Unutulmayı reddeden firavun - Kate Green: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
606 kelime 156 kel/dk

Video özeti: Bu tarihsel inceleme, kadın firavun Hatşepsut’un resimlerinin ve adlarının ölümünden onlarca yıl sonra neden silindiğini araştırıyor. Farklı açıklamaları tahribatın tarihi ve günümüze ulaşan kayıtlarla karşılaştırıyor; yönetiminin, erkek egemenliğiyle bağlantılı Mısır düzen anlayışı Ma’at için muhtemelen bir tehdit sayıldığı sonucuna varıyor. Sansürün eksik kalması ise öyküsünün yeniden kurulmasını sağlıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. damnatio memoriae, — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: Bu Latince tarih terimini sıradan bir unutma ifadesi olarak değil, bir kişinin adını, görüntüsünü ve kamusal hatırasını kasıtlı biçimde yok etme eylemi olarak anlamak. Bu ayrım, videonun baştan sona araştırdığı temel eylemin tarihsel niteliğini açıklar. 2. But the evidence suggests — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Tarih anlatısının olası bir suçlamadan kanıtlara dayanan, daha savunulabilir bir yargıya nasıl geçtiğini fark etmek. Bu geçiş, bir varsayıma karşı çıkmak, ters yöndeki bulguları sunmak ve ardından gelen iddianın daha güçlü desteğe sahip olduğunu belirtmek için kullanılabilir. 3. piece together — Phrasal verb’ler: Eksik kayıtlar, dağınık ipuçları veya parçalı anılar yardımıyla bir olayı aşamalı olarak yeniden kurmayı anlatmak için bu phrasal verb’ü kullanmak. Tarih araştırmalarında, soruşturmalarda ve parçaları tutarlı bir açıklamada birleştiren akıl yürütme süreçlerinde özellikle yararlıdır.

Bu derste

3 and a half thousand years ago in Egypt,

0:06

Mısır'da üç buçuk bin yıl önce,

a noble pharaoh was the victim of a violent attack. Anlatım akışı

0:10

asil bir firavun şiddetli bir saldırının kurbanı oldu.

But the attack was not physical.

0:14

Ancak bu saldırı fiziksel değildi.

Anlatım akışı

the victim of a violent attack ... not physical: beklenti oluşturup sonra düzeltmek

the victim of a violent attack ifadesi, dinleyicide önce attack sözcüğünün olağan anlamını uyandırır: bir insana yönelik fiziksel şiddet. Ancak the attack was not physical bu yorumu hemen geçersiz kılar ve attack sözcüğünü daha geniş anlamda düşünmeye yöneltir. Burada firavunun adının, görüntülerinin ve tarihteki varlığının daha sonra yok edilmesi kastedilir. Bu iki aşamalı yapı önce bir beklenti oluşturur, sonra onu düzelterek merak yaratır.

Alıştırma

Anlatıda a violent attack ifadesinden not physical ifadesine geçiş ne işe yarar?

  1. Önce fiziksel şiddet düşündürür, ardından attack sözcüğünü tarihe ve hafızaya verilen zarara yönlendirir.
  2. Kurbanı tanıtmadan önce saldırganın kimliğini açıklar.
  3. Saldırının hayal ürünü olduğunu ve hiç gerçekleşmediğini söyler.
Cevabı göster

Önce fiziksel şiddet düşündürür, ardından attack sözcüğünü tarihe ve hafızaya verilen zarara yönlendirir.

This royal had been dead for 20 years.

0:16

Bu kraliyet üyesi 20 yıldır ölüydü.

The attack was historical,

0:19

Saldırı tarihiydi,

an act of damnatio memoriae, Kültür

0:21

bir damnatio memoriae eylemiydi,

the damnation of memory.

0:24

hatıranın lanetlenmesiydi.

Kültür

damnatio memoriae: kamusal hafızadan bilinçli biçimde silme

damnatio memoriae, bir kişinin adını, görüntülerini, yazıtlarını veya kayıtlarını kamusal görünürlükten ve ortak hafızadan kaldırarak o kişiyi bilinçli biçimde mahkûm etme girişimini anlatan Latince bir tarih terimidir. Ardından gelen the damnation of memory ifadesi, terimin kısa bir İngilizce açıklamasını verir. Bu bağlamda terim, sıradan bir unutkanlığı veya yalnızca dinî bir laneti değil, siyasi ve tarihsel silme eylemini anlatır.

Alıştırma

Bu tarih açıklamasında damnatio memoriae neyi ifade eder?

  1. Ölmüş bir hükümdara dinî bir kutsama vermek
  2. Çok uzun zaman geçtiği için bir tarihi unutmak
  3. Bir kişinin adlarını, görüntülerini veya kayıtlarını kamusal hafızadan bilinçli olarak kaldırmak
Cevabı göster

Bir kişinin adlarını, görüntülerini veya kayıtlarını kamusal hafızadan bilinçli olarak kaldırmak

Somebody smashed the pharaoh's statues,

0:26

Birisi firavunun heykellerini parçaladı,

took a chisel and attempted to erase Deyimler

0:29

bir keski aldı ve silmeye çalıştı

the pharaoh's name and image from history.

0:31

firavunun adını ve imajını tarihten.

Deyimler

erase X from history: X'i tarihsel kayıtlardan silmek

erase the pharaoh's name and image from history ifadesindeki erase, yalnızca görünür izleri ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Gelecek nesillerin o kişiyi bilmemesi veya hatırlamaması için hükümdarın varlığına dair kanıtları ve kayıtları ortadan kaldırmaya çalışmak demektir. erase X from history kalıbı, fiziksel bir eylemi tarihsel kayıt ve ortak hafızayla ilgili bir mecaza dönüştürür. from history sözleri, X'in ortadan kaldırılmak istendiği daha geniş alanın tarih olduğunu gösterir.

Alıştırma

erase X from history kalıbını tamamlayın: The dictator tried to ____ his rival ____ history.

Cevabı göster

erase · from

Who was this pharaoh?

0:35

Kimdi bu firavun?

And what was behind the attack? Kelime

0:36

Ve bu saldırının arkasında yatan neydi?

