Kıyafetler Neden Önemlidir: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
695 kelime 163 kel/dk

Video özeti: Bu deneme, kıyafetlerin kimliği nasıl anlattığını, aceleci yargıları düzelttiğini, gözden kaçan özellikleri gösterdiğini ve benliğin kırılgan yönlerini güçlendirdiğini açıklar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “liable to” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: be liable to çoğunlukla kötü bir sonuca yönelik güçlü eğilim bildirir; hızlı yargıları anlatırken kullanın. 2. “go out of their way to” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: gerçek bir yolculuk değil, fazladan bilinçli çaba anlamını öğrenin ve kıyafetlerin güçlü mesajını anlatın. 3. “shoring up” — Phrasal verbler: kırılgan bir şeyi güçlendirme mecazını öğrenin; özgüven, nitelik, plan veya sav için kullanın.

Bu derste

Once we were all dressed by someone else.

0:02

Bir zamanlar hepimizi başkaları giydirirdi.

Parents picked out a T-shirt. Öbek fiiller

0:06

Tişörtümüzü ebeveynlerimiz seçerdi.

Öbek fiiller

picked out: birkaç seçenek arasından seçmek

Burada picked out, “bir grup seçenek arasından seçti” anlamına gelir. Ebeveynler mevcut tişörtlere bakıp birini seçti. Buradaki out, fiziksel olarak dışarı doğru bir hareketi anlatmaz. Pick out, ayrılabilen bir öbek fiildir. Hem picked out a T-shirt hem de picked a T-shirt out denebilir. Nesne bir zamirse araya gelir: picked it out denir, picked out it denmez.

Alıştırma

Cümleyi pick out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the market, Leo ____ the ripest mango.

Cevabı göster

picked out

The school dictated what color our trousers should be. Notlar

0:07

Okul, pantolonumuzun ne renk olması gerektiğini dikte ederdi.

Kelime

dictated: yetkiyle zorunlu olarak belirlenmiş

Burada dictated, “bir şeyi yetkiye dayalı bir kural olarak belirledi veya kontrol etti” anlamına gelir. Pantolonun rengini okul belirledi ve öğrencilerin çok az seçeneği vardı ya da hiç yoktu. dictate what/how... yapısı, kuralı veya yetki sahibi tarafı sonucu kontrol eden unsur olarak gösterir. Bu cümlede dictated, başka birinin yazması için sözcükleri yüksek sesle söylemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede dictated ne anlama gelir? “The league dictated when every team had to submit its roster.”

  1. Lig, gündelik bir öneride bulundu.
  2. Lig, son teslim zamanını bir kural olarak zorunlu tuttu.
  3. Lig, birinin yazması için kadroyu yüksek sesle okudu.
Cevabı göster

Lig, son teslim zamanını bir kural olarak zorunlu tuttu.

Dilbilgisi

what color our trousers should be ifadesindeki dolaylı soru sözcük dizimi

what color our trousers should be, cümlenin içine yerleştirilmiş dolaylı bir sorudur. Yan cümlenin tamamı okulun belirlediği bilgiyi verir; what color ise bilinmeyen rengi temsil eder. Soru bir bildirme cümlesinin içinde olduğu için düz cümle dizilimi kullanılır: özne our trousers, kip bildiren should sözcüğünden önce gelir. should our trousers be dizilimi ise doğrudan soru sorulduğunda kullanılır.

Alıştırma

Verilen sözcükleri dolaylı soru düzenine koyun: The designer explained ____. Kullanılacak sözcükler: what color / the walls / should be

Cevabı göster

what color the walls should be

But at some point, Kalıp ifadeler

0:11

Ancak bir noktada,

we were granted the opportunity to discover Kalıp ifadeler

0:12

kıyafetler dünyasında kim olabileceğimizi

who we might be in the world of clothes. Dilbilgisi

0:14

keşfetme fırsatı bize verildi.

Kalıp ifadeler

Belirsiz bir zaman için at some point

at some point, zamanı belirtilmeyen bir anda anlamına gelir. Geçmiş zamanla anlatılan bu hikâyede bir değişimin gerçekleştiğini gösterir, ancak konuşan kişi bunun tam olarak ne zaman olduğunu söylemez. Bu ifade, tarih ya da yaş vermek için anlatımı durdurmadan hikâyeyi veya açıklamayı ilerletmeye yardımcı olur. Söz konusu zaman gerçek olsa bile belirsiz olabilir; dinleyicinin saptayabileceği bir an olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin kesin bir zaman belirtmeden bir şey yapmayı planladığını anlatır?

  1. At one point, I was training for a swimming race.
  2. I sometimes go swimming after school.
  3. I'd like to learn to swim at some point.
Cevabı göster

I'd like to learn to swim at some point.

Kalıp ifadeler

were granted the opportunity to: bir fırsat elde etmeyi anlatan resmî edilgen yapı

“Were granted the opportunity to”, “bir şeyi yapma fırsatı ya da izni verildi” anlamına gelir. Edilgen yapı, fırsatı alan we sözcüğünü odakta tutar; fırsatı yaratan kişi ya da kurum belirtilmez. Buradaki grant, para sağlamak anlamına gelmez. Bu ifade, yalnızca konuşanların ne yapabildiğini anlatmak yerine fırsatın dış koşullardan geldiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, bir fırsat verildiğini anlatan tam ve resmî edilgen ifadeyle tamamlayın: After the national selection, the finalists ____ present their work.

Cevabı göster

were granted the opportunity to

Dilbilgisi

who we might be: gömülü soruda düz cümle söz dizimi

“Who we might be” gömülü bir sorudur: kimlikle ilgili bir soruyu discover sözcüğünden sonra daha büyük bir düz cümlenin içine yerleştirir. Gömülü olduğu için doğrudan soru düzeni olan who might we be yerine, özne we sözcüğünün modal might sözcüğünden önce geldiği düz cümle düzenini kullanır. Might, açık ve belirsiz bir olasılık belirtir. Konuşanlar olası kimlikleri araştırmaktadır; geçmiş zamandan veya neyi yapabildiklerinden söz etmemektedir.

Alıştırma

Gömülü soruyu doğru biçimde tamamlayan seçeneği seçin: The course helped us imagine ____ after graduation.

  1. who we might be
  2. who might we be
  3. who might be we
Cevabı göster

who we might be

We had to decide for ourselves about Kalıp ifadeler

0:18

Şunlar hakkında kendimiz karar vermek zorundaydık;

collars and necklines,

0:20

yakalar ve dekolteler,

fit, colors, patterns, textures,

0:21

kesim, renkler, desenler, dokular,

and what goes or doesn't with what. Kalıp ifadeler

0:23

ve neyin neyle uyumlu olup neyle uymadığı.

Kalıp ifadeler

decide for ourselves: kendimiz karar vermek

Bu cümlede decide for ourselves, anne babaların, öğretmenlerin veya başka birinin grup adına seçim yapması yerine grubun kendi kararını vermesi demektir. Kimin yarar gördüğünü değil, seçimi kimin kontrol ettiğini vurgular. Kalıp decide for + dönüşlülük zamiri şeklindedir: decide for myself, decide for yourself, decide for ourselves vb. Yine de tavsiye alabilirsiniz; önemli olan son kararı kendinizin vermesidir.

