Neden "Damızlık Kızın Öyküsü"nü okumalısınız? - Naomi R. Mercer: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü romanının tarihsel örneklere dayanan distopik bir gelecek, Offred’ın insanlıktan çıkarılması ve toplumsal edilgenliğin tehlikesi üzerinden otoriter iktidarı ve direnişi nasıl incelediğine dair bir analiz. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. speculative fiction, — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: Bu edebî kategoriyi, hayalî toplumsal, siyasal veya teknolojik olasılıklar geliştiren kurmaca olarak anlayın. Burada Gilead’ı kesin bir gelecek tahmini olarak değil, tarihte gerçekten yaşanmış uygulamalardan oluşturulan makul bir uyarı olarak çerçeveler. 2. a two-legged womb — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Offred’ı yalnızca üreme işlevine indirgeyen, bilinçli biçimde insanlıktan çıkarıcı metaforu fark edin. Somut bir imgenin nesneleştirmeyi, kurumsal şiddeti ve karakterin acı tutumunu düz bir anlatımdan daha güçlü biçimde nasıl aktardığını açıklayabilirsiniz. 3. exploration of the consequences of complacency — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Olay örgüsünü aktarmaktan eserin geniş temasını incelemeye geçmek için bu resmî ad öbeğini kullanın. Edilgen kabullenişin adaletsiz iktidarın yayılmasına nasıl imkân verdiğini ve romanın neden siyasi güncelliğini koruduğunu tartışmanıza yardımcı olur.
Bu derste
near-future novel: yakın gelecekte geçen bir roman
near-future novel ifadesinde near-future, hikâyenin ne zaman geçtiğini belirten birleşik bir sıfattır: günümüzden çok uzak olmayan bir gelecekte. novel sözcüğünü niteler; kitabın ne zaman yayımlanacağını belirtmez. Hayal edilen dünya günümüze yakın olduğu için bu etiket, mevcut sosyal, siyasi veya teknolojik eğilimlerin hikâyedeki dünyaya dönüşecek şekilde makul biçimde gelişebileceğini sıklıkla düşündürür.
Alıştırma
'Lena is reading a near-future novel about food shortages,' cümlesinde near-future neyi anlatır?
- Roman çok uzak bir geçmişte yazılmış.
- Roman yakında yayımlanacak.
- Hikâye günümüzden çok uzak olmayan bir gelecekte geçiyor.
Cevabı göster
Hikâye günümüzden çok uzak olmayan bir gelecekte geçiyor.
a Christian fundamentalist regime called The Republic of Gilead Kültür
0:11Gilead Cumhuriyeti adlı Hristiyan köktendinci bir rejim
Christian fundamentalist regime: dinî ideoloji ve siyasi yönetim
Christian fundamentalist regime ifadesinde regime, iktidarı elinde tutan siyasi sistemi; Christian fundamentalist ise bu yönetimin dayandığı katı dinî ideolojiyi belirtir. Burada fundamentalist, dinî öğretinin katı ve uzlaşmaz bir yorumuna bağlı anlamındadır; temel veya esas demek değildir. Dolayısıyla ifadenin tamamı Gilead'ı yalnızca bir Hristiyan grup veya kilise olarak değil, yöneticilerinin bu ideolojiyi devleti örgütlemek ve toplumu kontrol etmek için kullandığı kurgusal bir ülke olarak tanımlar.
Alıştırma
'The game depicts a Christian fundamentalist regime that controls schools and the press,' cümlesinde Christian fundamentalist regime ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Yalnızca temel kamu hizmetleri sağlayan bir hükümet
- Devlet gücü bulunmayan sıradan bir Hristiyan topluluğu
- Yönetimi Hristiyan köktendinci ideolojiye dayanan siyasi bir sistem
Cevabı göster
Yönetimi Hristiyan köktendinci ideolojiye dayanan siyasi bir sistem
has staged a military coup: darbe düzenlemek ve gerçekleştirmek
Siyasi bir eşdizim olan stage a coup ifadesinde stage, devlet iktidarını ele geçirme girişimini düzenlemek ve gerçekleştirmek anlamına gelir. Military coup, askerî güçler tarafından yönetilen veya askerî güce dayanan bir darbedir. Buradaki staged, “seyirci önünde sahnelendi” anlamına gelmez ve olayın sahte olduğunu da kendiliğinden göstermez. Has staged biçimindeki present perfect, darbeyi tamamlanmış ve ortaya çıkan siyasi durum açısından önem taşıyan bir eylem olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi stage fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The generals ____ a coup and took control of the capital.
Cevabı göster
staged
and established a theocratic government in the United States. Kültür
0:17ve Amerika Birleşik Devletleri'nde teokratik bir hükümet kurmuştur.
theocratic government: dinî otoriteye dayalı yönetim
Theocratic government, dinî otoritelerin veya dinî hukukun siyasi gücü doğrudan kontrol ettiği ya da yönetimin temelini oluşturduğu bir sistemdir. Bu cümlede ifade, kurulan hükümetin türünü belirtir. Bu sözcük, dinin kültürel açıdan önemli olduğu herhangi bir hükümeti veya toplumu değil, yönetim yapısını tanımlar.
Alıştırma
Hangi durum en doğru şekilde a theocratic government olarak tanımlanır?
- Dinî otoriteler veya dinî hukuk devleti doğrudan yönetir.
- Hükümet bir dinî bayram nedeniyle ofisleri kapatır.
- Vatandaşların çoğu dindardır ancak sivil kurumlar bağımsız kalır.
Cevabı göster
Dinî otoriteler veya dinî hukuk devleti doğrudan yönetir.
The regime theoretically restricts everyone, Anlatım akışı
0:21Rejim teorik olarak herkesi kısıtlar,
but in practice a few men have structured Gilead
0:24ancak pratikte birkaç erkek Gilead'ı öyle bir yapılandırmıştır ki,
theoretically ... but in practice: ilan edilen kurallarla gerçeği karşılaştırma
Theoretically zarfı, rejimin ilan edilen tasarımına göre ne yapması gerektiğini, yani herkesi kısıtlaması gerektiğini sunar. But in practice ise sistem işlediğinde gerçekte ne olduğuna geçer: birkaç erkek gücü elinde tutar. Bu çerçeve, önce resmî veya beklenen tabloyu kabul edip ardından onunla çelişen gerçek sonucu ortaya koyarak bir düşünceyi düzenler. Burada theoretically bilimsel bir varsayım sunmaz.
