Açık büfelerin gizli hayatı - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
924 kelime 163 kel/dk

Video açıklaması: Neil ve Sam, sınırsız açık büfelerin insanları neden yiyebileceklerinden fazla yemek almaya, ödedikleri paranın karşılığını çıkarmaya ve gösterişli sunumlarla konukları etkilemeye yönelttiğini inceliyor. Ayrıca israfı, Hint düğünlerindeki ziyafet rekabetini ve büfenin Orta Çağ İsveç’ine uzanan kökenini ele alıyorlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. your eyes were bigger than your belly, — Deyimler ve mecazi ifadeler: Bu sözün fiziksel bir karşılaştırma değil, birinin bitirebileceğinden fazla yiyecek alması anlamına geldiğini kavrayacaksınız. Fazla sipariş verme veya tabağa gereğinden çok alma davranışına yönelik mizahi eleştiriyi fark edip iştahın ya da hırsın gerçek kapasiteyi aştığı durumlarda deyimi doğal biçimde kullanabileceksiniz. 2. very vicious circle, — Deyimler ve mecazi ifadeler: Bir sorunun yeni bir sorun yarattığı ve bu yeni sorunun başlangıçtaki durumu daha da kötüleştirdiği düzeni tanımayı öğreneceksiniz. Böylece düğün sahiplerinin başkalarını geçmek için giderek daha gösterişli büfeler kurması gibi rekabet, harcama veya toplumsal baskı döngülerini açıkça anlatabileceksiniz. 3. I'm afraid, — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bunun korku bildirmek yerine üzücü bir haberi veya anlaşmazlığı nazikçe sunan bir yumuşatma ifadesi olduğunu ayırt edeceksiniz. Özellikle birinin tahmininin yanlış olduğunu söylerken düzeltmeleri, retleri ve olumsuz yanıtları sert duyulmadan iletmek için kullanabileceksiniz.

Bu derste

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Sam.

0:12

Ben de Sam.

Have you ever been to an all-you-can-eat buffet, Sam? Notlar

0:13

Hiç açık büfe yemeğe gittin mi, Sam?

Dilbilgisi

Have you ever been to ...?: şu ana kadarki deneyimler

Have you ever been to + yer, birinin şu ana kadar herhangi bir zamanda o yeri ziyaret edip etmediğini sorar. ever, soruyu kişinin bugüne kadarki deneyiminin tamamına yayar; been to ise genellikle ziyaretin bittiğini ve kişinin geri döndüğünü anlatır. Bu soru belirli bir tarih sormaz. Deneyimler hakkında sohbet başlatmak için kullanılır; daha sonra bitmiş belirli bir zamanı sorarken When did you go? örneğindeki gibi simple past kullanılır.

Alıştırma

Mia'nın şu ana kadar bir hayvanat bahçesini ziyaret edip etmediğini, belirli bir geçmiş zaman söylemeden doğal biçimde soran soru hangisidir?

  1. Did you go to a zoo yesterday, Mia?
  2. When did you go to a zoo, Mia?
  3. Have you ever been to a zoo, Mia?
Cevabı göster

Have you ever been to a zoo, Mia?

Kalıp ifadeler

an all-you-can-eat buffet: yemek teklifini anlatan birleşik ifade

all-you-can-eat, buffet sözcüğünden önce kullanılan birleşik bir sıfattır. an all-you-can-eat buffet bütünü, sabit bir ücret karşılığında müşterinin restoran kurallarının izin verdiği kadar yiyecek alabildiği bir büfe anlamına gelir. Kısa çizgiler, all-you-can-eat ifadesinin tek bir niteleyici olarak çalıştığını gösterir; “ne yiyebileceğin” hakkında sıradan bir yan cümle değildir. İfade, restoranın veya teklifin servis modelini anlatır.

Alıştırma

Tek bir ücretin restoran kurallarının izin verdiği kadar yemeyi sağladığını belirten birleşik sıfatla restoran açıklamasını tamamlayın: This is an ____ pizza buffet.

Cevabı göster

all-you-can-eat

You know, a meal in a restaurant

0:17

Bilirsin, bir restoranda

where you can eat as much food as you like. Dilbilgisi

0:19

istediğin kadar yemek yiyebildiğin türden bir yemeğe.

Dilbilgisi

where you can eat as much food as you like: bir yeri ve sınırsız miktarı anlatmak

Where you can eat as much food as you like, restaurant sözcüğünü açıklayan bir ilgi yan cümleciğidir. Buradaki where soru sözcüğü değildir; “o restoranda” anlamına gelir. Yan cümlecik, insanların o yerde ne yapmasına izin verildiğini açıklar. As much food as you like, “istediğin miktarda yemek” demektir. Food bu anlamda sayılamayan bir isim olduğu için much kullanılır. Yapı bir bütün olarak hem yeri hem de orada sunulan kuralı veya hizmeti açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle sınırsız miktarda kâğıt bulunan bir odayı doğru biçimde anlatır?

  1. This is a room which you can use as much paper as you like.
  2. This is a room where you can use as much paper as you like.
  3. This is a room where you can use as many paper as you like.
Cevabı göster

This is a room where you can use as much paper as you like.

Yes, I went to an Indian buffet once.

0:22

Evet, bir keresinde Hint açık büfesine gitmiştim.

I didn't eat all day before the meal,

0:25

Yemekten önce bütün gün hiçbir şey yemedim,

but I only managed to finish three or four plates. Kalıp ifadeler

0:27

ama ancak üç ya da dört tabak bitirebildim.

Kalıp ifadeler

managed to finish: zorluğa rağmen bitirmeyi başarmak

Managed to finish, kişinin bir işi bitirmeyi başardığını ancak bunun çaba gerektirdiğini veya zor olduğunu anlatır. Tek başına finish kullanımından farklı olarak managed to finish, sonucu bir başarı gibi sunar. Bu cümlede only, sonucun beklenenden daha az olduğunu gösterir: kişi bütün gün hiçbir şey yememiş olsa bile yalnızca üç dört tabağı bitirebilmiştir.

Alıştırma

Yapboz çok zordu ama Leo onu tamamlamayı başardı. Hangi cümle bu anlamı en iyi ifade eder?

  1. Leo finished the puzzle easily.
  2. Leo tried to finish the puzzle.
  3. Leo managed to finish the puzzle.
Cevabı göster

Leo managed to finish the puzzle.

Well, maybe five.

0:31

Yani, belki beş.

It sounds like your eyes were bigger than your belly, Deyimler

0:33

Görünüşe göre gözün midenden daha büyükmüş (eyes bigger than your belly),

or stomach.

0:36

veya midenden (stomach).

Deyimler

Your eyes were bigger than your belly: gereğinden fazla yemek seçmek

Your eyes were bigger than your belly, gerçekte yiyebileceğinden daha fazla yemek seçtiğin veya aldığın anlamına gelen bir deyimdir. Gözlerin ve karnın gerçek boyutlarını karşılaştırmaz. Buradaki imge, yemeğin çok çekici görünmesi nedeniyle gözlerin iştahının kaldırabileceğinden fazlasını istemesidir. Bu cümlede belly ve stomach, tıbbi bir ayrımı değil, birinin ne kadar yiyebileceğini anlatır.

Alıştırma

Your eyes were bigger than your belly ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Kişinin daha fazla yemek yemesi gerekiyor.
  2. Kişinin gözleri fiziksel olarak midesinden daha büyük.
  3. Kişi bitirebileceğinden daha fazla yemek seçti.
Cevabı göster

Kişi bitirebileceğinden daha fazla yemek seçti.

A phrase describing someone who has taken more food than they can eat. Dilbilgisi

0:37

Yiyebileceğinden daha fazla yemek alan birini tarif eden bir ifade.

