İnsanları Memnun Etmeye Çalışmayı Nasıl Bırakırsınız?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
813 kelime 158 kel/dk

Açıklama: İnsanları memnun etme alışkanlığı çocukluk korkusundan ve koruma arzusundan doğabilir, ancak ihtiyaçları saklamak başkalarına zarar verir; değişim, onların anlaşmazlığı kaldıracağına güvenip nazikçe ve kararlı konuşmayı gerektirir. Başlıca İngilizce Noktaları: 1. "have no option but to" - Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: kaçınılmaz hissedilen seçimi anlatın ve but sözcüğünü except anlamıyla tanıyın. 2. "flew into volcanic rage" - Deyimler ve Mecazi İfadeler: ani ve aşırı öfke patlamasını deyim ve volkan benzetmesiyle anlayın. 3. "say no while indicating that we feel a lot of goodwill." - Konuşma Edimbilimi ve Tutum: açıkça reddederken ilişkiye sıcaklık ve saygıyı koruyun.

Bu derste

This video is sponsored by Skillshare.

0:00

Bu video Skillshare'in sponsorluğunda hazırlanmıştır.

Click the link in the description for more information.

0:02

Daha fazla bilgi için açıklamadaki bağlantıya tıklayın.

Being someone who pleases people sounds on the face of it like a very good idea. Kalıp ifadeler

0:05

İnsanları memnun eden biri olmak ilk bakışta çok iyi bir fikir gibi geliyor.

Kalıp ifadeler

on the face of it: görünüşe dayalı ilk izlenim

On the face of it, “bütün durumun ilk görünüşüne bakarak değerlendirdiğimizde” anlamına gelir. it zamiri, yüzü olan fiziksel bir nesneyi değil, durumun tamamını ifade eder. Bu ifade, iyi fikir değerlendirmesini yalnızca ilk izlenim olarak sunar. Dinleyiciyi farklı olabilecek kanıtlara veya bir sonuca hazırlar; ardından sık sık but, yet ya da however gelir.

Alıştırma

“Yalnızca ilk görünüşe göre değerlendirildiğinde” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the apartment seems cheap, but the extra fees are high.

Cevabı göster

On the face of it

But it's a pattern of behavior riddled with problems, Deyimler

0:10

Ancak bu, sorunlarla dolu bir davranış modelidir,

as much for the perpetrator as for their audience. Dilbilgisi

0:14

ve bunu yapan kişi için olduğu kadar muhatapları için de geçerlidir.

Deyimler

riddled with problems: her yanına yayılmış sorunlarla dolu

Riddled with problems, bir şeyin yalnızca bir iki değil, her yanına yayılmış çok sayıda sorun içerdiğini belirtir. Güçlü bir olumsuz değerlendirme yapar: davranış biçiminin ciddi kusurları vardır. İfade, çok sayıda delikle delinmiş bir şey görüntüsüne dayanır. Burada riddled, with + bir şeyin her yanına yayılmış istenmeyen unsurlar yapısında kullanılan geçmiş zaman ortacı biçiminde bir sıfattır; “bilmecelerle karşılaşmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle riddled with ifadesini olağan güçlü ve olumsuz anlamıyla kullanıyor?

  1. The software update was riddled with helpful improvements.
  2. The software update riddled with security flaws.
  3. The software update was riddled with security flaws.
Cevabı göster

The software update was riddled with security flaws.

Dilbilgisi

as much for A as for B: A ve B üzerinde aynı etki

Bu cümlede as much for the perpetrator as for their audience, bu davranış kalıbının her iki grup için de aynı ölçüde sorun yarattığı anlamına gelir. much kişi sayısını değil, sorunların etkisini veya ciddiyet derecesini belirtir. as much for A as for B kalıbı, etkilenen iki tarafı dengeli biçimde karşılaştırır: A için geçerli olan durum B için de aynı ölçüde geçerlidir. for sözcüğünün tekrarı karşılaştırmayı paralel tutar.

Alıştırma

Cümleyi dengeli as much ... as kalıbıyla tamamlayın: The billing error created difficulties, ____ the shop ____ its customers.

Cevabı göster

as much for · as for

The people-pleaser is someone who might at times be oneself,

0:18

İnsanları memnun etmeye çalışan kişi bazen kendimiz olabiliriz,

who feels they have no option but to mold themselves to the expectations of others and yet harbors all manner of secret and at points dangerous reservations and resentments. Notlar

0:22

başkalarının beklentilerine kendini uydurmaktan başka seçeneği olmadığını hisseden, ancak içinde her türlü gizli ve zaman zaman tehlikeli çekinceler ve kırgınlıklar barındıran kişidir.

Dilbilgisi

have no option but to + fiil: bir şeyi yapmaktan başka seçeneği olmamak

have no option but to mold ifadesinde kişi, kendini şekillendirmenin mümkün olan tek eylem olduğunu hisseder. Buradaki but, except anlamındadır; karşıt bir düşünce başlatmaz. Yapı have no option but to + fiilin yalın hâli şeklindedir. to sonrasında mold, leave ve wait gibi fiillerin yalın hâli kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi have no option but to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: With the elevator out of service, we ____ use the stairs.

Cevabı göster

have no option but to

Deyimler

mold themselves to the expectations of others: başkalarının beklentilerine göre kendini şekillendirmek

Burada mold mecazdır: Kişi, kimliğini veya davranışlarını yeniden biçimlendirilebilen yumuşak bir madde gibi görür. Mold themselves to the expectations of others, başkalarının koyduğu ölçülere uymak için kişinin kim olduğunu veya nasıl davrandığını değiştirmesi demektir. Bu ifade yalnızca yararlı bir uyum sağlamayı değil, dış baskıyı ve kişinin özgün benliğini kaybetme ihtimalini anlatır. Kalıp mold + dönüşlülük zamiri + to + ölçü veya beklenti şeklindedir; dönüşlülük zamiri özneye göre değişir. Örneğin: she molded herself to her parents' expectations.

Alıştırma

Hangi cümle, dış baskıyı karşılamak için kimliğini veya davranışlarını değiştiren birini en iyi anlatır?

  1. Leah molded herself to her family's expectations, hiding what she really wanted.
  2. Leah adapted her schedule when the train times changed.
  3. Leah lived up to her coach's expectations by training consistently.
Cevabı göster

Leah molded herself to her family's expectations, hiding what she really wanted.

Deyimler

harbors all manner of ... reservations and resentments: her türden çekince ve kırgınlığı içinde barındırmak

Burada harbor mecaz anlamlı bir fiildir. Bir limanın bir şeyi barındırması gibi, harbors reservations and resentments denilen kişi de kuşkularını ve öfkesini açıkça ifade etmek yerine, çoğu zaman uzun süre içinde tutar. All manner of, “birçok farklı türden” demektir. Reservations burada rezervasyon değil, kuşku veya itiraz anlamındadır; resentments ise haksız muamele nedeniyle uzun süren öfke duygularıdır. Secret and at points dangerous bu gizli duyguları tanımlar: Bazıları belirli zamanlarda veya belirli yönlerden tehlikeli hâle gelebilir.

Alıştırma

“Although he smiled politely, he harbored deep resentment toward the unfair decision,” cümlesinde harbored deep resentment ne anlama gelir?

  1. Kararı açıkça övdü.
  2. Güçlü bir öfke duygusunu uzun süre içinde tuttu.
  3. Önceden rezervasyon yaptı.
Cevabı göster

Güçlü bir öfke duygusunu uzun süre içinde tuttu.