Alıştırma
Cümleyi theoretically ... but in practice karşıtlık çerçevesiyle tamamlayın: The program ____ serves every neighborhood, ____ the wealthiest areas receive most of the funding.
Cevabı göster
theoretically · but in practice
so they have all the power: so ile sonuç belirtme
So they have all the power bölümünde so, birkaç erkeğin Gilead'ı yapılandırma biçiminin sonucunu getirir. They zamiri bu birkaç erkeği ifade eder: bu düzenleme bütün gücün onlarda kalmasını sağlar. Yapıyı eylem veya düzenleme + so + sonuç yan cümlesi olarak okuyun. İkinci yan cümle yalnızca başka bir bilgi değildir; önceki eylemin ne ortaya çıkardığını gösterir.
Alıştırma
"The new settings reduced the brightness so the battery lasted longer," cümlesinde so nasıl bir ilişki ifade eder?
- İkinci yan cümle ilk eylemin nedenini verir.
- İki yan cümle birbiriyle ilgisiz olgular olarak sunulur.
- İkinci yan cümle ilk eylemin sonucunu verir.
Cevabı göster
İkinci yan cümle ilk eylemin sonucunu verir.
speculative fiction: olası gelecekleri hayal etmek
Speculative fiction, 'Ya şöyle olsaydı?' diye sorarak hayalî toplumları, teknolojileri, tarihleri veya gelecekleri araştıran öyküler için kullanılan geniş bir edebiyat terimidir. Bu cümlede ardından gelen meaning it theorizes about possible futures bölümü terimi doğrudan açıklar. Burada speculative, olasılıkları hayal edip bunlar üzerinde akıl yürütmek anlamındadır. Finansal spekülasyon demek değildir; eser geleceği öngördüğünü iddia etmek yerine olası sonuçları araştırır.
Alıştırma
Bu cümlede speculative fiction ne anlama geliyor?
- Hayalî olasılıkları ve olası gelecekleri araştıran kurgu
- Yalnızca gerçekten yaşanmış olayları kaydeden kurgu
- Riskli yatırımlarla para kazanmayı anlatan kurgu
Cevabı göster
Hayalî olasılıkları ve olası gelecekleri araştıran kurgu
This is a fundamental characteristic shared by both utopian and dystopian texts.
0:40Bu, hem ütopik hem de distopik metinlerin paylaştığı temel bir özelliktir.
The possible futures in Atwood's novels are usually negative or dystopian,
0:46Atwood'un romanlarındaki olası gelecekler genellikle olumsuz veya distopiktir;
where the actions of a small group have destroyed society as we know it. Deyimler
0:51küçük bir grubun eylemleri, bildiğimiz şekliyle toplumu yok etmiştir.
as we know it: bildiğimiz hâliyle
As we know it, 'bize tanıdık gelen biçimiyle' anlamına gelir. Burada society sözcüğünü niteler ve it de society sözcüğüne gönderme yapar: küçük grup toplumu o kadar köklü biçimde değiştirmiş veya yok etmiştir ki toplum artık insanların tanıdığı toplum değildir. Bu ifade çoğu zaman güçlü, bazen de dramatik bir vurgu katar. Genellikle tanıdık bir biçimin sona ermesini veya büyük ölçüde dönüşmesini anlatır; yalnızca bir şeyi 'bildiğimiz' anlamına gelmez.
Alıştırma
'Tanıdık biçimiyle' anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new law could reshape the housing market ____.
Cevabı göster
as we know it
Utopian and dystopian writing tends to parallel political trends.
0:57Ütopik ve distopik yazım siyasi eğilimlere paralel olma eğilimindedir.
Utopian writing frequently depicts an idealized society
1:02Ütopik yazım sıklıkla idealize edilmiş bir toplumu tasvir eder
that the author puts forth as a blueprint to strive toward. Notlar
1:05ve yazar bunu ulaşılması gereken bir taslak olarak ortaya koyar.
puts forth: bir fikir veya öneriyi resmî olarak sunmak
Burada puts forth, “başkalarının değerlendirmesi için bir şeyi sunar veya önerir” anlamındadır. Nesnesi, yazarın ortaya koyduğu soyut bir model olan idealleştirilmiş toplumdur; dolayısıyla put fiziksel olarak bir şeyi bir yere koymayı anlatmaz. put forth + idea, argument, theory, proposal veya plan kalıbı resmî tartışmalarda yaygındır. Bu cümlede, yazarın toplumu yalnızca anmadığını, ciddi bir model olarak sunduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: The committee ____ a detailed proposal for public review.
Cevabı göster
puts forth
as a blueprint to strive toward: bir model ve hedef
as a blueprint ifadesinde as, idealleştirilmiş topluma bir rol yükler: yazar onu toplumun nasıl tasarlanabileceğine dair bir model olarak sunar. Buradaki blueprint mecazidir; gerçek bir mimari çizim değildir. to strive toward mastar ifadesi bu taslağı, insanların ulaşmak için çaba göstermeye devam edebileceği bir hedef olarak tanımlar. Sözcükler birlikte, toplumu hem yol gösteren bir model hem de yaklaşılması gereken bir ideal olarak sunar; birebir kopyalanabilecek bir plan olması gerekmez.
Alıştırma
Bu cümlede as a blueprint to strive toward ne anlama geliyor?
- zaten var olan bir toplumun kaydı olarak
- insanların kopyalamak zorunda olduğu bir inşaat çizimi olarak
- insanların ulaşmak için çaba gösterebileceği bir model olarak
Cevabı göster
insanların ulaşmak için çaba gösterebileceği bir model olarak
are not necessarily predictions of apocalyptic futures, Anlatım akışı
1:11mutlaka kıyamet benzeri geleceklerin tahminleri değil,
but rather warnings about the ways in which societies can set themselves on the path to destruction. Deyimler
1:14daha çok toplumların kendilerini nasıl yıkıma giden yola sokabileceklerine dair uyarılardır.
not necessarily ... but rather: bir iddiayı düzeltip odağı değiştirme
Not necessarily ilk iddiayı sınırlar: distopyalar her zaman ya da kaçınılmaz olarak birer öngörü değildir. Bu, hiçbir şeyi asla öngöremeyecekleri anlamına gelmez. But rather okuyucunun dikkatini yazarın daha doğru bulduğu ana noktaya yöneltir: distopyalar uyarı işlevi görür. Bu kalıpta rather, «oldukça» değil, «daha doğrusu» veya «onun yerine» anlamına gelir.
