Hayatta Kalma Sığınakları Neden Bu Kadar Pahalı | Çok Pahalı: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
1.000 kelime 173 kel/dk

Video özeti: Haber, özel sığınak talebini pandemiyle ilişkilendiriyor ve basit barınakları pahalı yeraltı evleriyle karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. like yesterday. - Deyimler ve mecazlı ifadeler: bu sözü “dün” değil, “en kısa sürede” diye anlayıp aciliyeti fark edin. 2. pandemic and politics aside. - Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: X aside ile etkenleri inkâr etmeden geçici olarak tartışma dışında bırakın. 3. it's better to have it and not need it than to need it and not have it. - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: better ... than ... ve paralel mastarların iki sonucu karşılaştırıp hazırlığı daha güvenli gösterdiğini görün.

Bu derste

Buying a survival bunker used to be just something for doomsdayers and survivalists. Dilbilgisi

0:03

Eskiden hayatta kalma sığınağı satın almak yalnızca kıyamet senaryolarına inananlara ve hayatta kalmacılara özgüydü.

Dilbilgisi

Değişmiş bir geçmiş durum için used to be

Used to be, geçmişte doğru olan ancak artık genellikle geçerli olmayan bir durumu anlatır. Burada sığınak satın almanın eskiden kıyamet senaryolarına inananlar ve hayatta kalma uzmanlarıyla sınırlı olduğu belirtilerek daha sonra genişleyen taleple karşıtlık kuruluyor. Yapı, özne + used to be + tümleç şeklindedir. Günümüzdeki durum doğrudan belirtilmese bile değişmiş bir geçmiş kimliği, koşulu veya durumu anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle ofisin geçmişte gürültülü olduğunu ancak artık gürültülü olmadığını söyler?

  1. The office is used to being noisy.
  2. The office was used for noisy meetings.
  3. The office used to be noisy.
Cevabı göster

The office used to be noisy.

But this factory in Texas can't keep up with demand because of the pandemic. Öbek fiiller

0:08

Ancak pandemi yüzünden Teksas'taki bu fabrika talebe yetişemiyor.

Öbek fiiller

Kapasite yetersiz kaldığında keep up with demand

Keep up with demand, müşterilerin istediği hız ve miktarda üretmek, tedarik etmek veya hizmet vermek anlamına gelir. Bu nedenle can't keep up with demand, fabrikanın kapasitesinin pandemi sırasında oluşan talebin altında kaldığını belirtir. Keep up with + değişen bir gereksinim veya iş yükü yapısında keep up, bunun hızına ya da düzeyine yetişmeyi ifade eder. Özne bir işletme, ekip, sistem, tedarik kapasitesi veya üretim süreci olabilir.

Alıştırma

Cümleyi, ‘müşterilerin istediği hız ve miktara yetişmek’ anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Orders tripled overnight, and the warehouse couldn't ____.

Cevabı göster

keep up with demand

People want these like yesterday. Deyimler

0:13

İnsanlar bunları hemen, hatta dünden istiyor.

Deyimler

Abartılı aciliyet anlatan like yesterday

Bu cümlede like yesterday, “hemen, sanki zaten gecikmiş gibi” anlamına gelen gündelik bir abartıdır. Yesterday gerçek bir zamanı belirtmez; isteğin son derece acil ve biraz sabırsız duyulmasını sağlar. İfade, birinin istediği veya ihtiyaç duyduğu şeyin ardından gelerek aciliyeti samimi bir dille vurgular. Genellikle “mümkün olan en kısa sürede, hatta çoktan yapılmış olsa daha iyi olurdu” şeklinde anlaşılır.

Alıştırma

"The team wants the update like yesterday," cümlesinde like yesterday ne anlama gelir?

  1. Artık istemiyorlar.
  2. Hemen istiyorlar ve zaten geciktiğini düşünüyorlar.
  3. Önceki gün istiyorlardı.
Cevabı göster

Hemen istiyorlar ve zaten geciktiğini düşünüyorlar.

They want them so bad they'll pay up to get them right now. Öbek fiiller

0:15

O kadar çok istiyorlar ki hemen alabilmek için fazladan para ödemeye razılar.

Öbek fiiller

pay up: istenen parayı vermek

Pay up, borçlu olunan, talep edilen veya ödenmesi gereken para olarak görülen miktarı vermek anlamına gelen bir öbek fiildir. Up, tamamlanma duygusu katar ve çoğu zaman baskı, isteksizlik ya da önemli bir maliyet ima eder; yukarı doğru hareket anlamına gelmez. Burada belirli bir borcun varlığı söylenmiyor. Konuşmacı pay up ifadesini daha geniş biçimde kullanarak insanların ürünü hemen elde etmek için istenen parayı anında vermeye hazır olduğunu vurguluyor.

Alıştırma

"After three reminders, he finally paid up," cümlesinde paid up ne anlama gelir?

  1. Parayı daha yüksek bir yere taşıdı.
  2. En yüksek fiyatı artırdı.
  3. Ödemesi gereken parayı verdi.
Cevabı göster

Ödemesi gereken parayı verdi.

The most basic habitable bunkers start at $50,000,

0:18

İçinde yaşanabilen en temel sığınakların fiyatı 50.000 dolardan başlıyor,

not including installation.

0:22

kurulum buna dahil değil.

But if you want to include a movie theater,

0:24

Ama bir sinema salonu,

pool, and rock-climbing wall,

0:26

havuz ve kaya tırmanışı duvarı da olsun derseniz,

you can spend as much as $4.5 million dollars. Dilbilgisi

0:28

4,5 milyon dolara kadar harcayabilirsiniz.

Dilbilgisi

Çarpıcı bir üst miktar için as much as

Burada as much as, dikkat çekici derecede yüksek olası bir miktarı belirtir: fiyat 4,5 milyon dolara ulaşabilir. Üst sınırın şaşırtıcı veya etkileyici olduğunu vurgular; her sığınağın bu kadar pahalı olduğu anlamına gelmez. Para, zaman, mesafe veya başka bir miktarı ölçen sayıların önünde as much as, özellikle yüksek olan bu miktara kadar ulaşılabileceğini ifade edebilir. Bu kullanım, iki miktarın karşılaştırıldığı I spent as much as you did eşitlik kalıbından farklıdır.

Alıştırma

Şaşırtıcı derecede yüksek olası bir miktarı vurgulayan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Without coverage, repairs can cost ____ $20,000.

Cevabı göster

as much as

So,

0:33

Peki,

why do people spend this kind of cash on something they might never use?

0:34

insanlar belki de hiç kullanmayacakları bir şeye neden bu kadar para harcıyor?

And why are bunkers so expensive?

0:38

Sığınaklar neden bu kadar pahalı?

Meet Ron Hubbard, Kültür

0:44

Karşınızda Ron Hubbard,

not the founder of Scientology.

