Bluey "Gösteri" Tam Bölüm | Bluey ve Bingo'nun Anneler Günü! 💙 @disneyjr: İngilizce çalışma notları

Disney Jr.

Öğrenme zorluğu
643 kelime 140 kel/dk

Video özeti: Aile, Chilli’nin hayatını anlatan bir oyun sahnelerken yaşanan aksilikler yüzünden Bingo Anneler Günü’nü mahvettiğini düşünür. Annesinin toparlanma listesi, hayal kırıklığıyla başa çıkmasına, sahneye dönmesine ve Bluey ile hikâyeyi bitirmesine yardımcı olur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. It will take more than that to ruin my day, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Tek bir aksiliğin ciddi bir sonuca yol açmaya yetmeyeceğini belirten bu teselli edici kalıbı öğrenin. Gerçekçi olmayan kesin bir söz vermeden hatalara, eleştirilere, strese veya başarısızlığa karşı dayanıklı olduğunuzu anlatmak için uyarlayabilirsiniz. 2. The show must go on. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu ifadenin yalnızca bir tiyatro gösterisinin değil, sorunlara rağmen bir işin veya sorumluluğun da sürdürülmesi gerektiğini anlattığını kavrayın. Burada, işler ters gidince toparlanıp yola devam etme fikrini özetler. 3. what was happening was, — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Kesintiden sonra bir hikâyeye veya açıklamaya geri dönmek için bu konuşma çerçevesini kullanın. Önceki anlatı çizgisine dönüldüğünü bildirirken konuşmacıya devamını düzenleme zamanı kazandırır; Bluey de oyun yeniden başladığında bunu yapar.

Bu derste

Mum.

0:08

Anne.

Dad.

0:14

Baba.

Bingo.

0:20

Bingo.

Bluey.

0:25

Bluey.

Happy Mother's Day.

0:31

Anneler Günün Kutlu Olsun.

Goodness.

0:34

Aman Tanrım.

Oh, Bingo.

0:36

Oh, Bingo.

Come back.

0:37

Geri gel.

Yeah, I thought that might happen. Dilbilgisi

0:38

Evet, bunun olabileceğini düşünmüştüm.

Dilbilgisi

thought that might happen: önceden yapılmış temkinli bir tahmin

Thought, tahmini konuşanın daha önceki düşüncesine yerleştirir. Might happen, olayın kesin değil mümkün olduğunu belirtir; might burada yetenek değil olasılık bildirir. Olay başladıktan veya gerçekleştikten sonra I thought that might happen demek, kesin olarak bilindiğini iddia etmeden önceki bir sezgiyi doğrular. Daha kesin bir tahmine göre genellikle daha temkinli ve daha az suçlayıcı duyulur.

Alıştırma

Önceden yapılmış temkinli bir tahmin oluşturmak için cümleyi thought ve might ile tamamlayın: The roads were icy. When the bus was delayed, I said I ____.

Cevabı göster

thought that might happen

Are you okay, Bingo?

0:42

İyi misin, Bingo?

She's sad because she thinks she ruined your day. Kalıp ifadeler

0:44

Senin gününü mahvettiğini düşündüğü için üzgün.

Kalıp ifadeler

ruined your day: birinin gününü mahvetmek

Ruin someone's day, bir kişinin o günkü ruh hâlini, planlarını veya deneyimini mahvetmek anlamına gelir. Gün fiziksel olarak zarar görmez; ruin, günün nasıl hissedildiği üzerinde güçlü bir olumsuz etkiyi anlatır. Kalıp ruin + iyelik bildiren sözcük + day şeklindedir; ruin my day ve ruin their day buna örnektir. Make the day bad gibi kelimesi kelimesine kurulmuş bir ifadeden daha doğaldır.

Alıştırma

Birinin bütün gününü mahvetme anlamındaki doğal ifadeyle özrü tamamlayın: I'm sorry about the argument. I didn't mean to ____.

Cevabı göster

ruin your day

It will take more than that to ruin my day, Bingo. Dilbilgisi

0:47

Günümü mahvetmek için bundan daha fazlası gerekir, Bingo.

Dilbilgisi

It will take more than that to ruin my day: günümü mahvetmek için bundan fazlası gerekir

It will take more than that to + fiil kalıbında take, taşımak veya kaldırmak değil, gerektirmek anlamına gelir. More than that, gereken miktarın, çabanın ya da zorluk düzeyinin az önce sözü edilen şeyden daha yüksek olduğunu belirtir. Burada konuşan kişi, gününün mahvolması için yüksek bir eşik koyar: bu küçük kaza yeterli değildir. Bu kalıp, bir aksiliğin kötü bir sonuca yol açacak düzeye ulaşmadığını söyleyerek birini rahatlatabilir veya kararlılık gösterebilir.

Alıştırma

Tek bir olumsuz değerlendirme bırakmanız için yeterli değildir. Bu düşünceyi hedef kalıpla ifade eden yanıt hangisidir?

  1. It will take more than that to make me quit.
  2. It will take just one review to make me quit.
  3. I will take that review seriously before I decide.
Cevabı göster

It will take more than that to make me quit.

I ruin everything.

0:51

Her şeyi mahvediyorum.

These things happen, honey. Ton ve niyet

0:53

Böyle şeyler olur, tatlım.

Ton ve niyet

These things happen: küçük bir aksilikten sonra teselli etme

These things happen, küçük bir hata, kaza veya şanssızlıktan sonra birini rahatlatmak için kullanılan yaygın bir yanıttır. Bu tür sorunların normal olduğunu ve herkesin başına gelebileceğini ifade eder. Konuşan kişi yalnızca bir gerçeği bildirmemektedir. Suçlamayı azaltır ve karşısındakine sürekli suçluluk hissetmemesi gerektiğini söyler.

Alıştırma

Bu kullanım uygun mu? Bir arkadaşınız yanlışlıkla bir fincan düşürüyor ama kimse yaralanmıyor ve siz şöyle diyorsunuz: These things happen. Let me help you clean up.

  1. Evet. Küçük bir kaza konusunda arkadaşını rahatlatır ve yardım teklif eder.
  2. Hayır. Bu ifade yalnızca bilimsel gerçekleri anlatabilir.
Cevabı göster

Evet. Küçük bir kaza konusunda arkadaşını rahatlatır ve yardım teklif eder.

I'll tell you what I do.

0:55

Ben ne yaptığımı sana söyleyeyim.

Bluey, checklist.

0:56

Bluey, kontrol listesi.

Oh, okay.

0:58

Oh, tamam.

I have a little cry. Kalıp ifadeler

0:59

Birazcık ağlarım.

Kalıp ifadeler

have a little cry: kısa süreli ağlamayı yumuşak biçimde anlatmak

Have a little cry ifadesinde cry sayılabilen bir isimdir ve have “bu eylemi yaşamak ya da yapmak” anlamına gelir. İfadenin tamamı “kısa bir süre ağlamak” demektir; “bir ağlamaya sahip olmak” anlamına gelmez. A little, ağlamayı kısa ve başa çıkılabilir bir durum olarak sunar. Burada konuşan kişi bunu, üzüntüsünü dışa vurup toparlanmadan önceki küçük bir adım olarak görür.

Alıştırma

“Kısa bir süre ağlamak” anlamındaki dört sözcüklü have + isim ifadesiyle cümleyi tamamlayın: When I feel overwhelmed, I sometimes ____, and then I call a friend.

Cevabı göster

have a little cry

Check.

1:01

Tamam.

Then I pick myself up. Öbek fiiller

1:02

Sonra ayağa kalkarım.

