Anadilini kaybetmek ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
892 kelime 160 kel/dk

Video özeti: Julie Sedivy, yalnızca Çekçe konuşan çocuk bir mülteci olarak Kanada’ya gelişini, ilk dilini zamanla kaybedişini ve daha sonra bu dille yeniden bağ kurmasını anlatıyor. Deneyimi; dilsel, kültürel ve ulusal kimliklerin tek bir kişide bir arada bulunabileceğini ve gruplar arasında daha fazla kabulü destekleyebileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. native language or mother tongue — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Küçük yaşta anne babadan öğrenilen dili belirten iki yaygın ifadeyi anlayın; mother tongue ifadesinin sözcüğü sözcüğüne bir anlam değil, kişiyi şekillendiren erken dil deneyimini ve kimliği anlattığını fark edin. 2. as best I could. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Özellikle eksik bilgiyle, sınırlı kaynaklarla veya yabancı bir ortamda baş etmeyi anlatırken, zor koşullar içinde elinizden gelen her şeyi yaptığınızı doğal biçimde söylemeyi öğrenin. 3. both of Mexican ancestry, and speak Spanish and be a full-fledged American, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: both ... and ... yapısının köken, dil ve milliyeti aynı anda geçerli olabilen kimlikler olarak nasıl bağladığını tanıyın ve bir kültüre ait olmanın başka bir kültüre aidiyeti dışlamadığını anlatmak için bu yapıyı kullanın.

Bu derste

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, BBC Learning English'ten Six Minute English programındasınız.

I'm Sam.

0:11

Ben Sam.

And I'm Rob.

0:12

Ve ben Rob.

In this program, we'll be hearing about an issue experienced by many child refugees who are forced to leave their home. Notlar

0:13

Bu programda, evlerini terk etmek zorunda kalan pek çok mülteci çocuğun yaşadığı bir sorunu ele alacağız.

Anlatım akışı

we'll be hearing about ile program içeriğini önceden tanıtmak

Burada we'll be hearing about, programda sırada gelecek konuyu önceden bildirir. Dinleme eylemini esas olarak gelecekteki belirli bir ana yerleştirmez. Gelecekte devam eden zaman yapısı, içeriği programın planlanmış akışının bir parçası olarak sunar. Program, ders veya konuşma girişlerinde dinleyicinin birazdan karşılaşacağı içeriği fark etmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Dinleyicinin birazdan karşılaşacağı bir konuyu en doğal biçimde önceden bildiren açılış cümlesi hangisidir?

  1. At this moment, we are hearing traffic outside the studio.
  2. In today's program, we'll be hearing about how cities can reduce waste.
  3. Last week, we heard about how cities can reduce waste.
Cevabı göster

In today's program, we'll be hearing about how cities can reduce waste.

Dilbilgisi

an issue experienced by many child refugees: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği

Experienced by many child refugees, issue sözcüğünden sonra gelir ve bu ismi niteler. Issue deneyimlenen şeyi, many child refugees ise bu sorunu yaşayan kişileri gösterir. Bu ifade kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir: an issue experienced by many child refugees, an issue that is experienced by many child refugees ile aynı anlama gelir. Experienced, refugees öznesine bağlı başka bir ana yüklem değildir.

Alıştırma

Cümleyi experience sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: The pressure ____ by many new employees can be intense.

Cevabı göster

experienced

Dilbilgisi

are forced to leave their home: evlerini istemeden terk etmeye zorlanmak

Are forced to leave, dışarıdan kişilerin veya koşulların çocuk mültecilerin ayrılmasına neden olduğunu gösterir; bu, özgürce verilmiş bir karar olarak sunulmaz. Edilgen yapı, baskıya neden olan kişi veya şeyden çok baskıyı yaşayan kişilere odaklanır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp subject + be + forced + to + fiilin yalın hâlidir: someone is forced to do something. Etken yapıdaki kalıp ise something forces someone to do something şeklindedir.

Alıştırma

Eylemin gönüllü olmadığını göstermek için cümleyi be forced to + cancel yapısının simple past biçimiyle tamamlayın: Because of the power cut, the theatre ____ the evening show.

Cevabı göster

was forced to cancel

The loss of their first native language or mother tongue Kelime

0:20

Yeni bir ülkede yeni bir dil öğrenerek yeni bir hayata başlarken,

Kelime

native language or mother tongue: erken çocuklukta edinilen dil

Native language ve mother tongue burada kişinin genellikle ailesi veya içinde yaşadığı topluluk aracılığıyla erken çocukluk döneminde doğal biçimde edindiği bir dili ifade eder. Mother tongue yerleşik bir ifadedir; bir annenin dil organına yapılan gerçek anlamlı bir gönderme değildir ve mutlaka kişinin annesinin konuştuğu dil anlamına gelmez. Or, aynı temel fikir için alternatif bir adlandırma sunar: konuşmacı native language ifadesini mother tongue ile yeniden anlatır. Daha sonra başka bir dil kişinin en iyi bildiği veya en sık kullandığı dil olsa bile bu erken dönem dili çocukluk ve kimlikle bağlantılı kalabilir.

Alıştırma

İfadede neden native language or mother tongue deniyor?

  1. Bir çocuğun diliyle annesinin konuştuğu dili birbirinden ayırmak
  2. Kişinin erken çocuklukta edindiği dil için birbirine yakın anlamlı iki ad vermek
  3. Daha sonra okulda öğrenilen bir yabancı dili adlandırmak
Cevabı göster

Kişinin erken çocuklukta edindiği dil için birbirine yakın anlamlı iki ad vermek

as they start a new life learning to speak a new language in a new country. Kalıp ifadeler

0:24

ilk anadillerini veya anne dillerini kaybetmelerini.

Kalıp ifadeler

start a new life: büyük bir değişiklikten sonra yeniden başlamak

Bu cümlede start a new life, yeni bir yerde yaşamaya başlamak ve orada farklı bir günlük hayat kurmak anlamına gelir. Bir kişinin biyolojik yaşamının yeniden başlaması demek değildir. Bu ifade, büyük bir değişikliği yeni bir başlangıç olarak sunar. Genellikle yeni bir ev, düzen, ilişkiler, iş veya dil içerir; yalnızca küçük ve yeni bir etkinliği anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi, bu notta öğretilen ve büyük bir değişiklikten sonra yeniden başlamak anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: After moving abroad, Maya hoped to ____.

Cevabı göster

start a new life

Julie Sedivy and her family left their home in what was then Czechoslovakia and is now the Czech Republic Kültür

0:29

Julie Sedivy ve ailesi, Julie henüz küçük bir çocukken Soğuk Savaş döneminde,

Kültür

in what was then Czechoslovakia and is now the Czech Republic: iki dönemde tek bir yer

in what was then Czechoslovakia and is now the Czech Republic ifadesi, geçmişteki ve günümüzdeki siyasi bağlamını karşılaştırarak tek bir evin konumunu belirtir. Then, Julie'nin ailesinin orada yaşadığı dönemi; now ise anlatımın yapıldığı zamanı gösterir. Çekoslovakya daha sonra Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ayrıldı. Cümle, Julie'nin evinin eski Çekoslovakya'nın bugün Çek Cumhuriyeti'nde bulunan bölümünde olduğunu anlatır; ailenin iki yerde evi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Vurgulanan ifade Julie'nin evi hakkında bize ne anlatıyor?

  1. Çekoslovakya ve Çek Cumhuriyeti'nin tüm toprakları tamamen aynıydı.
  2. İki farklı tarihî siyasi bağlamla tanımlanan tek bir yerdi.
  3. Ailesi aynı yolculuk sırasında Çekoslovakya'dan Çek Cumhuriyeti'ne taşındı.
Cevabı göster

İki farklı tarihî siyasi bağlamla tanımlanan tek bir yerdi.

during the Cold War when Julie was a small child. Kültür

0:35

o zamanlar Çekoslovakya olan, bugün ise Çek Cumhuriyeti olarak bilinen ülkelerindeki evlerinden ayrıldı.

Kültür

during the Cold War: Soğuk Savaş'ın tarihsel arka planı

During the Cold War, çevrede anlatılan olayı İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki uzun siyasi ve askerî gerilim dönemine, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği öncülüğündeki blokların rekabetine yerleştirir. Burada Julie’nin çocukluğunun arka planında hangi uluslararası ortamın bulunduğunu gösterir. Cold sözcüğü havanın soğuk olduğunu anlatmaz. Cold War adı, iki süper güç arasındaki rekabetin onların doğrudan karşı karşıya geldiği topyekûn bir savaşa dönüşmediğini ifade eder; ancak bu dönemde krizler, siyasi baskılar ve başka yerlerde çatışmalar yaşanmıştır. Bu arka plan, daha sonra geçen political refugees ifadesini anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

during the Cold War cümleye hangi arka planı ekliyor?

  1. Kışın gerçekleşen belirli bir savaş
  2. Uluslararası siyasi gerilim dönemi
  3. Alışılmadık derecede soğuk bir hava dönemi
Cevabı göster

Uluslararası siyasi gerilim dönemi

After several years traveling through Europe,

0:39

Avrupa'yı dolaşarak geçen birkaç yılın ardından,

they arrived in Canada as political refugees with no English. Notlar

0:41

siyasi mülteci olarak hiç İngilizce bilmeden Kanada'ya vardılar.

Kelime

as political refugees: gerçek bir statüyü belirtmek

Burada as political refugees, Kanada’ya hangi statüyle vardıklarını belirtir: cümle onları vardıkları sırada siyasi mülteciler olarak sunar. As, “rolüyle” veya “sıfatıyla” anlamına gelir; “çünkü” ya da yalnızca “benzer şekilde” anlamına gelmez. Political refugee, siyasi tehlike veya zulüm nedeniyle evinden uzakta güvenlik arayan kişidir. Daha genel olarak as + rol veya statü, kişinin bir eylemde hangi sıfatla yer aldığını belirtir. Örneğin: She joined the team as a volunteer.

Alıştırma

Maya’nın gerçek rolünü belirten sözcükle cümleyi tamamlayın: Maya joined the clinic ____ a volunteer.

