Sıradan günlerde ilham bulmak: İngilizce çalışma notları

Life Of Riza

Öğrenme zorluğu
1.227 kelime 196 kel/dk

Video özeti: Haftalık vlog çeken bir içerik üreticisi ekrandan uzaklaşarak, çevresini değiştirerek, yeni sanatsal kaynaklardan beslenerek ve disiplinli çalışmanın yanında merak ile oyuna da yer açarak yaratıcı tıkanıklığını aşmaya çalışıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. in a creative rut — Deyimler ve Mecazi İfadeler. Asıl anlamıyla yolda oluşan tekerlek izini anlatan rut sözcüğünün, mecazi olarak kişinin kendini tekrarlayan ve yaratıcılığın ilerlemediği bir döneme sıkışmasını nasıl anlattığını kavrayın. Bu doğal ifadeyle yazı, tasarım veya başka bir projenin duraklamasını yalnızca fikriniz olmadığını söylemekten daha belirgin biçimde aktarabilirsiniz. 2. I've always found it important to make sure — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları. Bir eylemi değerlendirmek için kullanılan find + it + sıfat + mastar yapısını ve make sure ifadesinin güvence altına alınacak durumu nasıl tanıttığını öğrenin. Böylece çalışma alanı, alışkanlıklar veya sorumluluklarla ilgili önceliklerinizi sürekli I think it is important demeden daha kısa ve doğal şekilde belirtebilirsiniz. 3. There's definitely times for hard work and late nights, but there also has to be time for curiosity and play. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik. Önce yoğun emeğin ve geç saatlere kadar çalışmanın önemini kabul eden, ardından aynı ölçüde gerekli başka bir noktayı ekleyen dengeli karşıtlığı fark edin. Bu retorik çerçeveyi ders, iş, yaratıcılık veya dinlenme hakkında daha incelikli görüşler kurmak ve bunları birbirini dışlayan seçenekler gibi sunmamak için uyarlayabilirsiniz.

Bu derste

Everything's fine.

0:08

"Her şey yolunda."

Wouldn't expect any more from this

0:12

"Bundan fazlasını beklemezdim,"

the situation's in line.

0:15

"durum kontrol altında."

With every story that I heard of the burning bliss

0:20

"Yanan mutlulukla ilgili duyduğum her hikayeyle,"

and I wait trying to appreciate

0:24

"ve bekliyorum, takdir etmeye çalışarak,"

and I wait trying to evaluate.

0:32

"ve bekliyorum, değerlendirmeye çalışarak."

Back in May earlier this year,

0:53

Bu yılın başlarında Mayıs ayında,

I said I would commit to the challenge of documenting my life for a year. Kalıp ifadeler

0:55

hayatımı bir yıl boyunca belgeleme zorluğuna kendimi adayacağımı söyledim.

Kalıp ifadeler

commit to the challenge of documenting: belgeleme zorluğuna kendini adamak

Burada commit to, bir şeye zaman ve emek ayırmaya kesin olarak karar vermek demektir. Konuşan kişi bu zorluğa sürekli emek vereceğine söz veriyor; yalnızca belki deneyeceğini söylemiyor. Kalıp commit to + isim veya -ing biçimidir. the challenge of documenting ifadesinde of, zorluğun ne olduğunu açıklar; bu yüzden document, documenting olur.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki 'kesin bir taahhütte bulunmak' anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After choosing a year-long goal, Lena decided to ____ writing one journal entry every day.

Cevabı göster

commit to

I'm going to vlog every week

0:59

Her hafta vlog çekecektim

and while a bunch of crazy things have happened since then, Dilbilgisi

1:00

ve o zamandan beri bir sürü çılgınca şey olmuş olsa da,

Dilbilgisi

while ... have happened since: although anlamındaki while

Burada while, although anlamındadır. Konuşan kişi, o zamandan beri birçok sıra dışı şeyin yaşandığı gerçeğini kabul eder; ardından gelen ana cümle ise bununla karşıtlık oluşturan asıl noktayı verir. While sözcüğünün bu ödünleyici kullanımı mesajı “X'i kabul ediyorum, ama asıl nokta yine de Y” biçiminde düzenler. İki olayın aynı anda gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

'while a bunch of crazy things have happened since then,' cümleciğinde while hangi görevi görür?

  1. İki eylemin aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
  2. Karşıt bir ana noktayı sunmadan önce bir gerçeği kabul eder.
  3. Sonraki noktanın nedenini verir.
Cevabı göster

Karşıt bir ana noktayı sunmadan önce bir gerçeği kabul eder.

I also haven't been doing the best job at keeping up with the challenge. Notlar

1:04

ben de meydan okumaya ayak uydurma konusunda en iyi işi çıkarmadım.

Ton ve niyet

haven't been doing the best job at: yetersiz performansı nazikçe kabul etmek

Bu cümlede haven't been doing the best job at, “Bu işi son zamanlarda pek iyi yapmıyorum” demenin yumuşatılmış bir yoludur. Konuşan kişi, daha doğrudan olan ve daha kesin bir sonuç gibi duyulan I failed ifadesini kullanmadan bir sorun olduğunu kabul eder. Kalıp haven't been doing the best job at + isim veya -ing biçimidir. Haven't been doing, sorunun yakın geçmişte bir süre devam ettiğini ve şimdi de önemli olduğunu gösterir; at sonrasındaki sözler değerlendirilen etkinliği belirtir.

Alıştırma

Birisi I haven't been doing the best job at answering messages dediğinde ne yapmaktadır?

  1. Performansının en iyi olduğunu iddia etmek.
  2. Son dönemdeki performansının yeterince iyi olmadığını nazikçe kabul etmek.
  3. Başka hiçbir mesaja yanıt vermeyi reddetmek.
Cevabı göster

Son dönemdeki performansının yeterince iyi olmadığını nazikçe kabul etmek.

