Merak Etmeyin, Kimsenin Umurunda Değil: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Konuşma, başkalarının bizi öz bilincimizin düşündürdüğünden çok daha az fark ettiğini savunuyor ve bu kayıtsızlığı acı bir gerçek olmaktan çıkarıp sıradan utanç risklerini göze alma iznine dönüştürüyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. how negligible a thing we are — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: resmî how + sıfat + a + tekil isim yapısını çözümleyin ve geniş dünyadaki küçüklüğümüze ilişkin dolaylı farkındalığı nasıl güçlendirdiğini anlayın. 2. dwelling on — Phrasal verbler: bir şeyi genellikle gereğinden uzun süre tekrar tekrar düşünme veya konuşma anlamını tanıyın; hatalar, anılar, kaygılar ya da geçmiş sözler için kullanın. 3. give a damn — Deyimler ve mecazlı ifadeler: özellikle olumsuz cümlelerde “önemsemek” anlamına gelen bu gayriresmî ve biraz kaba ifadeyi anlayın; kibar veya resmî ortamlarda kullanmayın.
Bu derste
We tend to begin our lives with a deeply unrepresentative experience, Kelime
0:04Hayatlarımıza genellikle son derece istisnai bir deneyimle başlama eğilimindeyiz,
genel durumu hiç temsil etmeyen bir deneyim
Burada unrepresentative, deneyimin sonraki yaşamın daha geniş ve genel düzenini doğru biçimde yansıtmadığı anlamına gelir. Deneyimin olağan olanı anlamak için kötü bir ölçüt olduğunu anlatır; bir kişiyi temsil edememek anlamına gelmez. Deeply sıfatı güçlendirir: uyumsuzluk küçük değil, büyüktür. Bu bağlamda, yaşamın başında görülen olağanüstü yoğun ilgi, sonraki beklentiler için güvenilmez bir temel olarak sunulur.
Alıştırma
Bir örneklemin neden unrepresentative olduğunu en iyi hangi ifade açıklar?
- Küçük ölçekli anket, tüm kasabanın görüşlerini yansıtmıyor.
- Ankette birkaç zor soru bulunuyor.
- Anket beklenenden daha geç tamamlandı.
Cevabı göster
Küçük ölçekli anket, tüm kasabanın görüşlerini yansıtmıyor.
that of being surrounded by people who care to an extraordinary extent about us. Kalıp ifadeler
0:08o da bizi olağanüstü derecede önemseyen insanlarla çevrili olma deneyimidir.
olağanüstü yüksek bir derecede
To an extraordinary extent, olağanüstü yüksek bir derecede anlamına gelen resmî bir zarf ifadesidir. Bu cümlede care about us ifadesini niteler ve insanların bizi ne kadar çok önemsediğini gösterir. Burada extent fiziksel alanı veya mesafeyi değil, dereceyi belirtir. to + an adjective + extent yapısı, bir niteliğin veya eylemin ne derece geçerli olduğunu ölçebilir.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The new evidence changed our understanding of the issue ____.
Cevabı göster
to an extraordinary extent
We look up from the dreams and confusions of early infancy
0:15Erken bebeklik döneminin rüyaları ve kafa karışıklıkları içinden başımızı kaldırıp baktığımızda,
and may find a smiling face or two observing us with the utmost tenderness and concern. Kalıp ifadeler
0:19bizi son derece şefkat ve ilgiyle izleyen gülümseyen bir veya iki yüzle karşılaşabiliriz.
en üst düzey şefkat ve özenle
With the utmost + isim, bir tutumun veya niteliğin mümkün olan en yüksek derecesini ifade eder. Burada with the utmost tenderness and concern bir durum zarfı işlevindedir: Yüzlerin nerede olduğunu değil, bizi nasıl izlediğini anlatır. Tenderness ve concern birbirine bağlanmıştır; böylece konuşan kişi hem şefkatin hem de ilginin en yüksek derecede gösterildiğini ifade eder. Bu özenli anlatım, bakışı özellikle sevgi dolu ve koruyucu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The nurse handled the injured bird with the ____.
- utmost carefully
- utmost care
- careful utmost
- utmost caring
Cevabı göster
utmost care
They watch us as a rivulet of saliva leaks slowly from the corner of our mouth
0:26Ağzımızın kenarından yavaşça bir tükürük damlası süzülürken bizi izlerler
and rush to wipe it away as if dabbing at a precious canvas, Deyimler
0:31ve değerli bir tuvale dokunurcasına nazikçe onu silmek için acele ederler,
sanki değerli bir tuvale hafifçe dokunuyormuş gibi
As if gerçek bir özdeşlik değil, hayalî bir benzetme başlatır. As if dabbing at a precious canvas ifadesinde kişi, değerli bir sanat eseri üzerinde çalışıyormuş gibi küçük ve nazik dokunuşlarla siler; silinen şey aslında bir tuval değildir. Dab at, yüzeyi geniş hareketlerle ovalamak veya silmek yerine ona hafifçe ve çoğu zaman tekrar tekrar dokunmak demektir. Bu imge, hareketin özenini ve inceliğini canlı biçimde gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede hayal edilen hareket biçimini en iyi anlatan ifadeyi seçin: Maya wiped the spill in tiny touches, as if ____.
- dabbing at a precious canvas
- carrying a canvas across the room
- painting a wall with broad strokes
- scrubbing a dirty floor
Cevabı göster
dabbing at a precious canvas
then indulgently stroke the fine soft hairs on our delicate scalps.
0:35sonra da hassas kafa derimizdeki ince yumuşacık saçları şefkatle okşarlar.
when at last we succeed in pulling our first smile.
0:43sonunda ilk gülümsememizi yapmayı başardığımızda.
the best teachers encourage us when we find something difficult.
0:59en iyi öğretmenler, bir şeyi zor bulduğumuzda bizi cesaretlendirirler.
They're keen to detect and encourage the early tentative signs of our particular talents.
1:04Özel yeteneklerimizin ilk belirsiz işaretlerini tespit edip desteklemeye isteklidirler.
we grow up and are inducted into a horrific reality. Kelime
1:12büyürüz ve korkunç bir gerçeklikle tanışırız.
Are inducted into: mecaz olarak resmî kabul
Burada are inducted into edilgen yapıdadır: be + inducted + into. Gerçek anlamıyla, birinin genellikle bir törenle bir kuruluşa veya onursal gruba resmen kabul edilmesini anlatır. Konuşmacı bu resmî görüntüyü büyümenin bir benzetmesi olarak kullanır. Gerçek bir tören yoktur; yetişkin olmak, korkutucu ve kayıtsız bir sistemin içine alınmak gibi sunulur. Bu da cümleye karanlık ve ironik bir ton verir.
