Tarih vs. Napolyon Bonapart - Alex Gendler: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
707 kelime 150 kel/dk

Video özeti: Mahkeme tartışması biçimindeki video, Napolyon’un Fransız Devrimi’ni koruyup korumadığını ya da ona ihanet edip etmediğini sorguluyor. Hukuk reformları ve liberal düşüncelerin yayılması; diktatörlük, köleliğin yeniden kurulması, imparatorluk savaşları ve çok büyük can kayıplarıyla karşılaştırılıyor, sonunda mirası bilinçli biçimde iki yönlü değerlendiriliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. save the revolution or destroy it? — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik. Birbirine tamamen zıt iki seçenek sunan sorunun temel tartışmayı nasıl çerçevelediğini, izleyiciyi rakip yorumlara yönelttiğini ve sonraki savların yalnızca cevap vermek yerine meseleyi karmaşıklaştırabileceği bir yapı kurduğunu öğrenin. 2. a legal code — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı. Bunun tek bir yasa değil, sistemli bir yasalar bütünü anlamına geldiğini kavrayın; ifadeyi Napolyon’un reformlarını, anayasal yönetimi veya modern hukuk sistemlerinin gelişimini tartışırken doğru biçimde kullanın. 3. for better or for worse. — Deyimler ve mecazi ifadeler. Bir kişi ya da olayın olumlu veya olumsuz kalıcı sonuçlar bıraktığını anlatan bu dengeli kapanış ifadesini tanıyıp kullanın; özellikle karmaşık bir tarihsel mirası tek taraflı hükme varmadan özetlemeyi öğrenin.

Bu derste

After the French Revolution erupted in 1789, Kelime

0:06

1789'da Fransız Devrimi patlak verdikten sonra,

Kelime

French Revolution erupted: ani ve güçlü bir başlangıç için erupt

“the French Revolution erupted” ifadesinde erupted, “aniden ve güçlü biçimde başladı” anlamına gelen geçişsiz bir fiildir. Bir yanardağın patlaması görüntüsünü büyük bir siyasi olaya aktarır; burada yerden gerçekten bir şey püskürmemektedir. began ile karşılaştırıldığında erupted, başlangıcı daha yoğun ve sarsıcı gösterir. Bu kullanım şiddet olayları, protestolar, çatışmalar veya tartışmalar gibi durumlarda yaygındır.

Alıştırma

Huzursuzluğun başlangıcını ani ve güçlü olarak sunan cümle hangisidir?

  1. Unrest gradually developed outside the station.
  2. Unrest began outside the station.
  3. Unrest erupted outside the station.
Cevabı göster

Unrest erupted outside the station.

Europe was thrown into chaos. Deyimler

0:10

Avrupa kaosa sürüklendi.

Deyimler

was thrown into chaos: be thrown into + durum edilgen yapısı

Was thrown into chaos, throw something into chaos yapısının edilgen biçimidir. Europe etkilenen unsurdur: Bir olay, Avrupa'nın siyasi ve toplumsal düzeninin aniden ve ciddi biçimde bozulmasına neden olmuştur. Into chaos fiziksel bir varış noktasını değil, ortaya çıkan durumu belirtir. Yapı etken ve edilgen biçimler arasında değişebilir: The crisis threw the system into chaos; The system was thrown into chaos by the crisis.

Alıştırma

Cümleyi throw ... into chaos yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: The festival ____ when the main stage lost power.

Cevabı göster

was thrown into chaos

Neighboring countries' monarchs feared they would share the fate of Louis XVI Kalıp ifadeler

0:13

Komşu ülkelerin monarkları XVI. Louis ile aynı kaderi paylaşmaktan korktular

Kalıp ifadeler

would share the fate of Louis XVI: aynı sonu yaşamak

would share the fate of Louis XVI ifadesindeki share the fate of someone, “o kişiyle aynı sonucu yaşamak” demektir. Burada fate, soyut bir kader anlayışını değil, somut bir sonu veya sonucu anlatır. Korkulan sonuç, XVI. Louis'nin devrilmesi ve idam edilmesidir. Bu nedenle ifade, genellikle olumsuz olan aynı tehlikeli sonu yaşama beklentisini aktarır.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak share the fate of ifadesini kullanarak tamamlayın: Unless sales improve, this store may ____ the branch that closed last year.

Cevabı göster

share the fate of

and attacked the new republic.

0:18

ve yeni cumhuriyete saldırdılar.

While at home, Anlatım akışı

0:20

Bu sırada ülkede,

extremism and mistrust between factions

0:21

aşırılık ve hizipler arasındaki güvensizlik

led to bloodshed. Kalıp ifadeler

0:24

kan dökülmesine yol açtı.

Anlatım akışı

While at home: odağı ülke içindeki duruma çevirmek

While at home, dinleyicinin dikkatini komşu ülkelerle ilgili durumdan Fransa içindeki olaylara çevirir. Burada at home, “kişisel bir evin içinde” değil, “ülke içinde” anlamına gelir. While iki durumu eş zamanlı ve karşıt olarak sunar: yurt dışından gelen baskıya karşı ülke içindeki kan dökülmesi. Bu geçiş, tarih, haber veya analiz anlatılarında dış ve iç durumlar arasındaki karşılaştırmayı düzenler.

Alıştırma

“While at home, extremism and mistrust between factions led to bloodshed” cümlesinde While at home ne işlev görür?

  1. Ülke içindeki olayların çok daha sonra gerçekleştiğini gösterir.
  2. Anlatımı dış bir durumdan eş zamanlı bir iç duruma geçirir.
  3. Grupların özel bir konutun içinde toplandığını söyler.
Cevabı göster

Anlatımı dış bir durumdan eş zamanlı bir iç duruma geçirir.

Kalıp ifadeler

led to bloodshed: şiddetli bir sonucu bildirmek

Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. cause + lead to + result kalıbında led to bloodshed, aşırılıkçılığı ve güvensizliği ciddi bir sonuca yol açan nedenler olarak sunar. Bloodshed yalnızca görünür bir kanamayı değil, şiddetin neden olduğu yaralanma ve ölümleri ifade eder. Bu nedenle ifade, çatışmanın şiddet kaynaklı kayıplara yol açtığını bildirir.

Alıştırma

Hangi cümle, artan düşmanlığın şiddet sonucu yaralanma veya ölümlere neden olduğunu söylüyor?

  1. The rising hostility ended without violence.
  2. The rising hostility led to bloodshed.
  3. The rising hostility led to a peaceful settlement.
Cevabı göster

The rising hostility led to bloodshed.

In the midst of all this conflict, Kalıp ifadeler

0:25

Tüm bu çatışmaların ortasında,

a powerful figure emerged to take charge of France. Kalıp ifadeler

0:27

Fransa'nın başına geçmek üzere güçlü bir figür ortaya çıktı.

Kalıp ifadeler

In the midst of: süren arka planı önce vermek

In the midst of all this conflict, cümlenin başına alınmış bir edat öbeğidir. Çatışmanın sürdüğünü ve ilgili kişilerin bu durumun içinde kaldığını anlatır. Yapı in the midst of + isim öbeği biçimindedir. Cümlenin başında kullanıldığında önce süren arka planı verir, ardından ana olayı tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: ____ the emergency, the nurses stayed focused.

Cevabı göster

In the midst of

Kalıp ifadeler

emerged to take charge of: öne çıkıp liderliği üstlenmek

Emerged to take charge of France ifadesinde emerged, birinin yalnızca fiziksel olarak bir yere girmesini değil, önemli bir kişi olarak ortaya çıkıp öne çıkmasını anlatır. To-infinitive, bunun ardından gelen rolü veya amacı belirtir: Fransa'nın liderliğini üstlendi. Take charge of, bir kişi, grup, operasyon veya durumun kontrolünü ve sorumluluğunu üstlenmeye başlamak demektir. Yapı bir bütün olarak, birinin öne çıkıp ardından yönetimi devralmasını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “önemli bir kişi olarak ortaya çıktı ve ardından liderliği üstlendi” anlamındaki vurgulanan yapıyla tamamlayın: During the crisis, a calm leader ____ the rescue operation.

Cevabı göster

emerged to take charge of

But did he save the revolution Anlatım akışı

0:31

Peki ama o devrimi kurtardı mı,

or destroy it?

0:33

yoksa yok mu etti?

Anlatım akışı

save ... or destroy it?: karşıtlıklarla tartışmayı çerçevelemek

Bu soru save ve destroy eylemlerini iki olası yargı olarak karşı karşıya getirir. It zamiri revolution sözcüğünün yerini alarak paralel karşıtlığı kısa ve açık tutar. Sorunun temel söylem işlevi konuyu çerçevelemektir: he, Napolyon'u ifade eder ve dinleyiciler onun etkisi hakkındaki keskin biçimde karşıt iki değerlendirme arasında karar vermeye yöneltilir. Bu tür bir giriş temel tartışmayı oluşturur; ancak tam yanıt iki uçtan da daha karmaşık olabilir.

Alıştırma

Hangi cümle temel bir tartışmayı çerçevelemek için karşıt seçenekleri en iyi biçimde kullanıyor?

  1. Did the new law reduce inequality or make it worse?
  2. Who wrote the first draft of the new law?
  3. When did the new law take effect?
Cevabı göster

Did the new law reduce inequality or make it worse?

Order, order.

0:36

Düzen, düzen.

Who's the defendant today? Kültür

0:37

Bugün sanık kim?

Kültür

defendant: mahkemede suçlanan veya kendisine dava açılan taraf

Hukuk ve mahkeme dilinde defendant, bir ceza isnadına veya hukuk davasındaki talebe cevap vermesi gereken kişi ya da taraftır. Bu soruda today, mevcut temsili yargılamada bu rolü kimin üstleneceğini sorar. Bu sözcük, bir davadaki belirli bir rolü adlandırır. Yalnızca cevap veren biri veya bir tartışmaya katılan herhangi biri anlamına gelmez.