0:46

Scientology'nin kurucusu olan değil.

Just Ron,

0:50

Sadece Ron,

the founder of Atlas Survival Shelters.

0:51

Atlas Survival Shelters'ın kurucusu.

Kültür

Karşınızda Ron Hubbard, Scientology'nin kurucusu olan değil

Bu cümle, isimle ilgili kültürel bir çağrışıma dayanır. Scientology, L. Ron Hubbard tarafından kurulmuştur; burada tanıtılan kişi ise Atlas Survival Shelters'ın kurucusu Ron Hubbard'dır. İsimlerin benzerliği izleyicilerin kısa bir an için daha ünlü kişiyi düşünmesine yol açabilir. Bu nedenle not the founder of Scientology, önceden yapılan bir düzeltmedir: anlatıcı bu çağrışımı tahmin eder ve adamın gerçek kimliğini vermeden önce çağrışımı geçersiz kılar. Mizah, olası karışıklığın hemen açıklığa kavuşturulması gereken bir şeymiş gibi ele alınmasından doğar.

Alıştırma

Anlatıcı not the founder of Scientology ifadesiyle ne yapıyor?

  1. Atlas Survival Shelters'ın Scientology'nin bir parçası olduğunu iddia etmek
  2. Dinleyicilerin bu Ron Hubbard'ı L. Ron Hubbard'la karıştırmasını önlemek
  3. Scientology'yi hiç kimsenin kurmadığını söylemek
Cevabı göster

Dinleyicilerin bu Ron Hubbard'ı L. Ron Hubbard'la karıştırmasını önlemek

So, how do you get prepared?

0:54

Peki, nasıl hazırlık yaparsınız?

Well,

0:55

Öncelikle,

you get your food and water.

0:55

yiyecek ve suyunuzu temin edersiniz.

But once you have all that,

0:57

Ama bunların hepsini aldıktan sonra

you're going to need a bunker.

0:58

bir sığınağa ihtiyacınız olacak.

And that's when I come into play. Deyimler

0:59

İşte o noktada ben devreye giriyorum.

Deyimler

come into play: önem kazanmak veya etkili olmaya başlamak

Bu cümlede come into play, konuşanın o aşamada önem kazandığı ve rol oynamaya başladığı anlamına gelir. Bir oyuna girmekten söz edilmez. Daha genel olarak bu ifade, bir kişinin, etkenin veya dikkate alınan unsurun bir durumu ya da sonucu etkilemeye başladığı noktayı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, 'rol oynamaya başlar' anlamındaki üç sözcüklü deyimle tamamlayın: Once the budget is approved, the legal team ____.

Cevabı göster

comes into play

He sells bunkers out of his 10-acre factory

1:01

10 akrelik fabrikasında sığınak satıyor.

in Sulphur Springs,

1:03

Fabrika Sulphur Springs'te,

Texas.

1:04

Teksas'ta bulunuyor.

First and foremost,

1:05

Her şeyden önce

we want to make sure that the bunkers are airtight, because

1:07

sığınakların hava geçirmez olduğundan emin olmak istiyoruz, çünkü

God forbid any kind of airborne plague or smoke, Ton ve niyet

1:09

Allah korusun, havadan yayılan bir salgın ya da duman,

Ton ve niyet

God forbid: kötü bir olayın gerçekleşmemesini güçlü biçimde ummak

Bu cümlede God forbid, konuşanın ardından belirtilen kötü olasılığın — havadan bulaşan bir salgının ya da dumanın — asla gerçekleşmemesini güçlü biçimde umduğunu gösteren kalıplaşmış bir ünlemdir. Olasılığı adlandırmadan önce onu korkulan ve istenmeyen bir durum olarak çerçeveler. Bu ifade genellikle gerçek anlamda bir dua veya Tanrı'ya verilen bir emir olarak değil, geleneksel bir deyim olarak kullanılır. Buradaki gibi bir isim öbeğini ya da God forbid that anyone should get hurt gibi bir yan cümleyi başlatabilir.

Alıştırma

Bir konuşmacı 'God forbid anyone gets hurt.' diyor. God forbid hangi tutumu ifade eder?

  1. Konuşan, Tanrı'ya kimseyi yaralamamasını emrediyor.
  2. Konuşan, birinin kesinlikle yaralanacağını düşünüyor.
  3. Konuşan, kimsenin yaralanmamasını güçlü biçimde umuyor.
Cevabı göster

Konuşan, kimsenin yaralanmamasını güçlü biçimde umuyor.

chemical warfare,

1:13

kimyasal savaş,

biological warfare,

1:15

biyolojik savaş

whatever.

1:16

veya herhangi bir şey olabilir.

Ron says he builds about 24 bunkers a year

1:17

Ron, yılda yaklaşık 24 sığınak yaptığını söylüyor.

that are the size of homes,

1:19

Bunlar ev büyüklüğünde;

as well as hundreds of smaller storm shelters.

1:21

ayrıca yüzlerce daha küçük fırtına sığınağı da yapıyor.

He says there's a real demand for an underground escape,

1:24

Yer altına kaçış için gerçek bir talep olduğunu söylüyor,

pandemic and politics aside. Anlatım akışı

1:27

pandemi ve siyaset bir yana.

Anlatım akışı

Kapsamı belirleyen pandemic and politics aside çerçevesi

Burada sona eklenen “pandemic and politics aside” çerçevesi, “pandemi ve siyaseti geçici olarak tartışmanın dışında bırakırsak” anlamına gelir. İddianın kapsamını sınırlar: Bu etkenlere dayanmadan da talebin gerçek olduğu söylenir. Kalıp “X aside” şeklindedir ve ana cümlenin önünde ya da arkasında yer alabilir. X'i yalnızca mevcut nokta için paranteze alır; X'in tartışmanın başka bölümlerinde önemli olabileceğini reddetmez.

Alıştırma

“pandemic and politics aside” ifadesi okuyucuya ne anlatır?

  1. Talebin tek nedenleri pandemi ve siyasettir.
  2. Konuşan kişi daha sonra pandemi ve siyaseti tartışmayı planlamaktadır.
  3. Pandemi veya siyaset hesaba katılmasa bile söz konusu talep hâlâ vardır.
Cevabı göster

Pandemi veya siyaset hesaba katılmasa bile söz konusu talep hâlâ vardır.

Conservative or liberal,

1:29

Muhafazakâr ya da liberal olun,

you've just got to be concerned for the safety of your family Dilbilgisi

1:31

ailenizin güvenliği konusunda kaygılanmanız gerekir;

Dilbilgisi

Güçlü ve açık gereklilik bildiren you've just got to

you've just got to be concerned ifadesinde “have got to”, “must” veya “have to” anlamına gelir; birinin bir şeyi almış ya da elde etmiş olduğu anlamına gelmez. Konuşan kişi, ailenin güvenliğini önemsemeyi gerekli olarak sunar. “Just”, “bu zaten açıkça böyle” tonunu ekler. İddiayı daha çekingen değil, tartışmaya daha kapalı hâle getirir. Kalıp have/has got to + fiilin yalın hâli şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle duman alarmını bugün kontrol etmeyi güçlü ve açık bir gereklilik olarak sunuyor?

