SİYASET TEORİSİ – Jean-Jacques Rousseau: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.207 kelime 169 kel/dk

Video özeti: Rousseau ilerleme inancına karşı çıkar; doğa durumu, amour-propre, eğitim, duygu ve Romantizm arasındaki bağı ele alır. Başlıca İngilizce noktaları: 1. a far cry from (Deyimler ve Mecazlı İfadeler): İki yer, deneyim ya da gerçeklik arasındaki büyük farkı vurgular; uzaktan gelen çığlık değildir. 2. what it would have been like (Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları): Gözlemlenmemiş veya varsayımsal geçmişi kurmak için what...like ile would have been kullanır. 3. can directly be traced back to (Kalıplaşmış Öbekler ve Eşdizimler): Güncel düşünceyi tarihsel kaynağına resmî biçimde bağlayarak köken veya etkiyi açıklar.

Bu derste

Modern life is deeply attracted to the idea of progress. Kalıp ifadeler

0:08

Modern yaşam, ilerleme fikrine derinden ilgi duymaktadır.

Kalıp ifadeler

be attracted to the idea of + isim veya -ing biçimi

Burada be attracted to the idea of, belirli bir olasılığı veya düşünceyi çekici bulmak demektir. Modern life, toplum çekim hissedebiliyormuş gibi kişileştirilmiştir. Yapı be attracted to + isim öbeği şeklindedir. Bu ifadede to, the idea önünde kullanılan bir edattır; of ise fikrin içeriğini tanıtır: be attracted to the idea of + isim veya -ing biçimi.

Alıştırma

Olasılığın çekici geldiğini belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After years in a crowded city, Maya was ____ moving to a quiet village.

Cevabı göster

attracted to the idea of

In the 18th century,

0:13

18. yüzyılda,

as European societies became ever richer and more technological,

0:14

Avrupa toplumları giderek daha zengin ve teknolojik hale geldikçe,

the conventional view was that mankind was firmly set on a positive trajectory Deyimler

0:17

insanlığın yabanillikten ve cehaletten

from savagery and ignorance towards prosperity and civilization.

0:22

refaha ve medeniyete doğru sağlam ve olumlu bir yolda olduğu şeklindeki genel görüş hakimdi.

Deyimler

firmly set on a positive trajectory: olumlu bir gidişata sağlam biçimde oturmuş

Burada firmly set on a positive trajectory, insanlığın gelişimini sanki önceden yukarı doğru giden bir yola yerleştirilmiş gibi anlatır. Trajectory mecazidir: hareket eden bir nesnenin fiziksel rotasını değil, uzun vadeli bir yönü veya değişim biçimini ifade eder. Firmly set, bu yönün yerleşmiş ve değişmesi zor görüldüğünü belirtir. Dolayısıyla ifade, daha kötü koşullardan daha iyi koşullara doğru istikrarlı ilerlemeye yönelik güçlü bir güven aktarır.

Alıştırma

“The recovery is firmly set on a positive trajectory” cümlesindeki hedef ifade ne anlama gelir?

  1. Toparlanma nihai başarılı sonucuna çoktan ulaştı.
  2. Toparlanma bir nesnenin fiziksel uçuş rotasını izliyor.
  3. Toparlanmanın uzun vadeli iyileşmeye doğru sağlam biçimde yöneldiği görülüyor.
Cevabı göster

Toparlanmanın uzun vadeli iyileşmeye doğru sağlam biçimde yöneldiği görülüyor.

But there was at least one 18th century philosopher who violently disagreed

0:27

Fakat bu görüşe şiddetle karşı çıkan en az bir 18. yüzyıl filozofu vardı

and who continues to have very provocative things to say to our own era.

0:32

ve o, kendi çağımıza bile son derece kışkırtıcı şeyler söylemeye devam ediyor.

Jean-Jacques Rousseau was born to an educated watchmaker in Geneva in 1712.

0:36

Jean-Jacques Rousseau, 1712 yılında Cenevre'de eğitimli bir saat yapıcısının oğlu olarak dünyaya geldi.

When he was 10,

0:41

O 10 yaşındayken,

his father got into a legal dispute Kalıp ifadeler

0:42

babası hukuki bir anlaşmazlığa düştü

and the family was forced to flee Geneva. Dilbilgisi

0:44

ve aile Cenevre'den kaçmak zorunda kaldı.

Kalıp ifadeler

got into a legal dispute: hukuki bir anlaşmazlığa karışmak

Burada got into, fiziksel olarak bir yere girmek değil, bir duruma karışmak veya o durumun içinde kalmak anlamına gelir. A legal dispute, hukuki haklar, talepler veya yasal işlemlerle ilgili bir anlaşmazlıktır. get into + zor bir durum kalıbı, durumun zamanla geliştiğini ve sorun yarattığını anlatır. Geçmiş zaman biçimi got into, babanın bu anlaşmazlığa karıştığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi get into a legal dispute ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the business partners disagreed over the contract, they ____.

Cevabı göster

got into a legal dispute

Dilbilgisi

was forced to flee Geneva: Cenevre'den kaçmak zorunda kalmak

Edilgen was forced to + fiilin yalın hâli yapısı, dış baskının veya koşulların aileye gerçek bir seçenek bırakmadığını anlatır. Forced ifadesini to flee izlediği için flee yalın hâlde kalır. Flee, tehlikeden veya ciddi bir sorundan kurtulmak için hızla ayrılmak demektir. Ayrılınan yeri doğrudan nesne olarak alabilir; bu nedenle flee Geneva, from olmadan da tamamlanmış bir yapıdır.

Alıştırma

Cümleyi was forced to flee ile tamamlayın: When the wildfire reached the valley, the family ____ their home.

Cevabı göster

was forced to flee

From that point on, Anlatım akışı

0:46

O andan itibaren,

Rousseau's life was marked by deep instability and isolation. Kalıp ifadeler

0:47

Rousseau'nun hayatı derin bir istikrarsızlık ve izolasyonla şekillendi.

Anlatım akışı

From that point on: devam eden etkileri olan bir dönüm noktası

From that point on bir zaman sınırı koyar ve “o andan başlayarak sonrasında da devam eden” anlamına gelir. Burada hukuki sorun ve ailenin ayrılması dönüm noktasını oluşturur; istikrarsızlık ve yalnızlık yalnızca bir sonraki olayı değil, Rousseau'nun yaşamının sonraki bölümünü tanımlar. Cümlenin başında kullanıldığında önceki bir olayı kalıcı bir sonuca bağlar ve bir biyografiyi ya da hikâyeyi açık bir “önce” ve “sonra” şeklinde düzenlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümle, belirli bir dönüm noktasından sonra yeni bir durumun devam ettiğini anlatır?

  1. At that point, Maya checked the schedule once.
  2. From that point on, Maya checked the schedule every morning.
  3. After that, Maya received a message.
Cevabı göster

From that point on, Maya checked the schedule every morning.

Kalıp ifadeler

was marked by: belirleyici bir özelliği sunmak

was marked by içindeki marked mecazi anlamdadır. Edilgen be marked by + isim öbeği yapısı, “o niteliği veya deneyimi dikkat çekici ya da belirleyici bir özellik olarak taşımak” anlamına gelir. Burada derin istikrarsızlık ve yalnızlık, Rousseau'nun sonraki yaşam döneminin başlıca özellikleri olarak sunulur. Bu yapı, biyografi, tarih ve analitik yazılarda bir dönemi en önemli özellikleriyle özetlemeyi sağlar; ancak bu özelliklerin yaşanan her şeye neden olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir dönemin belirgin özelliğini anlatmak için was marked by ifadesini doğru kullanır?

  1. The season was marked with frequent storms.
  2. The season was caused by frequent storms.
  3. The season was marked by frequent storms.
Cevabı göster

The season was marked by frequent storms.

As a young man,

0:51

Genç bir adam olarak

Rousseau went to Paris

0:52

Rousseau Paris'e gitti

and there was exposed to the opulence and luxury Kalıp ifadeler

0:53

ve orada eski rejim (ancien régime) Paris'inde sıradan olan

that was the order of the day in ancien régime Paris. Notlar

0:56

şatafat ve lüksle tanıştı.

Kalıp ifadeler

be exposed to: bir şeyle karşılaşmak ve etkilenmek

Be exposed to, bir şeyle karşılaşmak veya onu deneyimlemek ve çoğu zaman ondan etkilenme olasılığına sahip olmak demektir. Burada Rousseau, Paris yaşamının ihtişamı ve lüksüyle karşılaşmıştır; ifade bu temasın fiziksel olarak tehlikeli olduğunu söylemez. Kalıp be + exposed + to + isim veya -ing biçimidir. Temasa neden olan kişiyi ya da şeyi belirtmek için etken yapıda expose someone to kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “temas etti” anlamındaki edilgen ifadeyle tamamlayın: During the exchange program, Maya ____ several new teaching methods.

