Bir nesil doktoru kandıran safsatayı alt edebilir misiniz? - Elizabeth Cox: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
534 kelime 124 kel/dk

Video özeti: Video, 19. yüzyılda lohusa hummasının nedenini bulma sürecinden yararlanarak iki olayın birlikte ya da art arda görülmesinin tek başına nedenselliği kanıtlamadığını açıklıyor. Araştırmayı çıkmaza sokan bir teori ile kanıta dayalı akıl yürütmeyi karşılaştırıyor; ikinci yaklaşımın el dezenfeksiyonuna ve sorumlu bakterinin belirlenmesine nasıl ulaştığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Correlation does not imply causation. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: İstatistiksel ilişkiyi veya zamansal sıralamayı, bir olayın diğerine neden olduğunun kanıtı sayan iddialara karşı bu özlü ilkeyi anlayıp kullanabilirsiniz. 2. jump to the conclusion — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Eldeki kanıtlar yeterli olmadan kesin bir yargıya varmayı anlatan bu mecazı tanıyabilir; soruşturma, tartışma ve gündelik varsayımlardan söz ederken kullanabilirsiniz. 3. responsible for many cases of — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Çok sayıda hastalık, kaza veya toplumsal sorun vakasının arkasındaki etkeni belirtmek için bu resmî neden-sonuç eşdizimini kullanabilir ve genel cause sözcüğüne göre daha belirgin bir ilişki kurabilirsiniz.

Bu derste

Humanity.

0:14

İnsanlık.

It's a trainwreck, Deyimler

0:16

Bir enkaz gibi,

Deyimler

a trainwreck: felaket derecesinde kaotik bir durum

Burada a trainwreck, son derece kötü, kaotik ve gözle görülür biçimde dağılan bir durumu anlatan mecazdır. Gerçek bir demiryolu kazasını ifade etmez. Bir şeye a trainwreck demek güçlü bir olumsuz yargı bildirir. Ayrıca başarısızlığın o kadar çarpıcı olduğunu ve insanların ona dikkat etmeyi sürdürdüğünü de sıkça ima eder.

Alıştırma

"It was a trainwreck," cümlesinde trainwreck en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Gerçek bir demiryolu kazası
  2. Çok uzun süren bir tren yolculuğu
  3. Son derece kötü ve kaotik bir durum
Cevabı göster

Son derece kötü ve kaotik bir durum

but I can't look away. Deyimler

0:17

ama gözlerimi alamıyorum.

Deyimler

I can't look away: izlemeyi bırakamamak

Burada I can't look away, konuşanın izlemeyi bırakamadığı anlamına gelir. Gözlerini fiziksel olarak hareket ettiremediği anlamına gelmez; korkunç, utandırıcı veya sarsıcı bir şey dikkatini üzerinde tutmaktadır. X is bad, but I can't look away kalıbı, hoşnutsuzlukla büyülenmeyi birleştirir. Hoş olmayan ama yine de insanı kendine çeken bir şeyi anlatmak için kullanılır.

Alıştırma

Bu notta geçen ve "izlemeyi bırakamıyorum" anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The video is awful, but I ____.

Cevabı göster

can't look away

It's 1843 and a debate is raging among physicians Kalıp ifadeler

0:20

Yıl 1843 ve hekimler arasında şiddetli bir tartışma sürüyor,

Kalıp ifadeler

a debate is raging: hararetli bir tartışma sürüyor

a debate is raging ifadesinde raging, “büyük bir yoğunlukla devam etmek” anlamına gelir. Tartışma etkin ve hararetlidir, hâlâ sürmektedir ve henüz çözüme kavuşmamıştır; tartışmanın kendisinin öfkeli olduğu anlamına gelmez. a debate is raging kalıbı genellikle önemli bir toplumsal, akademik veya siyasi anlaşmazlığı tanıtır. İnsanların yalnızca bir konuyu görüştüğünü söylemekten çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Bir tartışmanın çok yoğun biçimde sürdüğünü anlatan kalıbı tamamlayın: A debate ____ over the proposed school schedule.

Cevabı göster

is raging

about one of the most common killers of women,

0:23

kadınların en yaygın ölüm nedenlerinden biri hakkında:

childbed fever. Kültür

0:26

lohusalık humması.

Kültür

childbed fever: doğum sonrası enfeksiyonun tarihî adı

Childbed fever, doğumdan sonraki dönemle ilişkili ciddi bir enfeksiyon olan lohusa hummasının tarihî adıdır. Bu cümlede hekimler arasındaki tartışmanın merkezinde bulunan hastalığı belirtir. Buradaki childbed, doğum ve doğum sonrası iyileşme dönemiyle bağlantılı eski bir sözcüktür. Childbed fever ifadesini tek bir tıp terimi olarak okuyun; bir çocuğun yatağından kaynaklanan ateş olarak kelimesi kelimesine yorumlamayın.

Alıştırma

Tıp tarihi bağlamında childbed fever ne anlama gelir?

  1. Doğumdan sonraki dönemle ilişkili ciddi bir enfeksiyon
  2. Çocuklarda görülen sıradan bir soğuk algınlığı
  3. Bir çocuğun yatağında uyumaktan kaynaklanan ateş
Cevabı göster

Doğumdan sonraki dönemle ilişkili ciddi bir enfeksiyon

Childbed fever strikes within days of giving birth, Kelime

0:28

Lohusalık humması doğumdan sonraki birkaç gün içinde ortaya çıkıyor,

Kelime

strikes within days of giving birth: doğumdan kısa süre sonra ani başlangıç

Bu cümlede strikes, hastalığın aniden başlaması veya insanları etkilemeye başlaması anlamına gelir. Buradaki strike mecazidir; fiziksel olarak vurmak anlamına gelmez. Within days of giving birth, hastalığın başlangıcını doğumdan sonraki birkaç günlük kısa döneme yerleştirir. Kesin bir tarihi değil, bir zaman aralığını belirtir.

Alıştırma

Örnekteki strikes within days of giving birth ne anlama gelir?

  1. Hastalık doğum sırasında birine fiziksel olarak vurur.
  2. Hastalık doğumdan sonraki birkaç gün içinde aniden başlar.
  3. Hastalık her zaman takvimdeki kesin bir tarihte başlar.
Cevabı göster

Hastalık doğumdan sonraki birkaç gün içinde aniden başlar.

killing more than 70% of those infected, Dilbilgisi

0:31

enfekte olanların %70'inden fazlasını öldürüyor,

Dilbilgisi

killing more than 70% of those infected: sonucu bildiren bir -ing yan cümleciği

killing more than 70% of those infected şeklindeki -ing yan cümleciği önceki ana cümleye bağlanır ve onun sonucunu verir. Hastalığın ortaya çıktığı ve bunun sonucunda bu ölüm oranına yol açtığı düşüncesini daha kısa biçimde ifade eder. Bu, yeni ve bağımsız bir cümle değildir. Killing eyleminin anlaşılan nedeni hastalıktır; those infected ise enfekte olan kişileri ifade eder.