  1. You should probably check the smoke alarm today.
  2. You've just got to check the smoke alarm today.
  3. You'll check the smoke alarm today.
Cevabı göster

You've just got to check the smoke alarm today.

in case this country ever ends up into any kind of revolution,

1:34

olur da bu ülke herhangi bir devrime,

civil war,

1:38

iç savaşa sürüklenir

or if we go into some kind of World War.

1:39

ya da bir tür dünya savaşına girerse diye.

The craze for bunkers is not exactly new.

1:42

Sığınak çılgınlığı aslında yeni değil.

A new housing development near Denver,

1:47

Denver yakınlarındaki yeni bir konut projesi,

Colorado shows the nation's first model homes with built-in fallout shelters.

1:48

Colorado'da ülkenin yerleşik serpinti sığınakları bulunan ilk örnek evlerini sergiliyor.

Thousands of Americans built their own nuclear fallout shelters

1:53

Binlerce Amerikalı kendi nükleer serpinti sığınağını inşa etti,

at the height of the Cold War Notlar

1:56

Soğuk Savaş'ın doruk noktasında,

in the 1950s and 60s.

1:58

1950'ler ve 60'larda.

Kalıp ifadeler

at the height of the Cold War: Soğuk Savaş'ın en yoğun döneminde

At the height of, bir şeyin en yoğun, etkili, başarılı veya yaygın olduğu noktada anlamına gelir. Burada Soğuk Savaş geriliminin ve nükleer çatışma korkusunun özellikle güçlü olduğu dönemi belirtir. Bu ifade, bir olayı yalnızca bir zaman diliminin içine yerleştirmekten daha fazlasını yapar. during ifadesinden farklı olarak olayın o dönemin zirvesine yakın bir zamanda gerçekleştiğini vurgular; height burada mecazidir, fiziksel bir ölçü değildir.

Alıştırma

Cümleyi “krizin en yoğun olduğu zaman” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Public anxiety was greatest ____ the crisis.

Cevabı göster

at the height of

Kültür

jeopolitik bir rekabet olarak the Cold War

The Cold War, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği merkezli, 20. yüzyılda uzun süre devam eden jeopolitik ve ideolojik rekabetti. Süper güçler birbirleriyle doğrudan ve kapsamlı bir savaştan kaçındıkları için “cold” olarak adlandırıldı; ancak vekâlet savaşları, silahlanma yarışları, casusluk ve tehditler gerçekti. Bu cümlede nükleer silahlanma yarışı ve radyoaktif serpinti korkusu, birçok Amerikalının neden sığınak inşa ettiğini açıklar. Cold sözcüğü hava sıcaklığını ifade etmez.

Alıştırma

Bu cümlede “the Cold War” neyi ifade ediyor?

  1. Çoğunlukla dondurucu hava koşullarında yürütülen bir askerî harekât
  2. Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği merkezli, onlarca yıl süren jeopolitik rekabet
  3. Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki tek bir doğrudan nükleer savaş
Cevabı göster

Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği merkezli, onlarca yıl süren jeopolitik rekabet

They were made out of steel

2:00

Bu sığınaklar çelikten yapılıyordu

to protect against radiation.

2:01

ve radyasyona karşı koruma sağlıyordu.

Larry Hall converted a Cold War nuclear missile silo

2:10

Larry Hall, Soğuk Savaş'tan kalma bir nükleer füze silosunu

in Central Kansas

2:13

Kansas'ın merkezinde

into a 15-story inverted skyscraper.

2:14

15 katlı ters bir gökdelene dönüştürdü.

The government decommissioned the silo Kelime

2:19

Hükûmet siloyu hizmet dışı bıraktı

and Larry bought it for $300,000 in 2008.

2:21

ve Larry, 2008'de siloyu 300.000 dolara satın aldı.

Kelime

decommissioned the silo: silonun resmen hizmetten çıkarılması

Bu cümlede decommissioned, hükümetin siloyu etkin hizmetten resmen çıkardığı anlamına gelir. Özellikle askerî teçhizat veya tesisler için resmî bir statü değişikliğini belirtir. Bu fiil tek başına silonun yıkıldığı veya yok edildiği anlamına gelmez. Hizmetten çıkarılan bir tesis ayakta ve sağlam kalabilir, ardından satılabilir veya başka bir amaçla kullanılabilir; bu silo da böyle olmuştur.

Alıştırma

Hangi cümle silonun resmen hizmetten çıkarıldığını, ancak mutlaka yıkılmadığını söylüyor?

  1. The government demolished the silo.
  2. The government temporarily closed the silo.
  3. The government decommissioned the silo.
Cevabı göster

The government decommissioned the silo.

Whether it was Kim Jong Un before this

2:25

Daha önce Kim Jong Un olsun,

or Iran with the previous threats

2:28

önceki tehditleriyle İran olsun,

or when Barack Obama was elected as president

2:30

Barack Obama'nın başkan seçilmesi olsun

or when Donald Trump was elected as president.

2:33

ya da Donald Trump'ın başkan seçilmesi olsun.

I mean,

2:36

Yani

people have a variety of fears.

2:36

insanların türlü türlü korkuları var.

The Survival Condo Project has 12 apartments,

2:38

Survival Condo Project'te 12 daire var;

some costing up to $4.5 million each.

2:41

bazılarının tanesi 4,5 milyon dolara kadar çıkıyor.

So far,

2:45

Şimdiye dek

he's sold all but two of the condos. Dilbilgisi

2:46

ikisi hariç tüm daireleri sattı.

Dilbilgisi

all but two: ikisi hariç hepsi

Burada but, except yani “hariç” anlamına gelir. Bu nedenle all but two of the condos, dairelerin ikisi hariç hepsi demektir; toplam on iki daire varsa on tanesi satılmıştır. all but + sayı kalıbı, istisnaların sayısını kesin olarak belirtir. but sözcüğünden sonraki sayı, bütüne dâhil edilenlerin değil, bütünden çıkarılanların sayısıdır.

Alıştırma

İki daire hariç hepsi anlamını veren vurgulanmış kalıpla cümleyi tamamlayın: He's sold ____ of the condos.

Cevabı göster

all but two

We have residential level

2:49

Konut katlarımız

5, 6,

2:51

5, 6,

7, 8,

2:52

7, 8,

9, 10, and 11.

2:52

9, 10 ve 11.

Then there's a library and classroom,

2:54

Sonra bir kütüphane ve derslik,

a theater and lounge,

2:57

sinema ve dinlenme salonu,

exercise and spa.