Kelime

behind the attack: saldırının nedeni veya ardındaki güdü

behind the attack ifadesindeki behind, saldırıya yol açan gizli neden, güdü veya itici güç anlamına gelir. Fiziksel bir konumu anlatmaz. What was behind X? soru kalıbı bir olayın, kararın, değişikliğin veya sorunun nedenini ya da ardındaki güdüyü sorar.

Alıştırma

“What was behind the attack?” sorusunda behind neyi soruyor?

  1. Saldırıdan sonra olanlar
  2. Saldırganların durduğu yer
  3. Saldırının nedeni veya ardındaki güdü
Cevabı göster

Saldırının nedeni veya ardındaki güdü

Here's the key. Anlatım akışı

0:39

İşte kilit nokta.

The pharaoh Hatshepsut was a woman.

0:40

Firavun Hatşepsut bir kadındı.

Anlatım akışı

Here's the key: kilit noktayı belirtmek

Here's the key, sıradaki bilginin önceki kısmı anlamak için gereken önemli ipucu ya da düşünce olduğunu belirtir. Burada sonraki cümle şu kilit gerçeği verir: Hatshepsut was a woman. Key burada gerçek bir anahtar değil, mecazi olarak önemli nokta anlamındadır. Bu ifade, açıklamayı bir soru ya da gizemden onu çözmeye yardım eden temel noktaya taşır.

Alıştırma

Bu açıklamada Here's the key ne işe yarıyor?

  1. Gerçek bir anahtarın bulunduğunu söyler.
  2. Sıradaki bilginin temel ipucu olduğunu bildirir.
  3. Konuyu ilgisiz bir ayrıntıya çevirir.
Cevabı göster

Sıradaki bilginin temel ipucu olduğunu bildirir.

In the normal course of things, Kalıp ifadeler

0:44

İşlerin normal akışında,

Kalıp ifadeler

In the normal course of things: olağan akışı belirtmek

In the normal course of things, olaylar olağan düzeni izlerse ya da normal koşullarda anlamına gelir. Bu tarihsel açıklamada ifade, Hatshepsut'u bir istisna olarak ele almadan önce bir firavunun erkek olacağı yönündeki olağan beklentiyi kurar. Course burada okul dersi değil, olayların zaman içinde gelişme biçimidir. Cümle başındaki bu ifade, dinleyiciye sonraki bilgiyi olağan kural olarak yorumlamasını ve ardından bir istisnayla karşılaştırmasını söyler.

Alıştırma

In the normal course of things ne anlama gelir?

  1. Olaylar olağan düzeni izlerse
  2. Her zamanki fiziksel güzergâh boyunca
  3. Sıradan bir okul dersi sırasında
Cevabı göster

Olaylar olağan düzeni izlerse

she should never have been pharaoh. Dilbilgisi

0:46

o asla firavun olmamalıydı.

Dilbilgisi

should never have been pharaoh: geçmiş bir sonucu değerlendirmek

Should never have been + bir görev veya durum, gerçekten yaşanmış geçmiş bir durumu değerlendirmek için kullanılır. Bir kurala, beklentiye veya inanca göre bu sonucun gerçekleşmemesi gerektiğini anlatır. Burada have been, yargıyı geçmişe yerleştirir: o gerçekten firavun olmuştur. Bu, şimdi ne yapması gerektiğine ilişkin bir tavsiye değildir; geçmişteki konumunun o dönemin genel beklentileriyle çeliştiğini ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak should + never + have been yapısıyla tamamlayın: Under those rules, he ____ the manager.

Cevabı göster

should never have been

Although it was legal for a woman to be a monarch, Dilbilgisi

0:47

Bir kadının hükümdar olması yasal olsa da,

it disturbed some essential Egyptian beliefs.

0:50

bazı temel Mısır inançlarını bozuyordu.

Dilbilgisi

Although it was legal ...: ödünleme ilişkisi kurmak

Although bir ödünleme ilişkisi kurar: önce bir kadının hükümdar olmasının yasal olduğu kabul edilir. Ana cümle daha sonra bununla karşıtlık oluşturan gerçeği verir: buna rağmen durum bazı temel Mısır inançlarını sarsıyordu. Although A, B kalıbı, A'nın doğru olduğunu ama A'ya rağmen B'nin de doğru kaldığını anlatır. Ana vurgu genellikle B'dedir; bu yüzden although, because gibi neden bildirmez.

Alıştırma

Bu cümlede although neyi gösteriyor? "Although the museum was closing, the guide answered one more question."

  1. Rehber yanıt verdi, bu yüzden müze kapanmaya başladı.
  2. Müzenin kapanmak üzere olduğu kabul ediliyor, ancak bu durum rehberin yanıt vermesini engellemedi.
  3. Rehber bir soruyu yanıtladığı için müze kapanıyordu.
Cevabı göster

Müzenin kapanmak üzere olduğu kabul ediliyor, ancak bu durum rehberin yanıt vermesini engellemedi.

Firstly,

0:54

Birincisi,

the pharaoh was known as the living embodiment Kültür

0:54

firavun yaşayan tecessümü olarak bilinirdi

of the male god Horus.

0:57

erkek tanrı Horus'un.

Kültür

erkek tanrı Horus'un yaşayan bedenlenişi

Eski Mısır krallık anlayışında firavun, krallıkla bağlantılı erkek tanrı Horus'un yaşayan bir hükümdarda görünür hâle gelmesi olarak anlaşılıyordu. Burada embodiment, bir kişinin kutsal bir kimliğe somut ve dünyevi biçim vermesi demektir; yalnızca tanrıya benzemesi değildir. Bu model krallık makamını erkek bir tanrıyla birleştirdiği için, bir kadının bu rolü üstlenmesi yalnızca toplumsal bir geleneği bozmak değil, yerleşik bir dinî ve siyasi düşünceyi sarsmak olarak sunulabilirdi.

Alıştırma

Bu cümlede the living embodiment of the male god Horus ne anlama gelir?