Cevabı göster

as

Kalıp ifadeler

with no English: İngilizce becerisinin olmadığını eklemek

Bu cümlede with no English, with + ad öbeği yapısıyla mültecilerin vardıkları andaki durumunu ekler: İngilizce iletişim kuramıyorlardı. Buradaki English, sahip olmadıkları bir nesneyi değil, dil becerisini ifade eder. Bu kısa yapı, bir kişi ya da eylemle birlikte bulunan bir durumu ekleyebilir. With no + isim, çoğu zaman kişinin o durumda gerekli bir kaynağa, beceriye veya desteğe hiç sahip olmadığını belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede with no English ne anlama gelir?

  1. İngilizce öğrenmeyi bırakmaya karar vermişlerdi.
  2. Vardıklarında İngilizce iletişim kuramıyorlardı.
  3. Yanlarında İngilizce kitap yoktu.
Cevabı göster

Vardıklarında İngilizce iletişim kuramıyorlardı.

We'll be hearing about Julie's childhood

0:45

İngilizce öğrenmenin anadili Çekçe'nin yerini almaya başladığı

when learning English started to replace her native language Czech. Dilbilgisi

0:47

Julie'nin çocukluk dönemini dinleyeceğiz.

Dilbilgisi

when ... started to replace ...: başlayan bir değişimi tanıtmak

when yan cümlesi, Julie'nin çocukluğunda dil değişiminin başladığı dönemi gösterir. Learning English özne, started to replace fiil öbeği, her native language Czech ise önceki yerini kaybetmeye başlayan ögedir. Burada learning English, İngilizce öğrenmenin ve kullanmanın giderek artmasını temsil eder. Started to replace, yerini alma sürecinin başladığını söyler; Çekçenin hemen ya da tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Daha genel olarak A started to replace B, daha yeni bir etkinliğin, sistemin veya alışkanlığın B'nin rolünü üstlenmeye başladığını gösterir.

Alıştırma

Yerini alma sürecinin başladığını gösteren dersteki üç kelimelik yapıyla cümleyi tamamlayın: In many offices, email ____ paper memos during the 1990s.

Cevabı göster

started to replace

And as usual, we'll be learning some new vocabulary as well. Kalıp ifadeler

0:51

Ve her zamanki gibi bazı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

Kalıp ifadeler

And as usual: düzenli bir bölümü tanıtma

And as usual, sıradaki etkinliğin normalde olduğu gibi gerçekleştiğini belirtir. Burada yeni kelimeler öğrenmeyi programın düzenli bir bölümü olarak tanıtır. Cümlenin başında as usual tüm ifadeye ilişkin bir yorum yapar. And ise bu tanıdık bölümü konuşmacının az önce sözünü ettiği şeye bağlar.

Alıştırma

Hedef ifade as usual kalıbını tamamlayın: As ____, we'll finish the class with a short quiz.

Cevabı göster

usual

But first,

0:55

Ama önce,

I have a question Rob.

0:56

Rob, sana bir sorum var.

Julie's family left their home as political refugees,

0:58

Julie'nin ailesi evlerinden siyasi mülteci olarak ayrıldı,

but every year millions of people are also displaced because of war, Kelime

1:01

ancak her yıl milyonlarca insan da savaş,

persecution, or the damaging effects of climate change. Kalıp ifadeler

1:06

zulüm veya iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri nedeniyle yerinden ediliyor.

Kelime

are also displaced because: bir krizin neden olduğu zorunlu yerinden edilme

Are displaced edilgen bir yapıdır. İnsani yardım ve haber bağlamlarında, insanların evlerinden veya normalde yaşadıkları yerden ayrılmaya zorlandığını belirtir; sıradan ve gönüllü bir taşınmayı anlatmaz. Also, yerinden edilmeyi tartışmaya eklenen başka bir gerçek veya kategori olarak gösterir. Tam ifade olan because of yapısında, of sonrasındaki isimler veya isim grupları nedeni belirtir: savaş, zulüm veya iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri.

Alıştırma

Hangi cümle displaced sözcüğünü bir kriz bağlamında doğru kullanıyor?

  1. The tourists changed seats on the bus, so they were displaced.
  2. The conflict forced thousands of families from their homes, leaving them displaced.
  3. The family chose a larger apartment nearby, so they were displaced.
Cevabı göster

The conflict forced thousands of families from their homes, leaving them displaced.

Kalıp ifadeler

the damaging effects of climate change: bir nedenin yol açtığı zararlı sonuçlar

Bu cümlede the damaging effects of climate change, “iklim değişikliğinin yol açtığı zararlı sonuçlar” anlamına gelir. Damaging, effects sözcüğünü niteler; of climate change ise bu etkilerin kaynağını belirtir. the damaging effects of + isim kalıbı, bir nedeni onun zararlı sonuçlarına bağlar. Bir sorunun gerçek hayatta nasıl zarar verdiğini açıklarken kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyin yol açtığı zararlı sonuçlar” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The report describes the ____ prolonged drought.

Cevabı göster

damaging effects of

So, according to the United Nations, Anlatım akışı

1:09

Peki, Birleşmiş Milletler'e göre,

how many people around the world are currently living as displaced refugees?

1:12

dünya çapında şu anda kaç kişi yerinden edilmiş mülteci olarak yaşıyor?

Anlatım akışı

So + according to the United Nations: geçiş ve bilgi kaynağını belirtme

So, bu soruyu hemen önceki tartışmaya bağlar. Ardından according to the United Nations, kaynağı sorudan önce verir; böylece dinleyenler cevabın kimin bilgisine dayanması gerektiğini bilir. Yeniden kullanılabilen kalıp So, according to + kaynak, + soru veya ifade biçimindedir. So geçişi düzenler; according to ise bilgiyi bir kuruluşa, rapora, araştırmaya veya kişiye dayandırır.

Alıştırma

Hangi başlangıç hem önceki tartışmaya bağlanıyor hem de sorudan önce dış bir bilgi kaynağı belirtiyor?

  1. So, in my opinion, why did attendance fall?
  2. Because of the survey, why did attendance fall?
  3. So, according to the survey, why did attendance fall?
Cevabı göster

So, according to the survey, why did attendance fall?

Is it A, 3 million,

1:17

A) 3 milyon mu,

B, 53 million,

1:19

B) 53 milyon mu,

or C, 103 million?

1:21

yoksa C) 103 milyon mu?

I'll guess it's 103 million. Ton ve niyet

1:24

Ben 103 milyon diye tahmin ediyorum.

Ton ve niyet

I'll guess it's 103 million: kesin olmayan bir cevap vermek

Burada I'll guess, konuşanın sayıyı tam olarak emin olmadan cevap olarak seçtiğini gösterir. I'll, I will ifadesinin kısaltmasıdır ve will, tahminin o anda verilen bir karar gibi sunulmasına yardımcı olur. Cümle yine de açık bir cevap verir, ancak 103 million ifadesini kesin olmayan bir tahmin olarak gösterir. Yalnızca It's 103 million demek, bir gerçeği kendinden emin biçimde belirtmek gibi duyulurdu.

Alıştırma

Bir bilgi yarışması sorusunu cevaplıyorsunuz fakat emin değilsiniz. Hangi cevap sayıyı en iyi şekilde bir tahmin olarak sunar?

  1. I'll guess it's 103 million.
  2. It's definitely 103 million.
  3. I've confirmed that it's 103 million.
Cevabı göster

I'll guess it's 103 million.

I'll reveal the answer later in the program Rob. Anlatım akışı

1:27

Cevabı programın ilerleyen dakikalarında açıklayacağım Rob.

Anlatım akışı

I'll reveal the answer later in the program: açıklamayı sonraya bırakmak

Sunucu, programın nasıl düzenlendiğini dinleyiciye anlatmak için I'll reveal the answer later in the program der: cevap şimdilik saklanır ve aynı programın ilerleyen bir bölümünde açıklanır. Reveal, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi bilinir hâle getirmek demektir. İleride olacak bir şeye önceden gönderme yapmak merak yaratır ve sorunun daha sonra çözüleceğini vaat eder. Rob, hitap edilen kişidir; cevabın bir parçası değildir.

Alıştırma

"I'll reveal the answer later in the program" cümlesi programda hangi işlevi görür?

  1. Cevabı erteler ve daha sonra geleceğini belirtir.
  2. Rob'dan programı hemen bitirmesini ister.
  3. Cevabın daha önce zaten verildiğini söyler.
Cevabı göster

Cevabı erteler ve daha sonra geleceğini belirtir.

Like many child refugees,

1:30

Pek çok mülteci çocuk gibi,

Julie spoke only her mother tongue Czech at home with her brothers, sisters, and parents Kelime

1:32

Julie de evde erkek ve kız kardeşleri ile ebeveynleriyle sadece anadili olan Çekçe'yi konuşuyordu,

Kelime

spoke only her mother tongue Czech: only sözcüğünün sınırladığı bölüm

Julie spoke only her mother tongue, Czech ifadesinde only, belirtilen ev ortamında konuştuğu dili sınırlar. Yani orada kullandığı tek dil Çekçeydi; only olmasaydı cümle yalnızca onun Çekçe konuştuğunu söylerdi. Burada Czech, her mother tongue ile kastedilen dilin hangisi olduğunu belirtir. Cümle evdeki dil kullanımını anlattığı için tek başına Julie'nin başka yerlerde hiçbir başka dili konuşamadığını kanıtlamaz.

Alıştırma

Bu cümlede only bize ne anlatıyor?

  1. Belirtilen ev ortamında Julie'nin kullandığı tek dil Çekçeydi.
  2. Julie yalnızca anne babasıyla Çekçe konuşuyor, kardeşleriyle konuşmuyordu.
  3. Julie Çekçe dışında hiçbir dili öğrenemiyordu.
Cevabı göster

Belirtilen ev ortamında Julie'nin kullandığı tek dil Çekçeydi.

who in the beginning spoke no English at all. Kalıp ifadeler

1:38

çünkü onlar başlangıçta hiç İngilizce konuşamıyorlardı.