Alıştırma

Cümleyi decide for + doğru dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: The guide explained the options, but we had to ____.

Cevabı göster

decide for ourselves

Kalıp ifadeler

what goes or doesn't with what: neyin neyle uyup uymadığı

Kıyafetlerden söz ederken go with, birlikte iyi görünmek veya uyumlu olmak demektir. Burada go hareket etmeyi anlatmaz ve go with birine eşlik etmek anlamına gelmez. what goes or doesn't with what yapısında ilk what, hangi eşyanın ya da özelliğin değerlendirildiğini; son what ise onun hangi başka eşya veya özellikle eşleştirildiğini sorar. Doesn't sonrasında tekrarlanan go fiili atılmıştır; tam anlam what goes or doesn't go with what şeklindedir. Bu kısa yapı, birçok uyumlu ve uyumsuz eşleşmeyi bir arada ele alır.

Alıştırma

“We need to see what goes or doesn't with what,” cümlesinde konuşan kişi neyi öğrenmeye çalışıyor?

  1. Hangi parçaların bir yere götürüldüğü
  2. Hangi parçaların birlikte iyi göründüğü ve hangilerinin görünmediği
  3. Hangi parçaların doğru bedende olduğu
Cevabı göster

Hangi parçaların birlikte iyi göründüğü ve hangilerinin görünmediği

We learned to speak about ourselves Deyimler

0:26

Kendimiz hakkında kıyafetlerin diliyle

in the language of garments.

0:29

konuşmayı öğrendik.

Deyimler

giysilerin diliyle kendimiz hakkında konuşmak

Bu ifade bir metafordur: giysiler bir işaret sistemi gibi çalışır. İnsanlar ne giyeceklerini seçerek kimlikleri, ruh hâlleri, değerleri veya ait oldukları grup hakkında bazı şeyleri sesli olarak söylemeden aktarabilirler. the language of + isim kalıbı, anlam taşıyan sözsüz bir sistemi anlatabilir. Burada garments, clothes sözcüğünden daha resmîdir; gerçek anlamda konuşulan bir “giysi dili” yoktur.

Alıştırma

“The mural tells our story in the language of color,” cümlesindeki “the language of color” ne anlama gelir?

  1. Renkler sözcükler olmadan anlam iletir.
  2. Duvar resminde yazılı bir renk sözlüğü vardır.
  3. İnsanlar renk adlı gerçek bir dili öğrenmek zorundadır.
Cevabı göster

Renkler sözcükler olmadan anlam iletir.

Despite the potential silliness Dilbilgisi

0:31

Moda endüstrisinin bazı bölümlerindeki

and exaggeration of sections of the fashion industry,

0:33

potansiyel saçmalıklara ve abartılara rağmen,

assembling a wardrobe is a serious Kalıp ifadeler

0:36

bir gardırop oluşturmak ciddi

and meaningful exercise.

0:39

ve anlamlı bir eylemdir.

Dilbilgisi

Despite the potential silliness and exaggeration: despite ile karşıt koşul belirtme

Despite, ana ifadenin pek olası görünmemesine yol açabilecek bir gerçeği veya ihtimali belirtir. Konuşan kişi moda sektörünün bazı bölümlerinde saçmalık ve abartı olabileceğini kabul eder, ardından gardırop oluşturmanın yine de ciddi ve anlamlı olduğunu söyler. Despite bir edattır; bu nedenle burada tam bir özne-yüklem cümleciği değil, the potential silliness and exaggeration isim öbeği gelir. Bu kalıp, ana iddianızdan vazgeçmeden karşıt bir noktayı kabul etmenizi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?

  1. Despite of the heavy rain, the game continued.
  2. Despite the heavy rain, the game continued.
  3. Despite it rained heavily, the game continued.
Cevabı göster

Despite the heavy rain, the game continued.

Kalıp ifadeler

assembling a wardrobe: kişisel bir giysi koleksiyonu oluşturmak

Burada assembling a wardrobe, giysileri bilinçli biçimde seçip kullanışlı ve uyumlu bir kişisel koleksiyonda bir araya getirmek demektir. Wardrobe, mobilya olan dolabı değil, bir kişinin sahip olduğu giysilerin tamamını ifade eder. Assemble çoğu zaman ayrı parçaları bir araya getirmek anlamına gelir. Bu soyut kullanımda “parçalar”, zaman içinde seçilen giysilerdir. Bu nedenle ifade, yalnızca bir takım satın almaktan veya dolabı düzenlemekten çok planlama ve özenli seçim anlatır.

Alıştırma

Bir kişi birkaç yıl boyunca birbiriyle uyumlu giysileri dikkatle seçmiştir. Bu durumu en iyi hangi ifade anlatır?

  1. assembling a flat-pack wardrobe
  2. assembling a wardrobe
  3. organizing a wardrobe
Cevabı göster

assembling a wardrobe

Based on our looks or background, Dilbilgisi

0:41

Görünüşümüze veya geçmişimize dayanarak,

others are always liable to come to a quick Dilbilgisi

0:43

başkaları her zaman kim olduğumuz hakkında hızlı

and not very rounded decisions about who we are.

0:45

ve pek de kapsamlı olmayan kararlara varmaya eğilimlidir.

Dilbilgisi

Based on our looks or background,: bir yargının dayanağını belirtmek

Based on our looks or background, cümlenin başında kullanılan bir edat öbeğidir. Ardından gelen yargının hangi kanıta veya bilgiye dayandığını gösterir: başkaları, kim olduğumuza karar verirken görünüşümüzü veya geçmişimizi temel alır. Yapı Based on + isim öbeği biçimindedir ve ardından bir ana cümle gelir. Burada Based ana fiil değildir; ana cümlenin öznesi others, fiili ise are sözcüğüdür.

Alıştırma

Hedef ifadeyi tamamlayan edatı ekleyin: Based ____ the weather report, the coach canceled practice.

Cevabı göster

on

Dilbilgisi

be liable to + fiilin yalın hâli

Bu cümlede be liable to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapma ihtimali yüksek olmak” veya “bir şeyi yapmaya eğilimli olmak” demektir. Başkaları hızla yüzeysel yargılar oluşturabilir. Bu ifade kesin bir gelecek olayını değil, bir eğilimi gösterir. Liable to çoğu zaman olumsuz veya riskli bir sonuç çağrıştırır. Burada “hukuken sorumlu olmak” anlamına gelmez; bu anlam genellikle liable for something yapısında görülür.

Alıştırma

Altyazıdaki others are liable to come to quick decisions ifadesi ne anlama gelir?

  1. Bunu kesinlikle yapacaklardır.
  2. Bunu yapmaları hukuken zorunludur.
  3. Bunu yapma ihtimalleri yüksektir veya buna eğilimlidirler; genellikle olumsuz bir çağrışım vardır.
Cevabı göster

Bunu yapma ihtimalleri yüksektir veya buna eğilimlidirler; genellikle olumsuz bir çağrışım vardır.

