SİYASET TEORİSİ – Jean-Jacques Rousseau: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Rousseau ilerleme inancına karşı çıkar; doğa durumu, amour-propre, eğitim, duygu ve Romantizm arasındaki bağı ele alır. Başlıca İngilizce noktaları: 1. a far cry from (Deyimler ve Mecazlı İfadeler): İki yer, deneyim ya da gerçeklik arasındaki büyük farkı vurgular; uzaktan gelen çığlık değildir. 2. what it would have been like (Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları): Gözlemlenmemiş veya varsayımsal geçmişi kurmak için what...like ile would have been kullanır. 3. can directly be traced back to (Kalıplaşmış Öbekler ve Eşdizimler): Güncel düşünceyi tarihsel kaynağına resmî biçimde bağlayarak köken veya etkiyi açıklar.
Bu derste
Modern life is deeply attracted to the idea of progress. Kalıp ifadeler
0:08Modern yaşam, ilerleme fikrine derinden ilgi duymaktadır.
be attracted to the idea of + isim veya -ing biçimi
Burada be attracted to the idea of, belirli bir olasılığı veya düşünceyi çekici bulmak demektir. Modern life, toplum çekim hissedebiliyormuş gibi kişileştirilmiştir. Yapı be attracted to + isim öbeği şeklindedir. Bu ifadede to, the idea önünde kullanılan bir edattır; of ise fikrin içeriğini tanıtır: be attracted to the idea of + isim veya -ing biçimi.
Alıştırma
Olasılığın çekici geldiğini belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After years in a crowded city, Maya was ____ moving to a quiet village.
Cevabı göster
attracted to the idea of
as European societies became ever richer and more technological,
0:14Avrupa toplumları giderek daha zengin ve teknolojik hale geldikçe,
from savagery and ignorance towards prosperity and civilization.
0:22refaha ve medeniyete doğru sağlam ve olumlu bir yolda olduğu şeklindeki genel görüş hakimdi.
firmly set on a positive trajectory: olumlu bir gidişata sağlam biçimde oturmuş
Burada firmly set on a positive trajectory, insanlığın gelişimini sanki önceden yukarı doğru giden bir yola yerleştirilmiş gibi anlatır. Trajectory mecazidir: hareket eden bir nesnenin fiziksel rotasını değil, uzun vadeli bir yönü veya değişim biçimini ifade eder. Firmly set, bu yönün yerleşmiş ve değişmesi zor görüldüğünü belirtir. Dolayısıyla ifade, daha kötü koşullardan daha iyi koşullara doğru istikrarlı ilerlemeye yönelik güçlü bir güven aktarır.
Alıştırma
“The recovery is firmly set on a positive trajectory” cümlesindeki hedef ifade ne anlama gelir?
- Toparlanma nihai başarılı sonucuna çoktan ulaştı.
- Toparlanma bir nesnenin fiziksel uçuş rotasını izliyor.
- Toparlanmanın uzun vadeli iyileşmeye doğru sağlam biçimde yöneldiği görülüyor.
Cevabı göster
Toparlanmanın uzun vadeli iyileşmeye doğru sağlam biçimde yöneldiği görülüyor.
But there was at least one 18th century philosopher who violently disagreed
0:27Fakat bu görüşe şiddetle karşı çıkan en az bir 18. yüzyıl filozofu vardı
and who continues to have very provocative things to say to our own era.
0:32ve o, kendi çağımıza bile son derece kışkırtıcı şeyler söylemeye devam ediyor.
Jean-Jacques Rousseau was born to an educated watchmaker in Geneva in 1712.
0:36Jean-Jacques Rousseau, 1712 yılında Cenevre'de eğitimli bir saat yapıcısının oğlu olarak dünyaya geldi.
got into a legal dispute: hukuki bir anlaşmazlığa karışmak
Burada got into, fiziksel olarak bir yere girmek değil, bir duruma karışmak veya o durumun içinde kalmak anlamına gelir. A legal dispute, hukuki haklar, talepler veya yasal işlemlerle ilgili bir anlaşmazlıktır. get into + zor bir durum kalıbı, durumun zamanla geliştiğini ve sorun yarattığını anlatır. Geçmiş zaman biçimi got into, babanın bu anlaşmazlığa karıştığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi get into a legal dispute ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the business partners disagreed over the contract, they ____.
Cevabı göster
got into a legal dispute
was forced to flee Geneva: Cenevre'den kaçmak zorunda kalmak
Edilgen was forced to + fiilin yalın hâli yapısı, dış baskının veya koşulların aileye gerçek bir seçenek bırakmadığını anlatır. Forced ifadesini to flee izlediği için flee yalın hâlde kalır. Flee, tehlikeden veya ciddi bir sorundan kurtulmak için hızla ayrılmak demektir. Ayrılınan yeri doğrudan nesne olarak alabilir; bu nedenle flee Geneva, from olmadan da tamamlanmış bir yapıdır.
Alıştırma
Cümleyi was forced to flee ile tamamlayın: When the wildfire reached the valley, the family ____ their home.
Cevabı göster
was forced to flee
Rousseau's life was marked by deep instability and isolation. Kalıp ifadeler
0:47Rousseau'nun hayatı derin bir istikrarsızlık ve izolasyonla şekillendi.
From that point on: devam eden etkileri olan bir dönüm noktası
From that point on bir zaman sınırı koyar ve “o andan başlayarak sonrasında da devam eden” anlamına gelir. Burada hukuki sorun ve ailenin ayrılması dönüm noktasını oluşturur; istikrarsızlık ve yalnızlık yalnızca bir sonraki olayı değil, Rousseau'nun yaşamının sonraki bölümünü tanımlar. Cümlenin başında kullanıldığında önceki bir olayı kalıcı bir sonuca bağlar ve bir biyografiyi ya da hikâyeyi açık bir “önce” ve “sonra” şeklinde düzenlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümle, belirli bir dönüm noktasından sonra yeni bir durumun devam ettiğini anlatır?
- At that point, Maya checked the schedule once.
- From that point on, Maya checked the schedule every morning.
- After that, Maya received a message.
Cevabı göster
From that point on, Maya checked the schedule every morning.
was marked by: belirleyici bir özelliği sunmak
was marked by içindeki marked mecazi anlamdadır. Edilgen be marked by + isim öbeği yapısı, “o niteliği veya deneyimi dikkat çekici ya da belirleyici bir özellik olarak taşımak” anlamına gelir. Burada derin istikrarsızlık ve yalnızlık, Rousseau'nun sonraki yaşam döneminin başlıca özellikleri olarak sunulur. Bu yapı, biyografi, tarih ve analitik yazılarda bir dönemi en önemli özellikleriyle özetlemeyi sağlar; ancak bu özelliklerin yaşanan her şeye neden olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle, bir dönemin belirgin özelliğini anlatmak için was marked by ifadesini doğru kullanır?
- The season was marked with frequent storms.
- The season was caused by frequent storms.
- The season was marked by frequent storms.
