Aşk Çarpıntılarıyla Nasıl Başa Çıkılır: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
391 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Bu deneme, hoşlanmanın birkaç ayrıntıyı bir insanı tanıma hissine nasıl çevirdiğini gösterir ve sezgiyi hayalden ayırır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “if only circumstances allowed,” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: engellenmiş bir olasılığın gerçek dışı koşulunu tanıyın ve if only ile gerçeğe dönüşmeyen isteği anlatın. 2. “filling in of the gaps.” — Phrasal verbler: fill in ifadesini eksik bilgiyi tamamlama olarak anlayın ve yetersiz kanıtla kullanılan adlaşmış biçimini tanıyın. 3. “That said,” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: uyarıyı kabul edip dengeli sonuca geçin; hoşlanmadan keyif alınabilir, ama bu duygu birini tanıdığımızın kanıtı değildir.

Bu derste

They happen in the privacy of our minds pretty much everywhere. Kalıp ifadeler

0:02

Zihnimizin gizliliğinde, hemen hemen her yerde oluverirler.

Kalıp ifadeler

in the privacy of our minds: zihnimizin mahremiyetinde

Bu cümlede in the privacy of our minds, bir şeyin başkalarının fark edemeyeceği özel düşüncelerimizin içinde gerçekleştiğini anlatır. Buradaki privacy, hukuki gizlilik veya kişisel verilerin korunmasını değil, zihindeki özel bir alanı ifade eder. in the privacy of + iyelik sözcüğü + mind yapısı; düşünceleri, duyguları veya hayal edilen olayları başkalarından saklı iç yaşantılar olarak sunar. Kişiye göre iyelik sözcüğünü değiştirin: in the privacy of my mind, in the privacy of her mind veya in the privacy of their minds.

Alıştırma

Hangi cümlede bu ifade, başka hiç kimsenin fark edemeyeceği bir düşünceyi anlatır?

  1. She described the moment during a private meeting.
  2. She protected her password with a privacy setting.
  3. She replayed the happy moment in the privacy of her mind.
Cevabı göster

She replayed the happy moment in the privacy of her mind.

Kalıp ifadeler

pretty much everywhere: neredeyse her yerde

Pretty much everywhere ifadesinde pretty much, almost veya nearly anlamına gelen konuşma diline özgü bir yaklaştırma ifadesidir. Everywhere sözcüğünün kesinliğini yumuşatır; böylece anlatım, kelimenin tam anlamıyla her tek yeri değil, neredeyse bütün yerleri kapsar. Burada pretty “güzel” anlamına gelmez. Much ile birleşerek sabit zarf öbeği pretty much'ı oluşturur. Bu öbek miktar, tamamlanma veya benzerlikle ilgili ifadeleri de yumuşatabilir: pretty much finished, pretty much the same.

Alıştırma

Cümleyi “neredeyse her yerde” anlamına gelen üç sözcüklü konuşma ifadesiyle tamamlayın: We looked in nearly every room; we searched ____.

Cevabı göster

pretty much everywhere

At the pool,

0:07

Havuzda,

the conference,

0:08

konferansta,

the aisles of a supermarket.

0:09

bir süpermarketin koridorlarında.

The dynamic is always the same.

0:12

Dinamik her zaman aynıdır.

Very little knowledge, indeed,

0:14

Gerçekte çok az bilgi,

complete ignorance combined with a deep sense of knowing them absolutely Anlatım akışı

0:16

onları tamamen tanıyormuşuz gibi derin bir hisle birleşen tam bir cehalet,

and of being entirely certain they would,

0:22

ve eğer şartlar elverseydi,

if only circumstances allowed, Dilbilgisi

0:24

onların tam da aradığımız o kişi olacağına

be the one. Kelime

0:26

dair duyduğumuz o tam bir kesinlik.

