Yaz Saati Uygulaması Sona Ermeli: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
1.316 kelime 221 kel/dk

Video tanıtımı: Video, Yaz Saati Uygulamasının tartışmalı tasarrufunu uyku kaybı ve tutarsız bölgesel kurallarla karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "it's important to note that" — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: saati değiştirmenin güneş ışığı yaratmadığını açıklamadan önce düzeltmeyi belirtin. 2. "effect size." — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: etkinin büyüklüğünü anlatan araştırma terimini ve karşıt çalışmaların onu nasıl küçük bulabildiğini anlayın. 3. "doing netizens any favors" — Deyimler ve mecazlı ifadeler: "not do someone any favors" ifadesinin durumu kolaylaştırmamak veya iyileştirmemek olduğunu anlayın ve saat dilimleriyle ilgili eleştiriyi fark edin.

Bu derste

Every year, some countries move their clocks forward in the spring,

0:00

Her yıl, bazı ülkeler ilkbaharda saatlerini ileri alırken,

only to move them back in the autumn. Dilbilgisi

0:02

sonbaharda tekrar geri alırlar.

Dilbilgisi

only to move them back: beklenmedik bir sonraki sonuç

Burada only to + fiilin yalın hâli, ilk eylemden sonra ne olduğunu anlatır. Sonraki olay beklenmedik, hayal kırıklığı yaratan ya da ilk eylemin sağlıyor gibi göründüğü sonuçla çelişen bir gelişme olarak sunulur. Bu cümlede saatler ileri alınıp sonra geri alındığı için only to move them back her yıl yaşanan tersine dönüşü hafif alaycı bir tonla vurgular. Bu yapı, bir eylemi şaşırtıcı veya can sıkıcı bir sonuca bağlamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Beklenmedik ve hayal kırıklığı yaratan bir sonucu tanıtan iki sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: Maya rushed to the station, ____ find that the last train had left.

Cevabı göster

only to

To the vast majority of the world who doesn't participate in this odd clock fiddling, Notlar

0:04

Bu tuhaf saat ayarlama işine katılmayan dünyanın büyük bir çoğunluğu için,

it seems a baffling thing to do.

0:08

bu oldukça şaşırtıcı bir şey gibi görünüyor.

Kalıp ifadeler

the vast majority of: ezici bir oran

The vast majority of, bir grubun neredeyse tamamı anlamına gelir ancak her bir üyenin mutlaka dâhil olduğunu söylemez. Vast, majority sözcüğünü güçlendirir; bu nedenle ifade most veya a majority of seçeneklerinden daha güçlüdür. Yaygın kalıp the vast majority of + isim öbeğidir. Altyazıda isim öbeği, dünyada saatlerini değiştirmeyen insanları belirtir; ifade onları ezici derecede büyük bir grup olarak sunar.

Alıştırma

«Ezici bir oran» anlamına gelen dört sözcüklü miktar ifadesiyle tamamlayın: ____ the residents supported the plan.

Cevabı göster

The vast majority of

Kelime

clock fiddling ifadesinin küçümseyici anlamı

Burada clock fiddling, saatlerde küçük ve gereksiz derecede ayrıntılı ayarlamalar yapmak, özellikle de yaz saati uygulaması için saatleri değiştirmek anlamına gelir. Fiddling, fiddle fiilinden türetilmiş bir eylem adıdır; clock ise neyin ayarlandığını gösterir. Keman çalmak veya bozuk bir saati onarmak anlamına gelmez. Fiddling, konuşanın değerlendirmesini de taşır. Tarafsız adjustment yerine kullanıldığında eylemi aşırı karmaşık, can sıkıcı veya gereksiz gösterir. Aynı tutum fiddling with the settings gibi ifadelerde de görülür.

Alıştırma

“The coach called the repeated changes ‘more timetable fiddling,’” cümlesinde fiddling neyi ima eder?

  1. Birisi ders programını hazırlarken müzik çalıyor.
  2. Değişiklikler aşırı ayrıntılı ve muhtemelen gereksiz görünüyor.
  3. Ders programı bozuk olduğu için onarılıyor.
Cevabı göster

Değişiklikler aşırı ayrıntılı ve muhtemelen gereksiz görünüyor.

So what's the reason behind it?

0:10

Peki bunun arkasındaki neden nedir?

The original idea, proposed by George Hudson, Dilbilgisi

0:11

George Hudson tarafından öne sürülen orijinal fikir,

was to give people more sunlight in the summer.

0:14

yaz aylarında insanlara daha fazla güneş ışığı vermekti.

Dilbilgisi

Kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği olarak proposed by George Hudson

Proposed by George Hudson, The original idea ifadesinin hemen ardından gelir ve bu ismi açıklar. Kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir: idea, önerilme eylemine maruz kalır. Tam biçimi The original idea, which was proposed by George Hudson, was to give people more sunlight in the summer şeklindedir. Kısaltma yapılırken which was çıkarılır, proposed ise geçmiş zaman ortacı olarak kalır. Cümlenin ana fiili proposed değil, was to give içindeki was sözcüğüdür. Virgüller, bu ifadenin hangi fikrin kastedildiğini belirlemek için gerekli bilgi değil, ek arka plan bilgisi verdiğini gösterir. Bu kısa yapı açıklayıcı metinlerde ve haber yazılarında yaygındır.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcüklerle kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciği oluşturun: The bridge, ____, opened in 2020. (design / Maya Chen)

Cevabı göster

designed by Maya Chen

Of course, it's important to note that changing a clock doesn't actually make more sunlight. Kalıp ifadeler

0:16

Elbette, bir saati değiştirmenin aslında daha fazla güneş ışığı yaratmadığını belirtmek önemlidir.

Kalıp ifadeler

it's important to note that: önemli bir sınırlamayı vurgulamak

Bu cümlede it's important to note that, dinleyiciye sıradaki ifadenin dikkat edilmesi gereken temel bir gerçek olduğunu bildirir: saati değiştirmek daha fazla güneş ışığı yaratmaz. Burada note, bir şeyi yazmak değil, fark etmek veya kabul etmek anlamındadır. Bu ifade, that yan cümlesinden önce kullanılan resmî bir yönlendirme kalıbıdır. Açıklama sırasında bir sınırı, düzeltmeyi veya önemli koşulu vurgulamak için It's important to note that + tam cümle kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Okurun gözden kaçırmaması gereken bir gerçeği en iyi hangi ifade tanıtır? The tickets are cheap, but _____ the train leaves before sunrise.

  1. as a result
  2. it's important to note that
  3. for example
Cevabı göster

it's important to note that

That's not how physics works. Ton ve niyet

0:20

Fizik böyle işlemez.

Ton ve niyet

That's not how physics works: yanlış bir açıklamayı reddetmek

That's not how physics works bir soru değil, bildirme cümlesidir. Konuşmacı, önceki düşüncenin fizik kurallarına uymadığını söyleyerek onu reddeder. Başka durumlarda da kullanılabilen That's not how X works kalıbı, karşıdaki kişinin X'in nasıl işlediğini yanlış anladığını belirtir. Özellikle not güçlü biçimde vurgulandığında tarafsız bir düzeltmeden daha sert bir tutum taşır.

Alıştırma

Yargılayın: Resmî bir toplantıda bir iş arkadaşına That's not how budgeting works demek her zaman tarafsız ve kibardır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

But by moving the clocks forward an hour, compared to all other human activity, Dilbilgisi

0:21

Ancak saatleri diğer tüm insan faaliyetlerine kıyasla bir saat ileri alarak,

the sun will seem to both rise and set later.

0:25

güneşin hem daha geç doğduğu hem de daha geç battığı izlenimi verilir.

Dilbilgisi

by moving: yöntemi göstermek için by + -ing

Bu cümlede by moving, sonuca götüren yöntemi belirtir. Saatler ileri alınır ve bunun sonucunda, saatin gösterdiği zamana göre güneş daha geç doğup batıyormuş gibi görünür; güneşin gerçek hareketi değişmez. Yapı by + fiilin -ing biçimidir. Bir yöntemi ana eyleme veya sonuca bağlayarak “Nasıl?” sorusunu yanıtlar. by öbeği ana cümleden önce veya sonra gelebilir. Buradaki by, “... yaparak” anlamındadır; “yanında” anlamındaki by değildir ve edilgen cümlede işi yapanı göstermez.

Alıştırma

Hangi cümle yöntemi açıklamak için by + -ing yapısını doğru kullanıyor?

  1. We fixed the connection by restarting the router.
  2. We fixed the connection to restarting the router.
  3. We fixed the connection by restart the router.
Cevabı göster

We fixed the connection by restarting the router.

The time when the clocks are moved forward is called Daylight Saving Time Kültür

0:28

Saatlerin ileri alındığı zamana Yaz Saati Uygulaması denir

and the rest of the year is called Standard Time.

0:30

ve yılın geri kalanı Standart Saat olarak adlandırılır.