Too often,

0:49

Çoğu zaman,

their judgment doesn't quite get us right. Kelime

0:50

onların yargıları bizi tam olarak doğru yansıtmaz.

Kelime

doesn't quite get someone right

Get someone right, bir kişiyi doğru biçimde anlamak veya tanımlamak demektir. Burada their judgment doesn't quite get us right, onların yargısının kim olduğumuz konusunda tam olarak doğru olmadığı anlamına gelir. Doesn't quite eleştiriyi yumuşatır. Konuşan kişi, yargının gerçeğin bir bölümünü kaçırdığını söyler; tamamen yanlış olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Kısa bir profil sizi genel olarak doğru tanımlıyor ancak bazı önemli ayrıntıları kaçırıyor. Hangi yanıt nazik ve ölçülü bir düzeltme yapar?

  1. It doesn't quite get me right.
  2. It understands me perfectly.
  3. It gets me completely wrong.
Cevabı göster

It doesn't quite get me right.

They might assume that because of where we come from, Kelime

0:52

Nereden geldiğimizden dolayı,

we must be quite snobbish or rather resentful

0:55

oldukça züppe veya epey kızgın olmamız gerektiğini varsayabilirler

based on our work.

0:58

işimize dayanarak.

Kelime

where we come from: yakın zamandaki çıkış noktası değil, köken ve geçmiş

Burada where we come from, doğduğumuz veya yetiştiğimiz yeri ve daha geniş anlamda bizi şekillendiren ailevi, kültürel ya da toplumsal geçmişi ifade eder. Az önce geldiğimiz yeri ifade etmez. because sonrasındaki yan cümle, başkalarının varsayımının dayanağını gösterir: konuşan kişileri geçmişlerine göre yargılarlar. Geçmişin tam olarak hangi yönünün kastedildiği bağlama bağlıdır; bu nedenle ifade otomatik olarak belirli bir ülke, sınıf veya aileyi belirtmez.

Alıştırma

Örnekte where we come from ifadesi büyük olasılıkla neyi anlatıyor?

  1. konuşanların çalıştığı ofis
  2. konuşanların az önce geldiği yer
  3. konuşanların bölgesel, ailevi veya toplumsal geçmişi
Cevabı göster

konuşanların bölgesel, ailevi veya toplumsal geçmişi

We might get typecast as dour or superficial. Kelime

0:59

Somurtkan veya yüzeysel olarak damgalanabiliriz.

Kelime

get typecast as: dar bir imgeye sabitlenmek

Get typecast as, birinin sürekli olarak tek ve sabit bir kişi türü gibi görülmeye veya kullanılmaya başlanması demektir. Burada konuşanlar, kişiliklerinin tamamını yansıtmasa da asık suratlı ya da yüzeysel etiketlerinin içine hapsedilebilir. İfade, oyunculara sürekli aynı tür rolün verilebildiği oyunculuk alanından gelir. Kalıp get + typecast + as + etiket şeklindedir; get, bu kategoriye yerleştirilme sürecini veya sonucunu öne çıkarır.

Alıştırma

“Aynı dar imgenin içine hapsedilmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: A versatile actor can ____ a villain after playing several similar roles.

Cevabı göster

get typecast as

The fact that we're very sporty

1:03

Çok sportif olmamız gerçeği

might lead people to see us as not terribly intelligent, Dilbilgisi

1:04

insanların bizi pek zeki değilmişiz gibi görmesine yol açabilir,

Dilbilgisi

lead people to see us as: bir yargıyı etkilemek

lead someone to see A as B kalıbı, birinin A'yı B olarak görmesine neden olmak veya bu yöndeki algısını etkilemek demektir. Burada çok sportif olmak, insanların bizi pek zeki değilmişiz gibi değerlendirmesine yol açabilir. Lead burada birini fiziksel olarak bir yere götürmeyi değil, bir etkinin sonucunu anlatır. See A as B, A'yı B olarak görmek veya yorumlamak demektir; B ise yargıyı ya da kategoriyi verir.

Alıştırma

Makalenin, okuyucuların kararı adaletsiz olarak görmesine etki edebileceğini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The article may lead readers see the decision as unfair.
  2. The article may lead readers to see the decision as unfair.
  3. The article may lead readers to see the decision unfair.
Cevabı göster

The article may lead readers to see the decision as unfair.

or an attachment to a particular political outlook

1:07

ya da belirli bir siyasi görüşe bağlılık

might be associated with being unnervingly earnest. Kalıp ifadeler

1:10

ürkütücü derecede ciddi olmakla ilişkilendirilebilir.

Kalıp ifadeler

be associated with: bağlantı, neden değil

Be associated with, insanların zihninde, gözlemlerde veya verilerde bir şeyle bağlantılı ya da ilişkili olmak demektir. Burada belirli bir siyasi görüşe bağlılık, rahatsız edici ölçüde yoğun bir ciddiyet ve samimiyetle bağlantılı görülebilir. İfade, bu görüşün söz konusu tavra neden olduğunu söylemez. Might da bağlantının kesin değil, olası olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir araştırma iki şeyin birlikte gerçekleştiğini buldu, ancak birinin diğerine neden olduğunu kanıtlamadı. Sonucu doğru bildiren cümle hangisidir?

  1. Shorter sleep was caused by late-night phone use.
  2. Late-night phone use was associated with shorter sleep.
  3. Late-night phone use and shorter sleep were unrelated.
Cevabı göster

Late-night phone use was associated with shorter sleep.

Clothes provide us with a major opportunity Kalıp ifadeler

1:14

Kıyafetler, bu varsayımların bazılarını düzeltmek için

to correct some of these assumptions.

1:17

bize büyük bir fırsat sunar.

Kalıp ifadeler

provide someone with an opportunity to do something: birine bir şeyi yapma fırsatı sunmak

Kalıp provide + kişi + with + sağlanan şey biçimindedir. Burada us bir şeyi alan kişiyi, a major opportunity ise sağlanan şeyi gösterir. to correct mastar yapısı, fırsatın ne yapmamıza olanak verdiğini açıklar. Yeniden kullanılabilir tam kalıp provide someone with an opportunity to + fiilin yalın hâli biçimindedir.

Alıştırma

provide + person + with + an opportunity + to kalıbını ve alıcı olarak every child ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The school will ____ join the robotics club.

Cevabı göster

provide every child with an opportunity to

When we get dressed,

1:20

Giyindiğimizde,

we are in effect operating as a tour guide, Notlar

1:21

aslında bir turist rehberi gibi çalışırız,

offering to show people around ourselves. Öbek fiiller

1:24

insanlara kendimizi gezdirmeyi teklif ederiz.

Kalıp ifadeler

in effect: pratikte ne anlama geldiğini belirtmek

In effect, pratikte veya eylemin gerçekte neye karşılık geldiğine bakıldığında anlamına gelir. Giyinme şeklindeki görünür eylemden yazarın yorumuna geçiş yapar: Giysiler, başkalarına kim olduğumuza ilişkin bir izlenim veren bir rehber gibi davranır. Bu kullanımda in effect bir söylem belirtecidir. Ardından gelen açıklamanın eylemi daha derin ve pratik bir düzeyde yeniden ifade ettiğini dinleyiciye bildirir.

