Hayatta Kalma Sığınakları Neden Bu Kadar Pahalı | Çok Pahalı: İngilizce çalışma notları
Business Insider
Video özeti: Haber, özel sığınak talebini pandemiyle ilişkilendiriyor ve basit barınakları pahalı yeraltı evleriyle karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. like yesterday. - Deyimler ve mecazlı ifadeler: bu sözü “dün” değil, “en kısa sürede” diye anlayıp aciliyeti fark edin. 2. pandemic and politics aside. - Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: X aside ile etkenleri inkâr etmeden geçici olarak tartışma dışında bırakın. 3. it's better to have it and not need it than to need it and not have it. - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: better ... than ... ve paralel mastarların iki sonucu karşılaştırıp hazırlığı daha güvenli gösterdiğini görün.
Bu derste
Buying a survival bunker used to be just something for doomsdayers and survivalists. Dilbilgisi
0:03Eskiden hayatta kalma sığınağı satın almak yalnızca kıyamet senaryolarına inananlara ve hayatta kalmacılara özgüydü.
Değişmiş bir geçmiş durum için used to be
Used to be, geçmişte doğru olan ancak artık genellikle geçerli olmayan bir durumu anlatır. Burada sığınak satın almanın eskiden kıyamet senaryolarına inananlar ve hayatta kalma uzmanlarıyla sınırlı olduğu belirtilerek daha sonra genişleyen taleple karşıtlık kuruluyor. Yapı, özne + used to be + tümleç şeklindedir. Günümüzdeki durum doğrudan belirtilmese bile değişmiş bir geçmiş kimliği, koşulu veya durumu anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle ofisin geçmişte gürültülü olduğunu ancak artık gürültülü olmadığını söyler?
- The office is used to being noisy.
- The office was used for noisy meetings.
- The office used to be noisy.
Cevabı göster
The office used to be noisy.
But this factory in Texas can't keep up with demand because of the pandemic. Öbek fiiller
0:08Ancak pandemi yüzünden Teksas'taki bu fabrika talebe yetişemiyor.
Kapasite yetersiz kaldığında keep up with demand
Keep up with demand, müşterilerin istediği hız ve miktarda üretmek, tedarik etmek veya hizmet vermek anlamına gelir. Bu nedenle can't keep up with demand, fabrikanın kapasitesinin pandemi sırasında oluşan talebin altında kaldığını belirtir. Keep up with + değişen bir gereksinim veya iş yükü yapısında keep up, bunun hızına ya da düzeyine yetişmeyi ifade eder. Özne bir işletme, ekip, sistem, tedarik kapasitesi veya üretim süreci olabilir.
Alıştırma
Cümleyi, ‘müşterilerin istediği hız ve miktara yetişmek’ anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Orders tripled overnight, and the warehouse couldn't ____.
Cevabı göster
keep up with demand
Abartılı aciliyet anlatan like yesterday
Bu cümlede like yesterday, “hemen, sanki zaten gecikmiş gibi” anlamına gelen gündelik bir abartıdır. Yesterday gerçek bir zamanı belirtmez; isteğin son derece acil ve biraz sabırsız duyulmasını sağlar. İfade, birinin istediği veya ihtiyaç duyduğu şeyin ardından gelerek aciliyeti samimi bir dille vurgular. Genellikle “mümkün olan en kısa sürede, hatta çoktan yapılmış olsa daha iyi olurdu” şeklinde anlaşılır.
Alıştırma
"The team wants the update like yesterday," cümlesinde like yesterday ne anlama gelir?
- Artık istemiyorlar.
- Hemen istiyorlar ve zaten geciktiğini düşünüyorlar.
- Önceki gün istiyorlardı.
Cevabı göster
Hemen istiyorlar ve zaten geciktiğini düşünüyorlar.
They want them so bad they'll pay up to get them right now. Öbek fiiller
0:15O kadar çok istiyorlar ki hemen alabilmek için fazladan para ödemeye razılar.
pay up: istenen parayı vermek
Pay up, borçlu olunan, talep edilen veya ödenmesi gereken para olarak görülen miktarı vermek anlamına gelen bir öbek fiildir. Up, tamamlanma duygusu katar ve çoğu zaman baskı, isteksizlik ya da önemli bir maliyet ima eder; yukarı doğru hareket anlamına gelmez. Burada belirli bir borcun varlığı söylenmiyor. Konuşmacı pay up ifadesini daha geniş biçimde kullanarak insanların ürünü hemen elde etmek için istenen parayı anında vermeye hazır olduğunu vurguluyor.
Alıştırma
"After three reminders, he finally paid up," cümlesinde paid up ne anlama gelir?
- Parayı daha yüksek bir yere taşıdı.
- En yüksek fiyatı artırdı.
- Ödemesi gereken parayı verdi.
Cevabı göster
Ödemesi gereken parayı verdi.
The most basic habitable bunkers start at $50,000,
0:18İçinde yaşanabilen en temel sığınakların fiyatı 50.000 dolardan başlıyor,
you can spend as much as $4.5 million dollars. Dilbilgisi
0:284,5 milyon dolara kadar harcayabilirsiniz.
Çarpıcı bir üst miktar için as much as
Burada as much as, dikkat çekici derecede yüksek olası bir miktarı belirtir: fiyat 4,5 milyon dolara ulaşabilir. Üst sınırın şaşırtıcı veya etkileyici olduğunu vurgular; her sığınağın bu kadar pahalı olduğu anlamına gelmez. Para, zaman, mesafe veya başka bir miktarı ölçen sayıların önünde as much as, özellikle yüksek olan bu miktara kadar ulaşılabileceğini ifade edebilir. Bu kullanım, iki miktarın karşılaştırıldığı I spent as much as you did eşitlik kalıbından farklıdır.