Cevabı göster
The season was marked by frequent storms.
and there was exposed to the opulence and luxury Kalıp ifadeler
0:53ve orada eski rejim (ancien régime) Paris'inde sıradan olan
be exposed to: bir şeyle karşılaşmak ve etkilenmek
Be exposed to, bir şeyle karşılaşmak veya onu deneyimlemek ve çoğu zaman ondan etkilenme olasılığına sahip olmak demektir. Burada Rousseau, Paris yaşamının ihtişamı ve lüksüyle karşılaşmıştır; ifade bu temasın fiziksel olarak tehlikeli olduğunu söylemez. Kalıp be + exposed + to + isim veya -ing biçimidir. Temasa neden olan kişiyi ya da şeyi belirtmek için etken yapıda expose someone to kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “temas etti” anlamındaki edilgen ifadeyle tamamlayın: During the exchange program, Maya ____ several new teaching methods.
Cevabı göster
was exposed to
the order of the day: dönemin baskın uygulaması
The order of the day, belirli bir dönemde yaygın, baskın veya normal kabul edilen uygulama, tutum ya da durumu anlatan bir deyimdir. Bu cümlede ihtişam ve lüks, Eski Rejim Paris'inin toplumsal yaşamını nitelendiriyordu. Deyim, bugün verilmiş bir emir veya bugünkü programdaki maddelerin listesi anlamına gelmez. O dönemi tanımlayan özelliği anlatmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “alışılmış veya baskın uygulama” anlamına gelen beş sözcüklü deyimle tamamlayın: In the company's early years, rapid experimentation was ____.
Cevabı göster
the order of the day
ancien régime Paris: Devrim öncesi düzen altındaki Paris
Ancien Régime, 1789 Fransız Devrimi’nden önceki Fransız monarşisinin ve daha geniş toplumsal düzenin yerleşik tarihsel adıdır. ancien régime Paris ifadesinde bu terim Paris’i niteler ve devrim öncesi düzen altındaki Paris anlamına gelir. Şehrin ihtişamını ve lüksünü bu toplumsal bağlama yerleştirir; bir semtin adı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede "ancien régime Paris" ne anlama geliyor?
- Lüks mağazalarıyla tanınan bir Paris semti
- Yeni seçilmiş modern bir hükümetin yönetimindeki Paris
- Fransız Devrimi’nden önceki Fransız toplumsal ve siyasal düzeni altındaki Paris
Cevabı göster
Fransız Devrimi’nden önceki Fransız toplumsal ve siyasal düzeni altındaki Paris
a city that was sober and deeply opposed to luxury goods.
1:01Cenevre sade ve lüks mallara derinden karşı olan bir şehirdi.
a far cry from: belirgin bir farklılık
A far cry from, “-den çok farklı” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Yaygın yapı X is/was a far cry from Y biçimindedir ve a tanımlığı ifadenin bir parçası olarak korunur. Burada Paris’in lüksü ile Cenevre’nin ölçülü değerleri arasında güçlü bir karşıtlık kurar. Uzak bir çığlığı veya yalnızca fiziksel mesafeyi anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “-den çok farklı” anlamındaki dört sözcüklü deyimle tamamlayın: The calm village was ____ the noisy capital.
Cevabı göster
a far cry from
on the subject of whether recent advances in the arts and sciences
1:11ahlakın arındırılması denilen şeye katkıda bulunup bulunmadığı konusu üzerine
had contributed to what was called the purification of morals.
1:15bir deneme yarışması ilanı vardı.
In other words: düşünceyi daha açık biçimde yeniden ifade etme
“In other words”, sonraki sorunun aynı temel meseleyi daha basit ve doğrudan bir biçimde ifade ettiğini gösterir. Burada “was the world getting better?”, sanat ve bilimdeki ilerlemenin ahlakı geliştirip geliştirmediğine ilişkin önceki soruyu özetler. Bu ifade kanıt eklemek yerine bilgiyi düzenler: önce daha karmaşık düşünce gelir, ardından dinleyicinin ana noktayı görmesini sağlayan bir yeniden ifade yer alır.
Alıştırma
Örnekte “In other words” neyi gösteriyor?
- Yeni ve ayrı bir neden ekler.
- Konuşmacının konuyu değiştirdiğini gösterir.
- Aynı düşüncenin daha açık bir biçimde yeniden ifade edildiğini gösterir.
Cevabı göster
Aynı düşüncenin daha açık bir biçimde yeniden ifade edildiğini gösterir.
Rousseau experienced something of an epiphany. Kalıp ifadeler
1:23Rousseau bir tür aydınlanma yaşadı.
something of an epiphany: ölçülü bir tanımlama
“Something of a/an + noun”, bir kişinin, şeyin veya deneyimin belirli bir ölçüde sonraki isimle tanımlanabileceğini, ancak bu tanımın tamamen kesin olmadığını gösterir. Bu nedenle “something of an epiphany”, ani ve önemli bir kavrayış denebilecek kadar ona benzeyen bir deneyimi anlatır, fakat ifade temkinli kalır. Tanımlık, ardından gelen isme göre seçilir: “something of a surprise”, ancak “something of an epiphany” denir. Burada “epiphany”, Hristiyanlıktaki Epifani yortusunu değil, ani ve önemli bir kavrayışı ifade eder.
Alıştırma
Tanımı daha ölçülü yapmak için “something of a/an + noun” yapısını kullanın. Cümleyi tamamlayın: The unexpected praise came as ____ surprise to her.
Cevabı göster
something of a
It struck him that civilization and progress had not in fact improved people. Dilbilgisi
1:25Medeniyetin ve ilerlemenin insanları aslında geliştirmediği düşüncesi onu derinden etkiledi.
It struck him that: ani bir fark ediş
It struck him that, aniden ya da güçlü biçimde ortaya çıkan bir farkındalığı anlatır. Buradaki it biçimsel öznedir; herhangi bir kişiye veya nesneye gönderme yapmaz. Struck da “vurdu” anlamına gelmez. It struck + kişi + that tümceciği kalıbı, kimin neyi fark ettiğini gösterir. Yalnızca kişinin bir şey düşündüğünü söylemeye göre düşüncedeki değişime daha fazla etki katar.
Alıştırma
Strike fiilini geçmiş zamanda kullanarak It struck + kişi + that kalıbını tamamlayın: As Nina reached the station, ____ she had left her ticket at home.
Cevabı göster
it struck her that
of what became his celebrated Discourse on the Arts and Sciences.
1:41Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev'in merkezi tezine dönüştürdü.
turned it into: bir şeyi yeni bir sonuca dönüştürmek
Turned it into, turn + nesne + into + sonuç kalıbını izler. Birinin bir şeyi değiştirerek veya geliştirerek başka bir şey hâline getirdiğini belirtir. Bu cümlede it, insight sözcüğüne gönderme yapar; into sonrasındaki sonuç ise central thesis ifadesidir. Değişim fiziksel değil düşünsel bir değişimdir: Rousseau bir fikri, bir eserin ana iddiasına dönüştürmüştür.
Alıştırma
Turn fiilini geçmiş zamanda, it ve doğru edatla kullanın: The shed was empty, so they ____ a music room.