They act like the perfect lover when their real feelings are much darker. Anlatım akışı

0:35

Gerçek duyguları çok daha karanlıkken mükemmel bir aşık gibi davranırlar.

Anlatım akışı

act like ... when ...: dış görüntü ile gerçek duygular arasındaki karşıtlık

Cümle önce dışarıya gösterilen bir rol sunar: Kusursuz bir sevgiliymiş gibi davranırlar. act like + isim öbeği, birinin yarattığı görüntüyü anlatır; bu görüntü onun gerçekte kim olduğunu göstermek zorunda değildir. Burada when, bu görüntüyü onunla çelişen gerçeğe bağlar ve yalnızca “... olduğu zaman” değil, “oysa gerçekte” anlamına yaklaşır. much darker mecazidir: Gizli duyguları, sevgi dolu davranışlarının düşündürdüğünden daha olumsuz, kinli veya rahatsız edicidir.

Alıştırma

when bu cümlede nasıl bir ilişki ifade ediyor: "They act like the perfect lover when their real feelings are much darker."?

  1. Kusursuz bir sevgili gibi davranmak gerçek duygularının kararmasına neden olur.
  2. Daha karanlık duygular ancak kusursuz bir sevgili gibi davrandıktan sonra başlar.
  3. Dışarıya gösterilen görüntü, altında saklanan duygularla çelişir.
Cevabı göster

Dışarıya gösterilen görüntü, altında saklanan duygularla çelişir.

They give their assent to plans they hate Kalıp ifadeler

0:39

Nefret ettikleri planlara onay verirler

and they confuse everyone around them by failing to express in due time with the requisite courage their authentic needs and ambitions. Kalıp ifadeler

0:42

ve gerçek ihtiyaçlarını ve tutkularını gereken cesaretle zamanında ifade edemeyerek etraflarındaki herkesin kafasını karıştırırlar.

Kalıp ifadeler

give one's assent to: resmî kabul veya onay

give one's assent to, bir planı, öneriyi veya kararı resmî biçimde kabul ettiğini ya da onayladığını belirtmek demektir. one's kişiye göre değişir: give my, her, or their assent to. Bu cümlede aslında nefret ettikleri planlara onay veriyorlar. Dolayısıyla ifade, dışarıya gösterdikleri kabulü anlatır; planları içten içe sevdikleri veya destekledikleri anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi resmî give + iyelik + assent + to kalıbıyla tamamlayın: The board members decided to ____ the revised plan.

Cevabı göster

give their assent to

Kalıp ifadeler

in due time: uygun zamanda

In due time, ‘uygun veya beklenen zamanda’ anlamına gelir. Burada insanlar, ihtiyaçlarını dile getirmenin uygun olacağı aşamada onları ifade etmez. Bu ifade ‘hemen’ anlamına gelmez; due da borç para anlamında kullanılmaz. Bu söz, kesin bir son tarih vermek yerine olayların akışı içindeki zamanlamanın uygun olduğunu anlatır. Bir eylemin, cevabın veya sonucun doğru zaman geldiğinde gerçekleşeceğini belirtmek için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Bir araştırmacı, kesin bir tarih vermeden, proje uygun aşamaya geldiğinde bulguların yayımlanacağını söylüyor. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The full findings will be published ___.

  1. in time
  2. in due time
  3. on time
Cevabı göster

in due time

Putting it bluntly, Ton ve niyet

0:51

Açıkça söylemek gerekirse,

we could say that the people-pleaser is a liar.

0:52

insanları memnun etmeye çalışan kişinin bir yalancı olduğunu söyleyebiliriz.

Ton ve niyet

Putting it bluntly,: sert bir yargıdan önce

Putting it bluntly, cümlenin başında kullanılan bir çerçeveleme ifadesidir ve bir şeyi yumuşatmadan, son derece doğrudan söylemek anlamına gelir. Dinleyiciye sıradaki etiketin veya yargının sert gelebileceğini bildirir. Burada güçlü liar sözcüğüne hazırlık yapar ve konuşanın bu ifadenin kırıcı olabileceğini bildiğini gösterir. Putting, cümleden ayrı duran bir ifadede kullanılan -ing biçimidir; örtük eylem, bir düşünceyi sözcüklere dökmektir. İfadenin tamamı, sonraki cümlenin nasıl dile getirildiği hakkında yorum yapar; fiziksel olarak bir şeyi bir yere koymakla ilgili değildir.

Alıştırma

Yumuşatılmamış bir yargının geleceğini bildiren, dersteki üç sözcüklü ve -ing biçimiyle başlayan çerçeveleme ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____, this proposal does not solve the problem.

Cevabı göster

Putting it bluntly

It sounds brutal,

0:55

Kulağa acımasız geliyor,

but the people-pleaser is lying for poignant reasons, Kelime

0:57

ancak insanları memnun etmeye çalışan kişi dokunaklı nedenlerle yalan söylüyor,

not in order to gain advantage, Dilbilgisi

1:00

avantaj elde etmek için değil,

but because they are terrified of the displeasure of others.

1:03

başkalarının hoşnutsuzluğundan çok korktukları için.

Kelime

poignant reasons: şefkat uyandıran üzüntü

Poignant, bir şeyin güçlü bir üzüntü ve şefkat duygusu uyandırdığını anlatır. Burada poignant reasons, nedenleri duygusal açıdan değerlendirir: kişiyi yalan söylemeye korku ittiği için, davranış acımasız görünse bile nedenler şefkat uyandırır. Bir şey üzüntü, kayıp veya duygusal acı taşıdığı için insanı etkiliyorsa poignant kullanılabilir. Bu sözcük yalnızca önemli, makul veya ikna edici anlamına gelmez.

Alıştırma

Anı üzüntü ve şefkat uyandırıyorsa cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? Seeing his childhood room empty was a ___ moment.

  1. poignant
  2. convincing
  3. important
Cevabı göster

poignant

Dilbilgisi

not in order to A, but because B: amaç ile neden arasındaki fark

İlk bölüm olan not in order to gain advantage, olası bir amacı reddeder: avantaj elde etmek kişinin hedefi değildi. Ardından but because they are terrified of the displeasure of others, davranışın gerçek nedenini verir. Yeniden kullanılabilen kalıp not in order to + fiilin yalın hâli, but because + özne + fiil şeklindedir. In order to, “Hangi amaçla?” sorusuna; because ise “Hangi nedenle?” sorusuna cevap verir. İkinci bölüm başka bir amaç değil, bir nedendir.

Alıştırma

Bir amacı reddedip gerçek nedeni veren karşıtlık kalıbıyla cümleyi tamamlayın: She saved every receipt ____ get a refund, ____ she needed accurate records.

Cevabı göster

not in order to · but because

To understand and potentially sympathize with the people-pleaser,

1:08

İnsanları memnun eden kişiyi anlamak ve onlarla potansiyel olarak empati kurmak için,

we need to look at their past,

1:13

geçmişlerine bakmamız gerekiyor,

which almost invariably involves an early experience of being around people,

1:15

bu da neredeyse her zaman erken yaşlarda insanlarla bir arada olma deneyimini içerir,

usually a mother or father,

1:20

genellikle bir anne ya da baba,

who seemed to be radically and terrifyingly incapable of accepting and forgiving certain necessary but perhaps tricky facts about their child. Dilbilgisi

1:22

çocukları hakkındaki bazı zorunlu ama belki de alengirli gerçekleri kabul etme ve affetme konusunda radikal ve ürkütücü derecede yetersiz görünen bir ebeveyn.