Kalıp ifadeler

spoke no English at all: tam olumsuzluk

spoke no English at all ifadesinde no, English isminin hemen önüne gelir ve tam bir olumsuzluk oluşturur: bu kişiler hiç İngilizce konuşamıyordu. Yaygın bir eşdeğer ifade didn't speak any English at all şeklindedir. At all olumsuzluğu güçlendirir. Başlangıçta İngilizce konuşma becerilerinin yalnızca sınırlı değil, sıfır olduğunu vurgular.

Alıştırma

Sıfır beceri anlamını vermek için cümleyi no ... at all yapısıyla tamamlayın: At first, Maya spoke ____.

Cevabı göster

no English at all

Here she describes to Michael Rosen,

1:41

Burada, ilk kez İngilizce konuşulan bir okula gidişini

presenter of BBC Radio 4 program Word of Mouth,

1:43

BBC Radio 4 programı Word of Mouth'un sunucusu

going to an English-speaking school for the first time. Kalıp ifadeler

1:47

Michael Rosen'a anlatıyor.

Kalıp ifadeler

for the first time: hayatındaki ilk deneyimi belirtmek

For the first time, söz konusu eylem ya da deneyimin bu andan önce o kişinin hayatında hiç gerçekleşmediğini belirtir. Burada İngilizce eğitim veren bir okula gitmek yeni bir deneyim olarak sunuluyor. Bu ifade genellikle nitelediği eylemden sonra gelir: do something for the first time. Eylemin tamamını ilk kez gerçekleşen bir olay hâline getirir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın bu andan önce hiç otoyolda araç kullanmadığını belirtir?

  1. Maya drove on a motorway for the first time.
  2. At first, Maya was nervous about driving on a motorway.
  3. Maya drove on the motorway again.
Cevabı göster

Maya drove on a motorway for the first time.

So you went into school not to start off with really understanding what was going on, Notlar

1:51

Yani okula başlarken neler olup bittiğini tam olarak anlayamayarak gittiniz,

Kalıp ifadeler

not to start off with: başlangıçtaki olumsuz bir durum

Bu konuşma cümlesinde to start off with, initially veya at first, yani “ilk başta” anlamına gelir. Olumsuzluk really understanding bölümüne aittir: kişi okula girdiği ilk dönemde neler olduğunu gerçekten anlamıyordu. Sözcüklerin not to start off with sırasıyla gelmesinin nedeni, doğaçlama konuşmada zaman ifadesinin cümlenin arasına girebilmesidir. Bunu başlangıç zamanını çerçeveleyen bir ifade olarak değerlendirin; amaç bildiren not to + fiil yapısı olarak düşünmeyin.

Alıştırma

Hangi cümle vurgulanan sözlerin bağlamdaki anlamını en iyi şekilde yeniden ifade eder?

  1. You never understood what was happening at school.
  2. You did not want school to begin.
  3. At first, you did not really understand what was happening.
Cevabı göster

At first, you did not really understand what was happening.

Öbek fiiller

“what was going on”: o sırada neler olduğu

what was going on ifadesindeki go on öbek fiili “meydana gelmek” veya “yaşanmakta olmak” anlamına gelir. Yan cümlenin tamamı “neler olup bittiği” ya da “durumun ne olduğu” anlamındadır; birinin bir yere gitmesi anlamına gelmez. Bu ifade, tek bir ayrı eylemden çok o sırada gelişmekte olan genel durumu sormak veya anlatmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, “neler olup bittiği” anlamındaki yan cümleyi oluşturacak şekilde go on kullanarak tamamlayın: I joined the call late and did not know ____.

Cevabı göster

what was going on

is that right? Ton ve niyet

1:56

öyle değil mi?

Ton ve niyet

is that right? ile anladığınızı doğrulama

Is that right? konuşanın yaptığı özetten sonra gelir ve “Doğru mu anladım?” anlamındadır. Karşıdaki kişiden bu özeti doğrulamasını veya düzeltmesini ister. Bir röportajda bu kısa soru, özeti kesin bir gerçek gibi sunmadan konuşma sırasını yeniden karşıdaki kişiye verir.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınızın planını özetlediniz ve ondan bunu doğrulamasını veya düzeltmesini istiyorsunuz. Hangi ifade en uygundur?

  1. Are you right?
  2. Is that right?
  3. That is definitely right.
Cevabı göster

Is that right?

That's right.

1:57

Doğru.

I just kind of interpreted things as best I could. Notlar

1:57

Olan biteni elimden geldiğince yorumlamaya çalıştım.

Ton ve niyet

just kind of: gündelik bir yumuşatma ifadesi

Bu cümlede just kind of, interpreted fiilinden önce gelerek ifadeyi daha az kesin ve daha az net hâle getirir. Konuşan kişi yorumunu eksiksiz ya da tamamen güvenilir bir yorum olarak değil, yaklaşık bir yorum olarak sunar. Asıl yumuşatıcı kind of ifadesidir; just ise küçümseyen değil, sözü hafifleten gündelik bir ton ekler. Kesin konuşmak istemediğinizde aynı kalıp bir anıyı, varsayımı, eylemi veya duyguyu yumuşatabilir.

Alıştırma

“I just kind of interpreted things,” cümlesinde just kind of ne işe yarar?

  1. İfadeyi yaklaşık ve daha az kesin hâle getirir.
  2. Yorumun tamamen doğru olduğunu söyler.
  3. Yorumu resmî bir sonuç olarak işaretler.
Cevabı göster

İfadeyi yaklaşık ve daha az kesin hâle getirir.

Kalıp ifadeler

as best I could: sınırlara rağmen elinden geleni yapmak

as best I could, “o koşullarda elimden gelenin en iyisini yaparak” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf öbeğidir. interpreted fiilini niteler ve konuşan kişinin bilgi, beceri veya koşulları sınırlı olsa da gerçekten çaba gösterdiğini anlatır. could, geçmiş zamanı gösteren interpreted ile uyumludur. Şimdiki bir durum için genellikle as best I can kullanılır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “o sırada elimden geldiğince” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The directions were confusing, but I followed them ____.

Cevabı göster

as best I could

And my memory of that is that that was not particularly difficult or traumatic. Notlar

2:02

Ve buna dair hatırladığım şey, bunun özellikle zor veya travmatik olmadığıdır.

Dilbilgisi

my memory of that is that that...: bir hatırayı çerçevelemek

my memory of that is that... kalıbı, ardından gelen içeriği konuşanın geçmişteki bir olayla ilgili şu anki hatırası olarak sunar. Dilbilgisi bakımından memory, my memory of that isim öbeğinin ana sözcüğüdür. Böylece ifade, mutlaka nesnel bir kayıt değil, kişinin hafızasında kalan öznel bir izlenim olur. Üç that farklı görevler üstlenir. of that içindeki that daha önce sözü edilen olaya gönderme yapar; is sonrasındaki that hatıranın içeriğini bildiren yan cümleyi başlatır; son that ise was fiilinin öznesidir ve yine aynı olaya gönderme yapar.

Alıştırma

Hangi cümle, açıklamayı konuşanın geçmişteki bir olayla ilgili şu anki hatırası olarak açıkça sunar?

  1. The visit was clearly a success for everyone.
  2. My memory of the visit is that everyone was welcoming.
  3. I expect the next visit to be welcoming.
Cevabı göster

My memory of the visit is that everyone was welcoming.

Ton ve niyet

not particularly difficult or traumatic: ölçülü bir olumsuz değerlendirme

Burada not particularly, “özellikle değil” veya “dikkate değer bir derecede değil” anlamına gelir. Hem difficult hem de traumatic sözcüklerinin derecesini düşürür; dolayısıyla konuşan, deneyimi ne özellikle zor ne de özellikle travmatik olarak hatırlar. Bu, ölçülü bir olumsuz değerlendirmedir; deneyimin tamamen kolay olduğunu veya hiç sıkıntı vermediğini iddia etmez. Yine de bir miktar zorluk veya sıkıntı yaşanmış olabilir.

Alıştırma

Şu yorumu değerlendirin: "The task was not particularly difficult", görevin hiç zor olmadığı anlamına gelir.

  1. Doğru: hiç zorluğu yoktu.
  2. Yanlış: biraz zor olmuş olabilir, yalnızca özellikle zor değildi.
Cevabı göster

Yanlış: biraz zor olmuş olabilir, yalnızca özellikle zor değildi.

I think by then I'd had the experience of being dunked into various unfamiliar languages numerous times Notlar

2:06

Sanırım o zamana kadar, çeşitli yabancı dillerin içine defalarca 'daldırılma' deneyimini zaten yaşamıştım

Dilbilgisi

by then I'd had the experience of: geçmişteki bir noktadan önce edinilmiş deneyim

by then geçmişte bir referans noktası belirler ve “en geç o zamana kadar” ya da “o zamana gelindiğinde” anlamına gelir. I'd had, I had had ifadesinin kısaltılmış biçimidir. İlk had, past perfect yapısının yardımcı fiilidir; ikinci had ise have fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Birlikte, bu deneyimin söz konusu geçmiş noktadan önce zaten yaşanmış olduğunu gösterirler. The experience of ifadesinden sonra -ing biçimi gelir: the experience of being dunked... Bu yapı, yaşanan olayı konuşanın o zamana kadar biriktirdiği bir deneyim olarak sunar. numerous times ise olayın birçok kez tekrarlandığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi kısaltılmış past perfect ve the experience of + -ing yapısıyla tamamlayın: By then, ____ giving several presentations.

Cevabı göster

I'd had the experience of

Deyimler

bir benzetme olarak being dunked into various unfamiliar languages

Being dunked into various unfamiliar languages bir benzetmedir. dunk sözcüğü gerçek anlamıyla bir şeyi sıvının içine itmek veya batırmak demektir; burada languages, dil ortamlarını temsil eder. Dolayısıyla konuşan kişi iyi bilmediği dillerin arasına aniden bırakıldığını anlatır. Edilgen being dunked yapısı, bunun yavaş ve tamamen kontrollü bir seçim olmasından ziyade konuşan kişinin başına gelen bir deneyim olduğunu vurgular. Bu imge ani ve yoğun bir dalma ile çevrelenmiş olma hissi katar.

