmiştir.

And I in Toronto can even order these little THC drinks delivered to my front door from the Canadian government.

0:08

Toronto'da ben bile Kanada hükûmetinden bu küçük THC içeceklerini sipariş edip kapıma kadar getirtebiliyorum.

Thanks, Justin.

0:14

Sağ ol, Justin.

Weed is being pitched to us as kind of amazing, right? Kalıp ifadeler

0:15

Ot bize inanılmaz bir şeymiş gibi pazarlanıyor, değil mi?

Kalıp ifadeler

being pitched to us as: devam eden tanıtım amaçlı çerçeveleme

Edilgen X is being pitched to an audience as Y kalıbı, birinin X'i, dinleyicilerin onu Y olarak görmesini sağlayacak şekilde aktif olarak sunduğu veya tanıttığı anlamına gelir. Bu cümlede weed X'tir, us hedef kitledir ve kind of amazing tanıtılan olumlu imajdır. Being, devam eden edilgen yapıyı kurar; bu nedenle odak, bunu kimin yaptığı değil, hedef kitleye şu anda nasıl bir çerçeve sunulduğudur. Burada pitch, “fırlatmak” değil, “önermek, pazarlamak veya belli bir imajla sunmak” anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadenin aynısıyla tamamlayın: At the sales event, this app is ____ a stress-free way to manage money.

Cevabı göster

being pitched to us as

Well, a recent survey found that 4.3% of Americans have tried to quit marijuana at least six times and failed.

0:18

Oysa yakın tarihli bir ankete göre Amerikalıların %4,3'ü marihuanayı bırakmayı en az altı kez denemiş ve başaramamış.

Plus, now withdrawal symptoms are being fully understood.

0:24

Üstelik yoksunluk belirtileri artık tam olarak anlaşılmaya başlanıyor.

So, today we are going to explain exactly what happens to your body when you try to quit weed.

0:27

Bu yüzden bugün, otu bırakmaya çalıştığınızda vücudunuzda tam olarak neler olduğunu anlatacağız.

Day one to two of quitting is when withdrawal symptoms start.

0:32

Bırakmanın birinci ve ikinci günleri, yoksunluk belirtilerinin başladığı dönemdir.

A meta-analysis of over 23,000 people found that Kelime

0:34

23.000'den fazla kişi üzerinde yapılan bir meta-analiz,

47% had at least three of the following withdrawal symptoms:

0:39

katılımcıların %47'sinde şu yoksunluk belirtilerinden en az üçünün görüldüğünü ortaya koydu:

Kelime

meta-analysis: birden çok çalışmanın istatistiksel sentezi

Meta-analysis, genel bir örüntü veya etkiyi tahmin etmek için birden çok mevcut çalışmanın sonuçlarını istatistiksel olarak birleştiren araştırma yöntemidir. Yalnızca büyük örneklemli tek bir anket veya deney değildir. Bu cümlede over 23,000 people, dahil edilen araştırmaların birlikte temsil ettiği katılımcı tabanını; 47% ise sentezin bildirdiği genel sonucu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, birden çok çalışmanın bulgularının istatistiksel olarak birleştirilmesini anlatan akademik terimle tamamlayın: The researchers conducted a ____ of 18 clinical trials.

Cevabı göster

meta-analysis

nausea, headaches, depressed mood, difficulty getting to sleep, Kalıp ifadeler

0:43

mide bulantısı, baş ağrısı, çökkün ruh hâli, uykuya dalma güçlüğü,

Kalıp ifadeler

difficulty getting to sleep: uykuya dalma güçlüğü

Bu belirti listesinde difficulty getting to sleep, uykuya dalmaya başlamakta güçlük çekmek anlamına gelir. Uyku başlamadan önceki dönemi anlatır; daha sonra uyanmayı veya uyuduktan sonra kötü uyumayı anlatmaz. difficulty + -ing yapısı, bir eylemi yapmakta yaşanan güçlüğü ifade eder. Burada getting to sleep, uyuma fırsatı bulmak değil, uyku durumuna geçmek anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle özellikle uykuya dalmaya başlama güçlüğünü anlatır?

  1. Even when I am tired, I have difficulty getting to sleep.
  2. I sleep well, but I do not have enough time to sleep.
  3. I fall asleep quickly, but I have difficulty staying asleep.
Cevabı göster

Even when I am tired, I have difficulty getting to sleep.

sweating, anger, nervousness, decreased appetite, and strange dreams.

0:47

terleme, öfke, gerginlik, iştah azalması ve tuhaf rüyalar.

Ding!

0:52

Ding!

Now, the risk of withdrawal symptoms

0:55

Yoksunluk belirtileri yaşama riski,

is proportional to the amount of marijuana you've been consuming. Kalıp ifadeler

0:57

tükettiğiniz marihuana miktarıyla doğru orantılıdır.

Kalıp ifadeler

is proportional to: iki miktardaki bağlantılı değişimler

Bu cümlede is proportional to iki miktarı birbirine bağlar: yoksunluk belirtileri riski ve tüketilen miktar. Tüketilen miktar arttıkça riskin de buna karşılık gelen biçimde arttığını söyler. Kesin matematiksel kullanımda proportional, y = kx örneğindeki gibi oranın sabit kalması demektir. Sağlıkla ilgili veya genel açıklamalarda ise bazen daha az kesin biçimde, bir şey arttıkça diğerinin de artma eğiliminde olduğunu anlatır. Bu cümle ilişkinin yönünü belirtir ancak bir formül vermez.

Alıştırma

Bir modelde makine sayısı iki katına çıktığında enerji kullanımı da iki katına çıkıyor. Hangi cümle bu ilişkiyi en iyi açıklar?

  1. Energy use is unrelated to the number of machines.
  2. Energy use is proportional to the number of machines.
  3. Energy use is correlated with the number of machines.
Cevabı göster

Energy use is proportional to the number of machines.

For example, someone who consumed marijuana three times a week

1:01

Örneğin haftada üç kez marihuana tüketen birinin

would likely have less withdrawal symptoms than someone who consumed marijuana every day. Dilbilgisi

1:04

her gün tüketen birine göre muhtemelen daha az yoksunluk belirtisi olur.

Dilbilgisi

less withdrawal symptoms than: miktarı karşılaştırmak

Bu cümlede less withdrawal symptoms than, iki kişinin veya grubun yaşadığı belirtilerin sayısını karşılaştırır. Less daha küçük bir miktarı belirtir, than ise karşılaştırma noktası olarak kullanılan kişiyi tanıtır. Symptoms çoğul ve sayılabilen bir isim olduğu için anlam “daha az sayıda belirti”dir; “şiddeti daha düşük belirtiler” değildir. Düzenlenmiş resmî İngilizcede genellikle fewer withdrawal symptoms than tercih edilir.

Alıştırma

Amaç daha az sayıda belirti ifade etmekse, düzenlenmiş resmî İngilizcede en uygun cümle hangisidir?

  1. The weekly users reported less withdrawal symptoms than the daily users.
  2. The weekly users reported less severe withdrawal symptoms than the daily users.
  3. The weekly users reported fewer withdrawal symptoms than the daily users.
Cevabı göster

The weekly users reported fewer withdrawal symptoms than the daily users.

Day three of quitting is when irritability and anxiety peak.

1:09

Bırakmanın üçüncü gününde asabiyet ve kaygı zirveye ulaşır.

Thankfully, they begin to dissipate in the coming days,

1:12

Neyse ki sonraki günlerde azalmaya başlarlar,

but on the other hand, the strange dreams and difficulty getting to sleep only begin to increase on day three. Anlatım akışı

1:15

ama öte yandan tuhaf rüyalar ve uykuya dalma güçlüğü ancak üçüncü günde artmaya başlar.

Anlatım akışı

on the other hand: karşıt bir yönü tanıtmak

On the other hand, konuşmacının bir konunun bir yönünden onunla karşıtlık oluşturan başka bir yönüne geçtiğini gösterir. Burada önceki belirtiler azalırken uykuyla ilgili belirtiler artmaya başlar; bu nedenle ifade, dinleyicilerin bilgiyi bir karşıtlık olarak yeniden düzenlemesine yardımcı olur. İlk yön bağlamdan zaten anlaşılıyorsa on the one hand açıkça söylenmemiş olsa bile kullanılabilir. Fiziksel bir eli ifade etmez ve yalnızca başka bir bilgi eklemez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört sözcüklü karşıtlık ifadesiyle tamamlayın: The first plan is cheaper. ____, the second plan is much faster.

