Tarih vs. Napolyon Bonapart - Alex Gendler: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Mahkeme tartışması biçimindeki video, Napolyon’un Fransız Devrimi’ni koruyup korumadığını ya da ona ihanet edip etmediğini sorguluyor. Hukuk reformları ve liberal düşüncelerin yayılması; diktatörlük, köleliğin yeniden kurulması, imparatorluk savaşları ve çok büyük can kayıplarıyla karşılaştırılıyor, sonunda mirası bilinçli biçimde iki yönlü değerlendiriliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. save the revolution or destroy it? — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik. Birbirine tamamen zıt iki seçenek sunan sorunun temel tartışmayı nasıl çerçevelediğini, izleyiciyi rakip yorumlara yönelttiğini ve sonraki savların yalnızca cevap vermek yerine meseleyi karmaşıklaştırabileceği bir yapı kurduğunu öğrenin. 2. a legal code — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı. Bunun tek bir yasa değil, sistemli bir yasalar bütünü anlamına geldiğini kavrayın; ifadeyi Napolyon’un reformlarını, anayasal yönetimi veya modern hukuk sistemlerinin gelişimini tartışırken doğru biçimde kullanın. 3. for better or for worse. — Deyimler ve mecazi ifadeler. Bir kişi ya da olayın olumlu veya olumsuz kalıcı sonuçlar bıraktığını anlatan bu dengeli kapanış ifadesini tanıyıp kullanın; özellikle karmaşık bir tarihsel mirası tek taraflı hükme varmadan özetlemeyi öğrenin.
Bu derste
After the French Revolution erupted in 1789, Kelime
0:061789'da Fransız Devrimi patlak verdikten sonra,
French Revolution erupted: ani ve güçlü bir başlangıç için erupt
“the French Revolution erupted” ifadesinde erupted, “aniden ve güçlü biçimde başladı” anlamına gelen geçişsiz bir fiildir. Bir yanardağın patlaması görüntüsünü büyük bir siyasi olaya aktarır; burada yerden gerçekten bir şey püskürmemektedir. began ile karşılaştırıldığında erupted, başlangıcı daha yoğun ve sarsıcı gösterir. Bu kullanım şiddet olayları, protestolar, çatışmalar veya tartışmalar gibi durumlarda yaygındır.
Alıştırma
Huzursuzluğun başlangıcını ani ve güçlü olarak sunan cümle hangisidir?
- Unrest gradually developed outside the station.
- Unrest began outside the station.
- Unrest erupted outside the station.
Cevabı göster
Unrest erupted outside the station.
was thrown into chaos: be thrown into + durum edilgen yapısı
Was thrown into chaos, throw something into chaos yapısının edilgen biçimidir. Europe etkilenen unsurdur: Bir olay, Avrupa'nın siyasi ve toplumsal düzeninin aniden ve ciddi biçimde bozulmasına neden olmuştur. Into chaos fiziksel bir varış noktasını değil, ortaya çıkan durumu belirtir. Yapı etken ve edilgen biçimler arasında değişebilir: The crisis threw the system into chaos; The system was thrown into chaos by the crisis.
Alıştırma
Cümleyi throw ... into chaos yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: The festival ____ when the main stage lost power.
Cevabı göster
was thrown into chaos
Neighboring countries' monarchs feared they would share the fate of Louis XVI Kalıp ifadeler
0:13Komşu ülkelerin monarkları XVI. Louis ile aynı kaderi paylaşmaktan korktular
would share the fate of Louis XVI: aynı sonu yaşamak
would share the fate of Louis XVI ifadesindeki share the fate of someone, “o kişiyle aynı sonucu yaşamak” demektir. Burada fate, soyut bir kader anlayışını değil, somut bir sonu veya sonucu anlatır. Korkulan sonuç, XVI. Louis'nin devrilmesi ve idam edilmesidir. Bu nedenle ifade, genellikle olumsuz olan aynı tehlikeli sonu yaşama beklentisini aktarır.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak share the fate of ifadesini kullanarak tamamlayın: Unless sales improve, this store may ____ the branch that closed last year.
Cevabı göster
share the fate of
While at home: odağı ülke içindeki duruma çevirmek
While at home, dinleyicinin dikkatini komşu ülkelerle ilgili durumdan Fransa içindeki olaylara çevirir. Burada at home, “kişisel bir evin içinde” değil, “ülke içinde” anlamına gelir. While iki durumu eş zamanlı ve karşıt olarak sunar: yurt dışından gelen baskıya karşı ülke içindeki kan dökülmesi. Bu geçiş, tarih, haber veya analiz anlatılarında dış ve iç durumlar arasındaki karşılaştırmayı düzenler.
Alıştırma
“While at home, extremism and mistrust between factions led to bloodshed” cümlesinde While at home ne işlev görür?
- Ülke içindeki olayların çok daha sonra gerçekleştiğini gösterir.
- Anlatımı dış bir durumdan eş zamanlı bir iç duruma geçirir.
- Grupların özel bir konutun içinde toplandığını söyler.
Cevabı göster
Anlatımı dış bir durumdan eş zamanlı bir iç duruma geçirir.
led to bloodshed: şiddetli bir sonucu bildirmek
Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. cause + lead to + result kalıbında led to bloodshed, aşırılıkçılığı ve güvensizliği ciddi bir sonuca yol açan nedenler olarak sunar. Bloodshed yalnızca görünür bir kanamayı değil, şiddetin neden olduğu yaralanma ve ölümleri ifade eder. Bu nedenle ifade, çatışmanın şiddet kaynaklı kayıplara yol açtığını bildirir.
Alıştırma
Hangi cümle, artan düşmanlığın şiddet sonucu yaralanma veya ölümlere neden olduğunu söylüyor?
- The rising hostility ended without violence.
- The rising hostility led to bloodshed.
- The rising hostility led to a peaceful settlement.
Cevabı göster
The rising hostility led to bloodshed.
a powerful figure emerged to take charge of France. Kalıp ifadeler
0:27Fransa'nın başına geçmek üzere güçlü bir figür ortaya çıktı.
In the midst of: süren arka planı önce vermek
In the midst of all this conflict, cümlenin başına alınmış bir edat öbeğidir. Çatışmanın sürdüğünü ve ilgili kişilerin bu durumun içinde kaldığını anlatır. Yapı in the midst of + isim öbeği biçimindedir. Cümlenin başında kullanıldığında önce süren arka planı verir, ardından ana olayı tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: ____ the emergency, the nurses stayed focused.
Cevabı göster
In the midst of
emerged to take charge of: öne çıkıp liderliği üstlenmek
Emerged to take charge of France ifadesinde emerged, birinin yalnızca fiziksel olarak bir yere girmesini değil, önemli bir kişi olarak ortaya çıkıp öne çıkmasını anlatır. To-infinitive, bunun ardından gelen rolü veya amacı belirtir: Fransa'nın liderliğini üstlendi. Take charge of, bir kişi, grup, operasyon veya durumun kontrolünü ve sorumluluğunu üstlenmeye başlamak demektir. Yapı bir bütün olarak, birinin öne çıkıp ardından yönetimi devralmasını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “önemli bir kişi olarak ortaya çıktı ve ardından liderliği üstlendi” anlamındaki vurgulanan yapıyla tamamlayın: During the crisis, a calm leader ____ the rescue operation.
Cevabı göster
emerged to take charge of
save ... or destroy it?: karşıtlıklarla tartışmayı çerçevelemek
Bu soru save ve destroy eylemlerini iki olası yargı olarak karşı karşıya getirir. It zamiri revolution sözcüğünün yerini alarak paralel karşıtlığı kısa ve açık tutar. Sorunun temel söylem işlevi konuyu çerçevelemektir: he, Napolyon'u ifade eder ve dinleyiciler onun etkisi hakkındaki keskin biçimde karşıt iki değerlendirme arasında karar vermeye yöneltilir. Bu tür bir giriş temel tartışmayı oluşturur; ancak tam yanıt iki uçtan da daha karmaşık olabilir.
Alıştırma
Hangi cümle temel bir tartışmayı çerçevelemek için karşıt seçenekleri en iyi biçimde kullanıyor?
- Did the new law reduce inequality or make it worse?
- Who wrote the first draft of the new law?
- When did the new law take effect?
Cevabı göster
Did the new law reduce inequality or make it worse?
defendant: mahkemede suçlanan veya kendisine dava açılan taraf
Hukuk ve mahkeme dilinde defendant, bir ceza isnadına veya hukuk davasındaki talebe cevap vermesi gereken kişi ya da taraftır. Bu soruda today, mevcut temsili yargılamada bu rolü kimin üstleneceğini sorar. Bu sözcük, bir davadaki belirli bir rolü adlandırır. Yalnızca cevap veren biri veya bir tartışmaya katılan herhangi biri anlamına gelmez.
