Oyların Sadece %22'sini Alarak Başkan Olabilirsiniz!: İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video özeti: ABD Seçiciler Kurulu oyları eşitsizleştirir, kampanyaları çekişmeli eyaletlere yöneltir ve halk oylamasını kaybedeni seçebilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "more equal than others." — Deyimler ve mecazi ifadeler: eşitliğin ardındaki ayrıcalığı gösteren paradoksu tanıyın; equal burada sıradan bir karşılaştırma değildir. 2. "winner-take-all." — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: sonucu orantılı paylaştırmak yerine tamamını kazanana veren kuralı anlayın. 3. "Not once, not twice, but thrice in American history," — Söylem, anlatı ve retorik: sayıyı geciktiren üç aşamalı yükselişi, tekrar vurgusunu ve thrice sözcüğünün three times ifadesinden daha retorik oluşunu kavrayın.
Bu derste
In a fair democracy, everyone's vote should count equally.
0:01Adil bir demokraside, herkesin oyunun eşit sayılması gerekir.
But the method that the United States uses to elect its president,
0:03Ancak Amerika Birleşik Devletleri'nin başkanını seçmek için kullandığı yöntem,
called the Electoral College, violates this principle
0:06yani Seçiciler Kurulu, bu prensibi ihlal eder,
by making sure that some people's votes are more equal than others. Deyimler
0:08çünkü bazı kişilerin oylarının diğerlerinden daha eşit olmasını sağlar.
more equal than others ifadesindeki kasıtlı paradoks
Equal normalde derecesi olmayan bir durumu anlatır: İki kişi equal rights sahibi olduğunda hiçbiri diğerinden daha fazla hakka sahip değildir. Bu cümlede more equal than others bu mantığı bilerek bozar. Çelişki alaycıdır: Bir sistem herkesin eşit olduğunu iddia ederken bazı insanların oylarına daha fazla güç verir. Bu paradoks, eşitlik dilinin ardına gizlenmiş ayrıcalığı açığa çıkarır ve Hayvan Çiftliği'ndeki ünlü ifadeyi çağrıştırabilir.
Alıştırma
Bu cümlede more equal than others neyi ima ediyor?
- Herkesin oyu tam olarak aynı güce sahiptir.
- Oylar matematiksel olarak özdeş hâle gelmektedir.
- Eşitlik iddiasına rağmen bazı insanların oyları daha fazla güce sahiptir.
Cevabı göster
Eşitlik iddiasına rağmen bazı insanların oyları daha fazla güce sahiptir.
the 538 votes that determine who wins the presidency.
0:13başkanlığı kimin kazanacağını belirleyen 538 oydan ibarettir.
ABD başkanlık seçimlerinde Electoral College
Electoral College, başkanı resmen seçmek için kullanılan ABD sistemidir. Burada ifade, bir okulu değil, eyaletlere ve Columbia Bölgesi'ne dağıtılan toplam 538 seçici oyu anlatır. Seçmenler eyalet düzeyindeki seçimlerle seçici gruplarını belirler ve bir adayın kazanmak için normalde en az 270 seçici oyuna ulaşması gerekir. Sonuç ülke çapındaki popular vote sonucundan farklı olabilir; bu nedenle Electoral College ile popular vote birbirinin yerine kullanılamaz.
Alıştırma
Bu cümlede Electoral College neyi ifade ediyor?
- ABD başkanlarının eğitim gördüğü bir üniversite
- Eyalet temelli seçici oylarını içermeyen ülke çapındaki bireysel oy toplamı
- Başkanı resmen belirleyen ABD seçici oy sistemi
Cevabı göster
Başkanı resmen belirleyen ABD seçici oy sistemi
If these votes were split evenly across the population, Kalıp ifadeler
0:17Eğer bu oylar nüfusa eşit olarak dağıtılsaydı,
were split evenly across ifadesinin anlamı ve kullanımı
Bu cümlede were split evenly across, oyların nüfusun tamamına eşit paylar hâlinde dağıtılacağı anlamına gelir. Evenly her payın aynı olduğunu, across ise dağıtımın nüfusun tamamını kapsadığını gösterir. Were split edilgen bir yapıdır; odak, kimin böldüğünde değil, oylara ne olduğundadır. If yan cümlesinde bu ifade, gerçekleştiği ileri sürülen bir olayı değil, varsayılan eşit bir dağılımı anlatır.
Alıştırma
Oyların nüfusun tamamına eşit paylarla bölündüğü anlamını vermesi için cümleyi doğal biçimde tamamlayan ifadeyi seçin: If these votes ____ the population, each state would receive the same number.
- were split evenly across
- were split evenly between
- were split unevenly across
Cevabı göster
were split evenly across
every 574,000 people would be represented by one vote.
0:19her 574.000 kişi bir oyla temsil edilirdi.
But that's not what happens because the Electoral College doesn't give votes to people,
0:23Ama olan bu değildir, çünkü Seçiciler Kurulu oyları insanlara vermez,
But the Electoral College doesn't give Ohio 20 votes,
0:36Fakat Seçiciler Kurulu Ohio'ya 20 oy vermez,
Those extra two votes that should be representing Ohioans
0:50Ohio'luları temsil etmesi gereken o fazladan iki oy
Because, according to the rules of the Electoral College,
0:55Çünkü, Seçiciler Kurulu'nun kurallarına göre,
no matter how few people live there ifadesinin anlamı ve kullanımı
Bu cümlede no matter how few people live there, nüfus ne kadar küçük olursa olsun kuralın aynı kaldığı anlamına gelir. Few, sayılabilen çoğul people ismini niteler; how few ise sayının ne derece az olduğunu sorar. Bu bir taviz bildiren yan cümledir: nüfusu çok küçük olan bir eyalet bile belirtilen oy sayısını almaya devam eder. no matter how + sıfat veya zarf kalıbı, bir derecenin sonucu değiştirmediğini anlatmak için başka cümlelerde de kullanılabilir.
Alıştırma
Yer çok küçük bir nüfusa sahip olsa bile kuralın aynı kaldığı anlamını vermesi için cümleyi tamamlayan ifadeyi seçin: Every state gets three votes, ____.
- no matter how many people live there
- no matter how few people live there
- because few people live there
Cevabı göster
no matter how few people live there
Başlangıç koşulu olarak to start with
Burada to start with, “başlangıçta” veya “ilk aşamada” anlamına gelir. Üç oy başlangıç miktarıdır; daha sonra başka oylar da tahsis edilir. Bu ifade, ilk aşamada geçerli olan ancak sonradan değişebilecek bir koşulu gösterir. gets three votes düşüncesinin tamamını niteler; buradaki to amaç bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “ilk aşamada” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Each team gets two practice rounds ____, and more may be added later.