Cevabı göster
turned it into
but as people had emerged from their pre-social state and joined society,
1:49ancak insanlar sosyal öncesi durumlarından çıkıp topluma katıldıkça
they had become plagued by vice and sin. Deyimler
1:53ahlaksızlık ve günahlarla boğuşur hale gelmişlerdi.
plagued by vice and sin: kalıcı ahlaki zarar
Be plagued by, uzun süren ya da tekrar tekrar ortaya çıkan ciddi bir sorundan zarar görmek demektir. Zararı yaygın ve kaçılması güç göstermek için salgın imgesini kullanır, ancak burada gerçek bir salgından söz edilmez. Vice and sin ifadesinde vice, ahlaka aykırı alışkanlık veya davranışları anlatırken sin ahlaki ya da dinî bir yanlışlık fikrini ekler. İfadenin bütünü, toplum yaşamını ahlaki yozlaşmanın tekrar tekrar zarar verdiği bir durum olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “tekrar tekrar sıkıntı çekmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: For years, the apartment building has been ____ leaks and mold.
Cevabı göster
plagued by
the Discourse on the Origins and Foundations of Inequality,
1:58İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temelleri Üzerine Söylev'de,
what it would have been like at the beginning of history, Dilbilgisi
2:03tarihin başlangıcında işlerin nasıl olabileceğine dair
an idyllic period that he called the state of nature. Kültür
2:05idyllik (huzurlu ve pastoral) bir dönemi tasvir etmeye devam etti.
went on to sketch: sonraki adıma geçip ana hatlarıyla anlatmak
Go on to + fiilin yalın hâli, önceki bir eylem veya konudan farklı bir sonraki eyleme geçişi gösterir. Went geçmiş zaman biçimidir. Burada Rousseau'nun sürmekte olan tartışmadan yeni bir göreve geçtiğini belirtir. Sketch burada mecaz anlamdadır: resim çizmek değil, kısa bir genel çerçeve sunmak demektir. Bu nedenle went on to sketch, “ardından ana hatlarıyla anlatmaya geçti” anlamına gelir.
Alıştırma
Bir sunucu sorunu tartışmayı bitirip ardından farklı bir sonraki konuyu kısaca ana hatlarıyla anlatıyor. Bu sırayı hangi cümle ifade eder?
- The presenter avoided sketching a possible solution.
- The presenter went on sketching the problem.
- The presenter went on to sketch a possible solution.
Cevabı göster
The presenter went on to sketch a possible solution.
what it would have been like yapısı
İç içe geçmiş soru cümleciği what it would have been like, hayal edilen geçmiş bir durumun nasıl olduğunu anlatır. Buradaki what ... like, “o durumun nasıl olduğu” anlamına gelir; “neyi sevdiği” anlamına gelmez. Would have been, geçmişteki bir duruma varsayımsal olarak bakmak için would + have + been biçimlerini birleştirir. Rousseau, bilinen bir anıyı veya tanık olduğu bir olayı aktarmak yerine doğrudan gözlemleyemeyeceği bir şeyi yeniden kurmaktadır.
Alıştırma
Hangi cümle, doğrudan gözlemlenemeyen geçmiş bir durumu hayal etmek için hedef yapıyı kullanıyor?
- The historian described what the harbor would be like after the new terminal opens.
- The historian described what the harbor was like in the photograph from 1900.
- The historian described what the harbor would have been like before the railway arrived.
Cevabı göster
The historian described what the harbor would have been like before the railway arrived.
state of nature: doğa durumu
State of nature, yani “doğa durumu”, örgütlü hükümetten, yasalardan ve toplumsal kurumlardan önceki varsayımsal insanlık durumunu anlatan bir siyaset felsefesi terimidir. Bu yapılar olmadan insanların ve ilişkilerinin nasıl olabileceğini düşünmek için kullanılan bir düşünce modelidir. Bu cümlede Rousseau, hayal edilen tarih başlangıcını bu terimle adlandırır. Terim yalnızca açık havada yaşamayı anlatmaz ve bilimsel olarak doğrulanmış bir tarihsel dönem gibi okunmamalıdır.
Alıştırma
Bir siyaset felsefesi metninde state of nature en olası olarak ne anlama gelir?
- Örgütlü hükümet ve toplumsal kurumlardan önceki varsayımsal insanlık durumu
- Bir kişinin sakin ve doğal ruh hâli
- İnsanların dokunmadığı koruma altındaki vahşi bir alan
Cevabı göster
Örgütlü hükümet ve toplumsal kurumlardan önceki varsayımsal insanlık durumu
and had never entered a shop or read a newspaper,
2:12ve hiç bir dükkana girmemiş ya da bir gazete okumamışken,
the philosopher pictured people more easily understanding their own minds
2:14filozof, insanların kendi zihinlerini daha kolay anladığını
and so being drawn towards essential features of a satisfied life,
2:18ve böylece tatmin edici bir yaşamın temel özelliklerine,
and a taste for music and simple entertainments.
2:28ve müzik ile basit eğlencelerden zevk almaya yöneldiğini hayal etti.
The state of nature was moral and guided by spontaneous
2:31Doğa durumu ahlakiydi ve içten gelen bir
pity, empathy for others and their suffering.
2:35merhametle, başkalarına ve onların acılarına duyulan empatiyle yönlendiriliyordu.
What was it about civilization that...?: özelliğe odaklanan soru
“What was it about civilization that ...?” uygarlığın hangi niteliğinin veya özelliğinin belirtilen sonucu doğurduğunu sorar. Genel bir why sorusundan daha odaklıdır: cevap, uygarlığın kendi içinde bulunan bir unsuru göstermelidir. Buradaki it, what was it about X that Y? soru kalıbının yapısal bir parçasıdır; daha önce sözü edilen belirli bir şeyi temsil etmez. Geçmiş zaman biçimi was, Rousseau’nun tarihsel iddiasıyla uyumludur.
Alıştırma
Soruyu tam geçmiş zaman kalıbı “What was it about ... that ...?” ile tamamlayın: ____ the speech ____ changed their minds?
Cevabı göster
What was it about · that
had awakened in people an unhealthy form of self-love,
2:47insanlarda sağlıksız bir öz-sevgi biçimini uyandırdığını iddia etti,
The march towards civilization: uygarlığa doğru tarihsel ilerleyiş
Burada march, tarihteki istikrarlı ve ortak ilerleyişi anlatan bir metafordur. the march towards civilization ifadesi, toplumların uygarlık denilen duruma doğru sürekli gelişmesini anlatır; insanların düzen içinde gerçekten yürümesini anlatmaz. March çoğu zaman kararlı ve durdurulması zor bir ilerleme çağrıştırır. Genellikle olumlu olan bu imge burada bir gerilim yaratır; çünkü Rousseau bu “ilerlemenin” sağlıksız bir öz-sevgi türünü uyandırdığını söyler.
Alıştırma
“The march toward cashless payments is changing small businesses,” cümlesinde the march toward cashless payments ne anlama gelir?