Alıştırma

Daha büyük cümlede killing more than 70% of those infected hangi işlevi görür?

  1. Yeni ve ilgisiz bir bağımsız cümle başlatır.
  2. Ana cümledeki hastalığın neden olduğu sonucu ekler.
  3. Enfekte kişilerin ne yapmayı amaçladığını anlatır.
Cevabı göster

Ana cümledeki hastalığın neden olduğu sonucu ekler.

and nobody knows what causes it.

0:35

ve kimse buna neyin sebep olduğunu bilmiyor.

Obstetrician Charles Meigs has a theory.

0:38

Kadın Doğum Uzmanı Charles Meigs'in bir teorisi var.

Having observed abdominal inflammation in patients who go on to develop the fever, Notlar

0:41

Sonradan ateşlenen hastalarda karın bölgesinde iltihaplanma gözlemlediği için,

Dilbilgisi

Having observed: daha önce tamamlanan bir eylem

Having observed, having + geçmiş zaman ortacı yapısıyla kurulan bir tamamlanmış ortaç öbeğidir. Gözlemin ana cümledeki eylemden önce tamamlandığını gösterir. Burada önceki gözlem, daha sonraki iddianın dayanağı olarak sunulur. Şimdiki zamanda devam eden bir eylemi anlatmaz. Öbeğin kendi öznesi açıkça belirtilmediği için gözlemi yapan kişi normalde ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi observe fiilinin tamamlanmış ortaç biçimiyle tamamlayın: ____ the evidence, the detective changed her theory.

Cevabı göster

Having observed

Kalıp ifadeler

go on to develop: daha sonra ortaya çıkan yeni bir sonuç

Go on to develop ifadesinde go on to + fiilin yalın hâli, önceki bir durumdan sonra yeni bir olayın gerçekleştiğini belirtir. Burada hastalarda önce karın iltihabı gözlemlenir, daha sonra ateş gelişir. Bu ifade zaman sırasını ve ilerlemeyi vurgular. Develop tek başına sonraki rahatsızlığı adlandırır, ancak önceki durum ile sonraki sonuç arasındaki bağlantıyı kendiliğinden öne çıkarmaz.

Alıştırma

Daha sonra elde edilen yeni bir başarıyı göstermek için cümleyi go on to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After winning local contests, she ____ win the national championship.

Cevabı göster

went on to

he claims this inflammation is the cause of childbed fever.

0:46

lohusalık hummasının nedeninin bu iltihaplanma olduğunu iddia ediyor.

Much of the medical establishment supports his theory. Kelime

0:51

Tıp dünyasının büyük bir kısmı onun teorisini destekliyor.

Kelime

the medical establishment: tıp dünyasındaki yerleşik otorite

the medical establishment, ana akım tıbbı temsil eden etkili kurumları, liderleri ve uzmanları topluca anlatan bir ifadedir. Tek bir bina ya da kuruluş anlamına gelmez. Bu cümlede much of, yerleşik tıp çevresinin büyük bir bölümünün teoriyi desteklediğini gösterir. Aynı yapı, siyaset veya bilim gibi alanlarda yerleşmiş etki merkezlerini anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Örnekte the medical establishment neyi ifade ediyor?

  1. Sağlık alanında çalışan herkes
  2. Tıp alanındaki etkili ana akım kişiler ve kurumlar
  3. Tek bir hastane binası
Cevabı göster

Tıp alanındaki etkili ana akım kişiler ve kurumlar

Oh, come on. Ton ve niyet

0:55

Yok artık.

Ton ve niyet

Oh, come on.: inanmama ve sabırsızlık tepkisi

Oh, come on. ifadesinde come on, birinden yaklaşmasını istemek değildir. Az önce söylenen şeyi inanılması zor, mantıksız veya sinir bozucu bularak reddeden sözlü bir tepkidir. Burada Oh duygu katar ve tüm ifade inanmamayı ve sabırsızlığı gösterir. Tepkinin gücü ses tonuna bağlıdır: Şakacı bir itirazdan sert ve küçümseyici bir karşı çıkışa kadar değişebilir.

Alıştırma

Konuşmacı örnekte 'Oh, come on.' diyerek ne yapıyor?

  1. Birinden kibarca yaklaşmasını istemek
  2. Önceki ifadeye sakin biçimde katılmak
  3. Fikri mantıksız veya inanılması zor bularak reddetmek
Cevabı göster

Fikri mantıksız veya inanılması zor bularak reddetmek

They really leave me no choice but to teach them some skepticism. Kalıp ifadeler

0:56

Bana onlara biraz şüphecilik öğretmekten başka bir çare bırakmıyorlar.

Kalıp ifadeler

leave me no choice but to: zorunlu bir eylemi sunmak

leave me no choice but to ifadesinde leave, “ayrılmak” değil, “birini belirli bir durumda bırakmak” anlamına gelir. Kalıp leave + kişi + no choice but to + fiilin yalın hâli şeklindedir; bu yüzden teach, mümkün olan tek eylem olarak sunulur. Konuşmacı, şüpheci düşünmeyi öğretmesini diğer insanların davranışlarının zorladığı bir eylem gibi gösterir. I have to ile karşılaştırıldığında bu kalıp nedeni daha açık biçimde belirtir; hayal kırıklığı ifade edebilir veya sorumluluğu başkasına yükleyebilir.

Alıştırma

Fırtınanın geziyi iptal etmeyi zorunlu kıldığını anlatan kalıbı tamamlayın: The storm left us no choice ____ cancel the trip.

Cevabı göster

but to

That's better.

1:12

Böylesi daha iyi.

Now, Meigs,

1:14

Bakın Meigs,

your argument is based on a fallacy, Kalıp ifadeler

1:16

argümanınız bir mantık hatasına dayanıyor,

Kalıp ifadeler

argument is based on: akıl yürütmenin temelini belirtmek

argument is based on ifadesindeki argument, bir tartışma veya kavga değil, bir akıl yürütme dizisi anlamına gelir. X is based on Y yapısı, X’in kanıt, varsayım veya öncül olarak Y’ye dayandığını belirtir. Burada a fallacy argümanın temeli olarak gösterilir; yani konuşmacı, akıl yürütmenin hatalı mantığa dayandığını söyler. Aynı yapı, bir iddiayı veya sonucu neyin desteklediğini açıklamak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Akıl yürütmenin temelini belirten standart ifadeyi tamamlayın: The lawyer's argument ____ two witness statements.