Cevabı göster

was exposed to

Deyimler

the order of the day: dönemin baskın uygulaması

The order of the day, belirli bir dönemde yaygın, baskın veya normal kabul edilen uygulama, tutum ya da durumu anlatan bir deyimdir. Bu cümlede ihtişam ve lüks, Eski Rejim Paris'inin toplumsal yaşamını nitelendiriyordu. Deyim, bugün verilmiş bir emir veya bugünkü programdaki maddelerin listesi anlamına gelmez. O dönemi tanımlayan özelliği anlatmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “alışılmış veya baskın uygulama” anlamına gelen beş sözcüklü deyimle tamamlayın: In the company's early years, rapid experimentation was ____.

Cevabı göster

the order of the day

Kültür

ancien régime Paris: Devrim öncesi düzen altındaki Paris

Ancien Régime, 1789 Fransız Devrimi’nden önceki Fransız monarşisinin ve daha geniş toplumsal düzenin yerleşik tarihsel adıdır. ancien régime Paris ifadesinde bu terim Paris’i niteler ve devrim öncesi düzen altındaki Paris anlamına gelir. Şehrin ihtişamını ve lüksünü bu toplumsal bağlama yerleştirir; bir semtin adı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede "ancien régime Paris" ne anlama geliyor?

  1. Lüks mağazalarıyla tanınan bir Paris semti
  2. Yeni seçilmiş modern bir hükümetin yönetimindeki Paris
  3. Fransız Devrimi’nden önceki Fransız toplumsal ve siyasal düzeni altındaki Paris
Cevabı göster

Fransız Devrimi’nden önceki Fransız toplumsal ve siyasal düzeni altındaki Paris

It was a far cry from his birthplace of Geneva, Deyimler

0:59

Bu, onun doğum yeri olan Cenevre'den çok farklıydı;

a city that was sober and deeply opposed to luxury goods.

1:01

Cenevre sade ve lüks mallara derinden karşı olan bir şehirdi.

Deyimler

a far cry from: belirgin bir farklılık

A far cry from, “-den çok farklı” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Yaygın yapı X is/was a far cry from Y biçimindedir ve a tanımlığı ifadenin bir parçası olarak korunur. Burada Paris’in lüksü ile Cenevre’nin ölçülü değerleri arasında güçlü bir karşıtlık kurar. Uzak bir çığlığı veya yalnızca fiziksel mesafeyi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “-den çok farklı” anlamındaki dört sözcüklü deyimle tamamlayın: The calm village was ____ the noisy capital.

Cevabı göster

a far cry from

Then one day in 1749,

1:05

Sonra 1749'da bir gün,

he read a copy of a newspaper,

1:06

Mercure de France adlı

the Mercure de France,

1:08

bir gazetenin kopyasını okudu,

that contained an advert for an essay

1:09

gazetede, sanat ve bilim alanındaki son gelişmelerin

on the subject of whether recent advances in the arts and sciences

1:11

ahlakın arındırılması denilen şeye katkıda bulunup bulunmadığı konusu üzerine

had contributed to what was called the purification of morals.

1:15

bir deneme yarışması ilanı vardı.

In other words, Anlatım akışı

1:19

Başka bir deyişle,

was the world getting better?

1:20

dünya daha iyi bir yer haline mi geliyordu?

Anlatım akışı

In other words: düşünceyi daha açık biçimde yeniden ifade etme

“In other words”, sonraki sorunun aynı temel meseleyi daha basit ve doğrudan bir biçimde ifade ettiğini gösterir. Burada “was the world getting better?”, sanat ve bilimdeki ilerlemenin ahlakı geliştirip geliştirmediğine ilişkin önceki soruyu özetler. Bu ifade kanıt eklemek yerine bilgiyi düzenler: önce daha karmaşık düşünce gelir, ardından dinleyicinin ana noktayı görmesini sağlayan bir yeniden ifade yer alır.

Alıştırma

Örnekte “In other words” neyi gösteriyor?

  1. Yeni ve ayrı bir neden ekler.
  2. Konuşmacının konuyu değiştirdiğini gösterir.
  3. Aynı düşüncenin daha açık bir biçimde yeniden ifade edildiğini gösterir.
Cevabı göster

Aynı düşüncenin daha açık bir biçimde yeniden ifade edildiğini gösterir.

Rousseau experienced something of an epiphany. Kalıp ifadeler

1:23

Rousseau bir tür aydınlanma yaşadı.

Kalıp ifadeler

something of an epiphany: ölçülü bir tanımlama

“Something of a/an + noun”, bir kişinin, şeyin veya deneyimin belirli bir ölçüde sonraki isimle tanımlanabileceğini, ancak bu tanımın tamamen kesin olmadığını gösterir. Bu nedenle “something of an epiphany”, ani ve önemli bir kavrayış denebilecek kadar ona benzeyen bir deneyimi anlatır, fakat ifade temkinli kalır. Tanımlık, ardından gelen isme göre seçilir: “something of a surprise”, ancak “something of an epiphany” denir. Burada “epiphany”, Hristiyanlıktaki Epifani yortusunu değil, ani ve önemli bir kavrayışı ifade eder.

Alıştırma

Tanımı daha ölçülü yapmak için “something of a/an + noun” yapısını kullanın. Cümleyi tamamlayın: The unexpected praise came as ____ surprise to her.

Cevabı göster

something of a

It struck him that civilization and progress had not in fact improved people. Dilbilgisi

1:25

Medeniyetin ve ilerlemenin insanları aslında geliştirmediği düşüncesi onu derinden etkiledi.

Dilbilgisi

It struck him that: ani bir fark ediş

It struck him that, aniden ya da güçlü biçimde ortaya çıkan bir farkındalığı anlatır. Buradaki it biçimsel öznedir; herhangi bir kişiye veya nesneye gönderme yapmaz. Struck da “vurdu” anlamına gelmez. It struck + kişi + that tümceciği kalıbı, kimin neyi fark ettiğini gösterir. Yalnızca kişinin bir şey düşündüğünü söylemeye göre düşüncedeki değişime daha fazla etki katar.

Alıştırma

Strike fiilini geçmiş zamanda kullanarak It struck + kişi + that kalıbını tamamlayın: As Nina reached the station, ____ she had left her ticket at home.

Cevabı göster

it struck her that

Instead,

1:30

Aksine,

they had exacted a terrible,

1:31

bir zamanlar iyi olan insanların ahlakı üzerinde

destructive influence on the morality of human beings

1:32

korkunç ve

who had once been good.

1:36

yıkıcı bir etki bırakmışlardı.

Rousseau took this insight

1:37

Rousseau bu içgörüyü aldı

and turned it into the central thesis Öbek fiiller

1:39

ve onu ünlü eseri

of what became his celebrated Discourse on the Arts and Sciences.

1:41

Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev'in merkezi tezine dönüştürdü.

Öbek fiiller

turned it into: bir şeyi yeni bir sonuca dönüştürmek

Turned it into, turn + nesne + into + sonuç kalıbını izler. Birinin bir şeyi değiştirerek veya geliştirerek başka bir şey hâline getirdiğini belirtir. Bu cümlede it, insight sözcüğüne gönderme yapar; into sonrasındaki sonuç ise central thesis ifadesidir. Değişim fiziksel değil düşünsel bir değişimdir: Rousseau bir fikri, bir eserin ana iddiasına dönüştürmüştür.

Alıştırma

Turn fiilini geçmiş zamanda, it ve doğru edatla kullanın: The shed was empty, so they ____ a music room.

Cevabı göster

turned it into

His argument was simple.

1:45

Argümanı basitti.

Individuals had once been good and happy,

1:46

Bireyler bir zamanlar iyi ve mutluydu,

but as people had emerged from their pre-social state and joined society,

1:49

ancak insanlar sosyal öncesi durumlarından çıkıp topluma katıldıkça

they had become plagued by vice and sin. Deyimler

1:53

ahlaksızlık ve günahlarla boğuşur hale gelmişlerdi.