Alıştırma
Özgün cümlede are inducted into a horrific reality neyi düşündürüyor?
- Büyümek, korkutucu bir yetişkin sistemine resmen girmek gibi sunuluyor.
- Yetişkinler çocukların söylediği veya yaptığı her şeye etkin biçimde saldırıyor.
- Çocuklar yetişkin olmadan önce gerçek bir törene katılıyor.
Cevabı göster
Büyümek, korkutucu bir yetişkin sistemine resmen girmek gibi sunuluyor.
We exist in a world of astonishing indifference to almost everything we are, Kalıp ifadeler
1:17Olduğumuz,
or do.
1:25veya yaptığımız neredeyse her şeye şaşırtıcı bir kayıtsızlık duyan bir dünyada var oluruz.
Indifference to: önemsenmeyen hedefi belirtmek
Indifference to, birine veya bir şeye karşı ilgi, önemseme ya da tepki eksikliğini anlatır. indifference isminden sonra to gelir ve bu ilgisizliğin yöneldiği hedefi belirtir. Etkin biçimde sevmeme veya karşı çıkma anlamına gelmez. Bu cümlede dünya; kim olduğumuzu, ne düşündüğümüzü, ne söylediğimizi veya ne yaptığımızı neredeyse hiç fark etmeyen ya da önemsemeyen bir yer olarak anlatılır.
Alıştırma
indifference sözcüğünü doğru edatla kullanarak cümleyi tamamlayın: The manager's ____ repeated safety complaints upset the staff.
Cevabı göster
indifference to
'the point really hits home' deyimi
Bu cümlede the point really hits home, fikrin sonunda derin ve kişisel bir biçimde anlaşıldığı anlamına gelir. Really sözcüğü duygusal etkiyi güçlendirir. Hit home bir deyimdir: Bir gerçek, uyarı, eleştiri veya mesaj soyut görünmekten çıkıp kişisel olarak gerçek hâle geldiğinde hits home olur. Buradaki home bir varış noktasını belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi “derinden anlaşıldı ve duygusal olarak gerçek hâle geldi” anlamındaki deyimle tamamlayın: After I visited the shelter, the need for more volunteers finally ____.
Cevabı göster
hit home
or wandering the streets of the city at night on our own
1:32ya da gece vakti şehrin sokaklarında tek başımıza dolaşıyor olabiliriz
'it occurs to us with full force' yapısı
it occurs to us ifadesinde occur to someone, bir fikrin o kişinin zihnine veya farkındalığına gelmesi demektir. Us, bu farkındalığı yaşayan gruptur. It, ardından gelen that veya how yan cümlesinde belirtilen fikre önceden gönderme yapar. With full force, farkına varmanın güçlü bir duygusal veya zihinsel etkiyle geldiğini ekler. Burada occur bir olayın gerçekleşmesi anlamına gelmez; bütün yapı, bir fikrin güçlü biçimde farkına varmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi occur to someone yapısı ve with full force pekiştiricisiyle tamamlayın: As he looked at the flooded road, it ____ him ____ that he could not get home.
Cevabı göster
occurred to · with full force
how negligible a thing we are in the wider scheme. Dilbilgisi
1:38şu devasa düzende ne kadar önemsiz bir şey olduğumuz.
how negligible a thing we are: how + sıfat + a + isim yapısı
How negligible a thing we are, how + sıfat + a/an + tekil sayılabilen isim + özne + fiil biçimindeki resmî yapıyı kullanır. Sıfatın ifade ettiği dereceyi vurgular. Yan cümle how ile başlasa da soru değildir; we are biçimindeki normal özne-fiil sırasını korur. a thing isim grubu insanlığı uzaktan, tek ve küçücük bir nesne gibi gösterir. Daha az resmî İngilizcede isim kullanılmadan how negligible we are denmesi daha yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle resmî how + sıfat + a + tekil isim yapısını doğru kullanıyor?
- It made us realize how small a part we play in the universe.
- It made us realize what small a part we play in the universe.
- It made us realize how a small part we play in the universe.
Cevabı göster
It made us realize how small a part we play in the universe.
No one in the crowds we pass knows anything about us.
1:42Yanından geçtiğimiz kalabalıklardaki hiç kimse bizim hakkımızda hiçbir şey bilmez.
is of no concern to them: be of + soyut isim
Is of no concern to them, bir şeyin onlar için önemli olmadığını veya ilgilendikleri bir konu olmadığını belirtir. Burada concern isimdir; to them ise kimin ilgisinin ya da önem vermesinin değerlendirildiğini gösterir. İfade, resmî be + of + soyut isim yapısını kullanır. No değerlendirmeyi kesinleştirir: onların bakış açısından bizim iyiliğimizin hiçbir önemi veya ilgisi yoktur.
Alıştırma
Cümleyi, komite için önemli olmadığı anlamına gelen tam resmî ifadeyle tamamlayın: The color of the folder ____.
Cevabı göster
is of no concern to the committee
They jostle against us on the pavements and treat us as a mere impediment to their progress.
1:49Kaldırımlarda bizi itip kakarlar ve ilerlemelerinin önünde sadece bir engel olarak görürler.
We're tiny against the towers and brightly-lit flashing advertising hoardings.
1:54Kulelerin ve parlak ışıklarla yanıp sönen reklam panolarının yanında küçücüğüzdür.
but we make it all the more so by focusing only on its darkest dimensions. Dilbilgisi
2:06ama biz sadece en karanlık boyutlarına odaklanarak onu daha da içinden çıkılmaz hale getiririz.
all the more so: önceki bir niteliği daha da güçlendirmek
Burada all the more so, daha da sert anlamına gelir. make it all the more so yapısında so, daha önce geçen stern niteliğinin yerini tutar; bu nedenle anlamındaki bir bağlaç değildir. Bu kullanım stern sözcüğünün tekrarlanmasını önler ve zaten geçerli olan bir niteliği güçlendirir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp X is adjective, and Y makes it all the more so. şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi all ile başlayıp so ile biten dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın. Bu ifade frustrating sözcüğünün yerini tutup niteliği güçlendirir: The delay was frustrating, and the lack of updates made it ____.
Cevabı göster
all the more so
We remain grief-stricken by how invisible we are.