Alıştırma
Mahkeme bağlamında defendant kimdir?
- davaya karar veren hâkim
- bir tanığa soru soran avukat
- isnat veya taleple karşı karşıya olan kişi ya da taraf
Cevabı göster
isnat veya taleple karşı karşıya olan kişi ya da taraf
Your Honor: hâkime yönelik resmî hitap
Your Honor, mahkemede bir hâkime doğrudan hitap etmek için kullanılan sabit ve saygılı ifadedir. Burada konuşmacı, hâkimi muhatap aldığını göstermek ve resmî biçimde konuşmaya başlamak için bu ifadeyi açıklamasının önüne getirir. Bu ifadede honor sözcüğü tek başına gündelik anlamıyla yorumlanmaz. İki sözcüğü tek bir mahkeme hitabı olarak birlikte öğrenin.
Alıştırma
Avukatın hâkime kullandığı resmî hitabı tamamlayın: ____, may I present the next piece of evidence?
Cevabı göster
Your Honor
the tyrant who invaded nearly all of Europe
0:44boyundan kaynaklanan kişisel güvensizliklerini telafi etmek için
to compensate for his personal stature-based insecurities. Kalıp ifadeler
0:46Avrupa'nın neredeyse tamamını işgal eden tiran.
to compensate for: bir zayıflığı veya kaybı telafi etmek
Bu cümlede to compensate for, işgalin öne sürülen amacını belirtir. Compensate for; bir zayıflığı, kaybı veya dezavantajı “telafi etmek ya da dengelemek” anlamına gelir. For sözcüğünden sonra eksiklik olarak görülen şey gelir. Burada söz konusu olan para ödemek değildir. Cümle, fetihleri kişinin boyuyla ilgili güvensizliğini dengeleme girişimi olarak gösterir; bu nedenle suçlama alaycıdır ve kişinin psikolojik güdüsü hakkında varsayım içerir.
Alıştırma
Cümleyi “telafi etmek” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Extra rehearsal helped ____ the team's limited preparation time.
Cevabı göster
compensate for
Actually, Napoleon was at least average height for his time.
0:51Aslında Napolyon kendi dönemi için en azından ortalama bir boydaydı.
The idea that he was short comes only from British wartime propaganda. Kültür
0:55Kısa boylu olduğu fikri sadece İngiliz savaş dönemi propagandasından gelmektedir.
British wartime propaganda: kamuoyunu şekillendirmek için kullanılan mesajlar
British wartime propaganda, savaş sırasında Britanya'da kamuoyunu şekillendirmek amacıyla üretilen veya yayılan mesajlar anlamına gelir. Britanya, Napolyon'un rakibiydi; dolayısıyla bu ifade, onu olumsuz göstermekte çıkarı olabilecek düşman bir kaynağa işaret eder. Propaganda genellikle tarafsız bilgi yerine seçici, taraflı veya yönlendirici siyasi mesajları düşündürür. Bu cümlede comes only from, Napolyon'un kısa boylu olduğuna dair yaygın imgeyi savaş döneminde yapılan imaj çalışmasının ürünü olarak gösterip sorgular.
Alıştırma
Hangi durum wartime propaganda için en açık örnektir?
- Bir mağaza indirimini duyuran reklam.
- Bir savaşa verilen halk desteğini artırmak için tasarlanan afişler.
- Bir ürünün ölçülerini listeleyen kullanım kılavuzu.
Cevabı göster
Bir savaşa verilen halk desteğini artırmak için tasarlanan afişler.
he was no tyrant: be + no + isim ile güçlü olumsuzlama
he was no tyrant ifadesinde no, be + no + isim kalıbı içinde tekil tyrant ismini doğrudan niteler. Bu kalıp, tyrant etiketinin ona uygun olduğunu kesin biçimde reddeder: O kesinlikle bir tiran değildi. Buradaki no, tiranların sayısını belirtmez ve sahiplik anlatmaz. Bu kısa kalıp, olumsuzlamayı kararlı bir düzeltme gibi sunar; bu nedenle nötr bir olumsuzlamadan genellikle daha güçlüdür.
Alıştırma
beginner etiketini no + isim ile güçlü biçimde reddedin: After ten years in the field, Lena is ____.
Cevabı göster
no beginner
He was safeguarding the young republic from being crushed Kalıp ifadeler
1:01Genç cumhuriyeti, hükümetini devirip
safeguarding ... from being crushed: safeguard A from being done kalıbı
Safeguarding the young republic from being crushed, safeguard + korunan nesne + from + tehlike kalıbını izler. Korunan nesne the young republic, önlenmek istenen zarar ise from being crushed bölümüdür. Being crushed edilgen bir -ing yan cümlesidir; eyleme maruz kalacak taraf cumhuriyettir. Buradaki crushed mecazidir ve sözcüğün gerçek anlamıyla sıkıştırılmayı değil, kesin biçimde yenilmeyi veya yok edilmeyi anlatır. Young republic, yeni kurulmuş ve hâlâ kırılgan bir cumhuriyet demektir.
Alıştırma
safeguard A from being done kalıbının gerektirdiği edatı tamamlayın: The policy safeguards tenants ____ being unfairly evicted.
Cevabı göster
from
by overthrowing its government and seizing power himself. Dilbilgisi
1:06Avrupa monarşileri tarafından ezilmekten koruyordu.
by overthrowing ... and seizing power: yöntemi anlatan by + -ing yapısı
Burada by, kullanılan yolu ya da yöntemi belirtir. And ile bağlanan overthrowing ve seizing fiilimsi biçimlerinin ikisini de yönetir; bu yüzden iki eylem de işin nasıl yapıldığını açıklar. Bağlamda ifade ironiktir: Bir cumhuriyetin hükûmetini devirip iktidarı bizzat ele geçirmek, o cumhuriyeti koruduğu iddiasıyla çelişir. Genel olarak by + -ing, bir sonuca ulaşmak için kullanılan eylemi açıklar.
Alıştırma
Yöntemi tanıtan sözcükle cümleyi tamamla: Maya improved her presentation ____ practicing it aloud each day.
Cevabı göster
by
and its ideals of liberty, equality, and fraternity. Kültür
1:17ve onun özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ideallerini tamamen destekliyordu.
ideals of liberty, equality, and fraternity: Fransız Devrimi'nin sloganı
liberty, equality, and fraternity dizisi, geleneksel olarak Fransız Devrimi ve Fransız cumhuriyetçi geleneğiyle ilişkilendirilen idealleri adlandırır. Bu cümlede rastgele sıralanmış olumlu değerlerden çok, tanınmış bir siyasi slogana gönderme yapar. Burada fraternity, vatandaşlar arasındaki dayanışma, yurttaşlık kardeşliği ve ortak bağı ifade eder.
Alıştırma
Tarihî liberty, equality, and fraternity ifadesinde fraternity ne anlama gelir?
- Erkek kardeşler arasındaki biyolojik ilişki
- Vatandaşlar arasındaki dayanışma ve yurttaşlık kardeşliği
- Üniversitedeki erkek öğrencilere ait bir sosyal topluluk
Cevabı göster
Vatandaşlar arasındaki dayanışma ve yurttaşlık kardeşliği
But the revolutionaries were incapable of real leadership. Kalıp ifadeler
1:21Ancak devrimciler gerçek liderlikten yoksundu.
incapable of real leadership: gerçek liderlik kapasitesinden yoksun
Be incapable of + isim veya gerund, bir şey için gereken yetenek ya da kapasiteye sahip olmamak anlamına gelir. Bu cümlede incapable of real leadership, devrimcilerin etkili biçimde liderlik etmek için gereken niteliklerden yoksun olduğunu belirtir. Bu ifade, sorunu genellikle geçici bir engel olarak değil, kapasite eksikliği olarak sunar.
Alıştırma
Hedef ifade be incapable of ile cümleyi tamamlayın: This device is ____ processing high-resolution video.
Cevabı göster
incapable of
Robespierre and the Jacobins who first came to power Kalıp ifadeler
1:25İktidara ilk gelen Robespierre ve Jakobenler,
first came to power: ilk olarak iktidara geldi
Come to power, siyaset ve tarih bağlamında yönetme yetkisini veya kontrolü elde etmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki first, Robespierre ve Jakobenlerin iktidara yükselişini anlatılan olaylar dizisinin erken ya da başlangıç noktasına yerleştirir. Buradaki power, fiziksel güç veya elektrik enerjisi değil, siyasi yetki anlamındadır.
Alıştırma
'The coalition came to power after the election,' cümlesinde came to power ne anlama gelir?