Deyimler

plagued by vice and sin: kalıcı ahlaki zarar

Be plagued by, uzun süren ya da tekrar tekrar ortaya çıkan ciddi bir sorundan zarar görmek demektir. Zararı yaygın ve kaçılması güç göstermek için salgın imgesini kullanır, ancak burada gerçek bir salgından söz edilmez. Vice and sin ifadesinde vice, ahlaka aykırı alışkanlık veya davranışları anlatırken sin ahlaki ya da dinî bir yanlışlık fikrini ekler. İfadenin bütünü, toplum yaşamını ahlaki yozlaşmanın tekrar tekrar zarar verdiği bir durum olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “tekrar tekrar sıkıntı çekmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: For years, the apartment building has been ____ leaks and mold.

Cevabı göster

plagued by

In this work

1:56

Bu çalışmasında

and in its twin,

1:57

ve onun ikizi olan

the Discourse on the Origins and Foundations of Inequality,

1:58

İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temelleri Üzerine Söylev'de,

Rousseau went on to sketch Dilbilgisi

2:01

Rousseau doğa durumu olarak adlandırdığı

what it would have been like at the beginning of history, Dilbilgisi

2:03

tarihin başlangıcında işlerin nasıl olabileceğine dair

an idyllic period that he called the state of nature. Kültür

2:05

idyllik (huzurlu ve pastoral) bir dönemi tasvir etmeye devam etti.

Dilbilgisi

went on to sketch: sonraki adıma geçip ana hatlarıyla anlatmak

Go on to + fiilin yalın hâli, önceki bir eylem veya konudan farklı bir sonraki eyleme geçişi gösterir. Went geçmiş zaman biçimidir. Burada Rousseau'nun sürmekte olan tartışmadan yeni bir göreve geçtiğini belirtir. Sketch burada mecaz anlamdadır: resim çizmek değil, kısa bir genel çerçeve sunmak demektir. Bu nedenle went on to sketch, “ardından ana hatlarıyla anlatmaya geçti” anlamına gelir.

Alıştırma

Bir sunucu sorunu tartışmayı bitirip ardından farklı bir sonraki konuyu kısaca ana hatlarıyla anlatıyor. Bu sırayı hangi cümle ifade eder?

  1. The presenter avoided sketching a possible solution.
  2. The presenter went on sketching the problem.
  3. The presenter went on to sketch a possible solution.
Cevabı göster

The presenter went on to sketch a possible solution.

Dilbilgisi

what it would have been like yapısı

İç içe geçmiş soru cümleciği what it would have been like, hayal edilen geçmiş bir durumun nasıl olduğunu anlatır. Buradaki what ... like, “o durumun nasıl olduğu” anlamına gelir; “neyi sevdiği” anlamına gelmez. Would have been, geçmişteki bir duruma varsayımsal olarak bakmak için would + have + been biçimlerini birleştirir. Rousseau, bilinen bir anıyı veya tanık olduğu bir olayı aktarmak yerine doğrudan gözlemleyemeyeceği bir şeyi yeniden kurmaktadır.

Alıştırma

Hangi cümle, doğrudan gözlemlenemeyen geçmiş bir durumu hayal etmek için hedef yapıyı kullanıyor?

  1. The historian described what the harbor would be like after the new terminal opens.
  2. The historian described what the harbor was like in the photograph from 1900.
  3. The historian described what the harbor would have been like before the railway arrived.
Cevabı göster

The historian described what the harbor would have been like before the railway arrived.

Kültür

state of nature: doğa durumu

State of nature, yani “doğa durumu”, örgütlü hükümetten, yasalardan ve toplumsal kurumlardan önceki varsayımsal insanlık durumunu anlatan bir siyaset felsefesi terimidir. Bu yapılar olmadan insanların ve ilişkilerinin nasıl olabileceğini düşünmek için kullanılan bir düşünce modelidir. Bu cümlede Rousseau, hayal edilen tarih başlangıcını bu terimle adlandırır. Terim yalnızca açık havada yaşamayı anlatmaz ve bilimsel olarak doğrulanmış bir tarihsel dönem gibi okunmamalıdır.

Alıştırma

Bir siyaset felsefesi metninde state of nature en olası olarak ne anlama gelir?

  1. Örgütlü hükümet ve toplumsal kurumlardan önceki varsayımsal insanlık durumu
  2. Bir kişinin sakin ve doğal ruh hâli
  3. İnsanların dokunmadığı koruma altındaki vahşi bir alan
Cevabı göster

Örgütlü hükümet ve toplumsal kurumlardan önceki varsayımsal insanlık durumu

A long time ago,

2:09

Uzun zaman önce,

when men and women lived in forests

2:10

erkekler ve kadınlar ormanlarda yaşarken

and had never entered a shop or read a newspaper,

2:12

ve hiç bir dükkana girmemiş ya da bir gazete okumamışken,

the philosopher pictured people more easily understanding their own minds

2:14

filozof, insanların kendi zihinlerini daha kolay anladığını

and so being drawn towards essential features of a satisfied life,

2:18

ve böylece tatmin edici bir yaşamın temel özelliklerine,

a love of family,

2:22

aile sevgisine,

a respect for nature,

2:23

doğaya saygıya,

an awe at the beauty of the universe,

2:24

evrenin güzelliği karşısında huşuya,

a curiosity about others,

2:26

başkalarına karşı meraka

and a taste for music and simple entertainments.

2:28

ve müzik ile basit eğlencelerden zevk almaya yöneldiğini hayal etti.

The state of nature was moral and guided by spontaneous

2:31

Doğa durumu ahlakiydi ve içten gelen bir

pity, empathy for others and their suffering.

2:35

merhametle, başkalarına ve onların acılarına duyulan empatiyle yönlendiriliyordu.

So what was it about civilization Dilbilgisi

2:39

Peki Rousseau'ya göre medeniyette

that Rousseau thought had corrupted people

2:40

insanları yozlaştıran

and led to moral degeneracy?

2:42

ve ahlaki çöküşe yol açan şey neydi?

Dilbilgisi

What was it about civilization that...?: özelliğe odaklanan soru

“What was it about civilization that ...?” uygarlığın hangi niteliğinin veya özelliğinin belirtilen sonucu doğurduğunu sorar. Genel bir why sorusundan daha odaklıdır: cevap, uygarlığın kendi içinde bulunan bir unsuru göstermelidir. Buradaki it, what was it about X that Y? soru kalıbının yapısal bir parçasıdır; daha önce sözü edilen belirli bir şeyi temsil etmez. Geçmiş zaman biçimi was, Rousseau’nun tarihsel iddiasıyla uyumludur.

Alıştırma

Soruyu tam geçmiş zaman kalıbı “What was it about ... that ...?” ile tamamlayın: ____ the speech ____ changed their minds?

Cevabı göster

What was it about · that

Rousseau claimed that the march towards civilization Deyimler

2:45

Rousseau, medeniyete doğru yürüyüşün

had awakened in people an unhealthy form of self-love,

2:47

insanlarda sağlıksız bir öz-sevgi biçimini uyandırdığını iddia etti,

amour-propre, he called it, Kültür

2:51

amour-propre adını verdiği,

Deyimler

The march towards civilization: uygarlığa doğru tarihsel ilerleyiş

Burada march, tarihteki istikrarlı ve ortak ilerleyişi anlatan bir metafordur. the march towards civilization ifadesi, toplumların uygarlık denilen duruma doğru sürekli gelişmesini anlatır; insanların düzen içinde gerçekten yürümesini anlatmaz. March çoğu zaman kararlı ve durdurulması zor bir ilerleme çağrıştırır. Genellikle olumlu olan bu imge burada bir gerilim yaratır; çünkü Rousseau bu “ilerlemenin” sağlıksız bir öz-sevgi türünü uyandırdığını söyler.

Alıştırma

“The march toward cashless payments is changing small businesses,” cümlesinde the march toward cashless payments ne anlama gelir?

  1. Nakitsiz ödemelere doğru süren ekonomik ve toplumsal değişim
  2. Nakitsiz ödemeleri destekleyen gerçek bir yürüyüş
  3. Nakitsiz ödeme kullanmayı bırakmaya yönelik ani bir karar
Cevabı göster

Nakitsiz ödemelere doğru süren ekonomik ve toplumsal değişim

Kültür

amour-propre: karşılaştırmaya dayalı öz-sevgi

Amour-propre, Rousseau’nun topluma bağımlı bir öz-sevgi türü için kullandığı Fransızca terimdir. Kişi kendisine başkalarının onayıyla ve statü, başarı ya da kişisel değer karşılaştırmalarıyla değer biçer. Bu cümlede unhealthy form, terimin yalnızca sağlıklı öz saygı veya kişinin kendine iyi bakması anlamına gelmediğini gösterir. Bu kavram, toplumsal yaşamın neden gurur, kıskançlık ve kibir üretebildiğini açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede amour-propre ifadesinin en yakın anlamı hangisidir?