Öbek fiiller

pick myself up: bir aksilikten sonra toparlanıp devam etmek

Pick myself up burada mecaz anlamdadır. Üzüntü ya da bir aksilikten sonra toparlanıp devam etmeye hazır olmak demektir; fiziksel bir düşüşten sonra gerçekten ayağa kalkmak anlamında değildir. Myself, ayrılabilen pick ... up öbek fiilinde nesne görevindeki bir zamir olduğu için pick ile up arasına gelir. Özneye göre değişir: I pick myself up, she picks herself up, and they pick themselves up.

Alıştırma

“Bir aksilikten sonra toparlanmak” anlamını vermek için cümleyi pick, doğru dönüşlülük zamiri ve up ile tamamlayın: After a disappointing result, I ____ and try again.

Cevabı göster

pick myself up

Check.

1:04

Tamam.

Dust myself off. Deyimler

1:05

Üstümü silkelerim.

Deyimler

Dust myself off: toparlanıp devam etmek

Dust myself off gerçek anlamıyla, düştükten sonra yapıldığı gibi vücudumdaki veya giysilerimdeki tozu ve kiri silkelemek demektir. Burada mecaz anlamdadır: Bir hata veya aksilik düşmeye benzetilir ve kişi toparlanıp devam etmeye hazırlanır. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: I dust myself off, you dust yourself off ve she dusts herself off. Bu kalıp, toparlanan kişi kim olursa olsun aynı görüntünün kullanılmasını sağlar.

Alıştırma

Burada dusted herself off ne anlama geliyor? After losing the first game, Ava dusted herself off and practiced for the next one.

  1. Spor ekipmanını temizledi.
  2. Giysilerindeki tozu silkeledi.
  3. Aksilikten sonra toparlanıp devam etti.
Cevabı göster

Aksilikten sonra toparlanıp devam etti.

Check.

1:06

Tamam.

And keep going.

1:07

Ve devam ederim.

The show must go on. Deyimler

1:08

Şov devam etmeli.

Deyimler

The show must go on: sorunlara rağmen devam etmek

The show must go on, canlı gösteri dünyasından gelen kalıplaşmış bir sözdür: Bir şeyler ters gitse bile gösteri devam eder. Sahne dışında da bir aksilikten sonra devam eden etkinlik, plan veya görevler için kullanılır. Bu cümlede hem planlanan gösteriye doğrudan uyar hem de herkesi vazgeçmemeye teşvik eder. Must bir tahmini değil, güçlü bir gereklilik veya kararlılığı gösterir.

Alıştırma

Bir sorun olsa da etkinliğin veya planın devam etmesi gerektiğini belirten kalıplaşmış sözü tamamlayın: The microphone is broken, but ____.

Cevabı göster

the show must go on

The only one of those I know how to do is the crying one. Dilbilgisi

1:12

Bunlardan sadece ağlamayı biliyorum.

Dilbilgisi

The only one of those ... is ...: koşulu karşılayan tek seçeneği belirtmek

The only one of those ... is ... yapısı, daha önce sözü edilen bir gruptan tam olarak bir öğeyi seçer. Burada those önceki adımlara gönderme yapar; one ise adımlardan birinin yerine kullanılır. I know how to do hangi öğenin seçildiğini açıklar. is ifadesinden sonraki the crying one bu tek öğenin ne olduğunu söyler. Odak sözcüğü only, konuşanın grupta yalnızca bunu yapabildiğini, diğerlerini yapamadığını belirtir.

Alıştırma

Üç müzik aleti arasından konuşanın çalabildiği tek aletin piyano olduğunu söyleyen cümle hangisidir?

  1. The piano is one of the three instruments I know how to play.
  2. I know how to play all three instruments, including the piano.
  3. The only one of the three instruments I know how to play is the piano.
Cevabı göster

The only one of the three instruments I know how to play is the piano.

Then just do that one for now. Kalıp ifadeler

1:17

O zaman şimdilik sadece onu yap.

Kalıp ifadeler

for now: bir seçimi geçici hâle getirmek

one for now ifadesinde one az önce sözü edilen öğeye gönderme yapar; for now ise geçici olarak veya şimdilik anlamına gelir. Talimat, o öğeyi mevcut seçim olarak yapmayı söyler. For now ayrıca bu kararın daha sonra değişebileceğini düşündürür. Şimdinin yararı için anlamına gelmez; seçimin ne kadar süre geçerli olduğunu sınırlar.

Alıştırma

Cümleyi geçici olarak ve daha sonra değişme olasılığıyla anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: We'll use this plan ____ and review it tomorrow.

Cevabı göster

for now

Bingo, let's put on a show. Kalıp ifadeler

1:20

Bingo, hadi bir şov yapalım.

Kalıp ifadeler

put on a show: bir gösteri düzenleyip sunmak

Put on a show, seyirci için bir gösteri düzenleyip sunmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki put on, kıyafet giymek değil, sahnelemek veya sunmak anlamındadır. Yapı, put on + gösteri türü etkinlik adıdır; örneğin put on a play veya put on a concert. Vurgu, etkinliğin gerçekleşmesini sağlamaktadır; put on a show yapan kişi etkinliği düzenleyebilir, sahne alabilir ya da ikisini birden yapabilir.

Alıştırma

Sahnelemek anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: For the school festival, our class will ____.

Cevabı göster

put on a show

Okay.

1:22

Tamam.

This episode of Bluey is called The Show.

1:23

Bluey'nin bu bölümünün adı Şov.

Please take your seat. Kalıp ifadeler

1:27

Lütfen yerinize oturun.

Kalıp ifadeler

take your seat: kendi yerine oturmak için nazik bir yönerge

Take your seat, kişinin kendi yerine gidip oturmasını isteyen kalıplaşmış ve nazik bir yönergedir. Buradaki take, koltuğu taşımak veya kaldırmak anlamına gelmez. Bir etkinlik başlamak üzereyken sık kullanılır ve dinleyicinin belirlenmiş ya da oturması beklenen bir yeri olduğunu gösterebilir. Bir kişi için seat, bir gruba hitap ederken genellikle seats kullanılır.

Alıştırma

Bir misafire kendi yerine oturmasını söyleyen resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The ceremony will begin in one minute. Please ____.

Cevabı göster

take your seat

The show is about to start. Dilbilgisi

1:29

Şov başlamak üzere.

Dilbilgisi

about to start: başlamak üzere olmak

Be about to + fiilin yalın hâli, bir şeyin çok yakında, genellikle önümüzdeki birkaç dakika içinde gerçekleşeceğini belirtir. Bu cümlede is about to start, gösterinin henüz başlamadığını ancak bekleyişin neredeyse sona erdiğini izleyiciye bildirir. Buradaki about, gelecek anlamı veren about to yapısının parçasıdır; ‘hakkında’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi ‘çok yakında gerçekleşecek’ anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The train is ____ leave.

Cevabı göster

about to

Oh, it's so nice to go to the theater.

1:32

Oh, tiyatroya gitmek çok güzel.

Oh, yes.

1:34

Oh, evet.

I've heard very good things about this production. Kalıp ifadeler

1:35

Bu yapım hakkında çok iyi şeyler duydum.

Kalıp ifadeler

heard very good things about: çok olumlu şeyler duyduğunu söylemek

Hear good things about + kişi veya şey, başka insanlardan olumlu yorumlar ya da haberler almak anlamına gelir. Very övgünün gücünü artırır; things ise burada fiziksel nesneleri değil yorumları, değerlendirmeleri veya geri bildirimleri ifade eder. I've heard biçimindeki present perfect, daha önce duyulan bu yorumları konuşanın şimdiki düşüncesine bağlar. Kişisel deneyim iddiasında bulunmadan olumlu bir beklenti ifade eder.