Öbek fiiller

keeping up with the challenge: gereken tempoyu korumak

Keeping up with the challenge, geride kalmadan görevin hızına veya düzenli gerekliliklerine uymaya devam etmek demektir. Keep up with burada keep, up ve with sözcüklerinin ayrı ayrı gerçek anlamlarıyla değil, tek bir kalıp olarak çalışır. Keeping biçimindeki -ing, ifade at sonrasında geldiği için kullanılır. Aynı kalıp; kişiler, programlar, dersler, haberler veya iş yükleriyle aynı hızı ya da düzeyi koruma fikrini anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade keep up with ile tamamlayın: With new assignments every day, Mia is trying to ____ the workload.

Cevabı göster

keep up with

Sorry about that.

1:07

Bunun için üzgünüm.

But you're here,

1:08

Ama buradasınız,

so welcome to another week documenting my life.

1:09

o yüzden hayatımı belgelediğim bir başka haftaya hoş geldiniz.

I mean,

1:12

Yani,

you haven't missed much.

1:15

pek bir şey kaçırmadınız.

It's autumn,

1:16

Sonbahardayız,

the leaves are turning,

1:16

yapraklar dönüyor,

and I've been suffering from a dreadful,

1:17

ve ben korkunç,

horrible writer's block. Kelime

1:20

berbat bir yazar tıkanıklığından muzdaribim.

Kelime

writer's block: yazamama tıkanıklığı

Writer's block, yazmak isteyen veya yazması gereken birinin ne söyleyeceğini ya da nasıl devam edeceğini bulamadığı, genellikle geçici olan durumu anlatır. Bu cümlede dreadful ve horrible, bu durumun ne kadar can sıkıcı ve ağır hissedildiğini gösterir; block gerçek bir nesne değil, mecazdır. Fikirlerin veya kelimelerin gelmediği kompozisyon, hikâye, senaryo, şarkı sözü ve diğer yazı çalışmalarında kullanılabilir.

Alıştırma

Yazamama durumunu anlatan kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: I stared at the empty page because I had ____.

Cevabı göster

writer's block

When I set out to romanticize my life more and document it, Öbek fiiller

1:23

Hayatımı daha fazla romantikleştirmek ve belgelemek için yola çıktığımda,

Öbek fiiller

set out to romanticize: açık bir amaçla romantikleştirmeye başlamak

Set out to + fiilin yalın hâli, açık bir amaçla bir çabaya başlamak demektir. Buradaki set out to romanticize, konuşanın günlük hayatı daha özel, güzel veya ideal hâle getirilmiş biçimde görmeye ya da sunmaya bilinçli olarak başladığını anlatır. Bu yapı, bir faaliyetin başladığını tarafsızca söylemekten farklı olarak kişinin başlangıçta sahip olduğu hedefi vurgular.

Alıştırma

“Açık bir hedefle başladılar” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Last spring, the volunteers ____ clean every trail in the park.

Cevabı göster

set out to

I wondered if and when there would ever be a week where I would have to deal with this sort of thing. Kalıp ifadeler

1:27

hiç bu tür şeylerle uğraşmam gereken bir hafta olup olmayacağını ve ne zaman olacağını merak etmiştim.

Kalıp ifadeler

if and when: gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ve zamanı

If and when iki belirsizliği birleştirir: Bir şeyin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ve gerçekleşirse ne zaman gerçekleşeceği. Bu cümlede konuşan kişi, böyle bir haftanın hiç gelip gelmeyeceğini ve gelirse ne zaman geleceğini düşünüyordu. Bu ifadeyi, gelecekte gerçekleşmesi mümkün ama kesin olmayan bir olaydan söz ederken kullanın. Birçok bağlamda “gerçekleşirse, gerçekleştiği zaman” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi durum if and when ile en iyi şekilde ifade edilir?

  1. Bir olay hiç gerçekleşmeyebilir ve zamanını kimse bilmiyordur.
  2. Bir olay kesindir ve tarihi önceden belirlenmiştir.
  3. Bir olay tam şu anda gerçekleşiyordur.
Cevabı göster

Bir olay hiç gerçekleşmeyebilir ve zamanını kimse bilmiyordur.

Kalıp ifadeler

deal with this sort of: bu tür bir durumla ilgilenmek

Burada deal with “ele almak, başa çıkmak veya karşılık vermek”, this sort of + isim ise “bu tür” anlamına gelir. Deal with this sort of thing ifadesinin tamamı, daha önce sözü edilen türden bir sorun veya durumla ilgilenmek anlamındadır; fiziksel bir nesneyi elle tutmak anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen yapılar deal with + sorun, durum veya kişi ve this sort of + tekil ya da sayılamayan isim biçimindedir.

Alıştırma

“Bu tür bir şeyi ele almak” anlamındaki vurgulanan yapıyla cümleyi tamamlayın: I know how to ____ technical problem.

Cevabı göster

deal with this sort of

I've been in a creative rut for the past few weeks. Deyimler

1:31

Son birkaç haftadır yaratıcılık konusunda bir çıkmazdaydım.

Deyimler

In a creative rut: yeni fikir bulamadan sıkışmak

In a creative rut, yeni fikirler üretmenin veya yaratıcı açıdan ilerlemenin zor olduğu bir dönemde sıkışıp kalmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada birkaç haftadır devam eden bir durumu anlatır. Rut sözcüğü gerçek anlamıyla yolda oluşan derin bir tekerlek izidir. Bu görüntü, aynı izi tekrar tekrar takip etmeyi ve yön değiştirmekte zorlanmayı çağrıştırır.

Alıştırma

Örnekteki in a creative rut ne anlama geliyor?

  1. Sıkışıp kalmak ve yeni bir yaratıcı ilerleme sağlayamamak
  2. Verimli bir yaratıcı rutini izlemek
  3. Yaratıcı bir işi alışılmadık derecede hızlı bitirmek
Cevabı göster

Sıkışıp kalmak ve yeni bir yaratıcı ilerleme sağlayamamak

And today, that's going to change.

1:33

Ve bugün, bu değişecek.