  1. Toplumsal onaydan bağımsız sağlıklı bir öz bakım biçimi
  2. Başkalarının yargısına bağlı, karşılaştırma temelli öz-sevgi
  3. Başka bir filozofa yapılan yazılı atıf
Cevabı göster

Başkalarının yargısına bağlı, karşılaştırma temelli öz-sevgi

something that was artificial

2:53

yapay olan

and centered around pride,

2:54

ve gurur,

jealousy,

2:56

kıskançlık

and vanity.

2:56

ile kibre odaklanan bir şeydi bu.

Rousseau argued that this destructive form of self-love

2:58

Rousseau, bu yıkıcı öz-sevgi biçiminin,

had emerged as people had moved into cities

3:01

insanlar şehirlere taşındıkça

and there had begun to compare themselves to others

3:03

ve orada kendilerini başkalarıyla kıyaslamaya başlayıp

and created their identities solely by reference to their neighbors. Kalıp ifadeler

3:06

kimliklerini yalnızca komşularını referans alarak oluşturdukça ortaya çıktığını savundu.

Kalıp ifadeler

solely by reference to: tek bir şeyi yegâne temel olarak kullanmak

solely by reference to ifadesinde by reference to, bir şeyi karşılaştırma veya yargılama için temel ya da ölçüt olarak kullanmak demektir. Solely bu temeli tek bir şeyle sınırlar ve diğer tüm etkenleri dışarıda bırakır. Burada insanların kimlikleri yalnızca kendilerini komşularıyla nasıl karşılaştırdıklarına göre oluşur. Bu yapıda reference; alıntı, tavsiye veya bahsetme anlamına gelmez.

Alıştırma

Standart olarak yalnızca tek bir şeyi kullanmak anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The committee judged the proposal ____ its cost.

Cevabı göster

solely by reference to

Civilized people had stopped thinking about what they wanted

3:09

Medeni insanlar ne istediklerini düşünmeyi bırakmışlardı

and they felt and merely imitated other people,

3:12

ve hissettikleri yerine sadece diğer insanları taklit ediyor,

entering into ruinous competitions for status and money

3:15

statü ve para için yıkıcı rekabetlere giriyor

and losing sight of their own sensations. Deyimler

3:18

ve kendi duygularını gözden kaçırıyorlardı.

Deyimler

Losing sight of: önemli olanı gözden kaçırmak

Bu cümlede losing sight of, önemli bir şeyi artık akılda tutmamak anlamına gelir. Buradaki kullanım mecazidir: statü ve para rekabeti insanların gerçek hislerini ihmal etmesine yol açar; fiziksel olarak bir şeyi göremez hâle gelmelerini anlatmaz. Temel yapı lose sight of + isim veya isim öbeğidir. Genellikle dikkatin bir amaçtan, değerden, gerekçeden ya da ihtiyaçtan uzaklaşmasını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi lose sight of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: In the rush to meet the deadline, we ____ the project's real purpose.

Cevabı göster

lost sight of

Rousseau is forever associated with the term noble savage Kültür

3:21

Rousseau sonsuza dek asil vahşi terimiyle anılır

because it was his work that described the innocence and morality of our ancestors

3:25

çünkü atalarımızın masumiyetini ve ahlakını anlatan

and contrasted it with modern decadence.

3:29

ve bunu modern çöküşle karşılaştıran onun eseriydi.

Kültür

Noble savage: tartışmalı bir tarihsel fikir

Noble savage, modern uygarlığın dışında yaşadığı düşünülen insanları doğuştan masum ve ahlaken iyi olarak idealize eden tarihsel bir fikirdir. Bu kişiler, yozlaşmış olduğu varsayılan modern toplumla karşılaştırılır. Bu cümlede Rousseau, eserlerindeki temalar nedeniyle bu fikirle ilişkilendirilir. İfade, onun terimle bağlantılı olduğunu söyler; terimin tam biçimini onun yarattığını söylemez.

Alıştırma

Kullanımı değerlendirin: Bir gezi yazarı, günümüzde yaşayan bir Yerli topluluğu tarafsız bir övgü olarak “noble savages” diye adlandırıyor. Bu kullanım uygun mu?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

At the time Rousseau was writing,

3:32

Rousseau'nun yazdığı dönemde,

European society was fascinated by the plight of the native North American tribes. Kalıp ifadeler

3:34

Avrupa toplumu, Kuzey Amerika'daki yerli kabilelerin içinde bulunduğu durumla yakından ilgileniyordu.

Kalıp ifadeler

the plight of: ilgi gerektiren ciddi sıkıntı

“The plight of”, bir kişinin veya grubun yaşadığı ciddi ve zor durumu ifade eder. Genellikle kaygı ya da acıma duygusu uyandırır; burada kabilelerin koşullarını zarar verici ve ilgi gerektiren bir sıkıntı olarak sunar. Kimin sıkıntı çektiğini belirtmek için the plight of + kişi veya grup kalıbını kullanın. Yalnızca their situation ya da a problem demekten daha güçlü ve duygusal olarak daha ciddidir.

Alıştırma

Hangi cümlede “the plight of” olağan ciddi ve acıma içeren anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The manual explains the plight of pressing the reset button.
  2. The documentary highlights the plight of families displaced by war.
  3. The menu describes the plight of three pasta dishes.
Cevabı göster

The documentary highlights the plight of families displaced by war.

Reports of Indian society drawn up in the 16th century Öbek fiiller

3:39

16. yüzyılda yerli toplumu hakkında hazırlanan raporlar,

had once described the Indians as materially simple Notlar

3:42

bir zamanlar Yerlileri maddi olarak basit

but psychologically very rich and interesting.

3:45

ama psikolojik olarak çok zengin ve ilginç olarak tanımlamıştı.

Öbek fiiller

drawn up: resmî bir belge olarak hazırlanmış

Bu cümlede drawn up, “düzenli ve çoğunlukla resmî bir şekilde hazırlanıp yazılmış” anlamına gelir. Reports ... drawn up in the 16th century, “reports that were drawn up in the 16th century” demektir. Drawn, draw fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; burada drawn up, Reports sözcüğünden sonra gelen kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Draw up öbek fiili reports, contracts, plans, lists ve diğer belgelerle sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “resmî bir belge hazırlamak veya oluşturmak” anlamındaki hedef öbek fiille tamamlayın: The committee will ____ a new set of safety rules.

Cevabı göster

draw up

Kelime

Kuzey Amerika Yerli halkları için tarihsel bir ad olarak Indians

Bu cümlede Indians, çevredeki tarihsel anlatıda sözü edilen Kuzey Amerika Yerli halklarını ifade eder; Hindistan'dan gelen insanları ifade etmez. Belirli tanımlık the, bu halkları geniş ve toplu bir grup olarak sunar. Bu, tarihsel bir yanlış tanımlamadan doğmuş eski bir Avrupa adlandırmasıdır. İfadeyi, tarihsel bir dönemin dili ve bakış açısının parçası olarak okuyun; günümüzdeki en doğru adlandırmaya örnek olarak almayın.

Alıştırma

Kuzey Amerika'daki Yerli topluluklar hakkında güncel ve genel bir açıklama yazıyorsunuz. Indians en iyi tarafsız adlandırma mıdır?

  1. Hayır. Uygun olduğunda Indigenous peoples, Native Americans veya topluluğun kendine özgü adı tercih edilmelidir.
  2. Evet. Günümüzdeki bütün bağlamlarda en açık ve tarafsız etikettir.
Cevabı göster

Hayır. Uygun olduğunda Indigenous peoples, Native Americans veya topluluğun kendine özgü adı tercih edilmelidir.

Anlatım akışı

materially ... but psychologically ... karşıtlığı

Paralel kullanılan materially ve psychologically zarfları, her sıfatın hangi boyutu anlattığını gösterir. Simple maddi yaşamı veya sahip olunan eşyaları, very rich ise içsel, zihinsel ya da duygusal yaşamı anlatır; rich burada maddi açıdan zengin demek değildir. But, iki boyutu birbiriyle çelişkili hâle getirmeden karşılaştırır. Bu kalıp, genel bir değerlendirmeyi ayrı alanlara bölmeye yarar: bir açıdan X, fakat başka bir açıdan Y.