- daha fazla elektrik üretti
- siyasi yetki elde etti
- fiziksel olarak güçlendi
Cevabı göster
siyasi yetki elde etti
unleashed a reign of terror: terör saltanatı başlatmak
Burada unleashed, zararlı bir şey serbest bırakılmış gibi, güçlü ve tehlikeli bir sürecin başlamasına neden olmak anlamına gelir. A reign of terror, yöneticilerin halkı yaygın korku, şiddet ve cezalandırma yoluyla kontrol ettiği bir dönemdir. Fransız Devrimi bağlamında bu ifade, tarihteki Terör Dönemi’ne işaret eder. Bu sözler, Jakobenleri söz konusu şiddet sistemini etkin biçimde harekete geçiren taraf olarak gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede “unleashed a reign of terror” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Barışçıl bir reform dönemi ilan ettiler.
- Ülke genelinde korkutucu hava koşullarına neden oldular.
- Yaygın korku ve şiddet yoluyla yönetmeye başladılar.
Cevabı göster
Yaygın korku ve şiddet yoluyla yönetmeye başladılar.
and non-stop executions of everyone who disagreed with them.
1:34halk üzerinde bir terör dönemi başlattılar.
their anti-Catholic extremism: Katolik karşıtı aşırılıkları
Anti-Catholic, “karşı” veya “muhalif” anlamındaki anti- ile Catholic sözcüğünden oluşur. Katolikliğe, Katolik kurumlarına veya Katoliklere yönelik düşmanlığı ya da etkin karşıtlığı anlatır. Extremism temel isimdir; bu nedenle bütün ifade söz konusu karşıtlığı aşırı olarak niteler. Their ise bu tutumu daha önce sözü edilen kişilere bağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, düşmanlık ima etmeden Katolik olmayan öğrencileri tarafsız biçimde anlatır?
- The school welcomes Catholic and non-Catholic students.
- The school welcomes Catholic and anti-Catholic students.
- The school welcomes Catholic students and opponents of Catholicism.
Cevabı göster
The school welcomes Catholic and non-Catholic students.
And the Directory that replaced them was an unstable and incompetent oligarchy. Kelime
1:39Ve onların yerini alan Direktuvar, istikrarsız ve beceriksiz bir oligarşiydi.
an unstable and incompetent oligarchy: küçük bir grubun yönetimi
Oligarchy, siyasi gücün küçük bir grubun elinde olduğu bir sistemi ifade eder. Bu cümlede oligarchy, Direktuvarı yalnızca bir hükümet olarak değil, güç yapısına göre tanımlar. Unstable ve incompetent, konuşanın olumsuz değerlendirmesini ekler. İfade, bu küçük grup yönetiminin hem istikrardan hem de yeterlilikten yoksun olduğunu söyler.
Alıştırma
Bu cümlede oligarchy ne anlama geliyor?
- Tüm gücün yalnızca bir kişide olduğu bir hükümet
- Küçük bir insan grubu tarafından kontrol edilen bir sistem
- Siyasi gücün herkes arasında eşit paylaşıldığı bir sistem
Cevabı göster
Küçük bir insan grubu tarafından kontrol edilen bir sistem
They needed a strong leader who could govern wisely and justly.
1:44Akıllıca ve adil bir şekilde yönetebilecek güçlü bir lidere ihtiyaçları vardı.
just to end up with another all-powerful ruler? Anlatım akışı
1:51sadece başka bir mutlak güce sahip yöneticiyle son bulmak için mi yaşadı?
just to end up with: ironik bir nihai sonucu belirtmek
End up with, bir süreçten sonra kişinin sonunda elinde kalan sonucu ifade eder ve bu sonuç çoğu zaman amaçlanmamıştır. Burada tüm devrimi, nihai sonuç olarak mutlak güce sahip başka bir hükümdara bağlar. Just to eklenince bu sonuç hayal kırıklığı yaratan, boşuna veya ironik bir durum olarak sunulur: Bunca çaba ve değişimden sonra sonuç başlangıç noktasına fazla benzemektedir. Bu yapı, büyük bir süreç ile tatmin etmeyen sonucu karşılaştırır.
Alıştırma
Just to end up with bu cümleye nasıl bir tutum katıyor?
- Konuşan kişi yalnızca sonucun ne zaman gerçekleştiğini belirtiyor.
- Büyük bir süreçten sonra nihai sonuç hayal kırıklığı yaratıcı veya ironik gelir.
- Nihai sonuç en başından beri planlanan hedefti.
Cevabı göster
Büyük bir süreçten sonra nihai sonuç hayal kırıklığı yaratıcı veya ironik gelir.
Not quite. ile nazikçe düzeltme
Not quite., önceki ifadenin veya cevabın tamamen doğru olmadığını nazikçe belirtmenin bir yoludur. Buradaki quite “tamamen” anlamına gelir; dolayısıyla yanıtın tamamı “Bu tamamen doğru değil” demektir, “pek değil” anlamına gelmez. Tek başına bir yanıt olarak kullanıldığında, anlaşmazlığı bildirirken düzeltme veya açıklama için alan bırakır. No. ya da That's wrong. ifadelerinden daha az sert duyulabilir.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız bütçenin onaylandığını söylüyor, ancak yalnızca tasarım onaylandı. Hangi yanıt nazik bir düzeltme yapar?
- Exactly. The budget and design were both approved.
- Not quite. We approved the design, not the budget.
- No. That is a ridiculous mistake.
Cevabı göster
Not quite. We approved the design, not the budget.
Napoleon's new powers were derived from the Constitution Kelime
1:55Napolyon'un yeni güçleri, Konsüllük döneminde
were derived from the Constitution: resmî bir kaynağı belirtmek
were derived from the Constitution içindeki be derived from, “bir şeyi kaynak veya dayanak olarak almak” anlamına gelir. Edilgen yapı Napoleon's new powers ifadesini öne çıkarır ve Constitution'ı bu yetkilerin resmî kurumsal kaynağı olarak gösterir. Derived from, kelimesi kelimesine kopyalanmış demek değildir. powers, rights, authority veya conclusions gibi soyut isimlerle kullanıldığında genellikle bir şeyin nereden geldiğini ya da neye dayandığını açıklar.
Alıştırma
Edilgen be derived from ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The agency's authority ____ the statute.
Cevabı göster
is derived from
that was approved by a popular vote in the Consulate. Kültür
1:59halk oylamasıyla onaylanan Anayasa'dan kaynaklanıyordu.
was approved by a popular vote: halk oylamasıyla onaylanma
was approved by a popular vote ifadesinde edilgen yapı was approved, onaylanan şeyi konu olarak tutar ve onayın hangi yolla verildiğini belirtir: halkın oy kullanmasıyla. Buradaki popular, 'sevilen' ya da 'moda olan' değil, 'halk' ile ilgili bir anlam taşır. Siyasi metinlerde a popular vote, oy kullanma hakkına sahip vatandaşların doğrudan oylamasını veya verdikleri oyların toplamını ifade edebilir. Bu cümlede halk oylaması resmî onayın kaynağı olarak sunulur; ancak ifade tek başına sürecin özgür veya adil olup olmadığını göstermez.
Alıştırma
Bu cümlede a popular vote neyi belirtir?
- Şu anda moda olan bir oylama yöntemi
- Yalnızca yasama organı üyelerinin verdiği onay
- Halkın verdiği oylarla sağlanan onay
Cevabı göster
Halkın verdiği oylarla sağlanan onay
The Constitution was practically dictated at gunpoint Deyimler
2:03Anayasa, askeri bir darbede silah zoruyla
was practically dictated at gunpoint: baskıyla dayatıldığı suçlaması
Burada was dictated, 'daha güçlü bir tarafça dayatıldı veya belirlendi' anlamına gelir; 'birisi yazsın diye yüksek sesle söylendi' anlamına gelmez. Edilgen yapı, The Constitution ifadesini konu olarak tutarken metnin şartlarının belirlenmesi üzerinde çok az denetimi varmış gibi sunar. Practically burada 'neredeyse' veya 'fiilen buna eşdeğer biçimde' demektir; at gunpoint ise silahlı güç tehdidini çağrıştırır. Birlikte kullanıldıklarında, o anda gerçekten bir silah bulunup bulunmadığından bağımsız olarak, Anayasa'nın baskı altında oluşturulduğuna dair güçlü bir suçlama ifade ederler.
Alıştırma
Konuşmacı was practically dictated at gunpoint ile ne iddia ediyor?
- Anayasa bir sekreter için dikkatlice yüksek sesle okundu
- Anayasa esas olarak pratik kullanım için tasarlandı
- Anayasa neredeyse silahlı baskı altında dayatıldı
Cevabı göster
Anayasa neredeyse silahlı baskı altında dayatıldı
because they were tired of constant civil war. Kalıp ifadeler
2:10sürekli iç savaştan bıktıkları için kabul etti.
a military coup: anayasal sürecin dışında iktidarı ele geçirmek
Askerî darbe, silahlı kuvvetlerin veya onların desteklediği bir grubun normal anayasal sürecin dışında devlet iktidarını aniden ele geçirmesidir. Bu cümlede ifade, iktidarın nasıl el değiştirdiğini belirtir; sıradan bir askerî saldırı anlamına gelmez. Tarih anlatılarında ve siyasi haberlerde coup, hükûmetin kontrolüne odaklanır. Uzun bir çatışma yaşanmış olsun ya da olmasın, iktidarın ele geçirilmesini anlatabilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz seçeneği seçin. Ünlü sese ve sonda /p/ olup olmadığına odaklanın.