Kültür

Daylight Saving Time ve Standard Time

Daylight Saving Time, genellikle akşam gün ışığından daha fazla yararlanmak için saatlerin ileri alındığı yıl içindeki dönemdir. Standard Time ise bu mevsimsel ayarlama uygulanmadığında kullanılan yasal saat düzenidir. Bu adlar güneşin kendisindeki değişiklikleri değil, iki saat düzenini veya dönemi tanımlar. Geçiş tarihleri ve bu sistemlerin kullanılıp kullanılmaması ülkeye veya bölgeye göre değişir.

Alıştırma

Her iki sistemi de kullanan bir bölgede mevsimsel saat değişikliği sona erdi ve saatler geri alındı. Şimdi hangi ad geçerlidir?

  1. Daylight Saving Time
  2. en doğru saat
  3. Standard Time
Cevabı göster

Standard Time

This switch effectively gives people more time

0:33

Bu değişiklik etkili bir şekilde insanlara işten sonra güneşin

to enjoy the sunshine and nice summer weather after work.

0:35

ve güzel yaz havasının tadını çıkarmaları için daha fazla zaman verir.

Hudson, in particular, wanted more sunlight

0:38

Özellikle Hudson daha fazla güneş ışığı istiyordu,

so he could spend more time adding to his insect collection.

0:40

böylece böcek koleksiyonunu büyütmek için daha fazla zaman harcayabilecekti.

When winter is coming, the clocks move back,

0:43

Kış geldiğinde ise saatler geri alınır,

presumably because people don't want to go outside anymore.

0:45

muhtemelen insanlar artık dışarı çıkmak istemediği içindir.

But winter doesn't have this effect on everyone.

0:48

Fakat kış herkes üzerinde bu etkiyi yaratmaz.

If you live in a tropical place like Hawaii,

0:50

Eğer Hawaii gibi tropikal bir yerde yaşıyorsanız,

you really don't have to worry about seasons because they pretty much don't happen. Kelime

0:52

mevsimler hakkında endişelenmenize gerçekten gerek yoktur, çünkü mevsimler neredeyse hiç yaşanmaz.

Kelime

“pretty much don't happen” içindeki pretty much: kesin bir ifadeyi yumuşatmak

Pretty much, “neredeyse”, “hemen hemen” veya “temel olarak” anlamına gelen günlük ve resmî olmayan bir zarf öbeğidir. pretty much don't happen ifadesinde don't happen şeklindeki kesin yargıyı yumuşatır: konuşan kişi genel bir yaklaşık değerlendirme yapar; hiçbir mevsimin hiçbir zaman yaşanmadığını söylemez. Bu ifade bir bütün olarak anlaşılmalıdır; buradaki pretty “güzel bir şekilde” anlamına gelmez. Söylenenin genel olarak doğru olduğunu, ancak küçük istisnaların bulunabileceğini anlatır.

Alıştırma

“The old rules are pretty much gone now” cümlesinde pretty much ne anlatıyor?

  1. Tam olarak tek bir anda
  2. Küçük istisnalara yer bırakarak neredeyse ya da temelde
  3. Güzel bir şekilde
Cevabı göster

Küçük istisnalara yer bırakarak neredeyse ya da temelde

Every day all year is sunny and beautiful,

0:55

Yılın her günü güneşli ve güzeldir,

so Christmas is just as good of a day to hit the beach as any other. Notlar

0:58

bu yüzden Noel de diğer herhangi bir gün kadar plaja gitmek için harika bir gündür.

Dilbilgisi

just as good of a day ... as any other: eşit uygunluğu anlatan karşılaştırma

just as + sıfat + as yapısı, iki şeyin belirli bir özellik bakımından eşit olduğunu karşılaştırır. just as good of a day to hit the beach as any other ifadesinde Noel günü, plaja gitmek için diğer herhangi bir gün kadar uygun gösterilir. Buradaki any other, aynı günler kümesindeki diğer herhangi bir gün demektir. Cümle Noel'in en iyi gün olduğunu söylemez; bu etkinlik için diğer günlerle eşit derecede iyi olduğunu söyler.

Alıştırma

Cumartesinin okumak için diğer herhangi bir gün kadar uygun olduğunu hangi cümle söyler?

  1. Saturday is just as good of a day to read as any other.
  2. Saturday is a better day to read than any other.
  3. Saturday is not a good day to read.
Cevabı göster

Saturday is just as good of a day to read as any other.

Kalıp ifadeler

Hit the beach: eğlenmek için plaja gitmenin samimi bir ifadesi

Bu cümlede hit the beach, genellikle dinlenmek, yüzmek veya güneşin tadını çıkarmak için “plaja gidip orada vakit geçirmeye başlamak” anlamına gelir. Buradaki hit, herhangi bir şeye vurmayı anlatmaz. Bu ifade, plaja gitmeyi yalnızca bir yere hareket etmek olarak değil, sıradaki hareketli ve keyifli etkinlik olarak sunar.

Alıştırma

“Plaja gidip orada vakit geçirmek” anlamındaki samimi ifadeyle cümleyi tamamlayın: The sun is out, so let's ____.

Cevabı göster

hit the beach

And so, Hawaii is one of two states in the Union that ignore Daylight Saving Time. Kültür

1:01

Ve bu nedenle, Hawaii, Birleşik Devletler'de Yaz Saati Uygulamasını görmezden gelen iki eyaletten biridir.

Kültür

Amerika Birleşik Devletleri'nin adı olarak the Union

Burada the Union, eyaletlerden oluşan tek bir federal ülke olarak Amerika Birleşik Devletleri anlamına gelir. Bu nedenle one of two states in the Union, “ABD'deki iki eyaletten biri” demektir. Union sözcüğündeki U harfinin büyük yazılması ve konunun Amerikan eyaletleri olması, bu özel siyasi ve tarihî göndermeyi gösterir. Bu cümlede sendika anlamına gelmez.

Alıştırma

“Alaska was the 49th state admitted to the Union,” cümlesinde the Union ne anlama gelir?

  1. Avrupa Birliği
  2. bir işçi örgütü
  3. federal bir ülke olarak Amerika Birleşik Devletleri
Cevabı göster

federal bir ülke olarak Amerika Birleşik Devletleri

But the further you travel from the equator in either direction,

1:05

Ancak ekvatordan her iki yöne doğru uzaklaştıkça,

the more the seasons assert themselves and you get colder and darker winters, Deyimler

1:08

mevsimler kendini daha fazla hissettirir ve daha soğuk, daha karanlık kışlar yaşarsınız;

making summer time much more valuable to the locals.

1:11

bu da yaz saatini yerel halk için çok daha değerli hale getirir.

Deyimler

the seasons assert themselves: canlı bir kişileştirme

Bu cümlede the seasons assert themselves, ekvatordan uzaklaştıkça mevsimlerin etkilerinin güçlenip görmezden gelinemeyecek kadar belirginleşmesi anlamına gelir. Daha soğuk ve karanlık kışlar, mevsimler arasındaki bu büyüyen farkın göstergesidir. Bu ifade mevsimleri kişileştirir. Assert oneself normalde bir kişinin kendine güvenini göstermesini veya varlığını hissettirmesini anlatır. Özne soyut bir şey ya da doğal bir güç olduğunda ise onun etkisinin açıkça hissedilir hâle geldiğini belirtir; bilinçli olarak görüş bildirdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

"By noon, the sun's heat began to assert itself," cümlesinde assert itself ne anlama gelir?

  1. Açıkça hissedilir ve güçlü hâle geldi.
  2. Tamamen ortadan kayboldu.
  3. Sözlerle bir görüş açıkladı.
Cevabı göster

Açıkça hissedilir ve güçlü hâle geldi.

So it's no surprise that the further a country is from the equator, Dilbilgisi

1:13

Yani, bir ülkenin ekvatordan uzaklaştıkça,

the more likely it uses Daylight Saving Time.

1:16

Yaz Saati Uygulamasını kullanma olasılığının artması şaşırtıcı değildir.

Dilbilgisi

the further ..., the more likely ...: ikili karşılaştırmalar

the + karşılaştırma ..., the + karşılaştırma ... kalıbı değişen iki koşulu birbirine bağlar: İlk koşul arttığında ya da bir yönde değiştiğinde ikinci koşul da onunla birlikte değişir. Burada ekvatordan uzaklığın artması, yaz saati uygulamasını kullanma olasılığının artmasıyla ilişkilendirilir. Bu kalıptaki iki the de normal belirli tanımlık değil, ilişkiyi gösteren dil bilgisi işaretleridir. Özenli ve eksiksiz İngilizcede ikinci bölüm the more likely it is to use şeklindedir; altyazıdaki the more likely it uses konuşma dilinde kısaltılmış bir biçimdir.

Alıştırma

İkili karşılaştırma kalıbını kullanın ve iki boşlukta da more karşılaştırma sözcüğüne yer verin: ____ you practice, ____ confident you become.

Cevabı göster

The more · the more

Hudson proposed his idea in Wellington in 1895,

1:19

Hudson fikrini 1895'te Wellington'da sundu,

but it wasn't well received and it took until 1916 Notlar

1:21

ancak pek iyi karşılanmadı ve bu fikri uygulamaya koyan

for Germany to be the first country to put it into practice. Kalıp ifadeler

1:24

ilk ülke olmak için 1916'da Almanya beklenecekti.