Alıştırma

Very sözcüğünü de içerecek şekilde dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: I've ____ the new science museum.

Cevabı göster

heard very good things about

Welcome to the show.

1:38

Şova hoş geldiniz.

Bingo, quick, this side!

1:41

Bingo, çabuk, bu tarafa!

Bingo, you're going to play Mum, Kelime

1:47

Bingo, sen Anneyi oynayacaksın,

Kelime

to play Mum: play + rol ile “canlandırmak”

Burada play fiili Mum sözcüğünü doğrudan nesne alır ve “Mum karakterini canlandırmak” anlamına gelir. Mum ile birlikte oyun oynamayı anlatmaz. Başka durumlara aktarılabilen kalıp play + rol veya karakter adıdır: play the doctor, play Hamlet. Bir unvan ya da karakter adı doğrudan play sözcüğünden sonra gelebilir.

Alıştırma

“Doktoru canlandırmak” anlamındaki tam ifadeyi kullanarak cümleyi play + rol ile tamamlayın: In the school play, Maya will ____.

Cevabı göster

play the doctor

because you're both red.

1:49

çünkü ikiniz de kırmızısınız.

I promise my best

1:50

Elimden gelenin en iyisini yapacağıma söz veriyorum

I won't ruin it, Bluey.

1:51

Bunu mahvetmeyeceğim, Bluey.

You won't.

1:53

Mahvetmeyeceksin.

Now, go.

1:54

Şimdi, git.

It's me.

1:58

Benim.

One day,

1:59

Bir gün,

uh, wait on. Kelime

2:01

uh, bekle.

Kelime

wait on: günlük dilde “bir dakika bekle”

Burada wait on, “bir dakika bekle” veya “dur” anlamına gelen kısa ve gündelik bir komuttur. Konuşan kişi bir şeyi kontrol etmek için sözün akışını kesip duraklar. Bu, bölgesel bir günlük dil kullanımıdır. Bu cümlede wait on, yaygın olarak “birine hizmet etmek veya onunla ilgilenmek” anlamına gelen wait on someone değildir; hizmet alan bir kişi belirtilmemiştir.

Alıştırma

“Wait on, I need to check the name,” cümlesinde wait on “birine hizmet etmek” anlamına mı gelir?

  1. Evet. Burada “birine hizmet etmek” anlamına gelir.
  2. Hayır. Burada “bir dakika bekle” anlamına gelir.
Cevabı göster

Hayır. Burada “bir dakika bekle” anlamına gelir.

What's your not Mum name?

2:02

Anne olmadığın zamanki adın ne?

Chilli.

2:04

Chilli.

Oh, yeah.

2:05

Oh, evet.

One day, Chilli was walking along and,

2:06

Bir gün Chilli yürüyordu ve,

um, this was before she was a mum,

2:10

um, bu o anne olmadan önceydi,

In the olden days. Anlatım akışı

2:13

Eski zamanlarda.

Anlatım akışı

In the olden days: geçmişi şakacı biçimde çok eski göstermek

Bir hikâyenin başında In the olden days, anlatılacakların uzak ve eski moda bir geçmişte yaşandığını belirten bir zaman çerçevesi kurar. Belirli bir tarih vermek yerine anlatıma masalsı veya nostaljik bir hava katar. Burada bir çocuk, anne ve babasının gençliğini çok eski zamanlardaymış gibi göstermek için bu çerçeveyi şakacı biçimde kullanıyor. Bu, gerçek bir tarihsel dönem iddiası değil, bilinçli bir abartıdır.

Alıştırma

Bir konuşmacı, babasının çocukluğunu şakacı biçimde çok eski zamanlardaymış gibi göstermek istiyor. Hangi cümle bu hikâye havasını en iyi yaratır?

  1. My dad will use a paper map tomorrow.
  2. In the olden days, my dad had to use a paper map.
  3. In 2005, my dad used a paper map.
Cevabı göster

In the olden days, my dad had to use a paper map.

Chilli loved playing hockey and, um,

2:15

Chilli hokey oynamayı ve, um,

dancing.

2:19

dans etmeyi çok severdi.

Oh, yes.

2:20

Oh, evet.

And dancing.

2:21

Ve dans etmeyi.

I'm a good dancer.

2:26

Ben iyi bir dansçıyım.

But,

2:27

Ama,

she was very lonely.

2:29

çok yalnızdı.

No, I wasn't.

2:32

Hayır, değildim.

Yeah, no, I wasn't.

2:33

Evet, hayır, değildim.

Yes, you were.

2:35

Evet, öyleydin.

So,

2:36

Bu yüzden,

she,

2:37

o,

um, where did you meet Dad?

2:39

um, Babayla nerede tanıştınız?

Well, there's some dispute, Kelime

2:41

Şey, bu konuda bazı tartışmalar var,

Kelime

there's some dispute: anlaşmazlığı çözüme kavuşmamış bir konu olarak sunmak

There's some dispute, insanların bir olay hakkında farklı anlatımlara sahip olduğu veya bir gerçek üzerinde tam olarak anlaşmadığı anlamına gelir. Varoluş bildiren there yapısı, ilgili kişileri hemen adlandırmadan veya suçlamadan anlaşmazlığı bir durum olarak öne çıkarır. Bu cümlede anne ve babanın olayı farklı hatırladığı anlamına gelir. Dispute mutlaka hararetli bir tartışma demek değildir; some anlaşmazlığın boyutunu belirsiz bırakır ve ifadeyi ölçülü kılar.

Alıştırma

İki iş arkadaşı toplantı yerini farklı hatırlıyor ve siz bunu tarafsız biçimde anlatmak istiyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?

  1. They are fighting over the meeting place.
  2. Everyone remembers the same meeting place.
  3. There's some dispute about where the meeting took place.
Cevabı göster

There's some dispute about where the meeting took place.

but let's just say at a party in London. Ton ve niyet

2:42

ama Londra'da bir partide diyelim.

Ton ve niyet

let's just say: karmaşık ayrıntıları söylemeden geçmek

Bu cümlede let's just say, “bu anlatımla yetinelim ve karmaşık ayrıntıları bir kenara bırakalım” anlamına gelir. Herkesi bazı sözleri birlikte tekrar etmeye çağırmaz. Bu ifade, konuşanın tartışmalı, utandırıcı ya da özel bir konuyu açıklığa kavuşturmadan devam etmesini sağlar. Çoğu zaman, hikâyenin tamamının ardından gelen kısa anlatımdan daha karmaşık olduğunu ima eder.

Alıştırma

Bu cümlede let's just say neyi gösteriyor?

  1. Konuşan kişi basitleştirilmiş bir anlatım sunuyor ve tartışmalı ayrıntıları atlıyor.
  2. Konuşan kişi herkesin bir partiye gitmesini öneriyor.
  3. Konuşan kişi herkesin sözleri birlikte tekrarlamasını istiyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi basitleştirilmiş bir anlatım sunuyor ve tartışmalı ayrıntıları atlıyor.

Blow out your candles,

2:50

Mumlarınızı üfleyin,

Your Majesty. Kültür

2:51

Majesteleri.

Kültür

Your Majesty: bir kral ya da kraliçeye doğrudan hitap

Your Majesty, bir kral ya da kraliçeye doğrudan hitap ederken kullanılan resmî hitap biçimidir. Burada Majesty kişinin adı değil, bir unvandır. Bu replikte hitap, karşıdaki kişinin hükümdar olduğunu hemen gösterir ve resmî, kraliyete özgü bir ton oluşturur.