Cevabı göster

On the other hand

This information has led to new research suggesting that Anlatım akışı

1:21

Bu bilgiler, yeni araştırmalarda

chronic cannabis users may induce intrinsic sleep problems.

1:25

kronik esrar kullanıcılarının kendi bünyelerinde uyku sorunları yaratabileceğinin öne sürülmesini sağladı.

Anlatım akışı

has led to new research suggesting that: temkinli bir kanıt zinciri kurmak

Bu dizilim, bilgiyi bir kanıt zinciri olarak düzenler. This information mevcut kanıtı belirtir; has led to new research bu kanıtı daha ileri araştırmalar yapılmasının nedeni olarak sunar; suggesting that ise yeni araştırmanın geçici yorumunu aktarır. Suggesting, proving anlamına gelmez. Cümlenin ilerleyen kısmındaki may ile birlikte sonucu uygun ölçüde temkinli tutar: araştırma olası bir bağlantıya işaret eder, ancak nedenselliğin kanıtlandığını ileri sürmez.

Alıştırma

Önceki kanıtı, sonraki araştırmayı ve geçici bir sonucu birbirine bağlamak için kalıbı en iyi kullanan cümle hangisidir?

  1. Earlier observations have led to new research suggesting that screen light may delay sleep.
  2. Earlier observations suggest that new research has already proved that screen light delays sleep.
  3. Earlier observations have led to new research proving that screen light may possibly delay sleep.
Cevabı göster

Earlier observations have led to new research suggesting that screen light may delay sleep.

Around day four of quitting is when the amazing physiological changes in your brain start to occur.

1:30

Bırakmanın yaklaşık dördüncü gününde beyninizdeki inanılmaz fizyolojik değişimler başlar.

Marijuana contains molecules which mimic natural neurotransmitters that are already in your brain called cannabinoids.

1:35

Marihuana, beyninizde zaten bulunan ve kannabinoid denen doğal nörotransmiterleri taklit eden moleküller içerir.

At baseline, cannabinoids circulate at lower quantities in your body, Kelime

1:41

Normal koşullarda kannabinoidler vücudunuzda daha düşük miktarlarda dolaşır,

Kelime

At baseline: araştırmada referans koşulu

At baseline, ölçümü tanımlanmış bir referans koşuluna yerleştirir. Bu cümlede, esrar kullanımı veya başka bir değişiklik devreye girmeden önce vücuttaki nispeten düşük kannabinoid düzeyini ifade eder; böylece sonraki miktarlar bununla karşılaştırılabilir. Tıp ve araştırma yazılarında baseline, başlangıçta ölçülen bir durum veya çalışmanın belirlediği normal ya da referans durum olabilir. Sözcüğü sözcüğüne bir alt sınır veya mutlaka mümkün olan en düşük değer anlamına gelmez.

Alıştırma

Burada at baseline ne anlama gelir: At baseline, participants' heart rates were recorded before they received the medication?

  1. Yazılı raporun kronolojik başlangıcında
  2. Her katılımcının sahip olabileceği en düşük kalp atış hızında
  3. İlaçtan önce tanımlanmış referans koşulunda
Cevabı göster

İlaçtan önce tanımlanmış referans koşulunda

but when you ingest marijuana, you create an influx of cannabinoids into your system. Kalıp ifadeler

1:45

ama marihuana tükettiğinizde sisteminize yoğun bir kannabinoid akışı yaratırsınız.

Kalıp ifadeler

an influx of cannabinoids: bir sisteme büyük miktarda giriş

An influx of cannabinoids, özellikle nispeten kısa bir süre içinde büyük miktarda kannabinoidin vücuda girmesi anlamına gelir. Influx, değişimi bir şeyin zaten mevcut olması olarak değil, bir yerin veya sistemin içine doğru hareket olarak sunar. Aktarılabilir kalıp an influx of + isim şeklindedir. Bir yere büyük miktarlarda giren insanlar, para, bilgi veya maddeler için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bir yere yönelik ani ve büyük bir akışı anlatan hedef ifadeyle tamamlayın: After the concert ended, the station experienced ____ passengers.

Cevabı göster

an influx of

Most specifically,

1:50

Daha açık söylemek gerekirse,

an increase in the psychoactive component THC, aka Delta-9 tetrahydrocannabinol, Kelime

1:51

psikoaktif bileşen THC, diğer adıyla Delta-9 tetrahidrokannabinol artar;

Kelime

aka Delta-9 tetrahydrocannabinol: başka bir adı belirtme

Aka, also known as ifadesinin yaygın bir kısaltmasıdır. X, aka Y kalıbında Y, aynı kişi veya şeyin başka bir adını, takma adını, lakabını ya da unvanını verir. Burada THC'yi tam kimyasal adı olan Delta-9 tetrahydrocannabinol ile ilişkilendirir. İkinci bir maddeyi tanıtmaz; iki ad da aynı bileşene gönderme yapar.

Alıştırma

Cümleyi also known as anlamına gelen dersteki hedef kısaltmanın tam biçimiyle tamamlayın: Eric Blair, ____ George Orwell, wrote Nineteen Eighty-Four.

Cevabı göster

aka

which is what I like to call it.

1:57

ben de ona böyle demeyi seviyorum.

THC is for noobs. Kelime

1:58

THC acemilerin kullandığı isimdir.

Kelime

noobs: deneyimsiz kişiler için küçümseyici internet argosu

Noobs, noob sözcüğünün çoğuludur. Noob, newbie ile ilişkili bir internet argosu biçimidir ve özellikle oyunlarda veya çevrim içi topluluklarda belirli bir etkinlikte deneyimi ya da becerisi az olan kişileri anlatır. Burada bu etiket, şaka yollu bir küçümseme olarak kullanılır: konuşmacı yalnızca yeterince bilgili olmayan kişilerin THC dediğini varsayıyormuş gibi davranır. Bu, THC veya kullanıcıları hakkında bilimsel bir iddia değil, tutum ve komik bir böbürlenme ifadesidir.

Alıştırma

Cümledeki noobs sözcüğünün anlamını en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Deneyimsiz veya yeterince bilgili olmayan kişileri internet argosuyla küçümseyerek etiketler.
  2. Bilimsel bir alana yeni giren kişileri tarafsız biçimde adlandırır.
  3. THC tüketmeyen kişileri ifade eder.
Cevabı göster

Deneyimsiz veya yeterince bilgili olmayan kişileri internet argosuyla küçümseyerek etiketler.

When I see someone with an edible, I say,

2:00

Elinde yenilebilir bir esrar ürünü gördüğüm birine şöyle derim:

"How much Delta-9 tetrahydrocannabinol you got in there, bud?"

2:02

"Kanka, onun içinde ne kadar Delta-9 tetrahidrokannabinol var?"

The THC you've consumed while getting stoned resembles the natural neurotransmitter anandamide Kelime

2:05

Kafayı bulurken aldığınız THC, doğal nörotransmiter anandamide benzer

Kelime

getting stoned: esrar kullanarak kafayı bulmak

Getting stoned, bir uyuşturucu maddenin, özellikle esrarın etkisiyle sarhoş veya keyif verici bir duruma gelmek anlamına gelen gayriresmî bir ifadedir. Bu cümlede while getting stoned, THC'nin tüketildiği koşulu belirtir. İfade gerçek anlamlı değildir: kimse taşa dönüşmez veya taşla vurulmaz. Burada uyuşturucunun yol açtığı bir durumu anlatırken çevresindeki açıklama THC ve nörotransmiterler hakkında bilimsel dile geçer.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için get stoned ifadesini dilbilgisi açısından doğru biçimde kullanın: He regretted ____ before the exam.

Cevabı göster

getting stoned

and creates increased neuronal activity in certain parts of your brain,

2:10

ve beyninizin belirli bölgelerindeki nöral aktiviteyi artırır;

which cause thoughts, imagination, and perception to magnify.

2:14

bu da düşünceleri, hayal gücünü ve algıyı güçlendirir.

The THC binding to your neurons also affects dopamine and norepinephrine levels in the body,

2:18

THC'nin nöronlarınıza bağlanması vücuttaki dopamin ve norepinefrin seviyelerini de etkiler;

which can lead to euphoria, pain modulation, and anxiety.