Dilbilgisi

incapable of accepting and forgiving: kabul edip bağışlayamamak

Incapable of, bir şeyi yapabilecek durumda olmamak anlamına gelir. Incapable sözcüğünden sonra of ve ardından bir isim ya da -ing biçimi kullanılır: incapable of accepting doğrudur; incapable to accept değildir. Burada accepting ve forgiving aynı of sözcüğüne bağlı, eş görevli iki -ing biçimidir. İfade, bakım veren kişinin sınırını derin ve ciddi bir durum olarak sunar. Radically and terrifyingly bunu daha da güçlendirir; söz konusu olan yalnızca bir kez kabul etmemeyi veya bağışlamamayı seçmek değildir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için accept ve forgive fiillerini incapable sonrasında gereken biçimlerde kullanın: The parent seemed incapable ____ the child's mistakes.

Cevabı göster

of accepting and forgiving

Perhaps our father flew into volcanic rage at any sign of disagreement, Deyimler

1:32

Belki babamız herhangi bir anlaşmazlık belirtisinde volkanik bir öfkeye kapılıyordu,

Deyimler

flew into volcanic rage: volkanik bir öfkeye kapıldı

Flew into a rage, fly into a rage ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Birdenbire aşırı derecede öfkelenmek anlamına gelen bir deyimdir; fly burada havada hareket etmeyi anlatmaz. Volcanic, öfkeyi patlayan bir volkana benzetir ve onu patlayıcı, kontrol edilmesi güç gösterir. Bu cümlede ifade, en küçük bir anlaşmazlık belirtisine bile verilen aşırı tepkiyi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için fly fiilinin geçmiş zamanını ve a volcanic rage ifadesini kullanın: At the first objection, the manager ____.

Cevabı göster

flew into a volcanic rage

to present an opposing political idea, Anlatım akışı

1:37

karşıt bir siyasi fikir sunmak,

to suggest we wanted something different to eat,

1:39

yemek için farklı bir şey istediğimizi ima etmek,

to be frank about our tiredness or anxiety, Kalıp ifadeler

1:42

yorgunluğumuz veya kaygımız hakkında dürüst olmak,

all these could threaten us with annihilation.

1:45

tüm bunlar bizi yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilirdi.

Anlatım akışı

to present ..., to suggest ..., to be frank ...: anlaşmazlığın paralel örnekleri

Tekrarlanan üç to-infinitive öbeği, any sign of disagreement ifadesini somutlaştırarak anlaşmazlığın alabileceği üç biçimi gösterir. Liste, siyasi bir fikre karşı çıkmaktan farklı bir yemek istemeye, oradan da yorgunluk veya kaygıyı dürüstçe dile getirmeye ilerler. Her birim to ile başladığı için cümle dengeli ve birikimli bir liste kurar, böylece kategorinin kapsamını genişletir. Bu mastarlar amaç değil örnek bildirir; all these ise üç eylemi tek bir grup olarak toplar.

Alıştırma

Vurgulanan üç to-infinitive öbeği cümlede hangi işlevi görür?

  1. Baba sakinleştikten sonra gerçekleşen üç olayı anlatırlar.
  2. Anlaşmazlığın nasıl görünebileceğine dair paralel örnekler verirler.
  3. Babanın ulaşmak istediği üç amacı belirtirler.
Cevabı göster

Anlaşmazlığın nasıl görünebileceğine dair paralel örnekler verirler.

Kalıp ifadeler

be frank about: Bir konu hakkında açık konuşmak

Be frank about, belirli bir konu hakkında açık ve dürüst konuşmak anlamına gelir; özellikle de konu rahatsız edici olabilecekse kullanılır. Buradaki konu onların yorgunluğu veya kaygısıdır. be frank about + isim öbeği veya -ing biçimi yapısında frank, be fiilinden sonra gelen bir sıfattır; about ise konuşulan konuyu tanıtır. Burada Frank adlı bir kişiden söz edilmez.

Alıştırma

'Bir konu hakkında dürüstçe konuşmak' anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The counselor asked Maya to ____ her anxiety.

Cevabı göster

be frank about

To survive, Anlatım akışı

1:48

Hayatta kalmak için,

we needed to be acutely responsive to what others expected us to do and say. Notlar

1:49

başkalarının bizden yapmamızı ve söylememizi beklediği şeylere karşı son derece duyarlı olmalıydık.

Anlatım akışı

Cümle başında amaç bildiren To survive,

To survive, amaç bildiren bir mastar grubudur. Ana cümleden önce gelerek nedeni başta verir; böylece dinleyen kişi, ardından gelen her şeyi—başkalarının beklentilerine karşı aşırı tetikte olmayı—basit bir tercih olarak değil, bir hayatta kalma stratejisi olarak yorumlar. Burada survive mutlaka fiziksel ölümden kaçınmak anlamına gelmez. Bu bağlamda, çocuğun algıladığı şekliyle duygusal güvenliği ve önemli bir bağı korumak anlamındadır. Bu nedenle ifade, durumun ciddiyetini artırır ve bu davranışın kişiye ne kadar gerekli geldiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede baştaki To survive ifadesi ne işlev görür?

  1. Yalnızca ardından gelen davranışın ne zaman gerçekleştiğini belirtir.
  2. Ardından gelen davranışı, güvende kalmak için gerekli hissedilen bir strateji olarak sunar.
  3. Konuşan kişilerin başkalarının beklentilerine uydukları için fiziksel olarak öldüğünü söyler.
Cevabı göster

Ardından gelen davranışı, güvende kalmak için gerekli hissedilen bir strateji olarak sunar.

Kalıp ifadeler

acutely responsive to ifadesi

Responsive to, bir şeyi fark edip ona tepki vermek veya kendini ona göre ayarlamak anlamına gelir. To edatı, tepkinin yöneldiği kişiyi, ihtiyacı, sinyali veya beklentiyi belirtir; burada konuşan kişiler, başkalarının kendilerinden ne yapmalarını ve söylemelerini istediğini yakından izliyordu. Acutely, responsive sözcüğünün derecesini güçlendirir. Alışılmadık ölçüde keskin bir hassasiyetle anlamını katar; bu nedenle acutely responsive to, sakin ve sıradan bir yardım etme isteğinden çok yüksek bir tetikte olma hâlini anlatır. Bu bağlamda söz konusu tetikte olma hâli korkudan kaynaklanır.

Alıştırma

Hangi cümle, başka insanların ihtiyaçlarını fark edip onlara çok güçlü biçimde tepki veren birini doğru anlatır?

  1. She is acutely responsive to other people's needs.
  2. She is unaware of other people's needs.
  3. She is responsible for meeting other people's needs.
Cevabı göster

She is acutely responsive to other people's needs.

Dilbilgisi

expected us to do and say: expect + kişi + to-infinitive

expected us to do and say ifadesinde expect + kişi + to-infinitive yapısı kullanılır: us beklenen eylemi yapacak kişidir, to do ise beklenen eylemi gösterir. Do ve say bağlaçla eş görevli hâle getirilmiş iki fiildir. Tek bir to ikisi için de geçerlidir: to do and (to) say. Daha geniş cümlede what, “yapılan veya söylenen şeyler” anlamını verir ve iki fiilin ortak nesnesidir.

Alıştırma

Cümleyi expect + us + to ve arrive fiiliyle tamamlayın. Eş görevli iki eylem için tek bir to kullanın: The coach ____ early and warm up before practice.