Dilbilgisi

has taken more food than they can eat: bir beceri sınırını aşmak

has taken more food than they can eat ifadesinde more food bir miktarı belirtir, than ise kişinin yiyebileceği miktar olan sınırı tanıtır. Alınan yemek bu sınırı aşar. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp more + noun + than + subject + can/could + verb şeklindedir; more work than I can finish buna bir örnektir. Buradaki they, someone sözcüğüne gönderme yapar ve cinsiyet belirtmeyen tekil bir zamir olabilir.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcüklerle more ... than ... kalıbını kullanarak cümleyi tamamla: Lena picked up ____. (books / she could carry)

Cevabı göster

more books than she could carry

In this program, we'll be discussing buffets, Anlatım akışı

0:42

Bu programda açık büfeleri tartışacağız,

Anlatım akışı

In this program, we'll be discussing ... ile konuyu duyurma

In this program, we'll be discussing ... bir açılış yönlendirme ifadesidir: ayrıntılar başlamadan önce dinleyicilere ana konuyu bildirir. In this program çerçeveyi belirler, we'll be discussing ise ardından gelen konuyu tanıtır. Buradaki gelecek zamanın sürekli biçimi, tartışmayı programın planlanmış bir parçası olarak sunar. Dinleyicinin bilgilerin nasıl düzenleneceğini anlamasına yardımcı olur; tartışmanın zaten devam ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Konu duyurusunu we will be discussing ifadesinin kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: In this lesson, ____ how shadows change.

Cevabı göster

we'll be discussing

a feast of many different food dishes where diners are allowed to eat as much as they want, Notlar

0:45

müşterilerin istedikleri kadar yemesine izin verilen, birçok farklı yemekten oluşan bir ziyafet türünü,

or as much as their stomachs will allow.

0:51

veya midelerinin izin verdiği kadar.

Kelime

a feast of many different food dishes: bol ve çeşitli bir şölen

Feast, çok sayıda farklı yiyeceğin bulunduğu büyük ve özel bir yemektir. Açık büfeyi a feast of many different food dishes diye tanımlamak, onu sıradan bir öğün değil, bol ve çeşitli bir yemek olarak gösterir. Burada feast, yiyeceğin veya yemeğin kendisi anlamındadır. Dinî ya da halka açık bir festival anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede feast büyük ve çeşitli bir yemek anlamında kullanılmıştır?

  1. We had a quick meal before the bus arrived.
  2. She packed one biscuit for the walk.
  3. The hosts prepared a feast of curries, bread, and fruit.
Cevabı göster

The hosts prepared a feast of curries, bread, and fruit.

Dilbilgisi

diners are allowed to eat: be allowed to ile izin belirtme

“Diners are allowed to eat”, edilgen be allowed to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır. Diners izin alan kişileri, eat ise yapmalarına izin verilen eylemi gösterir. Bu cümlede kalıp, izni kimin verdiğine odaklanmak yerine şölenin bir kuralını belirtir. İzin bir kuraldan veya yetkili kişiden geliyorsa çoğu zaman can ifadesinden daha açıktır.

Alıştırma

Kuralı be allowed to ile tamamlayın: At this park, children ____ feed the ducks.

Cevabı göster

are allowed to

Dilbilgisi

as much as they want: açıkça belirtilmiş sabit bir sınırı olmayan miktar

“As much as they want”, miktarı kişilerin kendilerinin seçtiğini ve sabit bir porsiyon sınırı belirtilmediğini anlatır. Burada yemek yiyenlerin ne kadar yiyebileceğini gösterir. Sonsuz miktar anlamına gelmez; gerçek hayatta yine de bazı sınırlar olabilir. Sayılamayan bir miktar için as much ... as kullanın. İsim, as much water as they want örneğindeki gibi as much ile as arasına gelebilir veya eat as much as they want örneğindeki gibi fiilden anlaşılabilir.

Alıştırma

Cümleyi doğru miktar sözcüğüyle tamamlayın: You may drink as ____ water as you want.

Cevabı göster

much

And of course, we'll be learning some new vocabulary as well.

0:54

Ve elbette yeni kelimeler de öğreneceğiz.

The popularity of buffets is booming, especially in Middle Eastern and Asian countries Kelime

0:57

Açık büfelerin popülaritesi, özellikle Orta Doğu ve Asya ülkelerinde hızla artıyor,

where the variety of foods means there's something for everyone. Kalıp ifadeler

1:03

çünkü yemek çeşitliliği herkes için bir şeyler olduğu anlamına geliyor.

Kelime

The popularity of ... is booming: hızlı büyüme

Burada is booming, bir şeyin çok hızlı büyüdüğü ve iyi gittiği anlamına gelir. Özne The popularity of buffets olduğu için cümle, açık büfelerin çok daha popüler hâle geldiğini söyler; booming burada yüksek bir sesi ifade etmez. Başka durumlarda da kullanılabilen X is booming yapısı, X'in yalnızca başarılı ya da popüler olduğunu değil, güçlü ve hızlı bir büyüme döneminde bulunduğunu anlatır.

Alıştırma

The local toy business is booming cümlesinde booming ne anlama gelir?

  1. Faaliyet göstermeyi bıraktı.
  2. Yüksek bir patlama sesi çıkarıyor.
  3. Çok hızlı büyüyor.
Cevabı göster

Çok hızlı büyüyor.

Kalıp ifadeler

there's something for everyone: her zevke uygun bir seçenek

There's something for everyone, seçeneklerin farklı zevkleri veya ihtiyaçları olan insanların sevecekleri bir şey bulmasına yetecek kadar çeşitli olduğu anlamına gelir. Something; yiyecek, etkinlik, eğlence içeriği veya başka uygun bir seçeneği anlatabilir ve fiziksel bir nesne olmak zorunda değildir. Bu ifade, geniş bir kitleye hitap etmeyi olumlu biçimde özetler. Bu cümlede yiyecek çeşitliliği, neredeyse herkesin kendine uygun bir yemek bulabilmesinin nedeni olarak sunulur.

Alıştırma

There's something for everyone yorumunu en iyi destekleyen durum hangisidir?

  1. Bir ders bugün için iptal edildi.
  2. Bir festival müzik, oyun, yemek ve sanat sunuyor.
  3. Bir mağaza yalnızca tek çeşit kalem satıyor.
Cevabı göster

Bir festival müzik, oyun, yemek ve sanat sunuyor.

But feasts are big and boastful. Deyimler

1:07

Fakat bu ziyafetler devasa ve gösterişlidir.

Deyimler

“feasts are big and boastful”: ziyafeti gösterişçi göstermek

Boastful genellikle kendilerinden aşırı gururla söz eden insanları tanımlar. Burada feasts sözcüğünü tanımladığı için ziyafetler sanki gösteriş yapabiliyormuş gibi ele alınır: büyüklükleri ve zenginlikleri kendilerini sergiliyor gibidir. Boastful nedeniyle big yalnızca büyüklüğü tarafsız biçimde anlatmaz. İfade ziyafetlere gösterişli ve aşırı bir nitelik verir, ayrıca konuşanın hafif eleştirisini yansıtır.

Alıştırma

Bu cümlede “feasts are big and boastful” ne anlatıyor?

  1. Ziyafetler hiçbir değerlendirme olmadan yalnızca büyük.
  2. Ziyafetler kendileri hakkında gururla konuşuyor.
  3. Ziyafetler büyüklüklerini ve zenginliklerini sergilemek için hazırlanmış gibi görünüyor.
Cevabı göster

Ziyafetler büyüklüklerini ve zenginliklerini sergilemek için hazırlanmış gibi görünüyor.

Usually, too much is cooked,

1:10

Genellikle gereğinden fazla yemek pişirilir,

and buffets have been criticized for waste. Kalıp ifadeler

1:12

ve açık büfeler israf nedeniyle eleştirilir.

Kalıp ifadeler

“buffets have been criticized for waste”: edilgen eleştiri ve nedeni

“Buffets have been criticized for waste” present perfect edilgen yapısını kullanır: have been + geçmiş zaman ortacı. İnsanların şimdiye kadar açık büfeleri eleştirdiğini anlatırken dikkati eleştirenlere değil buffets sözcüğüne verir. criticized for waste ifadesinde for, eleştirinin nedenini belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı özne + be criticized for + isim veya -ing biçimidir; örneğin criticized for its cost ya da criticized for wasting food.

Alıştırma

Cümleyi criticize fiilinin present perfect edilgen biçimi ve ardından for ile tamamlayın: The new rules ____ their high cost.

Cevabı göster

have been criticized for

We'll hear more soon,

1:14

Yakında daha fazlasını duyacağız,

but first I have a question for you, Sam.

1:16

ama önce sana bir sorum var, Sam.

The word buffet originated from the French name for the table on which food was served. Notlar

1:18

Açık büfe (buffet) kelimesi, yemeğin servis edildiği masanın Fransızca adından gelmektedir.