Cevabı göster

is based on

the false cause fallacy. Kültür

1:19

yanlış neden safsatasına.

Kültür

false cause fallacy: bağlantıyı neden sanmak

False cause fallacy, bir bağlantının veya olayların sırasının, bir olayın diğerine neden olduğuna kanıt sayıldığı bir akıl yürütme hatasıdır. İki şey birlikte gerçekleşebilir ya da biri önce olabilir; yine de biri diğerinin nedeni olmayabilir. Fallacy burada yalnızca yanlış bir bilgi değil, akıl yürütmedeki bir sorun anlamına gelir. Bu safsatayı bulmak için yalnızca zaman sırasına veya korelasyona dayanan ve yeterli kanıtı olmayan nedensel sonuçlara dikkat edin.

Alıştırma

Hangi durum false cause fallacy için en açık örnektir?

  1. A student records how many hours they studied.
  2. A player wore a new cap and then won, so the cap must have caused the win.
  3. A scientist compares two groups in a controlled experiment.
Cevabı göster

A player wore a new cap and then won, so the cap must have caused the win.

Correlation does not imply causation. Anlatım akışı

1:21

Korelasyon nedensellik anlamına gelmez.

Anlatım akışı

Correlation does not imply causation: korelasyon ve neden arasındaki fark

Correlation does not imply causation, kanıtları değerlendirmek için kullanılan sabit bir ilkedir. Correlation, iki şeyin birlikte değişmesi veya görülmesi; causation ise birinin diğerinde gerçekten değişiklik oluşturması demektir. Buradaki does not imply, yalnızca korelasyonun nedenselliği mantıksal olarak kanıtlamadığı anlamına gelir. Bir argümanda bu cümle, gözlemlenen bir örüntüden nedensel bir sonuca atlanmasını önler. Nedenselliğin imkânsız olduğunu söylemez; daha fazla kanıt gerektiğini söyler.

Alıştırma

Kanıtları kontrol etme ilkesini tamamlayın: Correlation does not imply ____.

Cevabı göster

causation

When two phenomena regularly occur together, Dilbilgisi

1:25

İki olay düzenli olarak birlikte gerçekleştiğinde,

one does not necessarily cause the other.

1:28

biri mutlaka diğerine sebep olmaz.

Dilbilgisi

When... one does not necessarily cause the other: nedensel bir sonucu sınırlamak

When tek bir olayı değil, genel bir durumu anlatır: iki olgu düzenli olarak aynı zamanda ortaya çıkar. Ana cümledeki one ve the other, bu iki olguya gönderme yapar. Not necessarily cause, eldeki kanıtın neden-sonuç ilişkisini ispatlamadığını belirtir. Nedensel bir bağ yine de mümkün olabilir; cümle yalnızca düzenli olarak birlikte görülmenin tek başına bu bağı kanıtlamaya yetmediğini söyler.

Alıştırma

Derste geçen ve “neden olduğu kesin değildir” anlamını veren iki İngilizce sözcüğü kullanın: When two trends rise together, one does not ____ the other.

Cevabı göster

necessarily cause

So you say women who have inflammation

1:33

Yani diyorsunuz ki iltihabı olan kadınlar

also come down with childbed fever. Öbek fiiller

1:37

aynı zamanda lohusalık hummasına yakalanıyor.

Öbek fiiller

come down with: hastalığa yakalanmak

Come down with, bir hastalığa yakalanmak anlamına gelen bir öbek fiildir ve çoğu zaman hastalığın yeni başladığını vurgular. Hastalık adı with'ten sonra gelir: come down with a cold. Zaman çekimi come üzerinde değişir: came down with, has come down with ve is coming down with. Altyazıda bu ifade, kadınların lohusa hummasına da yakalandığını anlatır; aşağı doğru hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Derste öğrendiğiniz öbek fiilin geçmiş zaman biçimini kullanın: Several campers ____ the flu after the trip.

Cevabı göster

came down with

Therefore, the inflammation caused the fever. Anlatım akışı

1:39

Bu nedenle, iltihap ateşe neden olmuştur.

Anlatım akışı

Therefore: Bir sonucu işaretleme

Therefore bir sonuç işaretleyicisidir. Bu cümlede “the inflammation caused the fever” ifadesinin önceki bilgilerden çıkarılan bir sonuç olarak sunulduğunu gösterir. Böylece akıl yürütmeyi öncülden sonuca doğru düzenler. Bu sözcük, konuşanın fikirleri nasıl bağladığını gösterir; sonucun doğru olduğunu kanıtlamaz. Zayıf bir öncülün veya hatalı bir çıkarımın ardından da therefore gelebilir.

Alıştırma

Therefore burada neyi gösteriyor?

  1. Sonraki iddia, önceki bilgilerle mantıksal bağlantısı olmayan bir örnek olarak sunuluyor.
  2. Sonraki iddia, önceki bilgilerden çıkarılan bir sonuç olarak sunuluyor.
  3. Sonraki iddia, daha sonra verilecek bir sonucu destekleyen gerekçe olarak sunuluyor.
Cevabı göster

Sonraki iddia, önceki bilgilerden çıkarılan bir sonuç olarak sunuluyor.

But that's not necessarily true. Kalıp ifadeler

1:43

Ancak bu mutlaka doğru değildir.

Kalıp ifadeler

Not necessarily true: Temkinli bir itiraz

Not necessarily true, bir iddianın doğru olabileceğini ancak eldeki bilgilerin bunu kesinleştirmediğini belirtir. Necessarily, true sözcüğüyle bağlantılıdır: Konuşan, iddianın doğru olmak zorunda olduğunu reddeder; doğru olmasının imkânsız olduğunu söylemez. Bu, temkinli bir karşı çıkıştır. Yeterince desteklenmeyen bir sonucu sorgular, ancak sonucun kesinlikle yanlış olduğu yönündeki daha güçlü iddiayı ileri sürmez.

Alıştırma

Bir takım arkadaşı “The most expensive option must be the best.” diyor. Hangi yanıt, sonucun kesinlikle yanlış olduğunu söylemeden ona karşı çıkar?

  1. That's definitely false.
  2. That's not necessarily true.
  3. That's always true.
Cevabı göster

That's not necessarily true.

Yes, yes, the inflammation comes first,

1:47

Evet, evet, önce iltihap geliyor,

then the fever,

1:50

sonra ateş,

so it seems like the inflammation causes the fever. Kalıp ifadeler

1:51

bu yüzden iltihap ateşe neden oluyor gibi görünüyor.