Alıştırma

Mahkeme bağlamında defendant kimdir?

  1. davaya karar veren hâkim
  2. bir tanığa soru soran avukat
  3. isnat veya taleple karşı karşıya olan kişi ya da taraf
Cevabı göster

isnat veya taleple karşı karşıya olan kişi ya da taraf

I don't see anyone.

0:38

Kimseyi göremiyorum.

Your honor, this is Napoleon Bonaparte, Ton ve niyet

0:41

Sayın yargıç, bu kişi Napolyon Bonapart,

Ton ve niyet

Your Honor: hâkime yönelik resmî hitap

Your Honor, mahkemede bir hâkime doğrudan hitap etmek için kullanılan sabit ve saygılı ifadedir. Burada konuşmacı, hâkimi muhatap aldığını göstermek ve resmî biçimde konuşmaya başlamak için bu ifadeyi açıklamasının önüne getirir. Bu ifadede honor sözcüğü tek başına gündelik anlamıyla yorumlanmaz. İki sözcüğü tek bir mahkeme hitabı olarak birlikte öğrenin.

Alıştırma

Avukatın hâkime kullandığı resmî hitabı tamamlayın: ____, may I present the next piece of evidence?

Cevabı göster

Your Honor

the tyrant who invaded nearly all of Europe

0:44

boyundan kaynaklanan kişisel güvensizliklerini telafi etmek için

to compensate for his personal stature-based insecurities. Kalıp ifadeler

0:46

Avrupa'nın neredeyse tamamını işgal eden tiran.

Kalıp ifadeler

to compensate for: bir zayıflığı veya kaybı telafi etmek

Bu cümlede to compensate for, işgalin öne sürülen amacını belirtir. Compensate for; bir zayıflığı, kaybı veya dezavantajı “telafi etmek ya da dengelemek” anlamına gelir. For sözcüğünden sonra eksiklik olarak görülen şey gelir. Burada söz konusu olan para ödemek değildir. Cümle, fetihleri kişinin boyuyla ilgili güvensizliğini dengeleme girişimi olarak gösterir; bu nedenle suçlama alaycıdır ve kişinin psikolojik güdüsü hakkında varsayım içerir.

Alıştırma

Cümleyi “telafi etmek” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Extra rehearsal helped ____ the team's limited preparation time.

Cevabı göster

compensate for

Actually, Napoleon was at least average height for his time.

0:51

Aslında Napolyon kendi dönemi için en azından ortalama bir boydaydı.

The idea that he was short comes only from British wartime propaganda. Kültür

0:55

Kısa boylu olduğu fikri sadece İngiliz savaş dönemi propagandasından gelmektedir.

Kültür

British wartime propaganda: kamuoyunu şekillendirmek için kullanılan mesajlar

British wartime propaganda, savaş sırasında Britanya'da kamuoyunu şekillendirmek amacıyla üretilen veya yayılan mesajlar anlamına gelir. Britanya, Napolyon'un rakibiydi; dolayısıyla bu ifade, onu olumsuz göstermekte çıkarı olabilecek düşman bir kaynağa işaret eder. Propaganda genellikle tarafsız bilgi yerine seçici, taraflı veya yönlendirici siyasi mesajları düşündürür. Bu cümlede comes only from, Napolyon'un kısa boylu olduğuna dair yaygın imgeyi savaş döneminde yapılan imaj çalışmasının ürünü olarak gösterip sorgular.

Alıştırma

Hangi durum wartime propaganda için en açık örnektir?

  1. Bir mağaza indirimini duyuran reklam.
  2. Bir savaşa verilen halk desteğini artırmak için tasarlanan afişler.
  3. Bir ürünün ölçülerini listeleyen kullanım kılavuzu.
Cevabı göster

Bir savaşa verilen halk desteğini artırmak için tasarlanan afişler.

And he was no tyrant. Dilbilgisi

1:00

Ve o bir tiran değildi.

Dilbilgisi

he was no tyrant: be + no + isim ile güçlü olumsuzlama

he was no tyrant ifadesinde no, be + no + isim kalıbı içinde tekil tyrant ismini doğrudan niteler. Bu kalıp, tyrant etiketinin ona uygun olduğunu kesin biçimde reddeder: O kesinlikle bir tiran değildi. Buradaki no, tiranların sayısını belirtmez ve sahiplik anlatmaz. Bu kısa kalıp, olumsuzlamayı kararlı bir düzeltme gibi sunar; bu nedenle nötr bir olumsuzlamadan genellikle daha güçlüdür.

Alıştırma

beginner etiketini no + isim ile güçlü biçimde reddedin: After ten years in the field, Lena is ____.

Cevabı göster

no beginner

He was safeguarding the young republic from being crushed Kalıp ifadeler

1:01

Genç cumhuriyeti, hükümetini devirip

by the European monarchies

1:04

iktidarı bizzat ele geçirerek

Kalıp ifadeler

safeguarding ... from being crushed: safeguard A from being done kalıbı

Safeguarding the young republic from being crushed, safeguard + korunan nesne + from + tehlike kalıbını izler. Korunan nesne the young republic, önlenmek istenen zarar ise from being crushed bölümüdür. Being crushed edilgen bir -ing yan cümlesidir; eyleme maruz kalacak taraf cumhuriyettir. Buradaki crushed mecazidir ve sözcüğün gerçek anlamıyla sıkıştırılmayı değil, kesin biçimde yenilmeyi veya yok edilmeyi anlatır. Young republic, yeni kurulmuş ve hâlâ kırılgan bir cumhuriyet demektir.

Alıştırma

safeguard A from being done kalıbının gerektirdiği edatı tamamlayın: The policy safeguards tenants ____ being unfairly evicted.

Cevabı göster

from

by overthrowing its government and seizing power himself. Dilbilgisi

1:06

Avrupa monarşileri tarafından ezilmekten koruyordu.

Dilbilgisi

by overthrowing ... and seizing power: yöntemi anlatan by + -ing yapısı

Burada by, kullanılan yolu ya da yöntemi belirtir. And ile bağlanan overthrowing ve seizing fiilimsi biçimlerinin ikisini de yönetir; bu yüzden iki eylem de işin nasıl yapıldığını açıklar. Bağlamda ifade ironiktir: Bir cumhuriyetin hükûmetini devirip iktidarı bizzat ele geçirmek, o cumhuriyeti koruduğu iddiasıyla çelişir. Genel olarak by + -ing, bir sonuca ulaşmak için kullanılan eylemi açıklar.

Alıştırma

Yöntemi tanıtan sözcükle cümleyi tamamla: Maya improved her presentation ____ practicing it aloud each day.

Cevabı göster

by

Ahem, your honor.

1:10

Öhöm, sayın yargıç.

As a young and successful military officer,

1:12

Genç ve başarılı bir subay olarak,

Napoleon fully supported the French Revolution

1:14

Napolyon Fransız Devrimi'ni

and its ideals of liberty, equality, and fraternity. Kültür

1:17

ve onun özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ideallerini tamamen destekliyordu.

Kültür

ideals of liberty, equality, and fraternity: Fransız Devrimi'nin sloganı

liberty, equality, and fraternity dizisi, geleneksel olarak Fransız Devrimi ve Fransız cumhuriyetçi geleneğiyle ilişkilendirilen idealleri adlandırır. Bu cümlede rastgele sıralanmış olumlu değerlerden çok, tanınmış bir siyasi slogana gönderme yapar. Burada fraternity, vatandaşlar arasındaki dayanışma, yurttaşlık kardeşliği ve ortak bağı ifade eder.

Alıştırma

Tarihî liberty, equality, and fraternity ifadesinde fraternity ne anlama gelir?

  1. Erkek kardeşler arasındaki biyolojik ilişki
  2. Vatandaşlar arasındaki dayanışma ve yurttaşlık kardeşliği
  3. Üniversitedeki erkek öğrencilere ait bir sosyal topluluk
Cevabı göster

Vatandaşlar arasındaki dayanışma ve yurttaşlık kardeşliği

But the revolutionaries were incapable of real leadership. Kalıp ifadeler

1:21

Ancak devrimciler gerçek liderlikten yoksundu.

Kalıp ifadeler

incapable of real leadership: gerçek liderlik kapasitesinden yoksun

Be incapable of + isim veya gerund, bir şey için gereken yetenek ya da kapasiteye sahip olmamak anlamına gelir. Bu cümlede incapable of real leadership, devrimcilerin etkili biçimde liderlik etmek için gereken niteliklerden yoksun olduğunu belirtir. Bu ifade, sorunu genellikle geçici bir engel olarak değil, kapasite eksikliği olarak sunar.

Alıştırma

Hedef ifade be incapable of ile cümleyi tamamlayın: This device is ____ processing high-resolution video.

Cevabı göster

incapable of

Robespierre and the Jacobins who first came to power Kalıp ifadeler

1:25

İktidara ilk gelen Robespierre ve Jakobenler,

Kalıp ifadeler

first came to power: ilk olarak iktidara geldi

Come to power, siyaset ve tarih bağlamında yönetme yetkisini veya kontrolü elde etmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki first, Robespierre ve Jakobenlerin iktidara yükselişini anlatılan olaylar dizisinin erken ya da başlangıç noktasına yerleştirir. Buradaki power, fiziksel güç veya elektrik enerjisi değil, siyasi yetki anlamındadır.

Alıştırma

'The coalition came to power after the election,' cümlesinde came to power ne anlama gelir?