Kalıp ifadeler

The word ... originated from: bir sözcüğün kaynağını resmî biçimde belirtmek

Bu cümlede The word buffet originated from, buffet sözcüğünün tarihsel dil kökeninin ardından gelen Fransızca ad olduğunu belirtir. Özne The word buffet olduğundan, cümle açık büfe yemeğinin veya bir nesnenin nereden geldiğini değil, sözcüğün kökenini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen A originated from B kalıbı, B’yi A’nın tarihsel kaynağı olarak gösterir. Bir sözcüğün, adın, geleneğin, düşüncenin veya kurumun kökenini açıklayabilir ve A came from B kalıbına göre daha resmî ve tarih odaklıdır.

Alıştırma

Cümleyi resmî ifade originated from ile tamamlayın: The term robot ____ a Czech word.

Cevabı göster

originated from

Dilbilgisi

the table on which food was served: edat + which

the table on which food was served ifadesi, the table öbeğini açıklayan bir ilgi cümleciği içerir. on edatı önceki isimle bağlantılıdır: food was served on the table. Which, cümlecik içinde the table öbeğinin yerini tutar. Edatı which sözcüğünün önüne taşımak, isim + edat + which + cümlecik biçimindeki resmî kalıbı oluşturur. Okurken on which ifadesini bağımsız bir yer ifadesi gibi görmek yerine edatı önceki isimle yeniden ilişkilendirin.

Alıştırma

İkinci cümleyi on edatını koruyan iki sözcüklü resmî ilgi yapısıyla tamamlayın: The vase stood on the table. The guide showed us the table ____ the vase stood.

Cevabı göster

on which

But buffets themselves don't come from France.

1:24

Ancak açık büfelerin kendisi Fransa'dan gelmiyor.

So, in which country did buffets begin? Dilbilgisi

1:27

Peki, açık büfe kültürü hangi ülkede başladı?

Dilbilgisi

in which country did ... begin?: köken ülkesini soran resmî soru

In which country, bir şeyin hangi ülkede başladığını sorar. Yanıt something began in a country kalıbını izlediği için in edatı which country ifadesinin önüne gelir. Edatın başa alındığı bu söz dizimi net ve biraz resmî duyulur. Geçmiş zamanı did taşıdığı için ana fiil yalın hâlde kalır: did buffets begin doğrudur, did buffets began değildir.

Alıştırma

Hangi ülkede anlamına gelen ifadeyle resmî soruyu tamamlayın: ____ did table tennis begin?

Cevabı göster

In which country

Was it A, the United States of America,

1:31

A, Amerika Birleşik Devletleri miydi,

B, Sweden,

1:34

B, İsveç mi,

or C, China?

1:35

yoksa C, Çin mi?

Well, the US is famous for supersizing food, Kelime

1:37

ABD yiyecek porsiyonlarını devasa boyutlara taşımasıyla ünlü,

Kelime

is famous for supersizing food: porsiyonları dev boyuta çıkarmakla ünlü olmak

Be famous for + isim veya -ing biçimi, bir kişiyi, yeri ya da şeyi neyin tanınır hâle getirdiğini söyler. Burada supersizing food, özellikle fast-food bağlamında yiyecek porsiyonlarını ekstra büyük yapmak anlamına gelir; yalnızca boyutlarını ölçmek anlamına gelmez. Konuşmacı, bir tahmini desteklemek için ABD ile büyük yiyecek porsiyonları arasındaki yaygın ilişkilendirmeyi kullanır. Bu, geniş bir kültürel kalıp yargıdır; ABD’deki her restoran veya kişi hakkında gerçek bir iddia değildir.

Alıştırma

Bu cümlede supersized ne anlama gelir? The café supersized its sandwiches for the festival.

  1. Kafe festival için sandviçlerini ekstra büyük yaptı.
  2. Kafe festival için sandviçlerini dikkatlice ölçtü.
  3. Kafe festival için sandviçlerini küçülttü.
Cevabı göster

Kafe festival için sandviçlerini ekstra büyük yaptı.

so I'll guess A, America.

1:40

bu yüzden A, Amerika diyorum.

Okay, Sam.

1:42

Tamam, Sam.

We'll find out the answer later in the program. Öbek fiiller

1:43

Cevabı programın ilerleyen kısımlarında öğreneceğiz.

Öbek fiiller

We'll find out: cevabı daha sonra öğrenmek veya açıklamak

Find out, “bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak” anlamına gelen bir öbek fiildir. We'll find out the answer cümlesinde nesne, fiziksel bir eşya değil, the answer yani bilgidir. Buradaki We'll find out ayrıca cevabı sonraya bırakarak merak uyandırır: konuşan kişi, izleyicilerin cevabı daha sonra öğreneceğini söyler. Bir gerçeği, nedeni, saati veya sonucu kontrol ederken de aynı ifade kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “nedenini öğrenmek” anlamındaki ders öbek fiiliyle tamamlayın: I need to ____ why the door will not open.

Cevabı göster

find out

John Wood, owner of cooking company Kitchen Cut, knows a lot about buffets.

1:46

Yemek şirketi Kitchen Cut'ın sahibi John Wood açık büfeler hakkında çok şey biliyor.

He used to run a 1,000 seat breakfast buffet at the five-star Jumeirah Beach Hotel in Dubai. Notlar

1:52

Eskiden Dubai'deki beş yıldızlı Jumeirah Beach Hotel'de 1.000 kişilik kahvaltı açık büfesini yönetiyordu.

Dilbilgisi

used to run: geçmişte bir şeyi yönetmek

Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte tekrarlanan bir eylemi veya geçmişteki bir durumu anlatır ve genellikle durumun artık değiştiğini düşündürür. Bu nedenle used to run, onun büfeyi geçmişte yönettiğini söyler; hâlâ yönettiğini belirtmez. Buradaki run, “koşmak” değil, “bir işletmeyi veya hizmeti yönetmek” anlamındadır. Yapı used to + run şeklindedir ve run yalın hâldedir.

Alıştırma

Cümleyi used to ve run fiilinin “işletmek” anlamıyla tamamlayın: Before he retired, Mr Jones ____ a small bakery.

Cevabı göster

used to run

Kalıp ifadeler

1,000 seat breakfast buffet: art arda gelen kapasite ve amaç niteleyicileri

Bu isim öbeğinde buffet ana sözcük, yani baş isimdir. Breakfast kullanım amacını veya türünü, 1,000 seat ise oturma kapasitesini belirtir. Seat, birleşik bir niteleyicinin içindeki tekil isimdir; burada fiil olarak kullanılmaz. İngilizcede birkaç kısa niteleyici, bilgiyi özlü biçimde vermek için bir ismin önünde art arda kullanılabilir: [kapasite] + [amaç veya tür] + [baş isim]. Düzenlenmiş yazılarda sayı ile birim normalde 1,000-seat örneğindeki gibi kısa çizgiyle birleştirilir; altyazılarda bu çizgi atlanabilir.

Alıştırma

Cümleyi “300 kişilik bir kahvaltı büfesi” anlamındaki özlü isim öbeğiyle tamamlayın: The hotel opened a ____.

Cevabı göster

300-seat breakfast buffet

Kelime

five-star: konaklama sektöründe yüksek bir derecelendirme

Five-star, hotel sözcüğünü niteler. Oteli yıldızlı bir değerlendirme sisteminde çok yüksek bir kategoriye yerleştiren birleşik bir sıfattır; bu nedenle yüksek standartlı tesis ve hizmetlere sahip seçkin bir yer izlenimi verir. Bir isimden önce ‘sayı + tekil star’ kısa çizgiyle birleştirilir: a five-star hotel. Buradaki star bir değerlendirme düzeyini belirtir; gerçek anlamda yıldız değildir.

Alıştırma

Cümleyi “beş yıldızla derecelendirilmiş” anlamındaki birleşik sıfatla tamamlayın: They stayed at a ____ hotel.

Cevabı göster

five-star

Here John shares his observations on human buffet behavior Anlatım akışı

2:00

Şimdi John, açık büfelerdeki insan davranışlarına dair gözlemlerini paylaşıyor,

with BBC World Service program The Food Chain.

2:04

BBC Dünya Servisi'nin The Food Chain programında.

Anlatım akışı

Here John shares his observations on human buffet behavior: program geçişi

Bu cümlede Here gerçek bir yeri değil, tanıtılan program bölümünü gösterir. Anlatıcı bu sözcükle John'un insanların açık büfelerdeki davranışları hakkındaki gözlemlerine geçer. Bu kalıp, programın bir kişinin röportajına, yorumlarına veya kaydedilmiş görüşlerine geçtiğini anlamanıza yardım eder. Shares his observations on, gözlemlerine dayanan düşüncelerini paylaşmak demektir.