Cevabı göster

expects us to arrive

The very question of what we might really want became secondary to an infinitely more important priority, Anlatım akışı

1:54

Gerçekte ne isteyebileceğimiz sorusu, sonsuz derecede daha önemli bir önceliğin yanında ikinci planda kaldı,

manically second-guessing the desires of those on whom at that time our lives depended. Notlar

2:01

o da o zamanlar hayatımızın bağlı olduğu kişilerin arzularını manyakça tahmin etmekti.

Anlatım akışı

became secondary to: daha düşük bir önceliği belirtmek

Cümle, X became secondary to Y yapısıyla bir öncelik karşıtlığı kurar. X, Y’den daha az önemli kabul edilir; bu, X’in zaman bakımından ikinci gerçekleştiği anlamına gelmez. The very question, gerçekte ne isteyebileceğimizi sorma eyleminin bile öncelik sıralamasında geriye itildiğini vurgular. an infinitely more important priority ifadesi bu tersine dönüşü açıkça gösterir: dikkat kişisel isteklerden uzaklaşıp bunlarla yarışan talebe yönelir.

Alıştırma

“Personal preference became secondary to safety,” cümlesinde hangi ilişki ifade edilmektedir?

  1. Kişisel tercih güvenlikten sonra gerçekleşti.
  2. Güvenlik, kişisel tercihten daha önemli kabul edildi.
  3. İki konu da eşit derecede önemli kabul edildi.
Cevabı göster

Güvenlik, kişisel tercihten daha önemli kabul edildi.

Öbek fiiller

second-guessing ile birinin isteklerini tahmin etmek

Burada second-guessing, kişinin kendi isteklerine odaklanmak yerine başkalarının ne istediğini tekrar tekrar tahmin etmeye çalışmasıdır. Nesnesi the desires of those... olduğundan, eylem başkalarının isteklerini anlamaya odaklanır. manically, bu tahminin kaygılı, durmaksızın süren ve neredeyse kontrol dışı olduğunu gösterir. second-guessing tam olarak iki kez tahmin etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Before choosing each design, she kept second-guessing what her boss wanted cümlesinde kadın ne yapıyor?

  1. Tam olarak aynı tahmini iki kez yapıyor.
  2. Patronunun daha önce verdiği bir kararı eleştiriyor.
  3. Patronunun isteklerini tekrar tekrar tahmin etmeye çalışıyor.
Cevabı göster

Patronunun isteklerini tekrar tekrar tahmin etmeye çalışıyor.

Dilbilgisi

those on whom ... our lives depended: resmî on whom yapısı

those on whom at that time our lives depended ifadesinde whom, those sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır. Temel ilişki our lives depended on those people şeklindedir. Resmî üslupta on edatı whom sözcüğünün önüne taşınarak on whom oluşturulur. İlgi cümleciğinin içinde our lives, depended fiilinin öznesidir; whom ise on edatının nesnesidir. on öne taşındığı için depended sonrasında tekrar kullanılmamalıdır.

Alıştırma

Hangi cümle resmî ‘edat + whom’ yapısını doğru kullanıyor?

  1. The caregivers on whom the children depended arrived early.
  2. The caregivers whom the children depended arrived early.
  3. The caregivers on whom the children depended on arrived early.
Cevabı göster

The caregivers on whom the children depended arrived early.

We didn't always lie out of fear. Anlatım akışı

2:08

Her zaman korktuğumuz için yalan söylemedik.

It was also often out of love for someone we were profoundly attached to, Kalıp ifadeler

2:11

Çoğu zaman derinden bağlı olduğumuz birine duyduğumuz sevgiden dolayı da olurdu,

but who was vulnerable in some way.

2:15

ancak o kişi bir şekilde savunmasızdı.

Anlatım akışı

out of fear ... out of love: güdüleri paralel biçimde sunmak

Burada out of + isim, bir eylemin arkasındaki güdüyü belirtir. We didn't always lie out of fear, korkunun yalan söylemenin tek nedeni olmadığını anlatır. Sonraki cümledeki It, yalan söyleme eylemine gönderme yapar: Bu davranışa çoğu zaman savunmasız birine duyulan sevgi de yol açıyordu. out of fear ve out of love ifadelerinin paralel kullanımı, görünüşte farklı ikinci bir neden ekleyerek düşünceyi düzenler. always, also ve often gibi sözcükler tek nedene dayalı açıklamayı yumuşatır ve karma güdülere yer açar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki güdü ifadesiyle tamamlayın: She stayed silent not only ____ but also ____ for her friend.

Cevabı göster

out of fear · out of love

Kalıp ifadeler

profoundly attached to: derin bir duygusal bağ

Be attached to someone, o kişiyle güçlü bir duygusal bağ hissetmek demektir. Profoundly, attached sözcüğünü güçlendirir; bu nedenle profoundly attached to sıradan bir hoşlanmadan çok derin ve önemli bir bağı anlatır. someone we were profoundly attached to yapısında someone, anlam bakımından to'dan sonra gelir: we were profoundly attached to someone. to, attached to kalıbının parçasıdır ve bu ilgi cümleciği yapısında da korunmalıdır.

Alıştırma

“Derin bir duygusal bağ hissediyordu” anlamına gelen doğal tamamlamayı seçin: Even after moving abroad, Lina remained profoundly ___ her grandmother.

  1. attaching to
  2. attached with
  3. attached to
Cevabı göster

attached to

We lied out of a longing not to set off another marital row, Notlar

2:18

Yeni bir evlilik kavgası başlatmama arzusuyla,

Öbek fiiller

“tetiklemek” anlamındaki set off

Bu cümlede set off, özellikle güçlü ya da istenmeyen bir olayı “başlatmak veya tetiklemek” anlamına gelir. another marital row nesnesi, başlamasını önlemek istedikleri olayı belirtir. Bu kullanım, set off + olay veya tepki yapısını izler; set off an alarm, a debate ve a chain reaction buna örnektir. Burada “yola çıkmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu notta geçen ve “çalışmasına neden oldu” anlamına gelen fiille tamamlayın: The faulty sensor ____ the alarm.

Cevabı göster

set off

Kelime

marital row: “kavga” anlamındaki row

Burada row, yüksek sesli ve öfkeli bir kavga anlamına gelir. Marital evlilikle ilgili bir şeyi anlatır; dolayısıyla a marital row, eşler arasındaki bir kavgadır. Marital, row sözcüğünü niteleyen bir sıfattır. another marital row isim grubunun tamamı, evlilik içinde bir kavganın daha yaşanmasını ifade eder.

Alıştırma

“The couple had a row about money,” cümlesinde row için hangi anlam ve telaffuz uygundur?

  1. /roʊ/ — insanların veya nesnelerin oluşturduğu bir sıra
  2. /roʊ/ — küreklerle bir tekneyi hareket ettirmek
  3. /raʊ/ — yüksek sesli bir kavga
Cevabı göster

/raʊ/ — yüksek sesli bir kavga

a desire to keep a depressive parent in a good mood Kalıp ifadeler

2:22

depresif bir ebeveyni iyi bir ruh halinde tutma arzusuyla yalan söyledik

and to avoid adding a further burden to what seemed like an already very difficult or sad life.

2:25

ve zaten çok zor veya üzücü görünen bir hayata yeni bir yük eklemekten kaçınmak için.

Kalıp ifadeler

Depresyondaki bir ebeveyni iyi bir ruh hâlinde tutmak

keep a depressive parent in a good mood ifadesinde keep, “birinin belirli bir durumda kalmasını sağlamak” anlamına gelir. A depressive parent nesnedir; in a good mood ise sürdürülen durumu açıklayan nesne tamamlayıcısıdır. keep + kişi + in a/an ... mood kalıbı, bir duygu durumunun devam etmesini sağlamak için kullanılabilir. Burada ayrıca çocukların ebeveynin duygularını yönetme sorumluluğunu üstlendiğini gösterir; ebeveyni belirli bir yerde tutmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Konuklar zaten neşeli ve ev sahibi bu duygunun akşam yemeği boyunca sürmesini istiyor. Hangi cümle durumu en iyi ifade eder?