  1. daha fazla elektrik üretti
  2. siyasi yetki elde etti
  3. fiziksel olarak güçlendi
Cevabı göster

siyasi yetki elde etti

unleashed a reign of terror on the population Kültür

1:29

anti-Katolik aşırılıkları

Kültür

unleashed a reign of terror: terör saltanatı başlatmak

Burada unleashed, zararlı bir şey serbest bırakılmış gibi, güçlü ve tehlikeli bir sürecin başlamasına neden olmak anlamına gelir. A reign of terror, yöneticilerin halkı yaygın korku, şiddet ve cezalandırma yoluyla kontrol ettiği bir dönemdir. Fransız Devrimi bağlamında bu ifade, tarihteki Terör Dönemi’ne işaret eder. Bu sözler, Jakobenleri söz konusu şiddet sistemini etkin biçimde harekete geçiren taraf olarak gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede “unleashed a reign of terror” ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Barışçıl bir reform dönemi ilan ettiler.
  2. Ülke genelinde korkutucu hava koşullarına neden oldular.
  3. Yaygın korku ve şiddet yoluyla yönetmeye başladılar.
Cevabı göster

Yaygın korku ve şiddet yoluyla yönetmeye başladılar.

with their anti-Catholic extremism Kelime

1:32

ve kendileriyle aynı fikirde olmayan herkesi durmaksızın idam etmeleriyle

and non-stop executions of everyone who disagreed with them.

1:34

halk üzerinde bir terör dönemi başlattılar.

Kelime

their anti-Catholic extremism: Katolik karşıtı aşırılıkları

Anti-Catholic, “karşı” veya “muhalif” anlamındaki anti- ile Catholic sözcüğünden oluşur. Katolikliğe, Katolik kurumlarına veya Katoliklere yönelik düşmanlığı ya da etkin karşıtlığı anlatır. Extremism temel isimdir; bu nedenle bütün ifade söz konusu karşıtlığı aşırı olarak niteler. Their ise bu tutumu daha önce sözü edilen kişilere bağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, düşmanlık ima etmeden Katolik olmayan öğrencileri tarafsız biçimde anlatır?

  1. The school welcomes Catholic and non-Catholic students.
  2. The school welcomes Catholic and anti-Catholic students.
  3. The school welcomes Catholic students and opponents of Catholicism.
Cevabı göster

The school welcomes Catholic and non-Catholic students.

And the Directory that replaced them was an unstable and incompetent oligarchy. Kelime

1:39

Ve onların yerini alan Direktuvar, istikrarsız ve beceriksiz bir oligarşiydi.

Kelime

an unstable and incompetent oligarchy: küçük bir grubun yönetimi

Oligarchy, siyasi gücün küçük bir grubun elinde olduğu bir sistemi ifade eder. Bu cümlede oligarchy, Direktuvarı yalnızca bir hükümet olarak değil, güç yapısına göre tanımlar. Unstable ve incompetent, konuşanın olumsuz değerlendirmesini ekler. İfade, bu küçük grup yönetiminin hem istikrardan hem de yeterlilikten yoksun olduğunu söyler.

Alıştırma

Bu cümlede oligarchy ne anlama geliyor?

  1. Tüm gücün yalnızca bir kişide olduğu bir hükümet
  2. Küçük bir insan grubu tarafından kontrol edilen bir sistem
  3. Siyasi gücün herkes arasında eşit paylaşıldığı bir sistem
Cevabı göster

Küçük bir insan grubu tarafından kontrol edilen bir sistem

They needed a strong leader who could govern wisely and justly.

1:44

Akıllıca ve adil bir şekilde yönetebilecek güçlü bir lidere ihtiyaçları vardı.

So, France went through that whole revolution

1:49

Yani, Fransa tüm o devrimi

just to end up with another all-powerful ruler? Anlatım akışı

1:51

sadece başka bir mutlak güce sahip yöneticiyle son bulmak için mi yaşadı?

Anlatım akışı

just to end up with: ironik bir nihai sonucu belirtmek

End up with, bir süreçten sonra kişinin sonunda elinde kalan sonucu ifade eder ve bu sonuç çoğu zaman amaçlanmamıştır. Burada tüm devrimi, nihai sonuç olarak mutlak güce sahip başka bir hükümdara bağlar. Just to eklenince bu sonuç hayal kırıklığı yaratan, boşuna veya ironik bir durum olarak sunulur: Bunca çaba ve değişimden sonra sonuç başlangıç noktasına fazla benzemektedir. Bu yapı, büyük bir süreç ile tatmin etmeyen sonucu karşılaştırır.

Alıştırma

Just to end up with bu cümleye nasıl bir tutum katıyor?

  1. Konuşan kişi yalnızca sonucun ne zaman gerçekleştiğini belirtiyor.
  2. Büyük bir süreçten sonra nihai sonuç hayal kırıklığı yaratıcı veya ironik gelir.
  3. Nihai sonuç en başından beri planlanan hedefti.
Cevabı göster

Büyük bir süreçten sonra nihai sonuç hayal kırıklığı yaratıcı veya ironik gelir.

Not quite. Ton ve niyet

1:54

Tam olarak değil.

Ton ve niyet

Not quite. ile nazikçe düzeltme

Not quite., önceki ifadenin veya cevabın tamamen doğru olmadığını nazikçe belirtmenin bir yoludur. Buradaki quite “tamamen” anlamına gelir; dolayısıyla yanıtın tamamı “Bu tamamen doğru değil” demektir, “pek değil” anlamına gelmez. Tek başına bir yanıt olarak kullanıldığında, anlaşmazlığı bildirirken düzeltme veya açıklama için alan bırakır. No. ya da That's wrong. ifadelerinden daha az sert duyulabilir.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız bütçenin onaylandığını söylüyor, ancak yalnızca tasarım onaylandı. Hangi yanıt nazik bir düzeltme yapar?

  1. Exactly. The budget and design were both approved.
  2. Not quite. We approved the design, not the budget.
  3. No. That is a ridiculous mistake.
Cevabı göster

Not quite. We approved the design, not the budget.

Napoleon's new powers were derived from the Constitution Kelime

1:55

Napolyon'un yeni güçleri, Konsüllük döneminde

Kelime

were derived from the Constitution: resmî bir kaynağı belirtmek

were derived from the Constitution içindeki be derived from, “bir şeyi kaynak veya dayanak olarak almak” anlamına gelir. Edilgen yapı Napoleon's new powers ifadesini öne çıkarır ve Constitution'ı bu yetkilerin resmî kurumsal kaynağı olarak gösterir. Derived from, kelimesi kelimesine kopyalanmış demek değildir. powers, rights, authority veya conclusions gibi soyut isimlerle kullanıldığında genellikle bir şeyin nereden geldiğini ya da neye dayandığını açıklar.

Alıştırma

Edilgen be derived from ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The agency's authority ____ the statute.

Cevabı göster

is derived from

that was approved by a popular vote in the Consulate. Kültür

1:59

halk oylamasıyla onaylanan Anayasa'dan kaynaklanıyordu.

Kültür

was approved by a popular vote: halk oylamasıyla onaylanma

was approved by a popular vote ifadesinde edilgen yapı was approved, onaylanan şeyi konu olarak tutar ve onayın hangi yolla verildiğini belirtir: halkın oy kullanmasıyla. Buradaki popular, 'sevilen' ya da 'moda olan' değil, 'halk' ile ilgili bir anlam taşır. Siyasi metinlerde a popular vote, oy kullanma hakkına sahip vatandaşların doğrudan oylamasını veya verdikleri oyların toplamını ifade edebilir. Bu cümlede halk oylaması resmî onayın kaynağı olarak sunulur; ancak ifade tek başına sürecin özgür veya adil olup olmadığını göstermez.

Alıştırma

Bu cümlede a popular vote neyi belirtir?

  1. Şu anda moda olan bir oylama yöntemi
  2. Yalnızca yasama organı üyelerinin verdiği onay
  3. Halkın verdiği oylarla sağlanan onay
Cevabı göster

Halkın verdiği oylarla sağlanan onay

Ha!

2:02

Ha!

The Constitution was practically dictated at gunpoint Deyimler

2:03

Anayasa, askeri bir darbede silah zoruyla

Deyimler

was practically dictated at gunpoint: baskıyla dayatıldığı suçlaması

Burada was dictated, 'daha güçlü bir tarafça dayatıldı veya belirlendi' anlamına gelir; 'birisi yazsın diye yüksek sesle söylendi' anlamına gelmez. Edilgen yapı, The Constitution ifadesini konu olarak tutarken metnin şartlarının belirlenmesi üzerinde çok az denetimi varmış gibi sunar. Practically burada 'neredeyse' veya 'fiilen buna eşdeğer biçimde' demektir; at gunpoint ise silahlı güç tehdidini çağrıştırır. Birlikte kullanıldıklarında, o anda gerçekten bir silah bulunup bulunmadığından bağımsız olarak, Anayasa'nın baskı altında oluşturulduğuna dair güçlü bir suçlama ifade ederler.

Alıştırma

Konuşmacı was practically dictated at gunpoint ile ne iddia ediyor?

  1. Anayasa bir sekreter için dikkatlice yüksek sesle okundu
  2. Anayasa esas olarak pratik kullanım için tasarlandı
  3. Anayasa neredeyse silahlı baskı altında dayatıldı
Cevabı göster

Anayasa neredeyse silahlı baskı altında dayatıldı

in a military coup, and the public only accepted the tyrant Kültür

2:06

adeta dikte edilmişti ve halk tiranı sadece

because they were tired of constant civil war. Kalıp ifadeler

2:10

sürekli iç savaştan bıktıkları için kabul etti.