Cevabı göster
to start with
before the rest are distributed according to population. Kalıp ifadeler
1:00başlangıçta üç oy alır.
be distributed according to population: nüfusa göre dağıtılmak
are distributed according to population yapısında distributed, edilgen yapıdaki bir geçmiş zaman ortacıdır: kalan oylar dağıtıma tabi tutulur, ancak dağıtımı yapan kişi veya kurum belirtilmez. According to population bu dağıtımın dayanağını gösterir. be distributed according to + criterion kalıbı, payların nasıl verileceğini söz konusu ölçütün belirlediği anlamına gelir; burada ölçüt nüfus büyüklüğüdür.
Alıştırma
Cümleyi distributed ve derste geçen, “temel alınarak” anlamındaki iki sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: The emergency funds are ____ the number of residents in each district.
Cevabı göster
distributed according to
there are a lot of states with a few people that should only have one or two votes for president,
1:04başkanlık için sadece bir veya iki oyu olması gerekirken,
Hoosiers: Indiana sakinleri
Hoosiers, ABD’nin Indiana eyaletinden olan kişiler için kullanılan geleneksel addır. Bu cümlede Indiana sakinlerini belirten çoğul bir isimdir; bir eyalet adı değildir. Bu yerel ad Indiana sözcüğünden düzenli biçimde türetilemez; sabit bir bölgesel ad olarak öğrenilmelidir. Tekil biçimi Hoosier’dır.
Alıştırma
Cümlede Hoosiers kimleri ifade ediyor?
- Kaliforniya’dan kişiler
- Hoosier adlı bir eyaletten kişiler
- Indiana’dan kişiler
Cevabı göster
Indiana’dan kişiler
and Californians are 10 votes short of what they should get. Kalıp ifadeler
1:20ve Kaliforniya'lıların olması gerekenden 10 oyu eksiktir.
Almaları gerekenden 10 oy eksik
be + miktar + short of + ölçüt yapısı, gerçek miktarın ölçütten belirtilen miktar kadar az olduğunu anlatır. Burada Kaliforniyalılar almaları gereken sayıdan on oy daha az alır. What they should get, of sözcüğünden sonra gelen ve karşılaştırmada kullanılan beklenen sayıyı belirten bir isim cümleciğidir. Bu nedenle ten votes toplam oy sayısını değil, eksik miktarı gösterir.
Alıştırma
Bir kulübün 30 gönüllüye ihtiyacı var, ancak 22 gönüllüsü bulunuyor. Aradaki eksiği hangi cümle doğru ifade eder?
- The club is eight volunteers short of what it needs.
- The club has only eight volunteers in total.
- The club is eight volunteers over what it needs.
Cevabı göster
The club is eight volunteers short of what it needs.
the Electoral College essentially pretends that fewer people live where they do
1:24Seçiciler Kurulu esasen, daha çok insanın yaşadığı yerde daha az insanın,
and more people live where they don't.
1:28ve daha az insanın yaşadığı yerde daha çok insanın yaşadığını varsayar.
count for less: daha az ağırlığa veya etkiye sahip olmak
count for less ifadesindeki count, sayı söylemek veya hesaplamak anlamına gelmez. Ağırlığa, değere ya da etkiye sahip olmak anlamına gelir. Bu karşılaştırma, söz konusu oyun başkanlık seçimi sonucunu etkileme gücünün başka bir Amerikalının oyundan daha az olduğunu anlatır. X counts for more/less than Y yapısı, seçim, ders notu veya puanlama kuralı gibi bir sistem içinde X’in ne kadar önemli olduğunu karşılaştırır. Burada karşılaştırılan şey, oy pusulasının üzerinde yazan veya ona atanan bir sayı değil, siyasi ağırlıktır.
Alıştırma
Özgün cümlede oyun count for less olması ne anlama gelir?
- Oyun sonuç üzerindeki etkisi daha azdır.
- Seçmenin daha az oy pusulası vermesine izin verilir.
- Oy daha küçük bir sayı olarak kaydedilir.
Cevabı göster
Oyun sonuç üzerindeki etkisi daha azdır.
the Electoral College bends the results just a little,
1:36Seçiciler Kurulu sonuçları sadece biraz eğer,
but if you live in a particularly large or small state,
1:38ancak özellikle büyük veya küçük bir eyalette yaşıyorsanız,
and one Wyomingite's vote is worth four Californians.
1:46ve bir Wyominglinin oyu da dört Kaliforniyalıya bedeldir.
worth three Texans' votes: be worth + miktar
Burada is worth three Texans' votes, üç Teksaslının oyuyla aynı etkin seçim ağırlığına sahip olmak demektir. Oyların sahip olduğu etki karşılaştırılır; herhangi bir seçmenin insan olarak diğerinden daha değerli olduğu söylenmez. Yapı, be worth + eşdeğer değeri veya miktarı gösteren isim öbeğidir. three Texans' votes, araya of gelmeden doğrudan worth sözcüğünden sonra kullanılır: X is worth three votes.
Alıştırma
Eşdeğer puan değerini göstermek için be worth yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The blue token is worth of five points.
- The blue token worths five points.
- The blue token is worth five points.
Cevabı göster
The blue token is worth five points.
hold on there, son: canlandırılan bir itiraza ara verme
Hold on there, hayalî bir dinleyiciye itirazını ya da yargısını sürdürmeden önce durmasını söyler. Burada bir şeyi fiziksel olarak tutmak değil, söz kesmek anlamındadır. Anlatıcı, yaşça büyük ve otoriter bir sesi taklit etmek için son hitabını ekler. Bu, dinleyicinin onun oğlu olduğu anlamına gelmez; bu sözler birlikte biraz tepeden bakan, canlandırılmış bir itiraz oluşturur.
Alıştırma
Örnekteki “hold on there, son” neyi gösteriyor?
- Anlatıcı bir itirazı canlandırıyor ve hayalî bir dinleyiciye durmasını söylüyor.
- Anlatıcı gerçek oğlunu çağırıyor ve ondan bir nesneyi tutmasını istiyor.
- Anlatıcı sakince aynı fikirde olduğunu belirtip yeni bir bilgiye geçiyor.
Cevabı göster
Anlatıcı bir itirazı canlandırıyor ve hayalî bir dinleyiciye durmasını söylüyor.
You're missing the whole point of the Electoral College. Kalıp ifadeler
1:53Seçiciler Kurulu'nun bütün amacını kaçırıyorsun.
missing the whole point: temel düşünceyi kavrayamamak
Miss the whole point, temel amacı veya ana düşünceyi anlayamamak demektir. Burada miss fiziksel bir yeri görememek anlamında değildir; point temel düşünceyi ifade eder. Whole eleştiriyi güçlendirir: sorun küçük bir ayrıntının gözden kaçması değil, en önemli noktanın yanlış anlaşılmasıdır.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “temel amacı anlayamamak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The helmet rule is about safety, not style. If you only discuss its color, you're ____.