Alıştırma

being dunked into various unfamiliar languages burada neyi anlatıyor?

  1. Konuşan kişi iyi bilmediği dillerle aniden çevrelendi.
  2. Konuşan kişi gerçekten sıvı dolu bir kabın içine itildi.
  3. Konuşan kişi öğrenmek için bildiği bir dili yavaşça seçti.
Cevabı göster

Konuşan kişi iyi bilmediği dillerle aniden çevrelendi.

and I had faith that it would sort itself out Notlar

2:12

ve her şeyin yoluna gireceğine,

Kalıp ifadeler

I had faith that: bir sonuca güvenmek

Bu cümlede I had faith that, “... olacağına inanıyordum veya güveniyordum” demektir. Sonuç henüz kesin olmasa da konuşan kişi buna güvenmiştir. Buradaki faith dinî inanç anlamında değildir. Kalıp have faith that + tam cümleciktir. Had bu güveni geçmişe yerleştirir; that ile başlayan cümlecik beklenen sonucu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede have faith, beklenen sonucu tam bir cümlecikle doğal biçimde belirtir?

  1. I have faith that the team will recover.
  2. I expect the team to recover.
  3. I have faith in the team.
Cevabı göster

I have faith that the team will recover.

Öbek fiiller

it would sort itself out: durumun kendiliğinden çözülmesi

Burada it would sort itself out, konuşan kişinin doğrudan düzeltmesine gerek kalmadan durumun veya sorunun zamanla yoluna gireceği anlamına gelir. Bu ifadede sort out, “kategorilere ayırmak” demek değildir. Itself, it ile uyumlu bir dönüşlülük zamiridir ve “kendiliğinden” anlamını ekler. Would geçmişten bakılan geleceği anlatır: geçmişteki o anda daha sonra gerçekleşmesi beklenen sonuç buydu.

Alıştırma

Hangi cümle, kimse etkin biçimde düzeltmeden bir sorunun çözülebileceğini söyler?

  1. The clerk may sort the files out.
  2. Jamie may sort the problem out.
  3. The problem may sort itself out.
Cevabı göster

The problem may sort itself out.

and that everything would be just fine Ton ve niyet

2:14

her şeyin iyi olacağına dair inancım vardı,

Ton ve niyet

and that everything would be just fine: rahatlatıcı bir beklenti eklemek

and that, daha önceki bir düşünceye, inanca ya da ifadeye bir içerik yan cümlesi daha ekler. Dinleyiciye, ardından gelen kısmın inanılan ya da söylenen başka bir şey olduğunu gösterir. everything would be just fine, işlerin iyi sonuçlanacağına dair rahatlatıcı bir beklenti ifade eder. would, geçmişteki bir noktadan geleceğe bakar; just fine ise burada yalnızca «idare eder» değil, «tamamen yolunda» demektir.

Alıştırma

Cümleyi nottaki iki kelimelik rahatlatıcı ifadeyle tamamlayın: The guide said help was coming and that everything would be ____.

Cevabı göster

just fine

and it was of course.

2:16

ve elbette öyle de oldu.

At school, Julie was dunked into unfamiliar situations,

2:18

Okulda Julie, bilmediği durumların içine 'daldırıldı' (dunked),

a bit like a biscuit being dunked into a cup of tea. Anlatım akışı

2:23

biraz çaya batırılan bir bisküvi gibi.

Anlatım akışı

a bit like a ...: yaklaşık bir benzetme getirmek

a bit like a, tekil ve sayılabilen bir isimden önce benzetme getirir. Dinleyiciye, sıradaki görüntünün konuyu açıklamayı veya zihinde canlandırmayı kolaylaştıran bir karşılaştırma olduğunu, gerçek bir tanım olmadığını gösterir. a bit karşılaştırmayı bilerek yaklaşık hâle getirir: iki şey yararlı bir benzerlik paylaşır, ancak aynı değildir. Örnekte, bisküvinin çaya batırılması bu açıklayıcı görüntüyü sağlar.

Alıştırma

Cümleyi yaklaşık bir benzetme getiren dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: This app is ____ shared noticeboard.

Cevabı göster

a bit like a

Often, dunk means to dip something into a liquid, Kelime

2:26

Genellikle 'dunk', bir şeyi sıvıya batırmak anlamına gelir,

Kelime

dunk means to dip something into a liquid: bir şeyi sıvıya batırmak

Burada dunk, daha basit olan dip fiiliyle tanımlanır: bir şeyi, genellikle kısa bir süreliğine, bir sıvının içine koymak. X means to + fiilin yalın hâli yapısı, X'in hangi eylemi anlattığını açıklar. Bu gerçek anlam, bir şeyin sıvıya girmesiyle ilgili net bir fiziksel görüntü oluşturur. Bu görüntü, daha sonra birinin aniden yeni bir durumun içine konulmasını anlatan mecazi kullanımı anlamaya da yardımcı olabilir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: "She dunked the biscuit into her tea." Burada dunk ne anlama geliyor?

  1. Bisküviyi kısa bir süre çayın içine koydu.
  2. Çayı içmeden önce bisküviyi ezdi.
  3. Bisküviyi fincanın yanına koydu.
Cevabı göster

Bisküviyi kısa bir süre çayın içine koydu.

but here the meaning is that Julie was suddenly dropped into a new situation for a while, Notlar

2:29

ancak buradaki anlamı, Julie'nin bir süreliğine aniden yeni bir durumun içine bırakılması,

Anlatım akışı

but here the meaning is: bağlama özgü anlama geçiş

but here the meaning is kalıbı, yaygın veya daha önce sözü edilen bir tanımdan mevcut bağlamda gerekli olan yoruma geçildiğini gösterir. But karşıtlığı belirtir; here ise “bu örnekte veya metin bölümünde” demektir. is ifadesinden sonra konuşmacı bağlama özgü anlamı verir; asıl cümlede that, bu anlamı açıklayan tam bir yan cümleyi başlatır. Bu kalıp, genel anlamla bağlama özgü anlamı birbirinden ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

"but here the meaning is" kalıbı dinleyiciye neyi gösterir?

  1. Konuşmacı yaygın bir anlamdan bu bağlamda gerekli olan anlama geçiyor.
  2. Konuşmacı odağı değiştirmeden aynı tanımı tekrarlıyor.
  3. Konuşmacı bir anlam vermeden önce açıklamayı bitiriyor.
Cevabı göster

Konuşmacı yaygın bir anlamdan bu bağlamda gerekli olan anlama geçiyor.

Deyimler

was suddenly dropped into a new situation for a while: ani ve geçici bir koşul değişikliği

Was suddenly dropped into a new situation, edilgen ve mecazi bir ifadedir. Julie'nin fiziksel olarak düştüğü değil, çok hızlı biçimde alışık olmadığı koşulların içine yerleştirildiği anlamına gelir. Edilgen yapı, değişimi Julie'nin bilinçli seçiminin değil, çevresinde gelişen olayların yarattığını düşündürür. For a while süreyi sınırlar: yeni durum geçicidir. Başka bağlamlara aktarılabilen be dropped into + a situation, role, or task kalıbı, çoğu zaman çok az hazırlıkla bir şeye aniden girmeyi anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede was suddenly dropped into a new situation for a while ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Julie dikkatlice plan yaptı ve sonsuza kadar sürecek tanıdık bir düzen seçti.
  2. Julie gerçekten yüksekten düştü ve kısa bir süre yerde kaldı.
  3. Julie beklenmedik biçimde alışık olmadığı koşullara yerleştirildi ve bu durum sınırlı bir süre devam etti.
Cevabı göster

Julie beklenmedik biçimde alışık olmadığı koşullara yerleştirildi ve bu durum sınırlı bir süre devam etti.

then taken out as her family traveled through Europe. Öbek fiiller

2:34

ardından ailesi Avrupa'da seyahat ederken oradan çıkarılmasıdır.

Öbek fiiller

then taken out: anlamca tamamlanan edilgen yapı Julie was taken out

Then taken out, daha sonra o durumun içinden çıkarılmak veya uzaklaştırılmak anlamına gelir. was dropped into ile karşıtlık kurar: Julie önce geçici duruma girer, ardından ailesi yolculuğa devam ederken bu durumdan çıkarılır. Tekrarlanan özne ve yardımcı fiil atılmıştır. Tam yapı Julie was suddenly dropped into ..., then [Julie was] taken out .... şeklindedir. Taken, anlamca var olan was tarafından yönetilen bir geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla iki eylem de Julie'ye uygulanır.

Alıştırma

Bu cümlede then taken out ifadesini doğru biçimde tamamlayan yorum hangisidir?

  1. Ardından Julie bu durumdan bir şeyi çıkardı.
  2. Ardından Julie bu durumdan çıkarıldı.
  3. Ardından durum Julie'yi bir geziye çıkardı.
Cevabı göster

Ardından Julie bu durumdan çıkarıldı.

By the time she arrived in Canada, Dilbilgisi

2:38

Kanada'ya vardığında,

Julie had been exposed to several other languages, Kalıp ifadeler

2:40

Julie başka birkaç dille daha tanışmıştı,

Dilbilgisi

By the time she arrived in Canada: daha önceki geçmişi belirtmek

By the time she arrived in Canada, Julie'nin Kanada'ya varışını geçmişteki referans noktası olarak belirler. Yan cümle, iki geçmiş olaydan daha sonra gerçekleşeni belirttiği için simple past kullanır. Ana cümlede past perfect olan had been exposed kullanılır; böylece bu noktadan daha önce gerçekleşmiş bir deneyime dönüp bakılır. Yaygın kalıp By the time + simple past, ... had + past participle şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi By the time ve finish fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: ____ the guests arrived, we ____ dinner.

Cevabı göster

By the time · had finished

Kalıp ifadeler

had been exposed to several other languages: önceden temas, yetkinlik değil

Had been exposed to, be exposed to yapısının edilgen past perfect biçimidir. Başka bir geçmiş noktadan önce Julie'nin çevresi aracılığıyla birkaç dili zaten görmüş, duymuş veya deneyimlemiş olduğunu anlatır. Bu tür bir exposure, mutlaka resmî eğitim veya akıcı konuşma becerisi anlamına gelmez. Dillerle kullanıldığında be exposed to çoğunlukla o dili duymak, görmek veya kullanıldığı bir ortamda bulunmak demektir.