Alıştırma

Bir oyunda kraliçeye doğrudan hitap ederken kullanılan resmî unvanı tamamlayın: Good evening, Your ____.

Cevabı göster

Majesty

Very well.

2:52

Çok iyi.

I don't remember the Queen being there. Dilbilgisi

2:54

Kraliçe'nin orada olduğunu hatırlamıyorum.

Dilbilgisi

remember the Queen being there: remember + nesne + -ing

Burada remember + the Queen + being there, "Kraliçenin orada bulunduğuna dair bir anıya sahip olmak" anlamına gelir. The Queen, remember fiilinin nesnesi ve being fiilinin anlamca öznesidir. -ing öbeği, kişiyi veya şeyi hatırlanan sahnenin bir parçası olarak betimler. Being there, cümlenin ana sürekli zaman fiili değildir.

Alıştırma

Parantezdeki fiili remember + kişi + -ing yapısında kullanın: I remember Maya ____ by the gate. (wait)

Cevabı göster

waiting

You wouldn't. Ton ve niyet

2:56

Tabii ki hatırlamazsın.

Ton ve niyet

You wouldn't: eksiltili bir yanıt

Burada wouldn't, önceki cümlede eksik bırakılan yüklemi ödünç alır: You wouldn't remember the Queen being there. İngilizce konuşmalarda zaten açık olan sözcükler sık sık atılır. Would, hayal edilen hikâyede hatırlamamanın beklenen bir durum olduğunu gösterir. Söyleyişe göre bu kısa yanıt tarafsız, şakacı veya hafif küçümseyici gelebilir. Burada tamamlanmış bir eksiltili yanıttır; if ile başlayan bir koşul cümlesinin başlangıcı değildir.

Alıştırma

Alex, "I don't recognize anyone in this old team photo." diyor. Jamie, "You wouldn't. It was taken before you joined." diye yanıtlıyor. Jamie ne demek istiyor?

  1. Fotoğrafa bakmayı reddettin.
  2. Onları geçmişte tanıdın.
  3. O sırada henüz takımda olmadığın için onları tanımazdın.
Cevabı göster

O sırada henüz takımda olmadığın için onları tanımazdın.

Then suddenly this big blue guy called,

2:57

Sonra aniden bu kocaman mavi adam, adı,

um,

3:01

um,

Bandit.

3:02

Bandit.

Bandit,

3:03

Bandit,

walked in. Öbek fiiller

3:04

içeri girdi.

Öbek fiiller

walked in: bir odaya veya sahneye yürüyerek girmek

Walked in, birinin yürüyerek içeri girdiği anlamına gelir. Burada in, iki sözcüklü walk in fiilinin bir parçasıdır ve harekete içeri doğru bir yön verir. Dinleyen kişi hangi oda veya sahneden söz edildiğini biliyorsa yerin ayrıca belirtilmesi gerekmez. Bir hikâyede birinin walked in yaptığını söylemek, o kişiyi sahneye girdiği anda tanıtabilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için walk in ifadesini geçmiş zamanda kullanın: The door opened, and Mia ____.

Cevabı göster

walked in

All right, here we go. Ton ve niyet

3:05

Pekala, başlıyoruz.

Ton ve niyet

here we go: bir şeyin başladığını bildirmek

Here we go, bir etkinliğin veya eylemin şimdi başladığını bildiren yaygın bir konuşma ifadesidir. Bu cümlede konuşan kişi, etkinliğe başlamadan hemen önce bunu söylüyor. İfade bir bütün olarak anlam taşır. Here bir yeri belirtmez ve cümle grubun gerçekten buraya doğru hareket ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Yarışın başladığını bildiren samimi ifadeyi tamamlayın: Everyone is ready. Here we ____!

Cevabı göster

go

Do do do do do.

3:07

Du du du du du.

Hey, babe, Kelime

3:09

Hey, bebeğim,

Kelime

babe: samimi bir hitap

Babe, çok samimi ve gayriresmî bir hitaptır; genellikle romantik bir partnere veya bu lakabı açıkça benimseyen yakın birine söylenir. "Hey, babe," ifadesinde kelime karşı tarafa doğrudan hitap eder; kelimenin gerçek anlamı "bebek" değildir. Burada abartılı sevgi hitabı, yetişkinlerin romantik konuşma tarzının şakacı bir taklidinin parçasıdır ve bu yüzden replik komik duyulur. Gerçek bir konuşmada uygun olup olmadığı genel nezakete değil, kişiler arasındaki ilişkiye bağlıdır.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: babe, yeni tanıştığınız birine karşı genel ve kibar bir hitap olarak kullanılabilir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Smell this.

3:10

Bunu kokla.

What?

3:11

Ne?

Spot-on. Kelime

3:13

Tam isabet.

Kelime

Spot-on: tamamen doğru olduğunu belirtmek

Spot-on, tamamen doğru veya tam isabetli anlamına gelir; bir cevabı, tahmini, açıklamayı, taklidi ya da performansı değerlendirmek için kullanılabilir. Tek başına "Spot-on." dendiğinde, bir şeyin doğru olduğunu güçlü biçimde onaylar. Burada ifadenin değerlendirdiği şey, taklidin aslı ne kadar doğru yansıttığıdır. Bir nesnenin fiziksel olarak bir noktanın üzerinde olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Bu bağlamda "Spot-on." ne anlama geliyor?

  1. Daha hızlı olmalı.
  2. Tamamen doğru.
  3. Fiziksel bir noktanın üzerinde.
Cevabı göster

Tamamen doğru.

Ooh, delightful.

3:16

Ooh, harika.

Yes, jolly good. Kelime

3:17

Evet, çok iyi.

Kelime

jolly good: eski moda ve teatral onay

Jolly good, “çok iyi” veya “mükemmel” anlamına gelir. Burada jolly, good sözcüğünü güçlendirir; bir şeyin neşeli olduğu anlamına gelmez. Bu ifade eski moda ve basmakalıp biçimde İngilizlere özgü bir onay tarzını çağrıştırır. Bu replikte böyle bir söz seçimi, konuşanın seçkin veya resmî bir karakteri canlandırıyormuş gibi duyulmasını sağlar ve mizah yaratır.

Alıştırma

Bu replikte “jolly good” neden komik duyuluyor?

  1. Bir şeyi reddetmek için kullanılan kaba bir ifadedir.
  2. Nesnenin gerçekten neşeli hissettiğini söyler.
  3. “Very good” demenin bilinçli olarak eski moda ve teatral bir yoludur.
Cevabı göster

“Very good” demenin bilinçli olarak eski moda ve teatral bir yoludur.

Who wrote this?

3:20

Bunu kim yazdı?

And then,

3:21

Ve sonra,

Bandit asked Chilli to marry him Kalıp ifadeler

3:23

Bandit Chilli'ye evlenme teklif etti

Kalıp ifadeler

asked Chilli to marry him: evlenme teklifi yapısı

Ask someone to marry you, o kişiye evlenme teklif etmek demektir. asked Chilli to marry him ifadesinde isteği alan kişi Chilli’dir; him ise Chilli’den evlenmesi istenen kişiyi belirtir. Burada özne Bandit olduğu ve hikâye onun teklifini anlattığı için him, Bandit’i gösterir. Yeniden kullanılabilen yapı ask + kişi + to marry + nesne zamiri biçimindedir. Bir evlenme teklifini aktarırken sondaki zamir genellikle teklifi yapan kişiyi gösterir: I asked her to marry me; he asked her to marry him.

Alıştırma

“Leo, Mia’ya evlenme teklif etti” anlamındaki doğal cümleyi tamamlayın: Leo asked Mia to ____ him.