2:58

spor alanı ve spa var.

We also have a sauna

3:00

Ayrıca bir saunamız da var;

complete with different-colored mood lighting. Kalıp ifadeler

3:02

farklı renklerde ambiyans aydınlatmalarıyla eksiksiz.

Kalıp ifadeler

complete with: dahil olan dikkat çekici bir özelliği vurgulamak

Complete with bir isim öbeğinden sonra gelir ve “ardından belirtilen dikkat çekici özelliği içeren veya onunla donatılmış” anlamına gelir. Bu cümlede farklı renklerdeki ambiyans aydınlatmasını saunanın sunduğu imkânlardan biri olarak gösterir ve bu özelliği özellikle vurgular. Burada complete saunayı niteler; “tamamlamak” anlamındaki complete fiili değildir. Yeniden kullanılabilir kalıplar isim + complete with + özellik ve comes complete with + özellik şeklindedir.

Alıştırma

“Bu dikkat çekici ekstra da dahil” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The treehouse is ____ a tiny kitchen and solar-powered lights.

Cevabı göster

complete with

After all, Anlatım akışı

3:05

Ne de olsa

if you're going to spend a serious amount of time trying to survive underground, Anlatım akışı

3:05

yer altında hayatta kalmaya çalışarak ciddi bir süre geçirecekseniz

Anlatım akışı

After all: destekleyici bir gerekçe sunmak

After all, az önce söylenen veya ima edilen şeyi destekleyen bir gerekçe sunan söylem belirtecidir. Burada yer altında uzun süre kalma ihtimali, konforun ve ek olanakların mantıklı olmasının açık gerekçesi olarak sunulur. Bilgileri kronolojik değil, mantıksal olarak düzenler: önce bir iddia veya karar gelir, ardından After all bunun gerekçesini sunar. Çoğu zaman bu gerekçenin zaten bilinen, kolay kabul edilen veya belirleyici bir şey olması gerektiğini ima eder.

Alıştırma

“You should bring a jacket. After all, the forecast says it will snow,” cümlesinde After all ne işe yarar?

  1. Hava tahmininin sonunda yanlış çıktığı anlamına gelir.
  2. Tavsiyeyi destekleyen bir gerekçe sunar.
  3. Ceketi kaldırmanın son adım olduğunu gösterir.
Cevabı göster

Tavsiyeyi destekleyen bir gerekçe sunar.

and if you can afford it,

3:09

ve buna paranız yetiyorsa,

you may as well thrive. Dilbilgisi

3:10

yalnızca hayatta kalmakla kalmayıp rahat da yaşayabilirsiniz.

Anlatım akışı

survive ... thrive: zorunluluktan esenliğe doğru ilerleme

Survive asgari sonucu belirler: zor koşullarda hayatta kalmak. Thrive bu temel düzeyi iyi olmaya, gelişmeye veya rahat yaşamaya yükseltir. Konuşmacı thrive sözcüğünü survive'dan sonra ve savın sonunda kullanarak iki sonucu zorunluluktan yaşam kalitesine uzanan açık bir yükselişe dönüştürür. Sözcüklerin ortak son sesi karşıtlığı akılda kalıcı yapar; bu, temel bir hedeften sonra daha güçlü bir hedef sunmak için kullanılabilecek ikna edici bir kalıptır.

Alıştırma

“We do not want the neighborhood merely to survive; we want it to thrive,” cümlesinde thrive hangi anlamı ekler?

  1. Hayatta kalmakla başarının aynı olduğu iddiası
  2. Rahatlıktan temel güvenliğe geri dönüş
  3. Yalnızca varlığını sürdürmekten iyi durumda olmaya geçiş
Cevabı göster

Yalnızca varlığını sürdürmekten iyi durumda olmaya geçiş

Dilbilgisi

you may as well: duruma uygun pratik bir sonraki adım

May as well, koşullar göz önüne alındığında bir eylemi yapmamak için güçlü bir neden bulunmadığından o eylemin mantıklı bir seçim olduğunu belirten kalıplaşmış bir kiplik ifadesidir. Burada daha iyi koşulları karşılayabilmek, iyi yaşamayı doğal seçim hâline getirir. Yapı may as well + fiilin yalın hâlidir: may as well thrive. May tek başına sıradan bir olasılık anlatmaz ve as well yalnızca “ayrıca” anlamına gelmez; sözcükler birlikte tek bir pratik değerlendirme oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümlede may as well, duruma dayalı pratik bir öneri sunmak için kullanılmıştır?

  1. We may well finish the walk before sunset.
  2. We may be well enough to walk home tomorrow.
  3. The last bus has gone, so we may as well walk home.
Cevabı göster

The last bus has gone, so we may as well walk home.

In recent years,

3:14

Son yıllarda

personalized disaster prep has grown into a multi-million dollar business. Kelime

3:15

kişiye özel afet hazırlığı milyonlarca dolarlık bir sektöre dönüştü.

Kelime

personalized disaster prep ifadesindeki prep

personalized disaster prep ifadesindeki prep, preparation sözcüğünün gayriresmî ve kısaltılmış isim biçimidir. İfadenin tamamı, bir kişinin veya hanenin kendi risklerine göre uyarladığı acil durum planlarını ve malzemelerini anlatır. Burada prep, hazırlanma faaliyetini ifade eder; hazırlık okulu veya hazırlık kursu anlamına gelmez. Bu kalıp meal prep, test prep ve emergency prep gibi birleşik ifadelerde de yaygındır.

Alıştırma

Preparation anlamındaki gayriresmî ismi kullanarak cümleyi tamamlayın: Before hurricane season, the town offers a free disaster ____ workshop.

Cevabı göster

prep

At least 13.2 million Americans say they have plans and provisions in place Kalıp ifadeler

3:20

En az 13,2 milyon Amerikalı, gerekli plan ve erzakı hazırladığını söylüyor;

to survive a month or more without power,

3:24

bir ay veya daha uzun süre elektriksiz,

running water, or transportation.

3:27

şebeke suyu ya da ulaşım olmadan hayatta kalmak için.

Kalıp ifadeler

have plans and provisions in place yapısı

Have plans and provisions in place, hem planların hem de gerekli malzemelerin önceden hazırlanmış ve kullanıma hazır olduğu anlamına gelir. Bu bağlamda provisions; yiyecek, su veya diğer acil durum malzemeleri gibi depolanmış temel ihtiyaçları ifade eder. have + isim + in place kalıbı hazır olma durumuna odaklanır: gerekli sistem, politika, personel veya kaynaklar, ihtiyaç ortaya çıkmadan önce mevcuttur. Buradaki in place öncelikle fiziksel konumu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi have ... in place yapısıyla tamamlayın: Before opening the lab, we must ____ safety procedures and emergency equipment ____.