Alıştırma
Burada öğretilen iki parçalı düzeltme kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The meeting is ____ a final decision, ____ a chance to gather more information.
Cevabı göster
not necessarily · but rather
can set themselves on the path to destruction: yol metaforu
Set themselves on the path to destruction gelecekteki bir süreci yol metaforuyla anlatır. Toplumların kendi seçimleriyle yıkıma doğru ilerlemeye başlayabileceği anlamına gelir; burada gerçek bir yoldan söz edilmez. Dönüşlülük zamiri themselves, societies sözcüğüne döner ve toplumların kendi eylemlerinin tehlikeyi oluşturmaya katkıda bulunduğunu vurgular. Can bunun bir olasılık olduğunu gösterir; bu yola sokulmak, o yönde ilerlemeye başlamak demektir, yıkımın tamamlanmış olması değil.
Alıştırma
Could set themselves on the path to destruction ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Toplumlar tehlikeli bir yerde gerçek bir yol inşa etmektedir.
- Toplumların kendi seçimleri, onları yıkıma götüren bir süreci başlatabilir.
- Toplumlar zaten tamamen yok edilmiştir.
Cevabı göster
Toplumların kendi seçimleri, onları yıkıma götüren bir süreci başlatabilir.
when many conservative groups attacked the gains made by the second-wave feminist movement. Kültür
1:24birçok muhafazakâr grubun ikinci dalga feminist hareketin kazanımlarına saldırdığı bir dönemde yayımlandı.
second-wave feminist: feminizmin tarihsel bir evresi
second-wave feminist movement ifadesinde second-wave, feminizmin tarihsel bir evresini belirtir; wave, gerçek bir deniz dalgası değil, toplumsal hareketin bir aşamasını anlatan mecazdır. Terim genellikle 1960’ların başından itibaren güçlenen ve çalışma hayatı, aile yaşamı ve üreme hakları dâhil daha geniş toplumsal ve yasal eşitlik talep eden hareketi ifade eder. Burada bu adlandırma, “kazanımları” ve muhafazakâr tepkiyi söz konusu tarihsel bağlama yerleştirir.
Alıştırma
second-wave feminist movement ifadesinde second-wave ne işlev görür?
- Hareketin tam olarak iki üyesi olduğu anlamına gelir.
- Hareketin deniz kenarında gerçekleştiğini söyler.
- Feminizmin tarihsel bir evresini belirtir.
Cevabı göster
Feminizmin tarihsel bir evresini belirtir.
This movement had been advocating greater social and legal equality for women since the early 1960s. Dilbilgisi
1:30Bu hareket, 1960'ların başından beri kadınlar için daha fazla sosyal ve yasal eşitliği savunuyordu.
had been advocating ... since ...: geçmişteki bir noktadan önceki devamlılık
Had been advocating, past perfect continuous yapısındadır: had been + fiil-ing. Savunma eylemini geçmişteki bir referans noktasına kadar devam eden bir süreç olarak sunar. Since the early 1960s bu sürecin başlangıç noktasını verir. Bu bağlamda daha sonraki geçmiş referans noktası 1985’tir; yani hareket o zamana kadar yıllardır bu talebi savunuyordu. Bu zaman yapısı tek başına eylemin günümüze kadar sürüp sürmediğini göstermez.
Alıştırma
Cümleyi advocate fiilinin past perfect continuous biçimi ve since 1962 ifadesiyle tamamlayın: By 1985, the organization ____ equal access ____.
Cevabı göster
had been advocating · since 1962
The Handmaid's Tale imagines a future in which the conservative counter-movement gains the upper hand Deyimler
1:37Damızlık Kızın Öyküsü, muhafazakâr karşı hareketin üstünlük sağladığı,
gains the upper hand: üstünlüğü ele geçirmek
Gain the upper hand, bir yarışma, çatışma veya müzakerede rakibe karşı avantaj elde etmek ya da daha fazla kontrol kazanmak anlamına gelen bir deyimdir. Bir elin fiziksel konumunu anlatmaz. Burada gains bir değişimi gösterir: muhafazakâr karşı hareket daha güçlü taraf hâline gelir. Bu ifade avantaj kazanıldığını belirtir; mutlaka kesin bir zafer kazanıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “avantaj elde etti” anlamındaki hedef deyimle tamamlayın: After presenting decisive evidence, the defense ____.
Cevabı göster
gained the upper hand
and not only demolishes the progress women had made toward equality, Dilbilgisi
1:43kadınların eşitliğe doğru kaydettiği ilerlemeyi yok etmekle kalmayıp,
but makes women completely subservient to men. Kelime
1:47kadınları tamamen erkeklerin boyunduruğu altına soktuğu bir gelecek hayal eder.
not only demolishes ... but makes: paralel ikinci bir sonuç eklemek
Not only ... but ..., ilk noktaya ikinci bir nokta ekleyen eşli bir yapıdır. Bu cümlede aynı özne iki paralel fiil öbeğini yönetir: demolishes the progress ... ve makes women ... . Buradaki but, “buna ek olarak” anlamındadır; karşıtlık bildirmez. İkinci bölüm çoğu zaman daha güçlü veya şaşırtıcı bilgiyi taşır. Burada anlam, ilerlemeyi ortadan kaldırmaktan tam bir bağımlılık dayatmaya doğru ilerler. But sonrasında also kullanılabilir, ancak onsuz da yapı tamamdır.