Alıştırma

Cümledeki materially simple but psychologically very rich ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Hem maddi yaşamları hem de iç dünyaları basit olarak tanımlanmıştı.
  2. Maddi açıdan az şeye sahiptiler, fakat karmaşık ve ilginç bir iç dünyaları vardı.
  3. Maddi açıdan zengindiler, fakat düşünceleri basitti.
Cevabı göster

Maddi açıdan az şeye sahiptiler, fakat karmaşık ve ilginç bir iç dünyaları vardı.

Communities were small,

3:48

Topluluklar küçüktü,

close-knit,

3:49

birbirine bağlıydı,

egalitarian,

3:50

eşitlikçiydi,

religious,

3:51

dini bütün,

playful,

3:52

oyuncu

and martial.

3:53

ve savaşçıydı.

However,

3:54

Ancak,

within a few decades of the arrival of the Europeans, Kalıp ifadeler

3:54

Avrupalıların gelişinden birkaç on yıl sonra,

the status system of Indian society had been revolutionized

3:57

Yerli toplumunun statü sistemi,

through contact with the technology and luxury of European industry.

4:00

Avrupa endüstrisinin teknolojisi ve lüksüyle temas kurularak tamamen değişmişti.

Kalıp ifadeler

within a few decades of: …olayından sonraki birkaç on yıl içinde

Within a few decades of + isim veya olay, o olaydan itibaren ölçülen bir üst zaman sınırı belirler. Burada süre Avrupalıların gelişiyle başlar ve dönüşüm birkaç on yıllık dönem tamamen dolmadan gerçekleşir. Within, “bu sürenin sonundan daha geç olmamak üzere” demektir; “tam olarak birkaç on yıl sonra” anlamına gelmez. Kesin yıl bilinmediğinde veya önemli olmadığında, ancak değişimin hızı vurgulanmak istendiğinde bu yapı kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan zaman yapısıyla tamamlayın. Değişim, buluştan en geç birkaç on yıl sonra gerçekleşti: “____ the invention of the internet, online communication had transformed daily life.”

Cevabı göster

Within a few decades of

Indians now longed for guns,

4:04

Yerliler artık silahlara,

alcohol,

4:06

alkole,

beads,

4:07

boncuklara

and mirrors.

4:07

ve aynalara hasret kalmıştı.

Rates of suicide and alcoholism had risen,

4:08

İntihar ve alkolizm oranları artmış,

communities were fracturing,

4:11

topluluklar parçalanıyor

and factions were squabbling.

4:13

ve gruplar birbiriyle kavga ediyordu.

The modern world had ruined the lives of people

4:14

Modern dünya, bir zamanlar

who had once lived happily in the state of nature.

4:17

doğa durumunda mutlu yaşayan insanların hayatlarını mahvetmişti.

Rousseau's interest in natural goodness

4:21

Rousseau'nun doğal iyiliğe olan ilgisi,

made him very interested in the idea, Anlatım akışı

4:23

onu çocuk düşüncesine büyük ilgi duyar hale getirdi;

though not quite the reality,

4:25

gerçek çocuklara ise

of children.

4:26

pek de değil.

Anlatım akışı

anak-anak sebagai gagasan, tetapi tidak sepenuhnya sebagai kenyataan

Temel isim öbeği the idea of children şeklindedir. though not quite the reality ara sözü idea ile of children arasına yerleştirilir; bu nedenle aynı of öbeği iki isimle de ilişkili anlaşılır: the idea of children, but not quite the reality of children. Though hızlı bir ödün veya düzeltme getirir. Not quite bu düzeltmeyi yumuşatır: Cümle, Rousseau’nun gerçek çocuklarla ilgilenmekten çok bir ideal veya konu olarak çocuklara çekildiğini ima eder, ancak gerçekliğe hiç ilgi duymadığını söylemez. Bu kesinti kuru ve ironik bir ton yaratır.

Alıştırma

Lena’nın gerçek deneyimden çok fikri sevdiğini göstermek için cümleyi vurgulanan ara sözlü düzeltmeyle tamamlayın: “Lena liked the idea, ____, of working from home.”

Cevabı göster

though not quite the reality

In 1762,

4:27

1762'de,

he wrote Émile, or On Education,

4:29

çocuk yetiştirme konusunda bugüne kadar yazılmış

perhaps the most successful book ever written

4:31

belki de en başarılı kitap olan

about how to raise children.

4:34

Emile ya da Eğitim Üzerine'yi yazdı.

Rousseau suggested that children were born naturally good

4:36

Rousseau, çocukların doğuştan iyi doğduğunu

and that the key to raising them Dilbilgisi

4:39

ve bu nedenle onları yetiştirmenin anahtarının

was therefore always to prevent their corruption by society.

4:41

toplum tarafından yozlaştırılmalarını her zaman önlemek olduğunu öne sürdü.

Dilbilgisi

the key to raising them was ... to prevent yapısı

the key to raising them ifadesinde to, key sözcüğüne bağlı bir edattır; bu nedenle raising bir gerund, yani isim görevindeki -ing biçimidir. İfadenin tamamı, en önemli yöntemi açıklanan etkinliği belirtir. was therefore always to prevent ... yüklemi bu yöntemi verir. Buradaki to prevent, be fiilinden sonra gelen bir mastardır; therefore yöntemin önceki iddiadan çıkarılan bir sonuç olduğunu gösterir, always ise onu sürekli geçerli bir kural olarak güçlendirir. Yeniden kullanılabilir kalıp the key to doing X is to do Y şeklindedir.

Alıştırma

Verilen ifadeleri doğru biçimlerde kullanın: stay focused; remove. The key to ____ during study time is to ____ distractions.

Cevabı göster

staying focused · remove

This idea was widely influential.

4:44

Bu fikir çok etkili oldu.

Parents who had before this time

4:47

Bu dönemden önce

seen their children as wicked

4:49

çocuklarını kötü

or at best as blank slates, Deyimler

4:50

ya da en iyi ihtimalle boş levhalar (tabula rasa) olarak gören ebeveynler,

now viewed them as founts of wisdom Deyimler

4:52

artık onları bilgelik pınarı olarak görüyor

and tried to give them a childhood full of play

4:54

ve onlara oyunlarla,

and visits to forests and lakes.

4:56

ormanlara ve göllere yapılan ziyaretlerle dolu bir çocukluk yaşatmaya çalışıyorlardı.

Deyimler

blank slates: önceden içeriği olmayan zihinler

A blank slate, üzerinde hiçbir şey yazmayan bir yüzeyi anlatan mecazdır. Zihin için kullanıldığında önceden var olan bilgi, sabit fikir veya doğuştan gelen özelliklerin bulunmadığının varsayıldığını belirtir. Burada as blank slates, ebeveynlerin çocukların deneyimle şekillenmeye açık olduğu yönündeki eski görüşünü anlatır. Çocukların zekâsız olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir kurs, yeni başlayanların önceden hiçbir bilgisi olmadığını varsayıyor. Hangi açıklama uygundur?

  1. blank slates — önceden bilgi olmadığı varsayılır
  2. a clean slate — önceki hatalar bağışlanır
  3. blank slates — yeni başlayanlar zekâsızdır
Cevabı göster

blank slates — önceden bilgi olmadığı varsayılır

Deyimler

founts of wisdom kaynak benzetmesi

founts of wisdom ifadesinde fount, bir şeyin akıp çıktığı kaynak anlamına gelir. Çocuklara founts of wisdom denmesi bir benzetmedir: Ebeveynler artık onları boş ya da kötü varlıklar olarak değil, doğal biçimde bilgelik üreten varlıklar olarak görür. founts sözcüğünün çoğul olması children ile uyum sağlar. Başka bağlamlarda da kullanılabilen fount of + soyut isim kalıbı, bir şeyin zengin kaynağını anlatan resmî ve övgü dolu bir ifadedir.

Alıştırma

Hangi cümlede fount örnektekiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. Her grandfather was a fount of practical knowledge.
  2. Her grandfather chose a new font for the report.
  3. Her grandfather drank from a fountain in the park.
Cevabı göster

Her grandfather was a fount of practical knowledge.

Rousseau became the inventor of child-centered education. Kelime

4:58

Rousseau, çocuk merkezli eğitimin mucidi oldu.

Kelime

child-centered education ifadesindeki X-centered kalıbı

Child-centered, çocukların ihtiyaçları, ilgi alanları ve gelişimleri etrafında düzenlenmiş bir yaklaşımı anlatır. child-centered education ifadesinde child ana odağı belirtir ve birleşik sıfatın tamamı education sözcüğünü niteler. Başka bağlamlarda kullanılabilen X-centered kalıbı, learner-centered veya patient-centered örneklerinde olduğu gibi X'i ana odak yapmak anlamına gelir. Burada centered fiziksel bir konumu değil, öncelikleri ve düzenleme biçimini anlatır.