Cevabı göster

have · in place

Prepping can simply mean storing a number of items to help cope during a blackout

3:30

Hazırlık yapmak, elektrik kesintisinde başa çıkmaya yardımcı olacak birtakım malzemeleri depolamak

or having a storm shelter to survive tornadoes and hurricane-force winds.

3:35

veya hortum ve kasırga şiddetindeki rüzgârlardan korunmak için fırtına sığınağı bulundurmak kadar basit olabilir.

Since the start of 2021,

3:39

2021'in başından bu yana

storm shelter sales are up 30%.

3:41

fırtına sığınağı satışları %30 arttı.

That's on top of a 35% increase the previous year. Kalıp ifadeler

3:43

Bu, önceki yılki %35'lik artışın da üzerine geldi.

Kalıp ifadeler

Veri bağlamında on top of: önceki değişime eklenen unsur

Bu veri bağlamında on top of, “öncekine ek olarak ve onun ardından” anlamına gelir. Mevcut artış daha önceki %35'lik artıştan sonra gerçekleşmiştir; dolayısıyla önceki yükseliş, sonraki artışın başlangıç koşullarının bir parçasıdır. Bu ifade birbirini izleyen iki değişimi bağlar, ancak yüzdelerin doğrudan toplanması gerektiğini söylemez. Yüzde artışları farklı taban değerleri kullanıyorsa toplam değişim kümülatif olarak hesaplanmalıdır.

Alıştırma

Mevcut bir yüke yeni bir yükün eklendiğini gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The rent increase came ____ higher utility bills.”

Cevabı göster

on top of

Possibly part of what has driven that increase in sales Dilbilgisi

3:47

Satışlardaki bu artışı tetikleyen etkenlerden biri,

is that 2020 was such a traumatic year for all of us.

3:51

2020'nin hepimiz için son derece travmatik bir yıl olması olabilir.

Dilbilgisi

Temkinli neden ifadeleri için Possibly part of what ... is that ...

Possibly, açıklamanın kesin değil, ihtimalli olduğunu belirtir. Part of ise önerilen nedenin etkenlerden yalnızca biri olduğunu, açıklamanın tamamı olmadığını gösterir. What has driven that increase in sales, “satışlardaki bu artışa neden olan şey veya etkenler” anlamına gelen ve öncülünü kendi içinde barındıran bir ilgi yan tümcesidir. part of what has driven X is that Y kalıbı önce kısmi bir nedeni sınırlar, ardından that yan tümcesiyle bu nedenin ne olduğunu açıklar. Bu çerçeve, nedensel ilişkiyi kanıtlanmış veya tek ilişki olarak sunmadan makul bir olasılık şeklinde öne sürdüğü için analizlerde kullanışlıdır.

Alıştırma

Açıklamayı olası etkenlerden yalnızca biri olarak sunan kelimelerle cümleyi tamamlayın: “Possibly ____ has reduced attendance is that ticket prices have risen.”

Cevabı göster

part of what

So,

3:55

Bu nedenle,

putting a storm shelter in place for their family was something they can control,

3:56

aileleri için fırtına sığınağı yaptırmak kontrol edebilecekleri bir şeydi;

they could actually impact and have some control over the safety of their family. Kalıp ifadeler

3:59

ailelerinin güvenliği üzerinde gerçekten etkili olup bir ölçüde kontrol sağlayabiliyorlardı.

Kalıp ifadeler

have some control over: üzerinde bir miktar kontrol sahibi olmak

To have some control over something, gerçekleşenlerin bir kısmını etkileyebilmek ancak her şeyi belirleyememek anlamına gelir. some sözcüğü kontrolün derecesini bilinçli olarak sınırlar. Burada over, etki edilen durumu, yani ailelerinin güvenliğini tanıtır. İfade, aile bireylerini kontrol ettiklerini değil, onların güvenliğini etkileyebildiklerini anlatır.

Alıştırma

'Sınırlı ölçüde etkileyebilmek' anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Better scheduling would let staff ____ their workload.

Cevabı göster

have some control over

But bunkers are in a different league. Deyimler

4:05

Ama yer altı sığınakları bambaşka bir seviyede.

Deyimler

in a different league: bambaşka bir seviyede olmak

In a different league; kalite, ölçek, zorluk, maliyet veya kapasite bakımından açıkça farklı bir seviyede olmayı anlatan mecazi bir karşılaştırmadır. Spor liglerinden gelir ancak gerçek bir müsabaka anlamına gelmez. Burada daha basit barınaklardan çok daha ileri bir seviyeye geçildiğini gösterir: sığınaklar aynı şeyin başka bir sürümü olmaktan öte, daha karmaşık ve pahalıdır. Karşılaştırmanın ölçütünü bağlam belirler; deyim her açıdan daha iyi olunduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, büyük bir seviye farkını göstermek için in a different league ifadesini mecazi anlamda kullanır?

  1. After promotion, the team will play in a different league next season.
  2. Our basketball schedule lists them in a different league.
  3. This budget laptop is decent, but the workstation is in a different league.
Cevabı göster

This budget laptop is decent, but the workstation is in a different league.

Ron sells bunkers with a variety of add-ons

4:08

Ron, çeşitli ek özelliklere sahip sığınaklar satıyor;

like escape tunnels and hidden doors.

4:10

kaçış tünelleri ve gizli kapılar gibi.

So,

4:14

Yani,

this typically will have a secret passage

4:14

burada genellikle gizli bir geçit bulunur

leading to a secret hatch going down to a secret room.

4:17

ve bu geçit, gizli bir odaya inen gizli bir kapağa açılır.

This isn't our grandfather's bomb shelter. Anlatım akışı

4:20

Bu, dedelerimizden kalma bomba sığınağı değil.

Anlatım akışı

This isn't our grandfather's bomb shelter: kuşaklar arası karşıtlık kalıbı

This isn't our grandfather's X kalıbı, X'in bilinen eski imgesini reddetmek için kuşaklar arası bir karşıtlık kurar. Buradaki our grandfather's belirli bir dedeyi veya mülkiyeti ifade etmez; daha eski, daha basit ya da modası geçmiş olduğu düşünülen bir sürümü temsil eder. Konuşmacı önce eski kalıp yargıyı sunup reddederek dinleyiciyi modern sürümle kurulacak karşıtlığa hazırlar. Bu cümlede bomb shelter, Soğuk Savaş döneminden kalma temel bir sığınak olarak değil, ev konforuna sahip çağdaş bir sığınak olarak sunulur.

Alıştırma

Bu bağlamda “This isn't our grandfather's bomb shelter” ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Bütün modern sığınakların Soğuk Savaş tasarımlarını kopyalaması gerektiğini söyler.
  2. Sığınağın yasal olarak başka birinin dedesine ait olduğunu söyler.
  3. Eski bir kalıp yargıyı reddeder ve sığınağı modern bir sürüm olarak sunar.
Cevabı göster

Eski bir kalıp yargıyı reddeder ve sığınağı modern bir sürüm olarak sunar.