Anlatım akışı

tam bilgisizlikle onları bütünüyle tanıdığına dair derin hissin birleşmesi

“Complete ignorance” ve “a deep sense of knowing them absolutely” birbirine zıt iki zihinsel durumu adlandırır: hayranlık duyulan kişiler hakkında aslında hiçbir şey bilmemek, ama onları tamamen tanıdığından kesinlikle emin olmak. “Combined with” bu iki durumu aynı tutumun eş zamanlı parçaları olarak yan yana getirir. Birinin diğerine neden olduğunu söylemez. Keskin çelişki, cümleyi temel bir düşünce etrafında düzenler: yoğun hayranlık, bilgi olmadan da kesinlik duygusu yaratabilir.

Alıştırma

Vurgulanan ifadede “combined with” nasıl bir ilişki gösteriyor?

  1. Birbiriyle çelişen iki durumun aynı anda var olması
  2. Bir durumun diğerine doğrudan neden olması
  3. İki olası durum arasında seçim yapılması
Cevabı göster

Birbiriyle çelişen iki durumun aynı anda var olması

Dilbilgisi

keşke koşullar izin verse

Burada “if only circumstances allowed”, “they would ... be the one” bölümüne bağlı, cümlenin arasına yerleştirilmiş bir koşul yan cümlesidir. Sonucun hangi hayalî koşul altında gerçekleşebileceğini belirtir; bağımsız bir ünlem değildir. Geçmiş biçimindeki “allowed” ile “would”, şimdiki gerçekliğin engellediği, gerçekleşmesi istenen bir durumu sunar. “Only” duygusal gücü artırır: konuşan kişi koşullar izin verse sonucun gerçekleşeceğini düşünür, ancak gerçekte koşullar buna izin vermez.

Alıştırma

Hangi cümle, şimdiki zamanda gerçekliğin engellediği güçlü bir isteği ifade eder?

  1. Only if my schedule allowed would I join you.
  2. If my schedule allows, I will join you.
  3. If only my schedule allowed, I would join you.
Cevabı göster

If only my schedule allowed, I would join you.

Kelime

İdeal romantik partner anlamında the one

Romantik konuşmalarda the one, birinin ideal hayat arkadaşı olarak gördüğü, yani kendisi için doğru kişi olmasını umduğu insanı ifade eder. Buradaki one, 1 sayısını veya bir nesneyi değil, bir kişiyi temsil eder. Bu ifade genellikle kişisel bir inancı veya hayali anlatır; nesnel olarak yalnızca tek bir doğru partner bulunduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümlede the one ideal romantik partner anlamına gelir?

  1. Only one seat is still available.
  2. I think Sam could be the one for me.
  3. Please hand me the one on the top shelf.
Cevabı göster

I think Sam could be the one for me.

It's been going on since early adolescence at least, Dilbilgisi

0:28

En azından erken ergenlikten beri devam ediyor,

Dilbilgisi

Devam eden bir durum için It's been going on since ...

It's been going on, şimdiki tamamlanmış sürekli zamandadır: It has + been + going on. Durumun geçmişte başladığını ve hâlâ devam ettiğini anlatır. Buradaki go on, “devam etmek” veya “olmaya devam etmek” anlamına gelir. Since early adolescence başlangıç noktasını verir. Bu zaman anlamıyla since, “neden?” sorusuna değil, “ne zamandan beri?” sorusuna cevap verir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için meet fiilinin şimdiki tamamlanmış sürekli biçimini ve başlangıç zamanı belirtecini kullanın: The club ____ every Friday ____ 2019.

Cevabı göster

has been meeting · since

this madness.

0:31

bu delilik.

And even now,

0:32

Ve hatta şimdi bile,

when one should know better, Kalıp ifadeler

0:33

insanın daha aklı başında olması gerekirken,

it happens.

0:35

oluyor işte.

Kalıp ifadeler

should know better: daha sağduyulu davranması beklenmek

Should know better, yaş, deneyim veya sağduyu nedeniyle birinin daha akıllıca davranmasının beklendiğini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Temel olarak daha fazla bilgi sahibi olmakla ilgili değildir. Buradaki one genel olarak insanları, özellikle yetişkinleri ifade eder ve konuşan kişi kendisini de bu gruba katar. İfade hafif bir öz eleştiri taşır: insanlar bu davranıştan kaçınacak kadar yaşlı veya deneyimli görünse bile davranış yine gerçekleşir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “daha akıllıca davranması beklenmek” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: You have handled confidential files for years, so you ____ than to post one publicly.

