Bilime Karşı Savaş: İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: Video, kanıtları reddetmenin veya kamu bilimini zayıflatmanın topluma zarar verdiğini savunuyor ve bilinçli oy çağrısı yapıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “helped spur the formation of” — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Bir gelişmenin diğerini hızlandırdığını, onu tek neden yapmadan söyleyin. 2. “just happens to include” — Edimbilim ve tutum: Görünürdeki rastlantı ironiye dönüşür; genel bütçe kesintisi iklim bilimini de etkiler. 3. “Science doesn't choose a political party. It simply adheres to evidence.” — Söylem, anlatı ve retorik: Kişileştirme ve iki karşıt cümle, parti bağlılığını kanıta uymayla karşılaştırıp savı güçlendirir.
Bu derste
why things are the way they are: dolaylı soru söz dizimi
wondering veya asking sonrasında why, dolaylı bir soru yan cümlesi başlatır ve neyin merak edildiğini ya da sorulduğunu belirtir. Bu yan cümle, “şeylerin neden mevcut biçimleriyle var olduğu veya gerçekleştiği” anlamına gelir. Why yan cümlesi daha büyük bir cümlenin içine yerleştiği için why + özne + fiil şeklindeki düz cümle sırasını kullanır: why things are .... Özne ile fiil yalnızca doğrudan soru olan Why are things the way they are? cümlesinde yer değiştirir.
Alıştırma
Hangi cümlede asked sonrasında why sorusu doğru biçimde cümleye yerleştirilmiştir?
- The researcher asked why were the results so different.
- The researcher asked why did the results differ.
- The researcher asked why the results were so different.
Cevabı göster
The researcher asked why the results were so different.
What are we in the grand scheme of the universe? Deyimler
0:17Evrenin büyük düzeni içinde biz neyiz?
in the grand scheme of the universe: büyük resim açısından bakış
In the grand scheme of the universe, “bir şeyi uçsuz bucaksız bir bütün olarak evrenle karşılaştırarak değerlendirdiğimizde” demektir. Burada scheme, belirli bir plan ya da gizli bir komplo değil, genel düzen veya örüntü anlamındadır. Bu ifade bakış açısını gündelik yaşamdan çok daha büyük bir ölçeğe taşır. Soru, bu kozmik açıdan insanlığın yerini veya önemini sorar; gerçek anlamda bir scheme istemez.
Alıştırma
in the grand scheme of ... ifadesinin standart genel biçimini tamamlayın: In the ____, one delayed email will not matter.
Cevabı göster
grand scheme of things
to the device you're watching this video on right now.
0:23şu anda bu videoyu izlediğiniz cihaza kadar uzanır.
span from A to B: bir aralığın uç noktalarını belirtmek
span from A to B kalıbı iki uç noktayı belirtir ve bunların arasındaki her şeyi tek ve geniş bir aralık olarak sunar. Bu cümlede uç noktalar uzayın derinlikleri ile videoyu izlemek için kullanılan cihazdır; dolayısıyla ifade, konunun erişim alanının ne kadar geniş olduğunu vurgular. Burada span bir fiildir ve spans, tekil özne it ile uyumludur. Bu kalıp yer, zaman, konu veya derece aralıklarını düzenleyebilir; include ile yapılan basit bir listenin aksine uç noktalar arasındaki mesafeyi veya genişliği öne çıkarır.
Alıştırma
Cümleyi span from A to B kalıbıyla tamamlayın: The course ____ basic grammar ____ advanced academic writing.
Cevabı göster
spans from · to
scientific revolution brought ideas around calculus,
0:27bilimsel devrim kalkülüsle ilgili fikirleri,
The Industrial Revolution saw significant technological and manufacturing developments,
0:33Sanayi Devrimi'nde teknoloji ve üretim alanında önemli gelişmeler yaşandı,
scientists helped spur the formation of the internet as we know it, Kalıp ifadeler
0:41bilim insanları bugün bildiğimiz internetin oluşumunu hızlandırdı,
helped spur the formation of: tek neden olduğunu iddia etmeden oluşuma katkı sağlamak
Helped spur the formation of, bir şeyin gelişmesine veya ortaya çıkmasına katkıda bulunmak anlamına gelir. Spur, bilim insanlarını süreci ilerleten veya hızlandıran bir etki olarak gösterirken helped, onların tek neden değil, etkenlerden biri olduğunu açıkça belirtir. Yapı help + fiilin yalın hâli + isim öbeğidir: helped spur the formation of the internet. Helped to spur da dil bilgisi açısından doğrudur; ancak to olmadan kullanılan biçim kısa ve yaygındır. X helped spur the formation of Y kalıbı, bir teknoloji, kurum, pazar veya hareketin arkasındaki katkı sağlayan güçleri anlatmak için yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
Yeni bir sektörün ortaya çıkmasını teşvik eden bir etkeni, bu sektörü tek başına yarattığını iddia etmeden en iyi hangi cümle anlatır?
- Tax incentives created the local solar industry on their own.
- Tax incentives helped spur the formation of a local solar industry.
- The local solar industry helped form tax incentives.
Cevabı göster
Tax incentives helped spur the formation of a local solar industry.
as a means to share research and ideas. Kalıp ifadeler
0:44böylece araştırma ve fikirleri paylaşmaya yarayan bir araç doğdu.
as we know it: bugün bildiğimiz biçim
as we know it ifadesinde it, the internet ifadesine gönderme yapar; know ise “bir gerçeği bilmek” değil, “aşina olmak” anlamındadır. Bu yüzden ifade, “bugün bize tanıdık gelen biçimiyle” demektir. İfade, iddianın kapsamını daraltır: Bilim insanları her tür ağ teknolojisini sıfırdan yaratmak yerine internetin modern ve tanınabilir biçiminin şekillenmesine yardımcı olmuştur. as we know + nesne kalıbı, genel olarak bir şey ile onun şu anda tanıdık olan biçimini birbirinden ayırır.
Alıştırma
“Streaming changed television as we know it,” cümlesinde “as we know it” ne anlama gelir?
- bugün sahip olduğu tanıdık biçimiyle
- mevcut kanıtların tahmin etmemize izin verdiği ölçüde
- herkesin ezberlediği bir gerçeğe göre
Cevabı göster
bugün sahip olduğu tanıdık biçimiyle
as a means to: bir şeyi amaca yönelik yöntem olarak sunmak
As a means to, önceki şeyi veya eylemi, ardından gelen hedefe ulaşmak için kullanılan bir yöntem olarak sunar. Burada internet, araştırma ve fikirleri paylaşmaya yarayan bir araç olarak anlatılır. Means, “yöntem” veya “araç” anlamındaki bir isimdir; mean fiili değildir. Burada a means tekildir, ancak bu ismin çoğul biçimi de means şeklindedir. as a means to + fiilin yalın hâli kalıbında to, amaçlanan eylemi sunar; örneğin as a means to share.
Alıştırma
Cümleyi “hedefe ulaşmak için bir yöntem olarak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The city created cooling centers ____ protect residents during heat waves.