Alıştırma
Şaşırtıcı derecede yüksek olası bir miktarı vurgulayan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Without coverage, repairs can cost ____ $20,000.
Cevabı göster
as much as
why do people spend this kind of cash on something they might never use?
0:34insanlar belki de hiç kullanmayacakları bir şeye neden bu kadar para harcıyor?
Karşınızda Ron Hubbard, Scientology'nin kurucusu olan değil
Bu cümle, isimle ilgili kültürel bir çağrışıma dayanır. Scientology, L. Ron Hubbard tarafından kurulmuştur; burada tanıtılan kişi ise Atlas Survival Shelters'ın kurucusu Ron Hubbard'dır. İsimlerin benzerliği izleyicilerin kısa bir an için daha ünlü kişiyi düşünmesine yol açabilir. Bu nedenle not the founder of Scientology, önceden yapılan bir düzeltmedir: anlatıcı bu çağrışımı tahmin eder ve adamın gerçek kimliğini vermeden önce çağrışımı geçersiz kılar. Mizah, olası karışıklığın hemen açıklığa kavuşturulması gereken bir şeymiş gibi ele alınmasından doğar.
Alıştırma
Anlatıcı not the founder of Scientology ifadesiyle ne yapıyor?
- Atlas Survival Shelters'ın Scientology'nin bir parçası olduğunu iddia etmek
- Dinleyicilerin bu Ron Hubbard'ı L. Ron Hubbard'la karıştırmasını önlemek
- Scientology'yi hiç kimsenin kurmadığını söylemek
Cevabı göster
Dinleyicilerin bu Ron Hubbard'ı L. Ron Hubbard'la karıştırmasını önlemek
come into play: önem kazanmak veya etkili olmaya başlamak
Bu cümlede come into play, konuşanın o aşamada önem kazandığı ve rol oynamaya başladığı anlamına gelir. Bir oyuna girmekten söz edilmez. Daha genel olarak bu ifade, bir kişinin, etkenin veya dikkate alınan unsurun bir durumu ya da sonucu etkilemeye başladığı noktayı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, 'rol oynamaya başlar' anlamındaki üç sözcüklü deyimle tamamlayın: Once the budget is approved, the legal team ____.
Cevabı göster
comes into play
we want to make sure that the bunkers are airtight, because
1:07sığınakların hava geçirmez olduğundan emin olmak istiyoruz, çünkü
God forbid any kind of airborne plague or smoke, Ton ve niyet
1:09Allah korusun, havadan yayılan bir salgın ya da duman,
God forbid: kötü bir olayın gerçekleşmemesini güçlü biçimde ummak
Bu cümlede God forbid, konuşanın ardından belirtilen kötü olasılığın — havadan bulaşan bir salgının ya da dumanın — asla gerçekleşmemesini güçlü biçimde umduğunu gösteren kalıplaşmış bir ünlemdir. Olasılığı adlandırmadan önce onu korkulan ve istenmeyen bir durum olarak çerçeveler. Bu ifade genellikle gerçek anlamda bir dua veya Tanrı'ya verilen bir emir olarak değil, geleneksel bir deyim olarak kullanılır. Buradaki gibi bir isim öbeğini ya da God forbid that anyone should get hurt gibi bir yan cümleyi başlatabilir.
Alıştırma
Bir konuşmacı 'God forbid anyone gets hurt.' diyor. God forbid hangi tutumu ifade eder?
- Konuşan, Tanrı'ya kimseyi yaralamamasını emrediyor.
- Konuşan, birinin kesinlikle yaralanacağını düşünüyor.
- Konuşan, kimsenin yaralanmamasını güçlü biçimde umuyor.
Cevabı göster
Konuşan, kimsenin yaralanmamasını güçlü biçimde umuyor.
as well as hundreds of smaller storm shelters.
1:21ayrıca yüzlerce daha küçük fırtına sığınağı da yapıyor.
He says there's a real demand for an underground escape,
1:24Yer altına kaçış için gerçek bir talep olduğunu söylüyor,
Kapsamı belirleyen pandemic and politics aside çerçevesi
Burada sona eklenen “pandemic and politics aside” çerçevesi, “pandemi ve siyaseti geçici olarak tartışmanın dışında bırakırsak” anlamına gelir. İddianın kapsamını sınırlar: Bu etkenlere dayanmadan da talebin gerçek olduğu söylenir. Kalıp “X aside” şeklindedir ve ana cümlenin önünde ya da arkasında yer alabilir. X'i yalnızca mevcut nokta için paranteze alır; X'in tartışmanın başka bölümlerinde önemli olabileceğini reddetmez.
Alıştırma
“pandemic and politics aside” ifadesi okuyucuya ne anlatır?
- Talebin tek nedenleri pandemi ve siyasettir.
- Konuşan kişi daha sonra pandemi ve siyaseti tartışmayı planlamaktadır.
- Pandemi veya siyaset hesaba katılmasa bile söz konusu talep hâlâ vardır.
Cevabı göster
Pandemi veya siyaset hesaba katılmasa bile söz konusu talep hâlâ vardır.
you've just got to be concerned for the safety of your family Dilbilgisi
1:31ailenizin güvenliği konusunda kaygılanmanız gerekir;
Güçlü ve açık gereklilik bildiren you've just got to
you've just got to be concerned ifadesinde “have got to”, “must” veya “have to” anlamına gelir; birinin bir şeyi almış ya da elde etmiş olduğu anlamına gelmez. Konuşan kişi, ailenin güvenliğini önemsemeyi gerekli olarak sunar. “Just”, “bu zaten açıkça böyle” tonunu ekler. İddiayı daha çekingen değil, tartışmaya daha kapalı hâle getirir. Kalıp have/has got to + fiilin yalın hâli şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle duman alarmını bugün kontrol etmeyi güçlü ve açık bir gereklilik olarak sunuyor?