Kalıp ifadeler

it seems like: bir sonucun kesin olmadığını göstermek

Burada it seems like, şu ana kadar elde bulunan kanıtlara dayalı bir sonucu tanıtır: İltihap ateşe neden oluyor gibi görünmektedir. Konuşan kişi bunu kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, bir izlenim olarak sunar. Bu cümledeki yapı it seems like + yan cümledir. Bu yapı, kanıtların şu anda neyi gösteriyor gibi göründüğünü kesin olarak bilinenlerden ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: “It seems like the battery is dead.” cümlesinde konuşan kişi, pilin bitmiş olmasını kanıtlanmış bir gerçek olarak sunar.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

But by that logic, Anlatım akışı

1:55

Ancak bu mantığa göre,

Anlatım akışı

by that logic: aynı akıl yürütmeyi kullanarak onu sorgulamak

by that logic, “az önce kullanılan akıl yürütmeyi uygularsak” anlamına gelen bir bağlantı ifadesidir. Önceki kuralı devam ettirir ve dinleyiciye sıradaki örneğin de aynı kuralla değerlendirileceğini gösterir. Burada başında But olduğu için konuşan kişi aynı fikirde değildir. İfade bir itiraza zemin hazırlar: Aynı kuralı başka bir duruma uygulamak mantıksız bir sonuç doğurabilir ve böylece ilk akıl yürütmenin zayıflığını gösterebilir.

Alıştırma

Konuşan kişi bu yanıtta by that logic ile ne yapıyor? “You say one mistake makes a person unreliable. By that logic, no one could ever be trusted.”

  1. Önceki akıl yürütmeyi aşırı bir duruma uygulayarak zayıflığını göstermek
  2. İlgisiz bir konuya geçmek
  3. Önceki iddiayı tamamen doğru kabul etmek
Cevabı göster

Önceki akıl yürütmeyi aşırı bir duruma uygulayarak zayıflığını göstermek

since babies usually grow hair before teeth, Anlatım akışı

1:57

bebeklerin genellikle dişlerinden önce saçları çıktığı için,

hair growth must cause tooth growth.

2:00

saç büyümesinin diş büyümesine neden olması gerekir.

Anlatım akışı

since ... must cause ...: yanlış nedenselliği saçma bir benzetmeyle ortaya çıkarmak

Cümle önce since ile bir öncül sunar: bebeklerin saçları genellikle dişleri çıkmadan önce uzar. Ardından must cause ile bilerek saçma bir nedensel sonuca varır. Konuşmacı saç uzamasının diş büyümesine yol açtığına inanmıyor. Aynı “önce oldu, öyleyse sebep odur” akıl yürütmesini açıkça yanlış bir örneğe uygulayarak hatayı gösteriyor: yalnızca zaman sırası nedenselliği kanıtlamaz.

Alıştırma

Konuşmacı bu cümlede must cause ile ne yapıyor?

  1. Bebeklerin gelişimi hakkında bilimsel bir gerçek belirtmek
  2. Hatalı nedensel akıl yürütmeyi göstermek için saçma bir sonuç çıkarmak
  3. Hangi olayın önce gerçekleştiğinden emin olmadığını göstermek
Cevabı göster

Hatalı nedensel akıl yürütmeyi göstermek için saçma bir sonuç çıkarmak

And we all know that's not true, right? Ton ve niyet

2:03

Ve hepimiz bunun doğru olmadığını biliyoruz, değil mi?

Ton ve niyet

we all know ... right?: ortak bilgi varsaymak ve onay istemek

We all know, yargıyı yeni bir bilgi olarak değil, ortak bir bilgi olarak sunar. Sondaki right? ise dinleyicilerden bu ortak yargıyı onaylamalarını ister. Burada konuşmacı esas olarak bilmediği bir cevabı aramıyor. Bu ifade dinleyicileri konuşmacıyla aynı tarafa getirir ve saçma örneği hafif, etkileşimli bir onay isteğiyle kapatır.

Alıştırma

Bu cümlede right? esas olarak ne yapıyor?

  1. Dinleyicileri ortak bilgi olarak sunulan bir yargıyı onaylamaya çağırır.
  2. İfadeyi resmî bir kanıt talebine dönüştürür.
  3. Konuşmacının bilmediği yeni bir olgusal bilgiyi sorar.
Cevabı göster

Dinleyicileri ortak bilgi olarak sunulan bir yargıyı onaylamaya çağırır.

Actually, don't answer that.

2:06

Aslında, buna cevap vermeyin.

A couple of different things could be going on here. Kalıp ifadeler

2:08

Burada birkaç farklı durum söz konusu olabilir.

Kalıp ifadeler

could be going on: olası açıklamalar sunmak

could be going on ifadesindeki go on, fiziksel olarak hareket etmek değil, “gerçekleşmek veya işliyor olmak” anlamına gelir. İfade, gözlemlenen durumu açıklayabilecek bir ya da daha fazla gizli durum, neden veya süreç olabileceğini belirtir. Could belirsizlik bildirir; dolayısıyla konuşmacı bir sonuca vardığını söylemek yerine birkaç olası açıklama ortaya koyar.

Alıştırma

Bu cümlede could be going on ne anlama gelir?

  1. Açıklamanın doğruluğu zaten kanıtlanmıştır.
  2. Birden fazla olası durum ya da süreç, gördüğümüz şeye yol açıyor olabilir.
  3. Birden fazla kişi yürüyerek uzaklaşıyor olabilir.
Cevabı göster

Birden fazla olası durum ya da süreç, gördüğümüz şeye yol açıyor olabilir.

First, it's possible that fever and inflammation

2:12

İlk olarak, ateş ve iltihabın

are correlated purely by coincidence. Kalıp ifadeler

2:15

tamamen tesadüfen birbiriyle ilişkili olması mümkündür.

Kalıp ifadeler

correlated purely by coincidence: nedensellik göstermeyen korelasyon

Correlated, ateş ve iltihaplanmanın birlikte gözlemlendiğini ya da bağlantılı biçimde değiştiğini belirtir. Purely by coincidence, bu örüntünün yalnızca tesadüfle açıklanabileceğini söyler. Bu ifade korelasyon ile nedenselliği bilinçli biçimde ayırır: örüntü tek başına ateşin iltihaplanmaya veya iltihaplanmanın ateşe neden olduğunu göstermez.

Alıştırma

correlated purely by coincidence ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Ateşin iltihaplanmaya neden olduğu kanıtlanmıştır.
  2. İki şey hiçbir zaman birlikte gözlemlenmemiştir.
  3. İki şey yalnızca tesadüf nedeniyle ilişkili olabilir.
Cevabı göster

İki şey yalnızca tesadüf nedeniyle ilişkili olabilir.