Cevabı göster
as a means to
have saved more lives than have been lost in all the wars in history. Dilbilgisi
0:50tarih boyunca tüm savaşlarda kaybedilenden daha fazla hayat kurtardı.
more lives than have been lost: karşılaştırmada atılan özne
more + çoğul isim + than kalıbı iki miktarı karşılaştırır. Burada more lives, have saved fiilinin nesnesidir; than sonrasındaki yan cümle ise ikinci miktarı, yani kaybedilen hayatları verir. Kısa ve resmî than have been lost yan cümlesinde karşılaştırılan lives ismi özne olarak anlaşılır ve tekrarlanmaz. have been yardımcı fiil dizisi edilgen present perfect yapısını kurar, kayıpları bugüne kadarki toplam olarak sunar ve etken have saved ile edilgen have been lost yapılarını karşılaştırır.
Alıştırma
Lose fiilinin edilgen present perfect biçimini kullanarak resmî karşılaştırmayı tamamlayın: The rescue program has saved more lives than ____ during the ongoing crisis.
Cevabı göster
have been lost
be at odds: süregelen anlaşmazlık
Be at odds, anlaşmazlık veya çatışma içinde olmak demektir. Bu cümlede, bilimsel başarılara rağmen bilim ile toplumun tam olarak uyumlu olmadığı anlatılır; her bilim insanının toplumdaki her kişiyle bireysel olarak tartıştığı söylenmez. Yaygın kalıplar be at odds with someone or something ve be at odds over ya da about an issue şeklindedir. İfade çoğunlukla görüşlerin, hedeflerin, kanıtların veya eylemlerin süregelen uyumsuzluğunu anlatır; odds sözcüğünün matematiksel anlamını taşımaz.
Alıştırma
Hangi cümle iki bölüm arasında bütçe konusunda süregelen bir çatışmayı en iyi anlatır?
- The two departments are at odds over how to spend the budget.
- The two departments agree on how to spend the budget.
- The two departments are calculating the odds of staying within the budget.
Cevabı göster
The two departments are at odds over how to spend the budget.
or that diseases are spread through germs,
1:05ya da hastalıkların mikroplar yoluyla yayıldığı gibi bilimsel keşifler,
were all once ideas that were rejected by society.
1:08bir zamanlar toplumun reddettiği fikirlerdi.
So much so that Giordano Bruno was burned at the stake for suggesting the Earth wasn't the center of the universe, Notlar
1:11Öyle ki Dünya'nın evrenin merkezi olmadığını öne sürdüğü için Giordano Bruno kazığa bağlanıp yakıldı,
So much so that: dereceyi somut bir sonuca taşımak
So much so that, daha önce ortaya konmuş bir duruma ya da dereceye gönderme yapar ve bunun ne kadar aşırı olduğunu kanıtlayan bir sonuç sunar. Bu cümlede ceza yalnızca başka bir olgu değildir; daha önce anlatılan reddedişin gücünü gösteren bir kanıttır. that sözcüğünden sonraki bölüm sonucu belirtirken neyin derecesinin artırıldığı bu alıntıdan önceki içerikle sağlanır. Bu nedenle bağlaç önceki bağlama dayanır ve normalde bağlamdan bağımsız bir başlangıç olarak kullanılmaz.
Alıştırma
Daha önce belirtilmiş bir dereceye gönderme yapan ve bunun yoğunluğunu kanıtlayan sonucu sunan bağlaçla cümleyi tamamlayın: The town strongly resisted the proposal, ____ residents refused even to discuss it.
Cevabı göster
so much so that
Was burned at the stake: ateşle gerçekleştirilen tarihî idam
Was burned at the stake, bir kişinin dik bir direğe bağlanıp yakılarak öldürülmesi yoluyla idam edildiğini belirten edilgen bir ifadedir. Buradaki stake, bahis veya şirket hissesi değil, idamda kullanılan direktir. Bu cümlede ifade cezanın ölümcül ve aşırı olduğunu gösterir; böylece dinleyicinin kazara oluşan bir yanık yerine zulmün ağırlığını anlamasını sağlar.
Alıştırma
Tarihî bir anlatıda was burned at the stake ne anlama gelir?
- büyük bir mali risk aldıktan sonra para kaybetti
- bir direğin yanında dururken kazara yandı
- bir direğe bağlanıp ateşe verilerek idam edildi
Cevabı göster
bir direğe bağlanıp ateşe verilerek idam edildi
and even Galileo was sentenced to house arrest for supporting the theory. Kelime
1:18Galileo bile bu teoriyi desteklediği için ev hapsine mahkûm edildi.
was sentenced to house arrest: resmî bir hukuki ceza
Burada was sentenced to house arrest, hukuk dilinde edilgen bir ifadedir: mahkeme Galileo'ya ceza olarak resmen ev hapsi verdi. House arrest, kişinin ikametgâhında kalmasını ve genellikle hareketlerinin kısıtlanmasını gerektirir; yalnızca bir evin içinde yakalanmak anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp be sentenced to + punishment biçimindedir; be sentenced to prison ve be sentenced to community service buna örnektir. Burada sentence, adli bir cezayı resmen vermek anlamındaki fiildir; cümle anlamındaki isim değildir.
Alıştırma
Hukuk haberini burada öğretilen tam ceza ifadesiyle tamamlayın: After the trial, the official ____ for six months.
Cevabı göster
was sentenced to house arrest
Today, we see the rejection of scientific evidence for vaccinations,
1:22Bugün aşılarla ilgili bilimsel kanıtların reddedildiğini görüyoruz,
leading to preventable diseases like measles coming back after being wiped out in the year 2000, Notlar
1:26bu da 2000 yılında ortadan kaldırılan kızamık gibi önlenebilir hastalıkların geri dönmesine yol açıyor,
leading to: sonucu önceki yan cümleye bağlamak
Leading to, virgülden önceki durumun sonucunu sunan tamamlayıcı bir -ing yan cümleciğidir. Zaman bildiren başka bir ana fiil değildir. Bu cümlede mantıksal neden bilimsel kanıtların reddedilmesi, sonuç ise önlenebilir hastalıkların geri dönmesidir. Aktarılabilir kalıp clause, leading to + result biçimindedir. To sonrasında sonuç, leading to delays örneğindeki gibi bir isim öbeği veya leading to prices rising örneğindeki gibi kendi öznesi olan bir -ing yan cümleciği olabilir. Okurun leading ifadesini yalnızca en yakın isme bağlamaması için mantıksal ilişki açık olmalıdır.
Alıştırma
Raporu burada öğretilen sonuç bağlama yapısıyla tamamlayın: The server failed overnight, ____ several hours of downtime.