2:24

bu da öforiye, ağrı modülasyonuna ve kaygıya yol açabilir.

But the thing is, as you continue to consume weed, it becomes harder to quit. Anlatım akışı

2:28

Ama mesele şu ki ot tüketmeye devam ettikçe bırakmak zorlaşır.

Anlatım akışı

Konuşma çerçevesi olarak the thing is,

The thing is, “İşte asıl nokta veya sorun” mesajını veren sözlü bir söylem çerçevesidir. Bu cümlede dikkati esrar kullanmaya devam etmenin önemli sonucuna yöneltir: bırakmak zorlaşır. Buradaki thing somut bir nesneye gönderme yapmaz. İfadenin tamamını, dinleyicinin bundan sonra dikkate alması gereken bilgiye odaklanmasını sağlayan bir konuşma düzenleyicisi olarak düşünün.

Alıştırma

Bu cümlede the thing is ne işe yarıyor? The plan sounds simple. The thing is, we only have one hour.

  1. Konuşmacının konuyu bitirdiğini gösterir.
  2. Asıl sorunu ortaya koyar.
  3. Fiziksel bir nesneyi adlandırır.
Cevabı göster

Asıl sorunu ortaya koyar.

You start to create a desensitization and down-regulation of your endocannabinoid receptors, Kelime

2:32

Endokannabinoid reseptörlerinizde duyarsızlaşma ve aşağı regülasyon başlar;

specifically the CB1 receptor.

2:38

özellikle de CB1 reseptöründe.

Kelime

Reseptörlerde desensitization ve down-regulation

Desensitization, reseptörlerin uyarıma daha zayıf yanıt vermesine odaklanır. Down-regulation ise hücrenin reseptör üretimini, uzaklaştırılmasını veya hücre yüzeyindeki varlığını değiştirerek reseptör sayısını ya da kullanılabilirliğini azaltmasına odaklanır. Cümlede iki terim and ile bağlanır çünkü THC'ye sürekli maruz kalma her iki uyumu da içerebilir. Bunlar ilişkili mekanizmalardır, ancak tam olarak aynı değişikliğin iki farklı adı değildir.

Alıştırma

Bir araştırmada reseptör sayısının aynı kaldığı, ancak reseptörlerin daha zayıf yanıt verdiği bulunuyor. Bu değişikliği en iyi hangi terim açıklar?

  1. desensitization
  2. receptor production
  3. down-regulation
Cevabı göster

desensitization

Since this receptor modulates systems of short-term memory,

2:40

Bu reseptör kısa süreli hafıza sistemlerini düzenlediği için,

increased cannabis use means a decrease in short-term memory.

2:44

esrar kullanımı arttıkça kısa süreli hafıza zayıflar.

THC also affects neurons involved in the experience of novelty.

2:48

THC, yenilik deneyiminde rol alan nöronları da etkiler.

When THC binds specific neurons,

2:52

THC belirli nöronlara bağlandığında,

the influx creates an exciting sense of novelty Kalıp ifadeler

2:54

bu akış heyecan verici bir yenilik hissi yaratır;

even for mundane repetitive tasks like washing dishes.

2:57

bulaşık yıkamak gibi sıradan, tekrarlanan işlerde bile.

Kalıp ifadeler

an exciting sense of novelty: heyecan verici bir yenilik hissi

A sense of novelty, bir şeyin yeni, taze veya alışılmadık görünmesinden doğan histir. Buradaki novelty soyut bir niteliktir; ilginç bir eşya ya da dikkat çekme numarası değildir. Exciting, sense sözcüğünü niteler: bu yenilik ilgi ve enerji yaratır. Sıfat + sense of + isim kalıbı, etkinliğin kendisi sıradan olsa bile bir deneyimin nasıl hissettirdiğini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi enerji veren bir yenilik hissi anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The weekend art displays give the familiar cafe ____.

Cevabı göster

an exciting sense of novelty

It's why you might get stoned and walk down your same street and feel like everything is heightened.

3:00

Bu yüzden kafayı bulup hep yürüdüğünüz aynı sokakta ilerlerken her şey daha yoğunmuş gibi gelebilir.

It's like, "Wow, is everything in bloom?

3:04

Şöyle olursunuz: "Vay canına, her yer çiçek mi açmış?

It's the middle of winter."

3:07

Kışın ortasındayız."

But regular cannabis use leads to the down-regulation of these same neurons,

3:08

Ancak düzenli esrar kullanımı aynı nöronların aşağı regülasyonuna yol açar;

making it harder to quit and making it harder to feel the bliss of a new experience while sober. Dilbilgisi

3:12

bu da hem bırakmayı hem de ayıkken yeni bir deneyimin hazzını hissetmeyi zorlaştırır.

Dilbilgisi

making it harder to ... and making it harder to ... ile paralel sonuçlar

Eşgüdümlü iki -ing yan cümlesi, ana cümledeki durumun iki sonucunu belirtir. Making, neden olarak önceki olayın tamamına gönderme yapar; make eylemini yapan ayrı bir kişiyi anlatmaz. Her yan cümle make + it + karşılaştırmalı sıfat + to-infinitive yapısını kullanır. It, sonraki içeriği önceden temsil eder: gerçekten zorlaşan eylemler to quit ve to feel the bliss ifadeleridir. Making it harder to tekrarlandığında açık bir paralel yapı kurulur ve iki sonuca eşit ağırlık verilir.

Alıştırma

Tekrarlanan sonuç kalıbı making it harder to + verb yapısını kullanın. Cümleyi sırasıyla find ve read ile tamamlayın: The dim lighting obscures the signs, ____ the exit and ____ the map.

Cevabı göster

making it harder to find · making it harder to read

After too much weed, you might go to Paris for the first time and see the Eiffel Tower and be like,

3:18

Fazla ot içtikten sonra ilk kez Paris'e gidip Eyfel Kulesi'ni görünce şöyle diyebilirsiniz:

"That's it. Ton ve niyet

3:22

"Hepsi bu mu?

Is it a lighthouse?

3:23

Deniz feneri mi bu?

Oh, it's pointless.

3:24

Of, ne anlamsız.

Ton ve niyet

Hayal kırıklığı tepkisi olarak That's it.

Burada That's it. yalnızca doğru şeyi belirlemek veya bir şeyin bittiğini duyurmak için kullanılmıyor. “Hepsi bu mu?” ya da “Başka hiçbir şey yok mu?” anlamına gelen hayal kırıklığı dolu bir tepkidir. Yeni gösterilen şey beklentilerin altında kaldığında ifade bu anlamı kazanır. Ardından gelen kuşkucu soru ve küçümseyici yorum da konuşanın memnuniyetsizliğini açıkça gösterir.

Alıştırma

Bir kişi “özel bir yemek” için bir saat bekleyip yalnızca bir tane sade kraker alıyor. “That's it.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Konuşan kişi krakeri doğru şekilde tanımıştır.
  2. Konuşan kişi yemek yapmayı bitirdiğini duyurmaktadır.
  3. Konuşan kişi hayal kırıklığına uğramış ve daha fazlasını beklemiştir.
Cevabı göster

Konuşan kişi hayal kırıklığına uğramış ve daha fazlasını beklemiştir.

Okay, cool.

3:25

Tamam, güzel.

Should we go up it? Ton ve niyet

3:25

Yukarı çıkalım mı?

No, let's not go up it.

3:26

Hayır, çıkmayalım.

Ton ve niyet

Ortak kararlar için Should we ...? ve let's not ...

Should we go up it? cümlesindeki Should we + fiilin yalın hâli yapısı öncelikle bir yükümlülüğü sormaz. Konuşanla dinleyenin birlikte karar vermesi için olası bir eylem önerir. No, let's not go up it. cümlesindeki let's not + fiilin yalın hâli olumsuz bir ortak öneridir: konuşan kişi iki tarafın da eylemi yapmamasını önerir. Bu iki cümle birlikte kısa bir öneri ve ret alışverişi oluşturur.

Alıştırma

Öneriyi ve ortak reddi hedef ifadelerle tamamlayın: ____ take the bus? No, ____ take it during rush hour.

Cevabı göster

Should we · let's not

We should just go home."