I would waste it all for you.

1:54

"Senin için her şeyi heba ederdim."

I would waste it all for you.

2:01

"Senin için her şeyi heba ederdim."

Being creative on demand is an interesting thing. Kalıp ifadeler

2:15

İstendiğinde yaratıcı olmak ilginç bir şeydir.

Kalıp ifadeler

Being creative on demand: gerektiğinde fikir üretmek

On demand, biri bir şeyi istediğinde veya ona ihtiyaç duyduğunda anlamına gelir. Being creative on demand, ilham gelmesini beklemek yerine durum gerektirdiğinde fikir üretmek demektir. Being creative on demand bir isim-fiil öbeğidir: Being bir -ing biçimidir ve öbeğin tamamı is fiilinin öznesi olur. Bu yapı, bir etkinlik veya durumu cümlenin konusu yapmayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “istendiğinde” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A freelance designer may need to produce fresh ideas ____.

Cevabı göster

on demand

But I do think that it is possible to facilitate creativity or at least try. Dilbilgisi

2:18

Ancak yaratıcılığı kolaylaştırmanın veya en azından denemenin mümkün olduğunu düşünüyorum.

Dilbilgisi

I do think: olumlu cümlede vurgu yapan do

Bu olumlu cümlede do, vurgu yapan bir yardımcı fiildir. I do think, “gerçekten böyle düşünüyorum” veya “buna içtenlikle inanıyorum” anlamına gelir; soru değildir. But sözcüğünden sonra vurgulanan do, olası bir şüpheye rağmen konuşanın olumlu görüşünü daha güçlü gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı özne + do/does/did + fiilin yalın hâlidir: She does care; I did try.

Alıştırma

Bir arkadaşınız görüşünüzden şüphe ediyor. Cümleyi vurgu yardımcı fiiliyle tamamlayın: I ____ think this plan can work.

Cevabı göster

do

The first thing that I do when I feel like I'm caught in a little bit of a rut

2:26

Biraz sıkışıp kaldığımı hissettiğimde yaptığım ilk şey,

is to see if I actually am spending enough time outside.

2:30

dışarıda gerçekten yeterince zaman geçirip geçirmediğime bakmaktır.

The past few weeks

2:34

Son birkaç haftadır

I've literally been rotting in my office trying to just get over my writer's block, Notlar

2:35

kelimenin tam anlamıyla yazar tıkanıklığımı aşmaya çalışarak ofisimde çürüyordum,

Deyimler

literally been rotting in my office: kişinin kendisiyle alay ettiği bir abartı

literally been rotting in my office, konuşanın kendisiyle alay ettiği abartılı bir ifadedir. Konuşanın bedeni gerçekten çürümemektedir; rotting, uzun süre aynı yerde sıkışıp kalmayı, enerjisiz olmayı ve ilerleyememeyi canlandırır. Gündelik konuşmada literally, kesin biçimde gerçek bir olguyu belirtmek yerine böyle bir abartıyı güçlendirebilir. İfadenin tamamı, hareketsiz ve verimsiz geçen bir döneme duyulan sıkıntıyı anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede literally been rotting in my office ne anlama geliyor?

  1. Konuşanın bedeni gerçekten çürümeye başlamış.
  2. Ofiste kaldırılması gereken bozulmuş yiyecek var.
  3. Konuşan ofiste sıkışıp kalmış, hareketsiz ve verimsiz hissediyor.
Cevabı göster

Konuşan ofiste sıkışıp kalmış, hareketsiz ve verimsiz hissediyor.

Öbek fiiller

get over my writer's block: yazar tıkanıklığımı aşmak

Bu cümlede get over, zor bir durumun üstesinden gelmek ya da o durumu geride bırakmak demektir. Konuşan kişi yeniden yazabilmek için yazar tıkanıklığını aşmaya çalışıyor. Burada get over bir öbek fiildir; over fiziksel bir konumu anlatmaz. Başka durumlara aktarılabilen kalıp get over + zorluk şeklindedir. Ardından gelen isme göre bir korkuyu yenmek, bir hastalığı atlatmak ya da bir hayal kırıklığını veya başka bir aksiliği geride bırakmak anlamına gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi bu notta öğrendiğiniz ve 'üstesinden gelmek' anlamına gelen iki kelimeli öbek fiille tamamlayın: With support, Noah hopes to ____ his fear of dogs.

Cevabı göster

get over

but yeah, that wasn't working out. Öbek fiiller

2:39

ama evet, bu işe yaramıyordu.

Öbek fiiller

that wasn't working out: bu işe yaramıyordu

Burada work out; başarılı olmak, işe yaramak veya tatmin edici biçimde ilerlemek demektir. That daha önceki yaklaşımı gösterir; bu yüzden that wasn't working out, bu yaklaşımın beklenen sonucu vermediğini anlatır. wasn't working out içindeki -ing biçimi, devam eden bir denemeyi gösterir: bir süre denedikten sonra konuşan kişi işlerin iyi gitmediğini gördü. Anlam bütün öbek fiilden gelir; work out burada egzersiz yapmak demek değildir.

Alıştırma

'That wasn't working out' ifadesinde vurgulanan bölüm bu bağlamda ne anlama geliyor?

  1. Birisi fiziksel egzersiz yapmıyordu.
  2. Birisi bir hesaplamayı çözemiyordu.
  3. Önceki yaklaşım beklenen sonucu vermiyordu.
Cevabı göster

Önceki yaklaşım beklenen sonucu vermiyordu.

Spending time in nature,

2:42

Doğada vakit geçirmek,

away from my computer screen,

2:43

bilgisayar ekranımdan uzakta,

away from the pressure of coming up with ideas Öbek fiiller

2:45

fikir üretme baskısından uzakta olmak

actually tends to help a lot.

2:47

aslında genellikle çok yardımcı olur.