Kalıp ifadeler

wasn't well received: olumsuz bir tepki

Wasn't well received ifadesinde received, fikrin fiziksel olarak birine ulaştığı anlamına gelmez. Edilgen be well received ifadesi, bir dinleyici kitlesinden, gruptan veya toplumdan olumlu tepki ya da kabul görmek demektir. Olumsuz wasn't well received biçimi, Hudson'ın fikrinin kötü veya isteksiz bir tepkiyle karşılandığını anlatır. Tepki veren herkesi tek tek belirtmeden başkalarının genel tepkisini aktarmanın kısa bir yoludur.

Alıştırma

Hangi cümlede received fiziksel teslimatı değil, olumsuz bir tepkiyi anlatır?

  1. The proposal was received by email that morning.
  2. The proposal wasn't well received by the committee.
  3. The committee hadn't received the proposal yet.
Cevabı göster

The proposal wasn't well received by the committee.

Dilbilgisi

it took until ... for ... to ...: gecikmiş bir son noktayı belirtmek

Buradaki it, biçimsel bir öznedir; Hudson'ın idea sözcüğüne gönderme yapmaz. Asıl anlamı taşıyan olay for sonrasında yer alır: Almanya, fikri uygulamaya koyan ilk ülke olmuştur. it took until + zaman + for + özne + to + fiil yapısı, olayın belirtilen zamandan önce gerçekleşmediğini ve ancak o zaman gerçekleştiğini anlatır. Belirli bir son noktaya kadar süren uzun bekleyişi veya gecikmeyi vurgular.

Alıştırma

Cümleyi dersteki gecikmiş son nokta yapısıyla tamamlayın: After several delays, ____ May ____ the team to launch the app.

Cevabı göster

it took until · for

Kalıp ifadeler

put it into practice: onu uygulamaya koymak

Put something into practice, bir fikri, planı, yöntemi veya teoriyi gerçek hayatta kullanmaya başlamak demektir. Bu cümlede it, yaz saati uygulaması fikrini belirtir; yani Almanya bu fikri yalnızca tartışmakla kalmayıp gerçekten uygulamıştır. Yapı put + nesne + into practice şeklindedir. Nesne bir isim öbeği veya zamir olabilir: put the plan into practice; put it into practice.

Alıştırma

put ve it zamirini kullanarak cümleyi tamamlayın: The committee has approved the plan; now we need to ____.

Cevabı göster

put it into practice

Though the uber industrious Germans were less concerned Dilbilgisi

1:27

Gerçi son derece çalışkan Almanlar, güzel bir yaz akşamında

with catching butterflies on a fine summer evening

1:29

kelebek yakalamaktan çok,

than they were with saving coal to feed the war machine. Deyimler

1:31

savaş makinesini beslemek için kömür tasarrufu yapmakla ilgileniyorlardı.

Dilbilgisi

less concerned with ... than they were with ...: A'dan çok B ile ilgilenmek

Less concerned with A than ... with B iki önceliği karşılaştırır. B'nin anlatılan kişiler için A'dan daha önemli olduğu anlamına gelir; A'nın hiç önemli olmadığı anlamına gelmez. Burada bir yaz eğlencesinin tadını çıkarmak, kömür tasarrufu yapmaktan daha az önemliydi. Tekrarlanan yapı karşılaştırmayı açık tutar: less concerned with A than they were with B. They were tekrar Almanları belirtir ve were sonrasında concerned sözcüğü varmış gibi anlaşılır.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? “Maya was less concerned with winning than she was with playing fairly.”

  1. Adil oynamak Maya için kazanmaktan daha önemliydi.
  2. Maya kazanmayı hiç umursamıyordu.
  3. Kazanmak Maya için adil oynamaktan daha önemliydi.
Cevabı göster

Adil oynamak Maya için kazanmaktan daha önemliydi.

Deyimler

Siyasi bir metafor olarak 'feed the war machine'

feed the war machine ifadesinde feed, bir şeyin çalışmaya devam etmesi için gerekenleri sağlamak anlamına gelir. the war machine tek bir cihaz değildir; savaşı yürüten askerî, endüstriyel ve devlet sisteminin birlikte işleyişini anlatan bir metafordur. Burada kömür tasarrufu yapmak, bu sisteme daha fazla yakıt bırakmak demektir. Bu imge, savaşı sürekli kaynak tüketen bir makine gibi gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede feed the war machine ne anlama geliyor?

  1. Askerî sistemin ve savaş sanayisinin çalışmasını sürdürecek kaynakları sağlamak.
  2. Savaşta kullanılan tek bir makineye yakıt koymak.
  3. Bir yaz akşamında askerlere yemek vermek.
Cevabı göster

Askerî sistemin ve savaş sanayisinin çalışmasını sürdürecek kaynakları sağlamak.

The Germans thought Daylight Saving Time would conserve energy.

1:34

Almanlar Yaz Saati Uygulamasının enerji tasarrufu sağlayacağını düşünüyordu.

The reasoning goes that it encourages people to stay out later in the summer Notlar

1:36

Mantık şuydu; yazın insanların daha geç saatlere kadar dışarıda kalmasını teşvik eder

and thus use less artificial lighting.

1:39

ve böylece daha az yapay aydınlatma kullanılırdı.

Anlatım akışı

Bir argümanı çerçeveleyen 'The reasoning goes that'

The reasoning goes that kalıbı, bir iddianın arkasındaki mantık zincirini sunar. Bu cümlede açıklamayı neden ve sonuç şeklinde düzenler: insanlar dışarıda daha geç kalır, bu yüzden daha az yapay aydınlatma kullanır. Buradaki goes, fiziksel hareket değil, “bu şekilde ifade edilir veya gelişir” anlamına gelir. Bu kalıp, konuşanın mantığı kabul ettiğini otomatik olarak göstermeden bir düşünce zincirini aktarır; böylece iddiayı sınamaya veya sorgulamaya yer bırakır.

Alıştırma

Konuşanın kişisel olarak katıldığını söylemeden bir iddianın mantığını en iyi hangi başlangıç sunar?

  1. The reasoning goes that longer opening hours will bring more customers.
  2. It is a proven fact that longer opening hours will bring more customers.
  3. I strongly believe that longer opening hours will bring more customers.
Cevabı göster

The reasoning goes that longer opening hours will bring more customers.

Öbek fiiller

stay out later: daha geç saate kadar dışarıda kalmak

Bu cümlede stay out later, normalden daha geç bir saate kadar eve dönmemek veya dışarıda kalmak demektir. Burada akşamları daha uzun süren gün ışığı, insanların eve ya da içeriye o kadar erken dönmemesini sağlar. Stay out geçişsiz bir öbek fiildir: stay devam etme anlamı katar, out ise bu bağlamda evde veya kapalı bir yerde olmamayı anlatır. Later, dönüş saatini daha erken veya olağan bir saatle karşılaştırır; dışarı çıkmanın daha geç başladığını ifade etmez.

Alıştırma

Leo bir arkadaşının evinde ve eve normalden daha geç dönecek. Hangi cümle bu anlamı verir?

  1. Leo is going to go out later tonight.
  2. Leo is going to stay out later tonight.
  3. Leo is going to stay up later tonight.
Cevabı göster

Leo is going to stay out later tonight.

This sounds logical and it may have worked

1:41

Bu kulağa mantıklı geliyor ve yüzyıl öncesinin

in the more regimented society of a hundred years ago,

1:43

daha sıkı disiplinli toplumunda işe yaramış olabilir,

but does it still work in the modern world?

1:46

peki modern dünyada hala işe yarıyor mu?

That turns out to be a surprisingly difficult question to answer. Öbek fiiller

1:48

Bunun cevaplaması şaşırtıcı derecede zor bir soru olduğu ortaya çıktı.

Öbek fiiller

turns out to be: sonradan keşfedilen bir sonuç

Turns out to be, bir gerçeği ancak araştırma, deneyim veya olayların gelişmesi sonucunda netleştiğinde anlatır. Bu cümlede basit görünebilecek bir sorunun aslında beklenmedik derecede zor yanıtlandığı anlaşılır. Yapı, özne + turn out + to be + isim öbeği veya sıfat öbeği biçimindedir. Fiil özneyle uyum sağlar ve zamana göre değişir: it turns out to be, they turn out to be, it turned out to be. İfade, önceki beklenti ile gerçekten öğrenilen sonuç arasındaki karşıtlığı gösterir.

Alıştırma

Nora başlangıçta görevin kolay olmasını bekliyordu. Görevi denedikten sonra zor olduğunu öğrendi. Beklentiden gerçek sonuca geçişi en iyi hangi cümle gösterir?

  1. The task seemed to be hard.
  2. The task turned out to be hard.
  3. The task was supposed to be hard.
Cevabı göster

The task turned out to be hard.

For example, take mankind's greatest invention, air conditioning. Anlatım akışı

1:51

Örneğin, insanlığın en büyük icadı olan klimayı ele alalım.

The magic box of cool that makes otherwise uninhabitable sections Notlar

1:54

Dünyanın normalde yaşanamayacak bölümlerini,

of the world quite tolerable places to live.

1:57

yaşamak için oldukça katlanılabilir yerler haline getiren sihirli serinlik kutusu.