Kültür

a military coup: anayasal sürecin dışında iktidarı ele geçirmek

Askerî darbe, silahlı kuvvetlerin veya onların desteklediği bir grubun normal anayasal sürecin dışında devlet iktidarını aniden ele geçirmesidir. Bu cümlede ifade, iktidarın nasıl el değiştirdiğini belirtir; sıradan bir askerî saldırı anlamına gelmez. Tarih anlatılarında ve siyasi haberlerde coup, hükûmetin kontrolüne odaklanır. Uzun bir çatışma yaşanmış olsun ya da olmasın, iktidarın ele geçirilmesini anlatabilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz seçeneği seçin. Ünlü sese ve sonda /p/ olup olmadığına odaklanın.

  1. The speaker clearly said coup.
  2. The speaker clearly said cup.
  3. The speaker clearly said coop.
Cevabı göster

The speaker clearly said coup.

Kalıp ifadeler

tired of constant civil war: be tired of + isim veya -ing biçimi

be tired of + isim veya -ing yapısında tired, bir şey devam ettiği ya da tekrarlandığı için ondan rahatsız olmak, bıkmak veya usanmak anlamına gelir. Buradaki tired of constant civil war, halkın devam eden çatışmaya artık dayanamadığını belirtir; yalnızca fiziksel yorgunluk veya uykululuk anlamına gelmez. of sonrasındaki öge, bıkkınlığın neden olduğu nesneyi belirtir. Constant, iç savaşın sürüp gittiğini göstererek bu anlamı güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade be tired of ile tamamlayın ve be biçimini özneye göre değiştirin: She ____ answering the same question every day.

Cevabı göster

is tired of

Be that as it may, Anlatım akışı

2:14

Öyle olsa da,

Anlatım akışı

Be that as it may: resmî bir ödünleme geçişi

Be that as it may, “öyle olsa bile” veya “yine de” anlamına gelen kalıplaşmış ve resmî bir ifadedir. Önceki görüşün doğru olabileceğini kısaca kabul eder. Ardından konuşanın hâlâ geçerli olan bir iddiayla devam edeceğini gösterir. Tartışmayı önce ödün verme, sonra ana görüşü belirtme sırasıyla düzenler; tam bir anlaşma ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi “öyle olsa bile” anlamındaki kalıplaşmış resmî ifadeyle tamamlayın: ____, the deadline has not changed.

Cevabı göster

Be that as it may

Napoleon introduced a new constitution

2:15

Napolyon yeni bir anayasa

and a legal code that kept some of the most important Notlar

2:18

ve devrimin en önemli kazanımlarından

achievements of the revolution intact.

2:20

bazılarını bozulmadan koruyan bir yasal kod getirdi.

Kültür

a legal code: sistemli bir kanunlar bütünü

Bu cümlede a legal code, tek ve ayrı bir yasa değil, düzenlenmiş ve yazılı bir kanunlar bütünü anlamına gelir. Buradaki code, yapılandırılmış bir kurallar sistemidir; parola veya bilgisayar programlama kodu değildir. Napolyon’un reformları bağlamında bu ifade, medeni kanunların sistemli bir derlemesi olan Napolyon Kanunu’na işaret eder. Bu nedenle cümle, kurumsal bir hukuk reformunu anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede a legal code ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Düzenlenmiş bir kanunlar bütünü
  2. Tek bir mahkeme kararı
  3. Avukatların kullandığı gizli bir mesaj
Cevabı göster

Düzenlenmiş bir kanunlar bütünü

Kalıp ifadeler

kept ... achievements ... intact: kazanımları olduğu gibi korumak

Kept ... intact, keep + nesne + sıfat tamamlayıcısı yapısını kullanır. Bir şeyi bütün ve zarar görmemiş durumda korumak anlamına gelir. Uzun nesne some of the most important achievements of the revolution bölümüdür; intact ise bu kazanımların korunduktan sonraki durumunu belirtir. Buradaki intact, kazanımların yalnızca korunduğunu veya varlığını sürdürdüğünü söylemekten daha güçlüdür. Önemli bölümlerinin ve asıl değerlerinin bozulmadığını, parçalanmadığını ya da zayıflatılmadığını vurgular.

Alıştırma

“Bütün ve zarar görmemiş” anlamındaki sıfatı yazın: The restoration team kept the original mural ____.

Cevabı göster

intact

Freedom of religion,

2:23

Din özgürlüğü,

abolition of hereditary privilege,

2:24

kalıtsal ayrıcalıkların kaldırılması,

and equality before the law for all men. Kültür

2:27

ve tüm erkekler için kanun önünde eşitlik.

Kültür

equality before the law: hukuk önünde eşitlik

Equality before the law, hukuk ve yurttaşlık alanında kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. İnsanların statüleri veya miras yoluyla gelen ayrıcalıkları nedeniyle farklı muamele görmesi yerine aynı hukuki kurallara tabi olması, aynı korumadan yararlanması ve aynı ölçütlerle yargılanması anlamına gelir. Buradaki before zaman bildiren “önce” değil, “hukukla ilişkili olarak” anlamındadır. Bu ifade bir ilkeyi belirtir; ancak ardından gelen for all men sözleri cümlenin tarihsel kapsamını belirler. Eski bir metinde bu ifade yalnızca erkeklere gönderme yapabilir. Bu nedenle, gerçekten kimlerin kapsama alındığını kontrol etmek gerekir.

Alıştırma

Bu bağlamda equality before the law ne anlama gelir?

  1. Bütün yasaları yazma gücüne sahip olmak
  2. Yasanın üzerinde olmak
  3. Hukuk önünde eşit muamele
Cevabı göster

Hukuk önünde eşit muamele

All men indeed. Ton ve niyet

2:30

Elbette tüm erkekler.

Ton ve niyet

All men indeed.: alaycı bir tekrar

Bu cümlede All men, önceki iddiadaki anahtar sözleri tekrar eder. Indeed eklenince yüzeyde bir onay varmış gibi görünür, ancak çevredeki eleştiri tekrarı ironik hâle getirir: konuşan kişi, öne sürülen eşitliğin sınırlı olduğunu ve gerçekten herkesi kapsamadığını belirtir. Bu teknik, başka birinin sözlerini yeniden kullanarak onları sorgular. Indeed kesinlikle anlamına gelebilir; fakat vurgulu bir tekrardan sonra sözleri desteklemek yerine onlardaki sorunu öne çıkarabilir.

Alıştırma

Bu bağlamda All men indeed. ne işlev görür?

  1. İddiaya konu olan eşitliğin ne kadar sınırlı olduğunu göstermek için ifadeyi alaycı biçimde tekrar eder.
  2. Her insanın eşit haklara sahip olduğunu içtenlikle doğrular.
  3. Olaya karışan erkeklerin tam sayısını sorar.
Cevabı göster

İddiaya konu olan eşitliğin ne kadar sınırlı olduğunu göstermek için ifadeyi alaycı biçimde tekrar eder.

He deprived women of the rights that the revolution had given them Kalıp ifadeler

2:32

Kadınları devrimin onlara verdiği haklardan mahrum bıraktı

Kalıp ifadeler

deprived women of the rights: deprive A of B kalıbı

Fiil kalıbı deprive + kişi veya grup + of + şey, yani deprive A of B biçimindedir. Cümlede women A, the rights ise B'dir. Bu ifade, onun bu hakları kadınların elinden aldığı veya kadınların bu haklara sahip olmasını engellediği anlamına gelir. Deprive; haklar, özgürlükler, fırsatlar, kaynaklar veya temel ihtiyaçlar için sık kullanılan resmî ve güçlü bir fiildir. Kaybedilen şeyden önce of kullanılmalıdır.

Alıştırma

deprive A of B kalıbını tamamlayın: The law deprived citizens ____ basic rights.

Cevabı göster

of

and even reinstated slavery in the French colonies. Kelime

2:35

ve hatta Fransız sömürgelerinde köleliği yeniden getirdi.

Kelime

reinstated slavery: daha önce kaldırılmış bir sistemi yeniden yürürlüğe koymak

reinstated slavery ifadesinde reinstated, kaldırılmış ya da sona ermiş bir şeyi yeniden yürürlüğe koymak anlamına gelir. Bu nedenle ifade, daha önce var olmuş ve sonra kaldırılmış kölelik biçimini yeniden getirmeyi anlatır; sistemi ilk kez kurmayı değil. re- ön eki “yeniden” fikrini taşır. Bu cümledeki kelime seçimi, politikayı eski bir sisteme dönüş olarak sunar ve bu tarihsel eylemin ağırlığını vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede reinstated en doğru anlamıyla ne demektir?

  1. bir şeyi ilk kez oluşturdu
  2. bir şeyi değiştirmeden açıkladı
  3. daha önce var olmuş bir şeyi yeniden yürürlüğe koydu
Cevabı göster

daha önce var olmuş bir şeyi yeniden yürürlüğe koydu

Haiti is still recovering from the consequences centuries later. Kalıp ifadeler

2:39

Haiti yüzyıllar sonra bugün hala sonuçlarını atlatmaya çalışıyor.

Kalıp ifadeler

still recovering from the consequences: uzun süreli zararın etkilerinden hâlâ kurtulmak

still recovering from the consequences ifadesi, Haiti'nin daha önceki bir olayın sonuçlarını yaşadıktan sonra hâlâ tamamen istikrarlı bir duruma dönemediğini anlatır. Recover from, zorluğun kaynağını gösterir; consequences ise yaşanan olayın yol açtığı sonuçlar veya zararlar demektir. Still iyileşme sürecinin devam ettiğini, centuries later ise bu sürenin olağanüstü uzun olduğunu vurgular. Bu nedenle cümle yalnızca bir kişinin hastalıktan fiziksel olarak iyileşmesini değil, uzun süreli toplumsal veya tarihsel etkileri anlatır.