2:12Ne kadar görünmez olduğumuz gerçeğiyle keder içinde kalırız.
we cease to put this bracing thought to its proper philosophical purpose, Kalıp ifadeler
2:16bizi kendimize getiren bu düşünceyi asıl felsefi amacına hizmet etmek için kullanmayı bırakırız,
put this bracing thought to its proper philosophical purpose: bir düşünceyi bir hedefe uygulamak
Put this bracing thought to its proper philosophical purpose, düşünceyi uygun felsefi işlevini yerine getirecek şekilde uygulamak anlamına gelir. put + object + to + purpose kalıbında put, bir şeyi fiziksel olarak yerleştirmek değil, kullanmak veya uygulamak demektir. Bracing, keskin veya insanı gerçekle yüzleştiren ama aynı zamanda zihni güçlendirebilen ya da tazeleyebilen bir düşünceyi anlatır. İfadenin bütünü, rahatsız edici bir farkındalığı daha açık ve özgür düşünmenin aracı olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede put something to a purpose, bir şeyi bir hedef için uygulamak anlamında kullanılmıştır?
- The town put the empty building to a public purpose by opening a library there.
- The town put the empty building up for sale in June.
- The town put the empty building on its list of unsafe properties.
Cevabı göster
The town put the empty building to a public purpose by opening a library there.
gnawing at us all the while: süren iç sıkıntısı
Burada gnaw at us mecazidir. Sorun, bir hayvanın bir şeyi yavaşça kemirmesi gibi, konuşanları içten içe rahatsız etmeyi sürdürür. Suçluluk, kuşku veya endişe gibi duygular gnaw at someone kalıbıyla kullanılabilir. All the while, “bütün bu süre boyunca” demektir. Which is gnawing at us all the while ifadesindeki -ing biçimi, sıkıntının kısa süreli değil, devam eden bir durum olduğunu gösterir.
Alıştırma
Suçluluğun akşam yemeği boyunca onu rahatsız ettiğini anlatan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: He laughed with everyone, but guilt was ____.
Cevabı göster
gnawing at him all the while
an ongoing and highly corrosive sense of self-consciousness.
2:27yani süregelen ve fazlasıyla yıpratıcı olan o öz-bilinç hissinden.
we haven't accepted the indifference of others at all.
2:34başkalarının kayıtsızlığını aslında hiç kabullenmemişizdir.
we know and suffer intensely from just how much,
2:38ne kadar da çok olduğunu bilip bundan derinden acı çekeriz,
We are extremely worried about how high-pitched and odd our voice sounded when we asked the waiter for a bit more milk.
2:46Garsondan biraz daha süt istediğimizde sesimizin ne kadar tiz ve tuhaf çıktığı konusunda son derece endişeleniriz.
We're certain that the sales attendant noticed how out of shape our stomach is. Deyimler
2:53Satış görevlisinin göbeğimizin ne kadar formsuz olduğunu fark ettiğinden eminizdir.
out of shape: fiziksel olarak formsuz
Bir kişi için out of shape genellikle fiziksel olarak formda olmamak anlamına gelir. Bu cümlede stomach için kullanıldığı için konuşan kişi, karnının sıkı görünmediğinden veya fiziksel durumunun iyi olmadığından endişe eder. Burada ifade belirli bir geometrik şekli anlatmaz. Beden ve egzersiz bağlamı, fiziksel form anlamını etkinleştirir.
Alıştırma
'Fiziksel olarak formda olmayan' anlamındaki ders deyimiyle cümleyi tamamlayın: After months without exercise, I am ____.
Cevabı göster
out of shape
The people in the restaurant where we're eating alone
2:58Tek başımıza yemek yediğimiz restorandaki insanlar
are undoubtedly spending considerable time wondering why we have no friends.
3:00hiç şüphesiz, neden hiç arkadaşımız olmadığını merak ederek epey zaman harcıyorlardır.
they're still dwelling on that slightly stupid thing we said last month about the US sales strategy. Öbek fiiller
3:06geçen ay ABD satış stratejisi hakkında söylediğimiz o biraz aptalca şeye hala kafayı takmış durumdadırlar.
Dwelling on: bir şeyi düşünmeye veya konuşmaya devam etmek
Burada dwelling on, artık geride bırakmak daha iyi olacakken bir şeyi tekrar tekrar düşünmeye veya konuşmaya devam etmek anlamına gelir. Still, bunun beklenenden daha uzun sürdüğü fikrini güçlendirir. Kalıp dwell on + konu şeklindedir. Genellikle gereğinden fazla ilgi gören bir hata, kaygı, anı veya ayrıntıya işaret eder.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “bir şeyi çok uzun süre düşünmeye devam etmek” anlamına gelen phrasal verb ile tamamlayın: "Try not to ____ one small mistake."
Cevabı göster
dwell on
Went to bed with: yetişkinlere özgü örtmeceli bir ifade
Yetişkinlerin ilişkiler hakkında konuştuğu bağlamlarda went to bed with genellikle yalnızca birinin yanında uyumak değil, “biriyle cinsel ilişkiye girmek” anlamına gelir. Özel bir cinsel eylemi dolaylı biçimde anlatan örtmeceli bir ifadedir. a person we went to bed with ifadesinde person, with edatının nesnesidir. İlgi sözcüğü whom veya that atılmıştır; tam kalıp a person whom/that we went to bed with şeklindedir.
Alıştırma
Yetişkinlerin ilişkiler hakkında konuştuğu bir bağlamda "A person we went to bed with 4 years ago" büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Konuşanın dört yıl önce cinsel ilişkiye girdiği biri
- Konuşandan önce uyumaya giden biri
- Dört yıl önce konuşana yatak satan biri
Cevabı göster
Konuşanın dört yıl önce cinsel ilişkiye girdiği biri
is to this day thinking ill of us in some powerful but undefined way. Kalıp ifadeler
3:13bugüne kadar hala güçlü ama belirsiz bir şekilde bizim hakkımızda kötü düşünüyordur.
to this day (bugüne kadar) ... think ill of someone (biri hakkında kötü düşünmek)
To this day, “geçmişte başlayan bir durumdan sonra hâlâ şimdi de” anlamına gelir. Olumsuz görüşün uzun süredir devam ettiğini gösterir. To think ill of someone, biri hakkında kötü veya onaylamayan bir görüşe sahip olmak demektir. Burada ill, görüşü niteler; birinin hasta olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Yukarıda öğrenilen iki ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, she ____ us because of that old argument.
Cevabı göster
To this day · thinks ill of
We don't really have any evidence for this, Anlatım akışı
3:18Aslında buna dair hiçbir kanıtımız yoktur,
and yet it can feel like an emotional certainty.
3:20yine de duygusal bir kesinlik gibi hissettirebilir.
kanıt yok ... ama yine de ... duygusal kesinlik
İlk cümlecik akılcı tarafı verir: düşünceyi destekleyen gerçek bir kanıt yoktur. And yet, şaşırtıcı veya çelişkili görünen durumu sunar: düşünce yine de tamamen inandırıcı gelebilir. Cümlecikler birlikte, gerçekler ile duygular arasındaki farkı vurgular. Emotional certainty, kanıtla ispatlanmış kesinlik değil, kişinin içinde güçlü biçimde emin olma hissidir.