3:27

En iyisi eve dönelim."

But thankfully, on day four of quitting marijuana,

3:27

Ama neyse ki marihuanayı bırakmanın dördüncü gününde

the CB1 cannabinoid receptors will likely have returned to normal functioning. Dilbilgisi

3:30

CB1 kannabinoid reseptörleri muhtemelen normal biçimde çalışmaya dönmüş olur.

Dilbilgisi

will likely have returned: gelecekteki bir noktaya kadar beklenen tamamlanma

Will have returned, will + have + geçmiş zaman ortacı yapısıyla kurulan future perfect biçimidir. Normal işleyişe dönüşü gelecekteki bir referans noktasına kadar tamamlanmış olarak gösterir; burada bu nokta, marihuanayı bırakmanın dördüncü günüdür. Likely, tahmini yumuşatmak için will sözcüğünden sonra gelir. Cümle, reseptörlerin o zamana kadar normale dönmesinin beklendiğini söyler; bunun kesin olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için will, likely, have ve recover fiilinin doğru biçimini kullanın: By tomorrow morning, the network ____ from the outage.

Cevabı göster

will likely have recovered

Essentially, it only takes around four days of quitting marijuana Dilbilgisi

3:35

Kısacası, marihuanayı bıraktıktan yalnızca yaklaşık dört gün sonra

for the neuronal changes in your brain to go back to baseline.

3:38

beyninizdeki nöral değişimler başlangıç düzeyine döner.

Dilbilgisi

it only takes around ... for ... to ...: yaklaşık süre belirtmek

Burada it takes + süre + for + isim öbeği + to-infinitive kalıbı kullanılır. It biçimsel bir öznedir; asıl durum, beyindeki nöronal değişikliklerin başlangıç düzeyine dönmesidir. For ile başlayan bölümde the neuronal changes in your brain isim öbeği, go back fiilinin anlamca öznesidir. Only süreyi nispeten kısa gösterirken around, four days ifadesinin tahmini olduğunu belirtir. Birlikte, sürecin yaklaşık dört gün sürdüğünü anlatırlar; her durumda tam olarak dört gün sürdüğünü değil.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için parantez içindeki İngilizce sözcükleri sıralayın: ____ the paint to dry. (it / takes / around two hours / for)

Cevabı göster

It takes around two hours for

Now, this is new research, and I think it is important that we continue to study this,

3:42

Bu yeni bir araştırma ve bence bunu incelemeye devam etmemiz önemli;

especially as the popularity of weed skyrockets. Anlatım akışı

3:45

özellikle de otun popülerliği hızla artarken.

Anlatım akışı

especially as ... skyrockets: hızlanan bir eğilimle iddiayı güçlendirmek

Especially as, önceki yargıyı daha acil hâle getiren, gelişmekte olan bir durumu tanıtır: Esrarın popülerliği hızla arttığı için araştırmaya devam etmek daha önemli hâle gelmektedir. Buradaki as hem bir şey olurken başka bir şeyin de gerçekleştiği anlamını hem de nedensel bir bağlantıyı taşır; aynı şekilde anlamına gelmez. Skyrockets, artışı çok hızlı ve çarpıcı olarak sunar. İddia veya öneri + especially as + hızlanan eğilim kalıbı, en acil arka plan değişikliğini ana düşünceden sonra vererek savı kısa ve etkili biçimde güçlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir öneriyi hızlanan bir eğilime bağlamak için especially as kullanıyor?

  1. He ran as quickly as his coach.
  2. We should expand train service, especially as the city's population is skyrocketing.
  3. She arranged the files especially neatly before lunch.
Cevabı göster

We should expand train service, especially as the city's population is skyrocketing.

We need lots of long-term evidence about how this could be affecting our brains.

3:48

Bunun beynimizi nasıl etkileyebileceğine dair uzun vadeli çok sayıda kanıta ihtiyacımız var.

I am focusing on how the THC affects the systems in your body.

3:52

Ben THC'nin vücudunuzdaki sistemleri nasıl etkilediğine odaklanıyorum.

How you get that THC into you might involve smoking,

3:55

THC'yi vücudunuza esrar içerek alıyor olabilirsiniz

and the act of smoking could have lasting effects on your lungs. Kalıp ifadeler

3:59

ve dumanı soluma eylemi akciğerlerinizde kalıcı etkiler bırakabilir.

Kalıp ifadeler

lasting effects on: zaman içinde devam eden sonuçlar

Lasting effects on + isim, doğrudan neden veya olaydan sonra önemli bir süre devam eden sonuçlar anlamına gelir. Lasting, etkinin sürmesini vurgular ancak tek başına kalıcı anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, devam eden etkiyi özellikle sigara içme eylemine bağlar ve etkilenen şeyin akciğerler olduğunu belirtir. Bu eşdizim, daha uzun vadeli sonuçları tarafsız ve kanıta odaklanan bir dille ifade etmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Uzun süre devam eden sonuçlar anlamındaki hedef eşdizimle İngilizce cümleyi tamamlayın: The policy may have ____ small businesses.

Cevabı göster

lasting effects on

But there is actually a specific way that the THC in your system

4:02

Ama aslında sisteminizdeki THC'nin

can have longer impacts on your neurology in your brain.

4:05

beyninizin nörolojisi üzerinde daha uzun süreli etkiler bırakabildiği özel bir durum var.

If you consume too much marijuana during development, such as in adolescence,

4:09

Ergenlik gibi gelişim dönemlerinde çok fazla marihuana tüketirseniz,

you can create long-term neurophysiological effects.

4:13

uzun vadeli nörofizyolojik etkiler yaratabilirsiniz.

So, yeah, I started smoking weed in grade 10, which by definition is adolescence. Anlatım akışı

4:17

Evet, ben de tanım gereği ergenlik sayılan 10. sınıfta ot içmeye başladım.

Anlatım akışı

By definition: yerleşik bir anlamdan çıkan sonuç

By definition, bir yargının konuşanın kişisel izleniminden değil, bir terimin veya kategorinin yerleşik anlamından çıktığını belirtir. Burada 10. sınıf dönemi, ilgili tanıma göre ergenlik kapsamında sunuluyor. Söylem belirteci olarak bir sınıflandırmayı mantıksal dayanağına bağlar: tanım kabul edildiğinde sonuç da ondan çıkar. Konuşanın yeni bir tanım oluşturduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Sonucun yerleşik anlamdan çıktığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: A square has four sides ____.

Cevabı göster

by definition

So, whoopsies. Kelime

4:22

Eyvah.

Kelime

Whoopsies: bir hatayı şakacı biçimde kabul etmek

Whoopsies, whoops ifadesinin şakacı ve çocuksu bir çeşididir. Ciddi bir özür sunmak yerine bir hatayı, küçük bir aksiliği veya rahatsız edici bir fark edişi hafifçe kabul eder. Burada konuşan kişi, önceki davranışının rahatsız edici bir sonucunu fark ettikten sonra özeleştirisini mizahla yumuşatıyor. Şakacı sözcük seçimi, tepkiyi kasıtlı olarak daha az ciddi gösteriyor.

Alıştırma

Tepkinin uygun olup olmadığına karar verin: İş yerinde ciddi bir güvenlik olayına neden olan biri yalnızca “Whoopsies.” diyor.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

As a closeted gay kid in a high school with no other gay kids, Kelime

4:24

Başka hiçbir gey öğrencinin olmadığı bir lisede eşcinsel olduğunu gizleyen bir çocuk olarak,

Kelime

closeted gay kid: kimliğini kamuya açıklamamış eşcinsel genç

closeted gay kid ifadesinde closeted, konuşan kişinin eşcinsel olduğunu ancak bu kimliğini çevresindeki insanlarla açıkça paylaşmadığını belirtir. gay kid ifadesini niteleyen bir sıfattır; kişinin fiziksel olarak bir dolabın içinde olduğu anlamına gelmez. Sözcük, kişinin özel kimliğiyle bunu kamuya açıklaması arasındaki farkı gösterir. Bu cümlede söz konusu fark, kişinin okulda yaşadığı yalnızlığı anlamaya yardımcı olur; kimliğinin belirsiz ya da sahte olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Sam, Alex'in izni olmadan ve yalnızca bir tahmine dayanarak Alex'e kamuya açık biçimde “a closeted gay person” diyor.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

I was sort of drawn to that stoner skater crowd because, Kalıp ifadeler

4:27

ot içen kaykaycı tayfaya bir şekilde çekiliyordum, çünkü

to be honest, they were the most fashionable. Ton ve niyet

4:30

dürüst olmak gerekirse en tarz olanlar onlardı.