Alıştırma

Bu cümlede in effect nasıl bir işlev görüyor? By checking every detail, Mia was, in effect, acting as the team's editor.

  1. Yeni bir kuralın resmen yürürlüğe girdiğini söyler.
  2. Mia'nın eylemlerinin pratikte ne anlama geldiğini açıklar.
  3. Mia'nın eylemlerinin hiçbir sonuç vermediğini gösterir.
Cevabı göster

Mia'nın eylemlerinin pratikte ne anlama geldiğini açıklar.

Deyimler

Operating as a tour guide: izlenimleri şekillendirmeye yönelik bir benzetme

Buradaki operating as a tour guide, bir iş tanımı değil, benzetmedir. Tur rehberi rota seçer ve dikkati yönlendirir; benzer biçimde kıyafetlerimiz de başkalarının dikkatini kimliğimizin seçili yönlerine çeker. in effect ifadesi bunun giyinmenin pratik sonucu olduğunu belirtir: Kendimizi sözle anlatmasak bile başkalarının ilk olarak neyi fark edeceğini şekillendiririz.

Alıştırma

Bu cümlede operating as a tour guide ne anlama geliyor?

  1. Gerçek bir yerde ziyaretçilere rehberlik edebilmek için giyiniriz.
  2. Buluşmadan önce kıyafetlerimizi başkalarının seçmesine izin veririz.
  3. Kıyafetlerimizle başkalarının dikkatini kimliğimizin seçtiğimiz yönlerine yöneltiriz.
Cevabı göster

Kıyafetlerimizle başkalarının dikkatini kimliğimizin seçtiğimiz yönlerine yöneltiriz.

Öbek fiiller

Show people around ourselves: yer bildiren bir ifadenin yaratıcı biçimde genişletilmesi

Show someone around normalde bir ziyaretçiyi bir yerde gezdirmek ve önemli bölümleri göstermek anlamına gelir. Burada ourselves, normalde bir yerin bulunacağı konuma yaratıcı biçimde yerleştirilmiştir. Cümle tur rehberi benzetmesini genişletir: Kıyafetler, başkalarının kişiliğimizin ve kimliğimizin seçili yönlerini “ziyaret etmesini” sağlar. Around, bir kişinin çevresinde fiziksel olarak daire çizmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede show someone around, örnektekiyle aynı yaratıcı ve soyut genişletmeyle kullanılmıştır?

  1. The children run around the guide in the lobby.
  2. The host shows the guests around the new studio.
  3. The podcast shows listeners around the artist's imagination.
Cevabı göster

The podcast shows listeners around the artist's imagination.

We're highlighting interesting or attractive things

1:27

Kim olduğumuzla ilgili ilginç veya çekici şeyleri

about who we are.

1:30

ön plana çıkarırız.

And in the process,

1:31

Ve bu süreçte,

we're clearing up misconceptions. Öbek fiiller

1:33

yanlış anlamaları ortadan kaldırırız.

Öbek fiiller

Yanlış kanıları gidermek

To clear up a misconception, daha açık veya daha doğru bilgi vererek yanlış bir inancı düzeltmek demektir. Buradaki clearing up, bir şeyi fiziksel olarak temizlemek anlamına gelmez. we're clearing ifadesindeki -ing biçimi, bunun devam eden sürecin bir parçası olduğunu gösterir: yanlış fikirlerin yerini daha doğru bir anlayış almaktadır. Bu kelime birleşimi; kanıt, açıklama veya iletişimin insanların yanlış inandığı bir şeyi düzeltmesini anlatırken doğal kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede clear up misconceptions ifadesi yanlış inançları düzeltmek anlamında kullanılmıştır?

  1. The teacher used a model to clear up misconceptions about the solar system.
  2. The cleaner used a mop to clear up misconceptions in the hallway.
  3. The warm wind cleared up misconceptions above the mountain.
Cevabı göster

The teacher used a model to clear up misconceptions about the solar system.

We're acting like artists painting a self-portrait, Deyimler

1:35

Kendi portresini çizen sanatçılar gibi davranırız,

deliberately guiding the viewer's perception

1:39

izleyicinin bizim kim olabileceğimize dair algısını

of who they might be.

1:41

kasten yönlendiririz.

Deyimler

Kendi portresini yapan sanatçılar gibi davranmak

Acting like bir karşılaştırma başlatır: İnsanlar kendilerini, sanatçıların kendi portrelerini oluşturmasına benzer biçimde sunar. Bu, gerçekten resim yaptıkları veya profesyonel sanatçıymış gibi davrandıkları anlamına gelmez. Artists painting a self-portrait ifadesi artists who are painting a self-portrait biçiminde açılabilir. Bu imge bilinçli seçim ve kontrolü anlatır: Bir sanatçı resme neyi katacağını seçtiği gibi, bir kişi de başkalarının kendisini nasıl göreceğini şekillendiren ayrıntıları seçebilir.

Alıştırma

İngilizce "She is acting like an artist painting a self-portrait," cümlesindeki karşılaştırma büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Başkalarının kendisini nasıl gördüğünü şekillendirmek için ayrıntıları bilinçli olarak seçiyor.
  2. Hiçbir seçim yapmadan tamamlanmış bir portreyi kopyalıyor.
  3. Gizlice profesyonel ressam olarak çalışıyor.
Cevabı göster

Başkalarının kendisini nasıl gördüğünü şekillendirmek için ayrıntıları bilinçli olarak seçiyor.

In 1961,

1:43

1961'de,

the English painter Peter Blake

1:44

İngiliz ressam Peter Blake

portrayed himself wearing a denim jacket,

1:45

kendisini kot ceket,

jeans, and trainers.

1:48

kot pantolon ve spor ayakkabıyla resmetti.

He was deliberately nuancing the view Kelime

1:49

O, kasten görüşü inceltiyordu

most of his contemporaries would have had of him

1:51

çağdaşlarının çoğunun onun hakkında sahip olabileceği

based on knowing that he was a successful

1:54

başarılı olduğunu bilmelerine dayanan

and rather intellectual painter.

1:56

ve oldukça entelektüel bir ressam olduğu şeklindeki.

Kelime

Nuancing the view: mevcut bir görüşe ince ayrımlar eklemek

Burada nuancing geçişli bir fiildir. İnsanların onun hakkında zaten sahip olduğu görüşe bilinçli olarak ince sınırlamalar ve yeni katmanlar ekliyor. Bu ifade, söz konusu görüşü tamamen reddettiği veya tersine çevirdiği anlamına gelmez. İlk izlenimi daha az basit ve daha karmaşık hâle getirdiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın. Temel görüş korunuyor, ancak yeni kanıtlar ayrıntı ekliyor: The basic opinion remains in place, but the new evidence is ____ by adding detail.