  1. Firavun Horus hakkında öyküler anlatan biriydi.
  2. Firavun, yaşayan bir insan hükümdarda görünür hâle gelen Horus olarak kabul ediliyordu.
  3. Firavun yalnızca Horus'un resimlerine benziyordu.
Cevabı göster

Firavun, yaşayan bir insan hükümdarda görünür hâle gelen Horus olarak kabul ediliyordu.

Secondly,

1:00

İkincisi,

disturbance to the tradition of rule by men

1:01

erkeklerin yönetme geleneğinin bozulması

was a serious challenge to Ma'at, Kültür

1:04

Ma'at'a karşı ciddi bir meydan okumaydı,

a word for truth

1:07

doğruluk anlamına gelen

expressing a belief in order and justice

1:08

ve Mısırlılar için hayati önem taşıyan

vital to the Egyptians.

1:11

düzen ve adalete olan inancı ifade eden bir kelime.

Kültür

Ma'at: hakikat, düzen ve adalet

Ma'at; hakikati, düzeni, adaleti ve dünyanın doğru dengesini bir araya getiren temel bir Eski Mısır kavramıdır. a word for truth ifadesi yalnızca kısa bir açıklama verir; order and justice burada gereken daha geniş anlamı gösterir. Bu nedenle a serious challenge to Ma'at, tek bir geleneğe karşı çıkmaktan daha fazlasını anlatır. Değişim, Mısırlıların korunması gerektiğine inandığı daha geniş ahlaki, toplumsal ve kozmik düzene yönelik bir tehdit olarak sunulur.

Alıştırma

Ma'at bu cümlenin anlamına ne katar?

  1. Hakikati, Mısır yaşamını sürdürdüğüne inanılan düzen ve adaletle birleştirir.
  2. Toplumsal veya dinî anlamı olmayan tek ve bağımsız bir olguyu anlatır.
  3. Tahta karşı çıkan belirli hükümdarın adıdır.
Cevabı göster

Hakikati, Mısır yaşamını sürdürdüğüne inanılan düzen ve adaletle birleştirir.

Hatshepsut had perhaps tried to adapt to this belief

1:13

Hatşepsut belki de bu inanca uyum sağlamaya çalışmıştı

in the link between order and patriarchy

1:16

düzen ile ataerkillik arasındaki bağ bağlamında

through her titles.

1:19

unvanları aracılığıyla.

She took the name Ma'at-kare, Kalıp ifadeler

1:20

Ma'at-kare adını aldı,

Kalıp ifadeler

took the name Ma'at-kare: bir ad veya unvan benimsemek

take the name X kalıbında take, fiziksel olarak bir şeyi almak ya da götürmek değil, “benimseyip kullanmaya başlamak” demektir. Cümle, onun Ma'at-kare'yi kendisi için bir ad veya unvan olarak seçtiğini anlatır. Aktarılabilir yapı take/took the name + ad biçimindedir. Bu yapı, adı birinin kullanmaya başladığı yeni bir adlandırma olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi take the name ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When he became king, he ____ Aurelius.

Cevabı göster

took the name

and sometimes referred to herself as Hatshepsu Kalıp ifadeler

1:22

ve bazen kendine Hatşepsu diyordu

with a masculine word ending.

1:26

erkeksi bir kelime son ekiyle.

Kalıp ifadeler

referred to herself as Hatshepsu: kişinin kendisini belirli bir adla tanımlaması

Refer to oneself as X, “kendinden X diye söz etmek veya kendisini X olarak tanımlamak” demektir. Cümlede herself, she öznesine gönderme yapar; as ise Hatshepsu adını tanıtır. Aktarılabilir yapı refer to + dönüşlülük zamiri + as + ad, unvan veya tanım biçimindedir. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: I refer to myself, she refers to herself ve they refer to themselves.

Alıştırma

Cümleyi refer to oneself as yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the interview, Nora ____ a community organizer.

Cevabı göster

referred to herself as

But apparently,

1:28

Ama görünüşe göre,

these efforts didn't convince everyone,

1:29

bu çabalar herkesi ikna edemedi,

and perhaps someone erased Hatshepsut's image

1:31

ve belki birisi Hatşepsut'un resmini sildi

so that the world would forget the disturbance to Ma'at Dilbilgisi

1:34

böylece dünya Ma'at'ın bozulduğunu unutacaktı

and Egypt could be balanced again.

1:37

ve Mısır yeniden dengelenebilecekti.

Dilbilgisi

so that ... would/could: geçmişteki bir amacı ifade etme

Burada so that, Hatşepsut'un tasvirini silme eyleminin amacını belirtir: Bunu yapan kişi, insanların bu bozulmayı unutmasını ve Mısır'ın yeniden dengeye kavuşmasını umuyordu. İfade yalnızca “bu yüzden” anlamına gelmez ve sonrasında olanları bildirmekle yetinmez. Would forget ve could be balanced, geçmişteki eylemi yapan kişinin bakış açısından amaçlanan sonuçları sunar. Ma'at burada düzeni ve dengeyi temsil eder; bu nedenle balanced again, bu düzenin yeniden kurulması demektir.

Alıştırma

Cümleyi "in order that" anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Liam lowered his voice ____ the baby would stay asleep.

Cevabı göster

so that

Hatshepsut,

1:40

Hatşepsut,

moreover,

1:41

dahası,

was not the legitimate heir to the throne, Kelime

1:41

tahtın yasal varisi değildi,

but a regent, Kültür

1:44

ancak bir naipti,

a kind of stand-in co-monarch.

1:45

bir nevi vekil eş-hükümdardı.

Kelime

legitimate heir to the throne: tahtın meşru varisi

Legitimate heir to the throne ifadesinde heir, miras alma hakkına sahip kişidir; the throne ise hükümdarın makamını ve gücünü temsil eder. Legitimate, bu hakkın kabul edilmiş veraset kuralları uyarınca tanındığını belirtir. İfadenin tamamı, bir sonraki hükümdar olma hakkı resmen tanınan kişiyi anlatır. Bu ifade kişinin ahlaken iyi olup olmadığını değil, kurumsal statüsünü tanımlar. Bu cümlede söz konusu statü, naip veya vekil ortak hükümdar olma durumuyla karşılaştırılır.