Alıştırma

Cümleyi be exposed to yapısının edilgen past perfect biçimiyle tamamlayın: Before the internship began, Leo ____ technical English through online courses.

Cevabı göster

had been exposed to

including Italian and French.

2:43

İtalyanca ve Fransızca dahil.

She had experienced many difficulties,

2:45

Birçok zorluk yaşamış,

but never given up hope of finding a new home. Kalıp ifadeler

2:48

ancak yeni bir ev bulma umudundan asla vazgeçmemişti.

Kalıp ifadeler

given up hope of finding...: give up hope of + -ing yapısı

Give up hope of + -ing, sözü edilen sonucun gerçekleşebileceğine artık inanmamak demektir. Of bir edattır; bu yüzden burada ardından -ing biçimindeki finding gelir. Never bu anlamı tersine çevirir: umut etmeyi bırakmadı. Given bir geçmiş zaman ortacıdır ve önceki had ile ortak kullanılır; dolayısıyla tam yapı had experienced ... but had never given up... şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi give up hope of + -ing yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: After several failed searches, they ____ the missing keys.

Cevabı göster

gave up hope of finding

Julie had faith, Kalıp ifadeler

2:52

Julie'nin inancı (faith) vardı,

Kalıp ifadeler

Julie had faith: have faith ifadesinin tümleçsiz kullanımı

Had faith, Julie'nin güçlü bir güven veya inanç duygusunu koruduğu anlamına gelir. Buradaki faith mutlaka dinsel değildir; işlerin iyi sonuçlanabileceğine dair güçlü bir inancı anlatır. Have faith, güvenilen kişi ya da şey veya beklenen sonuç bağlamdan açıkça anlaşıldığında tümleç almadan kullanılabilir. Bu güven anlamında faith genellikle sayılamayan bir isimdir, bu nedenle önüne a gelmez.

Alıştırma

Cümleyi have faith ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: The result was uncertain, but the team still ____.

Cevabı göster

had faith

in other words, Anlatım akışı

2:53

başka bir deyişle,

trust or confidence that everything would sort itself out,

2:54

her şeyin yoluna gireceğine (sort itself out) dair bir güveni veya inancı vardı;

Anlatım akışı

Yeniden ifade etme sinyali olarak in other words

In other words, konuşmacının aynı fikri daha açık, doğrudan veya kısa bir biçimde yeniden ifade edeceğini gösterir. Burada biraz önce belirtilen fikir, trust or confidence sözleriyle yeniden ifade edilir. Bu ifadeyi duyduğunuzda ardından gelen kısmı yeni bir konu veya örnek olarak değil, aynı fikrin yeniden anlatımı ya da açıklaması olarak değerlendirin.

Alıştırma

The café has closed permanently; in other words, it will not reopen cümlesinde in other words ne işe yarar?

  1. Daha geniş bir gruptan bir örnek verir.
  2. İlgisiz yeni bir konu başlatır.
  3. İlk fikri daha açık biçimde yeniden ifade eder.
Cevabı göster

İlk fikri daha açık biçimde yeniden ifade eder.

a phrase meaning to stop being a problem automatically without having to do anything. Dilbilgisi

2:59

bu ifade, hiçbir şey yapmaya gerek kalmadan bir sorunun otomatik olarak ortadan kalkması anlamına gelir.

Dilbilgisi

without having to do anything: herhangi bir eylem gerekmez

without ifadesinden sonra bir fiil geldiğinde, bu fiil -ing biçimini alır. without having to do anything yapısında having to, have to ifadesinin -ing biçimidir; dolayısıyla tüm ifade hiçbir şey yapmanın gerekli olmadığı anlamına gelir. Vurgu, bir zorunluluğun bulunmamasındadır: sorun kendiliğinden ortadan kalkar ve kişinin harekete geçmesi gerekmez. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı without having to + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Cümleyi without having to + yalın fiil yapısıyla tamamlayın: I can use the new version immediately ____ restart the computer.

Cevabı göster

without having to

Over the following years, Anlatım akışı

3:04

Sonraki yıllarda,

Anlatım akışı

Over the following years: anlatıda zaman çerçevesi

Over the following years, hikâyedeki o noktadan sonra gelen yıllar boyunca anlamına gelir. Buradaki over, bir şeyin üzerinde olmayı değil, uzayan bir zaman dilimini belirtir. İfadenin başta kullanılması anlatının zaman çizgisini ileri taşır ve sonraki olayları tek bir kesin anda olan bir olaydan ziyade bu dönem boyunca gelişen süreçler olarak çerçeveler.

Alıştırma

Bu anlatıda Over the following years hangi zaman ilişkisini ifade ediyor?

  1. O noktadan önceki yıllar boyunca
  2. Birkaç yıl sonraki tek bir kesin anda
  3. O noktadan sonra gelen yıllar boyunca
Cevabı göster

O noktadan sonra gelen yıllar boyunca

Julie faced many challenges, Kalıp ifadeler

3:06

Julie pek çok zorlukla yüzleşti:

Kalıp ifadeler

faced many challenges: önemli zorluklarla karşılaşmak

Julie faced many challenges ifadesinde faced, face fiilinin geçmiş zaman biçimidir. face a challenge, karşılık verilmesi gereken önemli bir zorlukla karşılaşmak anlamına gelir; tek başına zorluğun çözüldüğünü söylemez. many sözcüğünden sonra çoğul challenges gelir. Bu cümle genel bir özettir ve Julie'nin uğraşmak zorunda kaldığı belirli sorunların listesini tanıtabilir.

Alıştırma

Cümleyi face many challenges eşdizimiyle tamamlayın: New teachers often ____ during their first year.

Cevabı göster

face many challenges

going to school and making friends, Dilbilgisi

3:08

Okula gitmek ve arkadaş edinmek,

helping her parents as they struggled in the English-speaking world, Kelime

3:10

İngilizce konuşulan dünyada zorlanan anne babasına yardım etmek,

Kelime

struggled in the English-speaking world: İngilizcenin baskın olduğu dünyada zorluk çekmek

Struggled, anne babasının günlük hayatı sürdürürken ciddi zorluklar yaşadığını belirtir. İfade, tek ve kısa süreli bir sorundan çok zaman içinde devam eden bir çabayı anlatır. The English-speaking world, İngilizcenin kamusal alandaki ana dil olduğu toplumlar ve günlük ortamlar için kullanılan geniş kapsamlı bir ifadedir. Burada iş, okul, hizmetler ve toplum yaşamındaki dilsel ve sosyal çevreyi kapsar; yaşanan zorluğu yalnızca İngilizce öğrenmekle sınırlandırmaz.

Alıştırma

Bu cümlede the English-speaking world ne anlama geliyor?

  1. Her sakinin İngiltere'den geldiği bütün ülkeler
  2. İngilizcenin baskın olduğu geniş sosyal ve günlük yaşam çevresi
  3. Yalnızca İngilizce öğretmenlerinin yaşadığı bir yer
Cevabı göster

İngilizcenin baskın olduğu geniş sosyal ve günlük yaşam çevresi

and grieving for her native language which she slowly forgot Kelime

3:14

ve yavaş yavaş unuttuğu anadili için yas tutmak,

Dilbilgisi

going..., helping... ve grieving...: paralel bir -ing listesi

Bu bölüm üç ana deneyimi paralel bir liste hâlinde düzenler: okula gitmek ve arkadaş edinmek, anne babasına yardım etmek ve ana dili için yas tutmak. Ana fiillerin hepsi -ing biçimindedir; bu da uzun sıralamaya dengeli ve bağlantılı bir yapı verir. Bu -ing biçimleri, daha geniş bir zorluklar bütününü oluşturan deneyimleri adlandırır. Tek başlarına continuous tense oluşturmazlar; bunun için genellikle was going örneğindeki was gibi bir be biçimi gerekir.

Alıştırma

Bu bölümdeki -ing ifadelerinin temel görevi nedir?

  1. Bölümü birbirinden ayrı üç tam cümleye dönüştürürler.
  2. Her eylemin konuşma anında gerçekleştiğini gösterirler.
  3. Zorlukları açıklayan paralel bir liste oluştururlar.
Cevabı göster

Zorlukları açıklayan paralel bir liste oluştururlar.

and with it the chance to speak Czech with her dad before he passed away. Deyimler

3:18

ve bununla birlikte babası vefat etmeden önce onunla Çekçe konuşma fırsatını kaybetmek.

Kelime

grieving for her native language: ana dilini kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşamak

grieving for her native language ifadesindeki grieve for, değerli bir şeyi kaybetmekten dolayı derin üzüntü duymak anlamına gelir. Bu ifade, ana dilin yavaş yavaş kaybedilmesini küçük bir hafıza sorunu olarak değil, yas tutulacak bir kayıp olarak sunar. grieve for ifadesinin nesnesi yalnızca ölen bir kişi değil, önemli ve soyut bir kayıp da olabilir. Burada ifade; ilk dil, aile ve kimlik arasındaki bağa duygusal ağırlık kazandırır.

Alıştırma

Bu cümlede “grieving for her native language” neyi ifade ediyor?

  1. Hayatının merkezindeki bir şeyi yavaş yavaş kaybettiği için derin üzüntü duyuyor.
  2. Bir dil dersi zor olduğu için sinirleniyor.
  3. Farklı bir dil konuşma fırsatını kutluyor.
Cevabı göster

Hayatının merkezindeki bir şeyi yavaş yavaş kaybettiği için derin üzüntü duyuyor.

Deyimler

before he passed away: o vefat etmeden önce

Passed away, died demenin örtmeceli bir yoludur. Bir kişinin ölümünü ifade ederken cümleyi daha yumuşak ve saygılı hâle getirir. before he passed away ifadesinde before, babasıyla konuşma fırsatını babasının ölümünden önceki zamana yerleştirir. Buradaki passed away, onun yalnızca ayrıldığı veya taşındığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Taziye cümlesini died anlamına gelen iki kelimelik yumuşak örtmeceyle tamamlayın: I was sorry to hear that your grandfather ____.