- You should probably check the smoke alarm today.
- You've just got to check the smoke alarm today.
- You'll check the smoke alarm today.
Cevabı göster
You've just got to check the smoke alarm today.
in case this country ever ends up into any kind of revolution,
1:34olur da bu ülke herhangi bir devrime,
Colorado shows the nation's first model homes with built-in fallout shelters.
1:48Colorado'da ülkenin yerleşik serpinti sığınakları bulunan ilk örnek evlerini sergiliyor.
Thousands of Americans built their own nuclear fallout shelters
1:53Binlerce Amerikalı kendi nükleer serpinti sığınağını inşa etti,
at the height of the Cold War: Soğuk Savaş'ın en yoğun döneminde
At the height of, bir şeyin en yoğun, etkili, başarılı veya yaygın olduğu noktada anlamına gelir. Burada Soğuk Savaş geriliminin ve nükleer çatışma korkusunun özellikle güçlü olduğu dönemi belirtir. Bu ifade, bir olayı yalnızca bir zaman diliminin içine yerleştirmekten daha fazlasını yapar. during ifadesinden farklı olarak olayın o dönemin zirvesine yakın bir zamanda gerçekleştiğini vurgular; height burada mecazidir, fiziksel bir ölçü değildir.
Alıştırma
Cümleyi “krizin en yoğun olduğu zaman” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Public anxiety was greatest ____ the crisis.
Cevabı göster
at the height of
jeopolitik bir rekabet olarak the Cold War
The Cold War, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği merkezli, 20. yüzyılda uzun süre devam eden jeopolitik ve ideolojik rekabetti. Süper güçler birbirleriyle doğrudan ve kapsamlı bir savaştan kaçındıkları için “cold” olarak adlandırıldı; ancak vekâlet savaşları, silahlanma yarışları, casusluk ve tehditler gerçekti. Bu cümlede nükleer silahlanma yarışı ve radyoaktif serpinti korkusu, birçok Amerikalının neden sığınak inşa ettiğini açıklar. Cold sözcüğü hava sıcaklığını ifade etmez.
Alıştırma
Bu cümlede “the Cold War” neyi ifade ediyor?
- Çoğunlukla dondurucu hava koşullarında yürütülen bir askerî harekât
- Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği merkezli, onlarca yıl süren jeopolitik rekabet
- Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki tek bir doğrudan nükleer savaş
Cevabı göster
Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği merkezli, onlarca yıl süren jeopolitik rekabet
Larry Hall converted a Cold War nuclear missile silo
2:10Larry Hall, Soğuk Savaş'tan kalma bir nükleer füze silosunu
decommissioned the silo: silonun resmen hizmetten çıkarılması
Bu cümlede decommissioned, hükümetin siloyu etkin hizmetten resmen çıkardığı anlamına gelir. Özellikle askerî teçhizat veya tesisler için resmî bir statü değişikliğini belirtir. Bu fiil tek başına silonun yıkıldığı veya yok edildiği anlamına gelmez. Hizmetten çıkarılan bir tesis ayakta ve sağlam kalabilir, ardından satılabilir veya başka bir amaçla kullanılabilir; bu silo da böyle olmuştur.
Alıştırma
Hangi cümle silonun resmen hizmetten çıkarıldığını, ancak mutlaka yıkılmadığını söylüyor?
- The government demolished the silo.
- The government temporarily closed the silo.
- The government decommissioned the silo.
Cevabı göster
The government decommissioned the silo.
all but two: ikisi hariç hepsi
Burada but, except yani “hariç” anlamına gelir. Bu nedenle all but two of the condos, dairelerin ikisi hariç hepsi demektir; toplam on iki daire varsa on tanesi satılmıştır. all but + sayı kalıbı, istisnaların sayısını kesin olarak belirtir. but sözcüğünden sonraki sayı, bütüne dâhil edilenlerin değil, bütünden çıkarılanların sayısıdır.
Alıştırma
İki daire hariç hepsi anlamını veren vurgulanmış kalıpla cümleyi tamamlayın: He's sold ____ of the condos.
Cevabı göster
all but two
complete with different-colored mood lighting. Kalıp ifadeler
3:02farklı renklerde ambiyans aydınlatmalarıyla eksiksiz.
complete with: dahil olan dikkat çekici bir özelliği vurgulamak
Complete with bir isim öbeğinden sonra gelir ve “ardından belirtilen dikkat çekici özelliği içeren veya onunla donatılmış” anlamına gelir. Bu cümlede farklı renklerdeki ambiyans aydınlatmasını saunanın sunduğu imkânlardan biri olarak gösterir ve bu özelliği özellikle vurgular. Burada complete saunayı niteler; “tamamlamak” anlamındaki complete fiili değildir. Yeniden kullanılabilir kalıplar isim + complete with + özellik ve comes complete with + özellik şeklindedir.
Alıştırma
“Bu dikkat çekici ekstra da dahil” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The treehouse is ____ a tiny kitchen and solar-powered lights.