Alıştırma

learner sözcüğünü child-centered ifadesindeki -centered kalıbıyla birleştirerek cümleyi tamamlayın: The workshop uses a ____ approach.

Cevabı göster

learner-centered

He was also a great proponent of breastfeeding,

5:01

Aynı zamanda anne sütüyle beslenmenin büyük bir savunucusuydu,

declaring,

5:04

şöyle diyordu:

"Let mothers deign to nurse their children Kelime

5:05

"Bırakın anneler çocuklarını emzirmeye tenezzül etsinler,

and morals will reform themselves.

5:07

ve ahlak kendi kendini onaracaktır.

Kelime

deign to: resmî ve tepeden bakan bir isteklilik

Bu alıntıda deign to nurse, “emzirmeyi yapmaya değer bulmak” anlamındadır. Deign fiili, eylemi annelerin kendi statülerinin altında görebilecekleri bir şey gibi sunar. deign to + fiilin yalın hâli son derece resmîdir ve çoğu zaman eski moda duyulur. Yalnızca tarafsız bir karar veya kabulü değil, konuşanın eleştirisini ya da ironisini de aktarabilir.

Alıştırma

“The celebrity finally deigned to answer one question” cümlesindeki deign to ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Her soruyu cevaplamaya önceden karar verdi.
  2. Başka birinden cevap vermesini nazikçe istedi.
  3. Cevap verdi ama cevap vermek kendi statüsünün altındaymış gibi davrandı.
Cevabı göster

Cevap verdi ama cevap vermek kendi statüsünün altındaymış gibi davrandı.

Nature's sentiments will be awakened in every heart

5:09

Doğanın duyguları her kalpte uyanacak

and the state will be repeopled."

5:13

ve devlet yeniden insanlarla dolacaktır."

It was,

5:15

Bu,

he knew,

5:16

onun da bildiği gibi,

a bit of hyperbole, Kelime

5:16

biraz mübalağaydı,

but it spurred a wave of breastfeeding Deyimler

5:18

ama bir emzirme dalgasını teşvik etti,

even among the wealthy

5:20

zenginler arasında bile,

who had long disdained the practice.

5:21

ki onlar bu uygulamayı uzun zamandır küçümsemişlerdi.

Kelime

a bit of hyperbole: abartıyı nazikçe belirtmek

Bu cümlede a bit of hyperbole, önceki iddianın retorik etki amacıyla bilinçli biçimde bir ölçüde abartıldığını belirtir. Hyperbole bir düşünceyi kelimesi kelimesine gerçeklikten daha büyük veya güçlü gösterir; otomatik olarak yalan anlamına gelmez. a bit of ifadesi değerlendirmeyi yumuşatır. Konuşan, sözü doğrudan aşırı veya yanlış diye nitelemek yerine ölçülü ve daha az çatışmacı bir değerlendirme yapar.

Alıştırma

“That promise was a bit of hyperbole” ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Söz ölçülüydü ve gerçeği olduğundan küçük gösteriyordu.
  2. Sözde bilinçli bir miktar abartı vardı ve eleştirinin tonu yumuşatılmıştır.
  3. Sözün kasıtlı bir yalan olduğu kanıtlanmış ve doğrudan, sert bir suçlama yapılmıştır.
Cevabı göster

Sözde bilinçli bir miktar abartı vardı ve eleştirinin tonu yumuşatılmıştır.

Deyimler

spurred a wave of + isim

Bu cümlede spurred, “teşvik etti veya harekete geçirdi” anlamındadır; a wave of breastfeeding ise çok sayıda insanın bu uygulamayı benimseyerek gözle görülür bir artış oluşturmasını anlatır. İfade, toplumsal bir davranışın yayılmasını yükselen bir dalgaya benzetir; gerçek bir mahmuzdan veya sudan söz edilmez. Başka durumlarda da kullanılabilen spur/spurred a wave of + isim kalıbı, “bir şeyin hızlı ve yaygın biçimde artmasına ya da peş peşe gerçekleşmesine yol açmak” demektir. of sonrasındaki isim genellikle tekrarlanan eylemleri, tepkileri, ilgiyi veya değişimi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıpla tamamlayın. Bir olayın çok sayıda benzer eylemi tetiklediğini göstermek için spur fiilini geçmiş zamanda kullanın: "The documentary ____ community cleanups across the city."

Cevabı göster

spurred a wave of

Artists rushed to paint and honor

5:23

Sanatçılar, anne sütüyle beslemenin

the new vogue for breastfeeding.

5:25

bu yeni modasını resmetmek ve onurlandırmak için acele ettiler.

Because Rousseau so closely valued human beings in their original state,

5:27

Rousseau insanlara orijinal halleriyle o kadar değer veriyordu ki,

it followed that in the novels he wrote, Anlatım akışı

5:31

yazdığı romanlarda da

Rousseau also constantly celebrated intense feelings

5:33

büyük kahramanlıklar veya sosyal etkinlikler yerine

rather than great deeds or social events.

5:36

yoğun duyguları sürekli olarak yücelttiği sonucu ortaya çıktı.

Anlatım akışı

it followed that + sonuç

Burada it followed that, sonraki ifadenin önceki öncülden çıkarılan mantıksal bir sonuç olarak sunulduğunu okuyucuya bildirir. Savı “öncül → sonuç” biçiminde düzenler; follow fiziksel olarak birinin arkasından gitmek değil, “mantıksal olarak sonuçlanmak” anlamındadır. Yapı it followed that + yan cümle biçimindedir. Biçimsel özne it akıl yürütme ilişkisine işaret ederken, that ile başlayan yan cümle sonucu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi geçmişteki mantıksal bir sonucu başlatan tam üç sözcüklük resmî bağlantıyla tamamlayın: "The team had agreed that safety came first; ____ the damaged bridge would remain closed."

Cevabı göster

it followed that

In his novel,

5:40

1761'de yazılan

Julie,

5:40

Julie adlı romanında,

written in 1761,

5:41

Rousseau,

Rousseau depicted the excitement and anguish of an upper-class woman

5:43

hassas öğretmeni

caught in a love triangle Deyimler

5:46

ile sıkıcı ama sosyal olarak onaylanmış aristokrat eş adayı arasında

between her sensitive tutor

5:48

bir aşk üçgenine yakalanmış üst sınıf bir kadının

and her boring but socially sanctioned aristocratic match. Kelime

5:49

heyecanını ve ızdırabını resmetti.

Deyimler

caught in a love triangle: aşk üçgenine sıkışmak

Caught in a love triangle, üç kişinin duygularının veya ilişkilerinin çatıştığı romantik bir duruma karışmış olmak demektir. Bu cümlede kadın, iki olası eş arasında kalmıştır. Caught in, durumdan çıkmanın veya durumu çözmenin zor olduğunu gösterir; fiziksel olarak yakalanmak anlamına gelmez. Love triangle, ilişkilerle ilgili bir mecazdır; geometrik bir üçgen değildir.

Alıştırma

Cümleyi, birinin üç kişi arasındaki romantik çatışmaya karıştığını belirten hedef ifadeyle tamamlayın: After dating Sam and developing feelings for Riley, Alex realized he was ____.

Cevabı göster

caught in a love triangle

Kelime

socially sanctioned: toplum tarafından onaylanmış

Bu cümlede socially sanctioned, dönemin toplumsal kuralları tarafından kabul edilmiş veya onaylanmış demektir. Socially, aristokrat eş adayını uygun gören tarafın mutlaka kadının kendisi değil, toplum olduğunu gösterir. Sanction hem onay hem de ceza anlamına gelebilir. Burada match sözcüğü ve kadının tercih ettiği özel öğretmenle kurulan karşıtlık, onay anlamını açık hâle getirir; ifade aristokratın cezalandırıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

"Their marriage was socially sanctioned but personally unhappy," cümlesinde socially sanctioned ne anlama gelir?

  1. Çevrelerindeki toplum tarafından kabul edilmiş
  2. Herkesten gizli tutulmuş
  3. Toplum tarafından resmî bir yaptırımla cezalandırılmış
Cevabı göster

Çevrelerindeki toplum tarafından kabul edilmiş

Rousseau's contemporaries might have seen Julie as unwise

5:53

Rousseau'nun çağdaşları Julie'yi akılsız

and her feelings as a passing fancy, Deyimler

5:56

ve duygularını gelip geçici bir heves olarak görmüş olabilirler,

but Rousseau painted her love Deyimler

5:58

ancak Rousseau onun aşkını

in a higher light.