They have all the bells and whistles that you would have in a house. Deyimler

4:22

Bunlarda bir evde bulabileceğiniz her türlü özellik ve konfor var.

Deyimler

All the bells and whistles: çekici ek özellikler

All the bells and whistles, bir şeyi daha etkileyici, kullanışlı veya lüks gösteren çekici ek özelliklerin ya da olanakların tamamını ifade eden bir deyimdir. Gerçek çanlardan ve düdüklerden söz etmez. Burada all eksiksizliği vurgularken deyim, sığınağın ev benzeri tesislerini ek konfor unsurları olarak gruplandırır. Deyim, ses tonuna bağlı olarak hevesli veya hafif kuşkucu olabilir: Ekstralar çekici olsa da gerekli olmayabilir.

Alıştırma

“Tüm çekici ek özellikler” anlamındaki deyimle ürün incelemesi cümlesini tamamlayın: The premium model comes with ____, including heated seats and a panoramic roof.

Cevabı göster

all the bells and whistles

I mean,

4:25

Yani,

if you can have it in a house,

4:25

evde olabilecek bir şey

you can have it in the bunker.

4:27

sığınakta da olabilir.

This model costs about $500,000 and fits three private bedrooms, Kelime

4:28

Bu modelin fiyatı yaklaşık 500.000 dolar; içinde üç özel yatak odası,

Kelime

fits three private bedrooms: üç özel yatak odasını içine alır

Burada fits, “içinde barındıracak kadar yeterli alana sahip olmak” anlamına gelir. Modelin yerleşimine üç ayrı yatak odası sığabilir; fit, three private bedrooms ifadesini doğrudan nesne olarak alır. Kapasite açıklamalarında bir kap, oda, araç veya tasarım bir kişiyi ya da nesneyi fit edebilir. Bu kullanım mevcut alanla ilgilidir; uygunluk ya da bir şeyi kurma eylemi anlamına gelmez.

Alıştırma

“This model fits three private bedrooms,” cümlesinde fits ne anlama gelir?

  1. üç özel yatak odasını barındıracak yeterli alana sahiptir
  2. üç yatak odasını başka bir binaya kurar
  3. üç yatak odası olan kişiler için uygundur
Cevabı göster

üç özel yatak odasını barındıracak yeterli alana sahiptir

two bathrooms,

4:33

iki banyo,

a kitchen,

4:34

bir mutfak,

dining room,

4:35

yemek odası,

living room,

4:36

oturma odası

and a game room.

4:36

ve bir oyun odası bulunuyor.

Ron says he has over a year's worth of back orders, Kelime

4:38

Ron, bir yıldan uzun sürecek kadar birikmiş siparişi olduğunu söylüyor;

Kelime

over a year's worth of back orders: bir yıldan fazla bekleyen sipariş

Over a year's worth of, miktarı bir yıllık ölçütle karşılaştırır. Bu bağlamda bekleyen siparişleri normal üretim veya karşılama hızıyla bitirmenin bir yıldan uzun süreceği anlamına gelir; her siparişin zaten bir yıldır beklediğini söylemez. Back orders, kabul edilmiş ancak genellikle stok veya üretim kapasitesi yetersiz olduğu için henüz karşılanamayan ya da gönderilemeyen müşteri siparişleridir. İfade bir bütün olarak bir yıllık üretimden daha büyük bir karşılanmamış sipariş kuyruğunu anlatır.

Alıştırma

Ürün bulunamadığı için henüz gönderilemeyen, kabul edilmiş siparişleri anlatan ticari terimle cümleyi tamamlayın: “Because of the parts shortage, the company has six months' worth of ____.”

Cevabı göster

back orders

even though prices for the materials to build the bunkers

4:41

üstelik sığınak yapımında kullanılan malzemelerin fiyatları

have gone up between 15% and 20% since last November.

4:43

geçen kasımdan bu yana %15 ila %20 artmış olsa da.

The cost of wood has tripled,

4:48

Ahşabın maliyeti üç katına çıktı,

the cost of steel has tripled,

4:49

çeliğin maliyeti üç katına çıktı,

the cost of gas has doubled,

4:50

benzinin maliyeti iki katına çıktı,

everything's gone through the roof. Deyimler

4:52

her şeyin fiyatı uçtu.

Deyimler

gone through the roof: son derece hızlı yükselmek

Bu cümlede gone through the roof, “son derece hızlı yükselmiş veya çok yüksek bir düzeye çıkmış” anlamına gelir. Everything daha önce sözü edilen maliyetleri topluca ifade eder; dolayısıyla konuşmacı birkaç büyük fiyat artışını özetlemektedir. Deyimin temel biçimi go through the roof şeklindedir. Burada gone, everything's kısaltmasındaki has sözcüğünden sonra gelerek present perfect yapısını oluşturur: everything has gone through the roof. Çatı imgesi mecazidir; gerçekte hiçbir şey çatıdan geçmez.

Alıştırma

Cümleyi “çarpıcı biçimde yükselmek” anlamındaki deyimle, have sonrasında gereken biçimi kullanarak tamamlayın: Since the supply shortage began, laptop prices have ____.

Cevabı göster

gone through the roof

Some people decide to build their own shelters.

4:57

Bazı insanlar kendi sığınaklarını yapmaya karar veriyor.

About 60 miles outside of Dallas,

5:01

Dallas'ın yaklaşık 60 mil dışında,

a doctor in his 40s built his own 1,200-square-foot bunker.

5:03

40'lı yaşlarında bir doktor kendi 1.200 fit karelik sığınağını yaptı.

He asked to remain anonymous about his labor of love. Notlar

5:09

Büyük emek ve sevgi verdiği bu proje konusunda kimliğinin gizli kalmasını istedi.

Kalıp ifadeler

remain anonymous: kimliğini açıklamadan kalmak

Bu cümlede remain anonymous, kişinin adı veya kimliği kamuya açıklanmadan bu durumu sürdürmesi anlamına gelir. Kişi proje hakkında konuşmaya isteklidir, ancak izleyicilere kim olduğunun söylenmemesini ister. Remain, ardından anonymous sıfatı gelen bir bağ fiilidir: remain + adjective. Kimliğin zaten açıklanmamış olduğu durumun korunmasını vurgular; be anonymous yalnızca bu durumu tanımlar. Bu, kişiyi özel hayatında hiç kimsenin tanımadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “adı açıklanmadan kalmaya devam etmek” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The witness agreed to speak but asked to ____.