Öbek fiiller

coming up with: bir fikir bulmak

Come up with; bir fikir, plan, cevap, isim veya çözüm “düşünmek, bulmak ya da üretmek” anlamına gelir. Burada coming up with ideas, “fikir üretmek” demektir. İfadenin tamamı pressure of ... yapısındaki of edatından sonra geldiği için come, -ing biçimi olan coming olur. Düşünülen içerik with sözcüğünden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi come up with ifadesinin doğru biçimiyle tamamla: She is good at ____ creative solutions.

Cevabı göster

coming up with

I guess that's why they say the best ideas come when you're the most relaxed. Anlatım akışı

2:49

Sanırım bu yüzden en iyi fikirlerin en rahat olduğunuz anlarda geldiğini söylerler.

Anlatım akışı

that's why they say: bir gözlemi yaygın bir söze bağlamak

That's why önceki bir gözleme gönderme yapar ve “bu nedenle” anlamına gelir. Ardından they say, bilinen bir sözü veya yaygın bir inanışı tanıtır. that's why they say bütünü, konuşanın kişisel gözleminden daha genel bir ifadeye geçerek bilgiyi düzenler. Buradaki they belirli bir grubu adlandırmaz. Genel olarak insanları ifade eder; bu yüzden devamındaki fikir, yaygın olarak söylenen bir şey gibi sunulur.

Alıştırma

Bu parçada that's why they say ne işe yarıyor? I improved by practicing every day. That's why they say practice makes perfect.

  1. Konuşanın önceki gözleme katılmadığını gösterir.
  2. Sözü söyleyen kişilerin tam olarak kim olduğunu belirtir.
  3. Önceki gözlemi bilinen bir söze bağlar.
Cevabı göster

Önceki gözlemi bilinen bir söze bağlar.

I do believe that's true.

2:53

Bunun doğru olduğuna gerçekten inanıyorum.

Routine, mundaneness, or too much comfortability

3:10

Rutin, sıradanlık veya çok fazla rahatlık

can make us a little complacent. Dilbilgisi

3:13

bizi biraz rehavete sürükleyebilir.

Dilbilgisi

can make us a little complacent: make + nesne + sıfat

make us complacent ifadesinde make sözcüğünü nesne olan us ve sıfat olan complacent izler. Sıfat, nesnenin hangi duruma gelmesine neden olunduğunu belirtir: bir şey bizim rehavete kapılmamıza neden olur. Can, bunun kesin değil, olası bir sonuç olduğunu gösterir. A little yargıyı yumuşatır; tamamen değil, biraz rehavete kapılmak anlamını verir.

Alıştırma

Cümleyi make ve complacent ile tamamlayın: Several easy wins can ____ the team ____.

Cevabı göster

make · complacent

Seeking out new experiences every now and then Notlar

3:17

Arada sırada yeni deneyimler aramak

Öbek fiiller

Seeking out new experiences: bilinçli arayış

Seek out, bir kişiyi veya şeyi bilinçli olarak aramak anlamına gelir; çoğu zaman hedef kendiliğinden ortaya çıkmayacağı için kullanılır. Bu nedenle Seeking out new experiences, yabancı şeyleri deneme fırsatlarını tesadüfen fark etmek yerine etkin biçimde aramak veya yaratmak demektir. Seeking, -ing biçimidir; dolayısıyla ifade, bilinçli arayışı bir etkinlik olarak sunar.

Alıştırma

Bilinçli biçimde aramak anlamındaki hedef öbek fiili kullanın: Good mentors do not always come to you, so ____ people who can guide you.

Cevabı göster

seek out

or breaking our routine can be helpful and refreshing.

3:19

veya rutinimizi kırmak yardımcı ve ferahlatıcı olabilir.

Kalıp ifadeler

every now and then: ara sıra görülen düzensiz bir sıklık

Every now and then, bir şeyin ara sıra gerçekleştiğini belirten kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Olay sık gerçekleşmez ve düzenli bir takvime bağlı değildir. Burada seeking out new experiences ifadesini niteler: bunu ara sıra yapmak yararlı olabilir. İfadenin tamamı tek bir sıklık belirteci olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki tam ifadeyle tamamlayın: I take a different route home ____.

Cevabı göster

every now and then

We don't necessarily need to do grand gestures Dilbilgisi

3:25

İlla ki büyük jestler yapmamıza gerek yok

every time we need to switch up our routines. Öbek fiiller

3:27

rutinlerimizi her değiştirmemiz gerektiğinde.

Dilbilgisi

We don't necessarily need to: her zaman gerekli değil

We don't necessarily need to, bir şeyin her durumda gerekli olmadığını anlatır. Bazı durumlarda yine de yararlı veya gerekli olabilir. necessarily sözcüğü olumsuzluğu sınırlar: konuşan kişi, eylemin hiçbir zaman gerekmediğini değil, her zaman gerekli olduğu düşüncesini reddeder. Bu, istisnalara yer bırakan bir olumsuzluktur ve tavsiyeyi daha az kesin kılar.

Alıştırma

Bu cümlenin anlamına en uygun seçenek hangisidir: You don't necessarily need to replace the whole computer?

  1. Değiştirmek hiçbir zaman gerekli değildir.
  2. Her durumda değiştirmek gerekir.
  3. Bazı durumlarda değiştirmek gerekli olabilir, ancak her zaman şart değildir.
Cevabı göster

Bazı durumlarda değiştirmek gerekli olabilir, ancak her zaman şart değildir.

Öbek fiiller

switch up our routines: alışılmış düzeni değiştirmek

Switch up, bir şeyi farklı bir düzene veya örüntüye uyacak şekilde değiştirmek demektir. switch up our routines ifadesinde our routines nesnesi neyin değiştirildiğini gösterir: konuşan kişi düzenli alışkanlıkları çeşitlendirmeyi anlatır, bunlardan tamamen vazgeçmeyi değil. Bu ifade genellikle çeşitlilik katma düşüncesini taşır, ancak değişikliğin küçük mü büyük mü olduğunu tek başına belirtmez; bunu bağlam belirler.

Alıştırma

Bu cümlede switch up our routines ne anlama geliyor?