- Nakitsiz ödemelere doğru süren ekonomik ve toplumsal değişim
- Nakitsiz ödemeleri destekleyen gerçek bir yürüyüş
- Nakitsiz ödeme kullanmayı bırakmaya yönelik ani bir karar
Cevabı göster
Nakitsiz ödemelere doğru süren ekonomik ve toplumsal değişim
amour-propre: karşılaştırmaya dayalı öz-sevgi
Amour-propre, Rousseau’nun topluma bağımlı bir öz-sevgi türü için kullandığı Fransızca terimdir. Kişi kendisine başkalarının onayıyla ve statü, başarı ya da kişisel değer karşılaştırmalarıyla değer biçer. Bu cümlede unhealthy form, terimin yalnızca sağlıklı öz saygı veya kişinin kendine iyi bakması anlamına gelmediğini gösterir. Bu kavram, toplumsal yaşamın neden gurur, kıskançlık ve kibir üretebildiğini açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede amour-propre ifadesinin en yakın anlamı hangisidir?
- Toplumsal onaydan bağımsız sağlıklı bir öz bakım biçimi
- Başkalarının yargısına bağlı, karşılaştırma temelli öz-sevgi
- Başka bir filozofa yapılan yazılı atıf
Cevabı göster
Başkalarının yargısına bağlı, karşılaştırma temelli öz-sevgi
Rousseau argued that this destructive form of self-love
2:58Rousseau, bu yıkıcı öz-sevgi biçiminin,
and there had begun to compare themselves to others
3:03ve orada kendilerini başkalarıyla kıyaslamaya başlayıp
and created their identities solely by reference to their neighbors. Kalıp ifadeler
3:06kimliklerini yalnızca komşularını referans alarak oluşturdukça ortaya çıktığını savundu.
solely by reference to: tek bir şeyi yegâne temel olarak kullanmak
solely by reference to ifadesinde by reference to, bir şeyi karşılaştırma veya yargılama için temel ya da ölçüt olarak kullanmak demektir. Solely bu temeli tek bir şeyle sınırlar ve diğer tüm etkenleri dışarıda bırakır. Burada insanların kimlikleri yalnızca kendilerini komşularıyla nasıl karşılaştırdıklarına göre oluşur. Bu yapıda reference; alıntı, tavsiye veya bahsetme anlamına gelmez.
Alıştırma
Standart olarak yalnızca tek bir şeyi kullanmak anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The committee judged the proposal ____ its cost.
Cevabı göster
solely by reference to
Civilized people had stopped thinking about what they wanted
3:09Medeni insanlar ne istediklerini düşünmeyi bırakmışlardı
and they felt and merely imitated other people,
3:12ve hissettikleri yerine sadece diğer insanları taklit ediyor,
entering into ruinous competitions for status and money
3:15statü ve para için yıkıcı rekabetlere giriyor
Losing sight of: önemli olanı gözden kaçırmak
Bu cümlede losing sight of, önemli bir şeyi artık akılda tutmamak anlamına gelir. Buradaki kullanım mecazidir: statü ve para rekabeti insanların gerçek hislerini ihmal etmesine yol açar; fiziksel olarak bir şeyi göremez hâle gelmelerini anlatmaz. Temel yapı lose sight of + isim veya isim öbeğidir. Genellikle dikkatin bir amaçtan, değerden, gerekçeden ya da ihtiyaçtan uzaklaşmasını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi lose sight of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: In the rush to meet the deadline, we ____ the project's real purpose.
Cevabı göster
lost sight of
because it was his work that described the innocence and morality of our ancestors
3:25çünkü atalarımızın masumiyetini ve ahlakını anlatan
Noble savage: tartışmalı bir tarihsel fikir
Noble savage, modern uygarlığın dışında yaşadığı düşünülen insanları doğuştan masum ve ahlaken iyi olarak idealize eden tarihsel bir fikirdir. Bu kişiler, yozlaşmış olduğu varsayılan modern toplumla karşılaştırılır. Bu cümlede Rousseau, eserlerindeki temalar nedeniyle bu fikirle ilişkilendirilir. İfade, onun terimle bağlantılı olduğunu söyler; terimin tam biçimini onun yarattığını söylemez.
Alıştırma
Kullanımı değerlendirin: Bir gezi yazarı, günümüzde yaşayan bir Yerli topluluğu tarafsız bir övgü olarak “noble savages” diye adlandırıyor. Bu kullanım uygun mu?
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun değil
European society was fascinated by the plight of the native North American tribes. Kalıp ifadeler
3:34Avrupa toplumu, Kuzey Amerika'daki yerli kabilelerin içinde bulunduğu durumla yakından ilgileniyordu.
the plight of: ilgi gerektiren ciddi sıkıntı
“The plight of”, bir kişinin veya grubun yaşadığı ciddi ve zor durumu ifade eder. Genellikle kaygı ya da acıma duygusu uyandırır; burada kabilelerin koşullarını zarar verici ve ilgi gerektiren bir sıkıntı olarak sunar. Kimin sıkıntı çektiğini belirtmek için the plight of + kişi veya grup kalıbını kullanın. Yalnızca their situation ya da a problem demekten daha güçlü ve duygusal olarak daha ciddidir.
Alıştırma
Hangi cümlede “the plight of” olağan ciddi ve acıma içeren anlamıyla kullanılmıştır?
- The manual explains the plight of pressing the reset button.
- The documentary highlights the plight of families displaced by war.
- The menu describes the plight of three pasta dishes.
Cevabı göster
The documentary highlights the plight of families displaced by war.
Reports of Indian society drawn up in the 16th century Öbek fiiller
3:3916. yüzyılda yerli toplumu hakkında hazırlanan raporlar,
but psychologically very rich and interesting.
3:45ama psikolojik olarak çok zengin ve ilginç olarak tanımlamıştı.
drawn up: resmî bir belge olarak hazırlanmış
Bu cümlede drawn up, “düzenli ve çoğunlukla resmî bir şekilde hazırlanıp yazılmış” anlamına gelir. Reports ... drawn up in the 16th century, “reports that were drawn up in the 16th century” demektir. Drawn, draw fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; burada drawn up, Reports sözcüğünden sonra gelen kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Draw up öbek fiili reports, contracts, plans, lists ve diğer belgelerle sıkça kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “resmî bir belge hazırlamak veya oluşturmak” anlamındaki hedef öbek fiille tamamlayın: The committee will ____ a new set of safety rules.
Cevabı göster
draw up
Kuzey Amerika Yerli halkları için tarihsel bir ad olarak Indians
Bu cümlede Indians, çevredeki tarihsel anlatıda sözü edilen Kuzey Amerika Yerli halklarını ifade eder; Hindistan'dan gelen insanları ifade etmez. Belirli tanımlık the, bu halkları geniş ve toplu bir grup olarak sunar. Bu, tarihsel bir yanlış tanımlamadan doğmuş eski bir Avrupa adlandırmasıdır. İfadeyi, tarihsel bir dönemin dili ve bakış açısının parçası olarak okuyun; günümüzdeki en doğru adlandırmaya örnek olarak almayın.