Alıştırma
Cümleyi not only ... but also ... yapısını ve parantez içindeki fiilleri kullanarak tamamlayın: The update ____ loading times ____ battery life. (reduce; improve)
Cevabı göster
not only reduced · but also improved
subservient to men: eşitsiz bir itaat ilişkisi
Subservient to, başka bir kişinin denetimi altına konup ona itaat etmek veya hizmet etmek zorunda olmak anlamına gelir. Genellikle çok az bağımsızlık ve eşitsiz bir güç ilişkisi ifade eder. Burada completely subservient to men, sistemin kadınları erkek otoritesine tabi kıldığını anlatır. Yalnızca helpful veya supportive olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bağımsızlığını kaybetmiş ve bir hükümdara itaat etmek zorunda olan kurumu en iyi hangi cümle anlatır?
- The courts are supportive of the ruler.
- The courts are subordinate to the appeals court in the legal hierarchy.
- The courts are subservient to the ruler.
Cevabı göster
The courts are subservient to the ruler.
Gilead divides women in the regime into distinct social classes
1:51Gilead, rejimdeki kadınları belirli sosyal sınıflara ayırır,
based upon their function as status symbols for men. Kelime
1:55bu da erkekler için statü sembolü olarak işlevlerine dayanır.
status symbols for men: erkeklerin statüsünü sergileyen semboller
Status symbol, zenginliği, itibarı, gücü veya toplumsal konumu başkalarına gösterdiği için değer verilen kişi ya da şeydir. Bu birleşik ifade yalnızca bir sembolü tanımlamaz; status, sembolün neyi gösterdiğini belirtir. Bu cümlede for men, kimin statüsünün sergilendiğini gösterir. Kadınlara status symbols denmesi, onları erkeklerin konumunu veya gücünü gösteren araçlar olarak sunar; bu da ifadeye eleştirel ve nesneleştirici bir anlam kazandırır.
Alıştırma
"A private office became a status symbol among junior executives," cümlesinde status symbol ne anlama gelir?
- Toplumsal konumu veya itibarı açıkça gösteren bir şey
- Çalışanların nerede oturacağını gösteren bir işaret
- Şirketin kullanılmasını zorunlu tuttuğu resmî logo
Cevabı göster
Toplumsal konumu veya itibarı açıkça gösteren bir şey
color-coded: kategorileri renklerle işaretlemek
Color-coded, her rengin bir kategoriyi, durumu veya bilgiyi temsil edeceği biçimde düzenlenmiş demektir. Bu cümlede kıyafetlerin renkleri toplumsal kimliği gösterir; yalnızca kıyafetlerin çok renkli olduğu söylenmez. Bu birleşik yapı, color-code fiilinden türeyen bir sıfattır. Rengin tutarlı bir etiketleme işlevi gördüğü her türlü sistemi tanımlayabilir.
Alıştırma
Renklerle kategorilere ayrılmış anlamındaki sıfatla cümleyi tamamlayın: The emergency map is ____, with red showing high-risk areas and green showing safe zones.
Cevabı göster
color-coded
Women are no longer allowed to read or move about freely in public,
2:01Kadınların artık okumalarına veya halka açık yerlerde özgürce dolaşmalarına izin verilmez,
in order to give birth to children for the regime.
2:08devlet tarafından tasarlanmış tecavüze maruz kalırlar.
subject to state-engineered rape: zorla uygulanan kurumsal şiddet
Burada are subject to, kadınların zararlı bir şeye zorla maruz bırakıldığı anlamına gelir. İfade, kadınları etkilenen ve güçsüz konumda gösterir; ilgi, eğilim veya gönüllü bir seçim anlatmaz. State-engineered, rape sözcüğünü niteler. Engineered, kasıtlı olarak tasarlanmış ve düzenlenmiş demektir; state- ise sorumlu kurumun rejim olduğunu belirtir. İfade bir bütün olarak cinsel şiddeti tekil bir özel eylem değil, sistemli bir politika olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede subject to state-engineered rape ifadesinin anlamını en iyi hangi açıklama korur?
- Devlet destekli bir doğurganlık programına gönüllü olarak katılırlar.
- Devletin kasıtlı olarak düzenlediği cinsel şiddete zorla maruz bırakılırlar.
- Devletin kamu kurumlarını nasıl tasarladığını inceleyebilirler.
Cevabı göster
Devletin kasıtlı olarak düzenlediği cinsel şiddete zorla maruz bırakılırlar.
one of Atwood's self-imposed rules in writing it Kalıp ifadeler
2:16Atwood'un kitabı yazarken kendine koyduğu kurallardan biri,
that hadn't already happened in human history. Dilbilgisi
2:22hiçbir olay veya uygulamayı kullanmamaktı.
self-imposed rules: kendine koyduğun kurallar
Self-imposed, kişinin kendi seçtiği ve kendine uyguladığı anlamına gelir. Buradaki self-imposed rules, başka birinin getirdiği şartlar değil, Atwood'un kendi kararıyla uymayı seçtiği yazma sınırlamalarıdır. Self-imposed sıfatı, bir kuralın veya kısıtlamanın kaynağını belirtmek için isimden önce gelir: kısıtlamadan etkilenen kişi ya da grup, onu koyan tarafla aynıdır.
Alıştırma
Kendinize koyduğunuz kurallar anlamındaki tam ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: To stay focused, I follow two ____ about social media.
Cevabı göster
self-imposed rules
hadn't already happened in human history: yazma zamanından önceki geçmiş
Hadn't happened, past perfect'in olumsuz biçimidir: had + not + fiilin üçüncü hâli. Geçmişteki bir referans noktasına kadar herhangi bir gerçekleşme olmadığını anlatır; burada referans noktası Atwood'un yazısı için malzeme seçtiği zamandır. Already, daha önce bir emsal bulunup bulunmadığına dikkat çeker. İfade wouldn't use any event or practice that... yapısından sonra geldiği için Atwood'un dışlayacağı seçenekleri tanımlar; kuralın bütünü, yalnızca insanlık tarihinde daha önce gerçekleşmiş olay ve uygulamaları kullanacağı anlamına gelir.
Alıştırma
Cümlede hadn't already happened in human history ne anlama geliyor?
- Daha önce gerçekleşmişti ama Atwood bunu bilmiyordu.
- İlk kez tam Atwood yazarken gerçekleşti.