  1. She wants to put her guests in a good mood before dinner.
  2. She wants to keep her guests in a good mood throughout dinner.
  3. She wants to keep her guests in the dining room throughout dinner.
Cevabı göster

She wants to keep her guests in a good mood throughout dinner.

Who were we to make things even more complicated for a fragile person we cared for? Ton ve niyet

2:32

Değer verdiğimiz kırılgan bir insan için işleri daha da karmaşık hale getirmek bize mi düşerdi?

Ton ve niyet

İşleri daha da karmaşık hâle getirmeye ne hakkımız vardı?

Who were we to ...? kim olduğumuzu öğrenmeye yönelik bir soru değil, retorik bir sorudur. Burada “İşleri daha da karmaşık hâle getirmeye hakkımız olmadığını düşünüyorduk” anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp Who + be + özne + to + fiilin yalın hâli? şeklindedir. Birinin harekete geçme yetkisini, konumunu veya ahlaki hakkını sorgular. Were örneğe geçmiş zaman bakış açısı verir: konuşmacı, grubun o sırada kendisini nasıl değerlendirdiğini anlatır.

Alıştırma

“Who were we to make the decision for her?” cümlesinde konuşmacı büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Onun adına karar verme hakkımız olmadığını düşünüyorduk.
  2. Birinin bize adlarımızı söylemesini istiyorduk.
  3. Karardan kimin sorumlu olduğunu bilmiyorduk.
Cevabı göster

Onun adına karar verme hakkımız olmadığını düşünüyorduk.

However understandable the origins of our behavior, Dilbilgisi

2:38

Davranışımızın kökenleri ne kadar anlaşılabilir olursa olsun,

in the more reflexive moments of adulthood,

2:41

yetişkinliğin daha fazla içgörü gerektiren anlarında,

we might find three paths out from these difficult patterns of people-pleasing. Deyimler

2:43

insanları memnun etme yönündeki bu zor kalıplardan kurtulmak için üç yol bulabiliriz.

Dilbilgisi

Ödünleme yapısı olarak “However understandable ...”

Burada however, “ancak” değil, “ne kadar … olursa olsun” anlamına gelir. Baştaki ifade, davranışın kökenlerinin anlaşılmasının kolay olabileceğini kabul eder. Yapı however + sıfat + isim öbeği şeklindedir ve burada kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesi olarak kullanılır. however understandable the origins of our behavior yaklaşık olarak “bu kökenler ne kadar anlaşılır olursa olsun” demektir. Önce açıklamayı kabul eder, ardından ana cümle değişimin hâlâ mümkün olduğunu söyler.

Alıştırma

Cümleyi, however ile başlayan ve “anlaşılması ne kadar kolay olursa olsun” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ his explanation, he still needs to repair the damage.

Cevabı göster

However understandable

Deyimler

Çözüm mecazı olarak “three paths out from ...”

Buradaki paths sözcüğü mecazidir. Konuşmacı fiziksel yolları anlatmıyor: three paths üç olası yöntem veya eylem yolu anlamına gelirken out from these patterns bu alışkanlıklardan uzaklaşıp artık onların kontrolünde olmamak anlamına gelir. Three sayısı, ardından gelen bilgileri de düzenler. Üç çözümden oluşan bir listeyi önceden haber verir; dolayısıyla ifade hem değişim imgesi hem de tartışmanın yol haritası olarak işlev görür.

Alıştırma

Bu cümlede “three paths out from these difficult patterns” ne anlama gelir?

  1. Davranış kalıplarının nasıl başladığına dair üç açıklama
  2. Bir yerden uzaklaşan üç fiziksel rota
  3. Davranış kalıplarından kurtulmanın üç olası yolu
  4. İnsanları memnun etmeye çalışma davranışının üç örneği
Cevabı göster

Davranış kalıplarından kurtulmanın üç olası yolu

The first relies on reminding ourselves that our colleagues,

2:49

Birincisi, meslektaşlarımızın,

partners,

2:53

partnerlerimizin

and friends are almost certainly very different from the people around whom our anxieties evolved in childhood. Dilbilgisi

2:53

ve arkadaşlarımızın, çocukluk döneminde kaygılarımızın etrafında geliştiği insanlardan neredeyse kesinlikle çok farklı olduğunu kendimize hatırlatmaya dayanır.

Dilbilgisi

kaygılarımızın çocuklukta yanlarında geliştiği insanlar

around whom our anxieties evolved ilgi tümcesinde around, whom sözcüğünden önce gelir. Whom, around edatının nesnesidir ve şu anki iş arkadaşlarımızı, partnerlerimizi ya da dostlarımızı değil, çocuklukta çevremizde bulunan önemli kişileri, özellikle bakımımızı üstlenenleri ifade eder. Başka cümlelere aktarılabilen kalıp şöyledir: insan belirten isim + edat + whom + tümce. Burada around, kaygıların geliştiği sosyal çevreyi anlatır; yaklaşık anlamına gelmez. Around zaten öne alındığı için evolved sözcüğünden sonra tekrar kullanılmaz.

Alıştırma

Resmî ilgi yapısını around ve who sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: "They were the adults ____ his early fears developed."

Cevabı göster

around whom

Most humans can cope quite well with a bit of contradiction, Kalıp ifadeler

3:01

Çoğu insan biraz çelişkiyle,

a dose of unwelcome information,

3:04

bir doz istenmeyen bilgiyle

or an occasional rejection delivered with requisite politeness. Kalıp ifadeler

3:06

veya gereken nezaketle iletilen ara sıra gelen bir reddedilmeyle oldukça iyi başa çıkabilir.

Kalıp ifadeler

cope quite well with: bir şeyle oldukça iyi başa çıkmak

Cope with, zor veya hoş olmayan bir durum karşısında ezilmeden onunla başa çıkmak demektir. Quite well, başa çıkmanın kusursuz değil ama oldukça başarılı olduğunu belirtir. With, başa çıkılan şeyi tanıtır. Cümlede a bit of contradiction, a dose of unwelcome information, or an occasional rejection listesinin tümünü yönetir. Buradaki düşünce, çoğu insanın bu küçük sosyal zorluklara birinin korkabileceğinden daha iyi dayanabildiğidir.

Alıştırma

Cümleyi cope, quite well ve doğru edatla tamamlayın: "Although the move was stressful, Leo could ____ the change."

Cevabı göster

cope quite well with

Kalıp ifadeler

gereken nezaketle iletilen ara sıra bir ret

Burada delivered, fiziksel olarak taşımak değil, “iletmek” anlamındadır. delivered with requisite politeness geçmiş zaman ortacı grubu an occasional rejection ifadesini niteler ve reddin nasıl dile getirildiğini gösterir. Requisite, “o durum için gerekli” demektir. Hoşa gitmeyen bir mesaj açık kalırken durumun gerektirdiği nezaketle iletilebilir; nezaket reddin kendisini değil, iletilme biçimini değiştirir.

Alıştırma

Hangi durum “a rejection delivered with requisite politeness” ifadesini en iyi örnekler?