Alıştırma

Cümleyi, resmen tanınan gelecekteki hükümdarı belirten hedef ifadeyle tamamlayın: Under the kingdom's succession laws, the princess was the ____.

Cevabı göster

legitimate heir to the throne

Kültür

regent: bir tür vekil ortak hükümdar

Regent, hükümdar çok genç, uzakta veya yönetemeyecek durumda olduğu için kraliyet yetkisini geçici olarak kullanan kişidir. Burada genç kralın yaşı bu resmî rolü gerekli kılar; regent sıradan bir yardımcı değildir. a kind of stand-in co-monarch ifadesi kesin bir unvan değil, günlük ve yaklaşık bir açıklamadır. Regent'i, hükümdar kraliyet unvanını korurken onun yerine hareket eden biri olarak anlatır.

Alıştırma

On yaşındaki bir kral kraliyet unvanını koruyor, ancak halası onun adına kraliyet yetkisini kullanıyor. Halasının görevi nedir?

  1. A visiting monarch: başka bir krallıktan gelen hükümdar
  2. An assistant: genç kralın günlük işlerini yöneten kişi
  3. A regent: genç kral adına yöneten kişi
Cevabı göster

A regent: genç kral adına yöneten kişi

The Egyptian kingship traditionally passed Kalıp ifadeler

1:48

Mısır krallığı geleneksel olarak

from father to son.

1:50

babadan oğula geçerdi.

Kalıp ifadeler

passed from father to son: A'dan B'ye aktarım

Burada passed, bir yerin yanından geçti anlamına değil, devredildi veya miras kaldı anlamına gelir. Krallık, önceki sahibi olan babadan sonraki sahibi olan oğula geçti. pass from A to B kalıbı aktarımın yönünü gösterir. Güç, mülk, unvan, bilgi veya geleneklerin aktarımını anlatabilir; father to son özellikle erkek soyundan aktarımı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi mirasın yönünü gösteren iki kelimeyle tamamlayın: The family farm passed ____ aunt ____ niece.

Cevabı göster

from · to

It passed from Thutmose I

1:52

I. Thutmose'den

to his son Thutmose II,

1:54

oğlu II. Thutmose'ye geçti,

Hatshepsut's husband.

1:55

Hatşepsut'un kocasına.

It should have passed from Thutmose II

1:57

II. Thutmose'den

directly to his son Thutmose III,

2:00

doğrudan oğlu III. Thutmose'ye geçmesi gerekirdi,

But Thutmose III was a little boy

2:02

Fakat III. Thutmose küçük bir çocuktu

when his father died.

2:04

babası öldüğünde.

Hatshepsut,

2:06

Hatşepsut,

the dead pharaoh's chief wife and widow,

2:07

ölü firavunun baş eşi ve dulu,

stepped in to help as her stepson's regent, Öbek fiiller

2:10

üvey oğlunun naibi olarak yardım etmek için devreye girdi,

Öbek fiiller

stepped in to help: gerektiğinde devreye girip yardım etmek

Step in, yardıma veya harekete ihtiyaç duyulduğu ya da birinin sorumluluk üstlenmesi gerektiği için olaya dâhil olmak demektir. Burada bir öbek fiildir; fiziksel olarak içeri yürümek anlamına gelmez. Stepped in to help ifadesinde to help, neden devreye girdiğini belirtir. İfade, onun ihtiyaç duyulan naiplik görevini üstlendiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi step in fiilinin geçmiş zaman biçimi ve to help ile tamamlayın: When the lead singer lost her voice, Mia ____ and performed the final song.

Cevabı göster

stepped in to help

but ended up ruling beside him Kalıp ifadeler

2:13

ancak sonunda onunla birlikte yönetmeye başladı

as a fully fledged pharaoh. Kelime

2:15

tam yetkili bir firavun olarak.

Kalıp ifadeler

ended up ruling beside him: sonunda ortaya çıkan sonuç

End up + -ing, gelişen bir durumun nihai sonucunu anlatır: ended up ruling, sonunda gerçekleşen şeyin hüküm sürmek olduğu anlamına gelir. Genellikle bunun ilk plan veya başlangıçtaki rol olmadığını düşündürür; ancak sonuç her zaman tesadüfi ya da kötü olmak zorunda değildir. Beside him, onun yanında ve onunla birlikte demektir. Dolayısıyla bütün ifade, kadının rolünün yalnızca ona yardım etmekten onunla birlikte hüküm sürmeye dönüştüğünü anlatır.

Alıştırma

Cümleyi end up + lead sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: Priya joined the project as a volunteer but ____ the whole team.

Cevabı göster

ended up leading

Kelime

fully fledged pharaoh: tam bir firavun statüsü

Burada fully fledged, bir kişinin bir rolde tamamen gelişmiş ve yerleşmiş olması anlamına gelir. A fully fledged pharaoh, yalnızca yardım eden veya geçici olarak görev yapan biri değil, o makamın statüsüne ve yetkisine tam olarak sahip bir firavundur. Bu ifade, genç bir kuşun uçuş tüylerinin tamamının çıkması fikrinden gelir; ancak burada mecazidir. fully fledged + rol veya kuruluş kalıbı, bir kişinin ya da şeyin başlangıç, eksik veya eğitim aşamasını geride bıraktığını gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede fully fledged, bir kişinin statüsünün veya yeterliliğinin tamamlandığını belirtir?

  1. Maya wore a costume covered with feathers.
  2. After completing her training, Maya became a fully fledged architect.
  3. Maya started her first class and was still learning the basics.
Cevabı göster

After completing her training, Maya became a fully fledged architect.

Perhaps Thutmose III was angry about this.

2:17

Belki III. Thutmose bu duruma kızgındı.

Perhaps he was the one who erased her images.

2:20

Belki de onun resimlerini silen oydu.

It's also possible that someone wanted to dishonor Hatshepsut

2:23

Birisinin Hatşepsut'u itibarsızlaştırmak istemesi de mümkündür

because she was a bad pharaoh.

2:26

çünkü o kötü bir firavundu.

But the evidence suggests Anlatım akışı

2:29

Ancak kanıtlar gösteriyor ki

she was actually pretty good.