- Geçmişteki yazma noktasına kadar bunun daha önce tarihsel bir emsali yoktu, bu nedenle Atwood onu dışlayacaktı.
Cevabı göster
Geçmişteki yazma noktasına kadar bunun daha önce tarihsel bir emsali yoktu, bu nedenle Atwood onu dışlayacaktı.
had been ruled by the theocratic Puritans. Kültür
2:31teokratik Püritenler tarafından yönetilmişti.
theocratic Puritans: sömürge tarihinde dinî yönetim
Bu cümlede theocratic, siyasi yönetimin dinî otorite ve dinî kurallar tarafından güçlü biçimde denetlendiğini anlatır. Puritans ise sömürge dönemi New England'ında etkili olmuş belirli bir Protestan hareketini adlandırır; genel olarak bütün Hristiyanları ifade etmez. Bu arka plan, Cambridge'in sömürge geçmişi ile Gilead'ın dinî yönetimi arasında bağ kurar: mekân, kurgusal sistemin bölgedeki katı dinî yönetim tarihini çağrıştırmasını sağlar.
Alıştırma
Cümlede theocratic Puritans ifadesi en doğru biçimde neyi tanımlar?
- Din ile yönetimi tamamen ayrı tutan kişiler
- Dinî otorite aracılığıyla yönetim uyguladığı belirtilen belirli bir tarihî dinî grup
- Sömürge dönemi Amerika'sında yaşayan bütün Hristiyanlar
Cevabı göster
Dinî otorite aracılığıyla yönetim uyguladığı belirtilen belirli bir tarihî dinî grup
the Republic of Gilead resembles the strict rules that were present in Puritan society. Kelime
2:35Gilead Cumhuriyeti, Püriten toplumunda var olan katı kurallara benzer.
resembles the strict rules: resemble fiilinin doğrudan nesne yapısı
Resembles, bir şeye benzemek veya onunla belirgin ortak özellikler paylaşmak anlamına gelir. Burada analitik bir karşılaştırma kurar: Gilead'ın toplumsal düzeni, Püriten toplumunun katı kurallarına benzer özellikler taşır; ancak ikisinin tamamen aynı olduğunu söylemez. Resemble geçişli bir fiildir, bu nedenle nesnesi doğrudan ardından gelir: A resembles B denir, A resembles to B denmez. Üçüncü tekil şahıs öznesi the Republic of Gilead, resembles biçimini gerektirir.
Alıştırma
resemble fiilinin doğru biçimini kullanın: The new policy closely ____ an earlier proposal.
Cevabı göster
resembles
and regulation of every aspect of people's lives and relationships. Kelime
2:45ve insanların hayatlarının ve ilişkilerinin her yönünün düzenlenmesi.
banishment of dissenters: muhaliflerin sürgün edilmesi
banishment of dissenters resmî bir isim öbeğidir. banishment, insanları bir yerden ya da topluluktan zorla uzaklaştırmak; dissenters ise yerleşik bir inanca, politikaya veya otoriteye açıkça karşı çıkan kişiler demektir. of ile kurulan bölüm, kimin sürgün edildiğini belirtir. banish dissenters eyleminin isim öbeğine dönüştürülmesi, bu eylemi kurallar ve denetimler listesinde kurumsal bir uygulama olarak sunar. Bu nedenle sıradan bir fikir ayrılığını değil, ciddi siyasi veya dinî baskıyı ima eder.
Alıştırma
Hangi durum banishment of dissenters ifadesiyle en iyi biçimde anlatılır?
- Bir otorite, kendisine açıkça karşı çıkanları topluluktan zorla çıkarır.
- İki arkadaş farklı görüşleri sakince tartışır.
- Bir öğretmen, öğrenciden sıra dışı bir fikri açıklamasını ister.
Cevabı göster
Bir otorite, kendisine açıkça karşı çıkanları topluluktan zorla çıkarır.
regulation of every aspect of people's lives and relationships: yaşamın ve ilişkilerin her yönünün düzenlenmesi
regulation of + isim öbeği kalıbı, neyin resmî olarak denetlendiğini veya kurallarla yönetildiğini belirtir. Burada of sonrasındaki isim öbeği every aspect of people's lives and relationships olduğundan kapsam hem özel hayatı hem de insanların birbirleriyle kurduğu ilişkileri içerir. Every aspect, denetimin sınırlı değil kapsamlı olduğunu gösterir. Bu isim öbeği, listedeki denetimi bir tavsiye veya sıradan yönetim biçimi olarak değil, sistemli ve kurumsal bir uygulama olarak sunar.
Alıştırma
Vurgulanan kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: The new rules led to the ____ of private life.
Cevabı göster
regulation of every aspect
the parallels to Massachusetts Puritans were personal as well as theoretical.
2:51Massachusetts Püritenleri ile paralellikler hem kişisel hem de teorikti.
She spent several years studying the Puritans at Harvard,
2:56Harvard'da Püritenleri inceleyerek birkaç yıl geçirdi
and she's possibly descended from Mary Webster, Kalıp ifadeler
2:59ve muhtemelen büyücülükle suçlanan
be descended from Mary Webster: Mary Webster'ın soyundan gelmek
Burada be descended from Mary Webster, Mary Webster'ın onun atalarından biri olduğu anlamına gelir. Yapı be + descended from + kişi, aile veya grup şeklindedir. Possibly, bu aile bağının kesinleşmiş bir gerçek değil, bir olasılık olduğunu gösterir. Bu ifade fiziksel olarak aşağı inmekten değil, soydan söz eder. Özellikle soy araştırmalarında, biyografilerde ve tarih anlatılarında kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi öğrendiğiniz soy ifadesiyle tamamlayın: According to family records, she is ____ a nineteenth-century poet.