Cevabı göster

should know better

These crushes,

0:36

Bu hoşlanmalar,

they show off our capacity Öbek fiiller

0:38

yeteneğimizi gözler önüne seriyor,

for knowing how to make the most of the smallest details, Kalıp ifadeler

0:39

en ufak detaylardan en iyi şekilde nasıl yararlanabileceğimizi bilme konusundaki,

Öbek fiiller

İnsan olmayan özneyle show off: sergilemek veya vurgulamak

Bu cümlede show off, “açıkça sergilemek” veya “dikkati bir şeye çekmek” anlamındadır; “gösteriş yapmak” anlamında değildir. Özne these crushes, nesne ise our capacity olduğundan, bu hoşlanmalar insanların küçücük ayrıntıları en iyi şekilde kullanma becerisini ortaya çıkarır. show off + isim yapısı, bir özelliği görünür hâle getiren bir şeyi anlatabilir. Doğru anlamı seçmek için gösterme işini kimin ya da neyin yaptığını ve ardından doğrudan nesne gelip gelmediğini kontrol edin.

Alıştırma

“The simple frame shows off the painting without distracting from it,” cümlesinde shows off ne anlama gelir?

  1. Çerçevenin dikkat çekmek için gururlu davrandığını söyler.
  2. Tablonun kolayca fark edilmesini ve beğenilmesini sağlar.
  3. Çerçevenin tablonun bir bölümünü gizlediği anlamına gelir.
Cevabı göster

Tablonun kolayca fark edilmesini ve beğenilmesini sağlar.

Kalıp ifadeler

make the most of: en iyi şekilde yararlanmak

Bu cümlede make the most of, çok az miktardaki bilgiyi mümkün olduğunca iyi değerlendirmek anlamına gelir. Bu hoşlanmalar, küçücük ayrıntılardan başka bir kişi hakkında zengin ve bütünlüklü bir hayal oluşturmamızı sağlar. Kalıp make the most of + isim veya zamirdir. Sınırlı zaman, para, fırsat ve bilgiyle ya da değerini en üst düzeye çıkarmak istediğiniz herhangi bir durumla kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi ‘sınırlı zamanı mümkün olduğunca iyi değerlendirmek’ anlamındaki kalıpla tamamlayın: We have only one day in the city, so let's ____ it.

Cevabı göster

make the most of

a wrist,

0:43

bir bilek,

a neck,

0:45

bir boyun,

an ankle,

0:45

bir ayak bileği,

a pair of jeans worn a certain way.

0:47

belirli bir şekilde giyilmiş bir kot pantolon.

They instantly become whole people

0:50

Onlar anında tam bir insan haline gelirler

with whom we can imagine years of a life together, Dilbilgisi

0:53

ve onlarla yıllarca sürecek bir yaşam hayal edebiliriz,

full of profound mutual sympathy,

0:55

derin bir karşılıklı anlayışla,

tenderness, and laughter.

0:58

şefkatle ve kahkahayla dolu.

Dilbilgisi

resmî bir ilgi cümleciğinde with whom

with whom we can imagine years of a life together yan cümlesinde whom, whole people ifadesine gönderme yapar ve with edatının nesnesidir. Temel anlam, o insanlarla birlikte bir hayat hayal edebilmemizdir. With sözcüğünün whom sözcüğünden önce getirilmesine edatın öne alınması denir ve şu resmî kalıbı oluşturur: kişi veya kişiler + with whom + özne + fiil. Günlük İngilizcede edat çoğunlukla the person who I spoke with örneğindeki gibi sonda bırakılır.

Alıştırma

Resmî cümleyi edatı öne alınmış ilgi ifadesiyle tamamlayın: The researcher ____ I collaborated published the report.

Cevabı göster

with whom

This blessed person will,

1:00

Bu kutsanmış kişi,

we know,

1:02

biliyoruz ki,

understand us

1:03

bizi anlayacaktır

and all the secret, complex,

1:05

ve içimizdeki tüm o gizli, karmaşık,

ignored parts of us.

1:07

göz ardı edilmiş parçalarımızı da.