Cevabı göster

nuancing the view

He might have been thought of as slightly aloof Kalıp ifadeler

1:58

Biraz mesafeli

and highly refined,

2:00

ve son derece rafine,

detached from and censorious of ordinary life. Kelime

2:02

sıradan yaşamdan kopuk ve onu eleştiren biri olarak düşünülebilirdi.

Kalıp ifadeler

Thought of as: birinin nasıl algılandığını aktarmak

Thought of as, think of someone or something as + betimleme yapısının edilgen biçimidir. 'Birisi ya da bir şey olarak görülmek veya algılanmak' anlamına gelir. Burada sonraki ifadeler insanların onu nasıl görmüş olabileceğini anlatır. Bu yapı bir algıyı veya sınıflandırmayı aktarır; betimlemenin nesnel olarak doğru olduğunu söylemez. Etken biçimi şudur: People might have thought of him as slightly aloof.

Alıştırma

'Olarak görülmek' anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new library is ____ a welcoming public space.

Cevabı göster

thought of as

Kelime

censorious of: bir şeyi sertçe yargılamak

Bu cümlede censorious of ordinary life, sıradan yaşamı sanki suçlanmayı veya ahlaki açıdan kınanmayı hak ediyormuş gibi sertçe eleştirmek demektir. Bir şeyi yalnızca sevmemekten daha güçlü ve daha yargılayıcıdır. Kalıp censorious of + kişi, davranış veya şey biçimindedir. Burada detached from ve censorious of eş görevli iki betimlemedir: hem sıradan yaşamdan uzak hem de onu sertçe yargılamaya hazır biri gibi görünebilir.

Alıştırma

Bir kişi is censorious of a neighbor's choices olarak tanımlanıyor. Bu tutumu en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Seçimleri yanlış veya kınanması gereken şeyler olarak sertçe yargılar.
  2. Komşunun seçimleri yayımlamasını engeller.
  3. Seçimler hakkında kibarca daha fazla bilgi ister.
  4. Seçimler hakkında hiçbir görüş belirtmez.
Cevabı göster

Seçimleri yanlış veya kınanması gereken şeyler olarak sertçe yargılar.

But his clothes speak about very different aspects Deyimler

2:05

Ancak kıyafetleri, kişiliğinin

of his personality.

2:08

çok farklı yönlerinden bahseder.

Deyimler

clothes speak about: kıyafetler anlam iletir

Buradaki clothes speak about his personality ifadesi kişileştirmedir. Kıyafetler gerçek anlamda konuşamaz; tarzları, renkleri, durumları ve bedene oturuşları, onun nasıl bir insan olabileceğine ilişkin ipuçları verir. İnsan olmayan bir özneyle speak about, “bir şey hakkında bilgi iletmek veya bir şeyi ortaya koymak” anlamına gelebilir. Bu anlatım, görsel ayrıntıları sanki kendilerine ait bir mesajları varmış gibi etkin kılar.

Alıştırma

“The scratches on the old suitcase speak about its many journeys.” cümlesinde speak about ne anlama gelir?

  1. Görünür ipuçlarıyla bilgi verirler.
  2. Birinden valizi anlatmasını isterler.
  3. Geçmişin bütün izlerini saklarlar.
  4. Gerçek bir insan sesi çıkarırlar.
Cevabı göster

Görünür ipuçlarıyla bilgi verirler.

They go out of their way to tell us Deyimler

2:09

Bize kasten şunu anlatmaya çalışırlar,

that he's quite modest.

2:11

onun oldukça mütevazı olduğunu.

Deyimler

Go out of their way to: özel bir çaba göstermek

Go out of one's way to do something, genellikle beklenenden daha fazlasını yaparak özel bir çaba göstermek demektir. One's, özneye göre my, your, his, her, our veya their biçimine dönüşür. Burada They, kıyafetleri ifade eder. Kıyafetler, adamın mütevazılığını özellikle vurgulamaya çalışıyormuş gibi kişileştirilir; gerçek bir yolculuk veya rota değişikliği söz konusu değildir.

Alıştırma

“Özel olarak fazladan çaba gösterdi” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Maya ____ help the new student feel welcome.

Cevabı göster

went out of her way to

He's interested in talking about pop music.

2:12

Pop müzik hakkında konuşmakla ilgilendiğini.

He sees his art largely as a kind of manual labor.

2:14

Sanatını büyük ölçüde bir tür el emeği olarak gördüğünü.

His clothes, like ours,

2:17

Onun kıyafetleri de bizimkiler gibi,

give us a crucial introduction to the self.

2:19

benliğe dair bize çok önemli bir giriş sunar.

This explains the curious phenomenon

2:23

Bu, şu tuhaf durumu açıklar:

whereby if we're staying with good friends, Dilbilgisi

2:25

Eğer iyi arkadaşlarla birlikteysek,

we can spend a lot less time thinking about our clothes

2:27

kıyafetlerimiz hakkında düşünmek için çok daha az zaman harcayabiliriz,

compared with the anxiety about what to wear Deyimler

2:30

yabancılarla birlikteyken bizi sarabilen

that can grip us with strangers.

2:33

ne giyeceğimiz konusundaki endişeyle karşılaştırıldığında.

Dilbilgisi

Whereby: bir olgunun nasıl işlediğini açıklamak

Whereby, “onun aracılığıyla” veya “onun sayesinde” anlamına gelen resmî bir ilgi zarfıdır. Bir isimden sonra gelir ve o isimle bağlantılı süreç, düzen veya örüntüyü açıklayan bir yan cümle başlatır. Burada ilginç olguyu onu açıklayan örüntüye bağlar: insanlar iyi arkadaşlarıyla birlikteyken kıyafetleri daha az düşünür, yabancıların yanında ise kıyafet konusunda daha fazla kaygılanır. Açıklamayı düzenler; fiziksel bir yeri ifade etmez.

Alıştırma

Sistemin nasıl çalıştığını gösteren resmî bağlayıcıyı seçin: The library uses a system ____ returned books are checked in automatically.

  1. what
  2. where
  3. whereby
  4. because
Cevabı göster

whereby

Deyimler

Ne giyeceğimize dair kaygı bizi ele geçirebilir

Burada grip bir mecazdır. Kıyafet seçme kaygısı, insanları yakalayıp duygularını güçlü biçimde kontrol eden bir kuvvet gibi anlatılır. emotion + grip + person or group kalıbı genellikle kaçması zor, güçlü ve bazen aniden ortaya çıkan bir duyguyu anlatır. Kimse fiziksel olarak tutulmamaktadır.

Alıştırma

Güçlü bir duygunun kontrolü ele geçirdiğini göstermek için cümleyi grip fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the alarm sounded, panic ____ the crowd.

Cevabı göster

gripped

With good friends,

2:35

İyi arkadaşlarla birlikteyken,

we might sit around in a dressing gown

2:36

bir sabahlık içinde oturabilir

or just hastily slip on any old jumper. Notlar

2:37

ya da aceleyle eski bir kazak geçirebiliriz.

Öbek fiiller

Slip on: bir giysiyi hızlıca giymek

Slip on, bir giysiyi hızlı ve kolay biçimde, çoğu zaman fazla düşünmeden giymek anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede hastily ve any old jumper, eylemi özellikle aceleci ve gelişigüzel gösterir. Nesne bir isimse hem slip on your jacket hem de slip your jacket on kullanılabilir. Giysinin yerini tutan bir zamir varsa bunu slip ile on arasına koyun: slip it on deyin, slip on it demeyin.