Cevabı göster

passed away

Julie shares her thoughts on losing and refinding her mother tongue in her book Memory Speaks. Kelime

3:23

Julie, anadilini kaybetme ve yeniden bulma konusundaki düşüncelerini 'Memory Speaks' (Hafıza Konuşuyor) adlı kitabında paylaşıyor.

Kelime

Ana dilini kaybetmek ve yeniden bulmak

Bu ifade, onun ana dilini bir zamanlar kaybettiği ve daha sonra yeniden bulduğu bir şey gibi sunar. Losing, dili kullanma yetisinin azalması ya da kaybolması veya dilden uzaklaşma anlamına gelebilir; refinding ise önceki bağın yeniden kurulmasıdır. Mother tongue çocukluk, aile, kültür ve kimlikle bağlar taşıdığı için, refinding burada sözcükleri yeniden öğrenmekten fazlasını düşündürür. Paralel losing ve refinding -ing biçimleri, deneyimi uzaklaşmadan yeniden bağ kurmaya giden bir süreç olarak çerçeveler.

Alıştırma

Hangi durum refinding her mother tongue ifadesine en iyi uyar?

  1. Hiç bilmediği bir yabancı dili ilk kez öğrenmesi.
  2. İşte yararlı olduğu için yeni bir dil seçmesi.
  3. Uzaklaştığı çocukluk diliyle yeniden bağ kurması.
Cevabı göster

Uzaklaştığı çocukluk diliyle yeniden bağ kurması.

Through it all, Anlatım akışı

3:29

Tüm bunlar boyunca,

Anlatım akışı

Anlatı geçişi olarak Through it all

Through it all, “az önce söz edilen deneyimler dizisinin tamamı boyunca” anlamına gelir. Buradaki it zamiri tek bir nesneyi göstermez; it all daha önceki çeşitli olayları veya zorlukları tek bir bütün hâlinde toplar. Sonraki yan cümlenin önüne yerleştirilen ifade, ardından gelen durumun, inancın veya eylemin bu deneyimlere rağmen sürdüğünü bildirir. Önce yaşananlara dönüp ardından dikkati değişmeden kalan şeye çevirerek anlatıyı düzenler.

Alıştırma

Birkaç zorlu ayın ardından hangi cümle Maya'nın tüm bu dönem boyunca aynı alışkanlığı sürdürdüğünü söyler?

  1. Through it all, Maya kept calling her family every Sunday.
  2. After all, Maya kept calling her family every Sunday.
  3. At last, Maya kept calling her family every Sunday.
Cevabı göster

Through it all, Maya kept calling her family every Sunday.

Julie kept alive her belief that by speaking two, Notlar

3:29

Julie iki,

Kalıp ifadeler

kept alive her belief that: soyut bir inancın kaybolmasını önlemek

Bu cümlede kept alive her belief, Julie’nin inancını sürdürdüğü ve kaybolmasına izin vermediği anlamına gelir. Alive mecazidir; inanç gerçekten yaşayan bir şey değildir. Daha yaygın diziliş kept her belief alive şeklindedir. Burada uzun nesne her belief that ... alive sözcüğünden sonra gelir ve that, onun inandığı düşüncenin tamamını başlatır. Nesne uzun bir that yan cümleciği içerdiğinde bu geciktirilmiş nesne dizilişi özellikle resmî yazıda doğal olur.

Alıştırma

“Julie kept alive her belief that...” burada ne anlama geliyor?

  1. Julie bu inancı sürdürdü.
  2. Julie bu inancın doğru olduğunu kanıtladı.
  3. Julie bu inancı yeni bir inançla değiştirdi.
Cevabı göster

Julie bu inancı sürdürdü.

three,

3:32

üç,

or even more languages,

3:33

veya daha fazla dil konuşarak

we don't forget who we are, Dilbilgisi

3:35

kim olduğumuzu unutmadığımız,

but instead gain a sense of tolerance,

3:37

aksine bir hoşgörü duygusu kazandığımız inancını canlı tuttu.

Dilbilgisi

by speaking ...: yöntemi göstermek için by + -ing kullanımı

Cümle başındaki by + -ing öbeği, ana cümledeki sonuçla bağlantılı yöntemi veya aracı açıklar. By speaking ... “konuşma eylemi yoluyla” demektir; dolayısıyla birden fazla dil konuşmak, sonraki sonuçların gerçekleşme yöntemi olarak sunulur. By edatından sonra speak veya to speak değil, -ing biçimindeki speaking kullanılır. Two, three, or even more, sayıyı giderek artıran bir sıralamadır; even daha büyük sayıyı vurgular.

Alıştırma

Parantezdeki fiilin by + -ing biçimiyle İngilizce cümleyi tamamlayın: ____ the map before leaving, we avoided getting lost. (check)

Cevabı göster

By checking

Dilbilgisi

don't forget ... but instead gain ...: beklenen sonucun yerine gerçeğini koymak

not A, but instead B kalıbı, beklenen veya korkulan bir sonucu reddeder ve onun yerine konuşanın vurgulamak istediği sonucu getirir. Burada we don't forget who we are reddedilen kaygıyı, gain a sense of tolerance ise olumlu sonucu ifade eder. forget ve gain aynı we öznesini paylaştığı için but instead sonrasında we sözcüğünü tekrarlamak gerekmez. Bu kalıbı yalnızca ikinci bir bilgi eklemek için değil, bir beklentiyi düzeltmek için kullanın.

Alıştırma

Cümleyi not ... but instead ... kalıbıyla tamamlayın: Learning another language does ____ erase your identity, ____ helps you understand other people.

Cevabı göster

not · but instead

an idea which she talked about with BBC Radio 4's Word of Mouth.

3:40

Bu, BBC Radio 4'ün Word of Mouth programında bahsettiği bir düşünce.

The idea that you can be both of Mexican ancestry, Dilbilgisi

3:45

Örneğin, hem Meksika kökenli olup,

for example,

3:49

hem İspanyolca konuşup

and speak Spanish and be a full-fledged American,

3:49

aynı zamanda tam teşekküllü bir Amerikalı olabileceğiniz fikri.

Dilbilgisi

both of Mexican ancestry ... and ... a full-fledged American: bir arada var olan kimlikler

both ... and ... yapısı, iki tarafı aynı anda doğru olarak sunar. Burada bir taraf Meksika kökenli olmaktır; diğer taraf ise İspanyolca konuşmayı ve tam anlamıyla Amerikalı olmayı içerir. Cümle bu kültürel, dilsel ve ulusal kimlikleri birbirini geçersiz kılan seçenekler olarak değil, birbiriyle bağdaşan kimlikler olarak ele alır. İkinci taraf birden fazla bağlantılı fikir içerir ve for example ilk taraftan sonra akışı kısa süreliğine keser. Böyle uzun bir cümlede both ... and ... yapısındaki iki ana tarafı izleyin; yakındaki her and sözcüğünü yeni bir seçimin işareti olarak görmeyin.

Alıştırma

Cümleyi both ... and ... ile tamamlayın: Maya is ____ a skilled engineer ____ a patient mentor.

Cevabı göster

both · and

or in my case, Anlatım akışı

3:54

Veya benim durumumda,

Anlatım akışı

or in my case: kişisel bir örneğe geçiş

In my case, “benim durumumda” demektir. Konuyu genel bir örnekten veya başka birinin deneyiminden konuşanın kendi örneğine geçirir. Buradaki or, aynı düşünceyi destekleyen başka bir örnek sunar. Zorunlu bir seçim bildirmez ve daha önce söyleneni reddetmez.

Alıştırma

Konuşan kişi “or in my case” ile neyi işaret ediyor?

  1. Genel bir örnekten konuşanın kendi durumuna geçiş
  2. Dinleyicinin yapması gereken bir seçim
  3. Önceki örneğin yanlış olduğunu belirten bir düzeltme
Cevabı göster

Genel bir örnekten konuşanın kendi durumuna geçiş

come from a country like the Czech Republic,

3:55

Çek Cumhuriyeti gibi bir ülkeden gelip,

continue to speak my language and to be a Canadian and very proudly so Dilbilgisi

3:58

kendi dilimi konuşmaya devam edip aynı zamanda çok gururlu bir Kanadalı olmak

Dilbilgisi

continue to speak ... and to be ...: very proudly so ile paralel düşünceler

Continue’den sonra to speak my language ve to be a Canadian şeklindeki iki to-infinitive ifadesi eş görevli olarak bağlanır. To’nun tekrarlanması paralel düşünceleri netleştirir: kişinin kendi dilini konuşmayı sürdürmesi ile Kanadalı kimliğini koruması aynı anda mümkün olabilir. and very proudly so içindeki so, hemen önce belirtilen being a Canadian, yani Kanadalı olma kimliğinin yerini tutar. Proudly, ifadenin tamamını tekrarlamadan konuşanın olumlu tutumunu ekler.

Alıştırma

Vurgulanan ifade ne anlatıyor?

  1. Kanadalı olmak yalnızca konuşan kişinin o dili kullanmasının nedeni olarak sunulur.
  2. Konuşan kişi kendi dilini konuşmayı sürdürüp Kanadalı kalabilir ve bu Kanadalı kimliğiyle gurur duyar.
  3. Konuşan kişi Kanadalı olabilmek için önce kendi dilini konuşmayı bırakmalıdır.
Cevabı göster

Konuşan kişi kendi dilini konuşmayı sürdürüp Kanadalı kalabilir ve bu Kanadalı kimliğiyle gurur duyar.

and very invested in Canada as a society. Kelime

4:03

ve Kanada toplumuna son derece bağlı olmak.

Kelime

very invested in Canada as a society: Kanada toplumuna kişisel bağlılık

Burada be invested in, bir şeyi derinden önemsemek ve olacakları kişisel olarak kendisiyle ilgili görmek anlamına gelir. Very, bu duygusal, toplumsal veya değerlere dayalı bağlılığın gücünü artırır; bu bağlamda mali yatırım anlamına gelmez. Canada as a society, Kanada'yı yalnızca bir yer, hükûmet veya pazar olarak değil, ortak bir yurttaşlık yaşamına sahip topluluk olarak sunar. Bu nedenle ifade, Kanada toplumuna yönelik güçlü bir ilgiyi ve aktif katılımı anlatır.