This capacity we have for elaborating Kelime

1:09

Birkaç küçük detaydan

a whole personality from a few small details,

1:12

bütün bir kişiliği kurgulama kapasitemiz,

it's there when we look at sketches.

1:15

eskizlere baktığımızda da oradadır.

Kelime

elaborating a whole personality from a few small details: birkaç ayrıntıdan bütün bir kişilik oluşturmak

Burada elaborating, bir fikri daha eksiksiz hâle gelene kadar geliştirmek veya oluşturmak demektir. Zihin yalnızca birkaç görünür ayrıntıyla başlar ve bunlardan hayalî, bütün bir kişilik oluşturur. Bu kullanım, o kişiliği başka birine ayrıntılı biçimde açıklamak anlamına gelmez. Bu cümlede elaborate + object + from + source yapısı, nesneyi sınırlı malzemeden geliştirilen bir şey olarak sunar.

Alıştırma

"The writers elaborated an entire backstory from a single photograph," cümlesinde elaborated ne anlama gelir?

  1. Geçmiş hikâyesindeki gereksiz ayrıntıları çıkardı
  2. Sınırlı ipuçlarından daha eksiksiz bir fikir geliştirdi
  3. Geçmiş hikâyesini yüksek sesle ve çok ayrıntılı biçimde açıkladı
Cevabı göster

Sınırlı ipuçlarından daha eksiksiz bir fikir geliştirdi

This isn't someone who has no nostrils,

1:18

Bu, burun delikleri olmayan biri değildir,

eight strands of hair,

1:20

sekiz tel saçı,

and no eyelashes.

1:22

ve kirpiği olmayan biri.

It's a beautiful creature

1:24

O güzel bir yaratıktır

we feel we understand at once.

1:25

ve onu anında anladığımızı hissederiz.

The cynics say it's madness,

1:28

Kuşkucular bunun delilik olduğunu söyler,

this filling in of the gaps. Öbek fiiller

1:30

bu boşlukları doldurma işinin.

Öbek fiiller

this filling in of the gaps: boşlukları doldurma süreci

Filling in, eksik olan bilgileri tamamlamak demektir. Burada the gaps, gözlemcinin gerçekte bilmediği şeylerdir ve hayal gücü bu yerlere olası ayrıntılar ekler. this filling in of the gaps ifadesi, eylemi isim benzeri bir sürece dönüştürür. Filling in bir etkinliğin adı olarak kullanıldığı için of, doldurulan gaps sözcüğünü yapıya bağlar.

Alıştırma

Cümleyi fill in fiilinin isim benzeri -ing biçimiyle tamamlayın: The reconstruction required the ____ of several gaps in the historical record.

Cevabı göster

filling in

We're just projecting wild, Kelime

1:32

Sadece vahşi,

reckless fantasies.

1:33

pervasız fanteziler yansıttığımızı söylerler.

Kelime

Projecting wild, reckless fantasies. ve psikolojik yansıtma

Buradaki projecting, bir görüntüyü yansıtma anlamı değil, psikolojik anlamdaki project fiilidir. Kişinin kendi zihninde oluşan hayalleri, başka birinin gerçek özelliklerini veya niyetlerini gösteriyormuş gibi değerlendirmesi anlamına gelir. Wild ve reckless, bu hayallerin aşırı ve sağlam temelden yoksun olduğunu belirtir. Hayallerin kime yansıtıldığı, bağlamdan zaten anlaşıldığı için cümlede söylenmemiştir.

Alıştırma

Dersteki psikolojik fiili kullanın: She was ____ her own fears onto the quiet new student.

Cevabı göster

projecting

But that's too sweeping. Kelime

1:36

Fakat bu fazla genellemeci bir yaklaşım.

Kelime

Too sweeping ile aşırı genellemeyi eleştirmek

Burada sweeping, bir ifadenin fazla geniş veya fazla genel olduğunu değerlendirir. İfadenin birbirinden farklı durumları aynı gruba koyduğunu ve önemli farkları ya da istisnaları göz ardı ettiğini belirtir. Too eleştiriyi açık hâle getirir: iddia, kanıtların veya durumun destekleyebileceği sınırı aşmaktadır. That's too sweeping demek, iddianın her bölümünü reddetmeden onun kapsamına itiraz eder.