Cevabı göster
missing the whole point
It's to protect the small states from the big states.
1:55Bu sistem küçük eyaletleri büyük eyaletlerden korumak içindir.
and the presidential candidates will have to pay them more attention in an election. Kalıp ifadeler
1:59başkan adayları seçimlerde onlara daha fazla ilgi göstermek zorunda kalsın.
pay them more attention: onlara daha fazla ilgi göstermek
pay + person + attention yapısı, o kişiye ilgi göstermek anlamına gelir. Bu cümlede them küçük eyaletleri gösterir ve more ilgi miktarının arttığını belirtir. Buradaki pay para ödemek anlamında değildir. Aynı fikir pay more attention to them şeklinde de ifade edilebilir. İlk yapıda kişi pay fiilinin hemen arkasına gelir ve bu kullanım them gibi kısa bir zamirle özellikle doğaldır.
Alıştırma
Cümleyi pay + her + more attention ile tamamlayın: Maya has been unusually quiet, so we should ____.
Cevabı göster
pay her more attention
failing spectacularly: çok çarpıcı biçimde başarısız olmak
failing spectacularly ifadesinde spectacularly, failing sözcüğünün derecesini güçlü biçimde artırır. Amaç yalnızca küçük bir sorun yaşamıyordur; çok belirgin, çarpıcı veya tam bir başarısızlık içindedir. Spectacular etkileyici bir şeyi anlatabilse de spectacularly burada övgü değildir. Olumsuz failing fiili anlamın yönünü belirler; bu nedenle zarf eleştiriyi daha sert ve biraz ironik hâle getirir.
Alıştırma
Bu cümlede failing spectacularly ne anlama geliyor? The plan is failing spectacularly.
- Plan etkileyici bir başarı elde ediyor.
- Plan çok belirgin ve çarpıcı bir biçimde başarısız oluyor.
- Planın yalnızca küçük ve önemsiz bir sorunu var.
Cevabı göster
Plan çok belirgin ve çarpıcı bir biçimde başarısız oluyor.
the presidential candidates paid to each of the states
2:07başkan adaylarının eyaletlerin her birine
in the last two months of the previous election.
2:10yaptıkları ziyaretlerin sayısını gösteren bir grafik.
If it looks like there are a few states missing, Anlatım akışı
2:12Birkaç eyalet eksikmiş gibi görünüyorsa,
If it looks like ..., you're right: bir gözlemi önceden dile getirip doğrulamak
If yan cümlesi, izleyicilerin görüntüden çıkarabileceği sonucu önceden dile getirir: bazı eyaletlerin ziyaret kaydı yokmuş gibi görünür. Burada looks like, görsel kanıtlara bakıldığında öyle göründüğünü; missing ise haritadan silinmeyi değil, gösterilen verilerde yer almamayı ifade eder. you're right, konuşmacı açıklamayı vermeden önce izleyicinin gözlemini doğrular. If it looks like X, you're right kalıbı, izleyicinin aklına gelebilecek bir soruyu bir sonraki noktaya götüren akıcı bir geçişe dönüştürür.
Alıştırma
Dersteki iki parçalı hedef kalıbı tamamlayın: ____ two rows are missing, ____.
Cevabı göster
If it looks like · you're right
Only 18 of the 50 states received even a single visit from a candidate,
2:1450 eyaletten sadece 18'i bir adaydan tek bir ziyaret bile aldı,
conspicuously missing: dikkat çeken bir yokluk
Conspicuously missing, bir kişinin veya şeyin yokluğunun çarpıcı ve kolay fark edilir olması anlamına gelir. Bunun nedeni çoğu zaman o kişinin veya şeyin orada olmasının beklenmesidir. Conspicuously, missing sözcüğünü niteler: dikkat çeken şey, yokluğun kendisidir. Bu cümlede bölge ülkeden değil, adayların ziyaret kayıtlarından eksiktir. İfade, gözleme resmî ve analitik bir ton katar ve bu eksikliğin önemli olduğunu düşündürebilir.
Alıştırma
Dersteki hedef ifadeyi tamamlayın: A clear explanation of the costs was ____ missing from the report.
Cevabı göster
conspicuously
The Electoral College doesn't make candidates care about small states.
2:26Seçiciler Kurulu, adayların küçük eyaletleri önemsemesini sağlamaz.
received a majority of the candidates' attention during the election.
2:39seçim sırasında adayların ilgisinin çoğunu aldı.
Bir araştırma ipucu olarak follow the money
Follow the money, paranın nereden geldiğini, nereye gittiğini ve bundan kimin yararlandığını incelemeye yönelik mecazi bir yönergedir. Bu örüntüler, insanların kamuya açık açıklamalarında görülmeyen güdüleri, ilişkileri veya nedenleri ortaya çıkarabilir. Bu cümlede ifade, harcamaları başka bir kanıt kaynağı olarak sunar. Nakit paranın arkasından gerçekten yürümek anlamına gelmez ve yasa dışı faaliyeti kendiliğinden kanıtlamaz.
Alıştırma
Follow the money ifadesinde sizden ne yapmanız isteniyor?
- Güdüler veya ilişkiler hakkında ipucu bulmak için para akışlarını incelemek
- Nakit taşıyan birinin arkasından gerçekten yürümek
- Harcama yapılmış olmasını bir suç işlendiğinin kanıtı saymak
Cevabı göster
Güdüler veya ilişkiler hakkında ipucu bulmak için para akışlarını incelemek
Why do candidates spend so much money and time in so few states?
2:45Adaylar neden bu kadar az eyalette bu kadar çok para ve zaman harcıyor?
Bir dağıtım kuralı olarak winner-take-all
Winner-take-all, sonucun rakipler arasında bölünmesi yerine belirli bir düzeyde dağıtılan her şeyi tek bir kazananın aldığı kuralı anlatan birleşik bir sıfattır. Bir seçimde all, sisteme bağlı olarak bir grup seçici kurul oyunu veya sandalyeyi ifade edebilir. İfade sonucun nasıl dağıtıldığını anlatır; tek başına, kazananı hangi oy eşiğinin belirlediğini söylemez.
Alıştırma
Birinci olanın ödülün tamamını aldığı anlamına gelen kısa çizgili sıfatla cümleyi tamamlayın: The tournament uses a ____ format.