Cevabı göster

marry

on a romance trip to,

3:25

romantik bir seyahatte, şuraya,

um,

3:27

um,

Italy!

3:28

İtalya'ya!

The dump! Kelime

3:29

Çöplüğe!

Kelime

The dump: atıkların bırakıldığı yer

The dump, çöplerin götürüldüğü veya bırakıldığı bir yeri anlatan isim öbeğidir. the tanımlığı ve ifadenin bir varış noktasını adlandırması, dump sözcüğünün burada bir yer olduğunu gösterir; “bir şeyi atmak” ya da “birinden ayrılmak” anlamındaki fiil değildir. Beklenen romantik bir yerin yerine çöplüğün söylenmesi, bilerek saçma bir karşıtlık yaratır. Genel olarak bağlam bir şeyi bir yere götürmekten veya bir yere gitmekten söz ediyorsa the dump ifadesini bir varış noktası olarak anlayın.

Alıştırma

Bu replikte the dump ne anlama geliyor?

  1. Çöplerin götürüldüğü veya bırakıldığı bir yer
  2. Romantik bir ilişkiyi bitirme eylemi
  3. Bir şeyi dökme eylemi
Cevabı göster

Çöplerin götürüldüğü veya bırakıldığı bir yer

What?

3:31

Ne?

Oh, marry me, babe!

3:31

Oh, benimle evlen, bebeğim!

Oh, why should I? Ton ve niyet

3:33

Oh, neden seninle evleneyim?

Ton ve niyet

Why should I?: bir beklentiyi sorgulamak

Why should I?, karşı taraftan konuşanın neden bir şey yapmasının beklendiğini açıklamasını ister. Buradaki should yalnızca bir yükümlülük bildirmez; soru “Bunu yapmak için ne gibi bir nedenim var?” anlamına gelir. Beklentinin kendisini sorguladığı için isteksiz veya meydan okuyan bir tını taşıyabilir. Şakacı bir bağlamda aynı sözler takılma amacıyla da söylenebilir.

Alıştırma

Hangi yanıt, beklenen bir eylemin gerekçesini sorgular ve hafifçe meydan okur gibi duyulur?

  1. Why did I carry your bag?
  2. Why can I carry your bag?
  3. Why should I carry your bag?
Cevabı göster

Why should I carry your bag?

'Cause I love you, babe.

3:35

Çünkü seni seviyorum, bebeğim.

I love your ears, babe.

3:37

Kulaklarını seviyorum, bebeğim.

Do you love my stinky feet?

3:39

Benim kokmuş ayaklarımı da seviyor musun?

Oh, yeah.

3:41

Oh, evet.

I loves your stinky feet. Dilbilgisi

3:42

Senin kokmuş ayaklarını seviyorum.

Dilbilgisi

I loves: bilerek yapılmış çocuksu bir hata

“I loves”, standart özne-fiil uyumunu bilerek bozar. Geniş zamanda birinci tekil şahıs öznesi I ile standart biçim I love olur. Loves normalde he, she veya it gibi üçüncü tekil şahıs özneleriyle kullanılır. Bu replikte hata, abartılı, çocuksu ve komik bir konuşma tarzı yaratır. Bunu sıradan konuşma ya da yazıda kopyalanacak bir kalıp olarak değil, karakterin yaptığı bir taklit olarak anlayın.

Alıştırma

Çocuksu ve komik bir ses amaçlanmadığında hangi cümle standart İngilizcedir?

  1. I loves your silly jokes.
  2. I love your silly jokes.
  3. I loving your silly jokes.
Cevabı göster

I love your silly jokes.

And my bellybutton?

3:43

Peki göbek deliğimi?

Oh, yeah.

3:45

Oh, evet.

I loves your bellybutton, babe.

3:45

Göbek deliğini seviyorum, bebeğim.

That is not how it happened. Ton ve niyet

3:49

Bu hiç de böyle olmadı.

Ton ve niyet

That is not how it happened: bir anlatımı düzeltme

That is not how it happened, başka bir kişinin bir olayla ilgili anlattığı versiyonu doğrudan düzeltir. Buradaki how, olayın gerçekleşme biçimini veya sırasını anlatan bölümü başlatır; soru sormaz. Cümle yalnızca genel olarak doğru ya da yanlış demek yerine olayın nasıl geliştiğine dair anlatıma odaklanır. Ardından konuşan kişi çoğu zaman gerçekte ne olduğunu açıklar.

Alıştırma

Bir olayın nasıl geliştiğine dair anlatımı özellikle düzelten cümleyi tamamlayın: That is not ____ it happened.

Cevabı göster

how

Oh, yes, it was.

3:50

Oh, evet, aynen böyle oldu.

And they had a big wedding,

3:53

Ve büyük bir düğün yaptılar,

and then,

3:56

ve sonra,

Come on, Bingo.

3:58

Hadi ama, Bingo.

Is this a toilet break? Kalıp ifadeler

3:59

Bu bir tuvalet molası mı?

Kalıp ifadeler

toilet break: tuvalete gitmek için kısa bir ara

Toilet break, bir etkinliğe birinin tuvaleti kullanabilmesi için verilen kısa aradır. Burada break, hasar ya da kırılma değil, ara anlamına gelir. Toilet break ad öbeğinde toilet, aranın amacını belirtir. Lunch break ve coffee break de aynı yapıyı kullanır.

Alıştırma

Burada toilet break ne anlama geliyor? The coach gave the team a quick toilet break halfway through practice.

  1. Tuvaleti temizlemek için ayrılan zaman
  2. İnsanların tuvaleti kullanabilmesi için verilen kısa bir ara
  3. Tuvalet bozuk olduğu için verilen bir ara
Cevabı göster

İnsanların tuvaleti kullanabilmesi için verilen kısa bir ara

No.

4:00

Hayır.

Bluey, I haven't ruined the show yet. Dilbilgisi

4:03

Bluey, şovu henüz mahvetmedim.

Dilbilgisi

haven't ... yet: bir şey şimdiye kadar gerçekleşmedi

I haven't ruined the show yet cümlesinde haven't ruined, olumsuz present perfect yapısıdır: have not + geçmiş zaman ortacı. Gösteriyi mahvetme olayının şimdiye kadar hiçbir anda gerçekleşmediğini belirtir. Yet, 'şimdiye kadar' veya 'henüz' anlamını ekler ve olumsuz bir yan cümlenin genellikle sonunda yer alır. Zaman aralığını açık tutar; bu nedenle olay daha sonra yine de gerçekleşebilir. Burada bu olasılık, söze endişeli veya şakacı bir ton verir.

Alıştırma

Eylemin hâlâ tamamlanmadığını göstermek için cümleyi haven't ... yet ile tamamlayın: I ____ packed my bag ____.

Cevabı göster

haven't · yet

Good one, Bingo.

4:05

İyiydi, Bingo.

Well, I'm enjoying this very much.

4:07

Şey, bundan çok keyif alıyorum.

I have some minor quibbles with act one, Kelime

4:10

Birinci perdeyle ilgili bazı ufak şikayetlerim var,

Kelime

some minor quibbles with act one: hafif eleştiriler

Some minor quibbles with act one, gösterinin ilk bölümüyle ilgili birkaç küçük eleştiri anlamına gelir. have quibbles with something yapısında with, eleştirilen şeyi belirtir. Minor, itirazların ciddi olmadığını ayrıca vurgular. Quibbles genellikle büyük kusurlardan çok ayrıntılarla ilgilidir; act one ise bir tiyatro oyununun veya gösterinin ilk ana bölümüdür. Eleştirmenlere özgü bu ifade, yorumu kasıtlı olarak ciddi ve özenli gösterir; buradaki mizah da bundan doğar.