Alıştırma

Boşluğu doldurun: The coastal town is still ____ the consequences of the hurricane.

Cevabı göster

recovering from

What kind of equality is that? Ton ve niyet

2:42

Bu nasıl bir eşitlik?

Ton ve niyet

What kind of equality is that? ile retorik bir sorgulama

What kind of equality is that? biçim olarak bilgi isteyen bir sorudur, ancak burada retorik bir sorudur. Konuşan kişi eşitliğin türünü sormaz; durumun gerçekten eşitlik olarak adlandırılıp adlandırılamayacağını sorgular. Başka durumlarda da kullanılabilen What kind of X is that? kalıbı çoğunlukla “Bu, gerçek ya da kabul edilebilir bir X gibi görünmüyor” anlamına gelir. Başkasının kullandığı etiketi eleştirinin odağına yerleştirir.

Alıştırma

Konuşan kişi burada What kind of equality is that? ile ne anlatıyor?

  1. Politikayı kimin oluşturduğunu soruyor.
  2. Tarafsız bir eşitlik türleri listesi istiyor.
  3. Durumun eşitlik olarak adlandırılmayı hak edip etmediğinden şüphe ediyor.
Cevabı göster

Durumun eşitlik olarak adlandırılmayı hak edip etmediğinden şüphe ediyor.

The only kind that could be stably maintained at the time

2:45

O dönemde istikrarlı bir şekilde sürdürülebilen

and still far ahead of France's neighbors. Kalıp ifadeler

2:48

ve hala Fransa'nın komşularından çok ileride olan tek türdü.

Kalıp ifadeler

still far ahead of France's ... ile güçlü bir karşılaştırma

Far ahead of, “birinden ya da bir şeyden çok daha gelişmiş veya ileride” anlamına gelir. Bu cümlede fiziksel konum değil, Fransa'nın siyasal veya toplumsal gelişimi komşu ülkelerinkiyle karşılaştırılır. Far, ahead of ifadesini güçlendirir; still ise az önce kabul edilen sınırlamaya rağmen üstünlüğün devam ettiğini gösterir. France's, France's neighbors isim grubunu başlatan iyelik biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümlede far ahead of fiziksel konum yerine ilerlemeyi veya beceriyi karşılaştırır?

  1. The sign is far ahead of us near the bridge.
  2. The lab is far ahead of its competitors in battery safety.
  3. The cyclist is far ahead of the bus on this road.
Cevabı göster

The lab is far ahead of its competitors in battery safety.

Speaking of neighbors, Anlatım akışı

2:51

Komşulardan bahsetmişken,

Anlatım akışı

“Speaking of neighbors,”: ilgili bir konuya geçiş köprüsü

“Speaking of neighbors,” ifadesinde Speaking of + isim bir söylem belirleyicisi olarak kullanılır. Önceki bağlamda geçen neighbors sözcüğünü yeniden ele alır ve ilgili bir soruya geçmek için köprü olarak kullanır. Bu ifade konuşmayı düzenler; yalnızca birinin komşu ülkeler hakkında konuştuğunu söylemez. Yeniden kullanılabilen kalıp, Speaking of + konu yapısının ardından o konuyla bağlantılı yeni bir yorum veya soru getirmektir.

Alıştırma

Cümleyi Speaking ile başlayan ve “bu ilgili konu açılmışken” anlamına gelen iki sözcüklü hedef geçiş ifadesiyle tamamlayın: ____ deadlines, has the client approved the schedule?

Cevabı göster

Speaking of

what was with all the invasions? Ton ve niyet

2:52

tüm o işgaller neyin nesiydi?

Ton ve niyet

“what was with all the invasions?”: gayriresmî ve sorgulayıcı bir soru

What was with all the invasions? açıklama istemenin gayriresmî bir yoludur: “Neden bu kadar çok işgal vardı?” Şaşkınlık ifade eder ve çoğu zaman sürpriz, rahatsızlık ya da eleştiri taşır; bu nedenle yalnızca tarafsız bilgi istemekten daha fazlasını yapar. Kalıp What is/was with + isim öbeği? biçimindedir. Şimdiki bir durum için is, geçmişteki bir durum için was kullanılır. Buradaki all the, işgallerin sayısının beklenmedik derecede fazla olduğunu veya tekrarlandığını vurgular.

Alıştırma

Bir projede son anda beklenmedik birçok değişiklik yapıldı. Hangi soru gayriresmî, şaşkın ve hafif eleştirel bir tepkiyi en iyi ifade eder?

  1. What was with all the last-minute changes?
  2. How many changes were made?
  3. Could you explain the schedule changes?
Cevabı göster

What was with all the last-minute changes?

Great question, your honor.

2:54

Harika bir soru, sayın yargıç.

Which invasions are we talking about?

2:56

Hangi işgallerden bahsediyoruz?

It was the neighboring empires who had invaded France, Dilbilgisi

2:58

Monarşiyi geri getirmeye

Dilbilgisi

It was the neighboring empires who: özneyi odağa alan yapı

Bu bir it-cleft, yani odaklama yapısıdır: It was + odaklanan kişi veya şey + who/that + cümlenin geri kalanı. Burada the neighboring empires odaklanan öznedir ve who, had invaded France bölümünü başlatır. it zamiri belirli bir şeye gönderme yapmaz. The neighboring empires had invaded France şeklindeki düz ifadeyle karşılaştırıldığında bu yapı, sorumlunun kim olduğuna düzeltici bir vurgu yapar. Gerçek kişi veya grubu belirlemek önemli olduğunda, özellikle bir varsayımı düzeltirken bu kalıbı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Anahtarı gerçekten Elena'nın bulduğunu vurgulamak için cümleyi It was ... who kalıbıyla tamamlayın: ____ found the key.

Cevabı göster

It was Elena who

trying to restore the monarchy Dilbilgisi

3:01

ve özgürlüğün Avrupa'ya yayılmasını engellemeye çalışan

Dilbilgisi

trying to restore the monarchy: amaç ekleyen -ing ifadesi

Trying to restore the monarchy, önceki eyleme işgalcilerin amacını ekleyen -ing sıfat-fiil ifadesidir. Anlamca öznesi the neighboring empires ifadesidir: Bu imparatorluklar monarşiyi geri getirmeye çalışırken Fransa'yı işgal ettiler. Burada restore, daha önce var olan bir sistemi veya durumu geri getirmek anlamına gelir. The monarchy, hasarlı ve onarılması gereken bir nesneyi değil, siyasi sistem olarak hükümdar yönetimini ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi try ve restore kullanarak hedef -ing amaç ifadesiyle tamamlayın: After the outage, the company published a detailed report, ____ public trust.

Cevabı göster

trying to restore

and prevent the spread of liberty across Europe. Kalıp ifadeler

3:03

Fransa'yı işgal edenler komşu imparatorluklardı.

Kalıp ifadeler

and prevent the spread of liberty: özgürlük fikrinin yayılmasını önlemek

prevent the spread of liberty ifadesinde prevent fiili, the spread of liberty isim öbeğini nesne olarak alır. İfade, özgürlük fikrinin veya etkisinin daha fazla yere ya da insana ulaşmasını engellemek anlamına gelir. Buradaki spread, bir şeyin daha geniş biçimde dolaşmasını veya etki alanını büyütmesini anlatan soyut bir isimdir; bir maddeyi bir yüzeye fiziksel olarak yayma eylemi değildir. prevent the spread of + isim kalıbı hastalıkların, söylentilerin, şiddetin veya fikirlerin yayılmasını önlemeyi anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört kelimelik isim öbeği kalıbıyla tamamlayın: Clear communication can ____ rumors.

Cevabı göster

prevent the spread of

Twice by the time Napoleon took charge. Dilbilgisi

3:05

Napolyon başa geçene kadar iki kez işgal etmişlerdi.

Dilbilgisi

by the time Napoleon took charge: Napolyon yönetimi ele aldığında

By the time Napoleon took charge, Napolyon'un yönetimi ele aldığı anı bir zaman sınırı veya referans noktası olarak belirler. Bu noktaya ulaşıldığını ifade eder ve o zamana kadar zaten doğru olan ya da gerçekleşmiş bulunan şeye odaklanır. Bu eksiltili parçada Twice, önceki bağlamdan anlaşılan bir olayın sayısını verir. By the time olayların sırasını düzenler: Napolyon yönetimi ele aldığında söz konusu olay iki kez gerçekleşmişti.

Alıştırma

Cümleyi bir zaman sınırı belirleyen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ the bus arrived, we had already bought our tickets.

Cevabı göster

By the time

Having defended France as a soldier Dilbilgisi

3:08

O savaşlarda Fransa'yı

and a general in those wars,

3:10

asker ve general olarak savunmuş biri olarak,

Dilbilgisi

Having defended France ...: ana cümleden önce tamamlanan eylem

Having defended France ... ifadesi, having + past participle biçimindeki bir perfect participle yan yapısıdır. Fransa'yı savunma eylemini ana cümledeki he knew eyleminden önce tamamlanmış olarak sunar. Bu yapı, önceki deneyimi arka plan bilgisi olarak kısaltır ve sonraki yargının açıklanmasına yardımcı olur. Örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle aynıdır: hem savunan hem de bilen kişi he'dir.

Alıştırma

Cümleyi finish fiilinin perfect participle biçimiyle tamamlayın: ____ the safety check, Maya opened the doors.

Cevabı göster

Having finished

he knew that the best defense is a good offense. Deyimler

3:12

en iyi savurmanın iyi bir saldırı olduğunu biliyordu.