Cevabı göster
winner-take-all
As long as a candidate gets just over 50% of the popular vote in a state, Dilbilgisi
2:53Bir aday bir eyalette halk oyunu %50'nin biraz üzerinde aldığı sürece,
Koşul bildiren As long as
Burada As long as yeterli bir koşul getirir: eyalette halk oylarının %50'sinden biraz fazlasını almak, ardından açıklanan sonucun gerçekleşmesi için yeterlidir. İfade, “yeter ki” ya da “bu şart karşılanırsa” anlamındadır; “aynı süre boyunca” anlamında değildir. Bu kalıp eşikler, izinler ve sözler için kullanışlıdır: As long as + koşul, sonuç. Karşılanması gereken şartı öne çıkarır.
Alıştırma
“As long as you bring your ID, you can enter.” İngilizce cümlesinde As long as ne ifade eder?
- Girmek için yeterli bir koşul
- Kişinin kimliği ne kadar süre tutması gerektiği
- Kimliğin ve girişin eşit uzunlukta olması
Cevabı göster
Girmek için yeterli bir koşul
That means winning by millions of citizens' votes Dilbilgisi
3:00Bu, milyonlarca vatandaşın oyuyla kazanmanın
is no better than winning by a single vote.
3:02tek bir oyla kazanmaktan daha iyi olmadığı anlamına gelir.
X is no better than Y: X, Y'den daha iyi değildir
Vurgulanan bölüm X is no better than Y kalıbını kullanır. Burada iki winning by ... ifadesi karşılaştırılan unsurlardır ve by her bir kazanma farkını belirtir. Ele alınan kurala göre milyonlarca oy farkı, bir oy farkından daha büyük bir seçim avantajı sağlamaz; oy farkları sayısal olarak eşit değildir ama sonuç aynıdır. Daha genel olarak X is no better than Y, seçilen bir ölçüte göre X'in Y'ye kıyasla fazladan yarar sağlamadığını belirtir. Beklenen bir avantajı çoğu zaman reddeder ve olumsuz ya da eleştirel gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümle pahalı seçeneğin temel seçeneğe göre hiçbir ek avantaj sağlamadığını küçümseyici bir tonla en açık biçimde belirtir?
- The costly option is not worse than the basic one.
- The costly option is better than the basic one.
- The costly option is no better than the basic one.
Cevabı göster
The costly option is no better than the basic one.
candidates are safe to ignore states where they poll with big margins. Kalıp ifadeler
3:04adaylar büyük farklarla önde oldukları eyaletleri güvenle görmezden gelebilirler.
safe to ignore: bir eylemi düşük riskli olarak değerlendirmek
Bu cümlede safe to ignore, bu eyaletleri göz ardı etmenin önemli bir stratejik dezavantaj yaratmasının pek olası görülmediği anlamına gelir. Safe, adayların fiziksel güvenliğini değil, eylemin riskini anlatır. be safe to + fiil yapısı, ilgili koşullar ciddi olumsuz sonuçları düşük olasılıklı kıldığı için bir eylemin kabul edilebilir olduğunu belirtir. Bu, bağlama dayalı bir değerlendirmedir; hiçbir şeyin ters gitmeyeceğine dair bir garanti değildir.
Alıştırma
Yinelenen bir bildirim daha önce kontrol edilmiştir ve hesabı etkileyemez. Bildirimi göz ardı etmenin önemli bir risk taşımadığını en iyi hangi cümle anlatır?
- It is dangerous to ignore the duplicate notification.
- The duplicate notification is safe from the account.
- It is safe to ignore the duplicate notification.
Cevabı göster
It is safe to ignore the duplicate notification.
the Electoral College makes candidates intensely interested in the needs of just a few states with close races
3:08Seçiciler Kurulu, adayları neredeyse tüm Amerikalıların zararına olacak şekilde,
to the detriment of almost all Americans, Kalıp ifadeler
3:13yalnızca başa baş yarışların olduğu birkaç eyaletin ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenmeye yöneltir.
to the detriment of: kimin zarar gördüğünü belirtmek
To the detriment of, “zarar veren veya dezavantaj oluşturan bir biçimde” anlamına gelir. Burada çekişmenin yakın olduğu birkaç eyalete yoğun ilgi gösterilmesi, neredeyse tüm Amerikalıların çıkarlarının göz ardı edilmesi gibi olumsuz bir sonuç doğurur. İfade, zararlı sonucu of sonrasında gelen etkilenen kişi, grup veya şeyle ilişkilendirir: X happens to the detriment of Y. Basit bir farktan veya rahatsızlıktan fazlasını anlatır; Y gerçek bir dezavantaj yaşar.
Alıştırma
Maliyet azaltmanın sonucunda işçi güvenliğinin zarar gördüğünü resmî biçimde belirten cümle hangisidir?
- The company cut costs to the benefit of worker safety.
- The company cut costs regardless of worker safety.
- The company cut costs to the detriment of worker safety.
Cevabı göster
The company cut costs to the detriment of worker safety.
But, wait, you might say: beklenen bir itirazı sunmak
But, wait, you might say bir üstsöylem çerçevesidir: konuşmacı savını kısa süreliğine durdurur ve dinleyicinin düşünüyor olabileceği bir itiraza ses verir. But önceki söylenenlere karşı bir sorgulamayı işaret ederken wait araya girişi anlık ve doğrudan hissettirir. Buradaki you might say, belirli bir kişinin gerçekten söylediği sözleri aktarmıyor. Konuşmacının kaygıyı açıkça ortaya koyup ardından yanıtlayabilmesi için hayalî bir dinleyici tepkisi oluşturuyor.
Alıştırma
Hangi giriş, konuşmacının dinleyiciden gelebileceğini düşündüğü bir itirazı doğal biçimde sunar?
- But I will say that this plan costs too much.
- You said that this plan will cost too much.
- But, wait, you might say, won't this plan cost too much?
Cevabı göster
But, wait, you might say, won't this plan cost too much?
cause candidates to spend all their time in big cities?
3:22adayların tüm zamanlarını büyük şehirlerde geçirmesine neden olmaz mı?
Wouldn't ... cause ... to ...?: beklenen bir sonucu dile getirmek
Wouldn't ... cause ... to ...? bir sonucun kaygılanmaya değecek kadar olası olduğunu sunan olumsuz bir sorudur. Wouldn't çoğu zaman konuşmacının dinleyiciden bu kaygıyı makul bulmasını beklediğini gösterir; bu nedenle soru Would ...? biçiminden daha az tarafsızdır. Burada abolishing the Electoral College ve voting directly for president, birlikte özneyi oluşturan eşgüdümlü -ing yan tümceleridir. would kiplik fiilinden sonra cause yalın biçimde kullanılır; ardından cause bir nesne ve to-infinitive alır: cause candidates to spend.