Alıştırma
Kuzey Amerika'daki Yerli topluluklar hakkında güncel ve genel bir açıklama yazıyorsunuz. Indians en iyi tarafsız adlandırma mıdır?
- Hayır. Uygun olduğunda Indigenous peoples, Native Americans veya topluluğun kendine özgü adı tercih edilmelidir.
- Evet. Günümüzdeki bütün bağlamlarda en açık ve tarafsız etikettir.
Cevabı göster
Hayır. Uygun olduğunda Indigenous peoples, Native Americans veya topluluğun kendine özgü adı tercih edilmelidir.
materially ... but psychologically ... karşıtlığı
Paralel kullanılan materially ve psychologically zarfları, her sıfatın hangi boyutu anlattığını gösterir. Simple maddi yaşamı veya sahip olunan eşyaları, very rich ise içsel, zihinsel ya da duygusal yaşamı anlatır; rich burada maddi açıdan zengin demek değildir. But, iki boyutu birbiriyle çelişkili hâle getirmeden karşılaştırır. Bu kalıp, genel bir değerlendirmeyi ayrı alanlara bölmeye yarar: bir açıdan X, fakat başka bir açıdan Y.
Alıştırma
Cümledeki materially simple but psychologically very rich ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Hem maddi yaşamları hem de iç dünyaları basit olarak tanımlanmıştı.
- Maddi açıdan az şeye sahiptiler, fakat karmaşık ve ilginç bir iç dünyaları vardı.
- Maddi açıdan zengindiler, fakat düşünceleri basitti.
Cevabı göster
Maddi açıdan az şeye sahiptiler, fakat karmaşık ve ilginç bir iç dünyaları vardı.
within a few decades of the arrival of the Europeans, Kalıp ifadeler
3:54Avrupalıların gelişinden birkaç on yıl sonra,
through contact with the technology and luxury of European industry.
4:00Avrupa endüstrisinin teknolojisi ve lüksüyle temas kurularak tamamen değişmişti.
within a few decades of: …olayından sonraki birkaç on yıl içinde
Within a few decades of + isim veya olay, o olaydan itibaren ölçülen bir üst zaman sınırı belirler. Burada süre Avrupalıların gelişiyle başlar ve dönüşüm birkaç on yıllık dönem tamamen dolmadan gerçekleşir. Within, “bu sürenin sonundan daha geç olmamak üzere” demektir; “tam olarak birkaç on yıl sonra” anlamına gelmez. Kesin yıl bilinmediğinde veya önemli olmadığında, ancak değişimin hızı vurgulanmak istendiğinde bu yapı kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan zaman yapısıyla tamamlayın. Değişim, buluştan en geç birkaç on yıl sonra gerçekleşti: “____ the invention of the internet, online communication had transformed daily life.”
Cevabı göster
Within a few decades of
who had once lived happily in the state of nature.
4:17doğa durumunda mutlu yaşayan insanların hayatlarını mahvetmişti.
made him very interested in the idea, Anlatım akışı
4:23onu çocuk düşüncesine büyük ilgi duyar hale getirdi;
anak-anak sebagai gagasan, tetapi tidak sepenuhnya sebagai kenyataan
Temel isim öbeği the idea of children şeklindedir. though not quite the reality ara sözü idea ile of children arasına yerleştirilir; bu nedenle aynı of öbeği iki isimle de ilişkili anlaşılır: the idea of children, but not quite the reality of children. Though hızlı bir ödün veya düzeltme getirir. Not quite bu düzeltmeyi yumuşatır: Cümle, Rousseau’nun gerçek çocuklarla ilgilenmekten çok bir ideal veya konu olarak çocuklara çekildiğini ima eder, ancak gerçekliğe hiç ilgi duymadığını söylemez. Bu kesinti kuru ve ironik bir ton yaratır.
Alıştırma
Lena’nın gerçek deneyimden çok fikri sevdiğini göstermek için cümleyi vurgulanan ara sözlü düzeltmeyle tamamlayın: “Lena liked the idea, ____, of working from home.”
Cevabı göster
though not quite the reality
Rousseau suggested that children were born naturally good
4:36Rousseau, çocukların doğuştan iyi doğduğunu
was therefore always to prevent their corruption by society.
4:41toplum tarafından yozlaştırılmalarını her zaman önlemek olduğunu öne sürdü.
the key to raising them was ... to prevent yapısı
the key to raising them ifadesinde to, key sözcüğüne bağlı bir edattır; bu nedenle raising bir gerund, yani isim görevindeki -ing biçimidir. İfadenin tamamı, en önemli yöntemi açıklanan etkinliği belirtir. was therefore always to prevent ... yüklemi bu yöntemi verir. Buradaki to prevent, be fiilinden sonra gelen bir mastardır; therefore yöntemin önceki iddiadan çıkarılan bir sonuç olduğunu gösterir, always ise onu sürekli geçerli bir kural olarak güçlendirir. Yeniden kullanılabilir kalıp the key to doing X is to do Y şeklindedir.
Alıştırma
Verilen ifadeleri doğru biçimlerde kullanın: stay focused; remove. The key to ____ during study time is to ____ distractions.
Cevabı göster
staying focused · remove
and visits to forests and lakes.
4:56ormanlara ve göllere yapılan ziyaretlerle dolu bir çocukluk yaşatmaya çalışıyorlardı.
blank slates: önceden içeriği olmayan zihinler
A blank slate, üzerinde hiçbir şey yazmayan bir yüzeyi anlatan mecazdır. Zihin için kullanıldığında önceden var olan bilgi, sabit fikir veya doğuştan gelen özelliklerin bulunmadığının varsayıldığını belirtir. Burada as blank slates, ebeveynlerin çocukların deneyimle şekillenmeye açık olduğu yönündeki eski görüşünü anlatır. Çocukların zekâsız olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir kurs, yeni başlayanların önceden hiçbir bilgisi olmadığını varsayıyor. Hangi açıklama uygundur?
- blank slates — önceden bilgi olmadığı varsayılır
- a clean slate — önceki hatalar bağışlanır
- blank slates — yeni başlayanlar zekâsızdır
Cevabı göster
blank slates — önceden bilgi olmadığı varsayılır
founts of wisdom kaynak benzetmesi
founts of wisdom ifadesinde fount, bir şeyin akıp çıktığı kaynak anlamına gelir. Çocuklara founts of wisdom denmesi bir benzetmedir: Ebeveynler artık onları boş ya da kötü varlıklar olarak değil, doğal biçimde bilgelik üreten varlıklar olarak görür. founts sözcüğünün çoğul olması children ile uyum sağlar. Başka bağlamlarda da kullanılabilen fount of + soyut isim kalıbı, bir şeyin zengin kaynağını anlatan resmî ve övgü dolu bir ifadedir.
Alıştırma
Hangi cümlede fount örnektekiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?
- Her grandfather was a fount of practical knowledge.
- Her grandfather chose a new font for the report.
- Her grandfather drank from a fountain in the park.
Cevabı göster
Her grandfather was a fount of practical knowledge.