Or there could be a causal relationship

2:19

Ya da düşündüğünüzün tam tersi olan

that's the opposite of what you think. The fever causes the inflammation

2:23

nedensel bir ilişki olabilir. İltihabın ateşe neden olmasından ziyade,

rather than the inflammation causing the fever. Dilbilgisi

2:28

ateş iltihaba neden oluyordur.

Dilbilgisi

rather than ... causing ...: ikinci neden açıklamasını reddetmek

Rather than, konuşanın reddettiği açıklamayı belirtir. Bu cümlede konuşan, ateşin iltihaba neden olduğu yönü seçer ve iltihabın ateşe neden olduğu açıklamasını reddeder. A rather than B kalıbı iki seçeneği karşılaştırır ve B yerine A’yı öne çıkarır. Seçenekler birer açıklamaysa hangi açıklamanın kabul edilmesi gerektiğini düzeltir.

Alıştırma

Konuşan asıl cümlede hangi açıklamayı reddediyor?

  1. Ateş ile iltihap arasında ilişki yoktur.
  2. İltihap ateşe neden olur.
  3. Ateş iltihaba neden olur.
Cevabı göster

İltihap ateşe neden olur.

Or both could share a common underlying cause Kalıp ifadeler

2:31

Veya her ikisi de hiç aklınıza gelmeyen,

you haven't thought of.

2:36

ortak temel bir nedeni paylaşıyor olabilir.

Kalıp ifadeler

share a common underlying cause: iki sonucun arkasındaki daha derin tek neden

Share a common underlying cause, gözlemlenen iki şeyin de aynı daha derin etkenden kaynaklanabileceği anlamına gelir. Underlying, yüzeyde hemen görülemeyen bir nedeni anlatır. Bu, A ile B arasındaki bağlantı için üçüncü bir açıklama sunar: A, B’ye neden olmayabilir ve B de A’ya neden olmayabilir; başka bir etken ikisini birden etkileyebilir.

Alıştırma

Cümleyi “aynı daha derin etkenden kaynaklanmak” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The two problems may ____.

Cevabı göster

share a common underlying cause

If I may, Ton ve niyet

2:38

Sorması ayıp,

Ton ve niyet

If I may: tartışmaya nazikçe katılma ifadesi

If I may, söz kesmeden önce, soru sorarken veya bir görüş eklerken kullanılan nazik bir giriş ifadesidir. Konuşan kişi gerçek bir koşul ileri sürmez; konuşmak için kısaca toplumsal izin ister. Burada, ardından gelen soruya geçişi yumuşatır. Araya girişi daha saygılı hâle getirir, ancak sorunun kendi sertliğini ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Cümleyi If + I + may sözcüklerinden oluşan üç sözcüklü nazik ifadeyle tamamlayın: ____, I'd like to add one point.

Cevabı göster

If I may

just what do you think causes inflammation? Ton ve niyet

2:40

iltihaba tam olarak neyin sebep olduğunu düşünüyorsunuz?

Ton ve niyet

just what do you think ...?: cevap vermesi için karşıdakini sıkıştırmak

just what do you think ...? yapısında just, soruyu güçlendirir. Burada “yalnızca” değil, “tam olarak” anlamına yakındır ve karşıdaki kişiyi açık bir cevap vermeye zorlar. What do you think ...? ile karşılaştırıldığında bu ifade daha meydan okuyucu duyulur; sabırsızlık, kuşku veya baskı hissettirebilir. Bu cümlede konuşan kişi sıradan biçimde fikir sormak yerine iltihaba neyin yol açtığının açıklanmasını istemektedir.

Alıştırma

Hangi soru, karşıdaki kişiyi doğrudan bir açıklama yapmaya en açık biçimde zorlar?

  1. Just what do you think caused the failure?
  2. Do you know whether the failure had a cause?
  3. What do you think caused the failure?
Cevabı göster

Just what do you think caused the failure?

Hmm, nothing?

2:44

Hmm, hiçbir şey mi?

It just is. Ton ve niyet

2:46

Sadece öyle mi?

Ton ve niyet

It just is.: bir şeyi açıklamadan gerçek olarak sunmak

It just is. “İşte durum böyle” anlamına gelir. Buradaki just, cevabı durumun var olduğu çıplak gerçeğiyle sınırlar; herhangi bir neden veya kanıt sunmaz. Bir why sorusuna cevap olarak kullanıldığında neden arayışını sona erdirir. Bağlama göre konuşan kişinin açıklaması olmayabilir, açıklamanın gereksiz olduğunu düşünebilir veya sorudan kaçıyor olabilir; burada cevap, bilimsel bir açıklama değil, kaçamak bir yanıttır.

Alıştırma

It just is. bir why sorusuna cevap verdiğinde ne yapar?

  1. Neden vermeden durumu bir gerçek olarak sunar.
  2. Durumun nedenini ayrıntılı biçimde açıklar.
  3. Karşı taraftan durumu açıklamasını ister.
Cevabı göster

Neden vermeden durumu bir gerçek olarak sunar.

Really?

2:47

Gerçekten mi?

Humor me for a moment in discussing one of your colleague's ideas. Deyimler

2:49

Bir meslektaşınızın fikrini tartışırken bir an için bana katlanın.

Deyimler

Humor me for a moment: kısa süreli iş birliği istemek

Humor me, “Gereksiz, tuhaf veya ikna edici görünmese bile isteğime uy” anlamına gelir. Burada humor, birini memnun etmek veya ona uymak anlamında kullanılan bir fiildir; “beni güldür” demek değildir. For a moment isteğin kısa bir süreyle sınırlı olduğunu belirtir. Bu ifade, dinleyiciyi karşı çıkabileceği bir fikre hazırlar ve fikri değerlendirecek kadar sabırlı olmasını ister. Konunun komik olduğunu söylemez; geçici bir iş birliği talep eder.

Alıştırma

“Kısa bir süre bana uy” anlamındaki hedef ifadeyle isteği tamamlayın: ____ and imagine that the budget is unlimited.

Cevabı göster

Humor me for a moment

Dr. Oliver Wendell Holmes.

2:54

Dr. Oliver Wendell Holmes.

I know, I know you don't like his theory.

2:56

Biliyorum, onun teorisini sevmediğinizi biliyorum.

You already wrote a scathing letter about it. Kelime

3:00

Zaten bunun hakkında sert bir mektup yazdınız.

Kelime

scathing letter: sert ve iğneleyici eleştiri içeren bir mektup

Scathing, hedef alınan kişiyi utandırabilecek veya incitebilecek kadar sert ve ağır eleştirel demektir. Scathing letter ifadesinde fiziksel mektubu değil, mektubun tonunu ve kullanılan sözleri niteler. Bu ifade basit bir anlaşmazlıktan çok daha güçlüdür; mektubun bir fikre, davranışa veya kişiye sert sözlerle saldırdığını gösterir.