  1. Bir yönetici talebi açıkça reddeder ve karşısındaki kişiye talepte bulunduğu için teşekkür eder.
  2. Bir kurye ret mektubunu doğru adrese bırakır.
  3. Bir yönetici kimsenin hayır sözünü duymaması için hiç yanıt vermez.
Cevabı göster

Bir yönetici talebi açıkça reddeder ve karşısındaki kişiye talepte bulunduğu için teşekkür eder.

The other is not going to explode or dissolve. Deyimler

3:11

Karşımızdaki kişi patlamayacak ya da yok olacaktır.

Deyimler

patlamayacak ya da eriyip gitmeyecek

Explode ve dissolve sözcükleri gerçek anlamda fiziksel yıkımı anlatır; ancak burada bir insanın duygusal tepkisini mizahi biçimde abartırlar. Explode ani bir öfke patlamasını, dissolve ise duygusal dengenin kaybolup kişinin dağılmasını ima eder. Not going to ile konuşan kişi felaketleştiren bir beklentiyi reddeder: Karşı taraf bir anlaşmazlığı veya hoşuna gitmeyen bilgiyi duyduğunda öfkeden patlamayacak ya da çökmeyecektir. Bu bir güven verme ifadesidir, fiziksel olay tahmini değildir.

Alıştırma

“Maya is not going to explode or dissolve if you disagree with her” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Söylediğiniz her şeye kesinlikle katılacaktır.
  2. Duygusal tepki verebilir, ancak yalnızca anlaşmazlık yüzünden öfkeden patlamaz veya çökmez.
  3. Bedeni gerçekten patlayıp sıvıya dönüşme tehlikesi altındadır.
Cevabı göster

Duygusal tepki verebilir, ancak yalnızca anlaşmazlık yüzünden öfkeden patlamaz veya çökmez.

We learned a very particular habit of relating to the world around a group of people who were not representative of humanity as a whole. Kalıp ifadeler

3:14

İnsanlığın bütününü temsil etmeyen bir grup insanın etrafındaki dünyayla ilişki kurmak gibi çok özel bir alışkanlık edindik.

Kalıp ifadeler

not representative of humanity as a whole: insanlığın tamamını temsil etmemek

Burada representative, daha büyük bir grubu yansıtacak kadar tipik anlamına gelen bir sıfattır. Konuşmacının çevresindeki insanlar sınırlı bir örneklem oluşturduğu için onlardan öğrenilen alışkanlıklar herkes hakkında kanıt olarak görülmemelidir. Humanity as a whole, bütün insanların birlikte ele alınması demektir. Aktarılabilir be representative of + grup kalıbı; bir örneklemin, örneğin veya deneyimin daha geniş grubu doğru biçimde yansıtıp yansıtmadığını değerlendirmek için kullanılır.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: The study questioned only five friends from the same club, so its sample was not representative of the town as a whole. Bu ne anlama gelir?

  1. Küçük grup kasabanın tamamını güvenilir biçimde yansıtmıyor.
  2. Grubun kasabayı temsil eden resmî bir sözcüsü yok.
  3. Kasabada hiç kimse bir kulübe üye değil.
Cevabı göster

Küçük grup kasabanın tamamını güvenilir biçimde yansıtmıyor.

Secondly,

3:23

İkincisi,

we need to acknowledge the inadvertently harmful side effects of our behavior. Kelime

3:24

davranışlarımızın farkında olmadan yarattığı zararlı yan etkileri kabul etmeliyiz.

Kelime

inadvertently harmful side effects: istemeden oluşan zararlı yan etkiler

Inadvertently, kasıt olmadan veya istemeden demektir. Zararın ne kadar ciddi olduğunu değil, zararın arkasındaki niyeti açıklar. Side effects, ikincil etkileri ifade eder ve yalnızca tıp alanıyla sınırlı değildir. Burada, kişinin amacı olmasa da davranışın yol açtığı ek olumsuz sonuçlar anlamına gelir. Bu ifade iyi niyetlerle gerçek sonuçları birbirinden ayırır.

Alıştırma

Bir antrenör oyunculara yardımcı olmak için sürekli tavsiye verir, ancak oyuncular kendi kararlarını vermekten korkmaya başlar. Hangi açıklama inadvertently harmful side effects ifadesini en iyi karşılar?

  1. İyi niyetler, istenmeyen olumsuz sonuçlar doğurdu.
  2. Sonuçlar tıbbi ve hafifti.
  3. Antrenör oyuncuların özgüvenini azaltmayı amaçladı.
Cevabı göster

İyi niyetler, istenmeyen olumsuz sonuçlar doğurdu.

We may genuinely have good intentions, Anlatım akışı

3:29

Gerçekten iyi niyetli olabiliriz,

but we are endangering everyone by not speaking more frankly.

3:31

ancak daha açık konuşmayarak herkesi tehlikeye atıyoruz.

Anlatım akışı

We may genuinely have good intentions, but...: niyet ve etki karşıtlığı

İlk yan cümle olan We may genuinely have good intentions, grubun amaçlarını reddetmek yerine olumlu bir noktayı kabul eder. Burada may, ödünleyici bir kabul işlevi görür: konuşan kişi, iyi niyetin muhtemelen sahte olduğunu ileri sürmek yerine niyetlerin gerçekten iyi olabileceğini kabul eder. Ardından But, dikkati niyetten etkiye çevirir: bu niyetlere rağmen açık konuşmamak insanları tehlikeye atmaktadır. Başka durumlarda da kullanılabilen may have good intentions, but... kalıbı, amacı kabul ederken sonuçların da önemli olduğu konusunda ısrar etmenizi sağlar.

Alıştırma

Vurgulanan yapı bu cümlede ne yapıyor?

  1. İyi amaçları kabul edip ardından bunları zararlı sonuçlarla karşılaştırır.
  2. İyi niyetin muhtemelen sahte olduğunu kanıtlar.
  3. İyi niyetin zararı otomatik olarak önlediğini söyler.
Cevabı göster

İyi amaçları kabul edip ardından bunları zararlı sonuçlarla karşılaştırır.

At work,

3:35

İşteyken,

we aren't doing anyone a service by withholding our doubts and reservations. Kalıp ifadeler

3:36

şüphelerimizi ve çekincelerimizi gizleyerek kimseye iyilik yapmış olmuyoruz.

Kalıp ifadeler

aren't doing anyone a service by withholding: bir eylemin yardımcı olduğunu reddetmek

Do someone a service, birine yardım etmek veya iyilik yapmak anlamına gelen bir deyimdir. aren't ... anyone olumsuz yapısında cümle, kimsenin yardım görmediği anlamına gelir. By withholding, değerlendirilen eylemi, yani şüpheleri ve çekinceleri söylemeden saklamayı belirtir. Bütün kalıp, düşünceli görünebilecek bir eylemin aslında yararlı olmadığını söyler.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için do someone a service deyimini doğru biçimde kullanın: We aren't ____ by withholding important feedback.

Cevabı göster

doing anyone a service

And in love,

3:40

Ve aşkta,

there is no kindness in staying in a relationship simply because it seems the other might not survive without us. Dilbilgisi

3:41

sadece diğeri biz olmadan hayatta kalamayacakmış gibi göründüğü için bir ilişkide kalmakta hiçbir nezaket yoktur.

Dilbilgisi

There is no kindness in staying: bir davranış hakkında ahlaki yargıda bulunmak

“There is no kindness in staying”, ilgili durumda kalmanın şefkatli görünse bile gerçekten iyilik olmadığını belirtir. Bu yargı, belirtilen nedenle kalma davranışına yöneliktir; ilişkideki bütün iyi ve şefkatli davranışları reddetmez. there is no kindness in + -ing kalıbı, bir davranışı gerçek iyilikten yoksun olarak değerlendirir. Burada in, değerlendirilen davranışı tanıtır; staying ise bir gerund biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki yargı kalıbının tam hâliyle tamamlayın: There is ____ pretending to agree just to avoid an honest answer.