2:30

o aslında oldukça iyiydi.

Anlatım akışı

But the evidence suggests: olasılıktan kanıta geçiş

But, ilk cümlede sunulan olasılıktan başka bir yöne geçildiğini belirtir. Ardından the evidence sonraki iddianın dayanağı olur; böylece ifade, bilgiyi önce bir olasılık, sonra da ona karşıt ve kanıta dayalı bir sonuç gelecek şekilde düzenler. Burada suggests, “işaret eder” veya “şu düşünceyi destekler” anlamındadır. Temkinli bir sözcüktür: kanıtlar onun aslında oldukça iyi olduğu sonucunu destekler, ancak fiil bunun kesin olarak kanıtlandığını iddia etmez.

Alıştırma

But the evidence suggests bu bölümde ne işe yarıyor?

  1. Daha önceki bir olasılıktan, kanıtlarla desteklenen karşıt bir sonuca geçer.
  2. İlk cümleyle aynı fikirde olan, dayanaksız başka bir tahmin ekler.
  3. Kanıtlardan birine öğüt vermesini ister.
Cevabı göster

Daha önceki bir olasılıktan, kanıtlarla desteklenen karşıt bir sonuca geçer.

She competently fulfilled the traditional roles of the office. Kalıp ifadeler

2:32

Makamın geleneksel rollerini yetkinlikle yerine getirdi.

Kalıp ifadeler

competently fulfilled the traditional roles of the office: makamın geleneksel görevlerini yetkinlikle yerine getirmek

Bu cümlede office, insanların çalıştığı bir oda değil, firavunluk makamı gibi resmî bir konum anlamına gelir. The traditional roles of the office, bu makamda bulunan kişiden geleneksel olarak beklenen görev ve işlevlerdir. Competently fulfilled, bu görevleri yetkin biçimde ve beklenen düzeyde yerine getirdiğini anlatır. Bu ifade, yalnızca iyi iş çıkardığını söylemek yerine bir kişinin makamına bağlı yerleşik sorumlulukları ne kadar iyi yerine getirdiğini resmî bir şekilde değerlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede fulfilled the traditional roles of the office ne anlama gelir?

  1. Makamdan geleneksel olarak beklenen görevleri yerine getirdi
  2. Birkaç yeni makam oluşturdu
  3. Bir ofis binasında verimli biçimde çalıştı
Cevabı göster

Makamdan geleneksel olarak beklenen görevleri yerine getirdi

She was a great builder.

2:35

Büyük bir inşaatçıydı.

Her mortuary temple, Kelime

2:37

Onun mezar tapınağı,

Djeser-Djeseru,

2:38

Djeser-Djeseru,

was an architectural phenomenon at the time

2:39

o zamanlar mimari bir fenomendi

and is still admired today.

2:42

ve bugün hala hayranlık uyandırmaktadır.

Kelime

mortuary temple: cenaze ve anma tapınağı

Mortuary temple, ölmüş bir hükümdarı anmak ve ölümünden sonra o hükümdarla bağlantılı ayinleri veya ibadetleri yürütmek için inşa edilmiş tapınaktır. Bu tarihsel terimde mortuary, tapınağın cenaze ve anma amacını belirtir. Modern bir morg veya yalnızca cesetleri saklamak için kullanılan bir bina anlamına gelmez. Burada Djeser-Djeseru, Hatşepsut’un cenaze tapınağının adıdır.

Alıştırma

Antik Mısır hakkında bir belgeselde mortuary temple nedir?

  1. Sıradan bir devlet dairesi
  2. Ölmüş bir hükümdarı anmak ve onunla bağlantılı ayinleri yürütmek için kullanılan tapınak
  3. Definden önce cesetlerin tutulduğu modern bir tesis
Cevabı göster

Ölmüş bir hükümdarı anmak ve onunla bağlantılı ayinleri yürütmek için kullanılan tapınak

She enhanced the economy of Egypt,

2:44

Mısır ekonomisini güçlendirdi,

conducting a very successful trade mission Kalıp ifadeler

2:46

çok başarılı bir ticaret misyonu yürüterek

to the distant land of Punt. Kültür

2:49

uzak Punt diyarına.

Kalıp ifadeler

conducting a very successful trade mission: çok başarılı bir ticaret misyonu yürütmek

Conduct a trade mission, ticareti geliştirmek amacıyla planlanmış resmî bir ziyareti veya düzenli bir faaliyeti organize edip yürütmek demektir. Conduct resmî bir ifadedir ve faaliyetin yönetildiğini ve belirli bir amacı olduğunu gösterir; burada mission, dinî çalışma değil, resmî veya ticari bir girişimdir. -ing yapısı conducting a very successful trade mission, onun Mısır ekonomisini nasıl güçlendirdiğini açıklar.

Alıştırma

Resmî kalıbı conduct fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The regional government ____ a trade mission to Canada last year.

Cevabı göster

conducted

Kültür

distant land of Punt: özel ad olarak Punt

Punt, eski Mısır'ın ticaret kayıtlarında geçen bir yerin veya bölgenin özel adıdır. Modern bir haritadaki kesin konumu belirsizdir; burada onu ticaret misyonunun varış yeri olarak anlamak yeterlidir. Distant land, Punt'ı Mısır'dan uzak bir yer olarak gösterir ve yolculuğa uzaklık ve önem duygusu katar. Büyük P harfi ve land of Punt yapısı, Punt'ın bir yer adı olduğunu ve İngilizcedeki sıradan punt fiili olmadığını gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede Punt neyi ifade ediyor?

  1. Topa vurma eylemi.
  2. Mısır'dan gönderilen dinî bir görev.
  3. Eski Mısır'ın ticaret kayıtlarında adı geçen bir yer veya bölge.
Cevabı göster

Eski Mısır'ın ticaret kayıtlarında adı geçen bir yer veya bölge.

She had strong religious connections.

2:51

Güçlü dini bağları vardı.

She even claimed to be the daughter Kültür

2:53

Hatta kızı olduğunu iddia etti

of the state god Amun.

2:55

devlet tanrısı Amon'un.