Alıştırma
And yet iki cümlecik arasında nasıl bir ilişki kuruyor?
- Kanıt olmaması güçlü hisse neden olur.
- Güçlü his eksik kanıtı sağlar.
- Güçlü his, kanıt olmamasına rağmen devam eder.
Cevabı göster
Güçlü his, kanıt olmamasına rağmen devam eder.
It can feel intuitively clear that our foolishness and less than impressive sides are being noted and dwelt on Kelime
3:24Aptallıklarımızın ve pek de etkileyici olmayan taraflarımızın not edildiği ve üzerinde durulduğu sezgisel olarak açık hissedilebilir,
less than impressive sides: yumuşatılmış olumsuz değerlendirme
less than impressive ifadesinde less than + olumlu bir sıfat yapısı, ölçülü bir olumsuz değerlendirme verir. Burada yalnızca bir şeyi diğerinden aşağıya koyan bir karşılaştırma yapılmaz; ifade “pek etkileyici değil” anlamına gelir ve “hayal kırıklığı yaratan” ya da “kötü” olduğunu nazikçe ima edebilir. Sides, bir kişinin karakterinin veya davranışının farklı yönleri demektir. Bu yüzden less than impressive sides, konuşanın gurur duymadığı nitelik veya davranışları sertçe değil, yumuşatarak anlatır.
Alıştırma
“The presentation was less than impressive” cümlesinde less than impressive ne anlama gelir?
- Belirli bir ikinci sunumla karşılaştırılıyordu.
- Pek iyi değildi ve hayal kırıklığı yaratmış olabilir.
- Beklenenden daha etkileyiciydi.
Cevabı göster
Pek iyi değildi ve hayal kırıklığı yaratmış olabilir.
everyone at large: halkın tamamı
Burada at large, “bir bütün olarak” veya “genel olarak” anlamına gelir. Everyone at large, belirli kişiler yerine sınırlandırılmamış, geniş bir insan kitlesini belirtir. Bu kullanım resmî ve genelleyici bir nitelik taşır. Cümlede hayal edilen izleyici kitlesini büyüterek neredeyse herkesin sürekli olarak kişinin kusurlarını fark ettiği hissini anlatır.
Alıştırma
“The new rule affects the public at large” cümlesinde at large ne anlama gelir?
- Halkın tamamı
- Yalnızca adları özellikle belirtilmiş birkaç kişi
- Gözetimden kaçmış kişiler
Cevabı göster
Halkın tamamı
Every way in which we depart from what the world considers to be normal, Dilbilgisi
3:35Dünyanın normal,
depart from what ... considers to be ... yapısı
Burada depart from, “bir ölçütten farklı olmak veya ondan uzaklaşmak” anlamına gelir; “yolculuğa çıkmak” anlamında değildir. Nesnesi, what the world considers to be normal şeklindeki what yan cümlesinin tamamıdır. Bu yan cümlede what, “... olan şey veya şeyler” anlamına gelir ve consider A to be B yapısındaki A konumunu doldurur: dünya bu şeyleri normal kabul eder. Upstanding ve dignified da aynı özellikler listesini sürdürür. Yapının tamamı, insanların davranışları ile toplumun ölçütleri arasındaki farkı gösterir.
Alıştırma
Bir ölçütten farklı olmayı anlatmak için depart from + what + özne + considers + to be + tümleç yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The train departs for a city that travelers consider to be beautiful.
- The design departs from what users consider to be simple.
- The manager considers what the team departs from to be unnecessary.
Cevabı göster
The design departs from what users consider to be simple.
has been registered by the widest constituency. Deyimler
3:41en geniş kitleler tarafından kaydedilmiştir.
has been registered by the widest constituency ifadesindeki benzetme
Bu edilgen bölümün öznesi önceki cümleden gelir: konuşanın toplumsal ölçütlerden saptığı her yol. Has been registered ifadesi gerçek anlamıyla bir şeyin resmî olarak kaydedildiğini düşündürür; ancak burada, kusur olarak görülen bu özelliklerin fark edildiği ve zihinlere kaydedildiği anlamına gelir. Constituency normalde seçilmiş bir yetkilinin temsil ettiği seçmen grubudur. The widest constituency, düşünülebilecek en geniş kamuoyunu anlatan mizahi bir siyasi benzetmedir. Bu ifadeler birlikte, neredeyse herkesin her kusuru fark edip kaydettiği duygusunu abartır; ortada gerçek bir kayıt veya seçim yoktur.
Alıştırma
Bu cümle bu bağlamda neyi anlatıyor?
- Büyük bir seçim bölgesi, konuşanın seyahat planlarını resmî olarak dosyalamıştır.
- Yalnızca küçük bir seçmen grubu konuşanın davranışını onaylamıştır.
- Çok geniş bir kamuoyu, konuşanın toplumsal normlardan saptığı yönleri fark etmiş ve zihnine kaydetmiştir.
Cevabı göster
Çok geniş bir kamuoyu, konuşanın toplumsal normlardan saptığı yönleri fark etmiş ve zihnine kaydetmiştir.
To liberate us from this kind of punitive story, Deyimler
3:45Bizi bu tür cezalandırıcı bir hikayeden kurtarmak için,
Bu tür cezalandırıcı bir anlatıdan kurtulmak
Liberate someone from something, bir kişiyi onu kontrol eden veya kısıtlayan bir şeyden özgürleştirmek demektir. Buradaki kısıtlama fiziksel bir hapishane değil, bir düşünme biçimidir. This kind of punitive story, herkesin kişiyi izleyip eleştirdiği inancı gibi, kişinin kendisini sert biçimde yargılayan ve cezalandıran iç anlatısını ifade eder. Buna story denmesi, bunun mutlaka kurmaca bir eser değil, deneyimleri yorumlama çerçevesi olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi liberate, we için doğru dönüşlülük zamiri ve from ile tamamlayın: To stop treating every error as proof of failure, we need to ____ that punitive story.
Cevabı göster
liberate ourselves from
we may need to conduct a deliberately artificial thought-exercise Kalıp ifadeler
3:48kasıtlı olarak yapay bir düşünce egzersizi yapmamız gerekebilir
Kasıtlı olarak yapay bir düşünce alıştırması yürütmek
Conduct an exercise, bir alıştırmayı düzenli ve amaçlı biçimde yürütmek demektir. Bu cümlede conduct bir fiildir ve a deliberately artificial thought-exercise onun nesnesidir; bu ifade düşünme sürecini rastlantısal değil, planlı gösterir. Thought exercise, bir fikri incelemek için kullanılan hayalî veya basitleştirilmiş bir durumdur. Deliberately artificial, durumun bu amaçla bilinçli biçimde oluşturulduğunu belirtir; sonucunun sahte olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Resmî kalıbı conduct ve gerekli tanımlıkla tamamlayın: Before changing the rules, the team will ____ thought exercise.