Anlatım akışı

Mizahi bir abartı olarak “mankind's greatest invention”

Klimaya “mankind's greatest invention” demek bilinçli bir abartıdır; gerçeklere dayalı bir sıralama değildir. Bu aşırı iddia, mizahi ve coşkulu bir ton oluşturur. Ayrıca konuşmacı klimanın etkisini açıklamadan önce konuyu canlı bir biçimde tanıtır. Bir yorumda açıkça aşırı bir değerlendirme gördüğünüzde, konuşmacı ciddi bir karşılaştırma için kanıt sunmadığı sürece bunu tonu belirleyen ve konuyu çerçeveleyen bir hamle olarak anlayın.

Alıştırma

Örnekte “mankind's greatest invention” ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. İcatların resmî bir sıralamasının sonucunu bildirir.
  2. Klimayı abartılı bir değerlendirmeyle mizahi biçimde tanıtır.
  3. Klimanın insanlar için yapılmış ilk icat olduğunu söyler.
Cevabı göster

Klimayı abartılı bir değerlendirmeyle mizahi biçimde tanıtır.

Deyimler

Eğlenceli bir metafor olarak “magic box of cool”

“Magic box of cool”, daha önce sözü edilen klimaya gönderme yapan, eğlenceli ve o anda oluşturulmuş bir isim öbeğidir. Magic box, soğutmanın çabasız ve şaşırtıcı görünmesini sağlarken of cool serinliği kutunun içinde bulunan bir şeymiş gibi sunar; bu betimleme gerçek anlamlı değildir. Yorumcular, tanıdık şeyleri daha canlı ve anlaşılır kılmak için onlara sık sık hayal gücü içeren yeni adlar verir. Böyle bir ifadeyle karşılaştığınızda kelimelerin gerçek anlamlarını yalnızca birleştirmek yerine, asıl gönderme yapılan şeyi çevredeki bağlamdan belirleyin.

Alıştırma

Örnekte “magic box of cool” ne anlama gelir?

  1. Klima ve sağladığı serinlik için kullanılan eğlenceli bir benzetme.
  2. Doğaüstü güçlere gerçekten sahip olan bir kutu.
  3. Taşınabilir buzdolabı için kullanılan standart bir teknik terim.
Cevabı göster

Klima ve sağladığı serinlik için kullanılan eğlenceli bir benzetme.

Kelime

“otherwise uninhabitable” içindeki örtük koşul

otherwise uninhabitable ifadesinde otherwise, “o olmasaydı” veya “o olmadan” anlamına gelir. Buradaki “o”, klimanın sağladığı serinliği ifade eder; dolayısıyla ifade “klima olmadan yaşanamaz” demektir. otherwise bir sıfatın önüne geldiğinde söylenmemiş bir koşulu kısaca ifade edebilir: başka koşullarda sıfatın anlattığı durum geçerli olurdu, ancak bir etken sonucu değiştirir. Bu koşul bağlamdan anlaşılmalıdır.

Alıştırma

“Solar panels made the otherwise unusable cabin comfortable.” cümlesinde otherwise unusable ne anlama gelir?

  1. kullanılamaz değil, sıra dışı
  2. güneş panelleri olmadan kullanılamaz
  3. güneş panelleri eklendikten sonra da kullanılamaz
Cevabı göster

güneş panelleri olmadan kullanılamaz

But pumping heat out of your house isn't cheap

2:00

Ancak evinizdeki ısıyı dışarı pompalamak ucuz değildir

and turning on one air conditioner is the

2:02

ve bir klimayı açmak,

same as running dozens of tungsten light bulbs.

2:04

onlarca tungsten ampulü yakmakla aynı şeydir.

If people get more sunshine, but they don't use it to go outside,

2:06

Eğer insanlar daha fazla güneş ışığı alıp bunu dışarı çıkmak için kullanmıyorlarsa,

then Daylight Saving Time might actually cost electricity not save it.

2:09

o zaman Yaz Saati Uygulaması aslında elektrik tasarrufu sağlamak yerine maliyeti artırabilir.

This is particularly true in a place like Phoenix,

2:12

Bu, ortalama yazın en yüksek sıcaklığının 107°F (41°C) ve rekorun 122°F (50°C) olduğu

where the average summer high is 107° and the record is 122. Kelime

2:14

Phoenix gibi bir yer için özellikle doğrudur.

Kelime

Hava durumu raporlarında“average summer high”ve“the record”

Hava ve iklim dilinde a high, bir gün veya belirtilen başka bir süre içinde ulaşılan en yüksek sıcaklıktır. The average summer high, yazın günlük en yüksek sıcaklıklarının ortalamasıdır; gün boyunca alınan tüm sıcaklık ölçümlerinin ortalaması değildir. The record, o yer ve ölçüm için resmî olarak kaydedilen uç değeri belirtir. Buradaki karşılaştırma bunun kaydedilmiş en yüksek sıcaklık olduğunu gösterir; değerler Fahrenheit cinsindendir.

Alıştırma

Bir iklim raporunda “The average summer high is 34°C, and the record is 46°C.” yazıyor. Doğru yorum hangisidir?

  1. 34°C yazın günlük en yüksek sıcaklıklarının ortalamasıdır; 46°C kaydedilmiş en yüksek sıcaklıktır.
  2. 34°C tüm sıcaklıkların ortalamasıdır; 46°C en son yazılan sıcaklıktır.
  3. 34°C yazın en düşük sıcaklığıdır; 46°C normal günlük en yüksek sıcaklıktır.
Cevabı göster

34°C yazın günlük en yüksek sıcaklıklarının ortalamasıdır; 46°C kaydedilmiş en yüksek sıcaklıktır.

If you suggest to an Arizonan to change their clocks in the summer

2:19

Eğer bir Arizonalıya yazın daha fazla güneş ışığı almak için

to get more sunshine, they laugh in your face. Deyimler

2:21

saatlerini değiştirmesini önerirseniz, yüzünüze gülerler.

Deyimler

laugh in your face: açık ve doğrudan alay

laugh in someone's face ifadesinde someone's, alay edilen kişiye göre değişir. İfade, o kişiye açık ve doğrudan alayla ya da küçümseyen bir inançsızlıkla karşılık vermek demektir. Burada öneri yalnızca eğlenceli bulunmaz; saçma kabul edilir. Bu görüntü genellikle mecazidir: kişinin gerçekten başkasının yüzüne çok yakınken gülmesi gerekmez. Önemli olan, alayın açıkça görülmesi ve doğrudan o kişiye yöneltilmesidir.

Alıştırma

“Onunla açıkça ve doğrudan alay etti” anlamındaki kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: When Lina proposed canceling the holiday, her brother laughed ____.

Cevabı göster

in her face

Sun and higher electricity bills are not what they want,

2:24

Güneş ve daha yüksek elektrik faturaları onların istediği şey değildir,

which is why Arizona is the second state that never changes their clocks. Anlatım akışı

2:26

işte bu yüzden Arizona saatlerini hiçbir zaman değiştirmeyen ikinci eyalettir.

Anlatım akışı

which is why: bir nedeni sonucuna bağlamak

Which is why, önündeki düşüncenin tamamına gönderme yapar ve bu düşünceden doğan sonucu ya da çıkarımı tanıtır. Bu cümlede which, istenmeyen güneşi ve daha yüksek elektrik faturalarını bir bütün olarak özetler; yalnızca bills kelimesine gönderme yapmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp [neden], which is why + [sonuç] şeklindedir. Nedenin tamamını tekrarlamadan neden-sonuç bağlantısını açık tutar.

Alıştırma

Nedenin tamamına gönderme yapıp sonucunu tanıtan bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The gym was closed for repairs, ____ we practiced outside.

Cevabı göster

which is why

Another problem when trying to study Daylight Saving Time

2:30

Yaz Saati Uygulamasını araştırmaya çalışırken karşılaşılan bir diğer sorun da,

is rapid changes in technology and electrical use.

2:32

teknolojideki ve elektrik kullanımındaki hızlı değişimlerdir.

As technology gets better and better and better, Anlatım akışı

2:35

Teknoloji gittikçe daha da iyi hale geldikçe,

more electricity is dedicated to things that aren't light bulbs

2:37

ampul dışındaki şeylere daha fazla elektrik ayrılır

and the lure of a hot, sweaty, mosquito-filled day outside Kelime

2:39

ve dışarıdaki sıcak, terli, sivrisinek dolu bir günün cazibesi,

is less appealing than technological entertainment

2:42

içerideki teknolojik eğlence ve

and climate-controlled comfort inside.

2:45

klimatize edilmiş rahatlıktan daha az çekicidir.

Anlatım akışı

Bilinçli vurgu için better and better and better

Better and better, bir şeyin adım adım iyileşmeye devam ettiğini gösterir. Üçüncü better yeni bir karşılaştırma oluşturmaz; gelişmenin özellikle güçlü ve kesintisiz görünmesini sağlar. Bu tekrar, baştaki As yan cümlesinde yer aldığı için teknolojinin sürekli gelişmesini cümlenin geri kalanını yönlendiren ana eğilim olarak öne çıkarır. Üç parçalı ritim, bir düzeltme veya kazara tekrar gibi değil, bilinçli olarak konuşma diline özgü bir vurgu gibi duyulur.