Alıştırma

Bu cümlede some minor quibbles with act one ne anlama geliyor?

  1. Oyunculara yönelik büyük bir övgü
  2. Gösterinin tamamıyla ilgili ciddi bir şikâyet
  3. Gösterinin ilk bölümüyle ilgili birkaç küçük eleştiri
Cevabı göster

Gösterinin ilk bölümüyle ilgili birkaç küçük eleştiri

but me too.

4:12

benim de.

And then, Chilli had a baby in her belly.

4:13

Ve sonra, Chilli'nin karnında bir bebek oldu.

Oh.

4:17

Oh.

It's me.

4:19

Benim.

How are you doing in there, little mate? Kelime

4:22

Orada nasılsın, küçük dostum?

Kelime

little mate: sevecen bir hitap biçimi

Little mate, birine sıcak ve samimi biçimde hitap etmenin gayriresmî bir yoludur. Burada mate, iş arkadaşı veya iş ortağı değil, arkadaş ya da dostça hitap edilen kişi anlamına gelir. Konuşan kişi bir bebekle konuştuğu için little sözcüğü ifadeye şefkat katar. Doğrudan hitap sözü olarak mate, özellikle günlük Avustralya ve Britanya İngilizcesinde yaygındır. İfade, kelimenin gerçek anlamıyla bir ortaklığı değil, yakınlık ve nazik bir sevgiyi gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede little mate nasıl bir ton taşıyor?

  1. Resmî ve profesyonel
  2. Sıcak ve sevecen
  3. Öfkeli ve tehditkâr
Cevabı göster

Sıcak ve sevecen

Okay, let's keep this moving. Ton ve niyet

4:31

Tamam, bunu ilerletelim.

Ton ve niyet

Let's keep this moving: süreci ilerletmeye devam etmek

“Let's keep this moving”, o anda yürütülen etkinliğin veya sürecin gecikmeden devam etmesini istemenin günlük bir yoludur. Buradaki this; toplantı, gösteri veya görev gibi devam eden şeyi ifade eder. Moving burada mecazidir: fiziksel olarak yer değiştirmek değil, ilerlemek anlamına gelir. Bu ifade bir etkinliğin hızını yönetmeye de yardımcı olur.

Alıştırma

Bir toplantı yavaşlıyor ve toplantıyı yöneten kişi “Let's keep this moving.” diyor. Gruptan ne yapmasını istiyor?

  1. Toplantıyı ilerletmeye devam etmek.
  2. Sandalyeleri başka bir odaya taşımak.
  3. Toplantıyı hemen bitirmek.
Cevabı göster

Toplantıyı ilerletmeye devam etmek.

So then, they...

4:33

Sonra da, onlar...

Bingo.

4:40

Bingo.

Ladies and gentlemen, Kalıp ifadeler

4:42

Bayanlar ve baylar,

Kalıp ifadeler

Ladies and gentlemen: dinleyicilere yönelik resmî hitap

“Ladies and gentlemen”, bir konuşmanın, gösterinin, törenin veya duyurunun başında dinleyici kitlesinin tamamına hitap etmenin geleneksel ve resmî bir yoludur. Herkesin dikkatini çeker ve topluluğa yönelik konuşmanın başladığını belirtir. Bu sözcükler iki belirli kişiyi göstermez. Birlikte, dinleyicilere yönelik kalıplaşmış bir hitap oluştururlar.

Alıştırma

Ladies ve gentlemen sözcüklerini kullanarak geleneksel resmî açılışı tamamlayın: ____, welcome to tonight's performance.

Cevabı göster

Ladies and gentlemen

we're just having some show problems.

4:43

sadece bazı şov problemleri yaşıyoruz.

Please, uh,

4:46

Lütfen, uh,

enjoy some dancing.

4:48

biraz dansın tadını çıkarın.

Oh, no.

4:50

Oh, hayır.

Bingo, what are you doing?

4:52

Bingo, ne yapıyorsun?

Get back out here. Öbek fiiller

4:54

Buraya geri dön.

Öbek fiiller

Get back out here: back, out ve here ile belirtilen hareket yolu

Get back out here ifadesinde get hareket etmeyi, ardından gelen sözcükler ise hareketin yolunu anlatır. Back geri dönmeyi, out içeriden ya da gözden uzak bir yerden dışarı çıkmayı, here ise konuşanın bulunduğu yere doğru gelmeyi gösterir. Bu sözcükler birlikte, kişiye dışarı çıkıp konuşanın yanına geri gelmesini söyleyen bir emir oluşturur. Yön sözcüklerinden biri çıkarılır ya da değiştirilirse izlenen yol da değişir.

Alıştırma

Bahçedesin. Bir arkadaşın tekrar içeri girdi ve dışarıda senin yanına dönmesini istiyorsun. Hangi emir geri dönmeyi, dışarı çıkmayı ve konuşanın bulunduğu yere gelmeyi açıkça içerir?

  1. Get back here.
  2. Get back out here.
  3. Get out of here.
Cevabı göster

Get back out here.

I knew I ruined the show.

4:55

Şovu mahvedeceğimi biliyordum.

It wasn't your fault. Ton ve niyet

4:58

Senin hatan değildi.

Ton ve niyet

It wasn't your fault: suçlamadan teselli etmek

It wasn't your fault, kötü bir sonuca kendisinin yol açtığını düşünen birini teselli etmenin yaygın bir yoludur. Konuşanın, yaşananlardan o kişiyi sorumlu tutmadığını ifade eder. Burada fault bir makinedeki arıza değil, suç ya da sorumluluk anlamına gelir. Wasn't daha önce gerçekleşmiş bir olaya gönderme yapar; şimdiki bir durum için It's not your fault yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Bir fırtına açık hava etkinliğinin iptal edilmesine neden olduğu hâlde bir arkadaşın kendini suçluyor. Hangi yanıt onun sorumlu olmadığını doğrudan söyler?

  1. You need to take responsibility.
  2. It wasn't your fault.
  3. Let's talk about it later.
Cevabı göster

It wasn't your fault.

It was.

4:59

Öyleydi.

We can just blow up another one. Öbek fiiller

5:01

Başka bir tane şişirebiliriz.

Öbek fiiller

blow up another one: başka bir balonu şişirmek

Bu cümlede blow up, bir balonu havayla doldurup büyütmek, yani “şişirmek” anlamına gelir. Another one başka türde bir nesneyi değil, başka bir balonu ifade eder. Blow up farklı anlamlara gelebilir. Anlamı seçmek için nesneye ve duruma bakın: balon gibi şişirilebilir bir nesneyle kullanıldığında genellikle “şişirmek”, yıkıcı bir bağlamda ise “patlamayla yok etmek” demektir.

Alıştırma

“We can just blow up another one,” cümlesinde belirtilmeyen nesne başka bir balondur. Blow up ne anlama gelir?

  1. Başka bir balonu şişirmek.
  2. Başka bir nesneyi patlamayla yok etmek.
  3. Başka bir balonu patlatmak.
Cevabı göster

Başka bir balonu şişirmek.

Oh, there's no blue ones left. Kalıp ifadeler

5:03

Oh, hiç mavi kalmamış.

Kalıp ifadeler

there's no blue ones left: hiç mavi kalmadığını söylemek

There's no ... left, bir şeyden hiç kalmadığını veya artık o şeyin bulunmadığını belirtir. Buradaki left, “kalan” anlamındadır; yön bildiren “sol” anlamında değildir. Blue ones içindeki ones, bağlamdan zaten anlaşılan çoğul bir ismin yerini alır; burada blue balloons kastedilir. Böylece isim tekrarlanmaz: no blue balloons left, no blue ones left biçimine dönüşür.