Cevabı göster
conduct a
We may have to set ourselves the challenge of examining how long we spend on the foolishness or just existence of other people. Kalıp ifadeler
3:53Başkalarının aptallıklarına veya sadece varoluşlarına ne kadar zaman harcadığımızı inceleme zorluğunu kendimize görev edinmeliyiz.
Kendimize inceleme görevini vermek
set ourselves the challenge of examining, bir şeyi dikkatle inceleme gibi zorlayıcı bir görevi bilinçli olarak kendimize vermek anlamına gelir. Ourselves, we zamirine gönderme yapar; yani meydan okumayı belirleyenlerle kabul edenler aynı gruptur. Challenge'dan sonra gelen of + gerund yapısındaki examining, yapılacak eylemi belirtir.
Alıştırma
Kendimize koyduğumuz bir meydan okumayı anlatan yapıyla cümleyi tamamlayın: We decided to ____ examining our daily screen habits.
Cevabı göster
set ourselves the challenge of
How we think and feel about other people we don't particularly know is perhaps the best guide to the workings of the average human imagination.
4:02Özellikle tanımadığımız diğer insanlar hakkında ne düşündüğümüz ve hissettiğimiz, belki de ortalama insan hayal gücünün işleyişine dair en iyi rehberdir.
we are the very same sort of strangers or casual acquaintances as we know and deal with in our own daily experience. Dilbilgisi
4:13biz de kendi günlük yaşantımızda tanıdığımız ve muhatap olduğumuz yabancılar veya sıradan tanıdıklarla tamamen aynı türdeniz.
Aynı türden yabancılar ya da sıradan tanıdıklar
the very same sort of strangers or casual acquaintances as, iki grubu aynı geniş sosyal kategoriye yerleştirir. Very, same sözcüğünü güçlendirir; sort of ise karşılaştırmanın tamamen aynı kişilerle değil, insanların türüyle ilgili olduğunu gösterir. as cümlesi karşılaştırma grubunu belirtir: Biz, günlük hayatta tanıdığımız ve iletişim kurduğumuz yabancılar ya da sıradan tanıdıklarla aynı şekilde görülürüz. as sonrasında tekrarlanan isim öbeği anlaşılır ve bu nedenle yeniden söylenmez.
Alıştırma
Belirli kişilerin aynı olduğunu iddia etmek yerine bir sosyal kategoriyi karşılaştıran cümleyi seçin.
- To the travelers, we are the same people as those they meet in each new town.
- To the travelers, we are unlike the strangers they meet in each new town.
- To the travelers, we are the very same sort of strangers or casual acquaintances as those they meet in each new town.
Cevabı göster
To the travelers, we are the very same sort of strangers or casual acquaintances as those they meet in each new town.
standing next to someone on our way to the 20th floor.
4:2620. kata çıkarken birinin yanında durduğumuzu.
They think they know that we disapprove of their choice of jacket. Anlatım akışı
4:29Onlar, ceket seçimlerini onaylamadığımızı bildiğimizi sanırlar.
They think they know that we should have picked another one and that they look silly and pinched in this one.
4:33Başka bir tane seçmeleri gerektiğini ve bunun içinde aptalca ve sıkışmış göründüklerini düşündüğümüzü sanırlar.
They think they know that ...: tekrarla kurulan iç içe kesinlik
Aynı başlangıcın tekrarlanması, ceketle ilgili iki yargıyı birbiriyle eşleşen paralel yan cümlelere dönüştürür. Bu tekrar, iddiaların prova edilmiş ve aşırı kesinmiş gibi duyulmasını sağlayarak ironiyi güçlendirir. They think they know that ... yapısında think dıştaki aktarımdır: konuşan kişi, o insanların neye inandığını söyler. Know onların inancının içinde yer alır ve bu yüzden kendi kesinlik iddialarını gösterir; konuşan kişi onların gerçekten bir şey bildiğini doğrulamaz.
Alıştırma
Bu bölümde They think they know that ... başlangıcının tekrarlanması ne işe yarar?
- “Onların” herhangi birinin ceketi olup olmadığından emin olmadığını belirtir.
- Konuşan kişinin doğruladığı iki gerçeği sunar.
- “Onların” başkalarının yargılarını okuyabildiklerine inandığını, ancak konuşan kişinin bu kesinliğe mesafeli durduğunu gösterir.
Cevabı göster
“Onların” başkalarının yargılarını okuyabildiklerine inandığını, ancak konuşan kişinin bu kesinliğe mesafeli durduğunu gösterir.
we haven't noticed they were born or that one day they're going to die.
4:41doğduklarını ya da bir gün öleceklerini bile fark etmemişizdir.
We're just worrying about how our partner responded when we mentioned our mother's cold to them last night.
4:45Biz sadece, dün gece partnerimize annemizin soğuk algınlığından bahsettiğimizde nasıl tepki verdiğiyle ilgili endişeleniyoruzdur.
Or imagine it's well on the way into the last bit of a 2-hour meeting Kalıp ifadeler
4:50Ya da 2 saatlik bir toplantının sonlarına doğru ilerlediğimizi hayal edelim
well on the way into the last bit of: son aşamaya doğru önemli ölçüde ilerleme
Burada on the way mecazidir: bir yere doğru yolculuğu değil, zaman içindeki ilerlemeyi anlatır. İfade, toplantının son bölümüne doğru ilerlediği noktayı belirtir. Well, on the way ifadesini güçlendirerek sürecin zaten önemli ölçüde ilerlediğini gösterir. The last bit of, “son bölüm” anlamına gelen gündelik bir ifadedir. Bu yüzden bütün ifade, iki saatlik toplantının son kısmına yaklaştığını veya bu kısma girmekte olduğunu anlatır.
Alıştırma
“We are well on the way into the last bit of the workshop,” cümlesinde vurgulanan ifade ne anlama gelir?
- Atölye, son bölümüne yaklaşacak veya girecek kadar ilerledi.
- Atölye daha yeni başladı ve belirgin bir bitişi yok.
- Atölyenin yapılacağı binaya doğru yolculuk ediyoruz.