- The speaker clearly said coup.
- The speaker clearly said cup.
- The speaker clearly said coop.
Cevabı göster
The speaker clearly said coup.
tired of constant civil war: be tired of + isim veya -ing biçimi
be tired of + isim veya -ing yapısında tired, bir şey devam ettiği ya da tekrarlandığı için ondan rahatsız olmak, bıkmak veya usanmak anlamına gelir. Buradaki tired of constant civil war, halkın devam eden çatışmaya artık dayanamadığını belirtir; yalnızca fiziksel yorgunluk veya uykululuk anlamına gelmez. of sonrasındaki öge, bıkkınlığın neden olduğu nesneyi belirtir. Constant, iç savaşın sürüp gittiğini göstererek bu anlamı güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade be tired of ile tamamlayın ve be biçimini özneye göre değiştirin: She ____ answering the same question every day.
Cevabı göster
is tired of
Be that as it may: resmî bir ödünleme geçişi
Be that as it may, “öyle olsa bile” veya “yine de” anlamına gelen kalıplaşmış ve resmî bir ifadedir. Önceki görüşün doğru olabileceğini kısaca kabul eder. Ardından konuşanın hâlâ geçerli olan bir iddiayla devam edeceğini gösterir. Tartışmayı önce ödün verme, sonra ana görüşü belirtme sırasıyla düzenler; tam bir anlaşma ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi “öyle olsa bile” anlamındaki kalıplaşmış resmî ifadeyle tamamlayın: ____, the deadline has not changed.
Cevabı göster
Be that as it may
a legal code: sistemli bir kanunlar bütünü
Bu cümlede a legal code, tek ve ayrı bir yasa değil, düzenlenmiş ve yazılı bir kanunlar bütünü anlamına gelir. Buradaki code, yapılandırılmış bir kurallar sistemidir; parola veya bilgisayar programlama kodu değildir. Napolyon’un reformları bağlamında bu ifade, medeni kanunların sistemli bir derlemesi olan Napolyon Kanunu’na işaret eder. Bu nedenle cümle, kurumsal bir hukuk reformunu anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede a legal code ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Düzenlenmiş bir kanunlar bütünü
- Tek bir mahkeme kararı
- Avukatların kullandığı gizli bir mesaj
Cevabı göster
Düzenlenmiş bir kanunlar bütünü
kept ... achievements ... intact: kazanımları olduğu gibi korumak
Kept ... intact, keep + nesne + sıfat tamamlayıcısı yapısını kullanır. Bir şeyi bütün ve zarar görmemiş durumda korumak anlamına gelir. Uzun nesne some of the most important achievements of the revolution bölümüdür; intact ise bu kazanımların korunduktan sonraki durumunu belirtir. Buradaki intact, kazanımların yalnızca korunduğunu veya varlığını sürdürdüğünü söylemekten daha güçlüdür. Önemli bölümlerinin ve asıl değerlerinin bozulmadığını, parçalanmadığını ya da zayıflatılmadığını vurgular.
Alıştırma
“Bütün ve zarar görmemiş” anlamındaki sıfatı yazın: The restoration team kept the original mural ____.
Cevabı göster
intact
equality before the law: hukuk önünde eşitlik
Equality before the law, hukuk ve yurttaşlık alanında kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. İnsanların statüleri veya miras yoluyla gelen ayrıcalıkları nedeniyle farklı muamele görmesi yerine aynı hukuki kurallara tabi olması, aynı korumadan yararlanması ve aynı ölçütlerle yargılanması anlamına gelir. Buradaki before zaman bildiren “önce” değil, “hukukla ilişkili olarak” anlamındadır. Bu ifade bir ilkeyi belirtir; ancak ardından gelen for all men sözleri cümlenin tarihsel kapsamını belirler. Eski bir metinde bu ifade yalnızca erkeklere gönderme yapabilir. Bu nedenle, gerçekten kimlerin kapsama alındığını kontrol etmek gerekir.
Alıştırma
Bu bağlamda equality before the law ne anlama gelir?
- Bütün yasaları yazma gücüne sahip olmak
- Yasanın üzerinde olmak
- Hukuk önünde eşit muamele
Cevabı göster
Hukuk önünde eşit muamele
All men indeed.: alaycı bir tekrar
Bu cümlede All men, önceki iddiadaki anahtar sözleri tekrar eder. Indeed eklenince yüzeyde bir onay varmış gibi görünür, ancak çevredeki eleştiri tekrarı ironik hâle getirir: konuşan kişi, öne sürülen eşitliğin sınırlı olduğunu ve gerçekten herkesi kapsamadığını belirtir. Bu teknik, başka birinin sözlerini yeniden kullanarak onları sorgular. Indeed kesinlikle anlamına gelebilir; fakat vurgulu bir tekrardan sonra sözleri desteklemek yerine onlardaki sorunu öne çıkarabilir.
Alıştırma
Bu bağlamda All men indeed. ne işlev görür?
- İddiaya konu olan eşitliğin ne kadar sınırlı olduğunu göstermek için ifadeyi alaycı biçimde tekrar eder.
- Her insanın eşit haklara sahip olduğunu içtenlikle doğrular.
- Olaya karışan erkeklerin tam sayısını sorar.
Cevabı göster
İddiaya konu olan eşitliğin ne kadar sınırlı olduğunu göstermek için ifadeyi alaycı biçimde tekrar eder.
He deprived women of the rights that the revolution had given them Kalıp ifadeler
2:32Kadınları devrimin onlara verdiği haklardan mahrum bıraktı
deprived women of the rights: deprive A of B kalıbı
Fiil kalıbı deprive + kişi veya grup + of + şey, yani deprive A of B biçimindedir. Cümlede women A, the rights ise B'dir. Bu ifade, onun bu hakları kadınların elinden aldığı veya kadınların bu haklara sahip olmasını engellediği anlamına gelir. Deprive; haklar, özgürlükler, fırsatlar, kaynaklar veya temel ihtiyaçlar için sık kullanılan resmî ve güçlü bir fiildir. Kaybedilen şeyden önce of kullanılmalıdır.
Alıştırma
deprive A of B kalıbını tamamlayın: The law deprived citizens ____ basic rights.
Cevabı göster
of
and even reinstated slavery in the French colonies. Kelime
2:35ve hatta Fransız sömürgelerinde köleliği yeniden getirdi.
reinstated slavery: daha önce kaldırılmış bir sistemi yeniden yürürlüğe koymak
reinstated slavery ifadesinde reinstated, kaldırılmış ya da sona ermiş bir şeyi yeniden yürürlüğe koymak anlamına gelir. Bu nedenle ifade, daha önce var olmuş ve sonra kaldırılmış kölelik biçimini yeniden getirmeyi anlatır; sistemi ilk kez kurmayı değil. re- ön eki “yeniden” fikrini taşır. Bu cümledeki kelime seçimi, politikayı eski bir sisteme dönüş olarak sunar ve bu tarihsel eylemin ağırlığını vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede reinstated en doğru anlamıyla ne demektir?
- bir şeyi ilk kez oluşturdu
- bir şeyi değiştirmeden açıkladı
- daha önce var olmuş bir şeyi yeniden yürürlüğe koydu
Cevabı göster
daha önce var olmuş bir şeyi yeniden yürürlüğe koydu
Haiti is still recovering from the consequences centuries later. Kalıp ifadeler
2:39Haiti yüzyıllar sonra bugün hala sonuçlarını atlatmaya çalışıyor.
still recovering from the consequences: uzun süreli zararın etkilerinden hâlâ kurtulmak
still recovering from the consequences ifadesi, Haiti'nin daha önceki bir olayın sonuçlarını yaşadıktan sonra hâlâ tamamen istikrarlı bir duruma dönemediğini anlatır. Recover from, zorluğun kaynağını gösterir; consequences ise yaşanan olayın yol açtığı sonuçlar veya zararlar demektir. Still iyileşme sürecinin devam ettiğini, centuries later ise bu sürenin olağanüstü uzun olduğunu vurgular. Bu nedenle cümle yalnızca bir kişinin hastalıktan fiziksel olarak iyileşmesini değil, uzun süreli toplumsal veya tarihsel etkileri anlatır.
Alıştırma
Boşluğu doldurun: The coastal town is still ____ the consequences of the hurricane.