Kalıp ifadeler

drawn to: doğal veya içgüdüsel bir çekim

was ... drawn to that ... crowd ifadesindeki be drawn to, bir kişiye, gruba, yere, fikre veya etkinliğe doğal biçimde ilgi duymak ya da çekilmek anlamına gelir. Burada konuşan kişinin o gruba yaklaşma veya ait olma yönündeki içgüdüsel isteğini anlatır; fiziksel bir kuvveti anlatmaz. Yapı be + drawn + to + isim veya -ing biçimidir: She is drawn to quiet places; He was drawn to working outdoors. Genellikle sebebin duygusal olduğunu veya kişinin bunu tamamen bilinçli biçimde açıklayamadığını düşündürür.

Alıştırma

Hangi cümle pratik bir merak veya fiziksel çekim yerine bir yere karşı içgüdüsel çekimi en iyi ifade eder?

  1. I was physically attracted to the actor.
  2. I was drawn to the small bookstore as soon as I saw it.
  3. I was interested in the bookstore's opening hours.
Cevabı göster

I was drawn to the small bookstore as soon as I saw it.

Ton ve niyet

Açık sözlülük işareti olarak To be honest

“To be honest”, konuşmacının açıkça ifade etmek istediği samimi bir gerekçeyi veya görüşü sunar. Burada “they were the most fashionable” sözünü, özenle düzenlenmiş ya da beklenen bir açıklama yerine daha kişisel ve doğrudan bir gerekçe olarak çerçeveler. Bu, konuşmacının daha önce yalan söylediği anlamına gelmez. Dinleyiciye sıradaki noktayı özellikle açık sözlü bir ifade olarak değerlendirmesini söyler.

Alıştırma

"To be honest, I chose this plan because it is easier," cümlesinde "to be honest" neyi belirtir?

  1. Konuşmacı daha önce söylediği her şeyin yalan olduğunu kabul ediyor.
  2. Konuşmacı ilgisiz bir konuya geçiyor.
  3. Konuşmacı samimi bir kişisel gerekçe vermek üzere.
Cevabı göster

Konuşmacı samimi bir kişisel gerekçe vermek üzere.

I also always had this gay voice,

4:32

Üstelik hep böyle bir gey sesim vardı,

so when people would come up to me and be like, Notlar

4:34

bu yüzden insanlar yanıma gelip

"You're gay," I'd be like,

4:35

"Sen geysin," dediğinde ben de şöyle diyordum:

Öbek fiiller

Come up to someone: yaklaşmak ve iletişim kurmak

“Come up to someone”, genellikle konuşacak veya etkileşim kuracak kadar yaklaşarak bir kişinin yanına gitmek anlamına gelir. Bu cümlede insanlar konuşmacıya yaklaşıp doğrudan bir yorum yapıyor. Buradaki up, yukarı doğru hareket anlamına gelmez. Yapı come up to + kişi şeklindedir; zamir, come up to me örneğindeki gibi to sözcüğünden sonra gelir. Come me up denmez.

Alıştırma

Cümleyi "come up to me" ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: After the concert, a fan ____ and asked for a photo.

Cevabı göster

came up to me

Ton ve niyet

Gündelik aktarma ifadesi olarak be like

Bu cümlede be like, konuşma diline özgü bir aktarma ifadesidir: insanların söyleyecekleri sözleri veya bu sözlerin yaklaşık bir canlandırmasını sunar. Buradaki like, “benzemek” anlamına gelmez. Ardından tekrarlanan I'd be like, canlandırılan sesi yeniden konuşmacının kendi cevabına geçirir. Gündelik hikâye anlatımında be like; söylenen sözleri, düşünceleri, yüz ifadeleriyle verilen tepkileri veya tavırları aktarabilir ve dinleyicinin o anda kimin canlandırıldığını takip etmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Altyazıda be like ne işlev görüyor?

  1. Alıntılanan sözleri daha resmî ve kesin hâle getirir.
  2. Bir kişinin başka birine fiziksel olarak benzediğini söyler.
  3. Birinin sözlerini veya tepkisini gündelik biçimde sunar.
Cevabı göster

Birinin sözlerini veya tepkisini gündelik biçimde sunar.

"Actually, no.

4:36

"Aslında hayır.

I'm sort of like a quirky cool like skater, bro.

4:37

Ben daha çok tuhaf ama havalı bir kaykaycı gibiyim, kanka.

I'm Avril Lavigne but a boy. Kültür

4:41

Avril Lavigne'in erkek hâliyim.

Get it?"

4:42

Anladın mı?"

Kültür

Pop punk ve kaykaycı imgesinin simgesi olarak Avril Lavigne

Avril Lavigne, 2000'li yılların başındaki kamuya dönük imajı pop punk, kaykay tarzı kıyafetler ve asi, alışılmadık bir tavırla güçlü biçimde özdeşleşen Kanadalı bir şarkıcıdır. Konuşmacı I'm Avril Lavigne but a boy derken gerçekten o kişi olduğunu iddia etmez. Kendini havalı ve sıra dışı bir kaykaycının erkek versiyonu olarak sunmak için onun tanınan imajını ödünç alır; mizah, kendini açıklamak için bir ünlünün imajını kullanmasından doğar.

Alıştırma

Bu bağlamda I'm Avril Lavigne but a boy ne anlama geliyor?

  1. Kılık değiştirmiş Avril Lavigne olduğunu iddia ediyor.
  2. Kendi imajını Avril Lavigne'in kaykaycı ve pop punk kişiliğiyle karşılaştırıyor.
  3. Avril Lavigne ile aynı milliyete sahip olduğunu söylüyor.
Cevabı göster

Kendi imajını Avril Lavigne'in kaykaycı ve pop punk kişiliğiyle karşılaştırıyor.

As a queer kid, weirdly, weed was an asset for me. Kelime

4:42

Kuir bir çocuk olarak ot, garip bir şekilde benim için avantajdı.

Kelime

Pratik bir avantaj anlamında asset for me

Bu cümlede asset, mülk veya para anlamına gelmez. Konuşmacıya pratik bir avantaj sağlayan ya da zor bir sosyal durumda yardımcı olan bir şeyi ifade eder. X is an asset for someone kalıbı, X'i belirli bir bağlamda o kişi için yararlı olarak değerlendirir. X'in o durumdaki rolünü olumlu gösterir ancak X'in her zaman faydalı olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

'Knowing both languages is a major asset for this role.' İngilizce cümlesinde asset ne anlama gelir?

  1. Ciddi bir engel
  2. Bir finans hesabı
  3. Yararlı bir avantaj
Cevabı göster

Yararlı bir avantaj

But all those reasons aside, Anlatım akışı

4:45

Ama bütün bu nedenleri bir kenara bırakırsak,

Anlatım akışı

Yeniden odaklanma geçişi olarak all those reasons aside

All those reasons aside, dinleyiciye daha önce belirtilen nedenleri tartışmanın bir sonraki adımında geçici olarak hesaba katmamasını söyler. Bu nedenler reddedilmez; konuşmacı yalnızca dikkati başka bir noktaya kaydırır. İsim öbeği + aside kalıbı, önceki bilgileri arka plana alır ve tartışmanın ana çizgisine dönüldüğünü gösterir.

Alıştırma

Geçiş ifadesini tamamlamak için all, those, reasons ve aside sözcüklerinin her birini bir kez kullanın: '____, we still need stronger evidence.'

Cevabı göster

all those reasons aside

scientific evidence now suggests that I could have been doing long-term damage to my neurophysiology. Dilbilgisi

4:47

bilimsel kanıtlar artık nörofizyolojime uzun vadeli zarar vermiş olabileceğimi gösteriyor.

Dilbilgisi

could have been doing long-term damage: geçmişte zaman içinde süren bir olasılık

Could have been doing, could + have + been + -ing biçiminden oluşan modal perfect progressive yapısıdır. Burada uzun vadeli zarar, açıkça doğrulanmış tek bir olay olarak değil, geçmişteki bir dönem boyunca sürmüş olabilecek bir süreç olarak sunulur. Bu yapı bugünden geçmişe bakar ve belirsizlikle sürekliliği bir araya getirir. Could yetenek değil, olasılık ifade eder; dolayısıyla konuşmacı kişisel bir teşhisin zararı kanıtladığını ileri sürmez.