  1. Bütün rutinleri tamamen ortadan kaldırmak
  2. Rutinlerimizi bir düğme gibi açmak
  3. Düzenli alışkanlıklarımızı veya planlarımızı çeşitlendirmek
Cevabı göster

Düzenli alışkanlıklarımızı veya planlarımızı çeşitlendirmek

These things can be simple.

3:30

Bunlar basit şeyler olabilir.

A walk in nature,

3:31

Doğada bir yürüyüş,

visiting a local shop,

3:33

yerel bir mağazayı ziyaret etmek,

rearranging your furniture.

3:35

mobilyalarınızı yeniden düzenlemek.

A bit of change here and there can help us think differently Kalıp ifadeler

3:37

Şurada burada yapılacak küçük bir değişiklik farklı düşünmemize yardımcı olabilir

and notice things that we otherwise wouldn't. Dilbilgisi

3:39

ve aksi takdirde fark edemeyeceğimiz şeyleri fark etmemizi sağlayabilir.

Kalıp ifadeler

A bit of change here and there: küçük ve dağınık değişiklikler

A bit of change, az miktarda değişiklik demektir. Here and there bu değişikliğin tek bir yer veya ana yoğunlaşmak yerine farklı yerlere, zamanlara ya da yaşamın farklı bölümlerine dağıldığını gösterir. Here and there özellikle belirsiz bırakılan bir ifadedir. Tam olarak iki yeri göstermez; bütün ifade, bir rutinin veya durumun farklı bölümlerine dağılan birkaç küçük değişikliği anlatır.

Alıştırma

Here and there, a bit of change ifadesine nasıl bir anlam katıyor?

  1. Değişiklikler adı belirtilen tam iki yerde gerçekleşir.
  2. Değişiklikler her yerde ve her an gerçekleşir.
  3. Değişiklikler küçüktür ve farklı yerlere, zamanlara veya yaşamın bölümlerine dağılmıştır.
Cevabı göster

Değişiklikler küçüktür ve farklı yerlere, zamanlara veya yaşamın bölümlerine dağılmıştır.

Dilbilgisi

that we otherwise wouldn't: wouldn't sonrasında fiil düşürme

things that we otherwise wouldn't ifadesinde otherwise, o küçük değişiklikler olmasaydı ya da başka koşullarda demektir. Wouldn't, değişiklik olmasaydı ortaya çıkacak sonucu anlatır. Notice fiili, daha önce notice things dendiği için wouldn't sonrasında atılmıştır. Tam biçim things that we otherwise wouldn't notice şeklindedir. İngilizcede would, can veya should gibi yardımcı fiillerden sonra tekrar eden ana fiil sıkça düşürülür.

Alıştırma

Bu cümlede things that we otherwise wouldn't ifadesinin tam anlamı nedir?

  1. o küçük değişiklikler olmadan fark etmeyeceğimiz şeyler
  2. herhangi bir değişiklik yapmadan önce zaten fark ettiğimiz şeyler
  3. hiç kimsenin fark etmesine izin verilmeyen şeyler
Cevabı göster

o küçük değişiklikler olmadan fark etmeyeceğimiz şeyler

Sometimes it may seem like a waste of time Kalıp ifadeler

3:45

Bazen zaman kaybı gibi görünebilir

doing all these little things of seemingly little importance.

3:47

görünüşte pek önemi olmayan tüm bu küçük şeyleri yapmak.

Kalıp ifadeler

a waste of time doing: bir etkinliği zaman kaybı olarak değerlendirmek

a waste of time + -ing kalıbı, etkinliğin ona harcanan zamana değmediği anlamına gelir. Burada doing all these little things, değerlendirilen etkinliği belirtir. İsim grubunun tamamı seem like sonrasında gelir. May seem like, yargıyı daha az kesin hâle getirir: Etkinlik sonradan yararlı çıksa bile ilk bakışta önemsiz görünebilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için check fiilinin -ing biçimini kullanın: It seems like a waste of time ____ the same detail again.

Cevabı göster

checking

But if we're always fixated on the big things in our lives, Kelime

3:51

Ancak her zaman hayatımızdaki büyük şeylere odaklanırsak,

Kelime

always fixated on the big things: büyük şeylere sürekli aşırı derecede takılıp kalmak

Be fixated on something, başka bir şey düşünmeyi zorlaştıracak kadar güçlü biçimde bir konuya odaklanmayı sürdürmek demektir. Çoğu zaman olumsuz bir yargı taşır: Bu ilgi yalnızca dikkatli değil, aşırı görünür. always fixated on the big things ifadesinde always eleştiriyi güçlendirir; big things ise büyük hedefleri, olayları veya başarıları anlatır. İfade, bu önemli kaygıların dikkati sürekli ele geçirmesine izin verme alışkanlığına karşı uyarır.

Alıştırma

Hangi cümle fixated on ifadesinin yaygın eleştirel anlamına en iyi uyar?

  1. Maya is focused on her homework and finishes it carefully.
  2. Maya looks at the schedule before class.
  3. Maya is fixated on one small mistake and cannot enjoy the rest of her work.
Cevabı göster

Maya is fixated on one small mistake and cannot enjoy the rest of her work.

chances are we'll spend a large portion of our time dissatisfied. Kalıp ifadeler

3:55

muhtemelen zamanımızın büyük bir bölümünü tatminsiz geçireceğiz.

Kalıp ifadeler

chances are: olası bir sonucu belirtmek

Chances are, konuşanın kesin olmamakla birlikte gerçekleşmesini olası gördüğü bir sonucu tanıtır. Çoğul biçimde kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir ve fırsatlardan söz etmez. Yaygın yapı Chances are (that) + özne + fiil şeklindedir. Burada sonraki sonucu zayıf bir olasılıktan çok, gerekçeli bir tahmin gibi gösterir.

Alıştırma

Tahmini chances ile başlayan kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: ____, the roads will be icy by morning.

Cevabı göster

Chances are

I ordered these fake candles on Amazon.