Cevabı göster
Atölye, son bölümüne yaklaşacak veya girecek kadar ilerledi.
that we sense that a colleague's hair really is a bit different today,
4:54bir meslektaşımızın saçının bugün gerçekten biraz farklı olduğunu sezeriz,
though we can't quite put a finger on how Deyimler
4:58tam olarak nasıl farklı olduğunu bulamasak da
can't quite put a finger on how: nasıl olduğunu tam olarak belirleyememek
Can't quite put a finger on how, “nasıl olduğunu tam olarak belirleyememek” demektir. Konuşan kişi bir şeyin farklı olduğunu fark eder, ancak değişikliğin tam olarak ne olduğunu açıklayamaz. Quite ifadeyi yumuşatır: cevap yakınmış gibi gelir ama hâlâ net değildir. Put a finger on, bir şeyi parmakla dokunmak değil, onu kesin biçimde belirlemek anlamına gelen bir deyimdir. Sıkça what, why veya how'dan önce ya da it ile kullanılır: I can't put a finger on why...; I can't put a finger on it.
Alıştırma
“I can't quite put a finger on it” hangi durumda en doğal yanıttır?
- Bir sorun olduğunu hissediyorum ama sorunun tam olarak ne olduğunu belirleyemiyorum.
- Nesneye dokunmama izin verilmiyor.
- Soruna tam olarak neyin yol açtığını biliyorum.
Cevabı göster
Bir sorun olduğunu hissediyorum ama sorunun tam olarak ne olduğunu belirleyemiyorum.
even though they spent a small fortune on their cut Deyimler
5:02gerçi onlar saç kesimi için küçük bir servet harcamış
spent a small fortune on their cut: saç kesimine küçük bir servet harcamak
Spent a small fortune on their cut, “saç kesimi için şaşırtıcı derecede yüksek bir miktar ödediler” demektir. Burada a small fortune küçük bir miktar değildir; çok para anlamına gelen eğlenceli bir abartıdır ve genellikle şaşkınlık ya da hafif bir yakınma anlatır. Kalıp spend + a small fortune + on + bir şey veya hizmet şeklindedir: spend a small fortune on repairs. spend a small fortune + -ing yapısı da kullanılabilir: We spent a small fortune fixing the roof.
Alıştırma
Cümleyi “spend a small fortune on” deyiminin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: They ____ their kitchen renovation.
Cevabı göster
spent a small fortune on
and thought intensely about the wisdom of visiting a new salon.
5:05ve yeni bir kuaföre gitmenin mantıklı olup olmadığını yoğun bir şekilde düşünmüş olsalar da.
take our own minds as a guide: take A as B yapısı
take A as B yapısında as, A'ya verilen B rolünü ya da ölçütünü belirtir. Burada our own minds, guide olarak ele alınır: kendi dikkatimiz hakkında fark ettiklerimizi, diğer insanların muhtemelen ne yaptığını değerlendirmek için kullanırız. Guide burada mecazidir. Kimseye bir yerde yol göstermez; akıl yürütmek için bir dayanak sağlar. Bu kalıp kanıt, deneyim veya geçmiş sonuçlarla da kullanılabilir: take A as a guide.
Alıştırma
Cümleyi take A as B yapısıyla tamamlayın: We often ____ customer feedback ____ a guide when improving the app.
Cevabı göster
take · as
we get a far more accurate and far less oppressive vision of what's likely to be going on in the heads of other people Notlar
5:12diğer insanların kafalarından neler geçiyor olabileceğine dair çok daha doğru ve çok daha az bunaltıcı bir vizyon elde ederiz,
far more accurate ... far less oppressive: far + karşılaştırma biçimi
Far, karşılaştırma biçiminden önce derece bildiren bir zarf olarak kullanılabilir. Far more accurate çok daha doğru, far less oppressive ise çok daha az bunaltıcı demektir. Burada fiziksel uzaklığı anlatmaz. Tekrarlanan far more + sıfat ... far less + sıfat kalıbı dengeli bir karşılaştırma kurar: doğruluk artarken bunaltıcı etki azalır. Far sözcüğünün iki kez kullanılması, her iki farkın da büyük olduğunu gösterir.
Alıştırma
İki karşılaştırmayı da vurgulamak için boşlukları far ile tamamlayın: This map is ____ more accurate and ____ less confusing than the old one.
Cevabı göster
far · far
what's likely to be going on in the heads of other people: başkalarının muhtemelen ne düşündüğü
Burada what's, what is anlamına gelir. Vurgulanan yan cümlenin tamamı vision of ifadesini tamamlar ve bu zihinsel görüntünün içeriğini, yani diğer insanların muhtemelen ne düşündüğünü belirtir. Going on “gerçekleşmek” anlamındadır; in the heads of other people ise düşünceleri mecazi olarak insanların zihnine yerleştirir. Başlarının içinde fiziksel olarak bir şey olmuyordur; ifade onların zihinsel etkinliğini anlatır.
Alıştırma
Bu cümleye en uygun anlam hangisidir: "I wonder what's going on in Maya's head"?
- Konuşan kişi Maya'nın ne düşündüğünü merak ediyor.
- Konuşan kişi Maya'nın bir etkinliğe devam edip etmeyeceğini merak ediyor.
- Konuşan kişi Maya'nın kafasının içinde fiziksel olarak bir şeyin hareket ettiğini düşünüyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi Maya'nın ne düşündüğünü merak ediyor.
in the nicest way: eleştiriyi kibarca yumuşatma
In the nicest way, olumsuz veya incitici olabilecek bir yorumun geleceğini haber verir ve yorumun iyi niyetle söylendiğini gösterir. Yorumun temel içeriğini değil, kişiler arasındaki tonu değiştirir. Burada dinleyiciyi not very much ifadesine hazırlar. Konuşan kişi olumsuz bir yargıda bulunurken hakaret ediyormuş gibi görünmemeye çalışır.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı: "In the nicest way, your idea is stupid" demek eleştiriyi otomatik olarak kibar hâle getirir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
This kind of news is both very bad and strangely good. Anlatım akışı
5:25Bu türden bir haber hem çok kötü hem de tuhaf bir şekilde iyidir.
both very bad and strangely good: aynı anda iki değerlendirme
both A and B, aynı şey hakkındaki iki betimlemeyi yan yana getirir; burada iki ayrı haberden söz edilmiyor. very bad ve strangely good, aynı tür haber için aynı anda geçerli olan iki değerlendirmedir. Strangely, good sözcüğünü niteler ve iyi olan yönün beklenmedik olduğunu gösterir. Görünüşteki bu çelişki bir geçiş oluşturur ve konunun iki yönlü açıklanmasına zemin hazırlar.
Alıştırma
Hangi cümle tek bir sonucun aynı anda iki zıt özelliğe sahip olduğunu ve olumlu özelliğin beklenmedik olduğunu anlatır?
- The result is both disappointing and strangely reassuring.
- The result is either disappointing or reassuring.
- The result is disappointing but not reassuring.
Cevabı göster
The result is both disappointing and strangely reassuring.