Alıştırma

'The rain kept getting heavier and heavier and heavier,' cümlesinde üçüncü heavier en doğal olarak ne yapar?

  1. Konuşanın karşılaştırma biçimini düzelttiğini gösterir.
  2. Yağmuru üç ayrı fırtınaya böler.
  3. Devam eden değişime bilinçli bir sözlü vurgu ekler.
Cevabı göster

Devam eden değişime bilinçli bir sözlü vurgu ekler.

Kelime

the lure of: çekici bir güç

The lure of X isim öbeği, X'in sahip olduğu çekici veya baştan çıkarıcı gücü ifade eder. Burada lure, balık yemi değil soyut bir fikirdir; of ile başlayan bölüm de bu çekimi yaratan şeyi adlandırır. Bu cümlede ifade ironiktir. Sıcak, terli ve sivrisinek dolu bir gün sanki bir cazibesi varmış gibi sunulur; ancak rahatsız edici ayrıntılar ve less appealing, bu sözde çekiciliğin zayıf olduğunu gösterir. Başka bağlamlarda bu ifade, bir seçeneğin insanları neden kendine çektiğini açıklayabilir.

Alıştırma

'...nın çekici gücü' anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The ____ easy money can hide serious risks.

Cevabı göster

lure of

Also, the horrifically energy-inefficient tungsten light bulbs

2:47

Ayrıca, bir yüzyıldır değişmeden kalan

that have remained unchanged for a century

2:49

korkunç derecede enerji verimsiz tungsten ampuller,

are giving way to CFLs and LEDs, Öbek fiiller

2:51

yerini tasarruflu ampullere ve LED'lere bırakıyor,

greatly reducing the amount of energy required to light a room.

2:54

bu da bir odayı aydınlatmak için gereken enerji miktarını büyük ölçüde azaltıyor.

Öbek fiiller

giving way to: yavaş yavaş yerini bırakmak

Bu cümlede X is giving way to Y, Y daha yaygın hâle geldikçe X'in yerini yavaş yavaş kaybetmesi demektir. Tungsten ampuller X, CFL'ler ve LED'ler ise Y'dir. Bu ifade, mutlaka birinin bilinçli olarak yaptığı tek bir değiştirme eylemini değil, zaman içindeki geçişi anlatır. Buradaki görüntü, X'in Y'ye yer açmak için kenara çekilmesidir. Trafikte give way to “yol vermek” anlamına gelir; teknoloji, sistem veya eğilimlerden söz ederken ise genellikle “yerini …e bırakmak” ya da “… tarafından geride bırakılmak” anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi give way to ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın. Printed schedules are gradually ____ real-time travel apps.

Cevabı göster

giving way to

So even assuming that Daylight Saving Time is effective, Dilbilgisi

2:56

Bu nedenle, Yaz Saati Uygulamasının etkili olduğunu varsaysak bile,

it's probably less effective with every passing year.

2:59

muhtemelen her geçen yıl daha az etkili oluyor.

Dilbilgisi

even assuming that: tartışmalı bir önermeyi geçici olarak kabul etmek

Even assuming that, konuşanın tartışmayı ilerletmek için geçici olarak kabul etmeye hazır olduğu bir önermeyi sunar. Bu, konuşanın o önermeye inandığı anlamına gelmez. Burada yaz saati uygulamasının etkili olduğu yalnızca tartışma amacıyla kabul edilir. Even ifadeye ödünleme anlamı katar: karşı tarafın lehine olan bu varsayım altında bile ana iddia geçerliliğini korur. Yapı even assuming that + yan cümle, ana cümle şeklindedir ve tartışmalı bir önermeyi kabul etmenin sonucu değiştirip değiştirmediğini göstermek için kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle tartışmalı bir iddiayı geçici olarak kabul ederken önemli bir sınırlamanın devam ettiğini savunuyor?

  1. Even assuming that the shortcut is faster, it may be unsafe after dark.
  2. Given that the shortcut is faster, there is no reason to choose another route.
  3. The shortcut is faster, so it is always the best route.
Cevabı göster

Even assuming that the shortcut is faster, it may be unsafe after dark.

The bottom line is while some studies say Daylight Saving Time costs more electricity Notlar

3:02

Sonuç olarak, bazı çalışmalar Yaz Saati Uygulamasının daha fazla elektrik tükettiğini,

and others say it saves electricity,

3:05

diğerleri ise elektrik tasarrufu sağladığını söylese de,

the one thing they agree on is the effect size. Kelime

3:07

üzerinde hemfikir oldukları tek şey etki boyutudur.

Anlatım akışı

The bottom line is: ana sonucu belirtme

“The bottom line is”, çeşitli ayrıntılar veya birbiriyle çelişen görüşler değerlendirildikten sonra konuşmacının en önemli sonucu vermek üzere olduğunu dinleyiciye bildirir. Burada anlatımı düzenler: çalışmalar elektrik kullanımının artıp azaldığı konusunda aynı fikirde değildir, ancak konuşmacı en önemli noktaya geçmektedir. “Bottom line” burada mecazidir; bir sayfanın ya da faturanın en altındaki satır anlamına gelmez.

Alıştırma

Çelişkili kanıtları inceledikten sonra konuşmacının temel pratik sonucu verdiğini en iyi belirten başlangıç hangisidir?

  1. In the meantime
  2. The bottom line is
  3. On the other hand
  4. For example
Cevabı göster

The bottom line is

Dilbilgisi

while some ... and others ...: iki grubu karşılaştırma

“while some studies say ... and others say ...” yapısında while, iki çalışma grubunu karşılaştırır. Buradaki anlamı yaklaşık olarak “whereas”tır; “olduğu sırada” biçiminde bir zaman anlamı taşımaz. some + çoğul isim ... others ... paralel kalıbı iki tarafı dengeli biçimde sunar. Others, other studies ifadesinin yerine geçtiği için ismin tekrar edilmesine gerek yoktur.

Alıştırma

Hangi cümlede while, aynı anda gerçekleşen iki eylemi göstermek yerine iki grubun görüşlerini karşılaştırmak için kullanılmıştır?

  1. While Nina watered the plants, Omar swept the path.
  2. While some residents want a playground and others prefer a community garden, the council will ask everyone to vote.
  3. Sam listened to music while he cleaned his room.
Cevabı göster

While some residents want a playground and others prefer a community garden, the council will ask everyone to vote.

Kelime

effect size: etki büyüklüğü

Effect size, gözlemlenen bir farkın veya değişimin ne kadar büyük olduğunu belirten bir araştırma terimidir. Bu cümlede yaz saati uygulamasının elektrik tüketimi üzerindeki etkisinin büyüklüğünü anlatır. Çalışmalar elektrik tüketiminin artıp azaldığı konusunda anlaşamayabilir, ancak değişimin küçük olduğu konusunda yine de aynı görüşte olabilir. Effect size, araştırılan kişi sayısı değildir ve bir etkinin yararlı olup olmadığını tek başına göstermez.

Alıştırma

Bir araştırma raporunda effect size neyi gösterir?

  1. Çalışmaya kaç kişinin katıldığı
  2. Gözlemlenen etkinin ne kadar büyük olduğu
  3. Sonucun yararlı olup olmadığı
Cevabı göster

Gözlemlenen etkinin ne kadar büyük olduğu

Not 20% or 10%, but 1% or less,

3:09

%20 veya %10 değil, %1 veya daha azdır,

which in the United States works out to be about $4 per household. Öbek fiiller

3:12

ki bu da ABD'de hane başına yaklaşık 4 dolara denk geliyor.

Öbek fiiller

works out to be: hesaplama sonucu olmak

Works out to be, bir hesaplama veya dönüştürme işleminden sonra ulaşılan son değeri belirtir. Burada %1 veya daha az olan değişim paraya çevrildiğinde hane başına yaklaşık 4 dolar elde edilir. Yapı özne + work out to be + sonuç şeklindedir: The cost works out to be £5 each. Bu anlamda work out, hesaplanmış bir sonucu anlatır; egzersiz yapmayı veya bir sorunu çözmeyi değil.

Alıştırma

Hesaplamayı works out to be ile tamamlayın: After the discount, the price ____ £24.

Cevabı göster

works out to be

$4 saved or spent on electricity over an entire year

3:16

Tüm bir yıl boyunca elektrikten tasarruf edilen veya harcanan 4 dolar,

is not really a huge deal either way. Kalıp ifadeler

3:19

her iki durumda da gerçekten büyük bir mesele değil.

Kalıp ifadeler

either way: iki olasılık için aynı sonuç

Burada either way, “ister 4 dolar tasarruf edilsin ister 4 dolar harcansın” anlamına gelir. Konuşmacı iki olası sonuçtan söz eder ve aynı değerlendirmenin—4 doların büyük bir miktar olmadığı düşüncesinin—iki durumda da geçerli olduğunu belirtir. Either way ifadesini iki seçeneğe tek bir sonuç uygulamak için kullanın: A veya B olabilir; either way, C yine doğrudur. Buradaki way, gerçek bir yol değil, “durum” veya “sonuç” demektir.