3:59

Bu sahte mumları Amazon'dan sipariş ettim.

I've been seeing them everywhere. Dilbilgisi

4:03

Onları her yerde görüyordum.

Dilbilgisi

I've been seeing them everywhere: yakın zamanda tekrarlanan bir deneyim

I've been seeing, present perfect continuous yapısını kullanır: have + been + fiil-ing. Burada görme eylemi tek seferlik bir olay değil, yakın zamanda belirli bir süre boyunca tekrarlanan ve şimdi de önemini koruyan bir durum olarak sunulur. Algı fiilleri tek bir anı anlatırken genellikle progressive biçimde kullanılmaz. Ancak see, zaman içinde tekrar tekrar karşılaşma anlamına geldiğinde bu biçim doğaldır. Everywhere bu tekrarlanan örüntüyü daha da güçlendirir.

Alıştırma

Yakın zamanda tekrarlanan bir deneyimi göstermek için cümleyi see fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: I ____ the same ad everywhere lately.

Cevabı göster

have been seeing

Just opened them

4:04

Az önce paketini açtım

and it's pretty impressive.

4:05

ve oldukça etkileyiciler.

So basically,

4:07

Temel olarak,

they're battery powered,

4:07

pille çalışıyorlar,

which I didn't know Dilbilgisi

4:09

bunu bilmiyordum

and which is a problem

4:10

ve bu bir sorun

Dilbilgisi

which I didn't know and which is a problem: iki yorum eklemek

İki which yan cümlesi and ile bağlanır ve daha önce söylenen aynı ifadeye yorum ekler. which I didn't know bölümünde which önceki gerçeği belirtir; which is a problem bölümünde de aynı gerçeğe yeniden gönderme yapıp onu değerlendirir. Bu, ek bilgi veren veya sınırlayıcı olmayan bir relative clause yapısıdır. Önce ana bilgi gelir, ardından konuşan kişi tepkisini ve değerlendirmesini ekler. Böylece konuşmada bir düşünce daha ekleniyormuş gibi doğal bir akış oluşur.

Alıştırma

Aşağıdaki cümlede her which neye gönderme yapıyor? The shop closes at six, which I didn't know and which is a problem.

  1. dükkânın altıda kapandığı gerçeğinin tamamı
  2. yalnızca six sayısı
  3. yalnızca the shop ismi
Cevabı göster

dükkânın altıda kapandığı gerçeğinin tamamı

because I don't actually have batteries.

4:11

çünkü aslında pilim yok.

But they kind of look like this

4:13

Ama aşağı yukarı böyle görünüyorlar

and they come with like different sizes Öbek fiiller

4:15

ve farklı boyutları falan var

Öbek fiiller

come with ... different sizes: dahil olanlar mı, boyut seçenekleri mi

Ürünlerden söz ederken come with, kelimenin tam anlamıyla bir şeyle birlikte gelmek değil, “içermek” veya “yanında verilmek” anlamına gelir. Burada come with ... different sizes, grup ya da paketin farklı boyutlarda ürünler içerdiğini anlatır. Like burada günlük konuşmada kullanılan bir dolgu sözüdür. Konuşana sözcüklerini seçmesi için zaman kazandırır; “sevmek” ya da “benzemek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir kutunun şarj kablosu içerdiği anlamına gelir?

  1. The box comes from a charging cable.
  2. The box comes with a charging cable.
  3. The box comes in a charging cable.
Cevabı göster

The box comes with a charging cable.

and then you can have a remote.

4:17

sonra da bir uzaktan kumandanız olabiliyor.

I bought these to go on top of my fireplace here.

4:19

Bunları buradaki şöminemin üzerine koymak için aldım.

I've always found it important to make sure I have a space Dilbilgisi

4:23

Sabah uyandığımda bana sürekli ilham veren bir alanım olduğundan

that constantly is inspiring me when I wake up in the morning.

4:26

emin olmanın her zaman önemli olduğunu düşünmüşümdür.

Dilbilgisi

find it important to make sure: find + it + sıfat + to-infinitive yapısı

Find it important to do something, “bir şeyi yapmayı önemli bulmak” anlamına gelir. find + it + adjective + to-infinitive yapısında it biçimsel nesnedir; to’dan sonraki eylem, gerçekten değerlendirilen içeriği verir. Burada to make sure bu eylemi başlatır ve make sure ifadesinden sonra I have a space yan cümlesi gelir. Find burada “bulup keşfetmek” değil, “değerlendirmek, görmek” anlamındadır.

Alıştırma

find + it + adjective + to-infinitive yapısını tamamlayın: I find ____ helpful to write down new words.

Cevabı göster

it

I also work from home, Kalıp ifadeler

4:29

Aynı zamanda evden çalışıyorum,

Kalıp ifadeler

work from home: evden çalışma için standart ifade

Work from home, işverenin normal iş yerine gitmek yerine işi evde yapmayı anlatan standart fiil ifadesidir. Düzenli bir çalışma planını da geçici bir düzenlemeyi de anlatabilir. Zamana ve özneye göre work fiilini works from home veya worked from home biçiminde değiştirin, ancak from home bölümünü birlikte tutun.

Alıştırma

Hangi cümle düzenli bir uzaktan çalışma planını anlatan standart ifadeyi kullanıyor?

  1. I work to home on Fridays.
  2. I work in home on Fridays.
  3. I work from home on Fridays.
Cevabı göster

I work from home on Fridays.

so I try to put in extra effort Kalıp ifadeler

4:31

bu yüzden sadece alanımın bana her zaman ilham verdiğinden

Kalıp ifadeler

try to put in extra effort: normalden daha fazla çaba göstermeye çalışmak

Try to put in extra effort, normalden daha fazla enerji veya özen harcamaya bilinçli olarak çalışmak anlamına gelir. Try to bir niyeti veya girişimi gösterir; bu yüzden başarıyı garanti etmez. Put in effort doğal bir fiil ve isim birleşimidir; İngilizcede bu anlamda genellikle do effort kullanılmaz. Bu ifadede extra, sayılamayan effort ismini doğrudan niteler.