On the one hand ... On the other: iki yönü çerçevelemek
On the one hand bir konunun ilk yönünü, On the other ise aynı konunun onunla karşıtlık oluşturan ikinci yönünü tanıtır. Bu, bilgiyi düzenleyen bir çerçevedir; gerçek ellerden söz etmez. İlk bölüm tam çerçeveyi zaten açıkça kurduğu için ikinci bölümde hand atılabilir: On the other, On the other hand ifadesinin kısa biçimidir. Bu ikili, dengeli ve iki parçalı bir açıklamanın geleceğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle çifti aynı durumun iki yönünü açıkça değerlendirir?
- Working from home saves travel time. On the contrary, it can feel isolating.
- Working from home saves travel time. In other words, it can feel isolating.
- On the one hand, working from home saves travel time. On the other, it can feel isolating.
Cevabı göster
On the one hand, working from home saves travel time. On the other, it can feel isolating.
they're also sure not to have noticed when we spill some orange juice down our front or do our hair the wrong way.
5:32üstümüze biraz portakal suyu döktüğümüzde ya da saçımızı yanlış yaptığımızda da fark etmeyecekleri kesindir.
It's not that we or they are horrible. Dilbilgisi
5:39Bizim veya onların korkunç insanlar olmamızdan kaynaklanmaz bu.
Bir açıklamayı reddetmek için It's not that + yan cümle
It's not that + yan cümle yapısında konuşan kişi olası bir açıklamayı reddeder: insanların korkunç olması neden değildir. It, that yan cümlesini tanıtan hazırlayıcı bir öznedir; belirli bir şeye gönderme yapmaz. Bu kalıp gerçek açıklamaya yer açar. Ardından sıkça just that, but ya da asıl nedeni veren başka bir cümle gelir.
Alıştırma
Gerçek nedeni vermeden önce bir açıklamayı reddeden, dersteki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ I dislike Maya; I just need some quiet time.
Cevabı göster
It's not that
need to filter: neye dikkat edileceğini seçmek
Burada filter, gelen bilgilerin hangisine dikkat edileceğini ve hangisinin dışarıda bırakılacağını seçmek anlamına gelir. Sözcük, bir maddeyi filtreden geçirme şeklindeki fiziksel düşünceyi bilgi ve farkındalık alanına taşır. Nesne söylenmemiştir çünkü bağlam onu sağlar: bilgi, ayrıntılar veya başka girdiler. Need to filter, önemsememek anlamına gelmez; farkındalığa neyin ulaşacağını seçerek sınırlı dikkati yönetmek demektir.
Alıştırma
"With hundreds of alerts, I have to filter what reaches me," cümlesinde filter ne anlama gelir?
- hangi bilginin dikkat alacağını seçmek
- bir sıvıyı fiziksel bir araçla temizlemek
- herkesi önemsemeyi bırakmak
Cevabı göster
hangi bilginin dikkat alacağını seçmek
Our everyday lack of care occurs for a perfectly sane and forgivable reason.
5:55Günlük hayattaki ilgisizliğimiz tamamen mantıklı ve affedilebilir bir sebepten dolayı meydana gelir.
and doing justice to our own intimate concerns. Deyimler
6:03ve kendi kişisel meselelerimize gereken ilgiyi göstermeye harcamamız gerekir.
doing justice to our own intimate concerns: kişisel meseleleri gerektiği gibi ele almak
Burada doing justice to our own intimate concerns, önemli kişisel meselelere yeterince dikkat vermek ve onları önemlerinin gerektirdiği özenle ele almak demektir. Mahkemelerden veya hukuki adaletten söz edilmiyor. do justice to + isim kalıbı, bir şeyi eksiksiz ve uygun biçimde anlatmak, tartışmak, gerçekleştirmek veya ele almak anlamına gelir. Bu cümlede kişisel meselelerin, uyanık olduğumuz zamandaki enerjimizin çoğunu kullanacak kadar karmaşık olduğu vurgulanır.
Alıştırma
Cümleyi “konuyu hak ettiği kadar eksiksiz ele almak” anlamındaki kalıpla tamamlayın: A short paragraph cannot ____ this complicated issue.
Cevabı göster
do justice to
there's just going to be very little time left to reflect on the suddenly high-pitched voice of a customer or the outfit of a colleague.
6:17bir müşterinin aniden tizleşen sesi veya bir meslektaşımızın kıyafeti üzerinde düşünmeye çok az zaman kalır.
Once ..., there's very little time left to ...: öncekilerden sonra çok az zaman kalması
Once, cümlenin başında yer alan ve zamandan sonuca götüren bir yan cümle başlatır. Burada “tüm bu gerekli kişisel meselelere dikkat vermek zorunda kaldıktan sonra” anlamındadır. Ana sonuç gelmeden önce uzun liste cümlenin ilk bölümünü doldurur. Ana cümle olan there's just going to be very little time left to reflect on ..., sonraki etkinlik için neredeyse hiç zaman kalmayacağını belirtir. Once + yan cümle, ... very little time left to + fiil çerçevesiyle önce birçok zorunluluğu sıralayıp ardından bunların sonucunu gösterebilirsiniz.
Alıştırma
Zaman-sonuç çerçevesini, baştaki bağlaç ve neredeyse hiç zaman kalmadığını gösteren ifadeyle tamamlayın: ____ we've answered the urgent questions, there'll be ____ review the optional examples.
Cevabı göster
Once · very little time left to
We are owed the upside of an otherwise tragic insight. Deyimler
6:23Başka türlü trajik olacak bir içgörünün olumlu yanından faydalanmak hakkımızdır.
be owed the upside...: trajik bir farkındalığın olumlu yanını hak etmek
we are owed... ifadesinde alan taraf biziz: hak ettiğimiz için bir şeyin bize verilmesi gerekir. Dil bilgisi açısından owed edilgen yapıdadır. Burada gerçek bir borçlu veya ödeme yoktur; cümle bir faydayı talep etme hakkımız olan bir şeye dönüştürür. The upside, bu fayda olmasa trajik görünecek bir farkındalığın yararlı yanıdır. Bu karşıtlık, acı veren bir gerçeği özgürlük kaynağı olarak yeniden yorumlar: insanlar bize korktuğumuzdan daha az dikkat ediyorsa hatalarımız da uzun süre dikkat çekmeyecektir.
Alıştırma
Hangi cümle sakinlerin bir faydayı almayı hak ettiğini söylüyor?
- The residents have refunded someone.
- The residents owe a refund.
- The residents are owed a refund.
Cevabı göster
The residents are owed a refund.
We shouldn't just suffer from the indifference of other people.