Alıştırma

“I could have been doing long-term damage” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Geçmişteki bir dönem boyunca sürekli olarak zarar veriyor olmam mümkündür.
  2. Bir doktor, tek bir olayın kalıcı zarara neden olduğunu doğruladı.
  3. Zarar verme yeteneğim vardı ama bunu yapmamayı seçtim.
Cevabı göster

Geçmişteki bir dönem boyunca sürekli olarak zarar veriyor olmam mümkündür.

So, was it worth it? Ton ve niyet

4:53

Peki, buna değdi mi?

Ton ve niyet

Was it worth it?: faydayı maliyetle karşılaştırmak

Worth it, geçmişteki bir seçimin faydasının veya değerinin; maliyetini, gerektirdiği çabayı, riski ya da fedakârlığı haklı çıkarıp çıkarmadığını sorar. İlk it, değerlendirilen seçime veya deneyime işaret eder; ikinci it ise kalıplaşmış be worth it yapısına aittir. Kısa bir soru olarak Was it worth it?, gerçek bir değerlendirme talebi olabileceği gibi dinleyiciyi fayda ve bedel dengesini yeniden düşünmeye çağıran retorik bir geçiş de olabilir. Burada önceki kişisel deneyimden olası riskin tartışılmasına geçiş sağlar.

Alıştırma

Soruyu worth içeren iki sözcüklü kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: “The repair was expensive, but the car now runs perfectly. Was it ____?”

Cevabı göster

worth it

Because when it comes to marijuana's lasting neuronal effects, Anlatım akışı

4:54

Çünkü marihuananın kalıcı nöral etkileri söz konusu olduğunda

the age of your brain matters.

4:57

beyninizin yaşı önemlidir.

Anlatım akışı

when it comes to: konuyu sınırlandırmak

When it comes to, sonraki ifadenin ilgili olduğu belirli konuyu veya yönü tanıtır. Burada iddiayı marihuananın kalıcı nöronal etkileriyle sınırlar; dolayısıyla cümle marihuananın bütün etkileri hakkında bir iddiada bulunmaz. Kalıp when it comes to + isim öbeği veya -ing biçimidir. Bir konu çerçevesi oluşturur; zaman yan cümlesi değildir ve bir şeyin gerçekten gelmesini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki konu çerçeveleme ifadesiyle tamamlayın: “____ long-term safety, the patient's age matters.”

Cevabı göster

When it comes to

Okay, but back to day five to seven of quitting weed. Anlatım akışı

5:00

Tamam, ama otu bırakmanın beşinci ila yedinci günlerine dönelim.

Anlatım akışı

back to day five to seven: ana zaman çizelgesine dönmek

Back to day five to seven, eksiltili bir konuşma geçişidir. Dinleyiciye konuşmacının bir ara konuyu bitirdiğini ve daha önce duraklattığı zaman çizelgesinde beşinci ila yedinci günlere döndüğünü bildirir. Yeniden kullanılabilen kalıp back to + daha önceki bir konu, görev veya dizideki noktadır. Burada back, konuşmayı düzenler; fiziksel olarak geriye doğru hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Önceki zaman çizelgesini sürdüren geçişi tamamlayın: “After that brief aside, ____ day five to seven.”

Cevabı göster

back to

A recent study found most people who tried to quit marijuana would fail on days five to seven.

5:02

Yakın tarihli bir araştırma, marihuanayı bırakmayı deneyen çoğu kişinin beşinci ila yedinci günlerde başarısız olduğunu ortaya koydu.

And it was hardest for people who were dependent on marijuana.

5:08

Marihuana bağımlılığı olanlar içinse bu daha da zordu.

Marijuana dependence can be defined as someone who has consumed weed daily for 10 years Kelime

5:11

Marihuana bağımlılığı, on yıl boyunca her gün ot tüketmiş olmak

and has attempted to quit numerous times but not made it past day seven.

5:16

ve defalarca bırakmayı deneyip yedinci günü geçememek şeklinde tanımlanabilir.

It can also be defined by a continued use of marijuana despite social, psychological, and physical impairments. Dilbilgisi

5:20

Sosyal, psikolojik ve fiziksel sorunlara rağmen marihuana kullanmayı sürdürmek olarak da tanımlanabilir.

Kelime

can be defined as ile can also be defined by arasındaki fark

can be defined as yapısında as, bir kavramın ne olduğunu söyleyen ifadeyi veya açıklamayı getirir. İlk cümlede konuşmacı, esrar bağımlılığını bir kişinin deneyimleri üzerinden betimler; bu, açıklayıcı bir özettir ve eksiksiz ya da tek klinik tanı ölçütü değildir. can also be defined by yapısında by, kavramı tanımlamaya yarayan bir özellik veya ölçüt getirir. Burada, zarara rağmen esrar kullanımını sürdürmek ayırt edici bir özellik olarak sunulur. Genel olarak define X as Y, Y'yi X'in tanımı veya kategorisi olarak verir; define X by Y ise X'i ayıran özellikleri ya da ölçütleri belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede defined by, bir şeyi niteleyen özellikleri belirtmek için kullanılmıştır?

  1. A good emergency plan is defined as a plan used during emergencies.
  2. A good emergency plan is defined by clear roles and regular practice.
  3. A good emergency plan defined clear roles and regular practice.
Cevabı göster

A good emergency plan is defined by clear roles and regular practice.

Dilbilgisi

despite + isim grubu

Despite bir karşıtlık kurar: ciddi sosyal, psikolojik ve fiziksel zararlar olsa bile kullanım sürer. Üç sıfat eş görevli bir liste oluşturur ve hepsi impairments sözcüğünü niteler. Dil bilgisi açısından despite bir edattır; bu nedenle burada ardından social, psychological, and physical impairments isim grubu gelir. Ardından bir -ing biçimi de gelebilir. Özne ve yüklemi olan tam bir yan cümle kullanmak için although/even though + yan cümle ya da despite the fact that + yan cümle yapısını kullanın.

Alıştırma

Hangi cümlede despite sözcüğünden hemen sonra doğru biçimde bir isim grubu kullanılmıştır?

  1. Despite of the heavy rain, the match continued.
  2. Despite it was raining heavily, the match continued.
  3. Despite the heavy rain, the match continued.
Cevabı göster

Despite the heavy rain, the match continued.

It should be noted that although many scientists agree that marijuana dependence does exist, Anlatım akışı

5:26

Birçok bilim insanının marihuana bağımlılığının gerçekten var olduğu konusunda hemfikir olduğunu belirtmek gerekir,

they also agree that dependence on marijuana

5:32

ancak aynı bilim insanları marihuana bağımlılığının

is less severe than dependence on alcohol, cocaine, or opiates. Dilbilgisi

5:34

alkol, kokain veya afyon türevi madde bağımlılığından daha hafif olduğu konusunda da hemfikirdir.

Anlatım akışı

It should be noted that: resmî bir sınırlama sunma

It should be noted that, okuyucunun ardından gelen yan cümleye özellikle dikkat etmesini sağlayan kişisiz bir söylem düzenleme kalıbıdır. Burada bir sınırlama getirir: bağımlılık vardır, ancak göreli şiddeti daha düşüktür. Bu kalıptaki should be noted, birinden gerçekten not almasını istemez. Sonraki bilginin savı doğru yorumlamak için önemli olduğunu gösterir ve yazarın anlatım yönünü aniden değiştirmeden dengeleyici bir bilgi eklemesini sağlar.

Alıştırma

Resmî rapor cümlesini beş sözcüklü kişisiz hatırlatma kalıbıyla tamamlayın: “____ these estimates exclude unreported cases.”

Cevabı göster

It should be noted that

Dilbilgisi

less severe than: daha düşük bir dereceyi karşılaştırma

Less severe than, derece karşılaştırmak için less + sıfat + than kalıbını izler. Bu cümlede esrar bağımlılığı, şiddet ölçeğinde than sonrasında sıralanan bağımlılık türlerinden daha aşağıya yerleştirilir. İfade yine de ilk bağımlılığın gerçek ve potansiyel olarak ciddi olduğunu belirtir. Hafif, güvenli ya da zararsız olduğu anlamına gelmez; yalnızca göreli bir karşılaştırma yapar.