Alıştırma

Cümleyi “normalden daha fazla enerji harcamak” anlamındaki dört sözcüklük hedef ifadeyle tamamlayın: The volunteers decided to ____ so the event would run smoothly.

Cevabı göster

put in extra effort

to just make sure my space is always inspiring me.

4:33

emin olmak için fazladan çaba göstermeye çalışıyorum.

And it's just like the little joys, Ton ve niyet

4:37

Ve bu tıpkı küçük mutluluklar gibi,

you know.

4:38

bilirsiniz.

Ton ve niyet

the little joys, you know: küçük mutluluklar ve ortak duygu

The little joys, günlük hayatta mutluluk veren küçük şeyler demektir. Burada bu ifade, konuşanın verdiği örnekleri belirli tek bir mutluluğu adlandırmak yerine basit bir fikir altında toplar. Cümlenin sonundaki you know bir konuşma belirtecidir. Dinleyenin gerçekten bir şey bilip bilmediğini sormaz; aynı duyguyu tanımaya davet eder ve sıcak, samimi bir ton oluşturur.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Bu cümlede sondaki you know, esas olarak dinleyenin belirli bir bilgiye sahip olup olmadığını soran gerçek bir sorudur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

I have accumulated my house stuff throughout the years.

4:39

Ev eşyalarımı yıllar boyunca biriktirdim.

It definitely wasn't all at one time.

4:43

Kesinlikle hepsi bir kerede olmadı.

I feel like building a space takes such a long time,

4:45

Bana öyle geliyor ki bir mekan inşa etmek çok uzun zaman alıyor,

at least for me.

4:48

en azından benim için.

I don't like to rush into decisions, Kalıp ifadeler

4:49

Kararlar için acele etmeyi sevmiyorum,

Kalıp ifadeler

rush into decisions: yeterince düşünmeden karar vermek

Rush into a decision, düşünmeye yeterince zaman ayırmadan bir seçim yapmak ya da o seçime bağlanmak demektir. Into, kararı kişinin fazla hızlı girdiği bir durum gibi gösterir; ifade genellikle risk, baskı veya sonradan pişman olma ihtimali taşır. I don't like to rush into decisions cümlesinde don't like to, konuşanın bu davranış biçimini tercih etmediğini gösterir. Çoğul decisions ise tek bir kararı değil, genel bir alışkanlığı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi rush into + decision ile tamamlayın. Tekil biçimi ve belirsiz tanımlığı kullanın: There is no need to ____; take a day to compare the two offers.

Cevabı göster

rush into a decision

but I feel like environment design

4:51

ama ortam tasarımının

is something that's really important to me.

4:53

benim için gerçekten önemli bir şey olduğunu hissediyorum.

So,

4:55

Öyleyse,

let me show you what I'm thinking about these things Ton ve niyet

4:55

bunlar hakkında ne düşündüğümü size göstereyim

Ton ve niyet

Let me show you what I'm thinking about ...: fikirlerini tanıtmak

Bu cümlede let me show you, konuşmacının izleyiciyi bir fikir veya gösterim boyunca yönlendirmek üzere olduğunu belirtir. Genellikle samimi bir geçiş ifadesidir; ciddi bir izin isteği değildir. What ile başlayan yan cümle gösterilecek içeriği belirtir: what I'm thinking about these things, konuşmacının bu şeylerle ilgili düşüncelerini veya planlarını ifade eder. Cümlenin tamamı dinleyiciyi sonraki açıklamaya taşır.

Alıştırma

Burada “let me show you” ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. İzleyiciyi sonraki açıklamaya yönlendirmek
  2. Bir düşünceye sahip olmak için ciddi biçimde izin istemek
  3. Gösterimin çoktan bittiğini söylemek
Cevabı göster

İzleyiciyi sonraki açıklamaya yönlendirmek

cuz I have candle holders up there, Kelime

5:00

çünkü yukarıda mumluklarım var,

Kelime

cuz: because kelimesinin gayriresmî yazımı

Cuz, because kelimesinin çok gayriresmî bir yazımıdır. Burada konuşmacının yukarıda mumlukları bulunmasının nedenini açıklar. Bu yazım, because kelimesinin kısaltılmış ve rahat söylenişini yansıtır. Anlam hâlâ because ile aynıdır, ancak yazım cümleye konuşma dili havası verir.

Alıştırma

Hangi cümlede resmî bir okul kompozisyonuna uygun yazım kullanılmıştır?

  1. Cuz the results were consistent, we accepted the conclusion.
  2. Because the results were consistent, we accepted the conclusion.
  3. 'Cause the results were consistent, we accepted the conclusion.
Cevabı göster

Because the results were consistent, we accepted the conclusion.

but they have real candles.

5:01

ama onlarda gerçek mumlar var.

Ooh.

5:03

Ooh.

Do you see

5:05

Görüyor musunuz

Sorry.

5:06

Özür dilerim.

Do you see that vision? Ton ve niyet

5:07

O vizyonu görüyor musunuz?

Ton ve niyet

Do you see that vision? — Amaçlanan sonucu gözünde canlandırmak

Burada see, “anlamak veya gözünde canlandırmak”; vision ise görme yetisi değil, hayal edilen sonuç ya da genel fikir anlamındadır. Soru, dinleyenin zihninde aynı resmi oluşturup oluşturamadığını sorar. That kullanılması, fikrin daha önce anlatıldığını ya da durum sayesinde açık hâle geldiğini gösterir. Soru aynı zamanda onay bekleyebilir: “Aklımdakini ve bunun neden işe yarayabileceğini görebiliyor musun?”

Alıştırma

Biri size tamamlanmamış bir sahne tasarımı gösterip “Do you see that vision?” diye soruyor. Ne demek istiyor?