Cevabı göster
descended from
accused of witchcraft: cadılıkla suçlanan
Accused of witchcraft, insanların kadının cadılık yaptığını iddia ettiği anlamına gelir. İsim öbeğinde accused of witchcraft, a Puritan woman ifadesini niteleyen kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir ve who was accused of witchcraft ile aynı işleve sahiptir. Bir suçlama, suçluluğun kanıtı değildir. Püriten sömürge toplumlarında cadılık ağır bir dinî ve hukuki suç sayılıyor, bir suçlama yargılanmaya veya idama yol açabiliyordu. Bu arka plan, ifadeyi yalnızca fantastik bir gönderme olmaktan çıkarıp zulüm ve toplumsal korku tarihinin parçası hâline getirir.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: accused of witchcraft sözleri tek başına kadının suçluluğunun kanıtlandığını söyler.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
we've only skimmed the surface of: yalnızca temel noktalara değinmek
Skim the surface of a topic, bir konunun derinine inmeden yalnızca küçük ve yüzeysel bir bölümünü ele almak demektir. Surface burada mecazidir; karmaşık bir konunun en görünür veya en kolay anlaşılan katmanını anlatır. Bu cümlede only, önceki açıklamanın ne kadar sınırlı olduğunu vurgular. Sondaki of, ifadeyi daha önce geçen details sözcüğüne bağlar; dolayısıyla konuşmacı anlaşılması gereken daha çok şey olduğunu kabul eder.
Alıştırma
Hedef ifadeyi geçmiş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: In our ten-minute discussion, we only ____ the problem.
Cevabı göster
skimmed the surface of
slowly come into focus through the eyes of its characters, Deyimler
3:13karakterlerinin gözünden yavaş yavaş netleşir;
slowly come into focus: yavaş yavaş netleşmek
Come into focus, gerçek anlamda bir görüntünün netleşmesini anlatır. Burada ise mecaz olarak kullanılır: İzleyici olayları karakterlerin bakış açısından gördükçe ayrıntılar netleşir ve anlaşılır hâle gelir. Slowly, bilgilerin tek seferde açıklanmak yerine yavaş yavaş birikerek ortaya çıkmasını vurgular. Bir örüntü, neden, plan veya genel tablo zamanla netleştiğinde de come into focus kullanılabilir.
Alıştırma
'Netleşmek' anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: As we gather more evidence, the full picture will ____.
Cevabı göster
come into focus
through the eyes of its characters: bakış açısı metaforu
Through the eyes of someone, “o kişinin ya da grubun bakış açısından ve deneyimleri aracılığıyla” anlamına gelen bir bakış açısı metaforudur. Burada okur, karakterlerin ne algıladığını, hissettiğini ve anladığını öğrendikçe romanın dünyası netleşir; karakterlerin her ayrıntıyı gerçekten gözleriyle gördüğü anlamına gelmez. Bu ifade, bilgilerin tamamen tarafsız bir anlatımla doğrudan verilmek yerine karakterlerin bakış açısından süzüldüğünü gösterir. Anlatı çözümlemesinde, kimin bilgisinin ve sınırlı algısının okurun anlayışını şekillendirdiğini belirlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Edebiyat incelemesinde through the eyes of its characters ne anlama gelir?
- karakterlerin fiziksel gözlerinin içine bakarak
- karakterlere ait hiçbir bakış açısı olmadan
- karakterlerin bakış açıları ve deneyimleri üzerinden
Cevabı göster
karakterlerin bakış açıları ve deneyimleri üzerinden
a handmaid in the household of a commander: Gilead’deki kurumsal roller
Gilead’de handmaid ve commander sıradan meslekleri değil, rejimin hiyerarşisindeki kurumsal konumları belirtir. Handmaid, zorlayıcı bir üreme sistemi kapsamında bir Commander’ın hanesine atanan kadındır; Commander ise iktidar sahibi yüksek rütbeli bir erkek görevlidir. a handmaid in the household of a commander açıklayıcı eşlemesi, Offred’ın o hanede kendisine verilmiş konumu ve haneye bağımlılığını tanımlar. Yalnızca nerede çalıştığını söylemek yerine, iktidar ve toplumsal cinsiyet düzeninin onun durumunu nasıl belirlediğini gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede a handmaid in the household of a commander, Offred hakkında ne anlatıyor?
- Ev işlerini özgürce seçmiş sıradan bir çalışandır.
- Gilead’in zorlayıcı toplumsal hiyerarşisinde kendisine atanmış bir konumu vardır.
- Hanede yaşayan askerlere komuta eder.
Cevabı göster
Gilead’in zorlayıcı toplumsal hiyerarşisinde kendisine atanmış bir konumu vardır.
But when the fundamentalist regime comes into power, Kalıp ifadeler
3:31Ancak köktendinci rejim başa geldiğinde,
comes into power: iktidara gelmek
Come into power, “siyasi otoriteyi eline almaya başlamak” veya “yönetmeye başlamak” demektir. Burada comes, tekil özne the fundamentalist regime ile uyumludur. Bu ifade, yönetmeme durumundan yönetme durumuna geçişi belirtir. When yan cümlesinde, ardından gelen olayların zamanını belirler. Buradaki power elektrik veya fiziksel enerji değil, siyasi kontrol anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi come into power ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the election, the coalition ____.
Cevabı göster
came into power
Offred is denied her identity: deny someone something edilgen kalıbı
Offred is denied her identity ifadesinde is denied edilgen yapıdadır. Buna karşılık gelen etken kalıp deny someone something şeklindedir: dışarıdaki bir otorite Offred'ı kimliğinden mahrum bırakır. Offred'ın özne yapılması, kayba neden olan otoriteye değil, kaybı yaşayan kişiye odaklanılmasını sağlar. Burada deny, Offred'ın kendi kimliğinin gerçek olmadığını söylediği anlamına gelmez. Bir otoritenin onun kimliğini elinden aldığı veya tanımayı reddettiği anlamına gelir. Aynı edilgen kalıp be denied access, rights veya an opportunity ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
Hangi cümle başka birinin Maya'ya fırsat vermeyi reddettiği anlamına gelir?
- Maya denied someone else the opportunity.
- Maya was denied the opportunity.
- Maya denied that the opportunity existed.
Cevabı göster
Maya was denied the opportunity.
and reduced to being: daha aşağı, tek bir role indirgenmek
Be reduced to being, birinin ya da bir şeyin daha aşağı ve dar bir rol veya işlevden ibaret olmaya zorlanması ya da öyle muamele görmesi demektir. Burada bütün bir insanın kimliğinin diğer yönleri elinden alınır ve ona yalnızca üreme işlevi nedeniyle değer verilir. Buradaki reduced, sayısal bir azalmayı anlatmaz. Edilgen be reduced to being + isim öbeği yapısı, ortaya çıkan aşağılayıcı durumu gösterir; to bir edattır, bu yüzden ardından being gelir.