Cevabı göster
complete with
if you're going to spend a serious amount of time trying to survive underground, Anlatım akışı
3:05yer altında hayatta kalmaya çalışarak ciddi bir süre geçirecekseniz
After all: destekleyici bir gerekçe sunmak
After all, az önce söylenen veya ima edilen şeyi destekleyen bir gerekçe sunan söylem belirtecidir. Burada yer altında uzun süre kalma ihtimali, konforun ve ek olanakların mantıklı olmasının açık gerekçesi olarak sunulur. Bilgileri kronolojik değil, mantıksal olarak düzenler: önce bir iddia veya karar gelir, ardından After all bunun gerekçesini sunar. Çoğu zaman bu gerekçenin zaten bilinen, kolay kabul edilen veya belirleyici bir şey olması gerektiğini ima eder.
Alıştırma
“You should bring a jacket. After all, the forecast says it will snow,” cümlesinde After all ne işe yarar?
- Hava tahmininin sonunda yanlış çıktığı anlamına gelir.
- Tavsiyeyi destekleyen bir gerekçe sunar.
- Ceketi kaldırmanın son adım olduğunu gösterir.
Cevabı göster
Tavsiyeyi destekleyen bir gerekçe sunar.
you may as well thrive. Dilbilgisi
3:10yalnızca hayatta kalmakla kalmayıp rahat da yaşayabilirsiniz.
survive ... thrive: zorunluluktan esenliğe doğru ilerleme
Survive asgari sonucu belirler: zor koşullarda hayatta kalmak. Thrive bu temel düzeyi iyi olmaya, gelişmeye veya rahat yaşamaya yükseltir. Konuşmacı thrive sözcüğünü survive'dan sonra ve savın sonunda kullanarak iki sonucu zorunluluktan yaşam kalitesine uzanan açık bir yükselişe dönüştürür. Sözcüklerin ortak son sesi karşıtlığı akılda kalıcı yapar; bu, temel bir hedeften sonra daha güçlü bir hedef sunmak için kullanılabilecek ikna edici bir kalıptır.
Alıştırma
“We do not want the neighborhood merely to survive; we want it to thrive,” cümlesinde thrive hangi anlamı ekler?
- Hayatta kalmakla başarının aynı olduğu iddiası
- Rahatlıktan temel güvenliğe geri dönüş
- Yalnızca varlığını sürdürmekten iyi durumda olmaya geçiş
Cevabı göster
Yalnızca varlığını sürdürmekten iyi durumda olmaya geçiş
you may as well: duruma uygun pratik bir sonraki adım
May as well, koşullar göz önüne alındığında bir eylemi yapmamak için güçlü bir neden bulunmadığından o eylemin mantıklı bir seçim olduğunu belirten kalıplaşmış bir kiplik ifadesidir. Burada daha iyi koşulları karşılayabilmek, iyi yaşamayı doğal seçim hâline getirir. Yapı may as well + fiilin yalın hâlidir: may as well thrive. May tek başına sıradan bir olasılık anlatmaz ve as well yalnızca “ayrıca” anlamına gelmez; sözcükler birlikte tek bir pratik değerlendirme oluşturur.
Alıştırma
Hangi cümlede may as well, duruma dayalı pratik bir öneri sunmak için kullanılmıştır?
- We may well finish the walk before sunset.
- We may be well enough to walk home tomorrow.
- The last bus has gone, so we may as well walk home.
Cevabı göster
The last bus has gone, so we may as well walk home.
personalized disaster prep has grown into a multi-million dollar business. Kelime
3:15kişiye özel afet hazırlığı milyonlarca dolarlık bir sektöre dönüştü.
personalized disaster prep ifadesindeki prep
personalized disaster prep ifadesindeki prep, preparation sözcüğünün gayriresmî ve kısaltılmış isim biçimidir. İfadenin tamamı, bir kişinin veya hanenin kendi risklerine göre uyarladığı acil durum planlarını ve malzemelerini anlatır. Burada prep, hazırlanma faaliyetini ifade eder; hazırlık okulu veya hazırlık kursu anlamına gelmez. Bu kalıp meal prep, test prep ve emergency prep gibi birleşik ifadelerde de yaygındır.
Alıştırma
Preparation anlamındaki gayriresmî ismi kullanarak cümleyi tamamlayın: Before hurricane season, the town offers a free disaster ____ workshop.
Cevabı göster
prep
At least 13.2 million Americans say they have plans and provisions in place Kalıp ifadeler
3:20En az 13,2 milyon Amerikalı, gerekli plan ve erzakı hazırladığını söylüyor;
have plans and provisions in place yapısı
Have plans and provisions in place, hem planların hem de gerekli malzemelerin önceden hazırlanmış ve kullanıma hazır olduğu anlamına gelir. Bu bağlamda provisions; yiyecek, su veya diğer acil durum malzemeleri gibi depolanmış temel ihtiyaçları ifade eder. have + isim + in place kalıbı hazır olma durumuna odaklanır: gerekli sistem, politika, personel veya kaynaklar, ihtiyaç ortaya çıkmadan önce mevcuttur. Buradaki in place öncelikle fiziksel konumu anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi have ... in place yapısıyla tamamlayın: Before opening the lab, we must ____ safety procedures and emergency equipment ____.
Cevabı göster
have · in place
Prepping can simply mean storing a number of items to help cope during a blackout
3:30Hazırlık yapmak, elektrik kesintisinde başa çıkmaya yardımcı olacak birtakım malzemeleri depolamak
or having a storm shelter to survive tornadoes and hurricane-force winds.
3:35veya hortum ve kasırga şiddetindeki rüzgârlardan korunmak için fırtına sığınağı bulundurmak kadar basit olabilir.
That's on top of a 35% increase the previous year. Kalıp ifadeler
3:43Bu, önceki yılki %35'lik artışın da üzerine geldi.