Alıştırma
Hangi cümle, bir değişikliğin bir sonuca yol açabileceğini düşündüren olumsuz soru yapısını doğru kullanır?
- Wouldn't closing the bridge cause commuters take longer routes?
- Wouldn't closing the bridge causes commuters to take longer routes?
- Wouldn't closing the bridge cause commuters to take longer routes?
Cevabı göster
Wouldn't closing the bridge cause commuters to take longer routes?
but it ignores the mathematical reality of population distribution.
3:28ancak nüfus dağılımının matematiksel gerçekliğini görmezden gelir.
This sounds like ..., but it ignores ...: karşı çıkmadan önce ödün verme
İlk yan cümle olan This sounds like a reasonable fear, kaygının ilk bakışta akla yatkın göründüğünü kabul eder. Sounds like bir izlenim bildirir; konuşanın sonunda bu korkuyu gerçekten makul bulduğu anlamına gelmez. But, konuşanın asıl görüşüne geçiş yapar. It ignores ... kaygıyı zayıflatan eksik olguyu belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilecek sav kalıbı şöyledir: Bir fikrin neden makul göründüğünü kabul et, ardından but kullanarak neyi gözden kaçırdığını belirt.
Alıştırma
Şunu okuyun: 'The plan sounds efficient, but it ignores the time needed for training.' Konuşan ne yapıyor?
- Planın neden çekici göründüğünü kabul etmeden onu reddeder.
- Planın verimli olduğunu tamamen kabul eder ve başka bir yarar ekler.
- Önce görünürdeki bir güçlü yönü kabul eder, sonra gözden kaçırılan bir soruna işaret eder.
Cevabı göster
Önce görünürdeki bir güçlü yönü kabul eder, sonra gözden kaçırılan bir soruna işaret eder.
There are 309 million people in the United States,
3:31Amerika Birleşik Devletleri'nde 309 milyon insan var,
only 8 million of which live in New York, Dilbilgisi
3:33bunlardan sadece 8 milyonu açık ara en büyük şehir olan
only 8 million of which: parça-bütün ilişkili ilgi yan cümlesi
Bu cümlede only 8 million of which, sınırlayıcı olmayan bir ilgi yan cümlesi başlatır. Which, 309 milyon kişilik toplam nüfusa gönderme yapar; of ise parça-bütün ilişkisini belirtir: 8 milyon kişi bu toplamın içindedir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp şöyledir: toplam veya grup, + miktar + of which + fiil. İsim öbeğinin tamamını yinelemeden bir alt kümeye ilişkin istatistik ekler. Bu, virgülle başlayan sınırlayıcı olmayan bir yan cümle olduğu için which yerine that kullanılamaz.
Alıştırma
Resmî parça-bütün cümlesini doğru iki sözcüklü ilgi ifadesiyle tamamlayın: The survey included 500 responses, only 20 ____ came from outside the region.
Cevabı göster
of which
Üstünlük derecesini by far ile güçlendirmek
the largest city by far ifadesinde by far, largest üstünlük derecesini güçlendirir. Şehrin yalnızca birinci olmadığını, diğer şehirlerle arasında büyük bir fark bulunduğunu belirtir. Buradaki far fiziksel mesafeyi değil, dereceyi veya farkı anlatır. Üstünlük derecesiyle by far the fastest ya da the fastest by far biçiminde önce veya sonra kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi çok büyük bir üstünlük belirten iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: Of all the routes, this one is ____ the quickest.
Cevabı göster
by far
LA has 3.8 million people and Chicago has 2.7.
3:42LA'de 3.8 milyon kişi var ve Chicago'da 2.7 milyon.
you can't even make it to the 10th biggest city, Öbek fiiller
3:451 milyondan daha az insanın yaşadığı bir yere gelmeden
make it to + bir yer, etkinlik veya aşama
Bu cümlede make it to, ulaşmayı başarmak anlamına gelir. Konuşmacı sıralamada aşağı doğru ilerlemektedir: liste onuncu sıradaki San Jose'ye geldiğinde nüfus zaten bir milyonun altındadır. make it to + hedef yapısında it, kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır ve bir nesneyi belirtmez. Hedef bir yer, etkinlik, saat, aşama veya sıra olabilir: make it to school, make it to the final ya da make it to the top ten. İfade çoğu zaman ulaşmanın çaba, zaman veya başarı gerektirdiğini düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi make it to hedef ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After two delayed flights, Lena ____ the interview just in time.
Cevabı göster
made it to
These top 10 cities added together are only 7.9% of the popular vote,
3:50Bu ilk 10 şehir toplandığında halk oyunun sadece %7.9'unu oluşturur,
hardly enough to win an election. Dilbilgisi
3:54bu da bir seçimi kazanmak için neredeyse hiç yeterli değildir.
hardly enough to win an election: bir seçimi kazanmaya neredeyse yetmemek
Bu parçada hardly, enough sözcüğünü niteler. Destek miktarı yetersiz olmaya o kadar yakındır ki konuşmacı bunu kazanmak için çok zayıf bir temel olarak sunar. Burada hardly, olumsuza yakın bir anlam taşır; “çok çaba göstererek” anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp be/have hardly enough + isim + to-infinitive veya daha kısa biçimiyle be hardly enough + to-infinitive şeklindedir. Mevcut miktarın belirtilen sonuç için ancak yettiğini ya da uygulamada yetmeyebileceğini anlatır.
Alıştırma
Mevcut zamanın neredeyse yetersiz olduğunu gösteren olumsuza yakın ifadeyle cümleyi tamamlayın: We have ____ finish the report by noon.
Cevabı göster
hardly enough time to
And even winning the next 90 biggest cities in the United States all the way down to Spokane, Kalıp ifadeler
3:56Ve Amerika Birleşik Devletleri'nde Spokane'e kadar olan en büyük 90 şehri kazansanız bile,
all the way down to: sıralamadaki daha düşük uç noktaya kadar
Burada all the way down to, sıralı bir listedeki uzun bir aralığın alt uç noktasını gösterir. Konuşmacı, daha büyük ve üst sıralardaki ABD şehirlerinden daha alt sıralardaki şehirlere doğru ilerleyerek Spokane’e ulaşır; down fiziksel bir aşağı hareketi değil, sıralamadaki daha düşük konumu anlatır. Bir aralık belirgin biçimde daha düşük bir sıraya, düzeye, sayıya, fiyata veya miktara kadar devam ettiğinde all the way down to + uç nokta kalıbını kullanın. All the way aralığın ne kadar uzandığını vurgular, to ise uç noktayı tanıtır.