Alıştırma

Örnekte either way ne anlama geliyor?

  1. 4 dolar tasarruf etmek önemlidir, ancak 4 dolar harcamak önemli değildir.
  2. Konuşmacı iki güzergâhtan birini seçmektedir.
  3. 4 dolar tasarruf edilse de harcansa da aynı değerlendirme geçerlidir.
Cevabı göster

4 dolar tasarruf edilse de harcansa da aynı değerlendirme geçerlidir.

So the question now becomes, Anlatım akışı

3:21

Yani şimdi soru şu hale geliyor,

is the hassle of switching clocks twice a year worth it? Kalıp ifadeler

3:22

yılda iki kez saatleri değiştirme zahmetine değer mi?

Anlatım akışı

the question now becomes: odağı değiştirmek

The question now becomes, tartışmanın yeni bir aşamaya ulaştığını gösterir. Önceki bilgiler hangi konunun dikkate değer olduğunu değiştirmiştir; bu yüzden konuşmacı temel soruyu saatleri değiştirmenin zahmetine değip değmediği şeklinde yeniden kurar. Kalıp, the question now becomes + yeni bir soru şeklindedir. Now, savdaki odak değişimini belirtir; becomes ise fiziksel bir nesnenin değişmesi değil, sorunun “yeniden şu şekilde kurulması” anlamına gelir.

Alıştırma

Bir rapor, bir planın neredeyse hiç para tasarrufu sağlamadığını tespit ediyor. Ardından “The question now becomes: Is the disruption worth it?” diyor. Bu geçiş neden uygundur?

  1. Raporla hiçbir bağlantısı olmayan bir soru sunar.
  2. Yeni bulgu temel konuyu tasarruftan, aksaklığa değip değmediğine kaydırır.
  3. Fiziksel bir sorunun şekil değiştirdiğini söyler.
Cevabı göster

Yeni bulgu temel konuyu tasarruftan, aksaklığa değip değmediğine kaydırır.

Kalıp ifadeler

worth it?: bir yararın maliyete değip değmediğini değerlendirmek

Burada worth it, saatleri değiştirmenin yararlarının bunun yol açtığı zahmeti haklı çıkaracak kadar büyük olup olmadığını sorar. Sondaki it, yılda iki kez saatleri değiştirme uygulamasının tamamına gönderme yapar; anlam taşımayan boş bir dil bilgisi öznesi değildir. Bir sonucu maliyet, çaba, bekleme veya riskle karşılaştırmak için be worth it kullanılır. Bir şey worth it ise sağladığı yarar o bedeli kabul edilebilir kılar.

Alıştırma

Sonucun maliyeti haklı çıkardığını belirten iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The repair was expensive, but the improvement was ____.

Cevabı göster

worth it

The most obvious trouble comes from sleep deprivation,

3:25

En bariz sorun, uyku yoksunluğundan kaynaklanıyor;

an already too common affliction in the Western world

3:27

Batı dünyasında zaten çok yaygın olan bu dert,

that Daylight Saving Time makes measurably worse.

3:29

Yaz Saati Uygulaması ile ölçülebilir derecede daha da kötüleşiyor.

With time-tracking software,

3:31

Zaman izleme yazılımlarıyla,

we can actually see that people are less productive

3:33

saatler değiştikten sonraki hafta insanların

the week after the clock changes.

3:35

gerçekten daha az üretken olduğunu görebiliyoruz.

This comes with huge associated costs.

3:36

Bunun muazzam ilişkili maliyetleri var.

To make things worse, Anlatım akışı

3:39

Durumu daha da kötüleştiren şey,

most countries take away that hour of sleep on a Monday morning. Öbek fiiller

3:40

çoğu ülkenin o 1 saatlik uykuyu pazartesi sabahı elinden almasıdır.

Anlatım akışı

Olumsuz bir geçiş ifadesi olarak To make things worse

To make things worse, cümlenin başında kullanılan bir geçiş ifadesidir. Durumun zaten kötü olduğunu ve sonraki bilginin yeni bir olumsuz sorun eklediğini dinleyiciye bildirir. Burada, daha önce anlatılan zararlardan ek bir zarara geçerek düşünceleri düzenler. to ile başlamasına rağmen kimsenin amacını veya niyetini anlatmaz.

Alıştırma

Başka bir sorunun eklendiğini gösteren ve make things ile kurulan geçişle cümleyi tamamlayın: The train was already late. ____, it began to snow.

Cevabı göster

To make things worse

Öbek fiiller

Soyut anlamda take away: bir kayba neden olmak

Burada take away, insanların aksi hâlde sahip olacakları bir şeyi kaybetmelerine yol açmak anlamındadır. Saatleri ileri almak geceyi bir saat daha kısa gösterir; bu yüzden an hour of sleep nesnesi fiziksel bir şeyi değil, uyunabilecek bir saati anlatır. take away + miktar, yarar, hak veya fırsat kalıbı soyut bir kaybı anlatabilir. Özne, kayba yol açan kişiyi, kuralı veya olayı belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede take away, bir kuralın soyut bir kayba neden olduğunu anlatır?

  1. The new rule gives us another chance to appeal.
  2. The courier takes the parcel away after lunch.
  3. The new rule takes away our chance to appeal.
Cevabı göster

The new rule takes away our chance to appeal.

Sleep deprivation can lead to heart attacks and suicides

3:42

Uyku yoksunluğu kalp krizlerine ve intiharlara yol açabilir

and the Daylight Saving Time Monday has a higher than normal spike in both.

3:45

ve Yaz Saati Uygulamasının pazartesi günlerinde her ikisinde de normalden daha yüksek bir artış görülür.

Other troubles come from scheduling meetings across time zones.

3:49

Diğer sorunlar, farklı saat dilimleri arasında toplantılar planlamaktan kaynaklanıyor.

Let's say you're trying to plan a three-way conference

3:52

Diyelim ki New York, Londra ve Sidney arasında

between New York, London and Sydney.

3:53

üç yönlü bir konferans planlamaya çalışıyorsunuz.

Not an easy thing to do under the best of circumstances, Kalıp ifadeler

3:55

En iyi koşullarda bile yapılması kolay bir şey değildir,

but made extra difficult when they don't agree

3:57

ancak Yaz Saati Uygulamasının ne zaman başlayıp biteceği konusunda

on when Daylight Saving Time should start and end.

3:59

anlaşamadıklarında bu daha da zorlaşır.

Kalıp ifadeler

under the best of circumstances: ideal koşulları ölçüt almak

Under the best of circumstances, koşullar mümkün olduğu kadar elverişli olduğunda bile anlamına gelir. Bu cümlede toplantıyı düzenlemek, hayal edilen ideal durumda bile zordur; Yaz Saati Uygulaması konusundaki anlaşmazlık da işi daha zor hâle getirir. Bu ifade, bir sorun eklenmeden önce en iyi durumu ölçüt olarak belirler. Gerçek koşulların iyi olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Hangi ifade aşağıdaki cümleye görevin ideal bir durumda bile zor olduğu anlamını verir? Organizing this expedition would be difficult ...

  1. under the circumstances
  2. under the best of circumstances
  3. under normal circumstances
Cevabı göster

under the best of circumstances

In the spring, Sydney is 11 hours ahead of London

4:01

İlkbaharda Sidney, Londra'nın 11 saat ilerisindedir

and New York is 5 hours behind.

4:03

ve New York 5 saat gerisindedir.

But then New York is the first to enter Daylight Saving Time

4:05

Fakat daha sonra New York ilk olarak Yaz Saati Uygulamasına girer

and moves its clock forward an hour.

4:07

ve saatini bir saat ileri alır.

Two weeks later, London does the same.

4:09

İki hafta sonra, Londra da aynısını yapar.

In one more week, Sydney, being on the opposite side of the world, Dilbilgisi

4:11

Bir hafta sonra, dünyanın diğer tarafında bulunan Sidney,

leaves Daylight Saving Time and moves its clock back an hour.

4:14

Yaz Saati Uygulamasından çıkar ve saatini bir saat geri alır.

Dilbilgisi

Ek arka plan veren being ... ortaç yapısı

Buradaki being ... ek bilgi veren bir şimdiki zaman ortacı yan cümlesidir. Sydney’i açıklar ve şu arka planı ekler: Sidney dünyanın öbür tarafındadır, bu nedenle mevsimsel saat değişikliği farklı bir zamanda gerçekleşir. Bu yapı, leaves ile aynı anda gerçekleşen ayrı bir eylemi anlatmaz. Özne + virgül + being öbeği + virgül + ana cümle şeklindeki kısa yapı, tam bir because cümlesi kurmadan neden veya ilgili durum eklemeyi sağlar. being öbeğinin örtük öznesi, ana cümlenin de öznesi olan Sydney’dir.

Alıştırma

Cümleyi okuyun ve ortaç öbeğinin görevini seçin: Lena, being the only person with a key, opened the office.

  1. opened fiilini sürekli zamana dönüştürür.
  2. Aynı anda gerçekleşen ayrı bir eylemi anlatır.
  3. Lena’nın ofisi neden açtığını açıklayan bir arka plan verir.
Cevabı göster

Lena’nın ofisi neden açtığını açıklayan bir arka plan verir.