Deyimler

the best defense is a good offense: proaktif bir strateji

The best defense is a good offense, tepki vermek için beklemek yerine önce güçlü biçimde harekete geçmenin bazen kişiyi daha iyi koruyabileceğini anlatan bir atasözüdür. Saldırıyı bir savunma stratejisi olarak sunar; sözcükleri kelimesi kelimesine tanımlamaz. Burada offense, birini gücendirmek değil, saldırı veya hücum anlamındadır. Atasözü bir stratejiyi açıklayabilir ancak bu stratejinin akıllıca ya da haklı olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

The best defense is a good offense atasözü ne anlama gelir?

  1. Rakibe hakaret etmek gelecekteki çatışmaları önler.
  2. En güvenli strateji her zaman bekleyip karşılık vermektir.
  3. Proaktif biçimde harekete geçmek bazen kendini korumanın en iyi yolu olabilir.
Cevabı göster

Proaktif biçimde harekete geçmek bazen kendini korumanın en iyi yolu olabilir.

An offense against the entire continent?

3:15

Tüm kıtaya karşı bir saldırı mı?

Peace was secured by 1802

3:17

1802'ye gelindiğinde barış sağlandı

and other European powers recognized the new French regime. Kültür

3:20

ve diğer Avrupa güçleri yeni Fransız rejimini tanıdı.

Kültür

recognized the new French regime: diplomatik tanıma

Burada recognized, diğer Avrupa devletlerinin yeni Fransız rejimini Fransa'yı yöneten otorite olarak resmen kabul ettiği anlamına gelir. Uluslararası ilişkilerde tanıma, siyasi veya hukuki statüyle ilgilidir; yalnızca tanıdık bir şeyi ayırt etmek anlamına gelmez. Burada regime, yönetim sistemini veya iktidardaki otoriteyi ifade eder. Tarih anlatımında tarafsız olabilir, ancak güncel siyasi yorumlarda eleştirel duyulabilir.

Alıştırma

Bir diplomasi raporunda "Several countries recognized the interim government" ne anlama gelir?

  1. Liderlerini bir fotoğraftan tanıdılar.
  2. Siyasi veya hukuki statüsünü resmen kabul ettiler.
  3. Bütün politikalarını hemen onayladılar.
Cevabı göster

Siyasi veya hukuki statüsünü resmen kabul ettiler.

But Bonaparte couldn't rest unless he had control Dilbilgisi

3:24

Ama Bonapart tüm kıtanın kontrolünü ele geçirmeden

of the whole continent and all he knew was fighting. Dilbilgisi

3:27

rahat edemiyordu ve tek bildiği savaşmaktı.

Dilbilgisi

couldn't rest unless he had control: durmak için tek bir koşul

couldn't rest unless he had control... ifadesinde rest, uyumak değil, çabalamayı bırakmak veya tatmin olmak anlamına gelir. Unless, onun durması için gereken koşulu belirtir: bütün kıtayı kontrol etmeden hedefinin peşinden gitmeye devam edecektir. couldn't rest unless... kalıbı, bir hedefi çoğu zaman saplantılı veya vazgeçilmesi imkânsız gibi gösterir. Burada Bonapart'ın kontrol arzusuna yönelik eleştirel bakışı güçlendirir.

Alıştırma

"Leah couldn't rest unless every guest was safe" neyi ima eder?

  1. Her konuk güvende olana kadar endişelenmeyi veya harekete geçmeyi bırakmayacaktı.
  2. Biraz dinlenebilmek için konukların gitmesini istiyordu.
  3. Her konuk zaten güvende olduğu için uyuyamıyordu.
Cevabı göster

Her konuk güvende olana kadar endişelenmeyi veya harekete geçmeyi bırakmayacaktı.

Dilbilgisi

all he knew was fighting: bildiği tek şey savaşmaktı

Bu cümlede all he knew was fighting, savaşmanın bildiği tek tepki ya da yaşam biçimi olduğu anlamına gelir. Bu, zihnindeki bütün bilgilerin gerçek anlamda bir listesi değildir. all + özne + knew + was + tamamlayıcı kalıbı, tek bir etkinliği kişi hakkında güçlü bir genellemeye dönüştürür. Burada fighting, was'tan sonra kullanılan -ing biçimidir; bu özet, onun başka türlü davranmayı bilmediğini düşündürür.

Alıştırma

Şikâyet etmenin bildiği tek tepki olduğunu anlatmak için all + yan cümle kalıbını kullanın: ____ was complaining.

Cevabı göster

All he knew

He tried to enforce a European-wide blockade of Britain, Kültür

3:30

İngiltere'ye karşı Avrupa çapında bir abluka uygulamaya çalıştı,

Kültür

enforce a European-wide blockade of Britain: Britanya'ya karşı Avrupa çapında bir ablukayı uygulatmak

Enforce a ... blockade, ablukayı etkili kılmak ve ona uyulmasını sağlamak için yetki ile somut önlemler kullanmak demektir. Blockade, hareketi ya da ticareti sınırlayan örgütlü bir askerî veya ekonomik uygulamadır; yalnızca yolu kapatan sıradan bir nesne değildir. European-wide politikanın erişim alanını, of Britain ise hedefini belirtir. Burada Napolyon, adanın çevresine tek bir fiziksel engel koymak yerine kıta Avrupası genelindeki kontroller yoluyla Britanya'nın ticaretini kesmeye çalışıyordu.

Alıştırma

Resmî bir abluka zaten yürürlükte. Donanmanın insanların buna uymasını sağladığını en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The navy enforces the blockade.
  2. The navy imposes the blockade.
  3. The navy blocks the blockade.
Cevabı göster

The navy enforces the blockade.

invaded any country that didn't comply, Kelime

3:34

buna uymayan her ülkeyi işgal etti,

Kelime

that didn't comply: bir gerekliliğe uymamak

that didn't comply ifadesinde that, any country ifadesini açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır. Comply, bir emir, kural, talep veya resmî politikaya uygun hareket etmek demektir; burada bu ülkelerin kendilerinden istenen politikayı uygulamadığı anlatılır. Comply bir inancı değil, davranışı anlatır. Bir kişi bir gerekliliğe katılmasa bile ona uygun hareket edebilir. Gereklilik açıkça belirtilirken genellikle comply with + isim yapısı kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir şirketin kabul etse de etmese de resmî bir gerekliliğe uyduğunu belirtir?

  1. The company complied with the new rule.
  2. The company discussed the new rule.
  3. The company agreed with the new rule.
Cevabı göster

The company complied with the new rule.

and launched more wars to hold onto his gains. Öbek fiiller

3:36

ve kazandıklarını elinde tutmak için daha fazla savaş başlattı.

Öbek fiiller

to hold onto his gains: kazandıklarını korumak

To hold onto his gains, amaç bildiren bir mastar öbeğidir: daha fazla savaşı neden başlattığını açıklar. Hold onto, zaten sahip olunan bir şeyi korumak ve kaybetmemek demektir. Buradaki his gains, kas gelişimini değil, savaş ve siyaset yoluyla önceden kazanılmış toprakları, gücü veya avantajları ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle, takımın zaten sahip olduğu bir avantajı korumaya çalıştığı anlamına gelir?

  1. The team accepted that it had lost the lead.
  2. The team attacked early to take the lead.
  3. The team defended carefully to hold onto its lead.
Cevabı göster

The team defended carefully to hold onto its lead.

And what was the result?

3:39

Peki sonuç ne oldu?

Millions dead all over the continent

3:41

Kıta genelinde milyonlarca ölü

and the whole international order shattered. Kalıp ifadeler

3:43

ve parçalanmış bir uluslararası düzen.

Kalıp ifadeler

tüm uluslararası düzenin paramparça olması

Uluslararası düzen, ülkelerin birbirleriyle nasıl ilişki kurduğunu şekillendiren kurallar, kurumlar, ittifaklar ve güç ilişkileri sistemidir; buradaki order, satın alma siparişi ya da verilen bir emir anlamına gelmez. Shattered burada mecazidir. Sistemi parçalara ayrılmış gibi göstererek küçük bir değişikliği değil, ağır ve geniş kapsamlı bir çöküşü vurgular. Bu sıkıştırılmış anlatım, uluslararası düzenin parçalanmasını sonuçlardan biri olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede shattered aynı türde ağır kurumsal hasarı anlatmaktadır?

  1. The customer placed an international order online.
  2. The crisis shattered the old political order.
  3. The committee changed the order of the agenda.
Cevabı göster

The crisis shattered the old political order.

You forgot the other result. Ton ve niyet

3:46

Diğer sonucu unuttunuz.

Ton ve niyet

diğer sonucu unuttun

Bu tartışmada You forgot the other result yalnızca hafıza hakkında yorum yapmaz. Forgot, "açıklamana veya savına dâhil etmedin" anlamındadır: konuşan kişi, karşı tarafın eksik bir sonuçlar bütünü sunduğunu ileri sürer. Bu ifade daha sonra bir karşı çıkış ve geçiş görevi görür. Bir sonucun ele alındığını kabul eder, ancak dikkati farklı bir sonucu destekleyebilecek başka bir sonuca yöneltir.

Alıştırma

Yeni bir müşteriyle yapılan resmî toplantıda "You forgot the other result" demek, gözden kaçırılmış bir sonucu belirtmenin en diplomatik yoludur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

The spread of democratic and liberal ideals across Europe.

3:47

Demokratik ve liberal ideallerin Avrupa'ya yayılması.