Alıştırma
Daha düşük bir uç noktaya uzanan uzun aralığı vurgulayan ifadeyle sıralama cümlesini tamamlayın: The table includes every score from the highest ____ the lowest.
Cevabı göster
all the way down to
unless there's a city with a few hundred million people hiding somewhere in America that's been left out of the census, Notlar
4:03Amerika'da bir yerlerde nüfus sayımının dışında bırakılmış, birkaç yüz milyon insanın saklandığı bir şehir yoksa,
Unless there’s a city...: sonucu güçlendiren saçma bir istisna
Unless, konuşmacının vardığı sonucu geçersiz kılabilecek tek hayalî istisnayı ortaya koyar. Yüzeyde bir koşul belirler, ancak konuşmacı böyle bir şehrin gerçekten var olduğuna inanmaz. Bu istisna bilerek imkânsız hâle getirilmiştir: yüz milyonlarca insanın yaşadığı, gizli kalmış ve nüfus sayımında bir şekilde gözden kaçmış bir şehir. Bu, saçma bir durum üzerinden kurulan abartılı bir akıl yürütmedir. Konuşmacı, kanıtları yalnızca böylesine gülünç bir durumun sorgulatabileceğini ve dolayısıyla sonucun çok sağlam olduğunu anlatır.
Alıştırma
Abartılı unless yan cümlesi ne anlatıyor?
- Nüfus sayımı şehirleri her zaman dışarıda bırakır.
- Yalnızca açıkça imkânsız bir istisna sonucu geçersiz kılabilir.
- Sayılmamış devasa bir şehir muhtemelen vardır.
Cevabı göster
Yalnızca açıkça imkânsız bir istisna sonucu geçersiz kılabilir.
Be left out of the census: bir kaydın dışında bırakılmak
Be left out of, bir kişinin veya şeyin bir kayda, gruba, etkinliğe ya da tartışmaya alınmaması veya orada yer almaması anlamına gelir. Etken yapı leave X out of Y, edilgen yapı ise X be left out of Y biçimindedir. Burada that, hayalî şehri belirtir. That's been, that has been ifadesinin kısaltmasıdır; bu nedenle has been left out, present perfect edilgen yapıdır. Of the census ise şehri içeremediği varsayılan kaydı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “bir kayıtta yer verilmemek” anlamındaki üç sözcüklü edilgen ifadeyle tamamlayın: Theo's name was ____ the guest list.
Cevabı göster
left out of
the idea that a candidate can just spend their campaign jetting between New York,
4:08bir adayın kampanyasını sadece New York,
and still become president is mathematically ludicrous.
4:13yine de başkan olabileceği fikri matematiksel olarak gülünçtür.
Want to see the real way to unfairly win?
4:16Haksız yere kazanmanın gerçek yolunu görmek ister misin?
How you can become president with only 22% of the popular vote
4:19Bugün Seçiciler Kurulu'ndan yararlanarak
by taking advantage of the Electoral College today. Kalıp ifadeler
4:22sadece %22'lik bir halk oyuyla nasıl başkan olabileceğini.
taking advantage of: fırsatı değerlendirmek mi, sömürmek mi
take advantage of + isim yapısı, birini veya bir şeyi öznenin yararına olacak biçimde kullanmak anlamına gelir. Bu kullanımın akıllıca bir değerlendirme mi yoksa haksız bir sömürü mü olduğu, nesneye ve bağlama göre belirlenir. Buradaki nesne Seçiciler Kurulu sistemidir ve genel plan, oyların ağırlığındaki farkları kullanarak haksız bir avantaj elde etmektir. Bu nedenle taking advantage of, yalnızca “bir fırsatı iyi değerlendirmek” değil, “sistemin bir özelliğini kendi çıkarı için kullanmak” anlamına gelen eleştirel bir ifadedir.
Alıştırma
Şu yorumu değerlendirin: “The scammer took advantage of an elderly man's trust.” cümlesinde took advantage of, bir fırsatı iyi değerlendirmek anlamına geldiği için olumludur.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
Don't believe that's possible in a democracy?
4:25Bunun bir demokraside mümkün olduğuna inanmıyor musun?
count the most ... count the least: etki ve oy sayımı kelime oyunu
Burada count, “önemli olmak” veya “gerçek bir etkiye sahip olmak” anlamına gelir. who count the most, desteği daha büyük stratejik değere sahip seçmenleri; who count the least ise sonuç üzerinde daha az etkisi olan seçmenleri ifade eder. Konu seçim olduğu için count aynı zamanda oyların sayılmasını da çağrıştırır. Aynı fiilin who count the most ... who count the least biçimindeki dengeli yapıda tekrarlanması bir kelime oyunu yaratır ve eleştiriyi güçlendirir: oylar sayı olarak sayılır, ancak seçmenler eşit stratejik ağırlığa sahip değildir.
Alıştırma
Cümlede count sözcüğünün tekrarlanması nasıl bir etki yaratıyor?
- Yasal olarak yalnızca birkaç kişinin oyunun sayıldığını söyler.
- Bazı seçmenlerin sayıları saymakta daha iyi olduğunu söyler.
- Bazı seçmenlerin daha fazla seçim etkisine sahip olduğunu anlatırken aynı zamanda oyların sayılmasını çağrıştırır.
Cevabı göster
Bazı seçmenlerin daha fazla seçim etkisine sahip olduğunu anlatırken aynı zamanda oyların sayılmasını çağrıştırır.
the state where 0.18% of Americans live,
4:34ancak başkanlık için Seçiciler Kurulu oylarının %0,56'sını alan
oylama eşiği olarak half plus one
Burada half plus one, toplamın yarısından fazla olan en düşük oy sayısını kısaca anlatır. Oy sayımında genellikle tam sayı çoğunluğu olarak hesaplanır: toplam ikiye bölünür, küsurat atılır ve bir eklenir. Bu sabit bir sayı değildir. 10 seçmen varsa eşik 6, 9 seçmen varsa 5'tir. Bu ifade, herkesin desteği yerine çoğunluğun yeterli olduğunu anlatır.
Alıştırma
Yarıdan bir oy fazlasını anlatan bu nottaki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: With 20 votes in total, the proposal needs ____, which is 11 votes.
Cevabı göster
half plus one
sunucu tarzı geçiş ifadesi Next up
Next up, sıralı bir liste, program, sunum veya akıştaki bir sonraki ögeyi tanıtır. Next up is the District of Columbia cümlesinde dinleyicinin dikkatini önceki yerden sıradaki yere taşır. Buradaki up, yukarı doğru hareketi anlatmaz. Next up is X kalıbı, sırada sunulacak veya ele alınacak şeyin X olduğunu belirtir ve konuşmacıya kısa, sunucu tarzı bir geçiş sağlar.