Cevabı göster

remain anonymous

Deyimler

labor of love: tutkuyla yapılan emek

“A labor of love”, çok zaman ve çaba gerektiren ancak kişinin o işi gerçekten önemsediği için yaptığı bir proje veya görevdir. Bu ifade, işi yalnızca bir zorunluluk olarak değil, duygusal açıdan tatmin edici bir uğraş olarak sunar. İşin ücretsiz ya da kâr getirmeyen bir iş olması gerekmez; temel fikir, sevgi veya bağlılığın ana motivasyon olmasıdır. Burada ifade, projeyi kişinin bizzat çok fazla enerji harcadığı özel bir emek olarak tanımlar.

Alıştırma

Dersi öğrendiğiniz deyimle cümleyi tamamlayın: She spent every weekend restoring the old theater without expecting payment; it was a ____.

Cevabı göster

labor of love

I look at this as kind of like life insurance and disability insurance. Notlar

5:12

Ben bunu bir tür hayat sigortası ve maluliyet sigortası gibi görüyorum.

Kalıp ifadeler

look at A as B: bir yorum çerçevesi kurmak

“Look at A as B”, A’yı B olarak görmek, yorumlamak veya B çerçevesine oturtmak anlamına gelir. Buradaki “look at”, fiziksel olarak gözleri bir şeye çevirmekle ilgili değildir; bir şeyi anlama biçimini tanıtır. Cümlede “this” A’dır; “life insurance and disability insurance” ise B çerçevesini sağlar. “Kind of like” karşılaştırmayı yumuşatır ve konuşanın iki şeyin kelimenin tam anlamıyla aynı olduğunu değil, yaklaşık bir benzerlik gördüğünü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi look at A as B yapısıyla tamamlayın: I ____ a backup battery ____ cheap insurance against power cuts.

Cevabı göster

look at · as

Ton ve niyet

Yaklaşık karşılaştırma için kind of like kullanımı

Bu cümlede kind of like gevşek bir benzetme kurar: Konuşmacı bu satın alımı bazı yönlerden hayat sigortasına ve maluliyet sigortasına benzetir, fakat bunun gerçekten bir sigorta ürünü olduğunu söylemez. Burada kind of, like ifadesini yumuşatır. Bir karşılaştırma yararlı ancak eksik veya yaklaşık olduğunda X is kind of like Y kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümle karşılaştırmayı kesin değil, yaklaşık olarak sunar?

  1. A password manager is a kind of digital key ring.
  2. A password manager is kind of like a digital key ring.
  3. A password manager is the same as a digital key ring.
Cevabı göster

A password manager is kind of like a digital key ring.

It's something that you have if you can afford it.

5:16

Maddi gücünüz varsa elinizde bulunduracağınız bir şey.

So far,

5:20

Şu ana kadar

he's spent around $100,000 on the bunker

5:21

bu sığınağa yaklaşık 100.000 dolar harcadı.

that sits underneath his home and has yet to actually use.

5:23

Sığınak evinin altında ve onu henüz gerçekten hiç kullanmadı.

I don't advertise it.

5:27

Bunun reklamını yapmıyorum.

I don't mind having our family or friends over. Notlar

5:29

Ailemizden birilerini veya arkadaşlarımızı ağırlamakta sakınca görmüyorum.

Dilbilgisi

don't mind having kalıbı

Don't mind having, birini ağırlamaya istekli olmak veya bundan rahatsız olmamak anlamına gelir. Bu cümlede konuşmacı, aile üyelerinin ya da arkadaşlarının eve gelmesini sorun etmez; bir itiraz dile getirmez. mind sözcüğünden sonra bir eylem için -ing biçimi kullanılır: mind doing doğrudur, mind to do değildir. Yeniden kullanılabilir kalıp subject + don't/doesn't mind + verb-ing şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi don't mind sonrasında take fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I don't mind ____ the early train if it gets us there on time.

Cevabı göster

taking

Öbek fiiller

having our family or friends over: birini eve davet etmek

Have someone over, birini ziyaret için eve davet etmek veya evde ağırlamak demektir. Buradaki having our family or friends over, aile üyelerini ya da arkadaşları misafir olarak ağırlamayı anlatır; onlara sahip olmak ya da onları bir şeyin üstüne koymak anlamına gelmez. Bu, ayrılabilen have + kişi + over yapısıdır. Misafiri gösteren söz have ile over arasına gelir: have them over. Cümlede having, mind sözcüğünden sonra geldiği için -ing biçimindedir: mind having someone over.

Alıştırma

Have + kişi + over yapısını bir zamirle tamamlayın: We invited Maya and Leo, and we're having ____ over for lunch on Sunday.

Cevabı göster

them

I'll let them I'll give them tours,

5:32

İçeri girmelerine izin verip onları gezdiriyorum,

show it,

5:34

sığınağı gösteriyorum

but publicly I don't want everyone to know about it.

5:34

ama bunu halka duyurup herkesin bilmesini istemiyorum.

But what makes a bunker so costly?

5:37

Peki bir sığınağı bu kadar pahalı yapan ne?

The pretty things like the stainless steel appliances

5:41

Paslanmaz çelik ev aletleri gibi güzel şeylerin,

and nicer furniture and the higher ceilings

5:44

daha şık mobilyaların ve yüksek tavanların

are all really relatively low-cost.

5:47

maliyeti aslında nispeten düşük.

The things that are the cost drivers are the life-support systems. Kelime

5:50

Maliyeti asıl yükselten unsurlar yaşam destek sistemleri.

Kelime

cost drivers: toplam maliyeti belirleyen etkenler

Cost driver, bir ürünün, hizmetin veya projenin toplam maliyetinin değişmesine neden olan etkendir. Driver burada mecazi anlamdadır: etken maliyeti yönlendirir veya güçlü biçimde etkiler. Bu cümlede yaşam destek sistemleri giderin başlıca kaynağı olarak belirtiliyor. Bir cost driver yalnızca pahalı bir şey değildir; ölçeği, kullanımı, karmaşıklığı veya fiyatı toplam maliyetin belirlenmesine katkıda bulunur.

Alıştırma

Bir proje bütçesinde cost drivers ne anlama gelir?

  1. Bir şirket için araç kullanan çalışanlar
  2. Toplam maliyetteki değişikliklere neden olan veya bunları açıklayan etkenler
  3. Her zaman tekil fiyatı en yüksek olan ürünler
Cevabı göster

Toplam maliyetteki değişikliklere neden olan veya bunları açıklayan etkenler

Those are tremendously expensive.

5:54

Bunlar inanılmaz pahalı.

Bunkers are made of steel and concrete.

5:56

Sığınaklar çelik ve betondan yapılıyor.

It took the doctor about a year and $22,000 worth of materials Dilbilgisi

5:59

Doktorun yaklaşık bir yılı ve 22.000 dolarlık malzemesi gerekti

to plan and engineer his bunker.

6:03

sığınağını planlamak ve mühendislik tasarımını yapmak için.