Alıştırma

Bir konuşmacı “One teenager lied, so teenagers cannot be trusted.” iddiasını duyuyor. Hangi yanıt bu iddiayı özellikle aşırı genelleme yaptığı için eleştirir?

  1. That's too detailed.
  2. That's too sweeping.
  3. That's too quiet.
Cevabı göster

That's too sweeping.

We are probably right to be delighted.

1:38

Muhtemelen memnun olmakta haklıyız.

It's just not the whole story. Deyimler

1:41

Sadece bu, hikayenin tamamı değil.

Deyimler

Eksik bir tabloyu belirten not the whole story

Not the whole story, bir açıklamanın, izlenimin veya kanıtın doğru bir yönü olsa da eksik kaldığını belirtir. Buradaki story, bir anlatıyı değil ilgili gerçeklerin tamamını ifade eder. Bu ifade önce sonucun bir bölümünü kabul eder, ardından onu nazikçe sınırlar. Daha önce söylenen her şeyin yanlış olduğunu ileri sürmeden aşırı basitleştirilmiş bir görüşü düzeltmeye yarar.

Alıştırma

Bir değerlendirmede “The room was clean, but that is not the whole story.” deniyor. “Not the whole story” ne anlama gelir?

  1. Birisi hayalî bir hikâyeyi anlatmayı henüz bitirmedi.
  2. İddia tamamen yanlış.
  3. İddiada doğruluk payı var, ancak önemli gerçekler eksik.
Cevabı göster

İddiada doğruluk payı var, ancak önemli gerçekler eksik.

Perhaps that remarkably thin wrist

1:44

Belki de o etrafında deri bir kordon olan

with the leather band around it

1:46

dikkat çekici derecede ince bilek

really does belong to someone who is skeptical, Dilbilgisi

1:48

gerçekten de şüpheci olan birine aittir,

alternative,

1:51

yenilikçi,

delicate, intelligent, wry.

1:52

zarif, zeki, alaycı.

Dilbilgisi

really does belong ile olumlu vurgu

really does belong ifadesindeki does, olumlu cümlede kullanılan vurgulu bir yardımcı fiildir. perhaps cümleyi temkinli hâle getirse de bileğin bu özelliklere sahip birine gerçekten ait olduğu iddiasını güçlendirir. Vurgulu do, does veya did sonrasında ana fiilin yalın hâlini kullanın. Bu nedenle does belong doğrudur; does belongs yanlıştır. Bu yapı bir gerçeği doğrulamak, şüpheye yanıt vermek veya bir noktayı kabul etmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Şüpheyi düzeltmek için really ile vurgulu does kullanın: “You said this jacket wasn't Maya's, but it ____ to her.”

Cevabı göster

really does belong

The error of the crush Dilbilgisi

1:55

Hoşlanmanın hatası

is to go beyond that insight.

1:56

bu içgörünün ötesine geçmektir.

Dilbilgisi

The error of X is to Y: hatayı kesin olarak belirtmek

The error of X is to Y kalıbı, X'in hatasını oluşturan belirli eylemi ya da sonucu gösterir. X eleştirilen görüşü, alışkanlığı, yöntemi veya olguyu adlandırır; to-infinitive ise hatanın tam olarak nerede olduğunu belirtir. Burada birine duyulan hoşlanma, o kişi hakkında sınırlı ama gerçek bir kavrayış sağlayabilir. Ancak hata go beyond that insight, yani kısmi bir izlenimi daha geniş bir sonuç için yeterli dayanak saymaktır. Go beyond burada mecazidir: bir fikri kanıtların desteklediği sınırın ötesine taşımak demektir.

Alıştırma

Kesin hatayı belirten to-infinitive ile analitik cümleyi tamamlayın: The error of this plan is ____. Şu fiil öbeğini ipucu olarak kullanın: assume every task will take the same amount of time.

Cevabı göster

to assume every task will take the same amount of time

To think this could ever be the whole truth

1:59

Bunun bir insan hakkındaki

about a human being.