Cevabı göster
leading to
Tamamen ortadan kaldırılmış anlamında wiped out
Burada wiped out, tamamen ortadan kaldırılmış demektir; yani kızamık söz konusu yerde artık dolaşımda değildi. being wiped out yapısında wiped out, edilgen yapının geçmiş zaman ortacı bölümüdür: eylemden etkilenen measles sözcüğüdür. Wipe out sonuca odaklanır ve güçlü bir vurgu taşır. Hastalıklar, nüfuslar, borçlar veya rakiplerle kullanıldığında bunların tümünü ya da neredeyse tümünü ortadan kaldırmak anlamına gelir; bir şeyi bezle temizlemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Tamamen ortadan kaldırma anlamındaki bir öbek fiille cümleyi en iyi hangi seçenek tamamlar? By 2015, the vaccination program had ____ the disease in the region.
- wiped out
- wiped off
- wiped down
Cevabı göster
wiped out
or the rejection of scientific evidence for climate change,
1:32iklim değişikliğine ilişkin bilimsel kanıtların reddedildiğini de görüyoruz,
despite the vast consensus among scientists. Kalıp ifadeler
1:35hem de bilim insanları arasındaki ezici fikir birliğine rağmen.
Geniş ortak uzlaşma için consensus among scientists
Consensus among scientists, bilim topluluğu içinde geniş ölçüde paylaşılan bir görüş demektir. Among, bu uzlaşmayı paylaşan üyelerin bulunduğu grubu tanıtır. Consensus, her bilim insanının aynı fikirde olmasını gerektirmez. Bazı görüş ayrılıklarına izin verirken güçlü bir ortak görüşü anlatır; bu nedenle unanimity olarak anlaşılmamalıdır.
Alıştırma
Cümleyi, bir grup içinde geniş ölçüde paylaşılan uzlaşmayı anlatan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The recommendation reflects a ____ medical researchers.
Cevabı göster
consensus among
As put by Carl Sagan ile as Carl Sagan put it karşılaştırması
Bu giriş ifadesi, ardından gelen düşünceyi Carl Sagan’a atfeder. Put sözcüğü geçmiş zaman ortacı olarak kullanılmak istenmiştir; bu nedenle ifade “Carl Sagan tarafından dile getirildiği gibi” şeklinde anlaşılabilir. Ancak as put by + kişi, tek başına kullanılan bir giriş atfı olarak kulağa garip gelir. Doğal etkin yapı as + kişi + put it biçimidir; burada it ilgili düşünceyi veya ifadeyi temsil eder: As Carl Sagan put it, ... Genel model olarak bu yapı kullanılmalıdır.
Alıştırma
Bir kişinin sözlerini veya düşüncesini sunmadan önce en doğal ve tarafsız atfı hangi cümle kullanıyor?
- As Maya put it, the simplest plan is often the strongest.
- As put by Maya, the simplest plan is often the strongest.
- As Maya put, the simplest plan is often the strongest.
Cevabı göster
As Maya put it, the simplest plan is often the strongest.
we live in a society exquisitely dependent on science and technology, Kelime
1:40bilime ve teknolojiye son derece bağımlı bir toplumda yaşıyoruz,
exquisitely dependent on science and technology ifadesinin anlamı
Burada exquisitely, dependent sözcüğünü niteler. Bağımlılığın derecesini güçlendirirken aynı zamanda bu bağımlılığın hassas bir dengeye sahip, duyarlı veya karmaşık olduğunu düşündürür. Bu retorik cümlede toplum, bilim ve teknolojiye olağanüstü yüksek ve hassas bir derecede bağımlıdır. Exquisitely burada “güzel bir biçimde” anlamına gelmez. Yüksek üsluplu yazılarda incelik veya hassasiyetle ilişkilendirilen bir zarf, bir durumun derecesini ve niteliğini de vurgulayabilir.
Alıştırma
Örnekteki exquisitely dependent ifadesini en iyi hangi seçenek açıklıyor?
- Son derece bağımlı ve aynı zamanda ince bir hassasiyet duygusu taşıyan
- Yalnızca biraz bağımlı
- Görsel olarak güzel bir biçimde bağımlı
Cevabı göster
Son derece bağımlı ve aynı zamanda ince bir hassasiyet duygusu taşıyan
in which hardly anyone knows anything about science and technology. Dilbilgisi
1:44ama bu toplumda bilim ve teknoloji hakkında neredeyse hiç kimse bir şey bilmiyor.
hardly anyone knows anything ile sıfıra yakın bir miktar belirtmek
Hardly, “neredeyse hiç” anlamına gelir. hardly anyone ifadesinde özne “neredeyse hiç kimse” anlamını kazanır; dolayısıyla tüm yan cümle, konu hakkında bilgi sahibi olan neredeyse hiç kimse bulunmadığını söyler. Fikir anlam bakımından olumsuz olduğu için İngilizce, anyone ve anything gibi belirsiz biçimleri doğal olarak kullanır. Kalıp hardly anyone + olumlu biçimde fiil + anything şeklindedir; olumsuza yakın anlamı zaten hardly sağlar.
Alıştırma
Neredeyse hiç kimsenin bilgi sahibi olmadığı anlamını vermek için cümleyi hardly, anyone ve anything kullanarak tamamlayın: After the system failed, ____ knew ____ about the backup plan.
Cevabı göster
hardly anyone · anything
we see that ignoring science has led to the crumbling of societies.
1:50bilimi görmezden gelmenin toplumları çöküşe sürüklediğini görüyoruz.
Güçlü bir tartışma dönüşü olarak And yet,
And yet, dinleyiciye sıradaki iddianın önceki iddianın oluşturduğu beklentiyle çeliştiğini bildiren, cümle başında kullanılan bir bağlayıcıdır. Burada tartışmayı, bilime bağımlı olurken onun hakkında çok az şey bilme şeklindeki modern paradokstan, bilimi görmezden gelmenin ciddi sonuçları olduğunu gösteren tarihsel kanıtlara taşır. And yeni cümleyi devam eden tartışmaya bağlarken yet beklentiye aykırılık katar. Birlikte yalnızca başka bir olgu eklemekten fazlasını yaparlar: güçlü bir dönüş oluşturur ve tarihsel kanıtların önceki gerilime yanıt vermesini sağlarlar.
Alıştırma
Tartışmayı en iyi hangi bağlayıcı tamamlar? The company has doubled its cybersecurity budget. ___, basic password mistakes remain common.
- Therefore
- For example
- And yet
Cevabı göster
And yet
Ancient Greece was a time of great learning around ideas of space, time, and light,
1:55Antik Yunan, uzay, zaman ve ışık fikirleri üzerine büyük bir öğrenme çağıydı,
However, the Romans were complacent with the learnings of the Greeks,
2:04Ancak Romalılar, Yunanlardan öğrendikleriyle yetindi,
and little innovation or exploration of new ideas around science and knowledge took place during this era.
2:07bu dönemde bilim ve bilgiye dair yeni fikirler konusunda çok az yenilik ya da araştırma yapıldı.