Cevabı göster
recovering from
What kind of equality is that? ile retorik bir sorgulama
What kind of equality is that? biçim olarak bilgi isteyen bir sorudur, ancak burada retorik bir sorudur. Konuşan kişi eşitliğin türünü sormaz; durumun gerçekten eşitlik olarak adlandırılıp adlandırılamayacağını sorgular. Başka durumlarda da kullanılabilen What kind of X is that? kalıbı çoğunlukla “Bu, gerçek ya da kabul edilebilir bir X gibi görünmüyor” anlamına gelir. Başkasının kullandığı etiketi eleştirinin odağına yerleştirir.
Alıştırma
Konuşan kişi burada What kind of equality is that? ile ne anlatıyor?
- Politikayı kimin oluşturduğunu soruyor.
- Tarafsız bir eşitlik türleri listesi istiyor.
- Durumun eşitlik olarak adlandırılmayı hak edip etmediğinden şüphe ediyor.
Cevabı göster
Durumun eşitlik olarak adlandırılmayı hak edip etmediğinden şüphe ediyor.
The only kind that could be stably maintained at the time
2:45O dönemde istikrarlı bir şekilde sürdürülebilen
and still far ahead of France's neighbors. Kalıp ifadeler
2:48ve hala Fransa'nın komşularından çok ileride olan tek türdü.
still far ahead of France's ... ile güçlü bir karşılaştırma
Far ahead of, “birinden ya da bir şeyden çok daha gelişmiş veya ileride” anlamına gelir. Bu cümlede fiziksel konum değil, Fransa'nın siyasal veya toplumsal gelişimi komşu ülkelerinkiyle karşılaştırılır. Far, ahead of ifadesini güçlendirir; still ise az önce kabul edilen sınırlamaya rağmen üstünlüğün devam ettiğini gösterir. France's, France's neighbors isim grubunu başlatan iyelik biçimidir.
Alıştırma
Hangi cümlede far ahead of fiziksel konum yerine ilerlemeyi veya beceriyi karşılaştırır?
- The sign is far ahead of us near the bridge.
- The lab is far ahead of its competitors in battery safety.
- The cyclist is far ahead of the bus on this road.
Cevabı göster
The lab is far ahead of its competitors in battery safety.
“Speaking of neighbors,”: ilgili bir konuya geçiş köprüsü
“Speaking of neighbors,” ifadesinde Speaking of + isim bir söylem belirleyicisi olarak kullanılır. Önceki bağlamda geçen neighbors sözcüğünü yeniden ele alır ve ilgili bir soruya geçmek için köprü olarak kullanır. Bu ifade konuşmayı düzenler; yalnızca birinin komşu ülkeler hakkında konuştuğunu söylemez. Yeniden kullanılabilen kalıp, Speaking of + konu yapısının ardından o konuyla bağlantılı yeni bir yorum veya soru getirmektir.
Alıştırma
Cümleyi Speaking ile başlayan ve “bu ilgili konu açılmışken” anlamına gelen iki sözcüklü hedef geçiş ifadesiyle tamamlayın: ____ deadlines, has the client approved the schedule?
Cevabı göster
Speaking of
“what was with all the invasions?”: gayriresmî ve sorgulayıcı bir soru
What was with all the invasions? açıklama istemenin gayriresmî bir yoludur: “Neden bu kadar çok işgal vardı?” Şaşkınlık ifade eder ve çoğu zaman sürpriz, rahatsızlık ya da eleştiri taşır; bu nedenle yalnızca tarafsız bilgi istemekten daha fazlasını yapar. Kalıp What is/was with + isim öbeği? biçimindedir. Şimdiki bir durum için is, geçmişteki bir durum için was kullanılır. Buradaki all the, işgallerin sayısının beklenmedik derecede fazla olduğunu veya tekrarlandığını vurgular.
Alıştırma
Bir projede son anda beklenmedik birçok değişiklik yapıldı. Hangi soru gayriresmî, şaşkın ve hafif eleştirel bir tepkiyi en iyi ifade eder?
- What was with all the last-minute changes?
- How many changes were made?
- Could you explain the schedule changes?
Cevabı göster
What was with all the last-minute changes?
It was the neighboring empires who: özneyi odağa alan yapı
Bu bir it-cleft, yani odaklama yapısıdır: It was + odaklanan kişi veya şey + who/that + cümlenin geri kalanı. Burada the neighboring empires odaklanan öznedir ve who, had invaded France bölümünü başlatır. it zamiri belirli bir şeye gönderme yapmaz. The neighboring empires had invaded France şeklindeki düz ifadeyle karşılaştırıldığında bu yapı, sorumlunun kim olduğuna düzeltici bir vurgu yapar. Gerçek kişi veya grubu belirlemek önemli olduğunda, özellikle bir varsayımı düzeltirken bu kalıbı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Anahtarı gerçekten Elena'nın bulduğunu vurgulamak için cümleyi It was ... who kalıbıyla tamamlayın: ____ found the key.
Cevabı göster
It was Elena who
trying to restore the monarchy Dilbilgisi
3:01ve özgürlüğün Avrupa'ya yayılmasını engellemeye çalışan
trying to restore the monarchy: amaç ekleyen -ing ifadesi
Trying to restore the monarchy, önceki eyleme işgalcilerin amacını ekleyen -ing sıfat-fiil ifadesidir. Anlamca öznesi the neighboring empires ifadesidir: Bu imparatorluklar monarşiyi geri getirmeye çalışırken Fransa'yı işgal ettiler. Burada restore, daha önce var olan bir sistemi veya durumu geri getirmek anlamına gelir. The monarchy, hasarlı ve onarılması gereken bir nesneyi değil, siyasi sistem olarak hükümdar yönetimini ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi try ve restore kullanarak hedef -ing amaç ifadesiyle tamamlayın: After the outage, the company published a detailed report, ____ public trust.
Cevabı göster
trying to restore
and prevent the spread of liberty across Europe. Kalıp ifadeler
3:03Fransa'yı işgal edenler komşu imparatorluklardı.
and prevent the spread of liberty: özgürlük fikrinin yayılmasını önlemek
prevent the spread of liberty ifadesinde prevent fiili, the spread of liberty isim öbeğini nesne olarak alır. İfade, özgürlük fikrinin veya etkisinin daha fazla yere ya da insana ulaşmasını engellemek anlamına gelir. Buradaki spread, bir şeyin daha geniş biçimde dolaşmasını veya etki alanını büyütmesini anlatan soyut bir isimdir; bir maddeyi bir yüzeye fiziksel olarak yayma eylemi değildir. prevent the spread of + isim kalıbı hastalıkların, söylentilerin, şiddetin veya fikirlerin yayılmasını önlemeyi anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki dört kelimelik isim öbeği kalıbıyla tamamlayın: Clear communication can ____ rumors.
Cevabı göster
prevent the spread of
Twice by the time Napoleon took charge. Dilbilgisi
3:05Napolyon başa geçene kadar iki kez işgal etmişlerdi.
by the time Napoleon took charge: Napolyon yönetimi ele aldığında
By the time Napoleon took charge, Napolyon'un yönetimi ele aldığı anı bir zaman sınırı veya referans noktası olarak belirler. Bu noktaya ulaşıldığını ifade eder ve o zamana kadar zaten doğru olan ya da gerçekleşmiş bulunan şeye odaklanır. Bu eksiltili parçada Twice, önceki bağlamdan anlaşılan bir olayın sayısını verir. By the time olayların sırasını düzenler: Napolyon yönetimi ele aldığında söz konusu olay iki kez gerçekleşmişti.
Alıştırma
Cümleyi bir zaman sınırı belirleyen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ the bus arrived, we had already bought our tickets.
Cevabı göster
By the time
Having defended France ...: ana cümleden önce tamamlanan eylem
Having defended France ... ifadesi, having + past participle biçimindeki bir perfect participle yan yapısıdır. Fransa'yı savunma eylemini ana cümledeki he knew eyleminden önce tamamlanmış olarak sunar. Bu yapı, önceki deneyimi arka plan bilgisi olarak kısaltır ve sonraki yargının açıklanmasına yardımcı olur. Örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle aynıdır: hem savunan hem de bilen kişi he'dir.
Alıştırma
Cümleyi finish fiilinin perfect participle biçimiyle tamamlayın: ____ the safety check, Maya opened the doors.
Cevabı göster
Having finished
he knew that the best defense is a good offense. Deyimler
3:12en iyi savurmanın iyi bir saldırı olduğunu biliyordu.
the best defense is a good offense: proaktif bir strateji
The best defense is a good offense, tepki vermek için beklemek yerine önce güçlü biçimde harekete geçmenin bazen kişiyi daha iyi koruyabileceğini anlatan bir atasözüdür. Saldırıyı bir savunma stratejisi olarak sunar; sözcükleri kelimesi kelimesine tanımlamaz. Burada offense, birini gücendirmek değil, saldırı veya hücum anlamındadır. Atasözü bir stratejiyi açıklayabilir ancak bu stratejinin akıllıca ya da haklı olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
The best defense is a good offense atasözü ne anlama gelir?