Alıştırma

Cümleyi “ciddiyet bakımından daha düşük” anlamına gelen tam karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: “The second reaction was ____ the first, but it still required treatment.”

Cevabı göster

less severe than

But for marijuana, days five to seven are important days to focus on when trying to quit

5:38

Yine de marihuanayı bırakmaya çalışırken beşinci ila yedinci günlere özellikle odaklanmak gerekir,

as statistically they are the biggest hurdle. Deyimler

5:43

çünkü istatistiksel olarak en büyük engel bunlardır.

Deyimler

the biggest hurdle: aşılması en zor engel

Bu cümlede the biggest hurdle, marihuanayı bırakma sürecindeki en zor aşama veya engeli anlatan bir metafordur. Gerçek bir spor engelinden söz edilmez; biggest, aşılması gereken başlıca veya en zor engel anlamına gelir. Bu metafor, zorlu bir süreci ilerlemenin devam edebilmesi için aşılması gereken bir engel olarak sunar. Planlar, öğrenim, müzakereler ve iyileşme süreçleri için de doğal biçimde kullanılabilir.

Alıştırma

Cümlede the biggest hurdle ne anlama geliyor?

  1. Aşılması en zor engel
  2. Bırakmanın sonunda alınan ödül
  3. En büyük spor ekipmanı
Cevabı göster

Aşılması en zor engel

I mean, I feel this. Ton ve niyet

5:45

Bunu ben de yaşıyorum.

Ton ve niyet

I mean, I feel this: kişisel bağ kurmaya geçiş

I mean burada bir söylem belirteci olarak kullanılır: Konuşmacının önceki olgusal açıklamayı kişisel bir bakış açısıyla netleştirdiğini veya yeniden çerçevelediğini gösterir. Burada sözcüğü sözcüğüne bir tanım başlatmaz. I feel this, “bu benim kendi deneyimimle örtüşüyor” veya “bununla güçlü biçimde bağ kuruyorum” anlamına gelir. Bu iki bölüm birlikte, istatistikleri tartışmaktan empati içeren kişisel bir paylaşıma geçiş sağlar.

Alıştırma

Bir istatistik sunduktan sonra konuşmacı “I mean, I feel this.” diyor. Ne yapıyor?

  1. Yanlış olduğu için istatistiği düzeltiyor.
  2. Deneyimin kendisinde kişisel bir karşılık bulduğunu söylemeye geçiyor.
  3. İstatistiğe fiziksel olarak dokunabildiğini söylüyor.
Cevabı göster

Deneyimin kendisinde kişisel bir karşılık bulduğunu söylemeye geçiyor.

I still consume weed.

5:46

Ben hâlâ ot tüketiyorum.

Yes, it's been decades, thankfully not daily,

5:47

Evet, onlarca yıldır; neyse ki her gün değil,

but I do wonder if I'm dependent.

5:50

ama bağımlı olup olmadığımı merak ediyorum.

And it is on day five to seven where I usually find myself ordering a little edible from the gov gov Dilbilgisi

5:52

Genelde beşinci ila yedinci günlerde kendimi devlet babadan küçük bir yenilebilir esrar ürünü sipariş ederken buluyorum

Dilbilgisi

Find myself ordering: plansız bir alışkanlığı fark etmek

Find myself ordering, find oneself + -ing yapısını izler. Buradaki find, “aramak” anlamına gelmez; kişinin bir şeyi yapmakta olduğunu fark etmesi veya kendisini o durumda bulması anlamına gelir. Bu yapı eylemi çoğu zaman plansız, otomatik, alışkanlığa bağlı veya şaşırtıcı olarak sunar. I order ifadesine kıyasla düşünsel bir mesafe ekler: konuşan kişi tekrarlanan kendi davranışını gözlemler.

Alıştırma

Konuşanın plansız bir alışkanlığı fark ettiğini belirten düşünsel yapıyla cümleyi tamamlayın: After stressful meetings, I often ____ snacks I don't really want.

Cevabı göster

find myself ordering

and taking my Just Dance skills to the next level. Deyimler

5:57

ve Just Dance becerilerimi bir üst seviyeye taşıyorum.

Deyimler

Just Dance becerilerimi bir üst seviyeye taşımak

Take something to the next level, bir şeyi mevcut aşamasının ötesinde geliştirmek, ilerletmek veya güçlendirmek anlamına gelir. Nesne take ile to the next level arasına gelir: take + something + to the next level. Bu cümlede something, my Just Dance skills ifadesidir. İfade mecazidir: büyük bir gelişme iddiasını eğlenceli ve abartılı biçimde dile getirir; bununla birlikte next level video oyunlarının dilini de çağrıştırabilir.

Alıştırma

“Önemli ölçüde geliştirmek” anlamındaki deyimi tamamlayın: Regular feedback can help you ____ your presentation skills ____.

Cevabı göster

take · to the next level

It's also honestly because the weekend comes and I want to watch a movie stoned.

5:59

Açıkçası bunun bir nedeni de hafta sonunun gelmesi ve kafam güzelken film izlemek istemem.

To be honest, in my adult years, I don't know if I've ever entered a movie theater not stoned.

6:03

Doğrusunu söylemek gerekirse yetişkinliğimde sinemaya kafam güzel olmadan hiç girdim mi, bilmiyorum.

For me, movie theaters represent the munchies and spending about $79,000 on their largest popcorn, Notlar

6:07

Benim için sinema, açlık krizi ve en büyük boy patlamış mısıra yaklaşık 79.000 dolar harcamak demek;

Kelime

the munchies: esrar kullanımına bağlı atıştırma isteği

Bu cümlede the munchies, esrar kullandıktan sonra güçlü bir şekilde atıştırmalık yeme isteğini ifade eder. Uyuşturucu kültürüyle bağlantılı, gündelik bir çağrışım taşır; bu nedenle yalnızca biraz aç olmaktan daha fazlasını anlatır. Bu isim normalde çoğul biçimdedir ve çoğu zaman the ile kullanılır: have the munchies veya get the munchies. Burada konuşmacının sinemaya gitmekle ilişkilendirdiği, esrara bağlı yeme isteğini adlandırır.

Alıştırma

“After smoking cannabis, Leo got the munchies,” cümlesinde “the munchies” ne anlama gelir?

  1. Başka bir film izleme isteği
  2. Güçlü bir atıştırmalık yeme isteği
  3. Yemekten sonra mide rahatsızlığı
Cevabı göster

Güçlü bir atıştırmalık yeme isteği

Anlatım akışı

spending about $79,000: komik sayısal abartı

spending about $79,000 ifadesi, bir porsiyon patlamış mısıra saçma derecede olanaksız bir fiyat biçer. Bu tutar kasıtlı bir sayısal abartıdır: konuşmacı gerçek maliyeti tahmin etmiyor, sinema yiyeceklerinin ne kadar pahalı hissettirdiğiyle alay ediyor. Garip derecede kesin ve son derece büyük bir sayının önünde about kullanmak, gerçek bilgi veriyormuş gibi yapılan ciddi bir ton oluşturur. Bu, dinleyiciyi sayıyı gerçek bilgi olarak değil, konuşmacının abartılı şikâyeti olarak yorumlamaya yönlendirir.

Alıştırma

Bir otelin mini barında Maya, “I just spent about $12,000 on this tiny bottle of water.” diyor. Büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Pahalı olduğundan mizahi biçimde yakınmak için fiyatı abartmak
  2. Şişede 12.000 damla su olduğunu açıklamak
  3. Dikkatli sayısal doğrulukla doğrulanmış bir ücreti bildirmek
Cevabı göster

Pahalı olduğundan mizahi biçimde yakınmak için fiyatı abartmak

also getting chocolate to pour into the popcorn,

6:12

bir de patlamış mısırın üzerine dökmek için çikolata almak,

then the gummies to eat to take the popcorn out of my teeth while I'm eating the popcorn,

6:15

sonra patlamış mısırı yerken dişlerimin arasındaki mısırları çıkarmak için jelibon yemek,

and also nachos with an extra fake cheese so I have enough fake cheese to kill a small horse. Deyimler

6:19

ayrıca küçük bir atı öldürmeye yetecek kadar ekstra sahte peynirli nachos almak demek.