Alıştırma

Hiç temiz havlu kalmadığını belirten kalıbı tamamlayın: There are no clean towels ____.

Cevabı göster

left

Oh.

5:05

Oh.

I ruin Mother's Day every day.

5:07

Anneler Günü'nü her gün mahvediyorum.

There's green.

5:10

Yeşil var.

But you're not green.

5:11

Ama sen yeşil değilsin.

I don't mind. Ton ve niyet

5:12

Benim için sorun değil.

Ton ve niyet

I don't mind: itiraz etmeden kabul etmek

I don't mind, “Benim için uygun” veya “Bu beni rahatsız etmez” anlamına gelir. Burada konuşan kişi diğer seçeneği sakince kabul ederek karşısındakinin kaygısını giderir. Bu cümlede mind, “itiraz etmek veya rahatsız olmak” anlamında bir fiildir; düşünce ya da zihni belirten isim değildir. Bu kısa cevap genellikle güçlü bir itiraz olmadığını gösterir, mutlaka heyecan ifade etmez.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Can we meet at six instead?” diye soruyor. Siz “I don't mind.” diye cevap veriyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?

  1. Saat altıda buluşmak benim için uygun.
  2. Saat altıda buluşmayı reddediyorum.
  3. Saat altı en sevdiğim zaman olduğu için çok heyecanlıyım.
Cevabı göster

Saat altıda buluşmak benim için uygun.

Oh,

5:14

Oh,

I know.

5:14

Biliyorum.

Let's stuff the Queen up there. Kelime

5:15

Kraliçe'yi oraya tıkalım.

Kelime

stuff the Queen up there: bir şeyi kaba ve gündelik biçimde yerleştirmek

Burada stuff, bir şeyi bir yere genellikle hızlıca, sıkıca veya fazla özen göstermeden itmek ya da tıkıştırmak anlamında bir fiildir. The Queen fiilin nesnesidir ve taşınan kraliçe bebeğini belirtir; up there ise sahnede belli olan daha yüksek bir yeri gösterir. stuff dikkatlice yerleştirmek yerine kaba bir şekilde davranmayı çağrıştırdığı için bir kraliçe figürü hakkında kullanıldığında saygısızca duyulur. Bu anlam, kıyafetleri bir çantaya tıkıştırmak gibi sıradan nesneler için de kullanılabilir.

Alıştırma

“Let's stuff the Queen up there,” cümlesinde stuff neyi çağrıştırıyor?

  1. Kraliçe figürünün eşyalarından söz etmek.
  2. Kraliçe figürünü oraya dikkatli ve saygılı bir şekilde yerleştirmek.
  3. Kraliçe figürünü o yere oldukça kaba bir şekilde itmek.
Cevabı göster

Kraliçe figürünü o yere oldukça kaba bir şekilde itmek.

But she's an old lady.

5:17

Ama o yaşlı bir bayan.

How rude. Ton ve niyet

5:19

Ne kadar kaba.

Ton ve niyet

Güçlü bir ünlem olarak How rude.

How rude. “Bu çok kaba” anlamına gelen bir ünlemdir. Burada how, rude sıfatının derecesini güçlendirir; kabalığın derecesini sormaz ve cevap beklemez. How + sıfat! kalıbı, How strange! veya How nice! örneklerinde olduğu gibi güçlü bir tepki ya da değerlendirme bildirir. Bu cümlede konuşan kişi, kırıcı veya saygısız bir şeye karşı çıkmaktadır.

Alıştırma

Konuşan kişi “How rude.” diyerek ne yapıyor?

  1. Ayrılmak için izin istemek
  2. Tam olarak ne kadar kaba olduğunu sormak
  3. Bir davranışı kaba olduğu için eleştirmek
Cevabı göster

Bir davranışı kaba olduğu için eleştirmek

Hey, um,

5:20

Hey, um,

Oh, no.

5:21

Oh, hayır.

Get back to your seat.

5:22

Yerine geri dön.

I have to go to the toilet. Kelime

5:23

Tuvalete gitmem lazım.

Kelime

Britanya ve Avustralya İngilizcesinde go to the toilet

Go to the toilet, tuvaleti kullanmak için kısa süreliğine ayrılmak anlamına gelir; klozeti incelemeye veya tamir etmeye gitmek anlamına gelmez. Britanya ve Avustralya İngilizcesinde toilet hem odayı hem de klozeti yaygın olarak adlandırır; bu nedenle go to the toilet sıradan bir günlük ifadedir. Amerikan İngilizcesinde genel konuşmalarda go to the bathroom daha yaygındır; halka açık yerlerde ise go to the restroom sık kullanılır.

Alıştırma

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir restoranda, halka açık yerlerde kullanılan yaygın ifadeye en uygun cümle hangisidir?

  1. I need to go to the toilet.
  2. I need to go to the restroom.
  3. I need to go to the shower.
Cevabı göster

I need to go to the restroom.

Sit down.

5:25

Otur.

Hey, hey.

5:26

Hey, hey.

Listen, Bingo.

5:27

Dinle, Bingo.

We're finishing this show. Ton ve niyet

5:29

Bu şovu bitireceğiz.

Ton ve niyet

We're finishing this show: kesinleşmiş yakın planı duyurmak

Bu bağlamda We're finishing this show, son kısmın zaten yapılmakta olduğunu yalnızca bildirmez. Present progressive yapı, gösteriyi bitirmeyi grubun kararlaştırılmış ve hemen uygulanacak eylemi olarak sunar: grup gösteriyi tamamlayacaktır. We're, diğer kişileri de bu karara dahil eder ve kararlı ifade grubun yeniden göreve odaklanmasını sağlar. Daha genel olarak present progressive, konuşanın zaten kararlaştırılmış saydığı yakın gelecekteki bir eylemi duyurabilir.

Alıştırma

Bir ekip eşyalarını toplamaya başladı, ancak lider herkesin raporu bu gece tamamlamasına karar verdi. Hangi cümle bunu kesinleşmiş ve hemen uygulanacak bir grup planı olarak en iyi şekilde sunar?

  1. We finished this report tonight.
  2. We're finishing this report tonight.
  3. Are we finishing this report tonight?
Cevabı göster

We're finishing this report tonight.

I can't.

5:31

Yapamam.

Just do it by yourself.

5:32

Tek başına yap.

We can't do the show without you.

5:34

Sen olmadan şovu yapamayız.

You're Mum!

5:37

Sen Annesin!

Bluey, checklist.

5:42

Bluey, kontrol listesi.

Oh, okay.

5:45

Oh, tamam.

Go.

5:46

Başla.

Have a cry.

5:47

Birazcık ağla.

Check.

5:49

Tamam.

Pick myself up.

5:50

Ayağa kalkarım.

Check.

5:51

Tamam.

Dust myself off.

5:53

Üstümü silkelerim.

Check.

5:54

Tamam.

And keep going.

5:55

Ve devam ederim.

The show must go on.

5:57

Şov devam etmeli.

Check.

5:59

Tamam.

She's back.

6:02

O geri döndü.

Hooray!

6:03

Yaşasın!

Chilli, Chilli, Chilli, Chilli, Chilli.

6:05

Chilli, Chilli, Chilli, Chilli, Chilli.

What?

6:10

Ne?

Hey, hey, what?

6:10

Hey, hey, ne?

Save my seat. Kalıp ifadeler

6:12

Yerimi tut.