2:01

tüm gerçek olabileceğini düşünmektir.

Knocked off course by the crush's power, Deyimler

2:03

Hoşlanmanın gücüyle yoldan çıkarak,

we forget one central,

2:06

insan doğasının merkezi ve

inviolable fact of human nature,

2:08

tartışılmaz bir gerçeğini unuturuz,

Deyimler

Knocked off course by...: mecaz ve cümle başı past participle öbeği

Off course kelime anlamıyla planlanmış bir rotanın dışında olmak demektir. Burada mecazi kullanılır: hoşlanmanın gücü, yargıyı açık ve akılcı bir yönden uzaklaştıran dış bir kuvvet gibi davranır. Knocked off course by... cümle başında kullanılan bir past participle öbeğidir. we öznesinin durumunu açıklar ve ana cümleden önce nedeni verir: hoşlanma bizi yönümüzden saptırdığı için ardından gelen gerçeği unuturuz.

Alıştırma

Hangi cümlede knocked off course, dışarıdan gelen bir gücün asıl yönü bozduğunu gösterir?

  1. Changing course after careful reflection, Maya chose a new career.
  2. Maya stayed on course despite a busy month.
  3. Knocked off course by a family emergency, Maya postponed her training plan.
Cevabı göster

Knocked off course by a family emergency, Maya postponed her training plan.

that everyone is crazy

2:10

herkesin deli

and trouble to be around. Kalıp ifadeler

2:13

ve etrafta olmasının dert olduğu gerçeğini.

Kalıp ifadeler

trouble to be around: birlikte vakit geçirmesi zor biri

Bu cümlede trouble, is fiilinden sonra kullanılan bir isimdir ve kişiyi sorun ya da stres kaynağı olarak tanımlar. to be around mastar ifadesi anlamı daraltır: o kişiyle birlikte vakit geçirmek zordur. Buradaki around, yalnızca fiziksel olarak yakında durmak değil, “birinin yanında ve onunla birlikte olmak” anlamındadır. İfade, biriyle vakit geçirmenin nasıl olduğuna dair genel ve olumsuz bir yargı bildirir.

Alıştırma

Bu cümlede trouble to be around ne anlama geliyor?

  1. Kişi fiziksel olarak başka birine fazla yakındır.
  2. O kişiyle vakit geçirmek zor veya streslidir.
  3. Kişinin başkalarının çözmesi gereken belirli bir sorunu vardır.
Cevabı göster

O kişiyle vakit geçirmek zor veya streslidir.

Everyone has something substantially wrong with them.

2:15

Herkesin içinde önemli ölçüde yanlış olan bir şeyler vardır.

Everyone is extremely hard to live with.

2:18

Herkesle yaşamak son derece zordur.

You can't know what from an ankle or a wrist,

2:22

Bunun ne olduğunu bir ayak bileğinden veya bilekten anlayamazsınız,

but it'll be something.

2:24

ama mutlaka bir şey çıkacaktır.

Time will reveal it sure enough. Kalıp ifadeler

2:26

Zaman bunu kesinlikle ortaya çıkaracaktır.

Kalıp ifadeler

sure enough: beklenen sonucun doğrulanması

Sure enough, bir olay ya da gerçek beklenen, tahmin edilen veya şüphelenilen durumla örtüştüğünde kullanılan sabit bir zarf ifadesidir. Çoğu zaman “beklendiği gibi, bu doğrulandı” anlamına gelir. Burada zamanın sonunda gerçeği ortaya çıkaracağı iddiasını güçlendirir. “Yeterince kesin” anlamına gelmez; iki sözcük birlikte tek bir söylem ifadesi oluşturur.

Alıştırma

Sonucun beklentiyle örtüştüğünü gösteren bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: We thought the missing cat was hiding in the garage. ____, we found her there.