Rousseau became the inventor of child-centered education. Kelime
4:58Rousseau, çocuk merkezli eğitimin mucidi oldu.
child-centered education ifadesindeki X-centered kalıbı
Child-centered, çocukların ihtiyaçları, ilgi alanları ve gelişimleri etrafında düzenlenmiş bir yaklaşımı anlatır. child-centered education ifadesinde child ana odağı belirtir ve birleşik sıfatın tamamı education sözcüğünü niteler. Başka bağlamlarda kullanılabilen X-centered kalıbı, learner-centered veya patient-centered örneklerinde olduğu gibi X'i ana odak yapmak anlamına gelir. Burada centered fiziksel bir konumu değil, öncelikleri ve düzenleme biçimini anlatır.
Alıştırma
learner sözcüğünü child-centered ifadesindeki -centered kalıbıyla birleştirerek cümleyi tamamlayın: The workshop uses a ____ approach.
Cevabı göster
learner-centered
He was also a great proponent of breastfeeding,
5:01Aynı zamanda anne sütüyle beslenmenin büyük bir savunucusuydu,
deign to: resmî ve tepeden bakan bir isteklilik
Bu alıntıda deign to nurse, “emzirmeyi yapmaya değer bulmak” anlamındadır. Deign fiili, eylemi annelerin kendi statülerinin altında görebilecekleri bir şey gibi sunar. deign to + fiilin yalın hâli son derece resmîdir ve çoğu zaman eski moda duyulur. Yalnızca tarafsız bir karar veya kabulü değil, konuşanın eleştirisini ya da ironisini de aktarabilir.
Alıştırma
“The celebrity finally deigned to answer one question” cümlesindeki deign to ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?
- Her soruyu cevaplamaya önceden karar verdi.
- Başka birinden cevap vermesini nazikçe istedi.
- Cevap verdi ama cevap vermek kendi statüsünün altındaymış gibi davrandı.
Cevabı göster
Cevap verdi ama cevap vermek kendi statüsünün altındaymış gibi davrandı.
a bit of hyperbole: abartıyı nazikçe belirtmek
Bu cümlede a bit of hyperbole, önceki iddianın retorik etki amacıyla bilinçli biçimde bir ölçüde abartıldığını belirtir. Hyperbole bir düşünceyi kelimesi kelimesine gerçeklikten daha büyük veya güçlü gösterir; otomatik olarak yalan anlamına gelmez. a bit of ifadesi değerlendirmeyi yumuşatır. Konuşan, sözü doğrudan aşırı veya yanlış diye nitelemek yerine ölçülü ve daha az çatışmacı bir değerlendirme yapar.
Alıştırma
“That promise was a bit of hyperbole” ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Söz ölçülüydü ve gerçeği olduğundan küçük gösteriyordu.
- Sözde bilinçli bir miktar abartı vardı ve eleştirinin tonu yumuşatılmıştır.
- Sözün kasıtlı bir yalan olduğu kanıtlanmış ve doğrudan, sert bir suçlama yapılmıştır.
Cevabı göster
Sözde bilinçli bir miktar abartı vardı ve eleştirinin tonu yumuşatılmıştır.
spurred a wave of + isim
Bu cümlede spurred, “teşvik etti veya harekete geçirdi” anlamındadır; a wave of breastfeeding ise çok sayıda insanın bu uygulamayı benimseyerek gözle görülür bir artış oluşturmasını anlatır. İfade, toplumsal bir davranışın yayılmasını yükselen bir dalgaya benzetir; gerçek bir mahmuzdan veya sudan söz edilmez. Başka durumlarda da kullanılabilen spur/spurred a wave of + isim kalıbı, “bir şeyin hızlı ve yaygın biçimde artmasına ya da peş peşe gerçekleşmesine yol açmak” demektir. of sonrasındaki isim genellikle tekrarlanan eylemleri, tepkileri, ilgiyi veya değişimi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi hedef kalıpla tamamlayın. Bir olayın çok sayıda benzer eylemi tetiklediğini göstermek için spur fiilini geçmiş zamanda kullanın: "The documentary ____ community cleanups across the city."
Cevabı göster
spurred a wave of
the new vogue for breastfeeding.
5:25bu yeni modasını resmetmek ve onurlandırmak için acele ettiler.
Because Rousseau so closely valued human beings in their original state,
5:27Rousseau insanlara orijinal halleriyle o kadar değer veriyordu ki,
Rousseau also constantly celebrated intense feelings
5:33büyük kahramanlıklar veya sosyal etkinlikler yerine
rather than great deeds or social events.
5:36yoğun duyguları sürekli olarak yücelttiği sonucu ortaya çıktı.
it followed that + sonuç
Burada it followed that, sonraki ifadenin önceki öncülden çıkarılan mantıksal bir sonuç olarak sunulduğunu okuyucuya bildirir. Savı “öncül → sonuç” biçiminde düzenler; follow fiziksel olarak birinin arkasından gitmek değil, “mantıksal olarak sonuçlanmak” anlamındadır. Yapı it followed that + yan cümle biçimindedir. Biçimsel özne it akıl yürütme ilişkisine işaret ederken, that ile başlayan yan cümle sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi geçmişteki mantıksal bir sonucu başlatan tam üç sözcüklük resmî bağlantıyla tamamlayın: "The team had agreed that safety came first; ____ the damaged bridge would remain closed."
Cevabı göster
it followed that
and her boring but socially sanctioned aristocratic match. Kelime
5:49heyecanını ve ızdırabını resmetti.
caught in a love triangle: aşk üçgenine sıkışmak
Caught in a love triangle, üç kişinin duygularının veya ilişkilerinin çatıştığı romantik bir duruma karışmış olmak demektir. Bu cümlede kadın, iki olası eş arasında kalmıştır. Caught in, durumdan çıkmanın veya durumu çözmenin zor olduğunu gösterir; fiziksel olarak yakalanmak anlamına gelmez. Love triangle, ilişkilerle ilgili bir mecazdır; geometrik bir üçgen değildir.
Alıştırma
Cümleyi, birinin üç kişi arasındaki romantik çatışmaya karıştığını belirten hedef ifadeyle tamamlayın: After dating Sam and developing feelings for Riley, Alex realized he was ____.
Cevabı göster
caught in a love triangle
socially sanctioned: toplum tarafından onaylanmış
Bu cümlede socially sanctioned, dönemin toplumsal kuralları tarafından kabul edilmiş veya onaylanmış demektir. Socially, aristokrat eş adayını uygun gören tarafın mutlaka kadının kendisi değil, toplum olduğunu gösterir. Sanction hem onay hem de ceza anlamına gelebilir. Burada match sözcüğü ve kadının tercih ettiği özel öğretmenle kurulan karşıtlık, onay anlamını açık hâle getirir; ifade aristokratın cezalandırıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
"Their marriage was socially sanctioned but personally unhappy," cümlesinde socially sanctioned ne anlama gelir?