- Rakibe hakaret etmek gelecekteki çatışmaları önler.
- En güvenli strateji her zaman bekleyip karşılık vermektir.
- Proaktif biçimde harekete geçmek bazen kendini korumanın en iyi yolu olabilir.
Cevabı göster
Proaktif biçimde harekete geçmek bazen kendini korumanın en iyi yolu olabilir.
and other European powers recognized the new French regime. Kültür
3:20ve diğer Avrupa güçleri yeni Fransız rejimini tanıdı.
recognized the new French regime: diplomatik tanıma
Burada recognized, diğer Avrupa devletlerinin yeni Fransız rejimini Fransa'yı yöneten otorite olarak resmen kabul ettiği anlamına gelir. Uluslararası ilişkilerde tanıma, siyasi veya hukuki statüyle ilgilidir; yalnızca tanıdık bir şeyi ayırt etmek anlamına gelmez. Burada regime, yönetim sistemini veya iktidardaki otoriteyi ifade eder. Tarih anlatımında tarafsız olabilir, ancak güncel siyasi yorumlarda eleştirel duyulabilir.
Alıştırma
Bir diplomasi raporunda "Several countries recognized the interim government" ne anlama gelir?
- Liderlerini bir fotoğraftan tanıdılar.
- Siyasi veya hukuki statüsünü resmen kabul ettiler.
- Bütün politikalarını hemen onayladılar.
Cevabı göster
Siyasi veya hukuki statüsünü resmen kabul ettiler.
But Bonaparte couldn't rest unless he had control Dilbilgisi
3:24Ama Bonapart tüm kıtanın kontrolünü ele geçirmeden
of the whole continent and all he knew was fighting. Dilbilgisi
3:27rahat edemiyordu ve tek bildiği savaşmaktı.
couldn't rest unless he had control: durmak için tek bir koşul
couldn't rest unless he had control... ifadesinde rest, uyumak değil, çabalamayı bırakmak veya tatmin olmak anlamına gelir. Unless, onun durması için gereken koşulu belirtir: bütün kıtayı kontrol etmeden hedefinin peşinden gitmeye devam edecektir. couldn't rest unless... kalıbı, bir hedefi çoğu zaman saplantılı veya vazgeçilmesi imkânsız gibi gösterir. Burada Bonapart'ın kontrol arzusuna yönelik eleştirel bakışı güçlendirir.
Alıştırma
"Leah couldn't rest unless every guest was safe" neyi ima eder?
- Her konuk güvende olana kadar endişelenmeyi veya harekete geçmeyi bırakmayacaktı.
- Biraz dinlenebilmek için konukların gitmesini istiyordu.
- Her konuk zaten güvende olduğu için uyuyamıyordu.
Cevabı göster
Her konuk güvende olana kadar endişelenmeyi veya harekete geçmeyi bırakmayacaktı.
all he knew was fighting: bildiği tek şey savaşmaktı
Bu cümlede all he knew was fighting, savaşmanın bildiği tek tepki ya da yaşam biçimi olduğu anlamına gelir. Bu, zihnindeki bütün bilgilerin gerçek anlamda bir listesi değildir. all + özne + knew + was + tamamlayıcı kalıbı, tek bir etkinliği kişi hakkında güçlü bir genellemeye dönüştürür. Burada fighting, was'tan sonra kullanılan -ing biçimidir; bu özet, onun başka türlü davranmayı bilmediğini düşündürür.
Alıştırma
Şikâyet etmenin bildiği tek tepki olduğunu anlatmak için all + yan cümle kalıbını kullanın: ____ was complaining.
Cevabı göster
All he knew
He tried to enforce a European-wide blockade of Britain, Kültür
3:30İngiltere'ye karşı Avrupa çapında bir abluka uygulamaya çalıştı,
enforce a European-wide blockade of Britain: Britanya'ya karşı Avrupa çapında bir ablukayı uygulatmak
Enforce a ... blockade, ablukayı etkili kılmak ve ona uyulmasını sağlamak için yetki ile somut önlemler kullanmak demektir. Blockade, hareketi ya da ticareti sınırlayan örgütlü bir askerî veya ekonomik uygulamadır; yalnızca yolu kapatan sıradan bir nesne değildir. European-wide politikanın erişim alanını, of Britain ise hedefini belirtir. Burada Napolyon, adanın çevresine tek bir fiziksel engel koymak yerine kıta Avrupası genelindeki kontroller yoluyla Britanya'nın ticaretini kesmeye çalışıyordu.
Alıştırma
Resmî bir abluka zaten yürürlükte. Donanmanın insanların buna uymasını sağladığını en iyi hangi cümle anlatır?
- The navy enforces the blockade.
- The navy imposes the blockade.
- The navy blocks the blockade.
Cevabı göster
The navy enforces the blockade.
that didn't comply: bir gerekliliğe uymamak
that didn't comply ifadesinde that, any country ifadesini açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır. Comply, bir emir, kural, talep veya resmî politikaya uygun hareket etmek demektir; burada bu ülkelerin kendilerinden istenen politikayı uygulamadığı anlatılır. Comply bir inancı değil, davranışı anlatır. Bir kişi bir gerekliliğe katılmasa bile ona uygun hareket edebilir. Gereklilik açıkça belirtilirken genellikle comply with + isim yapısı kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir şirketin kabul etse de etmese de resmî bir gerekliliğe uyduğunu belirtir?
- The company complied with the new rule.
- The company discussed the new rule.
- The company agreed with the new rule.
Cevabı göster
The company complied with the new rule.
and launched more wars to hold onto his gains. Öbek fiiller
3:36ve kazandıklarını elinde tutmak için daha fazla savaş başlattı.
to hold onto his gains: kazandıklarını korumak
To hold onto his gains, amaç bildiren bir mastar öbeğidir: daha fazla savaşı neden başlattığını açıklar. Hold onto, zaten sahip olunan bir şeyi korumak ve kaybetmemek demektir. Buradaki his gains, kas gelişimini değil, savaş ve siyaset yoluyla önceden kazanılmış toprakları, gücü veya avantajları ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle, takımın zaten sahip olduğu bir avantajı korumaya çalıştığı anlamına gelir?
- The team accepted that it had lost the lead.
- The team attacked early to take the lead.
- The team defended carefully to hold onto its lead.
Cevabı göster
The team defended carefully to hold onto its lead.
and the whole international order shattered. Kalıp ifadeler
3:43ve parçalanmış bir uluslararası düzen.
tüm uluslararası düzenin paramparça olması
Uluslararası düzen, ülkelerin birbirleriyle nasıl ilişki kurduğunu şekillendiren kurallar, kurumlar, ittifaklar ve güç ilişkileri sistemidir; buradaki order, satın alma siparişi ya da verilen bir emir anlamına gelmez. Shattered burada mecazidir. Sistemi parçalara ayrılmış gibi göstererek küçük bir değişikliği değil, ağır ve geniş kapsamlı bir çöküşü vurgular. Bu sıkıştırılmış anlatım, uluslararası düzenin parçalanmasını sonuçlardan biri olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede shattered aynı türde ağır kurumsal hasarı anlatmaktadır?
- The customer placed an international order online.
- The crisis shattered the old political order.
- The committee changed the order of the agenda.
Cevabı göster
The crisis shattered the old political order.
diğer sonucu unuttun
Bu tartışmada You forgot the other result yalnızca hafıza hakkında yorum yapmaz. Forgot, "açıklamana veya savına dâhil etmedin" anlamındadır: konuşan kişi, karşı tarafın eksik bir sonuçlar bütünü sunduğunu ileri sürer. Bu ifade daha sonra bir karşı çıkış ve geçiş görevi görür. Bir sonucun ele alındığını kabul eder, ancak dikkati farklı bir sonucu destekleyebilecek başka bir sonuca yöneltir.
Alıştırma
Yeni bir müşteriyle yapılan resmî toplantıda "You forgot the other result" demek, gözden kaçırılmış bir sonucu belirtmenin en diplomatik yoludur.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
The spread of democratic and liberal ideals across Europe.
3:47Demokratik ve liberal ideallerin Avrupa'ya yayılması.
It was thanks to Napoleon that ...: nedeni odağa yerleştirme
Tam kalıp It was thanks to X that + sonuç şeklindedir. thanks to X nedeni belirtir; It was ... that ise bu nedeni odağa yerleştirir. Burada Napolyon, kıtanın yeniden şekillendirilmesinin temel nedeni olarak sunulur. Bu kalıp çoğunlukla bir sonucun payını birine veya bir şeye verir. Ancak sonuç açıkça olumsuzsa thanks to alaycı biçimde suç yükleyebilir; bu nedenle tutum bağlamdan anlaşılmalıdır.