So in the space of three weeks, New York is 5 hours behind London, Kalıp ifadeler

4:17

Yani üç haftalık bir süre içinde, New York Londra'nın önce 5 saat gerisinde kalır,

then 4 hours, then 5 again,

4:20

sonra 4 saat, ardından tekrar 5 saat;

Kalıp ifadeler

in the space of three weeks: kısa bir zaman aralığı

Buradaki in the space of three weeks, üç haftalık bir zaman aralığı içinde demektir. Space sözcüğü mecazidir: fiziksel alanı değil, bir zaman dilimini ifade eder. Bu ifade çoğu zaman birkaç olayın veya değişikliğin şaşırtıcı derecede kısa bir süreye sığdığını vurgular. Burada beş saat, sonra dört saat, ardından yeniden beş saat sıralamasını bu üç hafta boyunca gerçekleşen değişiklikler olarak çerçeveler; her saat farkının üç hafta sürdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, tekrarlanan değişikliklerle birlikte bu kısa süre içinde anlamını veren ders ifadesiyle tamamlayın: The schedule changed three times ____ two days.

Cevabı göster

in the space of

and Sydney is either 11, 10 or 9 hours from London

4:22

ve Sidney, Londra'dan 11, 10 veya 9 saat

and 16, 15 or 14 hours from New York.

4:25

ve New York'tan 16, 15 veya 14 saat uzaktadır.

And this whole crazy thing happens again in reverse 6 months later.

4:28

Ve tüm bu çılgınca şey, 6 ay sonra tersten tekrar yaşanır.

Back in the Dark Ages, this might not have mattered so much, Deyimler

4:31

Karanlık Çağlara dönecek olursak, bunun pek bir önemi olmayabilirdi,

but in the modern interconnected world,

4:33

ancak modern ve birbirine bağlı dünyada,

Deyimler

Geçmişe mecazi gönderme olarak Back in the Dark Ages

Burada Back in the Dark Ages, günümüzün bağlantılı dünyasından önceki uzak bir zamanı anlatan mizahi bir abartıdır. Avrupa tarihindeki belirli dönemi kesin olarak işaret etmez. İfade, eski dönemi modası geçmiş ya da daha az gelişmiş göstererek modern ve birbirine bağlı dünyayla karşıtlığı güçlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede Back in the Dark Ages büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Dışarının gerçekten karanlık olduğu bir zaman
  2. Karanlık Çağlar adı verilen kesin Avrupa tarihi dönemi
  3. Geri kalmış gibi sunulan, uzak ve eski moda bir dönem
Cevabı göster

Geri kalmış gibi sunulan, uzak ve eski moda bir dönem

planning international meetings happens thousands and thousands of times daily.

4:35

uluslararası toplantılar planlamak günde binlerce ve binlerce kez gerçekleşiyor.

Shifting and inconsistent time zones isn't doing netizens any favors. Notlar

4:38

Değişen ve tutarsız saat dilimleri netizenlere hiçbir fayda sağlamıyor.

Deyimler

not do someone any favors: birine hiç faydası olmamak

Vurgulanan sözcükler not do + kişi veya grup + any favors kalıbını tamamlar; olumsuzluk cümlenin önceki bölümündeki isn't ile sağlanır. Burada değişen saat dilimlerinin internet kullanıcılarına yardımcı olmadığı, hatta işlerini zorlaştırabileceği anlatılır. Bu kalıp genellikle ölçülü bir eleştiri ifade eder. Bir şeyin zararlı ya da kötü tasarlanmış olduğunu doğrudan söylemekten daha yumuşak duyulur.

Alıştırma

not do someone any favors kalıbını kullanarak ve etkilenen grup olarak travelers seçerek cümleyi tamamlayın: The confusing signs are ____.

Cevabı göster

not doing travelers any favors

Kelime

netizens: çevrim içi bir topluluk olarak internet kullanıcıları

Netizens, internet veya net ile citizens sözcüklerinin birleşiminden oluşur. Burada internet kullanan ve topluca çevrim içi bir topluluğun üyeleri olarak görülen kişileri anlatır. Belirli bir ülkenin vatandaşları anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlede netizens sözcüğüne hangi anlam uyar?

  1. Birden fazla saat dilimi bulunan ülkelerde yaşayan kişiler
  2. İnternete erişimi yasal hak olan vatandaşlar
  3. Çevrim içi bir topluluk olarak görülen internet kullanıcıları
Cevabı göster

Çevrim içi bir topluluk olarak görülen internet kullanıcıları

And countries aren't even consistent about Daylight Saving Time within their own borders.

4:41

Üstelik ülkeler kendi sınırları içinde bile Yaz Saati Uygulaması konusunda tutarlı değiller.

Brazil has Daylight Saving Time, but only if you live in the south.

4:45

Brezilya'da Yaz Saati Uygulaması var, ama sadece güneyde yaşıyorsanız.

Canada has it too, but not Saskatchewan.

4:48

Kanada da uyguluyor, ama Saskatchewan hariç.

Most of Oz does Daylight Saving Time, Kültür

4:50

Avustralya'nın çoğu Yaz Saati Uygulaması kullanır,

but not Western Australia, the Northern Territory or Queensland.

4:52

ama Batı Avustralya, Kuzey Bölgesi veya Queensland hariç.

Kültür

Avustralya'nın samimi adı olarak Oz

Bu cümlede Oz, Australia için kullanılan samimi bir takma addır. Ardından gelen Western Australia, the Northern Territory ve Queensland yer adları, kastedilen anlamın Avustralya olduğunu gösterir. Başka bağlamlarda Oz, The Wizard of Oz eserindeki hayalî ülkenin adı olabilir. Hangi anlamın kastedildiğine çevredeki ipuçlarına bakarak karar verin.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: Most of Oz does Daylight Saving Time, but not Western Australia, the Northern Territory or Queensland. Oz burada ne anlama geliyor?

  1. The Wizard of Oz eserindeki hayalî ülke
  2. Avustralya
  3. Queensland'de bir şehir
Cevabı göster

Avustralya

And of course, the United States does have Daylight Saving Time

4:55

Ve tabii ki Amerika Birleşik Devletleri'nde de Yaz Saati Uygulaması var,

unless you live in Puerto Rico, the Virgin Islands,

4:58

meğerki Porto Riko, Virgin Adaları,

American Samoa, Guam, the Northern Mariana Islands

5:00

Amerikan Samoası, Guam, Kuzey Mariana Adaları

or as mentioned before, Hawaii and Arizona.

5:02

veya daha önce bahsedildiği gibi Hawaii ve Arizona'da yaşamıyorsanız.

But Arizona isn't even consistent within itself.

5:05

Ancak Arizona kendi içinde bile tutarlı değildir.

While Arizona ignores Daylight Saving Time,

5:07

Arizona Yaz Saati Uygulamasını görmezden gelirken,

the Navajo Nation inside of Arizona follows it. Kültür

5:09

Arizona'nın içindeki Navajo Ulusu bunu uygular.

Inside of the Navajo Nation is the Hopi Reservation,

5:11

Navajo Ulusu'nun içinde Hopi Rezervasyonu bulunur,

which like Arizona ignores Daylight Saving Time.

5:14

ki bu bölge Arizona gibi Yaz Saati Uygulamasını görmezden gelir.

Kültür

Navajo Ulusu ve Hopi Rezervasyonu

Bu adlar, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki birbirinden ayrı Yerli siyasi ve bölgesel oluşumları belirtir. Navajo Ulusu, uluslararası alanda tanınan ayrı bir bağımsız ülke değildir; buradaki Reservation sözcüğü de otel veya restoran rezervasyonu anlamına gelmez. Bu arka plan, aynı eyalet içinde saat kurallarının neden değişebildiğini açıklar. Navajo Ulusu yaz saati uygulamasını kullanırken Hopi Rezervasyonu kullanmaz. Hopi Rezervasyonu coğrafi olarak Arizona'daki Navajo Ulusu topraklarıyla çevrili olsa da ayrı bir Hopi toprağıdır; coğrafi olarak çevrili olmak, iki bölgenin aynı yönetime veya saat kuralına bağlı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede “Navajo Nation” ve “Hopi Reservation” neyi ifade ediyor?

  1. Arizona'daki oteller veya restoranlar için yapılmış iki rezervasyon
  2. Arizona'nın içinde bulunan ve uluslararası alanda tanınan iki ülke
  3. Yaz saati uygulaması konusunda farklı kurallara sahip ayrı Yerli siyasi ve bölgesel oluşumlar
Cevabı göster

Yaz saati uygulaması konusunda farklı kurallara sahip ayrı Yerli siyasi ve bölgesel oluşumlar

Going deeper, inside of the Hopi Anlatım akışı

5:17

Daha da derine inersek, Hopi

Reservation is another part of the Navajo Nation,

5:18

Rezervasyonu'nun içinde Navajo Ulusu'nun başka bir bölümü daha var,

Anlatım akışı

Geçiş ifadesi olarak Going deeper

Going deeper, dinleyiciyi genel bir açıklamadan daha ayrıntılı veya daha derine yerleşmiş bir bilgi katmanına taşıyan bir geçiş ifadesidir. Burada coğrafyayı da yansıtır: açıklama, bir alanın içindeki başka bir alana ilerler. Kullanım mecazidir; birinin fiziksel olarak aşağıya doğru gittiğini anlatmaz. Sonraki noktanın daha ince bir ayrıntıyı, daha derin bir nedeni veya karmaşık bir yapının başka bir düzeyini inceleyeceğini belirtmek için kullanın.