Veri bağlamında on top of: önceki değişime eklenen unsur
Bu veri bağlamında on top of, “öncekine ek olarak ve onun ardından” anlamına gelir. Mevcut artış daha önceki %35'lik artıştan sonra gerçekleşmiştir; dolayısıyla önceki yükseliş, sonraki artışın başlangıç koşullarının bir parçasıdır. Bu ifade birbirini izleyen iki değişimi bağlar, ancak yüzdelerin doğrudan toplanması gerektiğini söylemez. Yüzde artışları farklı taban değerleri kullanıyorsa toplam değişim kümülatif olarak hesaplanmalıdır.
Alıştırma
Mevcut bir yüke yeni bir yükün eklendiğini gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The rent increase came ____ higher utility bills.”
Cevabı göster
on top of
Possibly part of what has driven that increase in sales Dilbilgisi
3:47Satışlardaki bu artışı tetikleyen etkenlerden biri,
is that 2020 was such a traumatic year for all of us.
3:512020'nin hepimiz için son derece travmatik bir yıl olması olabilir.
Temkinli neden ifadeleri için Possibly part of what ... is that ...
Possibly, açıklamanın kesin değil, ihtimalli olduğunu belirtir. Part of ise önerilen nedenin etkenlerden yalnızca biri olduğunu, açıklamanın tamamı olmadığını gösterir. What has driven that increase in sales, “satışlardaki bu artışa neden olan şey veya etkenler” anlamına gelen ve öncülünü kendi içinde barındıran bir ilgi yan tümcesidir. part of what has driven X is that Y kalıbı önce kısmi bir nedeni sınırlar, ardından that yan tümcesiyle bu nedenin ne olduğunu açıklar. Bu çerçeve, nedensel ilişkiyi kanıtlanmış veya tek ilişki olarak sunmadan makul bir olasılık şeklinde öne sürdüğü için analizlerde kullanışlıdır.
Alıştırma
Açıklamayı olası etkenlerden yalnızca biri olarak sunan kelimelerle cümleyi tamamlayın: “Possibly ____ has reduced attendance is that ticket prices have risen.”
Cevabı göster
part of what
putting a storm shelter in place for their family was something they can control,
3:56aileleri için fırtına sığınağı yaptırmak kontrol edebilecekleri bir şeydi;
they could actually impact and have some control over the safety of their family. Kalıp ifadeler
3:59ailelerinin güvenliği üzerinde gerçekten etkili olup bir ölçüde kontrol sağlayabiliyorlardı.
have some control over: üzerinde bir miktar kontrol sahibi olmak
To have some control over something, gerçekleşenlerin bir kısmını etkileyebilmek ancak her şeyi belirleyememek anlamına gelir. some sözcüğü kontrolün derecesini bilinçli olarak sınırlar. Burada over, etki edilen durumu, yani ailelerinin güvenliğini tanıtır. İfade, aile bireylerini kontrol ettiklerini değil, onların güvenliğini etkileyebildiklerini anlatır.
Alıştırma
'Sınırlı ölçüde etkileyebilmek' anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Better scheduling would let staff ____ their workload.
Cevabı göster
have some control over
But bunkers are in a different league. Deyimler
4:05Ama yer altı sığınakları bambaşka bir seviyede.
in a different league: bambaşka bir seviyede olmak
In a different league; kalite, ölçek, zorluk, maliyet veya kapasite bakımından açıkça farklı bir seviyede olmayı anlatan mecazi bir karşılaştırmadır. Spor liglerinden gelir ancak gerçek bir müsabaka anlamına gelmez. Burada daha basit barınaklardan çok daha ileri bir seviyeye geçildiğini gösterir: sığınaklar aynı şeyin başka bir sürümü olmaktan öte, daha karmaşık ve pahalıdır. Karşılaştırmanın ölçütünü bağlam belirler; deyim her açıdan daha iyi olunduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, büyük bir seviye farkını göstermek için in a different league ifadesini mecazi anlamda kullanır?
- After promotion, the team will play in a different league next season.
- Our basketball schedule lists them in a different league.
- This budget laptop is decent, but the workstation is in a different league.
Cevabı göster
This budget laptop is decent, but the workstation is in a different league.
Ron sells bunkers with a variety of add-ons
4:08Ron, çeşitli ek özelliklere sahip sığınaklar satıyor;
leading to a secret hatch going down to a secret room.
4:17ve bu geçit, gizli bir odaya inen gizli bir kapağa açılır.
This isn't our grandfather's bomb shelter. Anlatım akışı
4:20Bu, dedelerimizden kalma bomba sığınağı değil.
This isn't our grandfather's bomb shelter: kuşaklar arası karşıtlık kalıbı
This isn't our grandfather's X kalıbı, X'in bilinen eski imgesini reddetmek için kuşaklar arası bir karşıtlık kurar. Buradaki our grandfather's belirli bir dedeyi veya mülkiyeti ifade etmez; daha eski, daha basit ya da modası geçmiş olduğu düşünülen bir sürümü temsil eder. Konuşmacı önce eski kalıp yargıyı sunup reddederek dinleyiciyi modern sürümle kurulacak karşıtlığa hazırlar. Bu cümlede bomb shelter, Soğuk Savaş döneminden kalma temel bir sığınak olarak değil, ev konforuna sahip çağdaş bir sığınak olarak sunulur.
Alıştırma
Bu bağlamda “This isn't our grandfather's bomb shelter” ifadesinin temel işlevi nedir?
- Bütün modern sığınakların Soğuk Savaş tasarımlarını kopyalaması gerektiğini söyler.
- Sığınağın yasal olarak başka birinin dedesine ait olduğunu söyler.
- Eski bir kalıp yargıyı reddeder ve sığınağı modern bir sürüm olarak sunar.
Cevabı göster
Eski bir kalıp yargıyı reddeder ve sığınağı modern bir sürüm olarak sunar.