Alıştırma

Cümleyi hızlıca giymek anlamındaki öbek fiille tamamlayın: You're late—just ____ your jacket and let's go.

Cevabı göster

slip on

Deyimler

any old + isim: any old jumper

any old jumper ifadesinde any old, özel bir seçim yapmadan veya özel bir şey aramadan herhangi bir kazağın yeterli olacağı anlamına gelir. Buradaki old, kazağın yaşını ya da durumunu belirtmek zorunda değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp any old + isim şeklindedir. Genellikle gündelik, umursamaz veya biraz küçümseyici bir ton katar. Buradaki jumper, Britanya İngilizcesinde sweater veya pullover, yani kazak anlamındadır.

Alıştırma

Tam olarak hangisinin seçildiğinin önemli olmadığını belirten iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: We're painting the garage, so wear ____ shirt.

Cevabı göster

any old

They know who we are already,

2:40

Zaten bizim kim olduğumuzu bilirler

and they're not relying on our clothes for clues. Kalıp ifadeler

2:42

ve ipuçları için kıyafetlerimize bel bağlamazlar.

Kalıp ifadeler

rely on A for B kalıbı: relying on our clothes for clues

relying on our clothes for clues ifadesinde clothes güvenilen kaynaktır, clues ise bu kaynaktan elde edilmek istenen şeydir. İfade, bizim hakkımızda ipuçları bulmak için kıyafetlerimizden yararlanmak anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp rely on A for B şeklindedir. A, güvendiğiniz kişi, şey veya kaynaktır; B ise ihtiyaç duyduğunuz yardım, bilgi veya sonuçtur.

Alıştırma

Cümleyi rely on A for B kalıbıyla tamamlayın: The food bank relies ____ volunteers ____ extra help.

Cevabı göster

on · for

It's a strange but profound fact

2:46

Garip ama derin bir gerçektir ki,

that certain items of clothing can excite us.

2:48

belirli giyim eşyaları bizi heyecanlandırabilir.

When we put them on or see others wearing them,

2:51

Onları giydiğimizde veya başkalarının giydiğini gördüğümüzde,

we're turned on. Öbek fiiller

2:54

tahrik oluruz.

Öbek fiiller

be turned on: cinsel çekim veya uyarılma hissetmek

Burada we're turned on, “cinsel çekim veya uyarılma hissederiz” anlamına gelir. be + turned on yapısı edilgen gibi görünür, ancak bir kişinin durumunu anlatır; birinin o kişiyi cihaz gibi açtığı anlamına gelmez. turn on başka cümle yapılarında bir cihazı çalıştırmak anlamına da gelebildiği için, buradaki yetişkinlere özgü mecaz anlamı konuşmanın konusundan ayırt edin.

Alıştırma

Örnekte “we're turned on” ne anlama geliyor?

  1. Genel olarak mutlu ve enerjik hissediyoruz.
  2. Bir cihazı açıyoruz.
  3. Cinsel çekim veya uyarılma hissediyoruz.
Cevabı göster

Cinsel çekim veya uyarılma hissediyoruz.

A particular style of jacket,

2:55

Belirli bir ceket tarzı,

the right kind of shoes,

2:57

doğru türde ayakkabılar,

or the perfect shirt might prove so erotic,

2:58

veya mükemmel bir gömlek o kadar erotik gelebilir ki,

we could almost do without a person wearing them. Öbek fiiller

3:01

onları giyen bir kişi olmasa da idare edebiliriz.

Öbek fiiller

do without: bir şey olmadan idare etmek

Do without, “birisi ya da bir şey olmadan veya onu kullanmadan idare etmek” anlamına gelir. Örnekteki we could almost do without a person ifadesi, giysinin o kadar çekici göründüğünü ve onu giyen kişiye neredeyse gerek kalmadığını kasıtlı bir abartıyla anlatır. Yaygın yapı do without + isim veya zamirdir: do without a car, do without it. Eksik olan şey bağlamdan zaten anlaşılıyorsa nesne kullanılmayabilir: We’ll have to do without.

Alıştırma

“Bir şeye sahip olmadan idare etmek” anlamına gelen ve do ile başlayan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The library is nearby, so we can ____ a home printer for now.

Cevabı göster

do without

It's tempting to see this kind of fetishism as simply deluded, Anlatım akışı

3:04

Bu tür bir fetişizmi basitçe yanılgı olarak görmek cazip gelse de,

but it is alerting us in an exaggerated way

3:08

bizi abartılı bir şekilde çok daha genel

to a much more general and very normal idea,

3:11

ve son derece normal bir düşüncenin farkına vardırır:

that certain clothes make us very happy. Dilbilgisi

3:13

belirli kıyafetler bizi çok mutlu eder.

Anlatım akışı

“It's tempting to see X as Y ... but ...” yapısı

“It's tempting to see X as Y”, Y'yi konuşanın nihai sonucu olarak değil, ilk bakışta kolay veya çekici görünen bir yorum olarak sunar. Burada “simply deluded”, yazarın mesafe koyduğu ilk yargıdır. Ardından gelen “but”, savın yönünü değiştirir. Bu yapı, yazarın daha karmaşık bir görüşle düzeltme veya derinleştirme yapmadan önce belirgin bir görüşü adil biçimde kabul etmesini sağlar.

Alıştırma

Açılış cümleciği sav içinde hangi işlevi görüyor?

  1. “simply deluded” ifadesini, ardından gelen “but” ile karmaşıklaştırılacak çekici bir ilk yorum olarak sunuyor.
  2. Birinin diğer insanları bir eyleme yöneltmek için ayartmaya çalıştığını söylüyor.
  3. “simply deluded” ifadesinin yazarın nihai ve eksiksiz sonucu olduğunu belirtiyor.
Cevabı göster

“simply deluded” ifadesini, ardından gelen “but” ile karmaşıklaştırılacak çekici bir ilk yorum olarak sunuyor.

Dilbilgisi

make + nesne + sıfat

“make + nesne + sıfat” yapısında “make”, bir durumun oluşmasına neden olmak anlamına gelir. Nesne, etkilenen kişiyi veya şeyi; sıfat ise ortaya çıkan durumu belirtir. “make us very happy” ifadesinde “us” nesnedir, “very happy” ise bunun sonucunda nasıl hissettiğimizi anlatan sıfat öbeğidir. “Happy”, “certain clothes” ifadesini nitelemez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için “make”, “them” ve “happy” sözcüklerini doğru sırayla kullanın: The good news will ____.

Cevabı göster

make them happy

They capture values that we're drawn

3:17

Onlar bizi çeken ve daha da yakınlaşmak

and want to get closer to.

3:19

istediğimiz değerleri yakalarlar.

The erotic component is just an extension Kalıp ifadeler

3:20

Erotik unsur sadece daha genel

of a more general and understandable sympathy.

3:23

ve anlaşılır bir sempatinin uzantısıdır.