Alıştırma

“Maya is deeply invested in her school community,” cümlesinde invested in büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Okuldan hisse satın aldı.
  2. Yalnızca okulun yakınında yaşıyor.
  3. Topluluğu önemsiyor ve ona bağlılık gösteriyor.
Cevabı göster

Topluluğu önemsiyor ve ona bağlılık gösteriyor.

There's a number of studies that suggest that the very presence of people with blended ideas in a society Notlar

4:06

Toplumda karışık düşüncelere sahip insanların sırf var olmasının bile

Anlatım akışı

a number of studies that suggest: araştırma kanıtını temkinli biçimde sunmak

Bu ifade, ardından gelen iddiayı çeşitli araştırmaların desteklediğini önceden bildirir. Sonraki düşünceyi yalnızca kişisel bir görüş olarak değil, kanıta dayalı bir ifade olarak düzenler ve böylece savı daha az öznel gösterir. A number of “birkaç, çeşitli” anlamına gelir; that suggest ilgi cümleciği ise çalışmaların neyi gösterdiğini tanıtır. Araştırma dilinde suggest, “tavsiye etmek” değil, “göstermek, işaret etmek” anlamındadır ve bir şeyin kanıtlandığını iddia etmek yerine belirsizliğe yer bırakır.

Alıştırma

a number of studies that suggest ifadesi cümlede ne işe yarar?

  1. Çalışmaların kesin sayısını verir.
  2. Çalışmaların bir eylem tavsiye ettiğini söyler.
  3. Çeşitli araştırmaların desteğini sunarken sonucu temkinli tutar.
Cevabı göster

Çeşitli araştırmaların desteğini sunarken sonucu temkinli tutar.

Kalıp ifadeler

the very presence of: varlığın kendisini vurgulama

the very presence of ifadesinde very, “son derece” anlamına gelmez. Very, the ile birlikte bir isimden önce geldiğinde the very, tam olarak o şeyin kendisinin yeterli veya önemli olduğunu vurgular. Burada ifade, harmanlanmış fikirlere sahip insanların toplumda var olması gerçeğine odaklanır. the very + isim kalıbı çoğu zaman “o şeyin veya gerçeğin kendisi” anlamına gelir. Bir etkinin ortaya çıkması için başka bir eyleme gerek olmadığını gösterebilir.

Alıştırma

“The very presence of a camera made everyone more careful.” cümlesinde very neyi vurgular?

  1. Kamera herkese son derece yakındı.
  2. Kameranın orada olması tek başına bir etki yaratmaya yetti.
  3. Herkes kamera kullanmakta çok becerikliydi.
Cevabı göster

Kameranın orada olması tek başına bir etki yaratmaya yetti.

seem to lead to greater acceptance between groups. Kalıp ifadeler

4:13

gruplar arasında daha büyük bir kabullenmeye yol açtığını öne süren çok sayıda çalışma var.

Kalıp ifadeler

to lead to greater acceptance between groups: bir sonucu ifade etmek

seem to lead to... yapısında ilk to, seem fiilinden sonraki mastarı işaretler. lead to + isim öbeği kalıbı “bir sonuca neden olmak veya o sonucun oluşmasına katkıda bulunmak” anlamına gelir. Buradaki sonuç greater acceptance between groups ifadesidir. Greater, kabul düzeyinin öncekinden veya başka bir durumdakinden daha yüksek olduğunu gösterir; between groups ise bu kabulün gruplar arasındaki ilişkilerde bulunduğunu belirtir. Lead to olumlu ya da olumsuz bir sonuçla kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi lead to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Clear rules can ____ fewer mistakes.

Cevabı göster

lead to

It creates the sense that this is not an either or, Notlar

4:17

Bu durum, meselenin 'ya o ya da bu' olmadığı hissini yaratıyor,

Anlatım akışı

It creates the sense that: kanıtı bir izlenime bağlamak

“It creates the sense that”, daha önce sözü edilen olguların veya ayrıntıların oluşturduğu izlenimi açıklar. “It” önceki bilgilere gönderme yapar; that ile başlayan yan cümle ise ortaya çıkan anlayışı belirtir. Bu cümlede durum, iki seçenekten birini seçmeye zorlayan bir tercih gibi görünmemektedir. Bu yapı bilgiyi “neden veya kanıt → genel izlenim” biçiminde düzenler. Buradaki “sense”, fiziksel bir duyu değil, “izlenim” veya “algı” anlamındadır. İfade, sonucun doğrudan kanıtlandığını ileri sürmek yerine bir yorum sunar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin aynısını kullanarak tamamlayın: The open design ____ everyone is welcome.

Cevabı göster

creates the sense that

that we can coexist perhaps precisely because we have evidence that these cultures can coexist within a single person. Anlatım akışı

4:20

belki de tam olarak bu kültürlerin tek bir insan içinde bir arada var olabileceğine dair kanıtlarımız olduğu için bir arada yaşayabiliyoruz.

Kelime

this is not an either or: zorunlu seçimi reddetmek

“This is not an either or” ifadesinde “an either-or”, yalnızca birbirini dışlayan iki alternatif arasında zorunlu bir seçim olarak sunulan bir durumu anlatan isimdir. “Not” bu çerçeveyi reddeder. Bu ret, bir arada bulunma fikrine zemin hazırlar: iki kültür tek bir insanda bir arada bulunabilir, dolayısıyla konu A'ya karşı B biçimine indirgenmek zorunda değildir. Düzenlenmiş yazılı metinlerde bu isim normalde kısa çizgiyle “an either-or” şeklinde yazılır.

Alıştırma

“For this team, flexibility and accountability are not an either-or,” cümlesinde “not an either-or” ne anlama gelir?

  1. Birini seçip diğerini reddetmelisiniz.
  2. İkisinin birbirini dışlayan seçenekler olarak ele alınması gerekmez.
  3. İki seçenek de mümkün değildir.
Cevabı göster

İkisinin birbirini dışlayan seçenekler olarak ele alınması gerekmez.

Anlatım akışı

perhaps precisely because: iddiayı temkinli sunup nedeni vurgulamak

Bu cümlede perhaps, neden-sonuç iddiasını temkinli hâle getirir: konuşmacı bunu kesin bir yargı değil, olası bir açıklama olarak sunar. Ardından precisely because, because ile sunulan nedene güçlü bir vurgu yapar. Bu iki işlev birbiriyle çelişmez. Perhaps konuşmacının ne kadar emin olduğunu yumuşatırken precisely, iddia doğruysa hangi nedenin belirleyici olacağını gösterir. Bu yapı, temel nedeni vurgulamaktan vazgeçmeden sonucu temkinli biçimde ifade etmeyi sağlar.

Alıştırma

Ardından gelen olguyu tam olarak belirleyici neden diye gösteren iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The small shop feels welcoming ____ it is not polished.

Cevabı göster

precisely because

For Julie,

4:28

Julie için,

there's no contradiction in being a Canadian refugee speaking Czech Dilbilgisi

4:28

Çekçe konuşan Kanadalı bir mülteci olmakla,

Dilbilgisi

there's no contradiction in being...: birbiriyle uyumlu kimlikler ve eylemler

There's no contradiction in + -ing, bir durumun, eylemin veya kimliğin aynı kişiyle ilgili başka bir gerçekle uyumsuz olmadığını belirtir. Burada Julie'nin Kanadalı bir mülteci kimliğiyle Çekçe konuşmasının bir arada bulunabileceğini söyler. in edatından sonra being a Canadian refugee speaking Czech şeklindeki -ing yan cümlesi gelir. Being yan cümleyi yönetir; speaking Czech ise bu yapının içinde Julie'yi tanımlar. Yan cümlenin tamamı, çelişkili olmadığı söylenen durumu adlandırır.

Alıştırma

İki eylemin birbiriyle uyumsuz olmadığını belirten, dersteki beş sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ working independently and asking for help when needed.

Cevabı göster

There is no contradiction in

or a Spanish-speaking immigrant who's a full-fledged or fully developed American. Kelime

4:33

tam teşekküllü (full-fledged) veya tamamen gelişmiş bir Amerikalı olan İspanyolca konuşan bir göçmen olmak arasında bir çelişki yoktur.

Kelime

a full-fledged or fully developed American: tam anlamıyla Amerikalı

Bu cümlede a full-fledged American, Amerikalı kimliği eksiksiz ve bütünüyle geçerli olan, yani yalnızca kısmen Amerikalı sayılmayan birini anlatır. İspanyolca konuşan bir göçmen olmanın kişiyi daha az Amerikalı yapmadığını vurgular. Konuşmacı, full-fledged ifadesini hemen açıklamak için or fully developed sözünü ekler. Burada bir kimliğin veya statünün bütünüyle oluşması kastedilir; kişinin fiziksel ya da zihinsel gelişimi hakkında yorum yapılmaz.

Alıştırma

“Eksiksiz üyelik statüsüne sahip” anlamındaki vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the trial period, Priya became a ____ member of the committee.

Cevabı göster

full-fledged

These are not either or situations,

4:39

Bunlar 'ya o ya da bu' (either or) durumları değildir,

cases where there is only a choice between two options

4:41

yani sadece iki seçenek arasında bir seçimin olduğu

with no third possibility.

4:44

ve üçüncü bir olasılığın bulunmadığı durumlar değildir.

Instead, Anlatım akışı

4:46

Bunun yerine,

a peaceful coexistence can develop as shown in the life of Julie Sedivy herself.

4:47

bizzat Julie Sedivy'nin hayatında gösterildiği gibi barışçıl bir birlikte yaşama gelişebilir.

Anlatım akışı

Instead, ... can develop: alternatif bir sonuç sunmak

Instead, dinleyiciye önceki beklentiyi veya iki seçenekten yalnızca birinin mümkün olduğunu söyleyen iddiayı başka bir sonuçla değiştirmesi gerektiğini bildiren bir söylem işaretidir. Yalnızca yeni bir bilgi eklemez; savın yönünü barışçıl birlikteliğe çevirir. a peaceful coexistence can develop bölümü bu alternatifi sunar. Can develop, böyle bir birlikteliğin zamanla ortaya çıkabileceğini anlatır; böylece cümle, çatışmayı veya zorunlu bir seçimi reddetmekten olası bir ortak sonucu sunmaya geçer.