Alıştırma
Barınağın yeniden açılmasını gönüllülerin katkısına bağlamak için vurgu kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?
- It was thanks to the volunteers that the shelter reopened.
- The volunteers thanked the shelter after it reopened.
- The shelter reopened so that it could thank the volunteers.
Cevabı göster
It was thanks to the volunteers that the shelter reopened.
from a chaotic patchwork of fragmented feudal and religious territories Deyimler
3:54parçalanmış feodal ve dini bölgelerin kaotik bir yamasından,
a chaotic patchwork of: parçalı bir bütün için kullanılan mecaz
Patchwork sözcüğü gerçek anlamıyla birçok farklı parçadan yapılmış bir şeyi anlatır. Burada a chaotic patchwork of, açık ve birleşik bir düzeni olmayan, parçalanmış birçok bölümün oluşturduğu daha büyük bir bütün için kullanılan mecazdır. a patchwork of + isim yapısı; yasaları, sistemleri, haritaları veya kurumları çoğu zaman parça parça bir araya getirilmiş ve tutarsız gösterir. Chaotic olumsuz değerlendirmeyi güçlendirir: parçalar yalnızca farklı değil, aynı zamanda son derece düzensizdir.
Alıştırma
a chaotic patchwork of temporary fixes bir proje hakkında ne anlatır?
- Özenle bütünleştirilmiş tek bir planı izler.
- Proje sırasında kullanılan gerçek bir kırkyama yorgandır.
- Birbiriyle uyuşmayan parçalardan oluşturulmuş düzensiz bir bütündür.
Cevabı göster
Birbiriyle uyuşmayan parçalardan oluşturulmuş düzensiz bir bütündür.
into efficient, modern, and secular nation states Kültür
3:59halkın her zamankinden daha fazla güce ve hakka sahip olduğu
reshaped from ... into ...: bir dönüşümü belirtme
reshaped from A into B, dönüşümün iki ucunu da gösterir. from başlangıçtaki durumu, into ise ortaya çıkan durumu tanıtır. Bu ifadede parçalanmış feodal ve dinî bölgeler başlangıç biçimi; verimli, modern ve laik ulus devletler ise sonuçtur. reshape yalnızca herhangi bir değişimi değil, biçimin, yapının veya düzenin kapsamlı biçimde yeniden oluşturulmasını anlatır. Değişimin yönünü net anlamak için from ... into ... kalıbının tamamını okuyun.
Alıştırma
from ... into ... dönüşüm kalıbını tamamlayın: The redesign reshaped the lobby ____ a dark waiting area ____ a bright community space.
Cevabı göster
from · into
secular nation states: doğrudan dinî yönetim altında olmayan ulus devletler
Ulus devlet, ulusal bir siyasi topluluk etrafında örgütlenmiş egemen bir ülkedir. Secular nation states içinde siyasi otorite ve kamu kurumları doğrudan bir din tarafından yönetilmez. Secular devletin örgütlenme biçimini anlatır; vatandaşların dinî inançlarının olmadığı anlamına gelmez. Bu tarihsel karşıtlıkta ifade, parçalanmış feodal ve dinî bölgelerden merkezîleşmiş modern devletlere geçişi göstermeye yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi açıklama bir secular nation state ile en iyi eşleşir?
- Her vatandaşın dini reddetmek zorunda olduğu bir devlet.
- Kamu kurumları dinî bir otorite tarafından yönetilmeyen bir devlet.
- Güvenlik için yasalarını gizli tutan bir devlet.
Cevabı göster
Kamu kurumları dinî bir otorite tarafından yönetilmeyen bir devlet.
where the people held more power and rights than ever before. Kalıp ifadeler
4:03verimli, modern ve laik ulus devletlere dönüştürüldü.
than ever before: daha önceki herhangi bir zamandan daha
Than ever before karşılaştırma anlamı taşıyan bir ifadenin ardından gelir ve “daha önceki herhangi bir zamandan daha” demektir. Anlatılan andaki dereceyi geçmişteki tek bir olayla değil, önceki dönemin tamamıyla karşılaştırır. Buradaki more power and rights than ever before, insanların gücünün ve haklarının önceki herhangi bir zamandakinden daha yüksek bir düzeye ulaştığını belirtir.
Alıştırma
“Daha önceki herhangi bir zamandan daha” anlamına gelen kalıp ifadeyi tamamlayın: More people can access the service than ____ before.
Cevabı göster
ever
and the massive increase in army sizes?
4:10ve ordu boyutlarındaki devasa artış için de ona teşekkür etmeli miyiz?
Should we also thank him for ...?: alaycı bir retorik soru
Should we also thank him for ...? dil bilgisi açısından teşekkür etmenin uygun olup olmadığını soran bir sorudur. Ancak bu bağlamda alaycı bir retorik sorudur: milliyetçilik ve orduların büyümesi zararlı sonuçlar olarak sunulur, dolayısıyla konuşmacı ona gerçekten teşekkür etmek istemez. also sözcüğü bu soruyu önceki övgüye bağlar. Konuşmacı aynı teşekkür dilini olumsuz sonuçlara da uygulayarak bir kişiye yalnızca olumlu sonuçlar için paye vermenin adil olup olmadığını sorgular.
Alıştırma
Yargılayın: Konuşmacı “Should we also thank him for the rise of nationalism?” sorusunu içtenlikle minnettarlık ifade etmeyi önermek için kullanıyor.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
You can see how well that turned out a century later. Ton ve niyet
4:13Bir asır sonra bunun ne kadar iyi sonuçlandığını görebilirsiniz.
You can see how well that turned out ifadesindeki ironi
Bu cümlede You can see how well that turned out ironik biçimde kullanılır. how well sözleri yüzeyde olumlu görünür, ancak a century later zararlı tarihsel sonuçlara işaret eder; dolayısıyla konuşmacının asıl kastı sonucun kötü olduğudur. Bu kalıp, dinleyiciyi kanıtlara bakıp başarısızlığı fark etmeye yöneltir. Olumsuz bir bağlamda You can see how well that turned out çoğu zaman gerçek bir övgü değil, “kötü sonuç ortada” anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede how well en olası olarak ne anlatıyor?
- Olumlu ifadeye rağmen sonuç aslında kötüydü.
- Sonuç açıkça başarılıydı.
- Sonuç hâlâ bilinmiyor.
Cevabı göster
Olumlu ifadeye rağmen sonuç aslında kötüydü.
Karşıolgusal sorularda What would ... have been like if it weren't for ...?
Bu, geçmiş hakkında karşıolgusal bir sorudur. What would European history have been like, gerçekte ne olduğunu anlatmak yerine tarihin alternatif bir biçimini hayal etmemizi ister. If it weren't for Napoleon, “Napolyon var olmasaydı veya etkili bir unsur olmasaydı” anlamına gelir. Burada weren't sıradan geçmiş zamanı değil, gerçek dışı bir koşulu belirtir. what would ... have been like if it weren't for ... kalıbı, belirli bir kişi veya şey olmasaydı geçmişteki bir durumun nasıl farklı olabileceğini sormak için yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
Karşıolgusal soruyu “etkisi olmasaydı” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: What would the festival have been like ____ the volunteers?
Cevabı göster
if it weren't for
Napoleon's seemingly unstoppable momentum would die in the Russian winter snows, Deyimler
4:24Napolyon'un durdurulamaz gibi görünen ilerleyişi,
seemingly unstoppable momentum: görünüşte durdurulamaz ilerleme ivmesi
Buradaki momentum, fizik bilimindeki teknik hareket kavramıyla sınırlı değildir; bir seferin veya eğilimin ilerlemeyi sürdürmesini sağlayan gücü anlatır. İfade, Napolyon'un askerî yayılmasını durdurulması zor ve güçlü bir ilerleyiş olarak sunar. Seemingly, “görünüşe göre” anlamına gelir. Bu nedenle seemingly unstoppable, ilerleyişin gerçekten durdurulamaz olduğunu iddia etmez. Cümlenin sonraki bölümünde gelecek tersine dönüşe sessizce zemin hazırlar.
Alıştırma
Örnekte seemingly unstoppable momentum ne anlama geliyor?
- Örgütlü bir siyasi veya toplumsal grup
- Fiziksel hareketin kesin bir ölçümü
- Durdurulması çok zor görünen bir ilerleme gücü
Cevabı göster
Durdurulması çok zor görünen bir ilerleme gücü
along with most of his army.