6:27Sadece diğer insanların kayıtsızlığından acı çekmemeliyiz.
properly reciprocate it: buna uygun biçimde karşılık vermek
Reciprocate, bir duyguya, davranışa veya tutuma ona karşılık gelen bir şeyle cevap vermek demektir. Burada geçişli bir fiildir: it, aynı şekilde karşılık verilen şeydir; fiziksel olarak geri verilen bir nesne değildir. Bu bağlamda it, diğer insanların ilgisizliğini belirtir. Properly, uygun ve ölçülü bir şekilde demektir. Dolayısıyla amaç, önemli olmayan yerlerde gereksiz ilgi göstermeyi bırakmaktır; herkese soğuk davranmak değildir.
Alıştırma
Aynı şekilde karşılık vermek anlamına gelen resmî fiille cümleyi tamamlayın: Lina supported me, so I wanted to ____ her support.
Cevabı göster
reciprocate
We shouldn't merely suffer from being ignored. Anlatım akışı
6:34Sadece göz ardı edilmekten acı çekmemeliyiz.
We should accept the liberation implicit in the fact that we are being so.
6:37Öyle olduğumuz gerçeğinin içinde barındırdığı özgürleşmeyi kabul etmeliyiz.
shouldn't merely ... should ...: bir tepkiyi yeniden çerçevelemek
Birbirine paralel iki kip yapısı düşünceyi iki aşamada sunar. Shouldn't merely suffer, tek bir tepkide, yani acıda kalmayı reddeder. Merely 'yalnızca' demektir; bu yüzden cümle acının gerçek olmadığını ya da acı hissetmenin yasak olduğunu söylemez. Ardından should accept yeni bakış açısını sunar. Görmezden gelinmek, sürekli ilgi ve yargıdan uzak kalındığı için bir tür özgürlük de sağlayabilir. Paralel shouldn't ... should ... kalıbı, ilk tepkiyi kabul edip ardından daha yararlı bir yorum savunmaya yarar.
Alıştırma
Örnekteki paralel shouldn't ... should ... yapısı ne yapıyor?
- Aralarında ilişki veya karşıtlık bulunmayan iki kural sıralamak.
- Görmezden gelinmenin hiçbir zaman acı vermeyeceğini iddia etmek.
- Yalnızca acıda kalmayı reddedip durumu anlamanın ek bir yolu olarak özgürlüğü önermek.
Cevabı göster
Yalnızca acıda kalmayı reddedip durumu anlamanın ek bir yolu olarak özgürlüğü önermek.
in turn: bir sonucu sonrakine bağlamak
Burada in turn, 'birinin sırası geldiğinde' anlamına gelmez. 'Bunun sonucunda bir sonraki adım olarak' demektir: bir düşünceyi kabul etmek sonraki sonuca yol açar. Bu geçişin başında kullanıldığında, sonraki noktanın önceki noktadan doğduğunu dinleyiciye bildirir. Bir cümlenin içinde de bulunabilir: A leads to B, and B, in turn, leads to C.
Alıştırma
'Bunun sonucunda bir sonraki adım olarak' anlamındaki iki kelimelik bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: Clear instructions reduce mistakes and, ____, save everyone time.
Cevabı göster
in turn
we should embark more courageously on those situations and adventures Kalıp ifadeler
6:43o durumlara ve maceralara çok daha cesurca atılmalıyız
embark on ...: önemli bir girişime başlamak
Bu cümlede embark on, “önemli, zorlayıcı ya da belirsiz bir faaliyete başlamak ve kendini ona adamak” anlamına gelir. Burada gerçekten bir gemiye binmekten söz edilmez. Konuşan kişi, bu durumlara ve maceralara daha cesurca atılmayı teşvik eder. Yaygın kalıp embark on + isim veya isim öbeğidir. embark more courageously on örneğinde olduğu gibi embark ile on arasına bir zarf gelebilir. Bu ifade, tarafsız start fiiline göre başlangıca daha fazla ağırlık verir ve daha uzun bir uğraş izlenimi yaratır.
Alıştırma
Cümleyi embark on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Next month, the team will ____ a five-year research project.
Cevabı göster
embark on
where a touch of foolishness is always going to be a possibility, Kelime
6:47içinde bir tutam aptallığın her zaman ihtimal dahilinde olacağı şeylere,
a touch of foolishness: hafif bir derece
Burada a touch of, “az miktarda” veya “hafif derecede” anlamına gelir. Foolishness soyut ve sayılamayan bir özelliktir; bu nedenle ifade düşünceyi yumuşatır: cesurca bir şey denemek sizi tamamen değil, yalnızca biraz budala gösterebilir. Kalıp a touch of + isim şeklindedir. Buradaki touch mecazidir; fiziksel teması değil, bir özelliğin az miktarda eklenmesini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede a touch of foolishness ne anlama gelir?
- budalalığın neden olduğu fiziksel temas
- az miktarda budalalık
- kaçınılması mümkün olmayan ciddi bir hata
Cevabı göster
az miktarda budalalık
but we can believe with new certainty that almost no one will give a damn if we do, Deyimler
6:57ancak başarısız olsak bile kimsenin bunu zerre umursamayacağına dair yeni bir kesinlikle inanabiliriz,
give a damn: sert ve gündelik biçimde önemsemek
Give a damn, “az da olsa önemsemek” veya “çok önemsemek” anlamına gelir. Almost no one ifadeyi olumsuz hâle getirdiği için cümle, başarısız olursak neredeyse hiç kimsenin bunu umursamayacağını anlatır. Buradaki damn sözcüğü gerçek anlamda bir lanet değildir. Sert bir duygusal vurgu ekler ve konuşanın başarısızlıktan sonra başkaları tarafından yargılanma korkusunu küçümsemesine yardımcı olur.
Alıştırma
'Almost no one will give a damn if we fail,' cümlesinde give a damn ne anlama gelir?
- çok önemsemek
- ne olduğunu bilmek
- bizi suçlamak
Cevabı göster
çok önemsemek
help to contribute to our future success, Kalıp ifadeler
7:06gelecekteki başarımıza katkıda bulunmaya yardımcı olabilir,
contribute to our future success: sonucu destekleyen bir etken
contribute to our future success ifadesindeki contribute to, “oluşmasına yardımcı olmak veya desteklemek” anlamına gelir. Özne olan the idea, gelecekteki başarıyı daha olası kılabilecek etkenlerden biri olarak sunulur; tek neden veya bir garanti değildir. Kalıp contribute to + isim veya -ing biçimidir. Burada to bir edattır ve our future success onu izleyen isim grubudur.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için contribute sözcüğünü doğru edatla kullanın: Clear communication can ____ a team's success.
Cevabı göster
contribute to
no one's going to much notice or care about anyway.
7:12zaten kimsenin pek fark etmeyeceği veya önemsemeyeceği bir şeydir.
we believe that confidence is a skill we can all learn.
7:20özgüvenin hepimizin öğrenebileceği bir beceri olduğuna inanıyoruz.