Kültür

claimed to be the daughter of the state god Amun: ilahi bir kimlik iddiası

claim to be + isim öbeği, bir kişinin belirli bir kimliğe veya konuma sahip olduğunu ileri sürdüğünü bildirir. Bu kimliği kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmaz; böylece anlatıcı iddiaya belli bir mesafede durur. Burada kendisini “devlet tanrısı Amun’un kızı” olarak tanıtması, iddiaya siyasi bir güç kazandırır. Amun, krallıkla yakından bağlantılı önemli bir Antik Mısır tanrısıydı. Bu nedenle ileri sürülen ilahi bağ, sıradan bir aile ilişkisini anlatmak yerine hükümdarın meşruiyetini destekler.

Alıştırma

Cümleyi claim to be ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The visitor ____ the new manager, but nobody could verify his identity.

Cevabı göster

claimed to be

And she had a successful military career

2:58

Ve başarılı bir askeri kariyeri vardı

with a Nubian campaign

3:00

Nubiye seferiyle

and claims she fought alongside her soldiers in battle.

3:02

ve savaşta askerleriyle birlikte savaştığını iddia ediyor.

Of course,

3:06

Elbette,

we have to be careful when we assess Anlatım akışı

3:07

değerlendirme yaparken dikkatli olmalıyız

the success of Hatshepsut's career,

3:08

Hatşepsut'un kariyerinin başarısını,

since most of the evidence was written by Hatshepsut herself. Anlatım akışı

3:11

çünkü kanıtların çoğu bizzat Hatşepsut tarafından yazılmıştır.

Anlatım akışı

we have to be careful when we assess: değerlendirmeden önce temkinli olmak

we have to be careful when we assess... kalıbı bir değerlendirmeden önce gelir ve dinleyiciye basit bir sonucu hemen kabul etmemesi gerektiğini bildirir. Buradaki careful, fiziksel güvenliği değil, düşünürken ve karar verirken temkinli olmayı anlatır. since yan cümlesi bu temkinin nedenini verir: kanıtların büyük bölümü Hatshepsut’un kendisinden geldiği için onun bakış açısını yansıtabilir. Bu kalıp, konuşanın bir yargıyı sunmadan veya tartışmadan önce kesinlik derecesini sınırlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

we have to be careful when we assess... bu cümlede hangi işlevi görür?

  1. Kanıtları incelemenin fiziksel zarara yol açabileceği konusunda uyarır.
  2. Kanıtların eksiksiz ve tarafsız olduğunu kanıtlar.
  3. Kanıtlar tek bir kişinin bakış açısını yansıtabileceği için temkinli bir değerlendirme başlatır.
Cevabı göster

Kanıtlar tek bir kişinin bakış açısını yansıtabileceği için temkinli bir değerlendirme başlatır.

Anlatım akışı

since most of the evidence was written by Hatshepsut herself: neden bildiren since

Buradaki since, “çünkü” anlamındadır ve bir sonuca neden temkinli yaklaşılması gerektiğini açıklayan nedeni sunar. Bir şeyin ne zaman başladığını değil, kanıtın kaynağının neden önemli olduğunu gösterir. Edilgen yapı most of the evidence ifadesini öne çıkarırken herself, kaynağın bizzat Hatşepsut olduğunu vurgular. Değerlendirilen kişinin kendisi tarafından yazılan kanıtlar o kişiyi kayırabilir; bu yüzden sonuç hakkında şüphe payı bırakmak gerekir.

Alıştırma

“We should verify the claim, since the report was written by the company itself” cümlesinde since ne işe yarıyor?

  1. İddianın neden sorgulanması gerektiğini açıklar.
  2. Rapor ile şirket arasında karşıtlık kurar.
  3. İddianın ne zaman sorgulanmaya başladığını belirtir.
Cevabı göster

İddianın neden sorgulanması gerektiğini açıklar.

She tells her own story in pictures and writing

3:15

Kendi hikayesini resimlerle ve yazılarla anlatıyor

on the walls of her mortuary temple

3:18

mezar tapınağının duvarlarında

and the Red Chapel she built for Amun.

3:20

ve Amon için inşa ettiği Kızıl Şapel'de.

So who committed the crimes Deyimler

3:23

Peki bu suçları kim işledi

against Hatshepsut's memory?

3:25

Hatşepsut'un anısına karşı?

Deyimler

committed the crimes against Hatshepsut's memory: tarihsel hatıraya ilişkin bir mecaz

crimes against Hatshepsut's memory ifadesinde memory, Hatşepsut'un kendi zihnindeki anıları değil, sonraki kuşakların onu nasıl hatırladığını ve tarihe nasıl kaydedildiğini anlatır. Bu eylemleri crimes against that memory olarak adlandırmak, güçlü bir yargı ve kınama içeren mecazdır. Hatşepsut'un tasvirlerine, adına veya tarihsel kaydına verilen zararı ciddi bir ahlaki yanlış olarak gösterir; burada crime sözcüğü modern hukuk anlamında bir suçlama olmayabilir.

Alıştırma

Bu soruda “crimes against Hatshepsut's memory” ne anlama geliyor?

  1. Hatşepsut'un yakın zamandaki olayları unutmasından kaynaklanan yasa dışı eylemler.
  2. Sonraki kuşakların onu nasıl hatırlayacağına zarar veren eylemler.
  3. Hatşepsut'un kişisel anılarını yazdığı notların çalınması.
Cevabı göster

Sonraki kuşakların onu nasıl hatırlayacağına zarar veren eylemler.

The most popular suspect is her stepson,

3:27

En popüler şüpheli üvey oğlu,

nephew,

3:29

yeğeni,

and co-ruler Thutmose III.

3:30

ve ortak yöneticisi III. Thutmose.

Did he do it out of anger Kalıp ifadeler

3:32

Bunu öfkeyle mi yaptı

because she stole his throne? Deyimler

3:34

çünkü o tahtını çaldı?