Alıştırma

Cümlede a scathing letter ne anlama geliyor?

  1. Temel gerçekleri aktaran tarafsız bir mektup
  2. Bir şeyi sert ve iğneleyici sözlerle eleştiren bir mektup
  3. Nazik bir tavsiye sunan samimi bir mektup
Cevabı göster

Bir şeyi sert ve iğneleyici sözlerle eleştiren bir mektup

But let's fill your students in, shall we? Notlar

3:03

Ama gelin öğrencilerinizi aydınlatalım, olur mu?

Öbek fiiller

let's fill your students in: öğrencilere eksik bilgileri vermek

Fill someone in, bir kişiye henüz bilmediği arka planı, ayrıntıları veya güncel gelişmeleri anlatmak demektir. Burada your students, bilgiyi alan gruptur. Bu öbek fiil ayrılabilir: kişi fill ile in arasına gelir; fill your students in veya fill them in gibi. let's, cümleyi bu bilgiyi şimdi paylaşma önerisine dönüştürür.

Alıştırma

“Eksik bilgileri bana anlatmak” anlamında fill kullanarak cümleyi tamamlayın: I missed the meeting, so please ____ me ____.

Cevabı göster

fill · in

Ton ve niyet

Let's sonrasında shall we?: davet etme veya ilerletme

Let's ..., shall we? kalıbında shall we? soru eklentisi, öneriyi birlikte hareket etme davetine dönüştürür. Ayrıca konuşmacının bir sonraki adıma geçişini yumuşatabilir. Burada konuşmacı ayrıntılı veya gerçekten açık uçlu bir karar istemiyor. Bu eklenti, dinleyicileri kibar ve hafif şakacı bir biçimde gelecek açıklamaya yönlendiriyor.

Alıştırma

Let's sonrasındaki standart soru eklentisini tamamlayın: Let's start with the first example, ____?

Cevabı göster

shall we

Holmes noticed a pattern.

3:06

Holmes bir model fark etti.

When a patient dies of childbed fever,

3:09

Bir hasta lohusalık hummasından öldüğünde,

a doctor performs an autopsy. Kalıp ifadeler

3:12

bir doktor otopsi yapıyor.

Kalıp ifadeler

performs an autopsy: resmî bir tıbbi eşdizim

Perform an autopsy, ölü bir beden üzerinde tıbbi inceleme yapma anlamına gelen standart ve resmî bir tıp ve hukuk eşdizimidir. Burada perform, bir seyirci önünde gösteri yapmak değil, uzmanlık gerektiren bir işlemi gerçekleştirmek anlamına gelir.

Alıştırma

Vurgulanan eşdizimi geniş zamanda kullanarak tamamlayın: A pathologist often ____ to determine the cause of death.

Cevabı göster

performs an autopsy

If the doctor then treats a new patient,

3:15

O doktor daha sonra yeni bir hastayı tedavi ederse,

that patient often comes down with the fever.

3:18

o hasta genellikle ateşe yakalanıyor.

Based on this correlation between autopsies of fever victims Anlatım akışı

3:22

Ateş kurbanlarının otopsileri

and new fever patients,

3:27

ve yeni ateşli hastalar arasındaki bu ilişkiye dayanarak,

he proposes a possible cause.

3:29

olası bir neden öne sürüyor.

Anlatım akışı

Based on this correlation: bir önerinin dayanağını belirtmek

Based on this correlation, cümlenin başında kanıtın temelini gösteren bir çerçeve kurar: Okura, ardından gelen önerinin iki şey arasında gözlemlenen bir ilişkiye dayandığını bildirir. Korelasyon, iki şeyin birlikte değiştiğini veya gerçekleştiğini gösterir; tek başına birinin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz. Bu nedenle possible cause, doğrulanmış bir nedensel sonuç değil, bir hipotez sunar.

Alıştırma

Based on this correlation okura ne anlatır?

  1. Gözlemlenen ilişki sıradaki fikirle ilgili değildir.
  2. Bu ilişki, bir şeyin diğerine neden olduğunu kanıtlamıştır.
  3. Sıradaki fikir gözlemlenen bir ilişkiyi kanıt olarak kullanır, ancak hâlâ geçicidir.
Cevabı göster

Sıradaki fikir gözlemlenen bir ilişkiyi kanıt olarak kullanır, ancak hâlâ geçicidir.

Since there's no evidence that the autopsy causes the fever

3:32

Bu ilişkinin ötesinde otopsinin ateşe neden olduğuna dair

beyond this correlation,

3:36

hiçbir kanıt olmadığı için,

he doesn't jump to the conclusion that autopsy causes fever. Deyimler

3:38

otopsinin ateşe neden olduğu gibi aceleci bir sonuca varmıyor.

Deyimler

jump to the conclusion: yeterli kanıt olmadan karar vermek

Jump to the conclusion, kanıtlar kontrol edilmeden önce bir inanca fazla hızlı ulaşmayı anlatan bir mecazdır. Jump, gerekli akıl yürütme adımlarının atlandığını düşündürür. Bu cümlede doesn't jump to the conclusion, kişinin temkinli davranmasını olumlu biçimde gösterir: Bir korelasyon fark eder ama bunu bir şeyin diğerine neden olduğunun kanıtı saymaz. jump to the conclusion that + yan cümle kalıbı, erken oluşan belirli inancı belirtir.

Alıştırma

Uyarıyı bu nottaki ifadeyle tamamlayın: Don't ____ that the missing key was stolen; it may simply have been moved.

Cevabı göster

jump to the conclusion

Instead, he suggests that doctors are infecting their patients Anlatım akışı

3:43

Bunun yerine doktorların, hastalarına ellerindeki

Anlatım akışı

Instead, he suggests: önceki açıklamanın yerine yenisini koymak

Instead, sonraki fikrin önceki bir sonuç ya da açıklamanın yerini aldığını gösterir. Burada okuyucuya önceki açıklamayı bırakıp farklı bir açıklamayı izlemesi gerektiğini bildirir. he suggests that ... yapısındaki suggests, sonraki yan cümleyi kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, onun ortaya attığı bir açıklama olarak sunar. Birlikte kullanıldığında Instead, he suggests, savı daha temkinli bir alternatif açıklamaya yönlendirir.

Alıştırma

Bu savda Instead, he suggests neyi gösterir?