Cevabı göster

no kindness in

They will, Dilbilgisi

3:47

Kalabilirler,

but we will have wasted a lot of their time through our sentimentality. Dilbilgisi

3:48

ama biz duygusallığımız yüzünden onların zamanının çoğunu boşa harcamış olacağız.

Dilbilgisi

They will: yardımcı fiille yapılan fiil öbeği eksiltisi

“They will” ifadesinde will yardımcı fiili kalır, tekrarlanan survive without us fiil öbeği ise söylenmez. Tam anlamı “They will survive without us” şeklindedir. Bu, fiil öbeği eksiltisidir; ana fiil bağlamdan anlaşılsa da yan cümle dil bilgisi açısından tamamdır. Will seçimi, might not survive ifadesindeki korkuyu da reddeder ve olumlu, kendinden emin bir tahmin sunar. Yardımcı fiil yeni tahmini ve olumlu anlamı taşırken dinleyen kişi eksiltilen eylemi bağlamdan tamamlar.

Alıştırma

finish the report on time ifadesini tekrarlamadan kısa yanıtı tamamlayın: “Will Nora finish the report on time?” “Yes, she ____.”

Cevabı göster

will

Dilbilgisi

will have wasted: future perfect yapısı

will have wasted ifadesinde will have + geçmiş zaman ortacı, future perfect yapısını oluşturur. Konuşan kişi gelecekteki bir referans noktasından geriye bakar ve boşa harcanan zamanı, o zamana kadar birikmiş olacak bir sonuç olarak sunar. Bu yapı, mevcut durum devam ederse bir sonucun gelecekteki bir süre sınırına kadar tamamlanmış olacağını vurgular. Zamanın şimdi zaten tamamen boşa harcandığını söylemez ve gelecekteki tek bir olayı basitçe tahmin etmekten daha fazlasını ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi waste fiilinin future perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the meeting ends, we ____ two hours on side issues.

Cevabı göster

will have wasted

Finally,

3:52

Son olarak,

we can acquire the confidence to be artful about the difficult messages we have to impart. Notlar

3:53

iletmemiz gereken zor mesajlar konusunda ustalaşacak özgüveni kazanabiliriz.

Kalıp ifadeler

acquire the confidence to + fiil

acquire the confidence to be artful ifadesinde acquire, deneyim veya çabayla bir şeyi zaman içinde edinmek ya da geliştirmek anlamına gelir. Edinilen şey confidence, yani özgüvendir; becerinin veya mesajın kendisi değildir. Kalıp acquire the confidence to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Mastar, kişinin yapacak kadar özgüven kazandığı eylemi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi acquire the confidence to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several rehearsals, Maya finally ____ speak in front of the whole school.

Cevabı göster

acquired the confidence to

Kelime

Be artful about: zor mesajları ustalıkla ele almak

Bu cümlede be artful about, zor mesajları beceri ve incelikle ele almak ya da ifade etmek anlamına gelir. Konuşmacı olumlu bir iletişim becerisinden söz eder: dürüst kalırken sözcükleri ve ses tonunu dikkatle seçmek. Artful bazen zekânın aldatmak amacıyla kullanıldığını ima edebilir, ancak burada amaçlanan anlam bu değildir. Kararlı ama dostça olma düşüncesi, anlamı düzenbazdan çok becerikli ve düşünceliye yaklaştırır.

Alıştırma

‘She was artful about explaining the delay to an angry client,’ cümlesinde artful büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Olanlar konusunda kurnazca dürüst olmayan
  2. Görsel sanat üretmekte yaratıcı
  3. İletişim biçiminde becerikli ve incelikli
Cevabı göster

İletişim biçiminde becerikli ve incelikli

As a child,

3:59

Çocukken,

we couldn't nuance the messages we wanted to send out. Kelime

3:59

vermek istediğimiz mesajları nüanslandıramıyorduk.

Kelime

Nuance the messages: geçişli fiil olarak nuance

Burada nuance bir fiildir. Nuance the messages, mesajların kaba veya kesin duyulmaması için onlara ince ayrımlar, sınırlamalar ve ton değişiklikleri eklemek anlamına gelir. Yapı nuance + nesne şeklindedir: bir konuşmacı claim, response veya message sözcüklerini doğrudan nesne yaparak nuance fiilini kullanabilir. Bu kullanım, ifadede zaten bulunan nüansları fark etmekten ziyade ifadeyi etkin biçimde şekillendirmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için nuance fiilini doğru biçimde kullanın: The editor ____ the conclusion so it sounded less absolute.

Cevabı göster

nuanced

We didn't know how to craft our raw pain and needs into convincing explanations. Deyimler

4:02

İşlenmemiş acımızı ve ihtiyaçlarımızı ikna edici açıklamalara nasıl dönüştüreceğimizi bilmiyorduk.

Deyimler

craft A into B: malzemeyi özenle işleyip bir sonuca dönüştürmek

Burada craft A into B, A'yı dikkatle şekillendirip düzenleyerek B hâline getirmek demektir. Cümlede raw pain and needs işlenmemiş bir malzeme gibi ele alınırken convincing explanations tamamlanmış sonucu gösterir. Kalıp craft + başlangıç malzemesi veya içerik + into + sonuç şeklindedir. Craft yalnızca bir değişimi değil, bilinçli beceri ve özeni vurgular.

Alıştırma

Cümleyi craft A into B kalıbıyla tamamlayın: Yesterday, the editor ____ a pile of rough notes ____ a clear article.

Cevabı göster

crafted · into

But now,

4:08

Ama şimdi,

it's open to us to be firm in our views, Notlar

4:09

görüşlerimizde kararlı olmak bizim elimizde,

but extremely genial as well.

4:12

ama aynı zamanda son derece cana yakın olabiliriz.

Dilbilgisi

it's open to us to be: mevcut bir seçeneği sunmak

Bu kalıpta it is open to someone to do something, kişinin o eylemi bir seçenek olarak gerçekleştirebileceği anlamına gelir. Burada konuşanlar hem görüşlerinde kararlı hem de cana yakın olmayı seçebilir. Yapı it + be + open + to + kişi + to-infinitive şeklindedir. İlk to seçeneğe sahip kişiyi, ikinci to ise mümkün olan eylemi getirir.

Alıştırma

Hangi cümle komitenin daha fazla bilgi isteme seçeneğine sahip olduğunu belirtir?

  1. It is open to the committee to request more information.
  2. The records are open to the committee.
  3. The committee is open to receiving more information.
Cevabı göster

It is open to the committee to request more information.

Anlatım akışı

Görüşlerimizde kararlı, ama aynı zamanda son derece cana yakın

Firm in our views, görüşlerimizi açıkça savunmak ve yalnızca birini memnun etmek için onlardan vazgeçmemek demektir. Genial, insanlara karşı sıcak ve dostça bir tavrı anlatır. But, bu iki özelliğin birbiriyle bağdaşmıyor gibi görünebileceğini belirtirken as well, cana yakınlığı da geçerli olan başka bir özellik olarak ekler. X, but Y as well kalıbı iki özelliğin bir arada bulunabileceğini gösterir; Y, X'i ortadan kaldırmaz veya zayıflatmaz.