Geleneksel bir tarih etiketi olarak “Dark Ages”
Bu cümlede Dark Ages, Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden sonraki Avrupa tarihi dönemi, özellikle de Erken Orta Çağ için kullanılan geleneksel bir addır. Konuşmacı bunu bilimde ve akılcı araştırmada bir gerileme olduğunu düşündürmek için kullanır; dark sözcüğü ışığı gerçek anlamda betimlemez, olumsuz bir değerlendirme taşır. Bu adlandırma geniş kapsamlı ve tartışmalıdır; çünkü bütün dönemi aynı ölçüde bilgisiz veya durağan gösterebilir. Konuşmacının olumsuz karşılaştırmasını fark edin, ancak terimi kesin ve tartışmasız bir tarihsel dönemlendirme olarak görmeyin.
Alıştırma
Bir tarih yazısında Dark Ages büyük olasılıkla neyi belirtir?
- Kesin ve evrensel olarak kabul edilmiş bir tarih aralığı
- Erken Orta Çağ'ın bir bölümü için kullanılan geleneksel ve olumsuz bir etiket
- Avrupa'da gün ışığının olmadığı bir dönem
Cevabı göster
Erken Orta Çağ'ın bir bölümü için kullanılan geleneksel ve olumsuz bir etiket
despite the voices of many supporting logic and reason,
2:21mantığı ve aklı destekleyen pek çok sese rağmen,
Retorik bir mecaz olarak “war on science”
Bu cümlede war on science gerçek bir askerî çatışma iddiası değil, retorik bir mecazdır. war on X kalıbı, X'i zayıflatmaya, reddetmeye, kaynaklarını kesmeye veya bastırmaya yönelik sürekli çabaları örgütlü bir kampanyaymış gibi sunar. Bu çerçeve güçlü bir değerlendirme taşır: konuşmacıyı bilimi savunan tarafta konumlandırır ve çeşitli politika ya da eylemleri devam eden tek bir çatışma altında toplar. war on X ifadesiyle karşılaştığınızda konuşmacının tutumuna bakın ve hangi eylemlerin bu etiket altında toplandığını sorun.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü retorik çerçeveyle tamamlayın: The campaigner described the repeated research cuts as a ____ science.
Cevabı göster
war on
investment in publicly funded research has dropped to less than 0.5% of the GDP, Dilbilgisi
2:28kamu kaynaklarıyla finanse edilen araştırmalara yapılan yatırım GSYİH'nın %0,5'inin altına düştü,
has dropped to ... the lowest it's been in two decades: düşüşün son seviyesi ve tarihsel dip
Has dropped to, daha düşük olan yeni varış noktasını verir: yatırım seviyesi artık GSYİH'nin %0,5'inin altındadır. To, düşüş miktarını değil, ortaya çıkan seviyeyi belirtir. The lowest it's been in two decades, rakamdan sonra tarihsel bir karşılaştırma ekler. It yatırım seviyesine gönderme yapar; the lowest + özne + has veya have been + zaman dilimi kalıbı, o dönem içindeki en uç düşük değeri bildirir.
Alıştırma
Hangi cümle mevcut fon seviyesinin iki milyon dolar olduğunu ve bunun son on yılın en düşük seviyesi olduğunu söylüyor?
- Funding has dropped by $2 million, the largest decrease in ten years.
- Funding has dropped from $2 million to its lowest level in ten years.
- Funding has dropped to $2 million, the lowest it's been in ten years.
Cevabı göster
Funding has dropped to $2 million, the lowest it's been in ten years.
the US has cut at least 300 million dollars from NASA's Earth Science budget,
2:38ABD, NASA'nın Yer Bilimleri bütçesinden en az 300 milyon dolar kesti,
which just happens to include climate science. Ton ve niyet
2:43bu bütçe de tesadüfe bakın ki iklim bilimini kapsıyor.
just happens to include: ironik bir tesadüf
Just happens to + fiilin yalın hâli, bir şeyi kelimenin gerçek anlamıyla rastlantısal veya beklenmedik bir gerçek olarak sunabilir. Ancak bu cümlede just, sözde tesadüfe sivri bir vurgu katar: kesilen bütçe, konuşanın eleştirisiyle doğrudan ilgili alan olan iklim bilimini içerir. Bu ifade, konuşanın bağlantının kasıtlı olduğunu açıkça söylemeden şüphe ima etmesini sağlar. İronik yorum eleştirel bağlam ve tondan doğar; yapının kendisi nötr de olabilir.
Alıştırma
Çıkar çatışmalarının eleştirel biçimde tartışıldığı bir bağlamda The winning bidder just happens to be the mayor's cousin en büyük olasılıkla ne ima eder?
- Konuşan kişi ihaleyi kazananın rastgele seçildiğinden emin.
- Konuşan kişi aile bağının yalnızca bir tesadüf olduğundan şüphe ediyor.
- Konuşan kişi yalnızca konuyla ilgisiz bir aile bilgisi ekliyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi aile bağının yalnızca bir tesadüf olduğundan şüphe ediyor.
Not only does this mean that existing climate studies will be ignored, Dilbilgisi
2:46Bu yalnızca mevcut iklim araştırmalarının görmezden gelineceği anlamına gelmiyor,
but useful data won't even be collected in the future,
2:50gelecekte yararlı verilerin toplanmayacağı anlamına da geliyor,
Not only does this ... but: ikili yapıda devriklik
Not only ilk yan tümcenin başına geldiğinde özne ile yardımcı fiilin yeri değişir: does, özne olan this sözcüğünden önce gelir ve asıl fiil mean yalın hâlde kalır. Bu nedenle Not only this means değil, Not only does this mean denir. Ardından gelen but, ek ve söylem bakımından daha güçlü bir sonucu sunar. but sonrasında also kullanılması yaygındır, ancak burada olduğu gibi atılabilir. Devrik yapı yalnızca Not only yan tümcesine aittir; but yan tümcesinde normal sözcük sırası kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi vurgulu ikili yapı ve gerekli devriklikle tamamlayın: ____ the new policy reduce costs, ____ it also improved response times.
Cevabı göster
Not only did · but
all to serve ideological agendas. Kalıp ifadeler
2:54hem de sırf ideolojik gündemlere hizmet etmek için.
to serve ideological agendas: değerlendirme içeren bir amaç ifadesi
all to serve ideological agendas ifadesinde to ile kurulan mastar, önceki tüm eylemlere atfedilen amacı belirtir: Bu eylemler, önceden belirlenmiş siyasi veya inanca dayalı hedefleri ilerletmek için yapılmış gibi sunulur. Burada serve, bir şeye hizmet sunmak değil, onun çıkarlarını desteklemek veya ilerletmek anlamındadır. Agenda mecazidir; toplantı programını değil, bir hedefler ya da öncelikler bütününü ifade eder. İfade eleştireldir ve ideolojinin kanıtın, tarafsızlığın veya kamu yararının yerini aldığını öne sürer.
Alıştırma
Bu bağlamda to serve ideological agendas ne anlama gelir?
- Birkaç yetkiliye kişisel yardım sağlamak
- Önceden belirlenmiş, belirli inançların yön verdiği hedefleri ilerletmek
- Siyasi toplantılar için program hazırlamak
Cevabı göster
Önceden belirlenmiş, belirli inançların yön verdiği hedefleri ilerletmek
Eksiltili bir itiraz olarak But for what?