Kalıp ifadeler

out of anger: öfkeyle

out of anger bir davranışın arkasındaki motivasyonun öfke olduğunu belirtir. Bu cümlede, onu böyle davranmaya öfkenin itip itmediği soruluyor; burada out of bir yerden çıkma yönünü değil, nedeni gösterir. Aynı yapı out of fear (korkudan), out of curiosity (meraktan) ve out of love (sevgiden) gibi başka motivasyonları da anlatabilir.

Alıştırma

Bu anlamı en iyi hangi ifade tamamlar? Mesajı, eylemini öfke yönlendirdiği için sildi: ______.

  1. out of curiosity
  2. out of anger
  3. out of respect
Cevabı göster

out of anger

Deyimler

stole his throne: tahtını çaldı

stole his throne ifadesinde stole, steal fiilinin simple past hâlidir ve krallık konumunun kaybedilmesini tamamlanmış bir geçmiş olay olarak sunar. Buradaki throne yalnızca fiziksel bir koltuk değil, yönetme hakkının veya hükümdarlık konumunun mecazıdır. Steal, gücün haksız biçimde alındığını ima eder. Bu nedenle ifade, konumunu kaybeden kişinin bakış açısını yansıtır.

Alıştırma

"The prince said his uncle had stolen his throne" cümlesinde bu ifade ne anlama gelir?

  1. Amcası ona nasıl hükmedeceğini öğretmişti
  2. Amcası, kendisinin hakkı olduğunu düşündüğü krallık gücünü elinden almıştı
  3. Amcası fiziksel bir sandalyeyi alıp götürmüştü
Cevabı göster

Amcası, kendisinin hakkı olduğunu düşündüğü krallık gücünü elinden almıştı

This is unlikely,

3:35

Bu pek olası değil,

since the damage wasn't done Dilbilgisi

3:37

çünkü zarar verilmedi

until 20 years after Hatshepsut died.

3:38

Hatşepsut öldükten 20 yıl sonrasına kadar.

Dilbilgisi

wasn't done until 20 years after...: gecikmiş bir olay

not ... until ... kalıbı, bir olayın belirtilen zamandan önce gerçekleşmediğini, ancak o zamana gelindiğinde gerçekleştiğini anlatır. Burada tahribat, Hatşepsut'un ölümünden 20 yıl sonra meydana gelmiştir; 20 yıl boyunca sürmemiştir. Bu gecikme, bunun öfkeyle verilmiş ani bir tepki olduğu açıklamasını daha az olası kılar. Genel olarak not until, bir şeyin beklenenden daha geç gerçekleştiğini vurgular.

Alıştırma

"The repairs weren't completed until two months after the storm" cümlesindeki zaman ifadesi ne anlama gelir?

  1. Onarımlar fırtınadan önce tamamlandı.
  2. Onarımlar iki ay boyunca devam etti.
  3. Onarımlar ancak iki ay geçtikten sonra tamamlandı.
Cevabı göster

Onarımlar ancak iki ay geçtikten sonra tamamlandı.

That's a long time to hang onto anger Öbek fiiller

3:41

Bu, öfkeye tutunmak için uzun bir süre

and then act in a rage.

3:43

ve ardından bir hiddetle hareket etmek için.

Öbek fiiller

to hang onto anger: öfkeyi bırakmayıp sürdürmek

Hang onto, bir şeyi elinde tutmak ve bırakmamak anlamına gelir. hang onto anger ifadesinde nesne bir duygudur; bu yüzden ifade, öfkenin veya kırgınlığın geçmesine izin vermek yerine onu hissetmeye devam etmek anlamına gelir. To hang onto anger mastar grubu, kişinin bu uzun süre boyunca ne yaptığını anlatır. Bir şeyi fiziksel olarak tutma görüntüsü, öfkeyi kişinin bırakmadığı bir şey gibi sunar.

Alıştırma

Cümleyi hang onto ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Even after the apology, she continued to ____ her anger.

Cevabı göster

hang onto

Maybe Thutmose III did

3:46

Belki III. Thutmose yaptı

it to make his own reign look stronger, Dilbilgisi

3:47

kendi saltanatını daha güçlü göstermek için,

Dilbilgisi

to make his own reign look stronger: kendi hükümdarlığını daha güçlü göstermek

Amaç bildiren to make his own reign look stronger ifadesi, eylemin neden yapılmış olabileceğini açıklar. to’dan sonra make, his own reign nesnesini ve look fiilinin yalın hâlini alır; stronger ise bu hükümdarlığın nasıl görüneceğini açıklar. Burada look stronger, “başkalarına daha güçlü görünmek” demektir. Bu yapı algıdaki bir değişikliği anlatabilir; bu yüzden hükümdarlığın gerçekte daha güçlü hâle geldiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri kullanarak amaç ifadesini tamamlayın: We added a larger title ____. (make / the page / look / clearer)

Cevabı göster

to make the page look clearer

but it is most likely that he or someone else erased the images Anlatım akışı

3:49

ancak büyük ihtimalle o ya da başkası resimleri sildi

so that people would forget

3:53

insanların unutması için

that a woman ever sat on Egypt's throne. Deyimler

3:55

bir kadının bir zamanlar Mısır tahtına oturduğunu.

Anlatım akışı

it is most likely that: en olası olan

it is most likely that, konuşanın olasılığı en yüksek gördüğü açıklamayı sunar. Baştaki it belirli bir kişi veya nesneyi adlandırmaz; asıl iddiayı içeren that yan cümlesine işaret eder. Bu kalıp, tartışmayı diğer olasılıklardan eldeki kanıtların en iyi desteklediği açıklamaya geçirerek bilgiyi düzenler. Most likely yine de kanıtlanmış bir gerçeği değil, bir çıkarımı belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle bir açıklamayı en olası seçenek olarak sunar ancak tamamen kesin olduğunu söylemez?

  1. It is possible that the sensor failed during the storm.
  2. It is certain that the sensor failed during the storm.
  3. It is most likely that the sensor failed during the storm.
Cevabı göster

It is most likely that the sensor failed during the storm.