  1. Konuşmacı sonraki açıklamayı zaten kanıtlamıştır.
  2. Sonraki açıklama öncekinin yerini alır.
  3. Sonraki cümle yalnızca önceki açıklamayı destekleyen kanıt ekler.
Cevabı göster

Sonraki açıklama öncekinin yerini alır.

via an invisible contaminant on their hands Kelime

3:49

ve cerrahi aletlerindeki görünmez bir kirletici aracılığıyla

and surgical instruments.

3:52

bulaştırdığını ileri sürüyor.

Kelime

via an invisible contaminant: yolu ve kirletici etkeni belirtmek

Via, bir şeyin gerçekleştiği yolu ya da aracı belirtir. Burada enfeksiyonu, ellerde ve cerrahi aletlerde taşınan görünmez bir kirleticiyle ilişkilendirir. Contaminant, bir şeyi kirli ya da güvensiz hâle getiren madde veya etkendir. Tıbbi bir açıklamada görünmeyen bir bulaşma kaynağını ifade edebilir; yalnızca sıradan ve gözle görülür kir anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede via an invisible contaminant bize ne anlatır?

  1. Görünmeyen bir kirletici etken yol ya da araçtır.
  2. Herhangi bir yol ya da araç söz konusu değildir.
  3. Kirletici görünür ve zararsızdır.
Cevabı göster

Görünmeyen bir kirletici etken yol ya da araçtır.

This idea outrages most doctors

3:55

Bu fikir, kendilerini asla hata yapmaz olarak gören

who see themselves as infallible. Kelime

3:57

çoğu doktoru öfkelendiriyor.

Kelime

see themselves as infallible: kendini asla yanılmaz görmek

See themselves as, doktorların kendi özelliklerini nasıl gördüğünü anlatır. see + dönüşlülük zamiri + as + isim veya sıfat kalıbı, kendini belirli bir şekilde görmek anlamına gelir; burada infallible, yanılmasının veya hata yapmasının mümkün olmaması demektir. Bu ifade övgü değil, eleştiridir. Doktorların kendi otoritelerinin hatasız olduğuna inanmalarının bu fikri onlar için özellikle rahatsız edici hâle getirdiğini ima eder. Infallible, confident sözcüğünden çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Vurgulanan ifade, doktorların kendilerini nasıl gördüğünü söylüyor?

  1. Yalnızca hastalarının karar verdiğine inanıyorlar.
  2. Kendilerine güveniyorlar ama ara sıra hata yapabileceklerini düşünüyorlar.
  3. Yanılmalarının mümkün olmadığına inanıyorlar.
Cevabı göster

Yanılmalarının mümkün olmadığına inanıyorlar.

Like Meigs here,

4:00

Tıpkı buradaki Meigs gibi,

who refuses to consider the possibility Kalıp ifadeler

4:02

hastalarının sıkıntılarında rol oynadığı ihtimalini

that he's playing a role in his patients' plight. Kalıp ifadeler

4:04

düşünmeyi reddedenler gibi.

Kalıp ifadeler

refuses to consider the possibility: bir ihtimali incelemeyi bilinçli olarak reddetmek

Refuses to consider the possibility, olası bir açıklama hakkında ciddi biçimde düşünmeyi bilinçli olarak reddetmek anlamına gelir. Burada consider, incelemek veya düşünmek demektir; bir şeyin doğru olduğuna karar vermek anlamına gelmez. Kalıp refuse to consider the possibility that + yan cümle şeklindedir. Refuses, does not consider ifadesinden daha güçlüdür çünkü düşünmemeyi isteksizlik olarak sunar; bu da çoğu zaman inatçılık veya sorumluluktan kaçınma iması taşır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade refuses to consider the possibility ile tamamlayın: The director ____ that the deadline may be unrealistic.

Cevabı göster

refuses to consider the possibility

Kalıp ifadeler

playing a role in: bir sonuca katkıda bulunmak

Bu cümlede playing a role in, hastaların içinde bulunduğu kötü duruma katkıda bulunmak veya bundan belli ölçüde sorumlu olmak demektir. Burada role, bir oyundaki karakter anlamına gelmez. play a role in + isim ya da -ing biçimi, bir kişiyi veya etkeni bir durumu etkileyen unsurlardan biri olarak gösterir. Bu ifade tek başına onun tek neden olduğunu söylemez.

Alıştırma

“Katkıda bulundu” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Poor communication played ____ the delay.

Cevabı göster

a role in

His flawed argument doesn't leave any path forward for further investigation, Deyimler

4:08

Onun kusurlu argümanı daha fazla araştırma için hiçbir yol bırakmıyor,

but Holmes's does.

4:13

ama Holmes'unki bırakıyor.

Deyimler

doesn't leave any path forward: ilerlemek için yol bırakmamak

Burada doesn't leave any path forward, kusurlu savın soruşturmayı sürdürmek için uygulanabilir hiçbir yol sunmadığı anlamına gelir. Path mecazidir; fiziksel bir yol değil, yöntem, yön veya sonraki adım demektir. not leave any path forward kalıbı, ilerlemeyi engelleyen bir fikri, kararı veya durumu anlatır. Temel soru sırada yapılabilecek uygulanabilir bir şey kalıp kalmadığı olduğunda kullanışlıdır.

Alıştırma

“Devam etmek için uygulanabilir bir yol” anlamındaki hedef sözcüklerle cümleyi tamamlayın: The decision doesn't leave ____ for further discussion.

Cevabı göster

any path forward

It's 1847 and physician Ignaz Semmelweis

4:24

Yıl 1847 ve hekim Ignaz Semmelweis

has reduced the number of childbed fever deaths Dilbilgisi

4:27

bir klinikteki lohusalık humması ölümlerinin sayısını

in a clinic from 12% to 1%

4:29

%12'den %1'e düşürdü;

by requiring all medical personnel to disinfect their hands Kelime

4:32

tüm tıbbi personelin otopsilerden sonra ve hasta muayeneleri arasında

Kelime

medical personnel: resmî bir topluluk ifadesi

Medical personnel, sağlık hizmetlerinde çalışan kişileri topluca ifade eden resmî bir ifadedir. Bu cümlede all medical personnel, hijyen kuralının kapsadığı tüm grubu belirtir; tek bir kişiyi değil. personnel, çalışan kadrosu veya çalışanlar grubu anlamına gelen bir isimdir. Özel veya bir kişiye ait anlamındaki personal sıfatıyla aynı değildir.

Alıştırma

Sağlık hizmetlerinde çalışan kişilerin resmî toplu İngilizce adı hangisidir?

  1. medical equipment
  2. medical personnel
  3. personal medical information
Cevabı göster

medical personnel

after autopsies and between patient examinations.

4:36

ellerini dezenfekte etmelerini zorunlu kılarak.