But for what? eksiltili bir sorudur: daha önce sözü edilen eylem veya öneri, çıkarılan düşünceyi tamamlar; dolayısıyla tam anlamı “Ama bu eylem hangi amaca veya yarara hizmet edecek?” şeklindedir. Buradaki what, bilimi kısıp baskılamayı sözde haklı çıkaracak hedefi veya kazancı ifade eder. Söylem içindeki işleviyle bu soru, kısa bir itirazla savı keser, bir duraklama yaratır ve dikkati önerilen eylemden, amacının maliyeti haklı çıkarıp çıkarmadığına yöneltir. Ardından konuşmacı önceki yüklemi tekrarlamadan birbiriyle yarışan harcama öncelikleri hakkında kanıt sunabilir.
Alıştırma
Bir politika tartışmasında konuşmacı, maliyetli bir öneriden sonra “But for what?” diyerek esas olarak ne yapar?
- Hangi nesnenin satın alınması gerektiğini sorar.
- Önceki önerinin amacını sorgular.
- Önerinin ne zaman başlayacağını belirtir.
Cevabı göster
Önceki önerinin amacını sorgular.
The bank bailout in America cost more money than NASA's entire 50-year running budget,
2:57Amerika'daki banka kurtarma paketi, NASA'nın 50 yıllık toplam işletme bütçesinden daha pahalıya mal oldu,
a budget that stirs imagination and visions for the future of our world and universe.
3:03bu bütçe dünyamızın ve evrenimizin geleceğine dair hayal gücünü ve vizyonları besliyor.
One month of spending is equivalent to NASA's entire annual budget. Kalıp ifadeler
3:10Bir aylık harcama, NASA'nın bir yıllık toplam bütçesine eşit.
Eşleşen değer veya etki için be equivalent to
Be equivalent to, belirtilen veya bağlamdan anlaşılan bir boyutta “aynı değere, miktara, anlama veya etkiye sahip olmak” demektir. Cümlede bir aylık harcama, parasal büyüklük bakımından NASA’nın yıllık bütçesinin tamamıyla eşleşmektedir. Equivalent, iki şeyin her bakımdan aynı olduğunu ileri sürmez. Karşılaştırma ilgili ölçütle sınırlıdır; bu nedenle A is equivalent to B kalıbı dönüştürmeler, niceliksel karşılaştırmalar ve etki karşılaştırmaları için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi“has the same value as”anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Under this plan, the monthly fee ____ one full day's pay.
Cevabı göster
is equivalent to
the war on science is in full effect under Stephen Harper's Conservative government. Kalıp ifadeler
3:16Stephen Harper'ın Muhafazakâr hükümeti döneminde bilime karşı savaş tüm hızıyla sürüyor.
in full effect: tamamen yürürlükte
In full effect, “tamamen etkin, işler durumda veya açıkça tüm gücüyle sürmekte” anlamına gelir. Burada the war on science ifadesindeki değerlendirmeyi güçlendirir: Konuşmacı, algıladığı kampanyanın daha yeni başlamadığını veya birkaç olayla sınırlı olmadığını, bu hükümet döneminde zaten bütünüyle görünür olduğunu söylüyor. Bu kalıplaşmış ifadede effect, işleyiş veya yürürlük durumunu anlatır. Görsel ya da özel efekt anlamına gelmez. Ayrıca the war on science resmî bir politikanın adı değil, konuşmacının eleştirel tanımlamasıdır.
Alıştırma
“Tamamen yürürlükte” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new safety rules are now ____ throughout the building.
Cevabı göster
in full effect
Our science libraries dedicated to health, environment, fisheries, and oceans are being shut down. Öbek fiiller
3:21Sağlık, çevre, balıkçılık ve okyanuslara adanmış bilim kütüphanelerimiz kapatılıyor.
shut down: bir kurumun faaliyetlerini durdurmak
Shut down, “çalışmayı durdurmak” veya “bir kuruluşun, hizmetin, makinenin ya da sistemin çalışmasını durdurmak” anlamına gelir. Burada bilim kütüphanelerinin kurum olarak kapatılmasını anlatır; yalnızca fiziksel bir kapının kapatılmasını değil. Are being shut down yapısı şimdiki zamanın edilgen biçimidir: are being + geçmiş zaman ortacı. Kapatılmaları şu anda süren süreçler olarak sunar ve eylemi yapanlardan çok kütüphanelere odaklanır. Shut down tek başına kapatmanın geçici mi kalıcı mı olduğunu söylemez; bunu bağlam belirler.
Alıştırma
Shut down ifadesini şimdiki zamanın edilgen biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: The old server ____ for a security upgrade.
Cevabı göster
is being shut down
Laws that were once in place to ensure the protection of endangered species have been gutted, Deyimler
3:27Bir zamanlar nesli tükenmekte olan türlerin korunmasını sağlamak için yürürlükte olan yasaların içi boşaltıldı,
have been gutted: bir yasanın temel gücünü ortadan kaldırmak
Bu cümlede have been gutted, gut fiilinin present perfect edilgen biçimidir. Mecazi anlamda temel hükümlerin veya uygulama gücünün kaldırıldığını, dolayısıyla yasalar resmen varlığını sürdürse bile çok daha etkisiz hâle geldiğini belirtir. Present perfect, geçmişteki değişiklikleri mevcut duruma bağlar. İfade oldukça eleştireldir: küçük bir düzenlemeden değil, ciddi ya da kasıtlı bir biçimde içinin boşaltılmasından söz eder.
Alıştırma
"The consumer-protection law has been gutted." cümlesinde "has been gutted" en olası olarak ne anlama gelir?
- Yalnızca birkaç küçük ifade değişikliği yapılmıştır.
- Temel koruma hükümleri büyük ölçüde kaldırılmıştır.
- Ele aldığı sorunu zaten çözmüştür.
Cevabı göster
Temel koruma hükümleri büyük ölçüde kaldırılmıştır.
with 80% of Canada's 71 freshwater fish species currently at risk of extinction. Kalıp ifadeler
3:31Kanada'daki 71 tatlı su balığı türünün %80'i şu anda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
at risk of extinction: olası zararlı bir sonucu belirtmek
At risk of extinction, neslin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya olmak demektir. be at risk of + isim veya -ing biçimi, gerçekleşmesi olası zararlı sonucu belirtir; burada türlerin karşı karşıya olduğu sonuç extinction sözcüğüdür. At risk, tamamlanmış bir olayı değil, mevcut bir tehlike durumunu anlatır. Türler hâlâ vardır, ancak yok olma ihtimali bildirilecek kadar ciddidir.
Alıştırma
Cümleyi «tehlikesi altında» anlamına gelen üç sözcüklü kalıpla tamamlayın: Without backups, the files are ____ being lost.
Cevabı göster
at risk of
And not only has Prime Minister Stephen Harper eliminated the National Science Advisor role,
3:37Başbakan Stephen Harper, Ulusal Bilim Danışmanı görevini kaldırmakla kalmadı,
but some 2500 federal scientists have lost their jobs.