Alıştırma

Program anlatımına özgü bu cümlede "Here John shares his observations on human buffet behavior" içindeki Here ne işe yarar?

  1. Programın sona erdiğini belirtir
  2. John'un fiziksel konumunu gösterir
  3. John'un gözlemlerinin yer aldığı bölümü tanıtır
Cevabı göster

John'un gözlemlerinin yer aldığı bölümü tanıtır

There are different people that treat buffets in different ways. Kelime

2:07

Açık büfelerde farklı şekillerde davranan farklı insanlar vardır.

Kelime

that treat buffets in different ways: treat “ele almak veya yaklaşmak” anlamında

that treat buffets in different ways bölümünde that, different people ifadesini açıklayan bir ilgi cümlesi başlatır. Treat burada nesne olarak buffets sözcüğünü alır ve “tedavi etmek” değil, “davranmak, ele almak veya yaklaşmak” anlamına gelir. treat + nesne + in a particular way yapısı, bir kişiye, soruna veya konuya nasıl yaklaşıldığını anlatır. Buradaki different ways, insanların yaklaşımlarının aynı olmadığını gösterir.

Alıştırma

Hedef yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: Different teams ____.

Cevabı göster

treat the same issue in different ways

Some people think this is a great opportunity to try little bits and lots of everything and come back as many times as I like. Notlar

2:11

Bazı insanlar bunun her şeyden biraz tatmak ve istediğim kadar tekrar gelmek için harika bir fırsat olduğunu düşünür.

Kalıp ifadeler

little bits and lots of everything: küçük miktarlar ve geniş çeşitlilik

Bu cümlede little bits, her şeyden yalnızca küçük bir miktar almayı veya tatmayı ifade eder; lots of everything ise seçeneklerin genişliğine işaret eder. İki bölüm birlikte, porsiyonların küçük ama çeşitliliğin fazla olduğunu vurgular. Bu samimi kullanım, porsiyon büyüklüğü ile çeşitliliği bir araya getirir. Açık büfe, tadım veya çok sayıda seçeneğin denendiği etkinliklere uygundur.

Alıştırma

Bu bağlamda try little bits and lots of everything ne anlama geliyor?

  1. Birçok farklı şeyden küçük miktarlarda denemek.
  2. Her şeyin tamamından büyük miktarda yemek.
  3. Yalnızca bir şey seçip geri kalanından kaçınmak.
Cevabı göster

Birçok farklı şeyden küçük miktarlarda denemek.

Dilbilgisi

come back as many times as I like: istediğim kadar geri dönmek

Come back as many times as I like ifadesinde geri dönüş sayısı sınırlı değildir; konuşan kişi istediği sıklıkta geri dönebilir. Yapı as many + çoğul sayılabilen isim + as + yan cümle şeklindedir. Times sayılabilen bir isimdir ve like burada ‘sevmek’ değil, ‘istemek’ veya ‘seçmek’ anlamına gelir.

Alıştırma

Tekrar sayısının sınırsız olduğunu belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: You can replay the lesson ____.

Cevabı göster

as many times as you like

And other people just, you know, whether they don't like getting up and down, Kalıp ifadeler

2:18

Diğerleri ise, bilirsiniz, sürekli masadan kalkıp oturmayı sevmedikleri için,

which is understandable, uh, from their table,

2:22

ki bu anlaşılabilir bir durum, masalarından uzaklaşmayı,

Kalıp ifadeler

getting up and down: tekrar tekrar kalkıp oturmak

Bu cümlede getting up and down, masadan tekrar tekrar kalkıp yeniden oturmak demektir. İki zıt hareketin yinelenmesini anlatır; iki farklı yeri anlatmaz. Up and down ikilisi tekrarlanan bir döngüyü gösterebilir: kalkmak, oturmak ve yeniden kalkmak.

Alıştırma

Bu cümlede getting up and down from the table ne anlama gelir?

  1. Farklı katlardaki masaları seçmek
  2. Masayı yükseltip alçaltmak
  3. Tekrar tekrar ayağa kalkıp yeniden oturmak
Cevabı göster

Tekrar tekrar ayağa kalkıp yeniden oturmak

just want to pile it high. Kalıp ifadeler

2:24

sadece yiyecekleri tepeleme doldurmak isterler.

Kalıp ifadeler

pile it high: yüksek bir yığın oluşturmak

Pile it high, nesneleri yüksek bir yığın oluşturana kadar üst üste koymak demektir. Pile eylemi, it yığılan şeyi, high ise ortaya çıkan yüksekliği anlatır. Bu ifade yüksek ve dolu bir yığın görüntüsü oluşturur. Yalnızca çok miktarda koymayı değil, nesnelerin yukarı doğru birikmesini de anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için pile fiilinin geçmiş zamanını ve the boxes ile high sözlerini kullanın: Before the shop opened, we ____ beside the counter.

Cevabı göster

piled the boxes high

And people, you know, they want to get value for money. Kalıp ifadeler

2:25

Ve insanlar, bilirsiniz, paralarının karşılığını almak isterler.

Kalıp ifadeler

get value for money: ödenen fiyatın karşılığını almak

Get value for money, ödediğiniz fiyata karşılık yeterli kalite, yarar veya keyif elde etmek demektir. Burada insanlar açık büfenin fiyatına değdiğini hissetmek istiyor. Get, değeri fiziksel olarak almak veya toplamak anlamına gelmez. Bir şey pahalı olsa bile sundukları yeterince iyiyse good value for money olabilir. Bu ifade, elde ettiğiniz şeyle ödediğiniz miktarı karşılaştırır.

Alıştırma

Ziyaretçilerin elde ettiklerinin fiyata değdiğini anlatan dört sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The family pass covers six attractions, so visitors ____.

Cevabı göster

get value for money

So, you know, if you're paying, you know, $100, $200 a head for a buffet, Kelime

2:28

Yani, anlarsınız ya, eğer bir açık büfe için kişi başı 100, 200 dolar ödüyorsanız,

Kelime

Bir fiyattan sonra a head: kişi başı

$100, $200 a head ifadesinde a head, her bir kişi için anlamına gelir. Dolayısıyla olası fiyatlar her müşteri için 100 veya 200 dolardır; tüm grubun toplam fiyatı değildir. Fiyat ifadelerinde a head miktardan sonra gelir: fifty pounds a head. Fifty pounds per person ile aynı anlama gelir.

Alıştırma

Fiyatı, per person anlamındaki iki sözcüklü gayriresmî İngilizce ifadeyle tamamlayın: The group dinner costs thirty pounds ____.

Cevabı göster

a head

you're going to pile it up high and take the most expensive things you can, Öbek fiiller

2:31

tepeleme doldurursunuz ve alabileceğiniz en pahalı şeyleri alırsınız,

you know, and get your money's worth. Kalıp ifadeler

2:34

paranızı çıkarmak için.

Öbek fiiller

pile it up high: pile up içinde zamirin yeri

pile it up high, onu üst üste koyup yığını yükseltmek anlamına gelir. pile up ayrılabilir bir phrasal verbdür; it bir zamir nesne olduğu için pile ile up arasına gelir: pile it up. Buradaki high, yığının sonunda ne kadar yüksek olduğunu belirtir.

Alıştırma

Zamir için doğru konuma dikkat ederek cümleyi tamamlayın: The cushions are in the way. Please pile ____ high in the corner.

Cevabı göster

them up

Kalıp ifadeler

get your money's worth: ödediğin paranın karşılığını almak

get your money's worth, ödeme yapılan bir şeyden fiyatını haklı çıkaracak kadar yarar, keyif veya fayda elde etmek demektir. Bu cümlede konuşan kişi, daha pahalı şeyleri seçmeyi ödenen paranın karşılığını almanın bir yolu olarak sunuyor. İfade, ürünün yalnızca nesnel olarak hesaplı olup olmadığına değil, kişinin gerçekten elde ettiği değere odaklanır.