Alıştırma
Bu nottaki iki kelimelik sunucu tarzı geçiş ifadesini aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: We have finished the introduction. ____ is the first case study.
Cevabı göster
Next up
add in wins in Vermont and North Dakota and Alaska.
4:56Vermont, Kuzey Dakota ve Alaska'daki zaferleri ekle.
Notice how the votes you're getting to win the presidency
4:58Seçiciler Kurulu'nun kuralları sayesinde,
go up much faster than the percent of the population who voted for you Dilbilgisi
5:00başkanlığı kazanmak için elde ettiğin oyların,
because of the Electoral College's rules.
5:03sana oy veren nüfusun yüzdesinden çok daha hızlı bir şekilde
go up much faster than: artış hızlarını karşılaştırma
Burada go up “artmak”, faster ise bu artışın hızını belirtir. much, faster ifadesini güçlendirir; dolayısıyla go up much faster than, ilk miktarın ikinciden belirgin ölçüde daha yüksek bir hızla arttığını anlatır. Karşılaştırılan şey değişim hızlarıdır; belirli bir andaki mutlak değerler olmak zorunda değildir. Aktarılabilir kalıp X goes up much faster than Y şeklindedir: X, Y'den çok daha hızlı artar.
Alıştırma
Hangi cümle tren ve otobüs ücretlerinin ikisinin de arttığını, ancak tren ücretlerinin daha hızlı arttığını söyler?
- Train fares are going up much faster than bus fares.
- Train fares are much higher than bus fares.
- Train fares went up before bus fares.
Cevabı göster
Train fares are going up much faster than bus fares.
Rhode Island, New Hampshire, Maine, Hawaii,
5:09Sırada Güney Dakota var, ardından Delaware, Montana,
you've won a majority in the Electoral College
5:30nüfusun %78'i size karşı oy kullanmış olsa bile,
winning states, not people: düzeltici karşıtlık
X, not Y kalıbı önce önemli olan X fikrini belirtir, ardından olası fakat yanıltıcı Y alternatifini reddeder. Burada winning states, sistem içinde zaferi getiren unsur olarak sunulurken not people, en fazla seçmenin desteğini almanın kazanmakla aynı olduğu varsayımını düzeltir. Düzeltme states sözcüğünün hemen ardından geldiği için cümledeki bilgi, kazanılması sonucu belirleyen nesne etrafında düzenlenir. win a state, o eyaletteki seçim yarışını kazanmak anlamına gelir; eyaletin topraklarını ele geçirmek anlamına gelmez. people ise burada ülke genelindeki halk oyunu temsil eder.
Alıştırma
Bir antrenör, yarışmayı hızın belirlediği düşüncesini düzeltmek istiyor; önemli olan doğruluk. Hangi cümle uygundur?
- Winning takes accuracy and speed.
- Winning takes neither accuracy nor speed.
- Winning takes accuracy, not speed.
Cevabı göster
Winning takes accuracy, not speed.
even though 78% of the population voted against you. Dilbilgisi
5:32Seçiciler Kurulu'nda çoğunluğu kazandınız.
even though: güçlü karşıtlık oluşturan gerçek bir olgu
Even though, konuşanın gerçek ve kabul edilmiş bir olgu olarak gördüğü yan cümleyi başlatır. Burada nüfusun %78'inin karşı oy vermesi bir olasılık değil, Seçiciler Kurulu sonucuyla karşı karşıya getirilen gerçektir. Bu gerçeğe rağmen ana cümledeki sonuç geçerliliğini korur. Even, karşıtlığı tarafsız bir although cümlesine göre daha güçlü vurgular. Bu nedenle yapı, sonuç özellikle şaşırtıcı olduğunda kullanışlıdır: ana cümle + even though + olgusal yan cümle.
Alıştırma
İkinci cümleyi sonuçla güçlü biçimde çelişen gerçek bir olgu olarak en iyi hangi bağlaç sunar? The plan succeeded, _____ several experts had said it would fail.
- even if
- even though
- because
Cevabı göster
even though
This is not ... This is ...: paralel yoğunluk artışı
Cümle başındaki This is ... tekrarının kullanılması, her yargıya ayrı ve kısa bir cümle verir. İlk cümle bir sınıflandırmayı reddeder: bu durum demokrasi sayılmaz. İkinci cümle ise durumu indefensible, yani gerekçelendirilemez olarak değerlendirir. Bu paralel yapı sonucu iki adımda düzenler: önce sınıflandırma, sonra değerlendirme. not democracy ifadesinden indefensible ifadesine geçiş yoğunluğu artırır ve sonucun kararlı ve kesin duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Önce bir tanımlamayı reddedip ardından daha güçlü bir yargı veren iki aşamalı yapıyı en iyi hangi sürüm korur?
- This is not a fair process. This is indefensible.
- Perhaps this process could be improved.
- This process is neither fair nor easy to explain.
Cevabı göster
This is not a fair process. This is indefensible.
if you have a voting system that allows losers to win,
5:42eğer kaybedenlerin kazanmasına olanak tanıyan bir oylama sisteminiz varsa,
While ... if ... you shouldn't be surprised when ... ödünleme-koşul yapısı
Buradaki While bir zaman cümleciği değil, ödünleme anlamı taşır: konuşan kişi bu belirli senaryonun gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu kabul eder. Ardından if cümleciği, dikkati nadir görülen tekil örnekten sistemin genel bir özelliğine yöneltir. Sonuç bölümü, sistemin izin verdiği bir sonucun en olası sonuç olmasa bile öngörülebilir bir risk olduğunu anlatır. when they do içinde they, losers sözcüğüne gönderme yapar; do ise tekrardan kaçınmak için win fiilinin yerini tutar. Şaşırmamak, sonucu onaylamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, temkinli bir uyarı yapmak için aynı ödünleme ve koşul yapısını kullanır?
- While the alarm was ringing, we completed the safety check.
- While a leak is unlikely, if we skip every safety check, we shouldn't be surprised when one occurs.
- If a leak happens, it will be surprising because we checked everything.
Cevabı göster
While a leak is unlikely, if we skip every safety check, we shouldn't be surprised when one occurs.
Not once, not twice, but thrice ifadesindeki yükselen sayım
Üç paralel bölüm, önemli sayıyı sona kadar geciktirir. Not once bunun tek seferlik bir olay olduğu fikrini reddeder, not twice beklentiyi artırır ve but thrice şaşırtıcı toplamı açıklar. Bu basamaklı yapı, vurgu yaratmak için bilgiyi düzenler: Not ... tekrarlanır, son sayının önüne but eklenir ve en güçlü gerçek sona yerleştirilir. Burada thrice, three times anlamına gelir.