3:43yaklaşık 2.500 federal bilim insanı da işini kaybetti.
90% of government scientists felt they could not speak freely about their research, Kalıp ifadeler
3:48devlette çalışan bilim insanlarının %90'ı araştırmaları hakkında özgürce konuşamadıklarını belirtti,
speak freely about their research: araştırmaları hakkında kısıtlanmadan konuşmak
Bu cümlede speak freely about their research, bir otoritenin söylediklerini bastırmasından veya cezalandırmasından korkmadan araştırmaları hakkında açık ve dürüst biçimde konuşmak anlamına gelir. freely, bilim insanlarının konuşma becerisini değil, görüşlerini ifade etme özgürlüğünü niteler. Aktarılabilir kalıp speak freely about + konu biçimindedir. Bu ifade çoğu zaman, açık konuşmanın aksi durumda baskı, sansür veya olumsuz sonuçlara yol açabileceğini düşündürür.
Alıştırma
İngilizce cümleyi, derste geçen ve “cezalandırılma korkusu olmadan açıkça konuşmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Staff need to be able to ____ safety concerns.
Cevabı göster
speak freely about
and roughly 25% say they've been forced by the government to change their research for non-scientific reasons. Dilbilgisi
3:53yaklaşık %25'i ise bilimsel olmayan gerekçelerle araştırmalarını değiştirmeye hükümet tarafından zorlandıklarını söylüyor.
been forced by the government to change: hükümet tarafından değişiklik yapmaya zorlanmış olmak
Vurgulanan sözcükler, present perfect edilgen yapıdaki have been forced by the government to change ifadesinin bir parçasıdır. Bilim insanları baskıyı uygulayan değil, baskıya maruz kalan taraftır: by the government eylemi yapanı, to change ise yapmak zorunda bırakıldıkları eylemi belirtir. Aktarılabilir yapı özne + be forced + by + eylemi yapan + to + fiilin yalın hâli biçimindedir. Etken yapıda eylemi yapan başa gelir: the government forced them to change. Force hem etken hem de edilgen yapıda to-infinitive alır; bu yüzden edilgende to korunmalıdır.
Alıştırma
Hangi cümle force fiilinin edilgen yapısını doğru kullanıyor?
- The analyst was forced by the company delete the paragraph.
- The analyst was forced the company to delete the paragraph.
- The analyst was forced by the company to delete the paragraph.
- The analyst forced by the company to delete the paragraph.
Cevabı göster
The analyst was forced by the company to delete the paragraph.
We're told that the remaining funds are geared towards science that has a clear commercial output, Öbek fiiller
3:59Bize, kalan fonların ticari çıktısı açıkça görülen bilimsel çalışmalara yönlendirildiği söyleniyor,
be geared towards + bir hedef
are geared towards science ifadesinde be geared towards, “belirli bir hedef düşünülerek yönlendirilmiş, tasarlanmış veya düzenlenmiş olmak” anlamına gelir. Burada kalan fonların, net bir ticari sonuç üretmesi beklenen araştırmalara yönelik olduğu anlatılır. Kalıp be + geared + towards + isim veya -ing biçimidir. Geared burada mecaz anlamlı bir geçmiş zaman ortacıdır; gerçek mekanik dişlileri değil, bir durumu veya politika yönelimini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “belirli bir kitle için tasarlanmış” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce biçimle tamamlayın: The online workshop ____ first-time managers.
Cevabı göster
is geared towards
at first glance: ilk izlenim
At first glance, “ilk ve yüzeysel bir incelemede” anlamına gelir. Görsel bir tepkiyi anlatabilir; ancak burada daha genel olarak, derinlemesine analizden önce verilen ilk yargıyı ifade eder. Bu kalıp çoğu zaman okuyucuyu bir karşıtlığa hazırlar: Bir şey başlangıçta adil, basit veya ikna edici görünebilir, fakat sonraki kanıtlar bu görüşü değiştirebilir. Böylece bir savı ilk izlenimden yeniden değerlendirmeye doğru düzenlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi ilk ve daha sonra değişebilecek bir izlenimi anlatan sabit ifadeyle tamamlayın: ____, the apartment looks too small, but the second bedroom is hidden behind that door.
Cevabı göster
at first glance
research that isn't a waste of money, so to speak. Ton ve niyet
4:07başka bir deyişle, paranın boşa harcanmadığı araştırmalara.
so to speak: yaklaşık bir etiketten mesafe almak
Bu cümlede so to speak, a waste of money ifadesine dönerek onu ödünç alınmış veya bilinçli biçimde kabaca kullanılmış bir etiket olarak gösterir. Konuşan kişi bu etiketi kelimesi kelimesine doğru bir gerçek olarak tamamen onaylamaz; bu ifadeyle kullanılan sözlerden mesafe alır. Genel olarak so to speak, bir benzetmenin, basitleştirilmiş etiketin veya tam kesin olmayan betimlemenin ardından “tam ya da gerçek anlamlı olmasa da bu ifadeyi kullanırsak” demek için kullanılır. Söylenmiş sözler hakkında yorum yapar; onları söylemek için izin istemez.
Alıştırma
“Calling the unused files a digital attic, so to speak, emphasizes how forgotten they are,” cümlesinde so to speak neyi belirtir?
- Dosyalar gerçekten bir çatı katında saklanmaktadır.
- digital attic ifadesi bilinçli olarak kabaca veya benzetmeli biçimde yapılmış bir betimlemedir.
- Konuşan kişi digital attic ifadesini kullanmak için izin istemektedir.
Cevabı göster
digital attic ifadesi bilinçli olarak kabaca veya benzetmeli biçimde yapılmış bir betimlemedir.
But when Einstein constructed the theory of relativity,
4:10Ama Einstein görelilik teorisini oluşturduğunda,
did he know that it would lead to the development of GPS, Dilbilgisi
4:14bunun GPS'in geliştirilmesine,
nuclear energy, or the original television?
4:17nükleer enerjiye ya da ilk televizyona yol açacağını biliyor muydu?
did he know that it would lead to the development of...: geçmişte gelecek
Ana cümledeki did he know ...? yapısı geçmiş zaman sorusu biçimindedir. Burada soru retoriktir: çevresindeki savın beklediği cevap “hayır”dır ve soru, sonraki uygulamaların makul biçimde öngörülemeyeceğini göstermek için kullanılır. That yan cümlesindeki would lead, geçmişte gelecek anlamını taşır. Geçmişteki bakış noktası Einstein'ın bilme anıdır ve bu gelişmeler o noktadan bakıldığında hâlâ gelecektedir. Bu yüzden would burada will sözcüğünün geçmiş bakış açısına kaydırılmış karşılığıdır; sonucun yalnızca varsayımsal olduğunu göstermez.
Alıştırma
lead to ifadesini geçmişte gelecek biçiminde kullanarak geriye dönük soruyu tamamlayın: When the engineers noticed the flaw in 1995, did they know that it ____ a major safety reform?