- Çevrelerindeki toplum tarafından kabul edilmiş
- Herkesten gizli tutulmuş
- Toplum tarafından resmî bir yaptırımla cezalandırılmış
Cevabı göster
Çevrelerindeki toplum tarafından kabul edilmiş
Rousseau's contemporaries might have seen Julie as unwise
5:53Rousseau'nun çağdaşları Julie'yi akılsız
a passing fancy: geçici bir heves veya tutku
A passing fancy, kısa bir süre güçlü görünen ancak kalıcı olması beklenmeyen bir ilgi, arzu veya romantik duygudur. Burada fancy hoşlanma ya da çekim, passing ise geçici olma anlamındadır. Cümlede Rousseau'nun çağdaşları Julie'nin duygularını ciddi olmayan ve kısa sürecek bir heves olarak küçümsemiş olabilir. Bu ifade, duygunun gerçekte ne kadar süreceğine dair nesnel bir olgudan çok gözlemcinin kuşkucu yargısını aktarır.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste kısa süreli bir heves anlamında kullanılan ifadeyle tamamlayın: Her sudden interest in sailing was dismissed as ____, something she would soon forget.
Cevabı göster
a passing fancy
painted her love in a higher light: aşkını daha yüce biçimde sunmak
Paint something in a particular light yapısı, bir şeyi insanların onu seçilmiş bir bakış açısından göreceği biçimde anlatmak veya sunmak demektir. Paint ve light mecazidir; konuşan kişi resim yapmıyor, bir izlenim oluşturuyordur. Burada in a higher light, bir şeyi daha yüce, ciddi veya değerli göstermek anlamına gelir. Rousseau, Julie'nin aşkını başkalarının görebileceği bir a passing fancy olarak değil, yüceltilmiş bir duygu olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi paint + nesne + in + ... light yapısını kullanarak tamamlayın: Last night's documentary ____ the disputed decision ____ a more favorable light.
Cevabı göster
painted · in
or what one might unkindly call self-absorbed. Ton ve niyet
6:09ya da bazılarının kaba bir tabirle bencil diyebileceği bir tutum sergiledi.
what one might unkindly call: sert bir etiketi yumuşatmak
Burada what one might unkindly call daha olumsuz bir etiketi, yani self-absorbed ifadesini tanıtır. might bu etiketi kesin bir hükümden çok olası bir tanım gibi gösterirken unkindly bu tanımın sert olabileceğini kabul eder. Bu kalıp mesafe yaratır ancak eleştiriyi geri çekmez. Konuşan kişi, sözlerinin sertliğinin farkında olduğunu gösterirken sivri veya hafif alaycı bir yargı bildirebilir.
Alıştırma
“The design is bold—or what one might unkindly call chaotic,” cümlesinde vurgulanan kalıp ne yapar?
- Eleştiriyi tamamen geri çeker ve tasarımı över.
- Daha sert bir etiket sunarken bu etiketin haksız veya kaba olabileceğini kabul eder.
- Konuşan kişinin chaotic sözcüğünün anlamını bilmediğini gösterir.
Cevabı göster
Daha sert bir etiket sunarken bu etiketin haksız veya kaba olabileceğini kabul eder.
the surprising feeling of tenderness for his ex's new partner,
6:21eski sevgilisinin yeni eşine duyduğu şaşırtıcı şefkat hissini
what living is like on the inside: yaşamanın içsel deneyimi
what living is like yapısı living sözcüğünün tanımını değil, hayatta olmanın nasıl hissedildiğini sorar. on the inside düşünceler, duygular, duyumlar ve kişiye özel farkındalık için mekânsal bir benzetme kullanır. İfade bir bütün olarak, başkalarının dışarıdan gözlemleyebildiği şeylerin aksine, hayatın kişi tarafından hissedilen öznel deneyimini anlatır.
Alıştırma
“The novel shows what loneliness is like on the inside,” cümlesinde on the inside ne anlama gelir?
- Yalnızlığın içerdiği kişiye özel düşünce ve duygular.
- Kitabın fiziksel iç kısmı.
- Bir binanın içindeki yer.
Cevabı göster
Yalnızlığın içerdiği kişiye özel düşünce ve duygular.
"I have conceived of a new genre of service to render to man,"
6:34"İnsana sunulacak yeni bir hizmet türü tasarladım,"
in order for them to learn to know themselves." Dilbilgisi
6:41onlara aralarından birinin sadık imajını sunmak."
in order for them to: amaç eyleminin öznesini belirtmek
in order for them to learn... ifadesinde for them, to learn mastarının mantıksal öznesidir: öğrenenler konuşan kişi ya da görüntüyü sunan kişi değil, onlardır. İfadenin tamamı görüntünün sunulma amacını belirtir. Amaç eylemini gerçekleştirmesi beklenen kişi ana cümlenin öznesinden farklıysa in order for + isim/zamir + to + fiil kullanılır. Özne aynıysa genellikle in order to + fiil yeterlidir.
Alıştırma
Cümleyi hedef in order for ... to yapısıyla tamamlayın: The coach slowed the demonstration ____ the beginners ____ follow each step.
Cevabı göster
in order for · to
beyond the grave: ölümden sonra süren etki
Beyond the grave, özellikle bir kişinin düşüncelerinin, sesinin, eserlerinin veya etkisinin sürüyor gibi göründüğü durumlarda “ölümden sonra” anlamına gelir. From ile kullanıldığında, bir şeyin ölen kişiden gelerek yaşayanlara ulaştığı izlenimini verebilir. Buradaki kişi Fransız Devrimi'nden önce ölmüştü, ancak düşünceleri daha sonra onu Devrim'in destekçileri gözünde bir kahraman yaptı. İfade, onun Devrim'e bizzat katıldığını değil, ölümünden sonraki etkisini anlatır.
Alıştırma
"Her unpublished letters let her speak from beyond the grave," cümlesinde "from beyond the grave" ne anlama gelir?
- İnsanlar öldüğünü düşündükten sonra gizlice yaşamaya devam etti.
- Sesi veya etkisi ölümünden sonra da devam etti.
- Bir mezarlığın yanındaki bir yerden konuşuyordu.
Cevabı göster
Sesi veya etkisi ölümünden sonra da devam etti.
Rousseau can be considered as one of the founding figures
6:58Rousseau, günümüzde Romantik Akım olarak bildiğimiz şeyin,
what we now know as: geçmişten söz ederken günümüzdeki adı kullanmak
Bu cümlede what we now know as the Romantic Movement, günümüzde Romantik Hareket dediğimiz tarihsel gelişimi ifade eder. now sözcüğü, günümüz konuşurlarının ve tarihçilerinin bakış açısını gösterir. Bu kalıp, o dönemde aynı kesin ada veya sabit sınırlara sahip olmayabilecek bir şey için daha sonra yaygınlaşmış bir etiketi kullanmayı sağlar. Rousseau'nun bu etiketi bizzat kullandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Daha eski bir gelişmenin günümüzdeki adını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: These early studies led to ____ cognitive science.