Alıştırma

get your money's worth ifadesini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Yeterince kullanıp keyif alarak ödediğin şeyin parasına değdiğini hissetmek
  2. Satıcıdan aynı parayı geri almak
  3. Paranın kendisini daha değerli hâle getirmek
Cevabı göster

Yeterince kullanıp keyif alarak ödediğin şeyin parasına değdiğini hissetmek

John says buffet diners want to get their money's worth,

2:35

John, açık büfe müşterilerinin paralarının karşılığını almak (get their money's worth) istediklerini,

get good value for the money they spend,

2:39

harcadıkları para için iyi bir değer elde etmek istediklerini söylüyor,

so they often pile up food on their plate.

2:42

bu yüzden tabaklarına sık sık yiyecekleri yığarlar (pile up).

If you pile something up,

2:45

Eğer bir şeyi yığarsanız (pile up),

you gather a large amount of it into one place to build what's called a pile.

2:48

onun büyük bir miktarını bir araya getirerek bir yığın (pile) dediğimiz şeyi oluşturursunuz.

But buffets are not just about eating until you explode. Deyimler

2:53

Ancak açık büfeler sadece patlayana kadar yemek yemekten ibaret değildir.

Deyimler

eating until you explode: mizahi bir abartı

“Eating until you explode” mizahi bir abartıdır. Çok fazla yiyip aşırı derecede tok hissetmek anlamına gelir; gerçek bir patlamayı anlatmaz. Bu cümlede abartı, aşırı yemenin komik bir görüntüsünü oluşturur. “Not just about”, aşırı yemenin açık büfelerin anlamının yalnızca bir parçası olduğunu belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede eating until you explode ne anlama geliyor?

  1. Bir kişinin gerçek anlamda parçalanarak patlaması demektir.
  2. Mizahi biçimde çok fazla yemek anlamına gelir.
  3. Yemeği ateş üzerinde pişirmek anlamına gelir.
Cevabı göster

Mizahi biçimde çok fazla yemek anlamına gelir.

They're also an opportunity to show off to your friends. Öbek fiiller

2:58

Aynı zamanda arkadaşlarınıza gösteriş yapmak için de bir fırsattır.

Öbek fiiller

show off: dikkat çekmek için kendini göstermek

Show off, başkalarının sizi fark etmesi veya size hayran kalması için davranmak ya da bir şeyi sergilemek anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada show off to your friends, arkadaşları etkilemek için açık büfeyi kullanmak anlamına gelir. Doğrudan nesne yoksa bir kişinin show off yaptığı söylenebilir. Nesne olduğunda show something off kullanılır; nesne bir zamirse ortaya gelir: show it off.

Alıştırma

“İnsanların seni fark etmesini veya sana hayran kalmasını sağlamaya çalışmak” anlamındaki dersin öbek fiiliyle cümleyi tamamlayın: Leo kept doing tricks because he wanted to ____.

Cevabı göster

show off

Weddings are big in India and usually include a buffet. Kültür

3:01

Hindistan'da düğünler büyük olur ve genellikle açık büfe içerir.

Kültür

Weddings are big in India: big sözcüğünün önemli ve görkemli anlamı

Weddings are big in India cümlesindeki big, esas olarak fiziksel büyüklüğü anlatmaz. Düğünlerin toplumsal açıdan çok önemli olduğunu ve genellikle büyük çapta kutlandığını ifade eder. Bu cümle, daha sonra açık büfeden söz edilmesi için genel bir kültürel arka plan verir. Başka durumlarda da kullanılabilen X is big in a place or community kalıbı, X'in o yerde popüler, önemli veya çok değer verilen bir şey olduğunu anlatabilir.

Alıştırma

Weddings are big in India cümlesindeki big ne anlama gelir?

  1. Düğünler önemlidir ve genellikle büyük çapta kutlanır.
  2. Her düğünde davetli sayısı tam olarak aynıdır.
  3. Düğünlerin yapıldığı binalar fiziksel olarak çok uzundur.
Cevabı göster

Düğünler önemlidir ve genellikle büyük çapta kutlanır.

The richer the people getting married, Dilbilgisi

3:05

Evlenen kişiler ne kadar zenginse,

the bigger the buffet.

3:07

açık büfe de o kadar büyük olur.

Dilbilgisi

The richer ..., the bigger ...: the + karşılaştırma biçimi, the + karşılaştırma biçimi

the + karşılaştırma biçimi ..., the + karşılaştırma biçimi ... kalıbı, bir şey değiştikçe başka bir şeyin de değiştiğini anlatır. Burada kişilerin daha zengin olması daha büyük bir açık büfeyle ilişkilidir. Her iki the da kalıbın bir parçasıdır; normal belirli tanımlık görevinde değildir. Her iki bölüm de tam bir yan cümle olabilir, ancak anlamı açık olan bir be biçimi çıkarılabilir. Altyazıdaki cümle The richer the people getting married are, the bigger the buffet is. anlamına gelir.

Alıştırma

more ve easier kullanarak standart kalıbı tamamlayın: ____ you practise this game, ____ it becomes.

Cevabı göster

The more · the easier

Sometimes inviting as many as 5,000 guests. Dilbilgisi

3:09

Bazen 5.000 kadar davetli çağrılır.

Dilbilgisi

as many as 5,000: yüksek bir sayıyı vurgulama

As many as 5,000, sayının 5.000'e ulaşabildiğini ve konuşanın bunu çok büyük ya da dikkat çekici bir sayı olarak sunduğunu belirtir. İnsanları veya nesneleri sayarken sayıdan önce as many as kullanılır. Bu yapı yalnızca sayıyı bildirmez, sayının yüksekliğini de vurgular.

Alıştırma

Şaşırtıcı derecede yüksek bir sayıyı vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The museum can welcome ____ 10,000 visitors in a day.

Cevabı göster

as many as

If each guest eats around six dishes,

3:12

Her konuk yaklaşık altı çeşit yemek yerse,

we're talking about a seriously big buffet. Anlatım akışı

3:15

cidden devasa bir açık büfeden bahsediyoruz demektir.

Anlatım akışı

we're talking about: ardından gelen boyutu vurgulama

Burada we're talking about yalnızca 'konuşuyoruz' anlamına gelmez. Konuşanın asıl betimlemesini, yani gerçekten büyük bir açık büfeyi tanıtan bir konuşma işaretidir. Bu ifade dikkati ardından gelen bilgiye yöneltir ve boyutun özellikle önemli olduğunu hissettirir. Konuşma dilinde ek vurgu taşıyan 'this means...' veya 'this is...' gibi işlev görür.

Alıştırma

we're talking about a seriously big buffet cümlesinde we're talking about ne işlev görür?

  1. Konuşanların ilgisiz bir konuya geçtiğini gösterir.
  2. Açık büfenin dikkat çekici büyüklüğünü tanıtır ve vurgular.
  3. Birinden yemek hakkında konuşmaya başlamasını ister.
Cevabı göster

Açık büfenin dikkat çekici büyüklüğünü tanıtır ve vurgular.

Sandeep Sreedharan is a wedding caterer in Goa in South India. Kelime

3:18

Sandeep Sreedharan, Güney Hindistan'da Goa'da bir düğün yemeği tedarikçisidir.

He owns a company which provides the food and drink for special social occasions. Kelime

3:24

Özel sosyal etkinlikler için yiyecek ve içecek sağlayan bir şirketi var.

Kelime

wedding caterer: düğün yemeğini sağlayan kişi veya işletme

Bu cümlede wedding caterer, bir düğünde yiyecek ve içecek sağlamaktan sorumlu profesyoneli veya işletmeyi belirtir. Wedding etkinliğin düğün olduğunu, caterer ise bir etkinliğin yiyecek hizmetini üstlenen kişi ya da şirketi gösterir. Bu ifade Sandeep’in yaptığı işi tanımlar. Yalnızca bir yemek pişiren kişiyi değil, düğünün yemek hizmetinden sorumlu sağlayıcıyı anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede wedding caterer ne anlama geliyor?

  1. Düğün fotoğrafları çeken kişi
  2. Düğün törenini yöneten kişi
  3. Bir düğün için yiyecek ve içecek sağlayan kişi veya işletme
Cevabı göster

Bir düğün için yiyecek ve içecek sağlayan kişi veya işletme

Kelime

which provides the food and drink for special social occasions: şirketin hizmetini açıklamak

Vurgulanan bölüm, önceki company kelimesine gönderme yapan ve şirketin ne yaptığını açıklayan bir ilgi tümcesidir. Which ek bilgiyi company’ye bağlar; böylece cümlenin odağı yeni bir konuya geçmek yerine aynı şirket üzerinde kalır. Bu tümce provide A for B kalıbını kullanır: provide the food and drink for special social occasions. The food and drink sağlanan şey A’dır; special social occasions ise hizmeti alan etkinlikler B’dir. Özne company tekil olduğu için fiil provides olur.