Alıştırma
Cümleyi “yalnızca daha aşağı ve dar bir rol olarak görülmek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After the merger, the engineers were ____ numbers on a chart.
Cevabı göster
reduced to being
a two-legged womb: insanlıktan çıkarıcı bir benzetme
A two-legged womb, kasıtlı olarak sarsıcı bir benzetmedir. Two-legged, yürüyen bir insan bedenini çağrıştırır; ancak womb, bütün bir insanın yerine tek bir üreme organını koyar. Bu, sanki kadının tek değeri çocuk doğurmakmış gibi bir etki yaratır. Bu, gerçek anlamda anatomik bir betimleme değildir. İfade Offred'ın kendi sözleri olarak sunulduğu için, kadınları nüfusu artırmaya yarayan araçlara dönüştüren sistemi fark ettiğini ve kınadığını gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede a two-legged womb esas olarak ne anlatıyor?
- Sıra dışı bir anatomiyi tarafsız biçimde betimleme
- Bir kadını üreme işlevine indirgemenin sert bir eleştirisi
- Fiziksel gücü öven bir iltifat
Cevabı göster
Bir kadını üreme işlevine indirgemenin sert bir eleştirisi
She initially accepts the loss of her fundamental human rights
3:46Başlangıçta temel insan haklarının kaybını,
in the name of stabilizing the new government. Kalıp ifadeler
3:49yeni hükümeti istikrara kavuşturmak adına kabul eder.
in the name of: öne sürülen gerekçe
“In the name of” ifadesi bir isim veya -ing biçiminden önce gelerek bir eylemi haklı göstermek için öne sürülen ilke, hedef ya da nedeni belirtir. Burada stabilizing the new government, temel hakların kaybını kabul etmenin açıklanan nedenidir. Bu ifade, saygın görünen bir hedef ile bu hedef uğruna verilen zarar arasında karşılaştırma yapılmasını sağlayabilir. Bu cümlede söz konusu karşıtlık kuşkucu ve eleştirel bir ton yaratır; ancak ifade her bağlamda kendiliğinden olumsuz değildir.
Alıştırma
“Kamu güvenliğini açıklanmış gerekçe olarak kullanmak” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The city restricted nighttime travel ____ public safety.
Cevabı göster
in the name of
But state control soon extends into attempts to control the language, Kalıp ifadeler
3:52Ancak devletin kontrolü çok geçmeden kendisinin ve diğer bireylerin
and thoughts of herself and other individuals.
3:58ve düşüncelerini kontrol etme çabalarına uzanır.
extends into attempts to control: denetim kapsamının genişlemesi
“Extend into”, bir kapsamın, etkinin veya faaliyetin önceki sınırlarını aşarak yeni bir alana girmesini anlatır. Burada devlet denetimi dil, davranış ve düşünceyi hedef alan çabaları da kapsayacak biçimde büyür; bu fiziksel bir hareket değil, soyut bir genişlemedir. “Attempts to control” bir isim öbeğidir: attempts ana isimdir, to control ise girişimlerin neyi amaçladığını belirtir. Attempts çabayı ifade ettiği için cümle tek başına her türlü denetimin başarılı olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
En iyi yorumu seçin: “The government's influence extends into attempts to control online discussion.”
- Herhangi biri çevrim içi tartışmayı etkilemeye çalışmadan önce sona erer.
- Hükümet binalarının fiziksel denetimiyle sınırlı hâle gelir.
- Etki, çevrim içi tartışmayı kontrol etme çabalarını da kapsayacak biçimde genişler; ancak bu çabaların başarılı olduğu söylenmez.
Cevabı göster
Etki, çevrim içi tartışmayı kontrol etme çabalarını da kapsayacak biçimde genişler; ancak bu çabaların başarılı olduğu söylenmez.
Myself is a thing I must compose as one composes a speech."
4:07Kendim, tıpkı bir konuşmayı oluşturur gibi oluşturmam gereken bir şey."
compose myself ... compose as one composes a speech: compose sözcüğünün tekrarı
I compose myself ifadesindeki compose oneself, sakinliği ve özdenetimi yeniden kazanmak anlamına gelen yerleşik bir ifadedir. as one composes a speech bölümünde compose, sözcükleri oluşturup dikkatle düzenlemek demektir. Aynı fiilin tekrarı, cümlenin biçiminin de düşünceyi taşımasını sağlar: konuşan kişi myself'i, dilin düzenlenmesi gibi düzenlenmesi gereken bir şey olarak ele alır. Bu sözcük oyunu duygusal denetim ile kimliğin kurulmasını birbirine bağlar; kişinin kendisini kelimenin gerçek anlamıyla yazdığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Compose sözcüğünün tekrarı bu cümlede nasıl bir işlev görür?
- Compose sözcüğünü iki kez yalnızca müzik besteleme anlamında kullanır.
- Özdenetimi yeniden kazanmaktan bir konuşmayı düzenlemeye geçerek benliği dil yoluyla kurulan bir şeyle ilişkilendirir.
- Konuşan kişinin kelimenin gerçek anlamıyla kendi adını yazdığını söyler.
Cevabı göster
Özdenetimi yeniden kazanmaktan bir konuşmayı düzenlemeye geçerek benliği dil yoluyla kurulan bir şeyle ilişkilendirir.
She likens language to the formulation of identity. Kalıp ifadeler
4:13Dili, kimliğin formüle edilmesine benzetir.
likens language to the formulation of identity: liken A to B kalıbı
Liken A to B, A'yı önemli ya da açıklayıcı bir yönden B'ye benzer olarak sunmak demektir. Burada A language, B ise the formulation of identity olduğundan, dil ile kimliğin oluşma süreci arasında bir benzerlik kuruluyor. Liken bir fiildir; like sözcüğünün tercih ya da hoşlanma anlamı değildir. Etken kalıbı “özne + liken + A + to + B” şeklindedir; likens içindeki -s, she öznesiyle uyum sağlar.