Alıştırma

Konuşmacı önce iki geleneğin birlikte var olamayacağı iddiasını reddediyor. “Instead, a peaceful coexistence can develop” cümlesindeki Instead neyi gösterir?

  1. Aynı iddiayı destekleyen bir örnek sunar.
  2. Bu iddiayı alternatif bir olasılıkla değiştirir.
  3. Birlikteliğin daha önce gerçekleştiğini gösterir.
Cevabı göster

Bu iddiayı alternatif bir olasılıkla değiştirir.

Right,

4:53

Evet,

it's time to reveal the answer to my question. Anlatım akışı

4:54

sorumun cevabını açıklama zamanı geldi.

Anlatım akışı

Açıklama aşamasına geçiş için It's time to reveal...

It's time to + fiilin yalın hâli, bir eylemi yapmak için uygun zamanın geldiğini belirtir. Burada to reveal, time sözcüğünden sonra gelen mastar yapısıdır; reveal the answer ise daha önce gizlenen veya açıklanması ertelenen cevabı duyurmak anlamına gelir. Bu cümlede ifade programın akışını düzenler: tartışmayı bitirir ve cevabın açıklanacağı bölümün başladığını gösterir. Aynı yapı bir dersin, toplantının veya etkinliğin sonraki adımını duyurmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Geçiş cümlesini eksik sözcükle tamamlayın: The votes have been counted. It's time ____ reveal the winner.

Cevabı göster

to

How many people around the world,

4:56

Dünya çapında kaç kişi,

like Julie,

4:58

Julie gibi,

are living as displaced refugees?

4:59

yerinden edilmiş mülteci olarak yaşıyor?

Well,

5:02

Şey,

I said it was 103 million.

5:02

ben 103 milyon demiştim.

Was I right? Ton ve niyet

5:04

Haklı mıydım?

Ton ve niyet

Önceki bir cevabı doğrulamak için Was I right?

Was I right?, daha önce verilen bir cevabın, yapılan bir tahminin veya değerlendirmenin doğru olup olmadığını teyit etmeyi ister. Was, yalnızca birkaç saniye önce gerçekleşmiş olsa bile bu cevabı veya değerlendirmeyi tamamlanmış bir geçmiş an olarak sunar. Burada right, yön bildiren sağ değil, doğru anlamındaki bir sıfattır. Soru be fiilini kullanır: Was I right?

Alıştırma

Bir cevap verdiniz ve bu önceki cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek istiyorsunuz. En uygun soru hangisidir?

  1. Am I right?
  2. Was I right?
  3. Was it right?
Cevabı göster

Was I right?

And that was the correct answer Rob, Ton ve niyet

5:05

Ve bu doğru cevaptı Rob,

Ton ve niyet

That was the correct answer, Rob: cevabın doğru olduğunu onaylama

That was the correct answer, az önce verilen yanıtın doğru olduğunu onaylar. Geçmiş zaman biçimi was, tamamlanmış yanıta gönderme yapar; correct answer ise beklenen yanıtla eşleşen bir cevap için kullanılan standart isim öbeğidir. Rob doğrudan hitap edilen kişidir: konuşmacı sonucu Rob’a bildirir. Rob, correct answer ifadesinin bir parçası değildir ve konuşurken isimden önce genellikle kısa bir duraklama yapılır.

Alıştırma

Bir kişinin bilgi yarışması sorusunu doğru cevapladığını doğal biçimde onaylayan cümle hangisidir?

  1. That was the corrected answer.
  2. That was the correct answer.
  3. That was the answer correctly.
Cevabı göster

That was the correct answer.

a number which,

5:08

bu sayı da,

according to the UN,

5:09

BM'ye göre,

is only going to grow. Dilbilgisi

5:10

yalnızca büyümeye devam edecek.

Dilbilgisi

is only going to grow: artışın süreceğini öngörme

Özne + is only going to grow kalıbı, gelecekteki bir artışı öngörmek için be going to + grow fiilinin yalın hâlini kullanır. Grow; bir sayının, talebin, sorunun, etkinin veya cansız başka bir şeyin büyümesini ya da güçlenmesini anlatabilir; yalnızca canlıların büyümesini ifade etmez. Only, öngörülen yönü sınırlar: konuşmacı durağanlık veya düşüş yerine büyüme bekler. Burada küçük bir miktar anlamına gelmez; yükseliş eğiliminin muhtemelen süreceği düşüncesini güçlendirir.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? The waiting list is only going to grow.

  1. Listenin yalnızca biraz uzaması bekleniyor.
  2. Liste daha yeni uzamaya başladı.
  3. Listenin uzamaya devam etmesi bekleniyor.
Cevabı göster

Listenin uzamaya devam etmesi bekleniyor.

Now it's time to recap the vocabulary we've learned from this program Anlatım akışı

5:13

Şimdi bu programda öğrendiğimiz kelimeleri gözden geçirme zamanı geldi:

Anlatım akışı

Now it's time to recap... ile tekrar bölümünü başlatmak

Now it's time to recap... kısa bir tekrarın başlayacağını bildirir. Now it's time to + fiil kalıbı planlanan bir sonraki aşamaya geçildiğini gösterirken recap ana noktaları kısaca yeniden anlatmak demektir. Burada the vocabulary we've learned from this program gözden geçirilecek içeriği belirtir. Cümlenin tamamı dinleyicileri öğretim bölümünden özet ve tekrar bölümüne yönlendirir.

Alıştırma

Geçiş cümlesini Now + it's time to + recap kalıbıyla tamamlayın: ____ the key points from today's lesson.

Cevabı göster

Now it's time to recap

about losing our mother tongue,

5:16

Anadilimizi (mother tongue) kaybetmek hakkında konuşmuştuk,

the native language we were brought up speaking by our parents. Öbek fiiller

5:19

yani ebeveynlerimiz tarafından büyütülürken konuştuğumuz asıl dilimiz.

Öbek fiiller

were brought up speaking... ile çocukluktaki dil ortamını anlatmak

were brought up ifadesindeki bring up bir çocuğu yetiştirmek ve onunla ilgilenmek anlamına gelir. Edilgen biçim yetiştirilen kişilere odaklanır; by our parents ise onları kimin yetiştirdiğini belirtir. Speaking bu yetiştirilme sürecinin bir parçası olarak ne yapıldığını ekler. the native language we were brought up speaking ilgi cümleciğinde the native language, speaking fiilinin anlaşılmış nesnesidir; dolayısıyla ifade çocukluktan beri kullanılan bir dili anlatır.

Alıştırma

Cümleyi bring up fiilinin edilgen biçimi ve ardından speaking ile tamamlayın: Maya ____ Japanese at home.

Cevabı göster

was brought up speaking

If something is dunked,

5:23

Eğer bir şey 'dunked' oluyorsa,

it's dipped into a liquid

5:25

bir sıvıya batırılıyordur,

like a biscuit in a cup of tea.

5:26

bir fincan çaydaki bisküvi gibi.

But if someone is dunked into a situation,

5:29

Ancak birisi bir duruma 'dunked into' yapılıyorsa,

they're suddenly placed into a new and unfamiliar setting

5:31

kısa bir süre sonra oradan tekrar çıkarılmadan önce,

before being removed again after a short time.

5:35

aniden yeni ve alışılmadık bir ortama yerleştirilir.

If you have faith in something or someone,

5:38

Eğer bir şeye veya birine karşı 'faith' (inanç) duyuyorsanız,

you have trust or confidence in them.

5:40

onlara güveniniz veya itimadınız vardır.

The phrasal verb to sort itself out

5:43

'Sort itself out' (kendiliğinden yoluna girmek) deyimi,

means to stop being a problem without having to do anything.

5:46

hiçbir şey yapmaya gerek kalmadan bir şeyin sorun olmaktan çıkması anlamına gelir.

The adjective full-fledged means completely developed.

5:49

'Full-fledged' sıfatı tamamen gelişmiş, tam teşekküllü anlamına gelir.

And finally,

5:53

Ve son olarak,

an either or is a situation where only a choice between two options is possible

5:54

'either or' durumu, yalnızca iki seçenek arasında bir seçimin mümkün olduğu

with no third alternative.

5:59

ve üçüncü bir alternatifin bulunmadığı durumlardır.

And that brings us to the end of this program. Anlatım akışı

6:02

Ve bu bizi programımızın sonuna getiriyor.

Anlatım akışı

That brings us to the end of... ile düzenli bir etkinliği kapatmak

That, az önce tamamlanan şeyi gösterir. that brings us to the end of... kalıbı, önceki içeriği bütün programı kapanış noktasına taşıyan son aşama olarak sunar. Gerçek bir fiziksel hareketi anlatmaz; bilginin akışını düzenler. Ana içeriğin bittiğini bildirir, ancak sunucu sonrasında teşekkür veya son bir veda ekleyebilir.

Alıştırma

Bir atölyeyi kapatmak için hedef kalıbı tamamlayın: ____ today's workshop.

Cevabı göster

That brings us to the end of

Bye for now. Ton ve niyet

6:04

Şimdilik hoşça kalın.

Ton ve niyet

Geçici bir veda olarak Bye for now

Bye for now, bir konuşmayı veya programı dostça bitirmenin bir yoludur. For now, “şimdilik” anlamına gelir ve vedayı geçici hissettirir: mevcut iletişim biter, ancak ileride yeniden iletişim kurulabilir. Tekrar görüşmeye, konuşmaya veya dinlemeye açık olunduğunu gösterir; fakat bir sonraki buluşmanın önceden ayarlandığını vaat etmez.

Alıştırma

Dostça ve geçici bir veda için hedef ifadeyi tamamlayın: ____. See you next week.

Cevabı göster

Bye for now

Bye-bye.

6:05

Görüşmek üzere.

Six Minute English

6:07

Six Minute English

from the BBC.

6:08

BBC'den.