Dilbilgisi

has reduced the number ... from 12% to 1% by requiring ...: azalma, değerler ve yöntem

Yapı reduce the number of A from X to Y by V-ing şeklindedir. has reduced, azalmanın gerçekleştiğini ve anlatılan durum açısından önem taşıdığını gösterir; from 12% to 1% başlangıç ve bitiş değerlerini verir. by requiring... değişimi sağlayan yöntemi belirtir. Buradaki by, “bunu yaparak” anlamına gelir; yani azalmanın ne zaman değil, nasıl gerçekleştiğini açıklar.

Alıştırma

Sırasıyla başlangıç değerini, bitiş değerini ve yöntemi gösteren üç bağlantı sözcüğüyle cümleyi tamamlayın: The clinic reduced the number of missed appointments ____ 40 a week ____ 12 ____ sending text reminders.

Cevabı göster

from · to · by

With this initiative,

4:40

Bu girişimle,

he has proven the contagious nature of childbed fever. Kelime

4:41

lohusalık hummasının bulaşıcı doğasını kanıtlamış oldu.

Kelime

“contagious nature”: temel bir özellik anlamındaki nature

Burada contagious nature, bir kişiden diğerine yayılabilme özelliği demektir. Nature, doğal dünya değil, bir şeyin temel niteliği veya karakteridir. the + sıfat + nature of + isim kalıbı, bir niteliği adlandırmanın resmî bir yoludur. Bu cümlede “childbed fever is contagious” düşüncesini, prove fiilinin nesnesi olabilen bir isim öbeğine dönüştürür.

Alıştırma

Resmî tıbbi yazıda the contagious nature of the illness ne anlama gelir?

  1. hastalığın çevresindeki doğal ortam
  2. hastalığın hafif belirtileri
  3. hastalığın yayılabilme özelliği
Cevabı göster

hastalığın yayılabilme özelliği

It's 1879 and Louis Pasteur

4:50

Yıl 1879 ve Louis Pasteur

has identified the contaminant

4:53

birçok lohusalık humması vakasından sorumlu olan

responsible for many cases of childbed fever, Kalıp ifadeler

4:54

kirleticiyi tanımladı:

Kalıp ifadeler

“responsible for many cases of”: neden bildiren kullanım

Responsible for, yalnızca bir kişinin görevini değil, neden-sonuç ilişkisini de anlatabilir. Özne contaminant gibi bir şey olduğunda ve ardından hastalık vakaları gibi bir sonuç geldiğinde, be responsible for “neden olmak” veya “kaynağı olmak” demektir. Burada responsible for many cases of childbed fever, contaminant sözcüğünü niteleyen bir sıfat öbeğidir. “the contaminant that caused many cases of childbed fever” ile aynı anlama gelir.

Alıştırma

Responsible for hangi cümlede bir görev yerine neden-sonuç ilişkisini ifade eder?

  1. The supervisor was responsible for the evening shift.
  2. Nina was responsible for checking the fire doors.
  3. The contaminated water was responsible for many cases of illness.
Cevabı göster

The contaminated water was responsible for many cases of illness.

hemolytic streptococcus bacteria. Kültür

4:58

hemolitik streptokok bakterisi.

Kültür

hemolytic streptococcus bacteria: kirleticinin adını belirtme

Burada hemolytic streptococcus bacteria, daha önce sözü edilen görünmez kirleticinin adıdır. Streptococcus bir bakteri türünü, hemolytic ise kırmızı kan hücrelerini parçalayabildiğini belirtir. Bu ifadenin görevi kimliği açıklamaktır: genel contaminant etiketinin yerine belirli bir tıbbi ad verir. Açıklamayı izlemek için bu bağlantıyı anlamak yeterlidir; cümle organizmanın tam bir sınıflandırmasını yapmaz.

Alıştırma

Bu cümlede hemolytic streptococcus bacteria ifadesinin temel görevi nedir?

  1. Daha önce sözü edilen kirleticinin ne olduğunu belirtir.
  2. Doktorların aletlerini nerede sakladığını anlatır.
  3. El yıkama hakkında genel bir talimat verir.
Cevabı göster

Daha önce sözü edilen kirleticinin ne olduğunu belirtir.

Hmm, my fries are cold.

5:04

Hmm, patates kızartmalarım soğumuş.

Must be because my ice cream melted. Dilbilgisi

5:07

Kesin dondurmam eridiği için.

Dilbilgisi

Must be because...: konuşma dilinde güçlü çıkarım

Must be because..., konuşma dilinde It must be because.... ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Buradaki must, yükümlülük veya emir değil, “sebebin bu olduğundan oldukça eminim” anlamında güçlü bir çıkarım ifade eder. Konuşan kişi başka bir olay için bilerek saçma bir neden gösterir. Kendinden emin ifade, yanlış neden-sonuç ilişkisinin kesinmiş gibi duyulmasını sağlar ve mizahı oluşturur. Aynı kalıp başka bağlamlarda ciddi ve güçlü bir tahmin belirtmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Islak bir kaldırım gördükten sonra hangi gündelik yanıt neden hakkında güçlü bir tahmin yapar ve bağlamdan anlaşılan It öznesini atar?

  1. It might be because it rained.
  2. You must go inside because it rained.
  3. Must be because it rained.
Cevabı göster

Must be because it rained.

So, do you think you can do my job?

5:13

Peki, benim işimi yapabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Let's find out, shall we?

5:16

Hadi öğrenelim, olur mu?

Click here to see if you can outsmart this fallacy. Kelime

5:18

Bu safsatayı zekanızla alt edip edemeyeceğinizi görmek için buraya tıklayın.

Kelime

outsmart this fallacy: safsatayı zekâyla alt etme meydan okuması

Bu cümlede outsmart this fallacy, hatalı akıl yürütmeyi fark etmek ve ona kanmamak anlamına gelir. Bir safsata gerçekten düşünemez; bu nedenle konuşmacı onu dikkatli düşünerek yenilebilecek bir rakip gibi gösterir. outsmart fiilindeki out- ön eki, rakipten daha iyi olma fikrini ekler. To outsmart someone or something, daha akıllıca düşünerek veya daha iyi bir strateji kullanarak kazanmak demektir. Burada bu rekabet fikri, videonun sonundaki bağlantıyı izleyiciye yöneltilen bir meydan okumaya dönüştürür.

Alıştırma

“Click here to see if you can outsmart this fallacy” cümlesinde outsmart this fallacy ne anlama gelir?

  1. Hatalı akıl yürütmeyi fark etmek ve ona kanmamak
  2. Safsatayı bir insanmış gibi tarif etmek
  3. Safsatayı daha zeki hâle getirmek
Cevabı göster

Hatalı akıl yürütmeyi fark etmek ve ona kanmamak