Alıştırma

Hedef provide A for B kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The library ____ free internet access ____ local residents.

Cevabı göster

provides · for

Here he talks with Ruth Alexander, presenter of BBC World Service The Food Program,

3:29

Şimdi BBC Dünya Servisi'nin The Food Program sunucusu Ruth Alexander ile konuşuyor,

about organizing an Indian wedding buffet.

3:34

Hindistan'daki bir düğün büfesini organize etmek hakkında.

It's a very vicious circle, Deyimler

3:38

Bu tam bir kısır döngü (vicious circle),

I think, right?

3:39

bence, haksız mıyım?

Deyimler

very vicious circle: kısır döngü

Vicious circle, bir sorunun başka bir soruna yol açtığı ve yeni sorunun ilk sorunu daha da kötüleştirdiği zararlı bir döngüyü anlatan deyimdir. Bu cümlede very, bu döngünün özellikle ciddi ya da kırılması zor olduğu değerlendirmesini güçlendirir. Bu ifadeyi fiziksel ve tehlikeli bir çember olarak kelimesi kelimesine anlamayın. Stres, para, sağlık veya toplumla ilgili birbirine bağlı sorunlardan söz ederken yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede vicious circle ne anlama geliyor? “Poor sleep causes stress, and stress causes poorer sleep. It is a vicious circle.”

  1. Aynı şekilde tekrarlanan zararsız bir düzen
  2. Hızla sona eren tek bir sorun
  3. Sorunu giderek daha kötü hâle getiren zararlı bir düzen
Cevabı göster

Sorunu giderek daha kötü hâle getiren zararlı bir düzen

Everybody wants to overwhelm everybody around you. Kelime

3:41

Herkes etrafındakileri geride bırakmak istiyor.

Kelime

wants to overwhelm everybody around you: güçlü bir etki yaratmak

Burada overwhelm, büyüklük, gösteri veya güç yoluyla insanları o kadar güçlü etkilemek ki onların kendini ezilmiş ya da sersemlemiş hissetmesi anlamına gelir. Sıradan bir impress kullanımından daha güçlüdür; amaçlanan etkiyi görmezden gelmek veya bütünüyle kavramak zordur. Want to overwhelm + nesne yapısı bir niyeti belirtir. Everybody around you bu etkiden etkilenen gruptur; dolayısıyla ifade, kişinin kendi gösterisinin yakındaki herkesin dikkatine hâkim olmasını istemesini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede overwhelm, “Everybody wants to overwhelm everybody around you” ifadesindekiyle aynı güçlü etki anlamında kullanılmıştır?

  1. The host impressed the guests with a simple speech.
  2. I was overwhelmed by three weeks of unpaid bills.
  3. The giant screen and pounding music overwhelmed the audience.
Cevabı göster

The giant screen and pounding music overwhelmed the audience.

Okay.

3:45

Tamam.

That's the aim.

3:46

Amaç bu.

They are out to impress. Kalıp ifadeler

3:47

Onlar etkilemek için varlar.

Kalıp ifadeler

are out to impress: açık bir amacı ifade etmek

Be out to do something, bir şeyi yapmak için açık bir amaç veya güçlü bir niyet olduğunu belirtir. They are out to impress cümlesinde are out to impress, başkalarını etkilemenin onların amacı olduğunu gösterir; burada out, “dışarıda” anlamına gelmez. Bu yapı, birinin davranışının ardındaki amacı gözlemcinin bakış açısından anlatır. Sadece want to do something demeye göre daha kararlı ve bazen biraz daha yargılayıcı bir tını taşır.

Alıştırma

Açık bir amacı gösteren ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The new restaurant is ____ impress local food lovers.

Cevabı göster

out to

They want to wow the guests, Kelime

3:49

Konukları büyülemek (wow) istiyorlar,

Kelime

wow the guests: geçişli fiil olarak wow

They want to wow the guests cümlesinde wow, misafirlerde büyük bir şaşkınlık ve hayranlık yaratmak anlamına gelen bir fiildir. Yapı want to + fiilin yalın hâlidir ve ardından nesne olarak the guests doğrudan gelir. Bu kullanım, tek başına kullanılan Wow! ünleminden farklıdır. Buradaki wow, misafirlerde yaratmak istedikleri sonucu, yani onları çok etkilemeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede wow, insanları etkilemek anlamında bir fiil olarak kullanılmıştır?

  1. The show will wow the guests.
  2. Wow! The show starts now.
  3. The show will wow to the guests.
Cevabı göster

The show will wow the guests.

knock their socks off. Deyimler

3:51

akıllarını başlarından almak (knock their socks off).

Deyimler

knock their socks off: onları hayran bırakmak

“Knock their socks off”, “onları çok etkilemek” veya “onları hayran bırakmak” anlamına gelen samimi bir deyimdir. Gerçekten birinin çoraplarını çıkarmaktan söz etmez. Kalıp knock + iyelik sözcüğü + socks off şeklindedir. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: knock his socks off, knock our socks off gibi.

Alıştırma

Cümleyi “onları çok etkilemek” anlamındaki ders deyimiyle tamamlayın: The judges will taste our new dessert. It will ____.

Cevabı göster

knock their socks off

Knock their socks off.

3:53

Akıllarını başlarından almak.

They should just go back saying, Kalıp ifadeler

3:55

Sadece eve dönüp şöyle demeliler:

I couldn't eat even half of it,

3:56

Yarısını bile yiyemedim,

you know?

3:59

biliyor musun?

Kalıp ifadeler

They should just go back saying...: sonrasında beklenen tepkiyi sunmak

“Go back”, deneyimden sonra geri dönmeyi anlatır. -ing biçimindeki “saying”, geri dönerken veya sonrasında ne söyleyeceklerini ekler. “They should just go back saying...” bir bütün olarak konuşanın, insanların yanlarında götürmesini istediği tepkiyi sunar. Burada “should” katı bir zorunluluk değil, umulan sonucu anlatır. “Just” o basit sonuca odaklanır; “biraz önce” anlamına gelmez. saying sözcüğünden sonraki sözler hayal edilen tepkidir.

Alıştırma

Bu cümlede “They should just go back saying...” neyi anlatıyor?

  1. Ayrıldıktan sonra ifade etmeleri beklenen tepki
  2. Etkinlikten önce yapmak zorunda oldukları bir konuşma alıştırması
  3. Yorum yapmadan hemen geri dönme emri
Cevabı göster

Ayrıldıktan sonra ifade etmeleri beklenen tepki

Some people just come for eating.

4:01

Bazı insanlar sadece yemek yemeye gelir.

They don't even worry about whose wedding it is... Ton ve niyet

4:04

Kimin düğünü olduğu umurlarında bile değildir...

Ton ve niyet

don't even worry about whose wedding it is: temel bir ayrıntıyı bile önemsememek

Burada don't even worry about, “umursamaya bile gerek görmemek” anlamındadır. Korku veya gerginlik hissetmemekten söz etmez. Bu kişiler katıldıkları düğünün kime ait olduğuna dikkat etmezler. Even, whose wedding it is bilgisini çok temel bir ayrıntı olarak gösterir. Bu ayrıntıyı bile göz ardı ettiklerini söylemek, yoruma hafif bir eleştiri ve mizah katar.

Alıştırma

Konuşan kişi “They don't even worry about whose wedding it is” sözüyle ne anlatıyor?

  1. Çifti çok önemsiyorlar.
  2. Düğünle ilgili temel bir ayrıntıyı bile göz ardı ediyorlar.
  3. Düğünün iptal edilmesinden endişeleniyorlar.
Cevabı göster

Düğünle ilgili temel bir ayrıntıyı bile göz ardı ediyorlar.

They know that who is the caterer,

4:07

Sadece catering firmasının kim olduğunu bilirler,

you know, oh, these guys are catering, Kelime

4:09

ah, yemekleri bu adamlar veriyormuş,

you know, oh, my god,

4:10

aman tanrım,

this is going to be great.

4:11

bu harika olacak gibi şeyler söylerler.