Alıştırma
liken A to B kalıbını tamamlayın: The review likens the old house ____ a sleeping giant.
Cevabı göster
to
Her words also acknowledge the possibility of resistance.
4:17Sözcükleri aynı zamanda direniş olasılığını da kabul eder.
dare to break the ... rules: riske rağmen cesaret
Dare to + fiilin yalın hâli, zor, riskli veya eleştirilmesi muhtemel bir şeyi yapacak kadar cesur olmak anlamına gelir. Burada dare to break the political, intellectual, and sexual rules, insanları olası sonuçları bilmelerine rağmen kısıtlamalara bilinçli olarak meydan okuyan kişiler şeklinde sunar. Break the rules, kurallara fiziksel olarak zarar vermek değil, onları ihlal etmek anlamına gelir. Political, intellectual ve sexual sıfatları, karşı çıkılan kısıtlamaların türlerini belirtir.
Alıştırma
"A reporter dared to publish the evidence despite repeated threats," cümlesinde dared to neyi vurgular?
- Gazeteci tehlikeye rağmen harekete geçerek cesaret gösterdi.
- Gazetecinin yayımlamak için teknik yeteneği vardı.
- Gazetecinin yayımlamak için resmî izni vardı.
- Gazeteci kanıtları kazara yayımladı.
Cevabı göster
Gazeteci tehlikeye rağmen harekete geçerek cesaret gösterdi.
It's resistance ... that drives the plot: it-cleft vurgu yapısı
Bu cümle It is/was + odak + that/who + cümlenin geri kalanı biçimindeki it-cleft vurgu yapısını kullanır. Odak resistance sözcüğüdür; konuşmacı bunu “Olay örgüsünü ilerleten nedir?” sorusunun temel yanıtı olarak sunar. Araya giren the actions of people who dare to break the political, intellectual, and sexual rules bölümü, burada resistance ile ne kastedildiğini açıklar. Yapıyı kesmez; it's ile that drives the plot birlikte çalışır. Tarafsız temel cümle Resistance drives the plot. biçimindedir.
Alıştırma
It is ... that kalıbını tam olarak kullanarak it-cleft cümlesini tamamlayın: ____ trust ____ keeps the group together.
Cevabı göster
It is · that
the novel's exploration of the consequences of complacency Anlatım akışı
4:33romanın kayıtsızlığın sonuçlarını
exploration of the consequences of complacency (rehavetin sonuçlarının irdelenmesi)
the novel's exploration of X isim öbeği, the novel explores X ile ifade edilen düşünceyi tek bir birim hâlinde sunar. Burada X, the consequences of complacency ifadesidir: İnsanlar kendilerinden fazlasıyla memnun veya fazla kaygısız oldukları için riskleri fark etmeyi bıraktıklarında ortaya çıkabilecek sonuçlar. Edebî analizde exploration bir yolculuk değil, bir temanın incelenmesi anlamına gelir. Bu yapı, yorumu olay örgüsündeki olaylardan eserin incelediği temaya taşır; a work's exploration of + topic ise daha uzun bir eleştiri cümlesinde tek bir bilgi birimi olarak kullanılabilir.
Alıştırma
Bir eleştiride the film's exploration of the consequences of isolation ne anlama gelir?
- Eleştirmen yalnızca filmin gişe gelirini inceliyor.
- Film, yalnızlığın nelere yol açabileceğini inceliyor.
- Film, yalnızlığı basit bir mutluluk olarak sunuyor.
- Film, kâşiflerin ıssız bir yere yolculuğunu izliyor.
Cevabı göster
Film, yalnızlığın nelere yol açabileceğini inceliyor.
and how power can be wielded unfairly Kalıp ifadeler
4:37ve gücün nasıl haksız yere kullanılabileceğini keşfetmesi,
power can be wielded unfairly (güç adaletsizce kullanılabilir)
Wield power, insanları veya olayları etkileyecek biçimde gücü kullanmak ya da uygulamak anlamına gelen resmî bir eşdizimdir. Wield sözcüğü gerçek anlamıyla bir silahı veya aleti kullanmayı anlatabilir; ancak power ile birlikte soyut bir yetkiyi veya etkiyi yönlendirmek anlamına gelir. power can be wielded unfairly ifadesinde edilgen can be wielded yapısı, gücü kimin kullandığından çok gücün nasıl kullanıldığına odaklanır. Olumsuz değerlendirmeyi unfairly verir; wield tek başına kötüye kullanmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hedef eşdizimi wield sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: Without oversight, power can be ____ unfairly.
Cevabı göster
wielded
makes Atwood's chilling vision of a dystopian regime ever relevant. Kalıp ifadeler
4:40Atwood'un distopik bir rejime dair ürpertici vizyonunu her zaman güncel kılar.
ever relevant: kalıcı önem
ever relevant ifadesinde ever, ‘her zaman’ veya ‘sürekli’ anlamına gelir. İfade, bir şeyin güncel kaygılarla bağ kurmayı sürdürdüğünü ve önemini koruduğunu anlatır; yalnızca geçmişte bir kez ilgili olduğu anlamına gelmez. makes Atwood's ... vision bölümünden sonra gelen ever relevant, vision sözcüğünün durumunu açıklayan bir sıfat tümlecidir. Bu özlü kullanım, eski bir eserin, uyarının veya düşüncenin neden hâlâ dikkate değer olduğunu açıklamak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Örnekteki ever relevant ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?
- Şimdi geçmişteki herhangi bir zamandan daha önemlidir.
- Geçmişte yalnızca bir kez önemliydi.
- Zaman boyunca önemini korur.
- İlk kez ilgili hâle gelebilir.
Cevabı göster
Zaman boyunca önemini korur.
You can download an audio version of this book or any other book on the TED-Ed book recs list by visiting audible.com/ted-ed.
4:46audible.com/teded adresini ziyaret ederek bu kitabın veya TED-Ed kitap önerileri listesindeki diğer herhangi bir kitabın sesli versiyonunu indirebilirsiniz.
Every free trial encourages Audible to continue supporting our nonprofit mission.
4:54Her ücretsiz deneme, Audible'ı kâr amacı gütmeyen misyonumuzu desteklemeye devam etmesi için teşvik eder.