Dilbilgisi

It took the doctor ... to plan and engineer: gereken girdileri birleştirmek

It took the doctor ... yapısında it, gerçek bir varlığa gönderme yapmayan sözde öznedir; sığınağı ifade etmez. The doctor, kimin emeğinin ölçüldüğünü; to plan and engineer ise asıl görevi belirtir. Aktarılabilir kalıp It took + kişi + zaman veya kaynak + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Farklı girdileri birleştirebilir: about a year süreyi, $22,000 worth of materials ise gereken malzemelerin değerini bildirir.

Alıştırma

Cümleyi It took + kişi + girdiler + to + fiil kalıbıyla tamamlayın: ____ the team six months and $40,000 in equipment ____ build the prototype.

Cevabı göster

It took · to

He paid an excavation company $12,200

6:05

Bir kazı şirketine 12.200 dolar ödedi

to dig a hole 80 feet long Dilbilgisi

6:09

80 fit uzunluğunda,

and 50 feet wide

6:11

50 fit genişliğinde

and about 16 feet below ground.

6:12

ve yerin yaklaşık 16 fit altına inen bir çukur kazması için.

Dilbilgisi

80 feet long ... 16 feet below ground: boyutlar ve konum

İngilizcede ölçü bildirilirken long ve wide gibi boyut sıfatları genellikle sayı ve birimden sonra gelir: 80 feet long ve 50 feet wide. Her iki sayı da birden büyük olduğu için foot sözcüğünün çoğulu feet kullanılır. About 16 feet below ground farklı çalışır. Below ground, çukuru zemin seviyesine göre dikey olarak konumlandırır; üçüncü bir yatay boyut değildir. Böylece açıklama uzunluğu, genişliği ve yer altındaki konumu birleştirir.

Alıştırma

Uzunluğu 30 fit, genişliği 12 fit olan bir depoyu tanımlayın. Cümleyi isimden sonra gelen ölçü kalıbıyla tamamlayın: The storage room is ____ and ____.

Cevabı göster

30 feet long · 12 feet wide

Then he built the bunker quickly

6:14

Ardından sığınağı hızla inşa etti,

because he was afraid rain would ruin the excavation work.

6:15

çünkü yağmurun kazı alanını mahvetmesinden korkuyordu.

He poured a concrete foundation,

6:19

Beton bir temel

walls,

6:20

ve duvarlar döktü,

and filled in the dirt around and over it. Öbek fiiller

6:21

ardından çevresini ve üstünü toprakla doldurdu.

Öbek fiiller

filled in: kazılmış alanı toprakla geri doldurmak

Burada filled in, yapının çevresindeki açık boşluklara veya kazılmış alana yeniden toprak koyarak bu alanı sıkıştırıp örtmek anlamına gelir. in parçacığı, boş alanı malzemeyle kapatılmış veya tamamlanmış olarak gösterir. Bu inşaat anlamı bağlama bağlıdır. Fill in eksik bilgi sağlamak anlamına da gelebilir; ancak dirt around and over it ifadesi burada kastedilenin toprakla geri dolgu olduğunu açıkça gösterir.

Alıştırma

Kazılmış bir alana malzeme geri koymak anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: After repairing the pipe, the crew used soil to ____ the trench.

Cevabı göster

fill in

He paid more than $20,000 for concrete,

6:25

Betona 20.000 dolardan fazla,

$12,000 for Styrofoam,

6:27

strafora 12.000 dolar

and $2,000 for this single door.

6:29

ve yalnızca bu kapıya 2.000 dolar ödedi.

He said he'll invest another $30,000

6:33

30.000 dolar daha yatıracağını söyledi

to build out a kitchen and other rooms. Öbek fiiller

6:36

bir mutfak ve diğer odaları tamamlamak için.

Öbek fiiller

build out: mevcut yapı kabuğunu kullanılabilir odalara dönüştürmek

Build out, mevcut bir yapının kabuğu veya kısmen tamamlanmış bir alanın içinde inşaata devam ederek kullanılabilir odalar, sistemler ve tesisler oluşturmak anlamına gelir. Burada ek para, tamamlanmamış iç alanı bir mutfağa ve diğer odalara dönüştürecektir. out parçacığı, planlanan alanın daha eksiksiz ve kullanılabilir bir duruma kadar geliştirilmesini anlatır. Yapının dışarı doğru uzatılacağı anlamına gelmez ve tüm binanın sıfırdan yapılmasını da zorunlu olarak ifade etmez.

Alıştırma

Mevcut boş bir alanın içini tamamlamak anlamındaki dersin öbek fiiliyle cümleyi tamamlayın: The tenant will ____ the empty storefront with a kitchen and seating area.

Cevabı göster

build out

Of course,

6:38

Tabii ki

he's already stocked the bunker with $30,000 worth of guns and ammunition. Kalıp ifadeler

6:39

sığınağı şimdiden 30.000 dolarlık silah ve mühimmatla doldurdu.

Kalıp ifadeler

stock A with B: A'yı B ile donatmak

stock A with B yapısında A, malzeme sağlanan yeri veya kişiyi; B ise oraya konan şeyleri belirtir. Bu cümlede the bunker A, guns and ammunition ise B'dir. Edilgen yapıda A özne olabilir: The bunker is stocked with supplies. Altyazıdaki has already stocked, hazırlığın şu andan önce tamamlandığını anlatır.

Alıştırma

stock, the shelter ve with ifadelerini doğru sırada kullanarak tamamlayın: Before the storm, they have ____ food and water.

Cevabı göster

stocked the shelter with

Pandemic fears are likely to stay strong for years after it's over,

6:44

Pandemi korkusunun, bittikten sonra da yıllarca güçlü kalması muhtemel

and the truth is,

6:48

ve gerçek şu ki

there's always something to fear.

6:50

her zaman korkulacak bir şey var.

Nobody knows what the future has,

6:52

Geleceğin ne getireceğini kimse bilmiyor,

so the attitude is it's better to have it and not need it Dilbilgisi

6:53

bu yüzden anlayış şu: İhtiyacınız olmasa da elinizde bulunması,

than to need it and not have it.

6:56

ihtiyaç duyduğunuzda elinizde olmamasından iyidir.

Dilbilgisi

It's better to A than to B: B yerine A daha iyidir

It's better to A than to B iki seçeneği karşılaştırır ve A'yı daha iyi seçenek olarak sunar. Burada iki taraf paralel durumlar oluşturur: ona sahip olup ihtiyaç duymamak ve ihtiyaç duyup ona sahip olmamak. Tekrarlanan it, önceden hazırlanmış kaynağı genel olarak ifade eder. Birbirini yansıtan anlatım, önlemle ilgili sonucu akılda kalıcı kılar: belirsizlik bir ihtiyaç doğurmadan önce hazırlanmak.

Alıştırma

carry ve need fiillerini paralel to mastarlarıyla kullanarak tamamlayın: For a long trip, it is better ____ a backup charger and not use it than ____ it and not have it.

Cevabı göster

to carry · to need