They have all the bells and whistles that you would have in a house. Deyimler
4:22Bunlarda bir evde bulabileceğiniz her türlü özellik ve konfor var.
All the bells and whistles: çekici ek özellikler
All the bells and whistles, bir şeyi daha etkileyici, kullanışlı veya lüks gösteren çekici ek özelliklerin ya da olanakların tamamını ifade eden bir deyimdir. Gerçek çanlardan ve düdüklerden söz etmez. Burada all eksiksizliği vurgularken deyim, sığınağın ev benzeri tesislerini ek konfor unsurları olarak gruplandırır. Deyim, ses tonuna bağlı olarak hevesli veya hafif kuşkucu olabilir: Ekstralar çekici olsa da gerekli olmayabilir.
Alıştırma
“Tüm çekici ek özellikler” anlamındaki deyimle ürün incelemesi cümlesini tamamlayın: The premium model comes with ____, including heated seats and a panoramic roof.
Cevabı göster
all the bells and whistles
This model costs about $500,000 and fits three private bedrooms, Kelime
4:28Bu modelin fiyatı yaklaşık 500.000 dolar; içinde üç özel yatak odası,
fits three private bedrooms: üç özel yatak odasını içine alır
Burada fits, “içinde barındıracak kadar yeterli alana sahip olmak” anlamına gelir. Modelin yerleşimine üç ayrı yatak odası sığabilir; fit, three private bedrooms ifadesini doğrudan nesne olarak alır. Kapasite açıklamalarında bir kap, oda, araç veya tasarım bir kişiyi ya da nesneyi fit edebilir. Bu kullanım mevcut alanla ilgilidir; uygunluk ya da bir şeyi kurma eylemi anlamına gelmez.
Alıştırma
“This model fits three private bedrooms,” cümlesinde fits ne anlama gelir?
- üç özel yatak odasını barındıracak yeterli alana sahiptir
- üç yatak odasını başka bir binaya kurar
- üç yatak odası olan kişiler için uygundur
Cevabı göster
üç özel yatak odasını barındıracak yeterli alana sahiptir
Ron says he has over a year's worth of back orders, Kelime
4:38Ron, bir yıldan uzun sürecek kadar birikmiş siparişi olduğunu söylüyor;
over a year's worth of back orders: bir yıldan fazla bekleyen sipariş
Over a year's worth of, miktarı bir yıllık ölçütle karşılaştırır. Bu bağlamda bekleyen siparişleri normal üretim veya karşılama hızıyla bitirmenin bir yıldan uzun süreceği anlamına gelir; her siparişin zaten bir yıldır beklediğini söylemez. Back orders, kabul edilmiş ancak genellikle stok veya üretim kapasitesi yetersiz olduğu için henüz karşılanamayan ya da gönderilemeyen müşteri siparişleridir. İfade bir bütün olarak bir yıllık üretimden daha büyük bir karşılanmamış sipariş kuyruğunu anlatır.
Alıştırma
Ürün bulunamadığı için henüz gönderilemeyen, kabul edilmiş siparişleri anlatan ticari terimle cümleyi tamamlayın: “Because of the parts shortage, the company has six months' worth of ____.”
Cevabı göster
back orders
even though prices for the materials to build the bunkers
4:41üstelik sığınak yapımında kullanılan malzemelerin fiyatları
have gone up between 15% and 20% since last November.
4:43geçen kasımdan bu yana %15 ila %20 artmış olsa da.
gone through the roof: son derece hızlı yükselmek
Bu cümlede gone through the roof, “son derece hızlı yükselmiş veya çok yüksek bir düzeye çıkmış” anlamına gelir. Everything daha önce sözü edilen maliyetleri topluca ifade eder; dolayısıyla konuşmacı birkaç büyük fiyat artışını özetlemektedir. Deyimin temel biçimi go through the roof şeklindedir. Burada gone, everything's kısaltmasındaki has sözcüğünden sonra gelerek present perfect yapısını oluşturur: everything has gone through the roof. Çatı imgesi mecazidir; gerçekte hiçbir şey çatıdan geçmez.
Alıştırma
Cümleyi “çarpıcı biçimde yükselmek” anlamındaki deyimle, have sonrasında gereken biçimi kullanarak tamamlayın: Since the supply shortage began, laptop prices have ____.
Cevabı göster
gone through the roof
Some people decide to build their own shelters.
4:57Bazı insanlar kendi sığınaklarını yapmaya karar veriyor.
a doctor in his 40s built his own 1,200-square-foot bunker.
5:0340'lı yaşlarında bir doktor kendi 1.200 fit karelik sığınağını yaptı.
He asked to remain anonymous about his labor of love. Notlar
5:09Büyük emek ve sevgi verdiği bu proje konusunda kimliğinin gizli kalmasını istedi.
remain anonymous: kimliğini açıklamadan kalmak
Bu cümlede remain anonymous, kişinin adı veya kimliği kamuya açıklanmadan bu durumu sürdürmesi anlamına gelir. Kişi proje hakkında konuşmaya isteklidir, ancak izleyicilere kim olduğunun söylenmemesini ister. Remain, ardından anonymous sıfatı gelen bir bağ fiilidir: remain + adjective. Kimliğin zaten açıklanmamış olduğu durumun korunmasını vurgular; be anonymous yalnızca bu durumu tanımlar. Bu, kişiyi özel hayatında hiç kimsenin tanımadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “adı açıklanmadan kalmaya devam etmek” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The witness agreed to speak but asked to ____.