6:00

daha yüce bir ışık altında resmetti.

Deyimler

a passing fancy: geçici bir heves veya tutku

A passing fancy, kısa bir süre güçlü görünen ancak kalıcı olması beklenmeyen bir ilgi, arzu veya romantik duygudur. Burada fancy hoşlanma ya da çekim, passing ise geçici olma anlamındadır. Cümlede Rousseau'nun çağdaşları Julie'nin duygularını ciddi olmayan ve kısa sürecek bir heves olarak küçümsemiş olabilir. Bu ifade, duygunun gerçekte ne kadar süreceğine dair nesnel bir olgudan çok gözlemcinin kuşkucu yargısını aktarır.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste kısa süreli bir heves anlamında kullanılan ifadeyle tamamlayın: Her sudden interest in sailing was dismissed as ____, something she would soon forget.

Cevabı göster

a passing fancy

Deyimler

painted her love in a higher light: aşkını daha yüce biçimde sunmak

Paint something in a particular light yapısı, bir şeyi insanların onu seçilmiş bir bakış açısından göreceği biçimde anlatmak veya sunmak demektir. Paint ve light mecazidir; konuşan kişi resim yapmıyor, bir izlenim oluşturuyordur. Burada in a higher light, bir şeyi daha yüce, ciddi veya değerli göstermek anlamına gelir. Rousseau, Julie'nin aşkını başkalarının görebileceği bir a passing fancy olarak değil, yüceltilmiş bir duygu olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi paint + nesne + in + ... light yapısını kullanarak tamamlayın: Last night's documentary ____ the disputed decision ____ a more favorable light.

Cevabı göster

painted · in

He urged us to see its grandeur,

6:01

Onun ihtişamını,

depth,

6:03

derinliğini

and honor.

6:04

ve onurunu görmemizi teşvik etti.

In his writings about his own life,

6:05

Rousseau, kendi hayatıyla ilgili yazılarında da,

Rousseau was similarly romantic

6:07

benzer şekilde romantik

or what one might unkindly call self-absorbed. Ton ve niyet

6:09

ya da bazılarının kaba bir tabirle bencil diyebileceği bir tutum sergiledi.

Ton ve niyet

what one might unkindly call: sert bir etiketi yumuşatmak

Burada what one might unkindly call daha olumsuz bir etiketi, yani self-absorbed ifadesini tanıtır. might bu etiketi kesin bir hükümden çok olası bir tanım gibi gösterirken unkindly bu tanımın sert olabileceğini kabul eder. Bu kalıp mesafe yaratır ancak eleştiriyi geri çekmez. Konuşan kişi, sözlerinin sertliğinin farkında olduğunu gösterirken sivri veya hafif alaycı bir yargı bildirebilir.

Alıştırma

“The design is bold—or what one might unkindly call chaotic,” cümlesinde vurgulanan kalıp ne yapar?

  1. Eleştiriyi tamamen geri çeker ve tasarımı över.
  2. Daha sert bir etiket sunarken bu etiketin haksız veya kaba olabileceğini kabul eder.
  3. Konuşan kişinin chaotic sözcüğünün anlamını bilmediğini gösterir.
Cevabı göster

Daha sert bir etiket sunarken bu etiketin haksız veya kaba olabileceğini kabul eder.

In his famous Confessions,

6:12

Tarihin ilk otobiyografilerinden biri olan

one of the first ever autobiographies,

6:14

ünlü İtiraflar'ında

Rousseau spent pages exploring his inner life,

6:16

Rousseau, iç dünyasını,

how frustrating he found shopping,

6:19

alışverişi ne kadar sinir bozucu bulduğunu,

the surprising feeling of tenderness for his ex's new partner,

6:21

eski sevgilisinin yeni eşine duyduğu şaşırtıcı şefkat hissini

or the joys of gardening.

6:24

veya bahçeciliğin zevklerini keşfetmeye sayfalar harcadı.

To him,

6:25

Ona göre

these weren't trivial or self-absorbed topics,

6:26

bunlar önemsiz veya bencilce konular değildi,

they were part of an important task,

6:28

içeriden yaşamanın nasıl bir şey olduğunu göstermek gibi

to show what living is like on the inside. Deyimler

6:30

önemli bir görevin parçasıydılar.

Deyimler

what living is like on the inside: yaşamanın içsel deneyimi

what living is like yapısı living sözcüğünün tanımını değil, hayatta olmanın nasıl hissedildiğini sorar. on the inside düşünceler, duygular, duyumlar ve kişiye özel farkındalık için mekânsal bir benzetme kullanır. İfade bir bütün olarak, başkalarının dışarıdan gözlemleyebildiği şeylerin aksine, hayatın kişi tarafından hissedilen öznel deneyimini anlatır.

Alıştırma

“The novel shows what loneliness is like on the inside,” cümlesinde on the inside ne anlama gelir?

  1. Yalnızlığın içerdiği kişiye özel düşünce ve duygular.
  2. Kitabın fiziksel iç kısmı.
  3. Bir binanın içindeki yer.
Cevabı göster

Yalnızlığın içerdiği kişiye özel düşünce ve duygular.

"I have conceived of a new genre of service to render to man,"

6:34

"İnsana sunulacak yeni bir hizmet türü tasarladım,"

he boasted,

6:37

diye övünüyordu,

"to offer them the faithful image of one amongst them

6:37

"kendilerini tanımayı öğrenmeleri için

in order for them to learn to know themselves." Dilbilgisi

6:41

onlara aralarından birinin sadık imajını sunmak."

Dilbilgisi

in order for them to: amaç eyleminin öznesini belirtmek

in order for them to learn... ifadesinde for them, to learn mastarının mantıksal öznesidir: öğrenenler konuşan kişi ya da görüntüyü sunan kişi değil, onlardır. İfadenin tamamı görüntünün sunulma amacını belirtir. Amaç eylemini gerçekleştirmesi beklenen kişi ana cümlenin öznesinden farklıysa in order for + isim/zamir + to + fiil kullanılır. Özne aynıysa genellikle in order to + fiil yeterlidir.

Alıştırma

Cümleyi hedef in order for ... to yapısıyla tamamlayın: The coach slowed the demonstration ____ the beginners ____ follow each step.

Cevabı göster

in order for · to

Rousseau died in 1778,

6:44

Rousseau 1778'de,

aged 66.

6:46

66 yaşında öldü.

His reputation has continued to grow.

6:47

İtibarı büyümeye devam etti.

He was from beyond the grave Deyimler

6:49

Mezarının ötesinden

one of the heroes of the French Revolution

6:51

Fransız Devrimi'nin kahramanlarından biri oldu

and he became an icon

6:53

ve 19. yüzyılın

to a great many artists and writers

6:54

çok sayıda sanatçı ve yazarı için

of the 19th century.

6:56

bir ikon haline geldi.

Deyimler

beyond the grave: ölümden sonra süren etki

Beyond the grave, özellikle bir kişinin düşüncelerinin, sesinin, eserlerinin veya etkisinin sürüyor gibi göründüğü durumlarda “ölümden sonra” anlamına gelir. From ile kullanıldığında, bir şeyin ölen kişiden gelerek yaşayanlara ulaştığı izlenimini verebilir. Buradaki kişi Fransız Devrimi'nden önce ölmüştü, ancak düşünceleri daha sonra onu Devrim'in destekçileri gözünde bir kahraman yaptı. İfade, onun Devrim'e bizzat katıldığını değil, ölümünden sonraki etkisini anlatır.

Alıştırma

"Her unpublished letters let her speak from beyond the grave," cümlesinde "from beyond the grave" ne anlama gelir?

  1. İnsanlar öldüğünü düşündükten sonra gizlice yaşamaya devam etti.
  2. Sesi veya etkisi ölümünden sonra da devam etti.
  3. Bir mezarlığın yanındaki bir yerden konuşuyordu.
Cevabı göster

Sesi veya etkisi ölümünden sonra da devam etti.

Rousseau can be considered as one of the founding figures

6:58

Rousseau, günümüzde Romantik Akım olarak bildiğimiz şeyin,

of what we now know as the Romantic Movement, Notlar

7:00

ilkel olanı medeni olana,

Kalıp ifadeler

what we now know as: geçmişten söz ederken günümüzdeki adı kullanmak

Bu cümlede what we now know as the Romantic Movement, günümüzde Romantik Hareket dediğimiz tarihsel gelişimi ifade eder. now sözcüğü, günümüz konuşurlarının ve tarihçilerinin bakış açısını gösterir. Bu kalıp, o dönemde aynı kesin ada veya sabit sınırlara sahip olmayabilecek bir şey için daha sonra yaygınlaşmış bir etiketi kullanmayı sağlar. Rousseau'nun bu etiketi bizzat kullandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Daha eski bir gelişmenin günümüzdeki adını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: These early studies led to ____ cognitive science.