Kalıp ifadeler

Save my seat: birinden yerinizi tutmasını istemek

Save my seat ifadesinde save, “kurtarmak” değil, “kullanılabilir durumda tutmak” anlamına gelir. Konuşan kişi yakında döneceği için, kullandığı veya kendisi için ayırdığı belirli koltuğu bir başkasından tutmasını ister. Soru biçiminde olmasa da bu kısa emir cümlesi bir rica olarak işlev görür. Tiyatroda, sınıfta, bekleme alanında veya benzer ortak bir yerde kısa süreliğine ayrılırken kullanılabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınızdan kullandığınız belirli yeri tutmasını isteyen üç kelimelik İngilizce ifadeyi yazın: ____ while I get some water.

Cevabı göster

Save my seat

So, um,

6:14

Yani, um,

what was happening was, Anlatım akışı

6:15

olan şuydu,

Anlatım akışı

what was happening was: açıklamaya yeniden dönmek

Burada what was happening was ... bir soru değildir. Önce o andaki durumu ortaya koyan ve ardından gelecek açıklamayı başlatan bir konuşma kalıbıdır. Bir kesintiden sonra konuşmacı bu kalıpla hikâyeye geri döner. So ve um, konuşma sırasını bırakmadan sonraki kısmı planlamak için kısa bir zaman kazandırır.

Alıştırma

“So, what was happening was, the lights kept flickering,” sözlü cümlesinde what was happening was ne işe yarar?

  1. Ardından gelecek açıklamayı başlatır.
  2. Hikâyenin bittiğini gösterir.
  3. Dinleyiciden durumu açıklamasını ister.
Cevabı göster

Ardından gelecek açıklamayı başlatır.

oh, yeah.

6:21

oh, evet.

Chilli went to hospital and, Kelime

6:22

Chilli hastaneye gitti ve,

Kelime

went to hospital: İngiliz ve Avustralya İngilizcesinde tanımlık kullanımı

İngiliz ve Avustralya İngilizcesinde went to hospital, birinin doğum yapmak da dâhil olmak üzere tıbbi bakım almak için hasta olarak hastaneye gittiği anlamına gelebilir. Bu kullanımda hospital bir kurum olarak değerlendirilir, bu yüzden tanımlık gerekmez. Amerikan İngilizcesinde aynı durum için genellikle went to the hospital denir. Dolayısıyla özgün ifadede the bulunmaması bir bölgesel kullanım özelliğidir, dil bilgisi hatası değildir.

Alıştırma

go fiilinin geçmiş zamanını ve hospital sözcüğünün İngiliz/Avustralya İngilizcesindeki kurumsal kullanımını kullanın: After the accident, he ____ for treatment.

Cevabı göster

went to hospital

are you ready?

6:24

hazır mısın?

No.

6:25

Hayır.

Yes.

6:26

Evet.

She had a baby girl. Kelime

6:27

Bir kız bebeği oldu.

Kelime

had a baby girl: bir doğumu bildirmek

Bu cümlede had a baby girl, bir kız çocuğu dünyaya getirdi anlamına gelir. Aile haberlerinde veya tıbbi anlatılarda have a baby çoğu zaman bir doğumu bildirir; yalnızca bir bebeğe sahip olmak anlamına gelmez. Baby girl, doğan çocuğun kız olduğunu belirtir. Aynı doğum kalıbına had a baby boy veya had twins gibi başka bilgiler de eklenebilir.

Alıştırma

Bir doğum duyurusunda "Nina had a baby girl yesterday" ne anlama gelir?

  1. Nina bir kız çocuğu dünyaya getirdi.
  2. Nina bir kız çocuğuyla konuştu.
  3. Nina bir kız çocuğuna bakıcılık yaptı.
Cevabı göster

Nina bir kız çocuğu dünyaya getirdi.

Goo-goo, ga-ga.

6:33

Agu, agu.

I'm going to call her, Bluey. Kelime

6:37

Ona Bluey adını vereceğim.

Kelime

call her Bluey: ona Bluey adını vermek

Burada call her Bluey, onun adını Bluey olarak seçmek veya ona Bluey diye hitap etmek anlamına gelir. Call, telefon etmek anlamında kullanılmamıştır. Kalıp call + kişi veya şey + ad şeklindedir. Sondaki ad, o kişi ya da şeye ne deneceğini göstererek anlamı tamamlar.

Alıştırma

Ad seçme anlamını ifade etmek için call kullanarak cümleyi tamamlayın: We decided to ____ our new puppy Max.

Cevabı göster

call

That's me.

6:39

Bu benim.

Ah, yeah.

6:40

Ah, evet.

I'm you, aren't I? Dilbilgisi

6:40

Ben senim, değil mi?

Dilbilgisi

I am'den sonra aren't I?

Buradaki aren't I?, olumlu I'm ... ifadesinin sonuna gelen olumsuz bir onay sorusudur. Konuşan kişi zaten bir düşünceye sahiptir ve dinleyenden bunu doğrulamasını ister: I'm you, aren't I? yaklaşık olarak “Ben senim, değil mi?” demektir. I am ile modern standart İngilizcede kullanılan olağan olumsuz soru aren't I?'dır; amn't I? değildir. I'm ..., aren't I? yapısını kalıp olarak öğrenin.

Alıştırma

I am sonrasındaki standart onay sorusunu tamamlayın: I'm early, ____?

Cevabı göster

aren't I

Let's see.

6:42

Bakalım.

Daddy, me go boom-boom in nappy. Kelime

6:43

Baba, bezime kaka yaptım.

Kelime

go boom-boom in nappy: tuvaletle ilgili bebeksi ifade

Bu cümlede go boom-boom, bağırsak boşaltmayı anlatan eğlenceli bir bebek sözüdür; in nappy ise bunun çocuğun bezinde gerçekleştiğini belirtir. Vurgulanan bölümün tamamı çocuğun bezine kaka yaptığını söyler; gerçek anlamda bir patlamadan söz etmez. Nappy, İngiliz ve Avustralya İngilizcesinde Amerikan İngilizcesindeki diaper sözcüğünün karşılığıdır. Nappy sözcüğünden önce belirleyici kullanılmaması da bilinçli olarak bebeksi söyleyişe uygundur; normal standart İngilizcede genellikle in my nappy veya in the nappy denir.

Alıştırma

Bu çocuk bakımı bağlamında go boom-boom in nappy ne anlama gelir?

  1. Bu, çocuğun bezine kaka yaptığını anlatan bebeksi bir ifadedir.
  2. Çocuğun bir bezin yakınında patlama sesi duyduğu anlamına gelir.
  3. Çocuğun üstünü değiştirmeye yönelik resmî bir istektir.
Cevabı göster

Bu, çocuğun bezine kaka yaptığını anlatan bebeksi bir ifadedir.

Change me, Daddy. Kelime

6:48

Altımı değiştir, Baba.

Kelime

Change me: bez değiştirme isteği

Bu bebek bakımı bağlamında Change me, “kirli bezimi çıkar ve temiz bir bez tak” anlamına gelir. Nesne olan me, bezi değiştirilen kişiyi belirtir; durum zaten açık olduğu için diaper söylenmez. Bebekler ve küçük çocuklar söz konusu olduğunda change + kişi, o kişinin bezini değiştirmek anlamına gelebilir. Burada kişinin karakterini veya kimliğini değiştirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir bebek az önce bezinin kirli olduğunu söyledi. Change me burada ne anlama gelir?

  1. Bana temiz bir bez tak.
  2. Kişiliğimi değiştir.
  3. Benimle yer değiştir.
Cevabı göster

Bana temiz bir bez tak.

Dada, change me.

6:55

Baba, altımı değiştir.

The end.

6:59

Son.

Again.

7:03

Tekrar.