Alıştırma

İki özelliğin bir arada bulunabileceğini göstermek için cümleyi but ... as well kalıbıyla tamamlayın: We can be clear about the rule, ____ be kind ____.

Cevabı göster

but · as well

We can say no while indicating that we feel a lot of goodwill. Ton ve niyet

4:14

Çok fazla iyi niyet hissettiğimizi gösterirken aynı zamanda hayır diyebiliriz.

Ton ve niyet

İyi niyet gösterirken hayır demek

Say no, reddedişi açıkça belirtmek demektir. While + -ing, bu reddedişi aynı anda gerçekleşen ikinci bir eyleme bağlar: goodwill göstermek, yani karşımızdaki kişiye yönelik olumlu duyguları ve dostça niyeti belirtmek. Cümle, sınır koyma ile ilişkiyi gözetmeyi eş zamanlı olarak sunar; reddettikten sonra fikir değiştirmekten söz etmez. İyi niyet sosyal mesajı yumuşatır, ancak hayır cevabını zayıflatmaz.

Alıştırma

Reddediş ile dostça mesajın birlikte gerçekleştiğini göstermek için cümleyi while ile tamamlayın: We can say no ____ showing that we appreciate the invitation.

Cevabı göster

while

We can say someone is wrong without implying that they are an idiot. Ton ve niyet

4:19

Birisinin aptal olduğunu ima etmeden hatalı olduğunu söyleyebiliriz.

Ton ve niyet

Birinin yanıldığını, aptal olduğunu ima etmeden söylemek

Bu cümlede say someone is wrong, kişinin belirli bir konudaki yargısına veya görüşüne karşı çıkar. An idiot ise kişinin genel zekâsını hedef alan bir hakarettir. Without implying that, mesajın dolaylı olarak bile aktarmaması gereken bir yargıyı belirtir. Amaç hakareti gizlemek değil, düzeltmeyi hataya odaklı tutarak kişisel saldırıya dönüşmesini önlemektir.

Alıştırma

Hangi cümle bir düşünceyi düzeltirken bu düzeltmeyi kişisel hakarete dönüştürmez?

  1. We can avoid saying whether the answer is wrong.
  2. We can say the answer is wrong without implying that Ben is an idiot.
  3. We can call Ben an idiot because his answer is wrong.
Cevabı göster

We can say the answer is wrong without implying that Ben is an idiot.

We can leave someone while ensuring they realize how much a relationship meant to us. Ton ve niyet

4:24

Bir ilişkinin bizim için ne kadar çok şey ifade ettiğini anlamalarını sağlayarak birinden ayrılabiliriz.

Ton ve niyet

Birinden ayrılırken ilişkinin ne kadar önemli olduğunu anlamasını sağlamak

Burada leave someone, romantik bir ilişkiyi bitirmek anlamına gelir. While ensuring, bu kesin bitişi ikinci bir eylemle birleştirir: diğer kişinin ilişkinin ne kadar önemli olduğunu anlamasını sağlamak. Geçmiş zamandaki meant, ilişkiye sona erdiği noktadan bakar ve onun değerini kabul eder. Bu kabul, ilişkinin devam edeceği sözünü vermez; bir şeyi bitirmenin ve geçmişteki önemine saygı göstermenin aynı anda mümkün olduğunu anlatır.

Alıştırma

Aşağıdaki cümle en açık biçimde ne anlatıyor? Nora ended the relationship while ensuring Leo knew how much their time together had meant to her.

  1. İlişkinin devam edeceğine söz verdi.
  2. İlişkiyi bitirdi ve geçmişteki önemini açıkça kabul etti.
  3. Leo'ya ilişkinin bittiğini söylemekten kaçındı.
Cevabı göster

İlişkiyi bitirdi ve geçmişteki önemini açıkça kabul etti.

We can,

4:30

Bizler,

in other words, Anlatım akışı

4:31

başka bir deyişle,

be pleasant without being people-pleasers. Dilbilgisi

4:32

insanları memnun edenler olmadan da hoş kişiler olabiliriz.

Anlatım akışı

in other words: Önceki bir fikri yeniden ifade etmek

In other words, konuşanın daha önceki bir fikri daha açık veya daha kısa biçimde yeniden ifade edeceğini gösterir. Yeni bir gerekçe ya da iddia eklemez. Burada önceki örnekleri tek bir sonuçta toplar: nazik olmakla sağlam kişisel sınırlara sahip olmak bir arada mümkündür.

Alıştırma

Bu cümlede in other words ne işe yarar? Tomorrow is Sunday, and the shop is closed on Sundays; in other words, you cannot visit tomorrow.

  1. Önceki bilgiyi açık bir sonuç olarak yeniden ifade eder.
  2. Kapanış için konuyla ilgisiz bir neden ekler.
  3. Konuşanın çalışma saatlerinden şüphe ettiğini gösterir.
Cevabı göster

Önceki bilgiyi açık bir sonuç olarak yeniden ifade eder.

Dilbilgisi

be pleasant without being people-pleasers: A'yı koruyup B olmamak

be A without being B kalıbı, B dışarıda bırakılırken A'nın geçerli kalabileceğini anlatır. without sözcüğünden sonra, ardından gelen özellik veya kimlikten önce gerekli olan -ing biçimi being kullanılır. Burada pleasant, nazik ve düşünceli anlamındadır. People-pleaser, çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını görmezden gelerek başkalarının onayını kazanmak için aşırı çaba gösteren kişidir. Cümle, nezaket ile özveriyi birbirinden ayırır: nazik olmak, people-pleaser olmayı gerektirmez.

Alıştırma

Cümleyi be A without being B kalıbını kullanarak tamamlayın: You can be confident ____ arrogant.

Cevabı göster

without being

We partnered with Skillshare today as it is a fantastic starting point for anyone also looking to learn new skills

4:37

Bugün Skillshare ile ortaklık kurduk çünkü yeni beceriler öğrenmek isteyen herkes için harika bir başlangıç noktası

and they have given us an amazing offer to pass on to you.

4:43

ve size iletmemiz için bize inanılmaz bir teklif sundular.

The first 500 people to sign up using the link in the description will receive a 2-month free trial.

4:47

Açıklamadaki bağlantıyı kullanarak kaydolan ilk 500 kişi 2 aylık ücretsiz deneme hakkı kazanacak.

If you haven't heard of Skillshare before,

4:54

Skillshare'i daha önce duymadıysanız,

it's home to thousands of classes in graphic design,

4:56

grafik tasarım,

animation,

4:59

animasyon,

web development,

5:00

web geliştirme,

music,

5:01

müzik,

photography,

5:02

fotoğrafçılık,

design,

5:03

tasarım,

and more.

5:03

ve daha fazlasında binlerce derse ev sahipliği yapıyor.

You can start learning how to do just about anything.

5:04

Hemen hemen her şeyi nasıl yapacağınızı öğrenmeye başlayabilirsiniz.

In 2 months,

5:07

2 ay içinde,

you could easily learn the skills you need to start a new hobby or business.

5:08

yeni bir hobiye veya işe başlamak için ihtiyacınız olan becerileri kolayca öğrenebilirsiniz.

Is there a project that you've been dreaming of completing,

5:12

Tamamlamayı hayal ettiğiniz bir proje var mı,

but just aren't sure if you have the skills to do it?

5:14

ama bunu yapacak becerilere sahip olup olmadığınızdan emin değil misiniz?

Why not start right now and sign up to Skillshare using the link below.

5:17

Neden hemen şimdi başlamıyor ve aşağıdaki bağlantıyı kullanarak Skillshare'e kaydolmuyorsunuz.