Alıştırma
Three times anlamına gelen tek sözcüğü yazarak retorik yükselişi tamamlayın: Not once, not twice, but ____, the old bridge survived a major flood.
Cevabı göster
thrice
the candidate with the most votes from the people actually lost
5:48halktan en çok oyu alan aday, Seçiciler Kurulu yüzünden
failure rate of + yüzde
Failure rate, girişimlerin, vakaların veya olayların ne kadarının başarısızlıkla sonuçlandığını gösteren orandır. a failure rate of + yüzde yapısı bu oranın büyüklüğünü belirtir; burada %5, her yüz vakanın yaklaşık beşinde başarısızlık olduğu anlamına gelir. Başarısızlık sayısı ile başarısızlık oranı farklıdır: üç bir sayıdır, %5 ise bu sayıyı toplam seçim sayısıyla karşılaştırır. Bir sayıyı orana dönüştüren şey toplam, yani paydadır.
Alıştırma
Bir fabrika, 2.000 test için %5'lik bir failure rate bildiriyor. Bu ifade ne anlama gelir?
- Her başarısızlık yüzde beş ciddiydi.
- Tam olarak beş test başarısız oldu.
- Testlerin yüzde beşi başarısız oldu.
Cevabı göster
Testlerin yüzde beşi başarısız oldu.
Would anyone tolerate a sport where by a quirk of the rules, Notlar
5:57Kurallardaki bir gariplik yüzünden,
by a quirk of the rules: alışılmadık bir kuralın yol açtığı beklenmedik sonuç
by a quirk of the rules ifadesi beklenmedik bir sonucun nedenini açıklar: sonuç, kuralların alışılmadık veya tesadüfen oluşmuş bir özellik içermesi nedeniyle ortaya çıkar. Bir quirk mutlaka hata veya hile değildir. Kuralların geçerli bir parçası olabilir, ancak yan etkisi insanları şaşırtabilir. Aktarılabilir kalıp by a quirk of + sistem, yasa, tasarım veya başka bir kaynaktır.
Alıştırma
“By a quirk of the rules, a team with fewer wins can still qualify,” cümlesinde vurgulanan ifade ne anlama gelir?
- Takım hak kazanmak için kuralları kasıtlı olarak ihlal eder.
- Yetkililer teknik bir hatayı bulup düzeltir.
- Kuralların alışılmadık bir özelliği bu sonucu beklenmedik biçimde mümkün kılar.
Cevabı göster
Kuralların alışılmadık bir özelliği bu sonucu beklenmedik biçimde mümkün kılar.
there was a 5% chance that the loser would win?
6:00kaybedenin kazanma ihtimalinin %5 olduğu bir spora kim tolerans gösterir?
Would anyone tolerate...?: benzetme ve retorik soru
Konuşmacı bilgi istemiyor. Would anyone tolerate...? beklenen yanıtı hayır olan retorik bir sorudur. Kaybedenin kazanma ihtimalinin %5 olmasını açıkça kabul edilemez bir durum olarak sunar. Hayalî spor bir benzetmedir: adil kurallara ilişkin tanıdık bir ölçüt seçim kurallarına uygulanır. By a quirk of the rules, sonucun kaybedenin daha iyi performans göstermesinden değil, kuralların tuhaf bir özelliğinden kaynaklandığı anlamına gelir. Böylece sav, soyut bir sistem hatasından somut ve duygusal olarak net bir karşılaştırmaya geçer.
Alıştırma
Konuşmacı dinleyiciyi hangi sonuca yönlendiriyor?
- Sıra dışı kurallar bir sporu her zaman daha eğlenceli hâle getirir.
- Konuşmacı spor taraftarlarından gerçek anket verileri istiyor.
- Kaybedenin zamanın %5'inde kazanmasına izin veren bir kural kabul edilemez olurdu.
Cevabı göster
Kaybedenin zamanın %5'inde kazanmasına izin veren bir kural kabul edilemez olurdu.
Given how much more important electing the president of the United States is, Dilbilgisi
6:03Amerika Birleşik Devletleri başkanını seçmenin ne kadar daha önemli olduğu düşünüldüğünde,
that's a rather dangerously high percentage of the time to get it wrong. Kalıp ifadeler
6:06bu yanlış yapmak için oldukça tehlikeli derecede yüksek bir yüzdedir.
Given how much more important ... is: gerekçeyi başta sunmak
Burada Given, “göz önüne alındığında” veya “dikkate alırsak” anlamına gelir. Bir öncül sunar: başkanı seçmek çok daha önemlidir ve bu öncül ana cümledeki yargıyı destekler. Yan cümle dereceyi anlatmak için how much more + sıfat + özne + fiil yapısını kullanır. Bir neden çerçevesinin içinde bulunduğu için doğrudan soru sırası (... is electing the president?) değil, bildirme cümlesi sırası (... electing the president is) kullanılır.
Alıştırma
Hangi başlangıç Given sonrasında gereken bildirme cümlesi sırasını doğru kullanır?
- Given how much more important is data security, we should review the policy.
- How much more important is data security, we should review the policy.
- Given how much more important data security is, we should review the policy.
Cevabı göster
Given how much more important data security is, we should review the policy.
Get it wrong: yanlış bir cevaba veya yargıya varmak
Get it wrong ifadesindeki get, “almak” değil, “bir sonuca varmak veya bir sonuç üretmek” anlamındadır. İfade; bir soruyu, yargıyı ya da düşünceyi yanlış anlamayı veya yanlış bir sonuç üretmeyi anlatır. it zamiri fiziksel bir nesneyi değil, konuşulan konuyu temsil eder. İfade zamana göre normal biçimde değişir: get it wrong, got it wrong ve have got it wrong.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayan en doğal ifadeyi seçin: I selected the incorrect answer, so I ___.
- got it wrong
- did it wrong
- got it right
Cevabı göster
got it wrong
If we abolish the Electoral College and simply let citizens vote for the president directly,
6:09Eğer Seçiciler Kurulu'nu kaldırır ve vatandaşların doğrudan başkan için oy kullanmasına izin verirsek,
Go away: ortadan kalkmak veya artık mevcut olmamak
Bir problem go away olduğunda ortadan kalkar veya durumu artık etkilemez. Burada fiziksel bir hareket yoktur; problem, ağrı, kaygı veya hata gibi soyut bir şey artık mevcut değildir. Go away burada geçişsizdir, bu nedenle istenmeyen durum özne olur. Kimin nasıl düzelttiğini değil, ortaya çıkan sonucu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, problemi kimin düzelttiğini söylemeden problemin artık mevcut olmadığını belirtir?
- We carried the problem away.
- The problem went away.
- We solved the problem.
Cevabı göster
The problem went away.