Cevabı göster
remain anonymous
labor of love: tutkuyla yapılan emek
“A labor of love”, çok zaman ve çaba gerektiren ancak kişinin o işi gerçekten önemsediği için yaptığı bir proje veya görevdir. Bu ifade, işi yalnızca bir zorunluluk olarak değil, duygusal açıdan tatmin edici bir uğraş olarak sunar. İşin ücretsiz ya da kâr getirmeyen bir iş olması gerekmez; temel fikir, sevgi veya bağlılığın ana motivasyon olmasıdır. Burada ifade, projeyi kişinin bizzat çok fazla enerji harcadığı özel bir emek olarak tanımlar.
Alıştırma
Dersi öğrendiğiniz deyimle cümleyi tamamlayın: She spent every weekend restoring the old theater without expecting payment; it was a ____.
Cevabı göster
labor of love
I look at this as kind of like life insurance and disability insurance. Notlar
5:12Ben bunu bir tür hayat sigortası ve maluliyet sigortası gibi görüyorum.
look at A as B: bir yorum çerçevesi kurmak
“Look at A as B”, A’yı B olarak görmek, yorumlamak veya B çerçevesine oturtmak anlamına gelir. Buradaki “look at”, fiziksel olarak gözleri bir şeye çevirmekle ilgili değildir; bir şeyi anlama biçimini tanıtır. Cümlede “this” A’dır; “life insurance and disability insurance” ise B çerçevesini sağlar. “Kind of like” karşılaştırmayı yumuşatır ve konuşanın iki şeyin kelimenin tam anlamıyla aynı olduğunu değil, yaklaşık bir benzerlik gördüğünü gösterir.
Alıştırma
Cümleyi look at A as B yapısıyla tamamlayın: I ____ a backup battery ____ cheap insurance against power cuts.
Cevabı göster
look at · as
Yaklaşık karşılaştırma için kind of like kullanımı
Bu cümlede kind of like gevşek bir benzetme kurar: Konuşmacı bu satın alımı bazı yönlerden hayat sigortasına ve maluliyet sigortasına benzetir, fakat bunun gerçekten bir sigorta ürünü olduğunu söylemez. Burada kind of, like ifadesini yumuşatır. Bir karşılaştırma yararlı ancak eksik veya yaklaşık olduğunda X is kind of like Y kalıbını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle karşılaştırmayı kesin değil, yaklaşık olarak sunar?
- A password manager is a kind of digital key ring.
- A password manager is kind of like a digital key ring.
- A password manager is the same as a digital key ring.
Cevabı göster
A password manager is kind of like a digital key ring.
It's something that you have if you can afford it.
5:16Maddi gücünüz varsa elinizde bulunduracağınız bir şey.
that sits underneath his home and has yet to actually use.
5:23Sığınak evinin altında ve onu henüz gerçekten hiç kullanmadı.
I don't mind having our family or friends over. Notlar
5:29Ailemizden birilerini veya arkadaşlarımızı ağırlamakta sakınca görmüyorum.
don't mind having kalıbı
Don't mind having, birini ağırlamaya istekli olmak veya bundan rahatsız olmamak anlamına gelir. Bu cümlede konuşmacı, aile üyelerinin ya da arkadaşlarının eve gelmesini sorun etmez; bir itiraz dile getirmez. mind sözcüğünden sonra bir eylem için -ing biçimi kullanılır: mind doing doğrudur, mind to do değildir. Yeniden kullanılabilir kalıp subject + don't/doesn't mind + verb-ing şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi don't mind sonrasında take fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I don't mind ____ the early train if it gets us there on time.
Cevabı göster
taking
having our family or friends over: birini eve davet etmek
Have someone over, birini ziyaret için eve davet etmek veya evde ağırlamak demektir. Buradaki having our family or friends over, aile üyelerini ya da arkadaşları misafir olarak ağırlamayı anlatır; onlara sahip olmak ya da onları bir şeyin üstüne koymak anlamına gelmez. Bu, ayrılabilen have + kişi + over yapısıdır. Misafiri gösteren söz have ile over arasına gelir: have them over. Cümlede having, mind sözcüğünden sonra geldiği için -ing biçimindedir: mind having someone over.
Alıştırma
Have + kişi + over yapısını bir zamirle tamamlayın: We invited Maya and Leo, and we're having ____ over for lunch on Sunday.
Cevabı göster
them
but publicly I don't want everyone to know about it.
5:34ama bunu halka duyurup herkesin bilmesini istemiyorum.
The pretty things like the stainless steel appliances
5:41Paslanmaz çelik ev aletleri gibi güzel şeylerin,
The things that are the cost drivers are the life-support systems. Kelime
5:50Maliyeti asıl yükselten unsurlar yaşam destek sistemleri.
cost drivers: toplam maliyeti belirleyen etkenler
Cost driver, bir ürünün, hizmetin veya projenin toplam maliyetinin değişmesine neden olan etkendir. Driver burada mecazi anlamdadır: etken maliyeti yönlendirir veya güçlü biçimde etkiler. Bu cümlede yaşam destek sistemleri giderin başlıca kaynağı olarak belirtiliyor. Bir cost driver yalnızca pahalı bir şey değildir; ölçeği, kullanımı, karmaşıklığı veya fiyatı toplam maliyetin belirlenmesine katkıda bulunur.
Alıştırma
Bir proje bütçesinde cost drivers ne anlama gelir?