Cevabı göster
what we now know as
Romantic Movement: romantik aşk değil, kültürel bir hareket
Buradaki Romantic Movement, Avrupa'da 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başları civarında gelişen geniş kapsamlı kültürel ve düşünsel bir harekettir. Duyguya, hayal gücüne, doğaya ve bireysel deneyime önem vermiş, kısmen yalnızca akla aşırı güvenilmesine tepki olarak gelişmiştir. Büyük harfle yazılan Romantic, bunun tarihsel bir ad olduğunu gösterir; yalnızca aşkla ilgili anlamına gelmez. Movement da Rousseau'nun katıldığı resmî bir kulüp demek değildir. Onu kurucu isim olarak adlandırmak, fikirlerinin hareketin ortaya çıkmasına zemin hazırladığı anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede Romantic Movement neyi ifade ediyor?
- Romantik ilişki arayan kişiler için resmî bir kulüp
- Duyguya, hayal gücüne, doğaya ve bireysel deneyime önem veren tarihsel bir kültür ve düşünce hareketi
- Ana konusu romantik aşk olan herhangi bir hikâye
Cevabı göster
Duyguya, hayal gücüne, doğaya ve bireysel deneyime önem veren tarihsel bir kültür ve düşünce hareketi
an ideology responsible for valuing the primitive over the civilized, Dilbilgisi
7:03çocuğu yetişkine,
the passionate lover over the calmly loyal spouse.
7:10kurucu figürlerinden biri olarak kabul edilebilir.
valuing the primitive over the civilized: value A over B kalıbı
Bu cümlede valuing the primitive over the civilized, ilkel olanı uygar olandan daha önemli, takdire değer veya değerli görmek anlamına gelir. Over burada mekânsal bir konumu değil, tercihi ya da sıralamayı belirtir. value A over B kalıbı A'yı B'den daha üst bir konuma yerleştirir. Bu kalıbın yeni çiftlerle tekrarlanması paralel bir liste oluşturur ve konuşmacının bu ideolojinin önceliklerine ilişkin betimlemesini güçlendirir.
Alıştırma
value, safety ve over sözcüklerini kullanarak value A over B kalıbını tamamlayın: During a rescue, we ____ speed.
Cevabı göster
value safety over
continues to be profoundly romantic in its heart.
7:19kalbinde derinden romantik olmaya devam ediyor.
despite its addiction to status, machinery, and capitalist values: despite + isim öbeği
Vurgulanan ifade bir ödünleme arka planı sunar. Modern dünyanın statüye, makinelere ve kapitalist değerlere bağlılığı onun romantik olmayacağı beklentisini yaratır; ancak ana cümle bunun tersinin hâlâ geçerli olduğunu söyler. Burada despite sözcüğünün ardından its addiction to status, machinery, and capitalist values isim öbeği gelir. despite + isim öbeği yapısı, ana iddiayla çelişen arka planı iddiadan önce kısa biçimde sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?
- Despite the heavy traffic, we arrived on time.
- Despite was the heavy traffic, we arrived on time.
- Despite the traffic was heavy, we arrived on time.
Cevabı göster
Despite the heavy traffic, we arrived on time.
eleştirel bir mecaz olarak addiction to status
“Addiction to status”, daha yüksek bir toplumsal konum, prestij veya takdir elde etmeye yönelik yoğun ve kontrol edilmesi zor bir arzunun mecazi ifadesidir. Buradaki “status”, bir kişinin toplumdaki yerini ve önemini anlatır; çevrimiçi durumu veya bir görevin durumunu anlatmaz. “Addiction” sözcüğü olumsuz bir yargı ekler: statü arayışı aşırı ve modern yaşamı sürekli yönlendiren bir güç olarak sunulur. Bu bir toplumsal eleştiridir, klinik tanı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede “addiction to status” ne anlatıyor?
- Bir kişinin çevrimiçi etkinliğine dayanan tıbbi tanı
- Toplumsal konumun güçlü biçimde ve olumsuz değerlendirilen şekilde peşinden koşulması
- Makinelerin ilerlemesini kontrol etmeye yönelik pratik ihtiyaç
Cevabı göster
Toplumsal konumun güçlü biçimde ve olumsuz değerlendirilen şekilde peşinden koşulması
It's astonishing that so much of what we take to be Dilbilgisi
7:23Şaşırtıcıdır ki, sağduyu ya da sadece doğal kabul ettiğimiz
but always highly intriguing and provocative thinker.
7:31ama daima son derece ilgi çekici ve kışkırtıcı bir düşünürün eseridir.
what we take to be: varsayılan kimlik veya nitelik
take X to be Y kalıbında take, “taşımak” değil, “X’i Y olarak görmek, X’in Y olduğuna inanmak veya bunu varsaymak” anlamındadır. X hakkında yargıda bulunulan şeydir; Y ise X’e atfedilen kimlik veya niteliktir. “what we take to be commonsense or just natural” ifadesinde what, X konumunu doldurur ve “... olan şeyler” anlamına gelir. Tüm yan cümle, insanların genellikle sağduyuya uygun veya doğal diye sınıflandırdığı şeyleri anlatırken bu sınıflandırmanın yanlış olabileceği ihtimalini açık bırakır.
Alıştırma
“the things people regard as” ifadesini what + subject + take to be kalıbıyla yeniden yazarak cümleyi tamamlayın: Researchers often question ____ common sense.
Cevabı göster
what people take to be
can directly be traced back to: bir kökeni belirlemek
Can be traced back to, bir şeyin kökeninin daha eski bir kaynakta belirlenebildiğini anlatan edilgen bir yapıdır. Burada, sağduyu gibi görünen modern fikirlerin bir düşünürün eserlerinde açık bir kaynağı olduğu söyleniyor. Directly bağlantıyı güçlendirir: bu fikirler uzun ya da belirsiz bir etki zinciri olmadan doğrudan o kaynaktan gelmiş gibi sunulur. to sonrasında kişi, metin, olay, yer veya dönem gibi kökeni gösteren öğe gelir.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Historical records show the origin clearly. The ceremony ____ a spring festival held 300 years ago.
Cevabı göster
can be traced back to
not always ... but always ...: dengeli bir değerlendirme
not always A but always B kalıbı dengeli bir değerlendirme sunar. not always wise sınırlı bir eleştiridir: düşünürün her durumda bilgece davranmadığı anlamına gelir, hiçbir zaman bilge olmadığı anlamına değil. but dinleyicinin dikkatini daha güçlü olan son değerlendirmeye yöneltir. always sözcüğünü tekrarlayan cümle, intriguing ve provocative özelliklerinin sürekliliğini vurgular: kusurları ne olursa olsun, fikirleri daima ilgi çeker ve insanları düşünmeye zorlar. Burada provocative yalnızca saldırgan değil, düşündüren veya tartışma yaratan anlamındadır.
Alıştırma
Bu cümleye en uygun yorum hangisidir? The reviewer called the book not always clear but always thought-provoking.
- Kitap bazen anlaşılır değildir ama okurları sürekli düşünmeye yöneltir.
- Kitap daima anlaşılırdır ama nadiren ilgi çekicidir.
- Kitap hiçbir zaman anlaşılır değildir ve okurlara yalnızca ara sıra fikir verir.
Cevabı göster
Kitap bazen anlaşılır değildir ama okurları sürekli düşünmeye yöneltir.