Kelime

these guys are catering: cater fiilinin etkinlik hizmeti anlamı

these guys are catering ifadesinde catering, cater fiilinin -ing biçimidir. Bir etkinlikten söz edilen bu bağlamda, sadece yemek yemek veya etkinliğe katılmak değil, düzenli bir yiyecek ve içecek hizmeti sağlamak anlamına gelir. Daha önce geçen caterer ismi bu hizmeti sağlayan kişiyi veya şirketi belirtir. Buradaki are catering, bu kişilerin ya da şirketlerinin hizmeti üstlendiğini anlatır.

Alıştırma

“these guys are catering” ifadesinde bu grup ne yapıyor?

  1. Etkinliğe davetli konuk olarak gidiyorlar
  2. Her konuğun kişisel isteklerini karşılamaya çalışıyorlar
  3. Etkinliğin yiyecek ve içecek hizmetini sağlıyorlar
Cevabı göster

Etkinliğin yiyecek ve içecek hizmetini sağlıyorlar

Wedding buffets are designed to amaze and overwhelm the guests with their huge displays of food. Notlar

4:12

Düğün açık büfeleri, devasa yiyecek sergileriyle konukları şaşırtmak ve büyülemek için tasarlanmıştır.

Dilbilgisi

are designed to amaze and overwhelm: be designed to + fiil yapısı

Be designed to + fiil, bir şeyin belirli bir amaç için bilinçli olarak yapıldığını veya düzenlendiğini anlatır. Burada büfenin amacı konukları şaşırtmak ve bu olumlu bağlamda, gördüklerinin hepsini bir anda kavramayı zorlaştıracak kadar güçlü bir etki yaratmaktır. Amaze ve overwhelm, önlerindeki to yapısını paylaşan paralel iki fiildir. Bu edilgen yapı, büfeyi tasarlayan kişilere değil büfenin amacına odaklanır. Kesin bir sonucu değil, hedeflenen etkiyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hedeflenen amacı anlatan design fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: These signs ____ guide and reassure first-time visitors.

Cevabı göster

are designed to

Kalıp ifadeler

huge displays of food: düzenlenmiş sunum anlamındaki display

Burada displays, insanların bakması için hazırlanmış düzenlemeler anlamına gelen sayılabilen bir isimdir. Huge displays of food, büyük ve dikkat çekici yiyecek düzenlemeleridir; elektronik ekranlar değildir. Bu ifade, miktarın yanı sıra sunum biçimini de vurgular. Huge, sunumların ölçeğini anlatır; her bir yiyeceğin kendisinin devasa olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümledeki huge displays of food ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Yiyecek resimleri gösteren dijital ekranlar
  2. Büyük ve dikkat çekici yiyecek düzenlemeleri
  3. Her biri olağan dışı büyüklükte olan yiyecekler
Cevabı göster

Büyük ve dikkat çekici yiyecek düzenlemeleri

They need to wow the guests,

4:19

Konukları büyülemeleri (wow),

or knock their socks off,

4:21

veya akıllarını başlarından almaları (knock their socks off) gerekir,

an idiom meaning to amaze and impress someone.

4:24

bu birini şaşırtmak ve etkilemek anlamına gelen bir deyimdir.

The problem is that no matter how extravagant and expensive one buffet is, Dilbilgisi

4:27

Sorun şu ki, bir açık büfe ne kadar abartılı ve pahalı olursa olsun,

the next one has to be even more impressive. Dilbilgisi

4:32

bir sonrakinin daha da etkileyici olması gerekir.

Dilbilgisi

no matter how ... is: sonucu değiştirmeyen uç bir koşul

No matter how + sıfat(lar) + özne + be kalıbı, derece çok yüksek olsa bile sonucun değişmediğini anlatır. Burada extravagant ve expensive sözcüklerinin ikisi de one buffet ifadesini niteler. Baştaki yan cümle ödünleme anlamı taşır: önce uç bir olasılığı kabul eder, ardından ana cümle hâlâ geçerli olan sonucu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi no matter how kalıbıyla tamamlayın: ____ cold the water is, Leo swims every morning.

Cevabı göster

No matter how

Dilbilgisi

has to be even more impressive: gereklilik ve güçlendirilmiş karşılaştırma

Has to be gereklilik bildirir. Bu bağlamda yazılı bir kural bulunması şart değildir; karşılaştırma ve giderek yükselen beklentiler, bir sonraki açık büfenin daha yüksek bir standarda ulaşmasını zorunlu gösterir. Even, karşılaştırma biçimi olan more impressive ifadesinden önce gelir ve onu güçlendirir: more impressive zaten önceki açık büfeyi aşmayı anlatırken even more bunun da bir adım ötesini vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle yeni bir sürümün etkileyicilik bakımından önceki sürümü aşmasının gerekli olduğunu söylüyor?

  1. The new version would like to look impressive someday.
  2. The new version is already as impressive as the last one.
  3. The new version has to be even more impressive than the last one.
Cevabı göster

The new version has to be even more impressive than the last one.

Something Sandeep calls a vicious circle.

4:35

Sandeep'in kısır döngü (vicious circle) dediği şey bu.

A difficult situation which has the effect of creating new problems, Kalıp ifadeler

4:38

Yeni sorunlar yaratma etkisine sahip zor bir durumdur,

which then make the original situation even worse.

4:42

ki bu da baştaki durumu daha da kötüleştirir.

Kalıp ifadeler

has the effect of creating ... ardından which then make ... ile sonraki sonucu verme

have the effect of + -ing kalıbı, belirli bir sonuca yol açmak anlamına gelir. has the effect of creating new problems içinde creating, birinin amacını değil, gerçekleşen sonucu anlatır. Neden ve sonucu açıklamanın resmî bir yoludur. which then make... ilgi cümleciği, çoğul new problems ismine gönderme yapar. Zincirin sonraki adımını ekler: durum sorunlar yaratır, bu sorunlar da ilk durumu daha kötü hâle getirir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dersteki resmî neden-sonuç ifadesiyle tamamlayın: Ignoring the instructions ____ making the game harder to play.

Cevabı göster

has the effect of

It seems the secret to enjoying a buffet is trying a little bit of everything Dilbilgisi

4:46

Görünüşe göre açık büfenin tadını çıkarmanın sırrı her şeyden biraz tatmakta

without stuffing yourself until you can't move. Kalıp ifadeler

4:51

hareket edemeyecek hale gelene kadar kendinizi tıka basa doldurmadan.

Dilbilgisi

the secret to enjoying ... is trying ...: keyif almanın sırrı denemektir

the secret to + isim veya -ing biçimi kalıbı, bir şeyi başarmanın en önemli yolunu anlatır. Burada to bir edattır; bu nedenle ardından enjoying gelir. enjoy fiilinin yalın hâli yerine -ing biçimi kullanılır. is'ten sonraki bölüm temel eylemi belirtir: trying a little bit of everything. the secret to doing A is doing B kalıbı, pratik bir tavsiyeyi özetlemenin doğal bir yoludur.

Alıştırma

İngilizce cümleyi stay fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The secret to ____ calm is taking one slow breath before you answer.

Cevabı göster

staying

Kalıp ifadeler

without stuffing yourself until you can't move: hareket edemeyecek hâle gelene kadar tıka basa yemeden

Without + -ing, ana eylemin başka bir eylemden kaçınılarak yapıldığını gösterir. Burada without stuffing yourself, açık büfenin tadını çıkarırken aşırı yememek anlamına gelir. Stuff yourself, “çok büyük miktarda yemek” veya “tıka basa yemek” anlamındaki gündelik bir ifadedir. Until you can't move bu aşırı yemenin uç sonucunu belirtir; genellikle mizahi bir abartıdır, gerçekten hiç hareket edilemediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Öğüdü “aşırı yemekten kaçınarak” anlamındaki hedef gündelik ifadeyle tamamlayın: At the picnic, enjoy the snacks ____ until you feel sick.

Cevabı göster

without stuffing yourself

Although in the past, Anlatım akışı

4:54

Geçmişte gerçi,

I think that was exactly the idea.

4:55

bunun tam da asıl amaç olduğunu düşünüyorum.