Alıştırma

Geçişi dersteki ifadeyle tamamlayın: We have reviewed the basic results. ____, let's examine why the two groups responded differently.

Cevabı göster

Going deeper

which does follow Daylight Saving Time.

5:21

işte o bölüm Yaz Saati Uygulamasına uyar.

And finally, there's also a part of the Hopi Reservation

5:23

Ve son olarak, Navajo Ulusu'nun başka bir yerinde de

elsewhere in the Navajo Nation, which doesn't.

5:26

Yaz Saati Uygulamasına uymayan Hopi Rezervasyonu'nun bir parçası daha var.

So driving across this 100-mile stretch

5:28

Yani bu 100 millik yolu arabayla geçmek,

would technically necessitate seven clock changes, which is insane.

5:30

teknik olarak yedi kez saat değiştirmeyi gerektirir, ki bu tam bir deliliktir.

While this is an unusual local oddity,

5:34

Bu alışılmadık, yerel bir tuhaflık olsa da,

here's a map showing the different Daylight Saving and time zone rules

5:36

işte size tüm bu karmaşık görkemiyle,

in all their complicated glory. Deyimler

5:39

farklı Yaz Saati ve saat dilimi kurallarını gösteren bir harita.

Deyimler

"in all their complicated glory" ifadesindeki ironi

"in all their ... glory" kalıbı normalde birden fazla şeyi eksiksiz ve en etkileyici hâliyle sunar. Buradaki "their", haritada gösterilen farklı kurallara gönderme yapar. Olumsuz anlamlı "complicated" sıfatını bu övgü kalıbının içine yerleştirmek ironi yaratır. Konuşmacı karmaşıklığı övmüyor; kuralların bunaltıcı derecedeki bütün dağınıklığının sergilendiğini mizahi biçimde vurguluyor.

Alıştırma

Konuşmacı "in all their complicated glory" ile ne demek istiyor?

  1. Harita, kurallar basit olduğu için övgüye değer olduklarını kanıtlıyor.
  2. Harita, son derece karmaşık kuralların tamamını gözler önüne seriyor.
  3. Harita yalnızca en iyi sonuç veren kuralları gösteriyor.
Cevabı göster

Harita, son derece karmaşık kuralların tamamını gözler önüne seriyor.

It's a huge mess and constantly needs updating

5:40

Bu devasa bir karmaşa ve ülkeler yasalarını değiştirdikçe

as countries change their laws,

5:43

sürekli güncellenmesi gerekiyor,

which is why it shouldn't be surprising that even our digital gadgets

5:44

işte bu yüzden dijital aletlerimizin bile ara sıra

can't keep the time straight occasionally. Deyimler

5:47

saati doğru tutamaması şaşırtıcı olmamalı.

Deyimler

Karışık ayrıntıları yönetmek için "keep the time straight"

"keep something straight" kalıbı, birden fazla ayrıntıyı birbirine karıştırmadan doğru biçimde takip etmek anlamına gelir. Buradaki "time", tek bir saatin gösterdiği değerden çok değişen yaz saati ve saat dilimi kurallarını temsil eder. Dolayısıyla "can't keep the time straight", dijital cihazların bu kuralları ara sıra yanlış uygulayıp yanlış yerel saati göstermesi veya hesaplaması anlamına gelir.

Alıştırma

dates sözcüğünü keep ... straight kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: We have four project deadlines this month, so I use a calendar to ____.

Cevabı göster

keep the dates straight

So to review, Daylight Saving Time gives more sunlight

5:49

Özetlemek gerekirse, Yaz Saati Uygulaması yaz aylarında işten sonra

in the summer after work,

5:52

daha fazla güneş ışığı sağlar,

which depending on where you live, might be an advantage or not, Dilbilgisi

5:53

bu da nerede yaşadığınıza bağlı olarak bir avantaj olabilir ya da olmayabilir

and it may or may not save electricity. Dilbilgisi

5:56

ve elektrik tasarrufu sağlayabilir veya sağlamayabilir.

Dilbilgisi

depending on where you live ile koşul eklemek

Depending on where you live, ek bilgi veren bir -ing yan cümlesidir. Burada might be an advantage or not değerlendirmesini sınırlar: cevap konuma göre değişebilir. Genel bir ifadeye kısa biçimde koşul ekler. Bir kişinin evine veya konumuna bağımlı olduğu şeklinde değil, sonucun yaşanılan yere bağlı olduğu şeklinde anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi depending, on ve traffic sözcükleriyle tamamlayın: The journey can take one or two hours, ____.

Cevabı göster

depending on traffic

Dilbilgisi

may or may not + fiilin yalın hâli

May or may not her iki sonucu da açık bırakır. it may or may not save electricity ifadesinde konuşan kişi, bunun elektrik tasarrufu sağladığını da sağlamadığını da iddia etmez. Yapı özne + may or may not + fiilin yalın hâli şeklindedir. Eldeki kanıtların kesin bir evet ya da hayır sonucunu desteklemediğini kısa biçimde gösterir.

Alıştırma

Cümleyi may, or, may ve not sözcükleriyle tamamlayın: The new shortcut ____ reduce travel time.

Cevabı göster

may or may not

But one thing is for sure, it's guaranteed to make something that should be simple, Kalıp ifadeler

5:59

Ancak kesin olan bir şey var ki, o da basit olması gereken bir şeyi,

keeping track of time, quite complicated, Kalıp ifadeler

6:02

yani zamanı takip etmeyi, oldukça karmaşık hale getirmesidir,

Kalıp ifadeler

one thing is for sure: en az bir şey kesin

One thing is for sure, tartışmanın diğer kısımları belirsiz olsa bile konuşanın tek bir sonuçtan tamamen emin olduğunu gösterir. Bu cümlede but sözünden sonra kesin sonucu sunar: değişiklik, zamanı takip etmeyi kesinlikle daha karmaşık hâle getirecektir. For sure, yargının kesinliğini anlatır; “emin olmak için” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede one thing is for sure ne işe yarıyor?

  1. Diğer noktalar belirsiz kalabilse de bir sonucu kesin olarak işaretler.
  2. Konuşanın emin olmak için bir şeyi kontrol ettiği anlamına gelir.
  3. Tartışmadaki her ayrıntının çoktan kanıtlandığını söyler.
Cevabı göster

Diğer noktalar belirsiz kalabilse de bir sonucu kesin olarak işaretler.

Kalıp ifadeler

keeping track of time: zamanı takip etmek

Keep track of, bir şey değişirken onu sürekli bilmek veya izlemek anlamına gelir; bunun için çoğu zaman kontrol ya da kayıt yapılır. Keeping track of time, güncel saati ve ondaki değişiklikleri sürekli takip etmek demektir. -ing yapısındaki keeping track of time, “something that should be simple” ifadesinin ne olduğunu açıklar. Burada track, kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır; koşu pisti veya müzik parçası anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “sürekli izlemek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I use an app to ____ my weekly expenses.

Cevabı göster

keep track of

which is why when it comes time to change the clocks, Kalıp ifadeler

6:04

işte bu yüzden saatleri değiştirme zamanı geldiğinde,

there's always a debate about whether or not we should. Dilbilgisi

6:06

bunu yapıp yapmamamız gerektiği konusunda her zaman bir tartışma olur.

Kalıp ifadeler

when it comes time to + fiilin yalın hâli

when it comes time to change the clocks ifadesinde bu kalıp, saatlerin ayarlanması gereken anın geldiğini belirtir. Yalnızca bir konuyu tanıtmaz; beklenen veya gerekli bir eylemin yapılacağı noktayı gösterir. Başka durumlarda kullanılabilen yapı when it comes time to + fiilin yalın hâlidir: when it comes time to decide, leave veya renew something.

Alıştırma

Cümleyi “beklenen bir işi yapma anı geldiğinde” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: When ____ choose a team leader, let everyone vote.

Cevabı göster

it comes time to

Dilbilgisi

açık bir evet-hayır seçimi için whether or not

a debate about whether or not we should ifadesinde whether or not, tartışılan iki seçeneği sunar: saatleri ayarlamak veya ayarlamamak. should sonrasındaki fiil öbeği, önceki cümlecikten change the clocks olduğu anlaşıldığı için atılmıştır. İki olasılık da önemli olduğunda dolaylı bir evet-hayır sorusu tanıtmak için whether or not kullanın. Or not, olumsuz seçeneği açıkça gösterir; should sözcüğüne ayrı bir olumsuzluk eklemez.

Alıştırma

Cümleyi hem evet hem hayır olasılığını açıkça gösteren ders ifadesiyle tamamlayın: The board is debating ____ to extend the deadline.

Cevabı göster

whether or not