Kalıp ifadeler

an extension of: daha geniş bir şeyden gelişen biçim

Bu cümlede an extension of, daha geniş bir şeyin daha ileri ya da daha özel bir biçimi anlamına gelir. Erotik bileşen ayrı bir tepki olarak değil, genel bir yakınlığın daha güçlü biçimde gelişmesi olarak sunulur. Süreklilik göstermek için X is an extension of Y kalıbını kullanabilirsiniz: X, Y’den gelişir ve onun temel niteliğini paylaşır.

Alıştırma

Hangi cümlede an extension of, bir şeyin ilişkili ve daha geniş bir şeyden geliştiğini gösterir?

  1. The advanced course is an extension of the basic course.
  2. The advanced course is a replacement for the basic course.
  3. The advanced course is unrelated to the basic course.
Cevabı göster

The advanced course is an extension of the basic course.

The French novelist Stendhal wrote,

3:26

Fransız romancı Stendhal şöyle yazmıştır,

"Beauty is the promise of happiness." Deyimler

3:28

"Güzellik, mutluluğun vaadidir."

Deyimler

Beauty is the promise of happiness: metafor olarak promise

Burada promise mecazi anlamdadır. Güzellik gerçekten bir taahhütte bulunmaz; insanlarda mutluluğun mümkün olabileceğine dair umutlu bir his uyandırır. Alıntı, çekiciliği hayal edilen bir gelecek deneyimiyle ilişkilendirir: Bir şey, kısmen daha mutlu bir yaşamı düşündürdüğü için güzel görünür. Buna promise denmesi kesinlik değil, beklenti ifade eder.

Alıştırma

“Beauty is the promise of happiness” sözüne en uygun yorum hangisidir?

  1. Bir şeyin güzel görünebilmesi için önce mutluluğun var olması gerekir.
  2. Güzel şeyler mutlu olacağımızı kelimenin tam anlamıyla garanti eder.
  3. Güzellik, ileride mutluluk olabileceğini hayal etmemizi sağlayabilir.
Cevabı göster

Güzellik, ileride mutluluk olabileceğini hayal etmemizi sağlayabilir.

And every item of clothing we're drawn to Kalıp ifadeler

3:31

Ve ilgimizi çeken her kıyafet,

contains an allusion to a different sort of happiness. Kalıp ifadeler

3:33

farklı türde bir mutluluğa dair bir ima içerir.

Kalıp ifadeler

Be drawn to: doğal bir çekim hissetmek

Be drawn to someone or something, birine ya da bir şeye doğal biçimde ilgi duymak veya çekilmek anlamına gelir. Burada we're drawn to, ilgimizi çeken giysileri anlatır; bir şeyin çizildiği ya da fiziksel olarak çekildiği anlamına gelmez. Edilgen bir yapıya benzeyen be + drawn + to kalıplaşmış bir ifade olarak kullanılır: kişi + be drawn to + isim, zamir veya ulaç. Genellikle içgüdüsel bir çekim anlatır; bu nedenle çekilme hissini tarafsız like fiilinden daha fazla vurgular.

Alıştırma

“Doğal olarak çekilmek” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even though I knew nothing about astronomy, I was ____ the night-sky exhibit.

Cevabı göster

drawn to

Kalıp ifadeler

Contain an allusion to: dolaylı gönderme içermek

Contains an allusion to, bir şeye dolaylı bir gönderme içerir anlamına gelir. Bu cümlede giysi bir mesajı açıkça ifade etmez; tarzı, belirli bir mutluluk türü fikrine işaret eder. contain + an allusion to + isim kalıbı resmîdir ve kitap, sanat, tasarım, film ya da medyadaki sembolizmi açıklarken kullanışlıdır. Allusion, okurların veya izleyicilerin fark etmesi ya da çıkarması beklenen dolaylı bir göndermeyi ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi “yanlış bir görünüş” değil, “dolaylı bir gönderme” anlamına gelen hedef isimle tamamlayın: The novel's flood scene contains an ____ to an ancient story.

Cevabı göster

allusion

We might see a very desirable kind of competence

3:36

Belirli bir çift botta çok arzu edilen türde bir yeterlilik

and confidence in a particular pair of boots.

3:39

ve özgüven görebiliriz.

We might meet generosity in a woolen coat, Deyimler

3:42

Yün bir paltoda cömertlikle tanışabilir

or a touching kind of innocence in a hemline.

3:45

veya bir etek ucunda dokunaklı bir masumiyet görebiliriz.

Deyimler

meet generosity in a woolen coat ile mecazi bir özelliği somutlaştırmak

Bu ifade generosity sözcüğünü, bir giysinin içinde karşılaşılabilecek bir insan veya özellik gibi sunar. Burada yün paltonun görünüşü ve verdiği his, cömertliği orada mevcutmuş gibi gösterir; yani palto bu özelliği somutlaştırır veya çağrıştırır. Paltonun içinde gerçekten cömert bir insan bulunduğu anlamına gelmez. Aktarılabilir meet + soyut özellik + in + somut nesne kalıbı mecazidir. Görünür bir nesnenin veya ayrıntının karakterle ilgili bir düşünceyi taşımasını sağlar.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bu cümlede ne anlama geliyor?

  1. Cömert bir insan fiziksel olarak paltonun içinde saklanmaktadır.
  2. Konuşan kişi paltoyu başkasına vermeyi planlamaktadır.
  3. Yün palto cömertliği çağrıştırır veya somutlaştırır.
Cevabı göster

Yün palto cömertliği çağrıştırır veya somutlaştırır.

A particular watch strap may sum up dignity. Öbek fiiller

3:48

Belirli bir saat kordonu onuru özetleyebilir.

Öbek fiiller

sum up dignity: bütün bir niteliği tek ayrıntıyla ifade etmek

A particular watch strap may sum up dignity cümlesinde sum up, “bir şeyin temel niteliğini kısa ve yoğun bir biçimde ifade etmek” anlamına gelir. Küçük bir tasarım ayrıntısı, ağırbaşlılık fikrinin tamamını temsil edebilir. Buradaki öbek fiil bir toplamı hesaplamakla ilgili değildir ve saat kayışı sözlü bir özet de yapmaz. Somut bir ayrıntı, daha geniş bir niteliği, tarzı veya tutumu yakaladığında sum up fiilinin öznesi olabilir.

Alıştırma

“Bir şeyin temel niteliğini ifade etmek” anlamındaki bu notta yer alan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The clean design seems to ____ the company's values.

Cevabı göster

sum up

The way a specific collar encases the neck

3:51

Belirli bir yakanın boynu sarış şekli,

could strike us as commanding and authoritative. Kalıp ifadeler

3:54

bize heybetli ve otoriter gelebilir.

Kalıp ifadeler

strike us as: bir izlenim aktarmak

strike us as commanding and authoritative ifadesinde strike, “vurmak” değil, “bir izlenim vermek” anlamındadır. Yakanın biçimi, gözlemleyenlerin onu buyurgan ve otoriter algılamasına yol açar. Kalıp strike + kişi + as + betimleme biçimindedir. Yargıyı kesin bir gerçek yerine gözlemcinin izlenimi olarak sunar; bu yüzden daha ölçülü duyulur.