Anlatım akışı

Although in the past ... that was exactly the idea: karşıtlık kuran ek bir düşünce

Although, cümleyi önceki düşünceyle karşıtlık kuran sonradan eklenmiş bir yoruma dönüştürür. Önceki “hareket edemeyecek kadar yememe” öğüdüne geri döner ve konuşanın şakacı karşıt gözlemini ekler: Geçmişte bu kadar çok yemek asıl amaç olmuş olabilir. Exactly bu geri dönüşü güçlendirir: that az önce sözü edilen uç sonucu gösterir; exactly the idea ise “tam olarak amaçlanan şey” demektir. Bu tersine dönüşün sonraki cümleye saklanması mizahi bir kapanış yaratır.

Alıştırma

Bu cümle bölümde hangi işlevi görüyor?

  1. Önceki öğüdü mizahi biçimde yeniden ele alan karşıt bir ek düşünce getirir.
  2. Anlamını değiştirmeden önceki öğüdü tekrarlar.
  3. Önceki düşünceyle ilgisiz bir tarih listesi başlatır.
Cevabı göster

Önceki öğüdü mizahi biçimde yeniden ele alan karşıt bir ek düşünce getirir.

Mm, okay.

4:58

Hımm, tamam.

It's time to reveal the answer to my question. Kalıp ifadeler

4:59

Sorunun cevabını açıklama zamanı geldi.

Kalıp ifadeler

It's time to reveal the answer: cevabı açıklama zamanı

It's time to + fiilin yalın hâli, sıradaki eylemin şimdi yapılacağını bildirir. Burada reveal, daha önce saklı tutulan bir bilgiyi açıklamak demektir. Ders, sunum veya programda It's time to reveal the answer doğal bir geçiş ifadesidir: bekleme ya da tahmin aşamasını bitirip sonucu açıklama bölümüne geçer.

Alıştırma

Cümleyi It's time to reveal geçiş ifadesiyle tamamlayın: ____ the winner of the art contest.

Cevabı göster

It's time to reveal

Where did the buffet originally come from?

5:02

Açık büfe kültürü orijinalde nereden geliyor?

I guessed it was from the United States.

5:05

Ben Amerika Birleşik Devletleri'nden olduğunu tahmin etmiştim.

Was I right?

5:08

Haklı mıydım?

That was the wrong answer,

5:09

Maalesef yanlış cevaptı,

I'm afraid, Sam. Ton ve niyet

5:12

Sam.

Ton ve niyet

I'm afraid: mesajı kibarca yumuşatan ifade

Bu cümlede I'm afraid korkuyu anlatmaz. Ne yazık ki veya bunu söylediğim için üzgünüm anlamında, mesajı yumuşatan kibar bir ifadedir; hoş olmayan bir bilginin geleceğini ya da az önce verildiğini belirtir. That was the wrong answer ifadesinden sonra kullanıldığında, mesajı açık tutarken düzeltmenin daha az sert duyulmasını sağlar. Bu kullanım kötü haberden önce veya sonra gelebilir.

Alıştırma

“I'm afraid your booking has been cancelled,” cümlesinde I'm afraid ne işe yarar?

  1. İptalin doğru olmayabileceğini gösterir.
  2. Konuşanın korktuğunu söyler.
  3. Hoş olmayan haberi kibarca yumuşatır.
Cevabı göster

Hoş olmayan haberi kibarca yumuşatır.

In fact,

5:13

Aslında,

buffets are thought to have come from Sweden in the Middle Ages. Notlar

5:13

Açık büfelerin Orta Çağ'da İsveç'te ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Dilbilgisi

are thought to have come: geçmişteki bir köken hakkındaki görüşü aktarmak

Buffets are thought to have come from Sweden, insanların genel olarak açık büfelerin kökeninin İsveç olduğuna inandığını belirtir. Edilgen aktarım yapısı are thought to, bu görüşü savunan kişileri veya kaynakları belirtmez. Perfect infinitive yapısındaki to have come, kökenin mevcut görüşten daha önceye ait olduğunu gösterir. Aktarılabilir kalıp özne + be thought to have + geçmiş zaman ortacıdır ve daha önceki bir olay hakkındaki görüşü aktarmak için kullanılır.

Alıştırma

Satrancın geçmişte nerede başladığına dair günümüzdeki görüşü edilgen aktarım yapısıyla doğru ifade eden cümle hangisidir?

  1. Chess thought to have begun in India more than a thousand years ago.
  2. Chess is thought that it began in India more than a thousand years ago.
  3. Chess is thought to have begun in India more than a thousand years ago.
Cevabı göster

Chess is thought to have begun in India more than a thousand years ago.

Kültür

in the Middle Ages: bir olayı Avrupa tarihindeki bir döneme yerleştirmek

The Middle Ages, Avrupa tarihinde antik çağ ile modern dönem arasındaki devrin yaygın adıdır. Bu cümlede in the Middle Ages, açık büfelerin varsayılan kökeninin ne zaman ortaya çıktığını belirtir. Buradaki Ages, insanların yaşlarını değil, tarihsel çağları ifade eder. İfadenin tamamı zaman bildiren bir yapı olarak kullanılır.

Alıştırma

Örnek cümlede the Middle Ages ne anlama gelir?

  1. Bir grup insanın yaş ortalaması
  2. Avrupa tarihindeki bir dönem
  3. Bir kişinin yaşamının orta yılları
Cevabı göster

Avrupa tarihindeki bir dönem

Okay, let' recap the vocabulary we've learned,

5:18

Pekâlâ, öğrendiğimiz kelimeleri tekrar edelim,

starting with the expression eyes bigger than your belly,

5:21

gözü doymamak veya gözü midesinden büyük olmak (eyes bigger than your belly) ifadesiyle başlayarak,

or eyes bigger than your stomach,

5:24

ya da eyes bigger than your stomach,

used when someone has taken more food than they can eat.

5:26

bir kişi yiyebileceğinden daha fazla yemek aldığında kullanılır.

If you pile up your plate,

5:30

Tabağınızı tepeleme doldurursanız (pile up),

you gather a large quantity of food together into a pile.

5:32

büyük miktarda yiyeceği bir yığın haline getirmiş olursunuz.

The phrase to get your money's worth means to get good value for the money you have spent.

5:36

Paranın karşılığını almak (to get your money's worth) ifadesi, harcadığınız para için iyi bir değer elde etmek anlamına gelir.

A vicious circle is a problematic situation having the effect of creating new problems,

5:42

Kısır döngü (vicious circle), yeni sorunlar yaratma etkisi olan ve,

which then make the first situation even worse.

5:48

ilk durumu daha da kötüleştiren problemli bir durumdur.

The idiom to knock your socks off means to wow,

5:51

Aklını başından almak (to knock your socks off) deyimi büyülemek,

amaze,

5:55

şaşırtmak,

or impress someone.

5:55

veya birini derinden etkilemek anlamına gelir.

And finally, a caterer is a person or company which provides food and drink for special social occasions.

5:57

Ve son olarak, yemek şirketi (caterer), özel sosyal etkinlikler için yiyecek ve içecek sağlayan kişi veya şirkettir.

Once again,

6:04

Bir kez daha,

our 6 minutes are up. Kalıp ifadeler

6:05

6 dakikamız doldu.

Kalıp ifadeler

our 6 minutes are up: sürenin dolduğunu belirten be up

Buradaki are up, program için ayrılan altı dakikanın sona erdiğini anlatır. Dakikaların fiziksel olarak yukarıda olduğu anlamına gelmez. Bir süre özne olduğunda be up, 'hiç zaman kalmamak' anlamına gelebilir: Time is up; Our ten minutes are up. Tekil time öznesiyle is, çoğul minutes ile are kullanılır.

Alıştırma

Verilen sürenin sona erdiğini göstermek için cümleyi be up ile tamamlayın: Your five minutes ____.

Cevabı göster

are up

Bye for now. Kalıp ifadeler

6:06

Şimdilik hoşça kalın.

Kalıp ifadeler

Bye for now: dostça ve geçici bir veda

Bye for now, bir konuşmayı veya programı şimdilik dostça bitirmenin bir yoludur. For now, 'şu an için' demektir; bu yüzden vedalaşma geçici bir his verir ve daha sonra yeniden konuşma veya buluşma olasılığını açık bırakır. Belirli bir sonraki buluşmayı vaat etmez. Kalıcı bir vedayı vurgulamak yerine yalnızca iletişimin şu anda sona erdiğini belirtir.

Alıştırma

Bu dostça ve geçici vedayı yukarıda öğretilen tam ifadeyle tamamlayın: I have to go home now. ____.

Cevabı göster

Bye for now

Bye-bye.

6:07

Hoşça kal.

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

6:08

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.