- Bir şirket için araç kullanan çalışanlar
- Toplam maliyetteki değişikliklere neden olan veya bunları açıklayan etkenler
- Her zaman tekil fiyatı en yüksek olan ürünler
Cevabı göster
Toplam maliyetteki değişikliklere neden olan veya bunları açıklayan etkenler
It took the doctor about a year and $22,000 worth of materials Dilbilgisi
5:59Doktorun yaklaşık bir yılı ve 22.000 dolarlık malzemesi gerekti
It took the doctor ... to plan and engineer: gereken girdileri birleştirmek
It took the doctor ... yapısında it, gerçek bir varlığa gönderme yapmayan sözde öznedir; sığınağı ifade etmez. The doctor, kimin emeğinin ölçüldüğünü; to plan and engineer ise asıl görevi belirtir. Aktarılabilir kalıp It took + kişi + zaman veya kaynak + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Farklı girdileri birleştirebilir: about a year süreyi, $22,000 worth of materials ise gereken malzemelerin değerini bildirir.
Alıştırma
Cümleyi It took + kişi + girdiler + to + fiil kalıbıyla tamamlayın: ____ the team six months and $40,000 in equipment ____ build the prototype.
Cevabı göster
It took · to
80 feet long ... 16 feet below ground: boyutlar ve konum
İngilizcede ölçü bildirilirken long ve wide gibi boyut sıfatları genellikle sayı ve birimden sonra gelir: 80 feet long ve 50 feet wide. Her iki sayı da birden büyük olduğu için foot sözcüğünün çoğulu feet kullanılır. About 16 feet below ground farklı çalışır. Below ground, çukuru zemin seviyesine göre dikey olarak konumlandırır; üçüncü bir yatay boyut değildir. Böylece açıklama uzunluğu, genişliği ve yer altındaki konumu birleştirir.
Alıştırma
Uzunluğu 30 fit, genişliği 12 fit olan bir depoyu tanımlayın. Cümleyi isimden sonra gelen ölçü kalıbıyla tamamlayın: The storage room is ____ and ____.
Cevabı göster
30 feet long · 12 feet wide
because he was afraid rain would ruin the excavation work.
6:15çünkü yağmurun kazı alanını mahvetmesinden korkuyordu.
and filled in the dirt around and over it. Öbek fiiller
6:21ardından çevresini ve üstünü toprakla doldurdu.
filled in: kazılmış alanı toprakla geri doldurmak
Burada filled in, yapının çevresindeki açık boşluklara veya kazılmış alana yeniden toprak koyarak bu alanı sıkıştırıp örtmek anlamına gelir. in parçacığı, boş alanı malzemeyle kapatılmış veya tamamlanmış olarak gösterir. Bu inşaat anlamı bağlama bağlıdır. Fill in eksik bilgi sağlamak anlamına da gelebilir; ancak dirt around and over it ifadesi burada kastedilenin toprakla geri dolgu olduğunu açıkça gösterir.
Alıştırma
Kazılmış bir alana malzeme geri koymak anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: After repairing the pipe, the crew used soil to ____ the trench.
Cevabı göster
fill in
to build out a kitchen and other rooms. Öbek fiiller
6:36bir mutfak ve diğer odaları tamamlamak için.
build out: mevcut yapı kabuğunu kullanılabilir odalara dönüştürmek
Build out, mevcut bir yapının kabuğu veya kısmen tamamlanmış bir alanın içinde inşaata devam ederek kullanılabilir odalar, sistemler ve tesisler oluşturmak anlamına gelir. Burada ek para, tamamlanmamış iç alanı bir mutfağa ve diğer odalara dönüştürecektir. out parçacığı, planlanan alanın daha eksiksiz ve kullanılabilir bir duruma kadar geliştirilmesini anlatır. Yapının dışarı doğru uzatılacağı anlamına gelmez ve tüm binanın sıfırdan yapılmasını da zorunlu olarak ifade etmez.
Alıştırma
Mevcut boş bir alanın içini tamamlamak anlamındaki dersin öbek fiiliyle cümleyi tamamlayın: The tenant will ____ the empty storefront with a kitchen and seating area.
Cevabı göster
build out
he's already stocked the bunker with $30,000 worth of guns and ammunition. Kalıp ifadeler
6:39sığınağı şimdiden 30.000 dolarlık silah ve mühimmatla doldurdu.
stock A with B: A'yı B ile donatmak
stock A with B yapısında A, malzeme sağlanan yeri veya kişiyi; B ise oraya konan şeyleri belirtir. Bu cümlede the bunker A, guns and ammunition ise B'dir. Edilgen yapıda A özne olabilir: The bunker is stocked with supplies. Altyazıdaki has already stocked, hazırlığın şu andan önce tamamlandığını anlatır.
Alıştırma
stock, the shelter ve with ifadelerini doğru sırada kullanarak tamamlayın: Before the storm, they have ____ food and water.
Cevabı göster
stocked the shelter with
Pandemic fears are likely to stay strong for years after it's over,
6:44Pandemi korkusunun, bittikten sonra da yıllarca güçlü kalması muhtemel
so the attitude is it's better to have it and not need it Dilbilgisi
6:53bu yüzden anlayış şu: İhtiyacınız olmasa da elinizde bulunması,
It's better to A than to B: B yerine A daha iyidir
It's better to A than to B iki seçeneği karşılaştırır ve A'yı daha iyi seçenek olarak sunar. Burada iki taraf paralel durumlar oluşturur: ona sahip olup ihtiyaç duymamak ve ihtiyaç duyup ona sahip olmamak. Tekrarlanan it, önceden hazırlanmış kaynağı genel olarak ifade eder. Birbirini yansıtan anlatım, önlemle ilgili sonucu akılda kalıcı kılar: belirsizlik bir ihtiyaç doğurmadan önce hazırlanmak.
Alıştırma
carry ve need fiillerini paralel to mastarlarıyla kullanarak tamamlayın: For a long trip, it is better ____ a backup charger and not use it than ____ it and not have it.
Cevabı göster
to carry · to need