4:29ordusunun büyük bir kısmıyla birlikte Rusya kışının karlarında yok olacaktı.
would die in the Russian winter snows: ilerleme ivmesi Rus kışının karlarında yok olacaktı
Would die ifadesinin öznesi, daha önce geçen momentum adıdır. Die burada mecazidir: Napolyon'un askerî ilerleyişi gücünü kaybedip Rusya'da sona erecektir; cümle Napolyon'un kendisinin orada öldüğünü söylemez. Would, bu sonucu tarih anlatısındaki daha erken bir noktadan bakıldığında daha sonra gerçekleşecek bir olay olarak sunar. In the Russian winter snows, önemli bir arka planı canlı bir görüntüde yoğunlaştırır. Rusya'nın işgali sırasında ağır kış koşulları ve ciddi ikmal sorunları Napolyon'un ordusunun yıkıma uğramasına katkıda bulunmuş, bu felaket de durdurulamaz görünen ilerleyişi sona erdirmiştir.
Alıştırma
Hangi seçenek would die in the Russian winter snows ifadesini doğru biçimde yeniden anlatıyor?
- Rus kışı onun ilerleyişini daha da güçlendirecekti.
- Napolyon'un askerî ilerleme ivmesi, felaketle sonuçlanan Rusya seferi sırasında sona erecekti.
- Napolyon'un kendisi sefer sırasında karda ölecekti.
Cevabı göster
Napolyon'un askerî ilerleme ivmesi, felaketle sonuçlanan Rusya seferi sırasında sona erecekti.
But even after being deposed and exiled, Dilbilgisi
4:31Ancak görevden alınıp sürgüne gönderildikten sonra bile,
even after being deposed and exiled: edilgen bir karşıtlık arka planı
Even after being deposed and exiled karşıtlık bildiren bir arka plan kurar: tahttan indirilme ve sürgün önce gerçekleşmiştir, fakat normalde beklenen sonucu doğurmamıştır. Even, bütün bunlara rağmen onun devam ettiği yönündeki şaşırtıcı anlamı ekler. Burada after sözcüğünü -ing yan cümlesi being deposed and exiled izler. Being + geçmiş zaman ortacı edilgen deneyimleri gösterir: başka insanlar onu tahttan indirip sürgüne göndermiştir. Bu kalıp, bir aksiliği onunla çelişen ana eylemden önce verebilir: even after being + geçmiş zaman ortacı, biri yine de bir şey yapar.
Alıştırma
Cümleyi reject fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: Even after ____ three times, the inventor kept improving the design.
Cevabı göster
being rejected
refused to give up: denemeyi bırakmayı kararlılıkla reddetmek
Refused to give up, onun bilinçli olarak denemeyi bırakmayı reddettiği anlamına gelir. Refuse to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmamayı seçmeyi anlatır; give up ise bir çabayı bırakmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Did not give up ile karşılaştırıldığında refused to give up daha güçlü bir kararlılık gösterir: baskı veya başarısızlık ona durmak için neden vermiştir, fakat o bu sonucu kabul etmemiştir.
Alıştırma
Cümleyi refuse fiilinin geçmiş zamanı ve give up ile tamamlayın: After three failed attempts, Lena ____ and tried again.
Cevabı göster
refused to give up
escaping from his prison and launching a bold attempt Kalıp ifadeler
4:36hapishanesinden kaçarak imparatorluğunu geri kurmak için
launch a bold attempt at doing something: bir şeyi yapmak için cesur bir girişim başlatmak
launching a bold attempt at restoring his empire ifadesinde launch, planlanmış bir çabayı “başlatmak veya harekete geçirmek” anlamına gelir. Attempt sözcüğünün düzenli ve önemli bir girişimi anlatmasını sağlar; bold ise cesaret ve risk anlamı ekler. Yeniden kullanılabilecek kalıp launch an attempt at + isim veya -ing biçimidir. Burada at restoring, girişimin amacını belirtir. Attempt ayrıca to + fiilin yalın biçimiyle de kullanılabilir; ancak bu anlamda normalde of + -ing almaz.
Alıştırma
Cümleyi launch an attempt at doing something kalıbında kullanılan edatla tamamlayın: The town launched a bold attempt ____ turning an old factory into a library.
Cevabı göster
at
before being defeated for the second and final time.
4:41ikinci ve son kez yenilgiye uğramadan önce.
Bonaparte was a ruler full of contradictions, Kalıp ifadeler
4:45Bonapart, mutlak diktatörlük dayatarak halk devrimini savunan
a ruler full of contradictions: çelişkilerle dolu bir hükümdar
Bonapart'ı a ruler full of contradictions diye nitelemek, karakterinin, inançlarının veya eylemlerinin önemli yönlerinin birbiriyle çatıştığı anlamına gelir. Burada contradictions sıradan hataları değil, aynı kişide bulunan karşıt özellikleri veya tutumları anlatır. Bu ifade, ardından gelen bilgileri de düzenler: önce genel bir değerlendirme sunar, sonraki örnekler ise belirli çatışmaları gösterebilir. Yeniden kullanılabilecek kalıp kişi veya şey + full of contradictions biçimindedir.
Alıştırma
"The policy promises to close the library permanently and keep it open every day, so it is full of contradictions," cümlesinde full of contradictions ne anlama gelir?
- Eksiksiz ve ayrıntılı bir açıklama sunar.
- Çok sayıda yazım hatası içerir.
- Birbiriyle çatışan fikirler içerir.
Cevabı göster
Birbiriyle çatışan fikirler içerir.
defending a popular revolution by imposing absolute dictatorship Anlatım akışı
4:48ve emperyal savaşlar yoluyla liberal idealleri yayan,
defending ... by imposing ... and spreading ... through ...: paralel karşıtlık
Bu bölüm iki -ing öbeğini birbirine bağlar: defending a popular revolution by imposing absolute dictatorship ve spreading liberal ideals through imperial wars. Her iki bölümde de by veya through, belirtilen amaca ulaşmak için kullanılan yöntemi tanıtır. Bilgi paralel karşıtlık biçiminde düzenlenmiştir. Bir devrimi savunmak veya liberal idealleri yaymak olumlu hedefler gibi görünür; ancak mutlak diktatörlük ve emperyal savaş gibi yöntemler bu hedeflerle çatışır. Böylece yazar, yalnızca övmek veya yermek yerine karmaşık bir değerlendirme sunar.
Alıştırma
Paralel yapı esas olarak ne yapıyor?
- Diktatörlük ile liberal ideallerin aynı anlama geldiğini söyler.
- Birbiriyle ilgisiz dört olayı zaman sırasıyla listeler.
- Olumlu görünen iki amaç sunar ve her amacın ardından onunla çatışan bir yöntem getirir.
Cevabı göster
Olumlu görünen iki amaç sunar ve her amacın ardından onunla çatışan bir yöntem getirir.
And though he never achieved his dream of conquering Europe, Dilbilgisi
4:57Ve Avrupa'yı fethetme hayalini asla gerçekleştiremese de,
though he never achieved ...: ödünleme bildiren yan cümle
Though, ödünleme bildiren bir yan cümleyi başlatır. Ardından gelecek iddiaya ters düşebilecek bir gerçeği kabul eder: Avrupa'yı fethetme hayalini hiçbir zaman gerçekleştirememiştir. Though ile başlayan yan cümle arka plan bilgisi verdiği için ana sonuç değildir. Virgülden sonraki ana cümle yazarın temel fikrini taşırken cümle başındaki And bu ödünlemeyi önceki tartışmaya bağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, ana sonucu vermeden önce bir sınırlamayı kabul etmek için though kullanıyor?
- Though the library is small, it has an excellent history collection.
- The library is small, and it has three floors.
- Because the library is small, it closes at six.
Cevabı göster
Though the library is small, it has an excellent history collection.
he undoubtedly left his mark on it: kuşkusuz kalıcı bir etki bırakmak
Leave one's mark on something, bir şey üzerinde kalıcı ve fark edilir bir etki yaratmak demektir. Burada his, etkinin o kişiye ait olduğunu gösterir; it ise Avrupa'yı ifade eder. Mark fiziksel bir işaret değil, mecazdır. Undoubtedly ifadeyi güçlendirir: konuşmacı bu etkinin varlığından emin olduğunu belirtir. İfade tek başına etkinin olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi leave one's mark on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Her research ____ modern medicine.
Cevabı göster
left its mark on
for better or for worse: sonucun değerlendirmesini açık bırakmak
For better or for worse, sonucun iyi ya da kötü olmasına bakılmaksızın demektir. Bir ifadenin sonunda kullanıldığında önceki yargının tamamını sınırlar ve değişimi yalnızca olumlu ya da yalnızca olumsuz göstermeyi önler. Burada, onun kalıcı bir etki bıraktığı yönündeki önceki ifadeye döner. Etkinin varlığını doğrularken sonuçları hakkında farklı değerlendirmelere yer bırakır. Karma etkileri kabul edebilir veya değerlendirmeyi açık bırakabilir; iyi ve kötü sonuçların eşit miktarda olmasını gerektirmez.
Alıştırma
Cümleyi «etki iyi de olsa kötü de olsa» anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The new highway has changed the town, ____.
Cevabı göster
for better or for worse