It was thanks to Napoleon that the continent was reshaped Notlar

3:51

Napolyon sayesinde kıta,

Kalıp ifadeler

It was thanks to Napoleon that ...: nedeni odağa yerleştirme

Tam kalıp It was thanks to X that + sonuç şeklindedir. thanks to X nedeni belirtir; It was ... that ise bu nedeni odağa yerleştirir. Burada Napolyon, kıtanın yeniden şekillendirilmesinin temel nedeni olarak sunulur. Bu kalıp çoğunlukla bir sonucun payını birine veya bir şeye verir. Ancak sonuç açıkça olumsuzsa thanks to alaycı biçimde suç yükleyebilir; bu nedenle tutum bağlamdan anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Barınağın yeniden açılmasını gönüllülerin katkısına bağlamak için vurgu kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. It was thanks to the volunteers that the shelter reopened.
  2. The volunteers thanked the shelter after it reopened.
  3. The shelter reopened so that it could thank the volunteers.
Cevabı göster

It was thanks to the volunteers that the shelter reopened.

from a chaotic patchwork of fragmented feudal and religious territories Deyimler

3:54

parçalanmış feodal ve dini bölgelerin kaotik bir yamasından,

Deyimler

a chaotic patchwork of: parçalı bir bütün için kullanılan mecaz

Patchwork sözcüğü gerçek anlamıyla birçok farklı parçadan yapılmış bir şeyi anlatır. Burada a chaotic patchwork of, açık ve birleşik bir düzeni olmayan, parçalanmış birçok bölümün oluşturduğu daha büyük bir bütün için kullanılan mecazdır. a patchwork of + isim yapısı; yasaları, sistemleri, haritaları veya kurumları çoğu zaman parça parça bir araya getirilmiş ve tutarsız gösterir. Chaotic olumsuz değerlendirmeyi güçlendirir: parçalar yalnızca farklı değil, aynı zamanda son derece düzensizdir.

Alıştırma

a chaotic patchwork of temporary fixes bir proje hakkında ne anlatır?

  1. Özenle bütünleştirilmiş tek bir planı izler.
  2. Proje sırasında kullanılan gerçek bir kırkyama yorgandır.
  3. Birbiriyle uyuşmayan parçalardan oluşturulmuş düzensiz bir bütündür.
Cevabı göster

Birbiriyle uyuşmayan parçalardan oluşturulmuş düzensiz bir bütündür.

into efficient, modern, and secular nation states Kültür

3:59

halkın her zamankinden daha fazla güce ve hakka sahip olduğu

Dilbilgisi

reshaped from ... into ...: bir dönüşümü belirtme

reshaped from A into B, dönüşümün iki ucunu da gösterir. from başlangıçtaki durumu, into ise ortaya çıkan durumu tanıtır. Bu ifadede parçalanmış feodal ve dinî bölgeler başlangıç biçimi; verimli, modern ve laik ulus devletler ise sonuçtur. reshape yalnızca herhangi bir değişimi değil, biçimin, yapının veya düzenin kapsamlı biçimde yeniden oluşturulmasını anlatır. Değişimin yönünü net anlamak için from ... into ... kalıbının tamamını okuyun.

Alıştırma

from ... into ... dönüşüm kalıbını tamamlayın: The redesign reshaped the lobby ____ a dark waiting area ____ a bright community space.

Cevabı göster

from · into

Kültür

secular nation states: doğrudan dinî yönetim altında olmayan ulus devletler

Ulus devlet, ulusal bir siyasi topluluk etrafında örgütlenmiş egemen bir ülkedir. Secular nation states içinde siyasi otorite ve kamu kurumları doğrudan bir din tarafından yönetilmez. Secular devletin örgütlenme biçimini anlatır; vatandaşların dinî inançlarının olmadığı anlamına gelmez. Bu tarihsel karşıtlıkta ifade, parçalanmış feodal ve dinî bölgelerden merkezîleşmiş modern devletlere geçişi göstermeye yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi açıklama bir secular nation state ile en iyi eşleşir?

  1. Her vatandaşın dini reddetmek zorunda olduğu bir devlet.
  2. Kamu kurumları dinî bir otorite tarafından yönetilmeyen bir devlet.
  3. Güvenlik için yasalarını gizli tutan bir devlet.
Cevabı göster

Kamu kurumları dinî bir otorite tarafından yönetilmeyen bir devlet.

where the people held more power and rights than ever before. Kalıp ifadeler

4:03

verimli, modern ve laik ulus devletlere dönüştürüldü.

Kalıp ifadeler

than ever before: daha önceki herhangi bir zamandan daha

Than ever before karşılaştırma anlamı taşıyan bir ifadenin ardından gelir ve “daha önceki herhangi bir zamandan daha” demektir. Anlatılan andaki dereceyi geçmişteki tek bir olayla değil, önceki dönemin tamamıyla karşılaştırır. Buradaki more power and rights than ever before, insanların gücünün ve haklarının önceki herhangi bir zamandakinden daha yüksek bir düzeye ulaştığını belirtir.

Alıştırma

“Daha önceki herhangi bir zamandan daha” anlamına gelen kalıp ifadeyi tamamlayın: More people can access the service than ____ before.

Cevabı göster

ever

Should we also thank him for the rise of nationalism Ton ve niyet

4:08

Milliyetçiliğin yükselişi

and the massive increase in army sizes?

4:10

ve ordu boyutlarındaki devasa artış için de ona teşekkür etmeli miyiz?

Ton ve niyet

Should we also thank him for ...?: alaycı bir retorik soru

Should we also thank him for ...? dil bilgisi açısından teşekkür etmenin uygun olup olmadığını soran bir sorudur. Ancak bu bağlamda alaycı bir retorik sorudur: milliyetçilik ve orduların büyümesi zararlı sonuçlar olarak sunulur, dolayısıyla konuşmacı ona gerçekten teşekkür etmek istemez. also sözcüğü bu soruyu önceki övgüye bağlar. Konuşmacı aynı teşekkür dilini olumsuz sonuçlara da uygulayarak bir kişiye yalnızca olumlu sonuçlar için paye vermenin adil olup olmadığını sorgular.

Alıştırma

Yargılayın: Konuşmacı “Should we also thank him for the rise of nationalism?” sorusunu içtenlikle minnettarlık ifade etmeyi önermek için kullanıyor.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

You can see how well that turned out a century later. Ton ve niyet

4:13

Bir asır sonra bunun ne kadar iyi sonuçlandığını görebilirsiniz.

Ton ve niyet

You can see how well that turned out ifadesindeki ironi

Bu cümlede You can see how well that turned out ironik biçimde kullanılır. how well sözleri yüzeyde olumlu görünür, ancak a century later zararlı tarihsel sonuçlara işaret eder; dolayısıyla konuşmacının asıl kastı sonucun kötü olduğudur. Bu kalıp, dinleyiciyi kanıtlara bakıp başarısızlığı fark etmeye yöneltir. Olumsuz bir bağlamda You can see how well that turned out çoğu zaman gerçek bir övgü değil, “kötü sonuç ortada” anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede how well en olası olarak ne anlatıyor?

  1. Olumlu ifadeye rağmen sonuç aslında kötüydü.
  2. Sonuç açıkça başarılıydı.
  3. Sonuç hâlâ bilinmiyor.
Cevabı göster

Olumlu ifadeye rağmen sonuç aslında kötüydü.

So, what would European history have been like Dilbilgisi

4:16

Peki, Napolyon olmasaydı

if it weren't for Napoleon?

4:18

Avrupa tarihi nasıl olurdu?

Dilbilgisi

Karşıolgusal sorularda What would ... have been like if it weren't for ...?

Bu, geçmiş hakkında karşıolgusal bir sorudur. What would European history have been like, gerçekte ne olduğunu anlatmak yerine tarihin alternatif bir biçimini hayal etmemizi ister. If it weren't for Napoleon, “Napolyon var olmasaydı veya etkili bir unsur olmasaydı” anlamına gelir. Burada weren't sıradan geçmiş zamanı değil, gerçek dışı bir koşulu belirtir. what would ... have been like if it weren't for ... kalıbı, belirli bir kişi veya şey olmasaydı geçmişteki bir durumun nasıl farklı olabileceğini sormak için yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

Karşıolgusal soruyu “etkisi olmasaydı” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: What would the festival have been like ____ the volunteers?

Cevabı göster

if it weren't for

Unimaginably better.

4:20

Hayal bile edilemeyecek kadar iyi.

Napoleon's seemingly unstoppable momentum would die in the Russian winter snows, Deyimler

4:24

Napolyon'un durdurulamaz gibi görünen ilerleyişi,

Deyimler

seemingly unstoppable momentum: görünüşte durdurulamaz ilerleme ivmesi

Buradaki momentum, fizik bilimindeki teknik hareket kavramıyla sınırlı değildir; bir seferin veya eğilimin ilerlemeyi sürdürmesini sağlayan gücü anlatır. İfade, Napolyon'un askerî yayılmasını durdurulması zor ve güçlü bir ilerleyiş olarak sunar. Seemingly, “görünüşe göre” anlamına gelir. Bu nedenle seemingly unstoppable, ilerleyişin gerçekten durdurulamaz olduğunu iddia etmez. Cümlenin sonraki bölümünde gelecek tersine dönüşe sessizce zemin hazırlar.

Alıştırma

Örnekte seemingly unstoppable momentum ne anlama geliyor?

  1. Örgütlü bir siyasi veya toplumsal grup
  2. Fiziksel hareketin kesin bir ölçümü
  3. Durdurulması çok zor görünen bir ilerleme gücü
Cevabı göster

Durdurulması çok zor görünen bir ilerleme gücü

along with most of his army.

4:29

ordusunun büyük bir kısmıyla birlikte Rusya kışının karlarında yok olacaktı.