Alıştırma

Cümleyi ‘bize … izlenimi vermek’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The tall stone doors ____ formal and imposing.

Cevabı göster

strike us as

The classic fetishist might be pushing their particular attachments Kalıp ifadeler

3:57

Klasik fetişistler, özel bağlarını

to a maximum

4:00

maksimum düzeye taşıyabilir

and be rather restricted in the choice of items they favor,

4:01

ve tercih ettikleri eşyaların seçiminde oldukça kısıtlı olabilirler,

but they are latching on to a general theme. Öbek fiiller

4:05

ancak genel bir temaya tutunmaktadırlar.

Kalıp ifadeler

pushing their particular attachments to a maximum: uç noktaya kadar yoğunlaştırmak

Burada pushing their particular attachments to a maximum, birkaç belirli nesneye yönelik güçlü tercihlerini olabildiğince yoğun hâle getirmek demektir. Pushing mecazidir: hiçbir şey fiziksel olarak hareket ettirilmez ve maximum dereceyi ölçer. Bu ifade uç bir durumu işaretler. Yazarın çok yoğun ve dar tercihleri daha sonra söz edilen geniş genel temayla karşılaştırmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Cümlede pushing their particular attachments to a maximum ne anlama geliyor?

  1. Her tür nesneyi sevmeleri için seçeneklerini genişletmek
  2. Sevdikleri nesneleri fiziksel olarak daha yüksek bir yere taşımak
  3. Belirli tercihlerini olabildiğince yoğun hâle getirmek
Cevabı göster

Belirli tercihlerini olabildiğince yoğun hâle getirmek

Öbek fiiller

Mecaz anlamlı öbek fiil latching on to

Burada latching on to mecaz anlamdadır. Daha geniş bir düşünceyi ya da örüntüyü fark edip ona sıkıca tutunmak anlamına gelir: Az önce anlatılan tercihler dar olsa da yine de genel bir temayla bağlantılıdır. Bu öbek fiil çoğu zaman birinin bir düşünceyi, ipucunu veya fırsatı fark ettiğini, benimsediğini ya da ona güçlü biçimde odaklandığını anlatır. Kişinin vardığı her sonucun doğru olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “fark edip güçlü biçimde odaklanmaya başladı” anlamına gelen üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The editor ____ one promising idea in the draft.

Cevabı göster

latched on to

Clothes embody values that enchant and beguile us.

4:08

Kıyafetler bizi büyüleyen ve aklımızı çelen değerleri somutlaştırır.

By choosing particular sorts of clothes, Dilbilgisi

4:12

Belirli türde kıyafetleri seçerek,

we are shoring up our more fragile Öbek fiiller

4:14

daha kırılgan veya belirsiz olan özelliklerimizi

or tentative characteristics.

4:16

destekliyoruz.

Dilbilgisi

By choosing ...: By + -ing ile yöntem belirtme

By choosing particular sorts of clothes, cümlenin başında yer alan ve yöntemi gösteren bir ifadedir. By + -ing biçimi, ana cümledeki sonucun nasıl ortaya çıktığını açıklar: Giysileri seçmek, bu özellikleri güçlendirmenin yoludur. Bu yapıda by sözcüğünden sonra isim veya ulaç kullanılır; bu nedenle fiilin yalın hâli choose değil, choosing gerekir. Choosing eylemini gerçekleştirdiği anlaşılan kişi, ana cümlenin öznesi we'dir.

Alıştırma

Haritayı kontrol etmeyi kullanılan yöntem olarak göstermek için cümleyi doğru By + -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the map, we avoided taking the wrong road.

Cevabı göster

By checking

Öbek fiiller

shoring up ile kırılgan bir şeyi güçlendirmek

Shoring up, zayıf olan veya daha da zayıflayabilecek bir şeye ek destek vermek anlamına gelir. Dengesiz bir yapıyı payandalarla destekleme şeklindeki gerçek anlamdan gelir, ancak burada mecazi olarak kullanılmıştır. Bu cümlede kıyafetler, kişinin hâlâ kırılgan veya belirsiz hissettiren karakter özelliklerini güçlendirmesine yardım eder. İfade yalnızca bir şeyi iyileştirmeyi değil, zayıflamasını veya çökmesini önlemeyi de anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, bu notta geçen ve savunmasız bir şeyi desteklemek anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: After several setbacks, the coach spoke to the team to ____ their confidence.

Cevabı göster

shore up

We're both communicating to others about who we are Dilbilgisi

4:18

Hem başkalarına kim olduğumuzu iletiyor

and strategically reminding ourselves.

4:21

hem de stratejik olarak kendimize hatırlatıyoruz.

Dilbilgisi

both communicating ... and strategically reminding ourselves: both A and B kalıbı

both A and B kalıbı iki düşünceyi birbirine bağlar ve ikisinin de doğru olduğunu vurgular. Bu cümledeki iki eylem, başkalarına iletişim kurmak ve kendimize hatırlatmaktır. A ve B dil bilgisi bakımından paralel olmalıdır. Burada iki bölüm de -ing fiil öbeğidir; biri communicating ile, diğeri strategically reminding ile başlar. Both, yardımcı fiil are'dan sonra ve ilk eş görevli eylemin hemen önünde yer alır.

Alıştırma

İki özelliğe eşit vurgu yapan ikili yapıyı tamamlayın: The new game is ____ easy to learn ____ exciting to play.

Cevabı göster

both · and

Our wardrobes contain some of our most carefully written lines Deyimler

4:24

Gardıroplarımız, otobiyografimizin en dikkatli

of autobiography.

4:29

yazılmış satırlarından bazılarını barındırır.

Deyimler

“carefully written lines of autobiography” ifadesindeki giysi metaforu

“Carefully written lines of autobiography” bir metafordur. Giysiler gerçek bir yazı değildir; her giysi seçimi, kişinin kim olduğunu anlatan hikâyedeki bir satır gibi düşünülür. Konuşmacı bu imgeyi sona yerleştirerek ana fikri akılda kalıcı tek bir resimde toplar: Bir gardırop, tıpkı bir otobiyografi gibi bir yaşamı ortaya çıkarabilir. Daha genel olarak, somut nesneler kimliği, değerleri veya deneyimleri gösterdiğinde bir yaşam öyküsünün parçaları olarak anlatılabilir.

Alıştırma

Cümlede “carefully written lines of autobiography” giysiler hakkında ne anlatıyor?

  1. Bunlar, bir kişinin kimliğinin ve yaşamının bazı yönlerini ortaya çıkaran bilinçli seçimlerdir.
  2. El yazısıyla yazılmış bir kitapla aynı yerde saklanırlar.
  3. Üzerlerinde bir yaşam öyküsünden sözler basılıdır.
  4. Tek amaçları giyen kişiyi hava koşullarından korumaktır.
Cevabı göster

Bunlar, bir kişinin kimliğinin ve yaşamının bazı yönlerini ortaya çıkaran bilinçli seçimlerdir.