Deyimler

enough fake cheese to kill a small horse: mizahi abartı

Burada enough fake cheese to kill a small horse, saçma derecede büyük miktarda sahte peynir anlamına gelir. Hayal edilen etki kasıtlı olarak imkânsız veya aşırı gösterilir; dolayısıyla bu, zehirlilik hakkında gerçek bir iddia değil, mizahi bir abartıdır. Aktarılabilir kalıp enough + noun + to + extreme result şeklindedir. Miktarı, sözde abartılı bir sonuca yol açabilecek kadar aşırı gösterir.

Alıştırma

Cümlede enough fake cheese to kill a small horse ne anlatıyor?

  1. Sipariş edilen peynir miktarının kesin ölçümü
  2. Sahte peynir miktarının saçma derecede fazla olduğunu belirten mizahi bir abartı
  3. Sahte peyniri bir ata verme planı
  4. Bu miktarın atlar için ölümcül olduğunun tıbben kanıtlandığını söyleyen gerçek bir uyarı
Cevabı göster

Sahte peynir miktarının saçma derecede fazla olduğunu belirten mizahi bir abartı

But finally, if you make it to day 28 of no weed, Öbek fiiller

6:25

Ama sonunda otsuz 28. güne ulaşabilirseniz

all withdrawal symptoms disappear.

6:28

tüm yoksunluk belirtileri ortadan kalkar.

Öbek fiiller

make it to day 28: zorlu bir dönüm noktasına ulaşmak

Make it to day 28, yirmi sekizinci güne başarıyla ulaşmak anlamına gelir. Make it to ifadesinde make it başarmak anlamındadır; to ise hedefi veya dönüm noktasını belirtir. İfade, 28. günü yaratmak anlamına gelmez. Tarafsız bir varış ifadesinden farklı olarak make it to, oraya ulaşmanın çaba gerektirdiğini, engeller içerdiğini veya belirsiz olduğunu sık sık ima eder. Zamanlar, yerler, etkinlikler ve aşamalarla kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi make it to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Despite two canceled trains, we ____ the airport before check-in closed.

Cevabı göster

made it to

Your affected endocannabinoid system and CB1 receptors will return to baseline, Kalıp ifadeler

6:30

Etkilenen endokannabinoid sisteminiz ve CB1 reseptörleriniz başlangıç düzeyine döner

Kalıp ifadeler

return to baseline: referans düzeyine dönmek

Bu cümlede return to baseline, etkilenen endokannabinoid sistemi ve CB1 reseptörlerinin karşılaştırma için kullanılan referans durumuna geri dönmesi anlamına gelir. Baseline, başlangıçta veya daha önce ölçülmüş bir düzeydir; herkes için otomatik olarak ideal, sağlıklı ya da birebir aynı bir değer değildir. X returns to baseline kalıbı ölçümler, belirtiler, sistem etkinliği ve performans için kullanılabilir.

Alıştırma

Tanımlanmış referans düzeyine geri dönmek anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the temporary rise, the hormone reading should ____ within two hours.

Cevabı göster

return to baseline

and you might be able to understand a movie.

6:36

ve belki bir filmi anlayabilirsiniz.

So, I'm not saying that you just have to go out there and quit weed right now. Ton ve niyet

6:38

Yani hemen dışarı çıkıp otu bırakmak zorundasınız demiyorum.

For example, that's not what I'm planning to do.

6:41

Örneğin ben böyle bir şey yapmayı planlamıyorum.

Ton ve niyet

I'm not saying that ... ile önleyici açıklama yapmak

Burada I'm not saying that önleyici bir açıklama başlatır. Konuşmacı, bilginin kendisini geri çekmeden, dinleyicilerin çıkarabileceği daha güçlü bir sonucu — bu bilginin hemen bırakma talimatı anlamına geldiğini — reddeder. Kullanılabilir kalıp I'm not saying that + yan cümle şeklindedir. Gerçekte ne demek, önermek veya kişisel olarak yapmak istediğinizi açıklamadan önce iddianızın sınırını belirler.

Alıştırma

Bir çalışma arkadaşı şöyle diyor: “The schedule is risky. I'm not saying that we should cancel the project, but we need a backup plan.” Buradaki I'm not saying that hangi işlevi görür?

  1. Projenin hiçbir değişiklik yapılmadan devam edeceğine söz verir.
  2. Konuşmacının iptal önerdiği yönündeki daha güçlü çıkarımı engeller.
  3. Başka birinin projenin iptal edilmesini emrettiğini bildirir.
  4. Programın riskli olduğu iddiasını geri çeker.
Cevabı göster

Konuşmacının iptal önerdiği yönündeki daha güçlü çıkarımı engeller.

But I think it's really important to understand what will happen to you if you do decide to quit. Dilbilgisi

6:44

Ama bırakmaya karar verirseniz başınıza neler geleceğini anlamanın gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum.

Dilbilgisi

do decide to quit ifadesindeki vurgulu do

Bu olumlu yan cümlede do, yalın hâldeki decide fiilinden önce gelen bir vurgu yardımcı fiilidir. 'Yapmak' anlamına gelmez ve decide fiilinin yerini almaz; decide yine to quit mastarını alır. if you do decide... yapısında vurgu, kararı üzerinde durulmaya değer gerçek bir olasılık olarak öne çıkarır. Konuşan kişi dinleyiciye bırakmasını emretmez; anlamı 'gerçekten bırakmaya karar verirsen' şeklindedir. Böylece dinleyicinin seçimine saygı gösterilirken sonraki bilgi vurgulanır.

Alıştırma

Gerçek bir kararı öne çıkaran vurgu yardımcı fiiliyle cümleyi tamamlayın: If you ____ decide to move abroad, tell me before you book anything.

Cevabı göster

do

Life is hard,

6:48

Hayat zor,

and I do think that education and learning is what allows you to make the best choices for you. Kalıp ifadeler

6:49

ve bence eğitim ve öğrenme, kendiniz için en doğru seçimleri yapmanızı sağlar.

Kalıp ifadeler

make the best choices for you: kendin için en iyi seçimleri yapmak

Make a choice, seçenekler arasından seçim yapmayı anlatan standart İngilizce eşdizimdir; birden fazla karar söz konusu olduğunda make choices olur. The best choices for you, kendi ihtiyaçlarına, hedeflerine ve koşullarına en uygun seçimler anlamına gelir. Buradaki for you, seçimlerin kime uygun olduğunu belirtir; başka birinin senin adına karar vermesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Standart eşdizimi tamamlayın: Reliable information can help you ____ the best choices for you.

Cevabı göster

make

And I think science shows us that quitting weed isn't as easy as we might think it is. Dilbilgisi

6:53

Bilimin de otu bırakmanın sandığımız kadar kolay olmadığını gösterdiğini düşünüyorum.

Dilbilgisi

Düşünebileceğimiz kadar kolay değil

not as + adjective + as kalıbı, bir şeyin karşılaştırma ölçütünün belirlediği dereceye ulaşmadığını gösterir. Burada quitting weed, beklenenden daha az kolay ve dolayısıyla daha zordur. Ancak bu ifade tek başına bırakmanın aşırı derecede zor olduğu anlamına gelmez. as we might think it is ifadesinde might think, beklentiyi herkesin kesin olarak inandığı bir düşünce gibi değil, bir olasılık veya yaygın varsayım gibi sunar. Sondaki it is ikinci karşılaştırma yan cümlesini tamamlar: it, quitting weed ifadesine gönderme yapar ve is sonrasında easy sözcüğü anlaşılır. Bu nedenle gereksiz bir tekrar değildir.

Alıştırma

easy sözcüğünü ve not as ... as karşılaştırma kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: Learning to drive isn't ____ people might think it is.

Cevabı göster

as easy as

You can click a link to our podcast where we discuss more about the science of quitting weed.

6:58

Otu bırakmanın bilimine dair daha fazlasını konuştuğumuz podcast'imizin bağlantısına tıklayabilirsiniz.

Make sure you're subscribed, and we'll see you next week for a new science video.

7:03

Abone olmayı unutmayın; yeni bir bilim videosuyla gelecek hafta görüşürüz.

Peace.

7:07

Esen kalın.