Deyimler

ever sat on Egypt's throne: bir zamanlar Mısır tahtında hüküm sürmek

Bu cümlede sat on Egypt's throne, Mısır'ın kraliyet gücünü elinde tutup hükümdar olarak yönetmek anlamına gelir. Throne burada yalnızca bir koltuk değil, hükümdarlığın simgesidir. Ever, bu olayın tarihin bir döneminde gerçekten gerçekleştiğini vurgular. Sözcükler birlikte, bir kadının Mısır'ı gerçekten yönetmiş olduğu gerçeğini öne çıkarır.

Alıştırma

Bu cümlede ever sat on Egypt's throne ne anlama geliyor?

  1. Bir kadının Mısır tahtına yaklaşmasına hiçbir zaman izin verilmedi.
  2. Tarihin bir döneminde bir kadın Mısır'ı hükümdar olarak yönetti.
  3. Bir kadın Mısır'da kısa süreliğine bir sandalyeye oturdu.
Cevabı göster

Tarihin bir döneminde bir kadın Mısır'ı hükümdar olarak yönetti.

This gender anomaly was simply too much of a threat to Ma'at Notlar

3:58

Bu cinsiyet anormalliği Ma'at için çok büyük bir tehditti

Kelime

gender anomaly: cinsiyet beklentilerinden sapma olarak görülen durum

Anomaly, olağan örüntüden veya beklentiden farklı olan bir şeydir. Bu tarihsel incelemede gender anomaly, kadın bir firavunun varlığının, hükümdarın cinsiyetine ilişkin toplumsal beklentiye uymadığı düşüncesini anlatır. İfade, o sistemin normlarına göre verilmiş bir yargıyı açıklar. Kadın olmanın doğası gereği yanlış veya kusurlu olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede gender anomaly ne anlama geliyor?

  1. Firavuna konmuş tıbbi bir tanı.
  2. O tarihsel toplumun beklediği cinsiyet örüntüsünün dışında görülen bir durum.
  3. Kadınların doğaları gereği yönetmeye uygun olmadığının kanıtı.
Cevabı göster

O tarihsel toplumun beklediği cinsiyet örüntüsünün dışında görülen bir durum.

Kalıp ifadeler

too much of a threat to Ma'at: kabul edilemeyecek düzeyde bir tehdit

Too much of a threat to X, tek bir şeyin X'i kabul edilemeyecek kadar yüksek bir düzeyde tehdit ettiği anlamına gelir. Burada too much, tek bir tehdidin derecesini anlatır; birbirinden ayrı çok sayıda tehdit olduğu anlamına gelmez. to edatı neyin tehlikede olduğunu gösterir. Antik Mısır düşüncesinde Ma'at düzeni, adaleti ve kozmik dengeyi temsil eder. Bu cümlede anomaliyi a threat to Ma'at olarak adlandırmak, onu bütün bu düzen sistemine karşı bir meydan okuma olarak sunar.

Alıştırma

too much of a + isim hedef yapısını tamamlayın: The cracked support beam was ____ a risk to ignore.

Cevabı göster

too much of

and had to be obliterated from history. Kelime

4:02

ve tarihten silinmesi gerekiyordu.

Kelime

had to be obliterated from history: tarihten tamamen silinmesi gerekiyordu

Be obliterated from history, kayıtlardan ve ortak hafızadan geriye çok az iz kalacak ya da hiç iz kalmayacak kadar tamamen silinmek demektir. Obliterated, removed gibi tarafsız bir sözcükten çok daha güçlüdür. Had to be, zorunluluk bildiren edilgen bir yapıdır. Silme eylemini, o tarihsel sistemdeki insanların gerekli gördüğü bir şey olarak sunar; anlatıcının bunu onayladığını kendiliğinden göstermez.

Alıştırma

Bu cümlede be obliterated from history en güçlü biçimde neyi anlatıyor?

  1. Kısa bir süre boyunca daha az anılmak
  2. Tarihî bir belgedeki küçük bir hatanın düzeltilmesi
  3. Kayıtlardan ve ortak hafızadan mümkün olduğunca tamamen silinmek
Cevabı göster

Kayıtlardan ve ortak hafızadan mümkün olduğunca tamamen silinmek

Happily,

4:05

Ne mutlu ki,

the ancient censors were not quite thorough enough. Ton ve niyet

4:06

antik sansürcüler yeterince titiz değildi.

Ton ve niyet

were not quite thorough enough: ölçülü bir olumsuz değerlendirme

were not quite thorough enough ifadesinde not quite ... enough, sansürcülerin gereken titizlik düzeyine ulaşamadığını anlatır. Bu, işi yeterince eksiksiz yapmadıklarını ölçülü biçimde söylemenin bir yoludur. Happily, bu başarısızlığın konuşan kişi açısından iyi olduğunu gösterir: bazı kanıtlar kalmıştır. Sansürcülerin yıkıcı işini yeterince titiz bulmamak hafif bir ironi yaratır; çünkü konuşan kişi hayal kırıklığı değil, rahatlama duyar.

Alıştırma

Eleştiriyi ölçülü hâle getiren iki kelimelik hedef ifadeyi yazın: The instructions were ____ clear enough for a beginner.

Cevabı göster

not quite

Enough evidence survived for us to piece together what happened, Öbek fiiller

4:09

Ne olduğunu bir araya getirebilmemiz için yeterli kanıt hayatta kaldı,

Öbek fiiller

piece together: dağınık kanıtlardan bütünü yeniden kurmak

Piece together, ayrı ve eksik bilgi parçalarını daha bütünlüklü bir anlatım ortaya çıkana kadar birleştirmek demektir. Bu cümlede, geriye kalan kanıtlar ne olduğunu yeniden kurmayı mümkün kılar. Nesne alan bir öbek fiildir: what happened, yeniden kurulan şeydir. Küçük yapboz parçalarını birleştirme imgesi taşır; bu nedenle ifade, tam bir cevabı bir anda almaktan çok aşamalı akıl yürütmeyi anlatır.

Alıştırma

İki kelimelik hedef öbek fiili yazın: The files were incomplete, but the analyst used them to ____ the sequence of events.

Cevabı göster

piece together

so the story of this unique,

4:13

böylece bu eşsiz,

powerful woman can now be told.

4:14

güçlü kadının hikayesi artık anlatılabiliyor.