Deyimler

would die in the Russian winter snows: ilerleme ivmesi Rus kışının karlarında yok olacaktı

Would die ifadesinin öznesi, daha önce geçen momentum adıdır. Die burada mecazidir: Napolyon'un askerî ilerleyişi gücünü kaybedip Rusya'da sona erecektir; cümle Napolyon'un kendisinin orada öldüğünü söylemez. Would, bu sonucu tarih anlatısındaki daha erken bir noktadan bakıldığında daha sonra gerçekleşecek bir olay olarak sunar. In the Russian winter snows, önemli bir arka planı canlı bir görüntüde yoğunlaştırır. Rusya'nın işgali sırasında ağır kış koşulları ve ciddi ikmal sorunları Napolyon'un ordusunun yıkıma uğramasına katkıda bulunmuş, bu felaket de durdurulamaz görünen ilerleyişi sona erdirmiştir.

Alıştırma

Hangi seçenek would die in the Russian winter snows ifadesini doğru biçimde yeniden anlatıyor?

  1. Rus kışı onun ilerleyişini daha da güçlendirecekti.
  2. Napolyon'un askerî ilerleme ivmesi, felaketle sonuçlanan Rusya seferi sırasında sona erecekti.
  3. Napolyon'un kendisi sefer sırasında karda ölecekti.
Cevabı göster

Napolyon'un askerî ilerleme ivmesi, felaketle sonuçlanan Rusya seferi sırasında sona erecekti.

But even after being deposed and exiled, Dilbilgisi

4:31

Ancak görevden alınıp sürgüne gönderildikten sonra bile,

he refused to give up, Öbek fiiller

4:34

pes etmeyi reddetti,

Dilbilgisi

even after being deposed and exiled: edilgen bir karşıtlık arka planı

Even after being deposed and exiled karşıtlık bildiren bir arka plan kurar: tahttan indirilme ve sürgün önce gerçekleşmiştir, fakat normalde beklenen sonucu doğurmamıştır. Even, bütün bunlara rağmen onun devam ettiği yönündeki şaşırtıcı anlamı ekler. Burada after sözcüğünü -ing yan cümlesi being deposed and exiled izler. Being + geçmiş zaman ortacı edilgen deneyimleri gösterir: başka insanlar onu tahttan indirip sürgüne göndermiştir. Bu kalıp, bir aksiliği onunla çelişen ana eylemden önce verebilir: even after being + geçmiş zaman ortacı, biri yine de bir şey yapar.

Alıştırma

Cümleyi reject fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: Even after ____ three times, the inventor kept improving the design.

Cevabı göster

being rejected

Öbek fiiller

refused to give up: denemeyi bırakmayı kararlılıkla reddetmek

Refused to give up, onun bilinçli olarak denemeyi bırakmayı reddettiği anlamına gelir. Refuse to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmamayı seçmeyi anlatır; give up ise bir çabayı bırakmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Did not give up ile karşılaştırıldığında refused to give up daha güçlü bir kararlılık gösterir: baskı veya başarısızlık ona durmak için neden vermiştir, fakat o bu sonucu kabul etmemiştir.

Alıştırma

Cümleyi refuse fiilinin geçmiş zamanı ve give up ile tamamlayın: After three failed attempts, Lena ____ and tried again.

Cevabı göster

refused to give up

escaping from his prison and launching a bold attempt Kalıp ifadeler

4:36

hapishanesinden kaçarak imparatorluğunu geri kurmak için

at restoring his empire

4:39

cesur bir girişimde bulundu,

Kalıp ifadeler

launch a bold attempt at doing something: bir şeyi yapmak için cesur bir girişim başlatmak

launching a bold attempt at restoring his empire ifadesinde launch, planlanmış bir çabayı “başlatmak veya harekete geçirmek” anlamına gelir. Attempt sözcüğünün düzenli ve önemli bir girişimi anlatmasını sağlar; bold ise cesaret ve risk anlamı ekler. Yeniden kullanılabilecek kalıp launch an attempt at + isim veya -ing biçimidir. Burada at restoring, girişimin amacını belirtir. Attempt ayrıca to + fiilin yalın biçimiyle de kullanılabilir; ancak bu anlamda normalde of + -ing almaz.

Alıştırma

Cümleyi launch an attempt at doing something kalıbında kullanılan edatla tamamlayın: The town launched a bold attempt ____ turning an old factory into a library.

Cevabı göster

at

before being defeated for the second and final time.

4:41

ikinci ve son kez yenilgiye uğramadan önce.

Bonaparte was a ruler full of contradictions, Kalıp ifadeler

4:45

Bonapart, mutlak diktatörlük dayatarak halk devrimini savunan

Kalıp ifadeler

a ruler full of contradictions: çelişkilerle dolu bir hükümdar

Bonapart'ı a ruler full of contradictions diye nitelemek, karakterinin, inançlarının veya eylemlerinin önemli yönlerinin birbiriyle çatıştığı anlamına gelir. Burada contradictions sıradan hataları değil, aynı kişide bulunan karşıt özellikleri veya tutumları anlatır. Bu ifade, ardından gelen bilgileri de düzenler: önce genel bir değerlendirme sunar, sonraki örnekler ise belirli çatışmaları gösterebilir. Yeniden kullanılabilecek kalıp kişi veya şey + full of contradictions biçimindedir.

Alıştırma

"The policy promises to close the library permanently and keep it open every day, so it is full of contradictions," cümlesinde full of contradictions ne anlama gelir?

  1. Eksiksiz ve ayrıntılı bir açıklama sunar.
  2. Çok sayıda yazım hatası içerir.
  3. Birbiriyle çatışan fikirler içerir.
Cevabı göster

Birbiriyle çatışan fikirler içerir.

defending a popular revolution by imposing absolute dictatorship Anlatım akışı

4:48

ve emperyal savaşlar yoluyla liberal idealleri yayan,

and spreading liberal ideals through imperial wars.

4:53

çelişkilerle dolu bir hükümdardı.

Anlatım akışı

defending ... by imposing ... and spreading ... through ...: paralel karşıtlık

Bu bölüm iki -ing öbeğini birbirine bağlar: defending a popular revolution by imposing absolute dictatorship ve spreading liberal ideals through imperial wars. Her iki bölümde de by veya through, belirtilen amaca ulaşmak için kullanılan yöntemi tanıtır. Bilgi paralel karşıtlık biçiminde düzenlenmiştir. Bir devrimi savunmak veya liberal idealleri yaymak olumlu hedefler gibi görünür; ancak mutlak diktatörlük ve emperyal savaş gibi yöntemler bu hedeflerle çatışır. Böylece yazar, yalnızca övmek veya yermek yerine karmaşık bir değerlendirme sunar.

Alıştırma

Paralel yapı esas olarak ne yapıyor?

  1. Diktatörlük ile liberal ideallerin aynı anlama geldiğini söyler.
  2. Birbiriyle ilgisiz dört olayı zaman sırasıyla listeler.
  3. Olumlu görünen iki amaç sunar ve her amacın ardından onunla çatışan bir yöntem getirir.
Cevabı göster

Olumlu görünen iki amaç sunar ve her amacın ardından onunla çatışan bir yöntem getirir.

And though he never achieved his dream of conquering Europe, Dilbilgisi

4:57

Ve Avrupa'yı fethetme hayalini asla gerçekleştiremese de,

Dilbilgisi

though he never achieved ...: ödünleme bildiren yan cümle

Though, ödünleme bildiren bir yan cümleyi başlatır. Ardından gelecek iddiaya ters düşebilecek bir gerçeği kabul eder: Avrupa'yı fethetme hayalini hiçbir zaman gerçekleştirememiştir. Though ile başlayan yan cümle arka plan bilgisi verdiği için ana sonuç değildir. Virgülden sonraki ana cümle yazarın temel fikrini taşırken cümle başındaki And bu ödünlemeyi önceki tartışmaya bağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, ana sonucu vermeden önce bir sınırlamayı kabul etmek için though kullanıyor?

  1. Though the library is small, it has an excellent history collection.
  2. The library is small, and it has three floors.
  3. Because the library is small, it closes at six.
Cevabı göster

Though the library is small, it has an excellent history collection.

he undoubtedly left his mark on it, Deyimler

5:00

iyi ya da kötü,

Deyimler

he undoubtedly left his mark on it: kuşkusuz kalıcı bir etki bırakmak

Leave one's mark on something, bir şey üzerinde kalıcı ve fark edilir bir etki yaratmak demektir. Burada his, etkinin o kişiye ait olduğunu gösterir; it ise Avrupa'yı ifade eder. Mark fiziksel bir işaret değil, mecazdır. Undoubtedly ifadeyi güçlendirir: konuşmacı bu etkinin varlığından emin olduğunu belirtir. İfade tek başına etkinin olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi leave one's mark on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Her research ____ modern medicine.

Cevabı göster

left its mark on

for better or for worse. Deyimler

5:03

şüphesiz orada izini bıraktı.

Deyimler

for better or for worse: sonucun değerlendirmesini açık bırakmak

For better or for worse, sonucun iyi ya da kötü olmasına bakılmaksızın demektir. Bir ifadenin sonunda kullanıldığında önceki yargının tamamını sınırlar ve değişimi yalnızca olumlu ya da yalnızca olumsuz göstermeyi önler. Burada, onun kalıcı bir etki bıraktığı yönündeki önceki ifadeye döner. Etkinin varlığını doğrularken sonuçları hakkında farklı değerlendirmelere yer bırakır. Karma etkileri kabul edebilir veya değerlendirmeyi açık bırakabilir; iyi ve kötü sonuçların eşit miktarda olmasını gerektirmez.

Alıştırma

Cümleyi «etki iyi de olsa kötü de olsa» anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The new highway has changed the town, ____.

Cevabı göster

for better or for worse