Cevabı göster
would lead to
short-sighted: uzun vadeli sonuçları göz ardı etmek
Bu cümlede short-sighted mecazi anlamdadır: anlık ticari sonuçlara gereğinden fazla önem veren ve bilimin uzun vadeli değerini hesaba katmayan bir yaklaşımı anlatır. Burada görme yetisinden söz edilmez. Bu sıfat, sınırlı görüş fikrini öngörü eksikliğine aktarır. Öngörülebilir gelecek sonuçlarını göz ardı eden kararları, planları veya öncelikleri eleştirmek için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki sıfatla tamamlayın: Cutting maintenance costs now, even though it will make future repairs far more expensive, is ____.
Cevabı göster
short-sighted
Science is much more than a body of knowledge and applications. Kalıp ifadeler
4:30Bilim, bir bilgi ve uygulama bütününden çok daha fazlasıdır.
a body of knowledge: düzenlenmiş bir bilgi bütünü
Burada a body of knowledge, bir alanla ilişkili, birikmiş ve düzenlenmiş bilgi bütünü anlamına gelir. Body sözcüğü soyut ve toplu bir anlam taşır: fiziksel bir beden değil, birbiriyle bağlantılı fikir ve bulgulardan oluşan kapsamlı bir bütündür. Bu ifade, bilgiyi tek bir olgu ya da dağınık bir bilgi listesi yerine gelişmiş bir sistem olarak sunar. Disiplinleri, meslekleri ve çalışma alanlarını tanımlarken yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: Archaeology draws on ____ built up through excavation, analysis, and debate.
Cevabı göster
a body of knowledge
unravel the world's mysteries: aşamalı keşif için bir mecaz
Unravel sözcüğünün gerçek anlamı, birbirine dolaşmış iplikleri ayırmaktır. Nesnesi mysteries olduğunda mecazlı kullanılır: bilimsel düşünme, ipuçlarını ve bağlantıları adım adım izleyerek karmaşık ve gizli bir şeyi anlaşılır hâle getirir. Bu nedenle ifade, dünyayı fiziksel olarak parçalara ayırmayı değil, bir keşif sürecini anlatır. Başka bağlamlarda bir plan, ilişki veya durum özne olarak unravel olabilir; bu durumda anlam “çözülmeye ya da dağılmaya başlamak”tır. Buradaki nesne ise “dolaşıklığı açar gibi çözme” anlamını belirginleştirir.
Alıştırma
“The researchers worked for years to unravel the mystery of the disease,” cümlesinde “unravel the mystery” neyi vurgular?
- Karmaşık bir gizemi aşamalı olarak anlaşılır hâle getirmek
- Soruşturmanın kendisinin dağılmasını izlemek
- Hastalığı fiziksel olarak parçalara ayırmak
Cevabı göster
Karmaşık bir gizemi aşamalı olarak anlaşılır hâle getirmek
a way of thinking, a way to unravel...: paralel bir tanım oluşturmak
Tekrarlanan “a way ..., a way ...” çerçevesi, bilime ilişkin iki eş düzeyli tanım sunar. Konuşmacı bilimi yalnızca biriktirilmiş bilgi olarak görmek yerine önce bir düşünme alışkanlığı olarak yeniden çerçeveler, ardından tanımı bilinmeyeni keşfetme yöntemine doğru genişletir. Tamamlayıcılar farklı ama doğal iki kalıp kullanır: a way of + -ing etkinliğin türünü adlandırırken a way to + fiilin yalın biçimi, bir eyleme veya sonuca götüren araç ya da yolu vurgular. a way ifadesinin tekrarı tanıma ritim katar ve ikinci düşüncenin birincinin bilinçli bir devamı gibi hissedilmesini sağlar.
Alıştırma
Paralel tanımı a way ifadesinin iki biçimiyle tamamlayın: Good journalism is ____ asking careful questions, ____ uncover the facts.
Cevabı göster
a way of · a way to
where we can look at all the facts to make informed decisions Kalıp ifadeler
4:39tüm gerçeklere bakıp bilinçli kararlar vermenin bir yoludur,
instead of relying on preconceived notions and biases. Notlar
4:43peşin hükümlere ve önyargılara bel bağlamak yerine.
Make informed decisions: ilgili gerçeklere dayanarak karar vermek
make informed decisions ifadesinde informed, ilgili gerçekler ve kanıtlar değerlendirildikten sonra yapılan seçimleri anlatır. Kararların kendisine bilgi verildiği anlamına gelmez. Önceki look at all the facts ifadesi, kullanılan bilginin kaynağını gösterir. Daha genel olarak make an informed decision, tahminde bulunmak veya varsayımları izlemek yerine yeterli ve ilgili bilgiyle seçim yapmak demektir.
Alıştırma
Cümleyi “ilgili bilgilere dayanarak karar vermek” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: After reviewing the costs, risks, and benefits, we can ____.
Cevabı göster
make an informed decision
Instead of relying on: bir alternatifi ulaçla reddetmek
Instead of, başka bir eylem tercih edilirken reddedilen alternatifi tanıtır. Burada instead of relying on, peşin hükümlere ve önyargılara dayanmayı; gerçekleri inceleme ve bilinçli kararlar verme şeklindeki tercih edilen eylemle karşılaştırır. of bir edat olduğu için instead of sonrasında bir eylem genellikle -ing biçimiyle ifade edilir: instead of relying kullanılır, instead of rely kullanılmaz. Aynı yapı başka durumlarda da eylemleri karşılaştırabilir: do X instead of doing Y.
Alıştırma
Reddedilen bir alternatifi göstermek için cümleyi vurgulanan yapıyla tamamlayın: We checked the original data ____ one online comment.
Cevabı göster
instead of relying on
peşin hükümler ve yanlılıklar
Preconceived notions, ilgili olgular incelenmeden önce oluşmuş inanç veya yargılardır. Burada preconceived, görüşün yalnızca daha önceden var olduğunu değil, yeterli kanıta dayanmadığını belirten olumsuz bir anlam da katar. Biases, yargıyı sistematik biçimde belirli bir yöne çeken eğilimlerdir. Konuşmacı preconceived notions ile biases ifadelerini bağlayarak hem önceden var olan inançları hem de olguların seçilme veya yorumlanma biçimini çarpıtabilecek eğilimleri adlandırır.
Alıştırma
Cümlede bağlanan iki terimi en iyi hangi yorum açıklar?
- Her iki terim de yalnızca erkenden yapılmış planlar anlamına gelir.
- Preconceived notions önceden var olan inançlar, biases ise yargıyı çarpıtan eğilimlerdir.
- Preconceived notions doğrulanmış olgular, biases ise tarafsız fikirlerdir.
Cevabı göster
Preconceived notions önceden var olan inançlar, biases ise yargıyı çarpıtan eğilimlerdir.
Bilim bir siyasi parti seçmez. Yalnızca kanıtlara bağlı kalır.