Cevabı göster

Sure enough

Because life has messed all of us up Öbek fiiller

2:29

Çünkü hayat hepimizi mahvetti,

because we all grew up inadequately parented Kelime

2:31

çünkü hepimiz yetersiz ebeveynlikle büyüdük,

Kelime

inadequately parented: büyürken yetersiz bakım görmek

Parent, bir çocuğu büyütmek ve onun bakımını üstlenmek anlamında fiil olabilir. Parented bu fiilin geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla inadequately parented, kişiyi büyüten insanlardan yeterince iyi bakım ve yönlendirme görmemiş olmak demektir. Ebeveyn olmak anlamına gelmez. grew up inadequately parented ifadesinde grew up yetişkinliğe ulaşma sürecini, inadequately parented ise bu süreçte alınan bakımın niteliğini anlatır. inadequately zarfı parented sözcüğünü niteler ve ifadeye açıkça olumsuz, değerlendirici bir anlam katar.

Alıştırma

She grew up inadequately parented cümlesinde inadequately parented ne anlama gelir?

  1. Kendi çocuklarıyla yeterince vakit geçirmedi.
  2. Tam anlamıyla hazır olmadan ebeveyn oldu.
  3. Büyürken yeterince iyi bakım ve yönlendirme görmedi.
Cevabı göster

Büyürken yeterince iyi bakım ve yönlendirme görmedi.

and have all ended up terrified and anxious Öbek fiiller

2:34

ve hepimiz dehşet içinde ve endişeli bir hale geldik

Öbek fiiller

ended up terrified and anxious ifadesinde end up + sıfat

End up ifadesinin ardından doğrudan bir sıfat veya sıfat öbeği gelebilir. Burada terrified and anxious, kişilerin yaşadıklarından sonra ulaştıkları son durumu anlatır. Have ended up biçimindeki present perfect yapı, bu sonucu şimdiyle ilişkilendirir. End up çoğu zaman sonucun planlanmadığını veya beklenenden farklı olduğunu anlatır; ancak sonuç her zaman olumsuz olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir süreç sonrasındaki son durumu anlatmak için end up + sıfat yapısını doğru kullanır?

  1. After the long hike, we ended up to be tired but happy.
  2. After the long hike, we ended up were tired but happy.
  3. After the long hike, we ended up tired but happy.
Cevabı göster

After the long hike, we ended up tired but happy.

pretty much the whole time.

2:36

hemen hemen her zaman.

Öbek fiiller

messed all of us up: kalıcı zarar ve ayrılabilir sözcük dizimi

Burada mess someone up, birini ciddi biçimde olumsuz etkilemek, özellikle de uzun süreli duygusal veya psikolojik zarar vermek anlamındadır. Life neden, all of us ise etkilenen kişiler olarak sunulur; fiziksel nesneleri dağıtmaktan söz edilmez. Mess up ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse fiil ile up arasına gelmelidir: messed us up denir, messed up us denmez. Geçmiş zaman biçimi messed olur.

Alıştırma

Hangi cümle zor bir deneyimin uzun süreli duygusal zarara yol açtığını doğal biçimde anlatır?

  1. That difficult year messed me up for a long time.
  2. That difficult year left my room messy for a long time.
  3. That difficult year messed up me for a long time.
Cevabı göster

That difficult year messed me up for a long time.

That said, Anlatım akışı

2:39

Yine de,

we shouldn't give up on having crushes Öbek fiiller

2:40

hoşlanmaktan vazgeçmemeliyiz

at any age.

2:42

hiçbir yaşta.

Anlatım akışı

Ödünleyici geçiş ifadesi olarak That said

That said, önceki nokta kabul edildikten sonra düşüncenin başka bir yöne döndüğünü gösterir. Konuşan kişi önceki uyarıyı kabul eder, ardından insanların birinden hoşlanmaktan vazgeçmemesi gerektiği yönünde daha dengeli bir sonuç ekler. Bu ifade savı şöyle düzenler: önceki nokta geçerlidir; buna rağmen bir sınır veya başka bir yön de vardır. Birinin kelimenin gerçek anlamıyla bir cümleyi söylemeyi bitirdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu savı en iyi hangi geçiş ifadesi tamamlar? Online classes are convenient. ___ some learners focus better in a classroom.