Cevabı göster

what we now know as

Kültür

Romantic Movement: romantik aşk değil, kültürel bir hareket

Buradaki Romantic Movement, Avrupa'da 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başları civarında gelişen geniş kapsamlı kültürel ve düşünsel bir harekettir. Duyguya, hayal gücüne, doğaya ve bireysel deneyime önem vermiş, kısmen yalnızca akla aşırı güvenilmesine tepki olarak gelişmiştir. Büyük harfle yazılan Romantic, bunun tarihsel bir ad olduğunu gösterir; yalnızca aşkla ilgili anlamına gelmez. Movement da Rousseau'nun katıldığı resmî bir kulüp demek değildir. Onu kurucu isim olarak adlandırmak, fikirlerinin hareketin ortaya çıkmasına zemin hazırladığı anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede Romantic Movement neyi ifade ediyor?

  1. Romantik ilişki arayan kişiler için resmî bir kulüp
  2. Duyguya, hayal gücüne, doğaya ve bireysel deneyime önem veren tarihsel bir kültür ve düşünce hareketi
  3. Ana konusu romantik aşk olan herhangi bir hikâye
Cevabı göster

Duyguya, hayal gücüne, doğaya ve bireysel deneyime önem veren tarihsel bir kültür ve düşünce hareketi

an ideology responsible for valuing the primitive over the civilized, Dilbilgisi

7:03

çocuğu yetişkine,

the child over the adult,

7:08

tutkulu aşığı sakince sadık olan eşe üstün tutan bir ideolojinin

the passionate lover over the calmly loyal spouse.

7:10

kurucu figürlerinden biri olarak kabul edilebilir.

Dilbilgisi

valuing the primitive over the civilized: value A over B kalıbı

Bu cümlede valuing the primitive over the civilized, ilkel olanı uygar olandan daha önemli, takdire değer veya değerli görmek anlamına gelir. Over burada mekânsal bir konumu değil, tercihi ya da sıralamayı belirtir. value A over B kalıbı A'yı B'den daha üst bir konuma yerleştirir. Bu kalıbın yeni çiftlerle tekrarlanması paralel bir liste oluşturur ve konuşmacının bu ideolojinin önceliklerine ilişkin betimlemesini güçlendirir.

Alıştırma

value, safety ve over sözcüklerini kullanarak value A over B kalıbını tamamlayın: During a rescue, we ____ speed.

Cevabı göster

value safety over

The modern world,

7:13

Modern dünya,

despite its addiction to status, Notlar

7:14

statüye,

machinery,

7:16

makinelere

and capitalist values,

7:17

ve kapitalist değerlere olan bağımlılığına rağmen,

in many ways

7:18

birçok yönden

continues to be profoundly romantic in its heart.

7:19

kalbinde derinden romantik olmaya devam ediyor.

Dilbilgisi

despite its addiction to status, machinery, and capitalist values: despite + isim öbeği

Vurgulanan ifade bir ödünleme arka planı sunar. Modern dünyanın statüye, makinelere ve kapitalist değerlere bağlılığı onun romantik olmayacağı beklentisini yaratır; ancak ana cümle bunun tersinin hâlâ geçerli olduğunu söyler. Burada despite sözcüğünün ardından its addiction to status, machinery, and capitalist values isim öbeği gelir. despite + isim öbeği yapısı, ana iddiayla çelişen arka planı iddiadan önce kısa biçimde sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?

  1. Despite the heavy traffic, we arrived on time.
  2. Despite was the heavy traffic, we arrived on time.
  3. Despite the traffic was heavy, we arrived on time.
Cevabı göster

Despite the heavy traffic, we arrived on time.

Deyimler

eleştirel bir mecaz olarak addiction to status

“Addiction to status”, daha yüksek bir toplumsal konum, prestij veya takdir elde etmeye yönelik yoğun ve kontrol edilmesi zor bir arzunun mecazi ifadesidir. Buradaki “status”, bir kişinin toplumdaki yerini ve önemini anlatır; çevrimiçi durumu veya bir görevin durumunu anlatmaz. “Addiction” sözcüğü olumsuz bir yargı ekler: statü arayışı aşırı ve modern yaşamı sürekli yönlendiren bir güç olarak sunulur. Bu bir toplumsal eleştiridir, klinik tanı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede “addiction to status” ne anlatıyor?

  1. Bir kişinin çevrimiçi etkinliğine dayanan tıbbi tanı
  2. Toplumsal konumun güçlü biçimde ve olumsuz değerlendirilen şekilde peşinden koşulması
  3. Makinelerin ilerlemesini kontrol etmeye yönelik pratik ihtiyaç
Cevabı göster

Toplumsal konumun güçlü biçimde ve olumsuz değerlendirilen şekilde peşinden koşulması

It's astonishing that so much of what we take to be Dilbilgisi

7:23

Şaşırtıcıdır ki, sağduyu ya da sadece doğal kabul ettiğimiz

commonsense or just natural

7:25

şeylerin bu kadar çoğunun

can directly be traced back Kalıp ifadeler

7:27

doğrudan dayandırılabileceği yer

to the work of one not always wise Anlatım akışı

7:29

her zaman bilge olmayan

but always highly intriguing and provocative thinker.

7:31

ama daima son derece ilgi çekici ve kışkırtıcı bir düşünürün eseridir.

Dilbilgisi

what we take to be: varsayılan kimlik veya nitelik

take X to be Y kalıbında take, “taşımak” değil, “X’i Y olarak görmek, X’in Y olduğuna inanmak veya bunu varsaymak” anlamındadır. X hakkında yargıda bulunulan şeydir; Y ise X’e atfedilen kimlik veya niteliktir. “what we take to be commonsense or just natural” ifadesinde what, X konumunu doldurur ve “... olan şeyler” anlamına gelir. Tüm yan cümle, insanların genellikle sağduyuya uygun veya doğal diye sınıflandırdığı şeyleri anlatırken bu sınıflandırmanın yanlış olabileceği ihtimalini açık bırakır.

Alıştırma

“the things people regard as” ifadesini what + subject + take to be kalıbıyla yeniden yazarak cümleyi tamamlayın: Researchers often question ____ common sense.

Cevabı göster

what people take to be

Kalıp ifadeler

can directly be traced back to: bir kökeni belirlemek

Can be traced back to, bir şeyin kökeninin daha eski bir kaynakta belirlenebildiğini anlatan edilgen bir yapıdır. Burada, sağduyu gibi görünen modern fikirlerin bir düşünürün eserlerinde açık bir kaynağı olduğu söyleniyor. Directly bağlantıyı güçlendirir: bu fikirler uzun ya da belirsiz bir etki zinciri olmadan doğrudan o kaynaktan gelmiş gibi sunulur. to sonrasında kişi, metin, olay, yer veya dönem gibi kökeni gösteren öğe gelir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Historical records show the origin clearly. The ceremony ____ a spring festival held 300 years ago.

Cevabı göster

can be traced back to

Anlatım akışı

not always ... but always ...: dengeli bir değerlendirme

not always A but always B kalıbı dengeli bir değerlendirme sunar. not always wise sınırlı bir eleştiridir: düşünürün her durumda bilgece davranmadığı anlamına gelir, hiçbir zaman bilge olmadığı anlamına değil. but dinleyicinin dikkatini daha güçlü olan son değerlendirmeye yöneltir. always sözcüğünü tekrarlayan cümle, intriguing ve provocative özelliklerinin sürekliliğini vurgular: kusurları ne olursa olsun, fikirleri daima ilgi çeker ve insanları düşünmeye zorlar. Burada provocative yalnızca saldırgan değil, düşündüren veya tartışma yaratan anlamındadır.

Alıştırma

Bu cümleye en uygun yorum hangisidir? The reviewer called the book not always clear but always thought-provoking.

  1. Kitap bazen anlaşılır değildir ama okurları sürekli düşünmeye yöneltir.
  2. Kitap daima anlaşılırdır ama nadiren ilgi çekicidir.
  3. Kitap hiçbir zaman anlaşılır değildir ve okurlara yalnızca ara sıra fikir verir.
Cevabı göster

Kitap bazen anlaşılır değildir ama okurları sürekli düşünmeye yöneltir.