Konuşmacı, science kavramını sanki bağlılık göstereceği tarafı seçebilirmiş gibi kişileştirir. İlk kısa cümle parti bağlılığını reddeder, ikinci cümle ise dikkati yol gösterici ilkeye, yani evidence kavramına yöneltir. Paralel özne-fiil yapısı ile political party ve evidence arasındaki karşıtlık, daha geniş bir savı akılda kalıcı bir kapanışta yoğunlaştırır. Cümleler, kişisel seçimler yapan bir aktörün gerçek anlamlı tanımı olarak değil, bilime kanıtların yön vermesi gerektiğini söyleyen retorik bir iddia olarak anlaşılmalıdır.
Alıştırma
İki cümlenin savı nasıl düzenlediğini en iyi hangi analiz açıklar?
- Science kavramını kişileştirir, parti bağlılığı ile kanıtları karşılaştırır ve iki kısa cümle kullanır.
- Her bilim kurumunun hukuki statüsünü tanımlar.
- Kanıtların bir siyasi partiye uyacak şekilde seçilmesi gerektiğini savunur.
Cevabı göster
Science kavramını kişileştirir, parti bağlılığı ile kanıtları karşılaştırır ve iki kısa cümle kullanır.
Adheres to evidence: resmî ve sürekli bağlılık
Burada adheres to evidence, bir tutumun veya eylemlerin sürekli olarak kanıta dayandırılması anlamına gelir. Özne kişileştirilmiş bilim düşüncesidir; dolayısıyla ifade fiziksel olarak yapışmayı değil, bir ölçüte bağlılığı anlatır. Bu soyut anlamda adhere fiilinden sonra to gelir: adhere to evidence, rules, standards veya principles. Uymayı disiplinli ve sürekli bir davranış olarak sunar ve follow fiilinden daha resmî duyulur.
Alıştırma
Hedef ifade adhere to'nun doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: The laboratory ____ strict safety standards during every trial.
Cevabı göster
adheres to
But just like good policy is supported by science, Anlatım akışı
4:51Ancak iyi politikalar bilimle desteklendiği gibi,
science is supported by funding and advocacy from our governments.
4:54bilim de hükümetlerimizin sağladığı finansman ve savunuculukla desteklenir.
Just like ... is supported by ...: aynalı bir edilgen benzetme
Cümle, bir benzerlik kurmak için just like kullanır ve X is supported by Y edilgen kalıbını tekrarlar. İlk yan cümlede science, good policy için destek kaynağıdır; ikinci yan cümlede ise science, hükümetlerin finansmanı ve savunuculuğuyla destek alan şey hâline gelir. Bu rol değişimi aynalı bir zincir oluşturur: politika bilime, bilim de kamusal desteğe bağlıdır. Kasıtlı tekrar geçişi mantıklı gösterir ve karşılıklı bağımlılığı vurgular; just like, iki destek türünün aynı olduğu iddiasını değil, konuyla ilgili bir paralelliği belirtir.
Alıştırma
Tekrarlanan yapı bu cümlede ne yapıyor? Just like volunteers are supported by the community, the community is supported by volunteers.
- Karşılıklı desteği göstermek için rolleri tersine çevirir.
- Yalnızca gönüllülerin destek aldığını söyler.
- İki destek türünün her bakımdan aynı olduğunu iddia eder.
- Karşılaştırma yapmadan ilgisiz iki gerçeği sıralar.
Cevabı göster
Karşılıklı desteği göstermek için rolleri tersine çevirir.
Seçim ifadesi head to the polls
Bu seçim bağlamında head, “gitmek” veya “bir yere yönelmek” anlamında kullanılan bir fiildir. Head to the polls, genellikle oy verme yerine giderek oy kullanmak demektir; daha geniş anlamda bir seçime katılıp oy vermeyi de ifade edebilir. Buradaki the polls, oy verme işlemini veya oy verilen yeri anlatır. Kamuoyu anketleri ya da anket sonuçları anlamına gelmez.
Alıştırma
Seçim haberlerinde head to the polls en doğal olarak ne anlama gelir?
- Anketlerde hangi adayın önde olduğunu kontrol etmek.
- Oy pusulalarını saymak için gönüllü olmak.
- Oy verme yerine gidip oy kullanmak.
- Seçimin nihai sonucunu açıklamak.
Cevabı göster
Oy verme yerine gidip oy kullanmak.
is a vote for knowledge and progress based in reality.
5:03gerçekliğe dayanan bilgi ve ilerlemeye verilmiş bir oy olduğunu unutmayın.
a vote for X is a vote for Y kalıbı
Tekrarlanan a vote for X is a vote for Y kalıbı, mesajı bir denklem gibi düzenler: X’i seçmek veya desteklemek, Y’yi de desteklemek olarak sunulur. Bu cümlede bilime verilen destek, bilgiye ve gerçekliğe dayanan ilerlemeye verilen destekle ilişkilendirilir. İkinci a vote for, oy pusulasında ayrı bir kutuyu anlatmaz. is fiili, ikna edici bir değer iddiası kurar ve dinleyiciyi siyasi bir seçimi ona bağlanan değerler ve sonuçlar üzerinden görmeye yönlendirir.
Alıştırma
“A vote for the library is a vote for the whole community,” sloganında tekrarlanan kalıp ne yapar?
- Oy kullanmak için kaydolmanın yasal adımlarını açıklar.
- Seçmenlerin iki ayrı oy kullanması gerektiğini söyler.
- Bir kamuoyu anketinden alınan tarafsız bir ölçümü bildirir.
- Kütüphaneyi desteklemeyi daha geniş bir toplumsal değeri desteklemek olarak sunar.
Cevabı göster
Kütüphaneyi desteklemeyi daha geniş bir toplumsal değeri desteklemek olarak sunar.
Look at your party's policies on science and take a stand. Deyimler
5:07Partinizin bilim politikalarına bakın ve tavrınızı ortaya koyun.
Take a stand: net bir tutumu kamuya açıklamak ve savunmak
Bu cümlede take a stand, açık bir tutumu kamuya ifade etmek ve onu desteklemeye hazır olduğunu göstermek demektir. Konuşmacı, partinin bilim politikaları incelendikten sonra kesin bir tepki verilmesini istiyor; kimsenin fiziksel olarak ayağa kalkmasını istemiyor. Daha genel olarak bu ifade, bir inancı görünür bir bağlılığa dönüştürür. Temel fikir yalnızca bir görüşe sahip olmak değil, o görüşü açıkça belirtmek ve onu savunmaya ya da ona göre hareket etmeye hazır olmaktır.
Alıştırma
“Kararlı bir tutumu kamuya açıklamak ve desteklemek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: When the board asks about the disputed safety rule, don't remain silent—____.
Cevabı göster
take a stand
If you believe in the message of integrating science successfully into our societies,
5:10Bilimi toplumlarımıza başarıyla entegre etme mesajına inanıyorsanız,
to remind the world how important science is.
5:19böylece dünyaya bilimin ne kadar önemli olduğunu hatırlatın.