  1. In other words,
  2. Therefore,
  3. That said,
Cevabı göster

That said,

Öbek fiiller

give up on having crushes: bir olasılıktan vazgeçmek

Give up on + isim veya -ing biçimi, on sözcüğünden sonra belirtilen şeyi artık takip etmemek ya da o olasılığa inanmaktan vazgeçmek anlamına gelir. Burada having crushes, vazgeçilmemesi gereken bir olasılıktır; belirli bir kişinin peşinden gitme talimatı değildir. On bu yapının bir parçasıdır ve vazgeçilen şeyi belirtir. Nesne bir kişi olduğunda give up on someone çoğu zaman o kişinin gelişebileceğine veya başarılı olabileceğine artık inanmamak anlamına gelir. Bu nedenle nesne, anlamı büyük ölçüde etkiler.

Alıştırma

Cümleyi ‘olasılığa inanmayı bırakmak’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After several failed auditions, Lena still refuses to ____ becoming an actor.

Cevabı göster

give up on

We just shouldn't believe

2:44

Sadece artık inanmamalıyız

in what they appear to promise anymore. Dilbilgisi

2:45

bize vaat ediyor gibi göründükleri şeylere.

Dilbilgisi

appear to promise: gerçeği değil, izlenimi belirtmek

Appear to + fiilin yalın biçimi, bir eylem veya durumu doğrulanmış bir gerçek olarak değil, eldeki kanıtlara dayanan bir izlenim olarak sunar. Appear to promise ifadesinde konuşmacı, hoşlanma duygularının belli bir sonucu sunuyor gibi göründüğünü söyler ancak bu ‘vaadin’ kesin olduğunu ileri sürmez. Promise burada mecazidir: hoşlanma duyguları gerçekten konuşmaz veya taahhütte bulunmaz. Mutluluk ya da ideal bir ilişki beklentisi yaratırlar. Bu yapı, bir şeyin ne yapacak gibi göründüğünü, bunun gerçekten olacağını iddia etmeden anlatmanızı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle sonucu kesin kabul etmeden umut verici bir izlenimi dikkatli biçimde aktarır?

  1. The new schedule appears to promise shorter wait times.
  2. The new schedule promises shorter wait times.
  3. The new schedule guarantees shorter wait times.
Cevabı göster

The new schedule appears to promise shorter wait times.

Of course,

2:48

Elbette,

we haven't glimpsed complete perfection.

2:48

kusursuz bir mükemmellik görmedik.

It's just a pretty nice side or two Kelime

2:51

Sadece bir veya iki güzel yönün

coming to the fore. Deyimler

2:53

ön plana çıkmasıdır bu.

Kelime

a pretty nice side or two: oldukça hoş bir iki yön

Bu cümlede side, birinin karakterinin veya kişiliğinin bir yönü anlamındadır. Bu nedenle a pretty nice side, fiziksel bir yan değil, sevilesi bir kişilik özelliğidir. a/an + tekil sayılabilen isim + or two kalıbı, o şeyden bir tane veya sayısı belirtilmeyen az miktarda bulunduğunu anlatır. Burada side or two sayıyı bilinçli olarak belirsiz bırakır: tam bir kusursuzluk değil, yalnızca birkaç olumlu özellik görünür hâle gelmektedir.

Alıştırma

Cümlede a pretty nice side or two ne anlama geliyor?

  1. Sayısı belirtilmeyen az miktarda sevilesi kişilik özelliği
  2. Tam olarak iki fiziksel yan
  3. Birinin kişiliğinin bütün yönleri
Cevabı göster

Sayısı belirtilmeyen az miktarda sevilesi kişilik özelliği

Deyimler

coming to the fore: öne çıkmak

Come to the fore, özellikle fark edilir, önemli veya etkin hâle gelmek anlamına gelir. Mecazidir: bir nitelik, konu veya kişi fiziksel olarak ön tarafa geçmez, ilginin merkezine yerleşir. Burada coming to the fore, a pretty nice side or two ifadesini niteler ve bu olumlu özelliklerin görünür hâle geldiğini anlatır. -ing biçimi, ifadenin 'a side or two that is coming to the fore.' gibi çalışmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi come to the fore ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: During yesterday's emergency, the nurse's calm leadership ____.

Cevabı göster

came to the fore