  1. Amaçlanan sonucu anlayıp gözünde canlandırıp canlandıramadığınızı öğrenmek istiyor.
  2. Gizemli bir sanrı yaşayıp yaşamadığınızı öğrenmek istiyor.
  3. En küçük harfleri net biçimde okuyup okuyamadığınızı öğrenmek istiyor.
Cevabı göster

Amaçlanan sonucu anlayıp gözünde canlandırıp canlandıramadığınızı öğrenmek istiyor.

I also have to add that I am genuinely feeling a little bit better. Anlatım akışı

5:11

Gerçekten biraz daha iyi hissettiğimi de eklemeliyim.

Anlatım akışı

have to add that — Önemli bir ek bilgiyi belirtmek

Have to add that, konuşanın önemli veya belirtilmesi gerekli gördüğü ek bir bilgiyi sunmak üzere olduğunu dinleyene bildirir. That sonrasındaki cümleciği daha önce söylenenlere ek bilgi olarak işaretleyerek anlatımı düzenler. Bu cümlede also ekleme işlevini güçlendirir ve that, I am genuinely feeling a little bit better tam cümleciğini başlatır. Buradaki have to, mutlaka dışarıdan gelen bir zorunluluğu değil, konuşanın bu noktayı söylemesi gerektiğine dair kendi hissini ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade have to add that ile tamamlayın: The meal took a long time, but I ____ the server was very kind.

Cevabı göster

have to add that

I feel like after being in such a state

5:14

Hissediyorum ki öyle bir durumda kaldıktan sonra,

of just not really having any progress with my creative projects,

5:18

yaratıcı projelerimde hiçbir ilerleme kaydetmediğim,

just doing other things in general.

5:22

genel olarak sadece başka şeyler yaptığım o durumdan.

I don't know if these would count as productive things, Kelime

5:25

Bunlar üretken şeyler sayılır mı bilmiyorum,

Kelime

would count as productive: üretken sayılmak

count as ifadesinde count, “sayı saymak” değil, “bir niteliğe uymak” veya “bir şey olarak kabul edilmek” anlamına gelir. Yapı count as + kategori ya da açıklama şeklindedir. Burada these, productive things kategorisine girebilecek etkinlikleri ifade eder. Would, değerlendirmeyi daha az doğrudan ve daha ihtiyatlı yapar. I don't know if ile birlikte, konuşanın bu etkinliklerin üretken olma ölçütünü karşılayıp karşılamadığından emin olmadığını gösterir.

Alıştırma

“Would organizing these notes count as productive work?” cümlesinde count as ne anlama gelir?

  1. Bir kategorinin parçası olarak kabul edilmek
  2. İşin daha hızlı bitmesini sağlamak
  3. Nesnelerin sayısını hesaplamak
Cevabı göster

Bir kategorinin parçası olarak kabul edilmek

but I'm just doing things to move forward. Öbek fiiller

5:28

ama ben sadece ilerlemek için bir şeyler yapıyorum.

Öbek fiiller

things to move forward: ilerlemek için yapılanlar

to move forward mastar yapısı, doing things eyleminin amacını gösterir: konuşan kişi ilerleme kaydetmek için harekete geçmektedir. Move forward burada soyut anlamdadır. Bedeni ileri yönde hareket ettirmek değil, durgun bir durumdan çıkıp daha iyi bir duruma veya hedefe doğru devam etmek anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede move forward “ilerleme kaydetmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. She moved the chair forward by one meter.
  2. The team agreed on a schedule so the project could move forward.
  3. Please move forward and stand by the yellow line.
Cevabı göster

The team agreed on a schedule so the project could move forward.

I'm starting to feel a little bit better.

5:31

Biraz daha iyi hissetmeye başladım.

So that's my update.

5:33

İşte benim güncel durumum bu.

I also picked up this book. Öbek fiiller

5:34

Bu kitabı da aldım.

Öbek fiiller

also picked up this book: bu kitabı da satın almak veya edinmek

Burada picked up, kişinin kitabı satın aldığı ya da edindiği anlamına gelir. Satın alma bağlamı, bir şeyi gündelik biçimde edinme anlamını destekler; also ise kitabın konuşanın sözünü ettiği başka bir şey olduğunu gösterir. Bu cümlede ifade, kitabı fiziksel olarak yerden kaldırma eylemini anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede picked up this book büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bu kitabı da ben yazdım.
  2. Bu kitabı da satın aldım veya edindim.
  3. Bu kitabı da yerden kaldırdım.
Cevabı göster

Bu kitabı da satın aldım veya edindim.

It's called The Creative Act.

5:35

Adı The Creative Act.

I have seen it everywhere.

5:37

Bunu her yerde gördüm.

Everybody is reading

5:39

Herkes okuyor

it and I caved and I bought it. Deyimler

5:40

ve pes edip ben de satın aldım.

Deyimler

I caved: sonunda dayanamayıp pes etmek

Burada I caved, kişinin sonunda direnmeyi bırakıp pes ettiği anlamına gelir. Konuşan kişi kitabı almamaya çalışmıştı ancak diğer insanların ilgisi veya kitabın çekiciliği kararını değiştirdi; and I bought it ise sonucu belirtir. Caved burada mecazidir. Fiziksel bir yapının çökmesini değil, kişinin direncinin sona ermesini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede I caved ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişinin mağazanın yakınında bir mağara bulduğu anlamına gelir.
  2. Konuşan kişinin sonunda pes edip kitabı satın aldığı anlamına gelir.
  3. Kitabın fiziksel olarak çöktüğü anlamına gelir.
Cevabı göster

Konuşan kişinin sonunda pes edip kitabı satın aldığı anlamına gelir.

The first page says,

5:42

İlk sayfada şöyle diyor:

"The object isn't to make art, Dilbilgisi

5:44

"Amaç sanat yapmak değildir,

it's to be in that wonderful state

5:45

sanatı kaçınılmaz kılan o harika durumda

which makes art inevitable."

5:47

bulunmaktır."

Dilbilgisi

The object isn't to..., it's to...: gerçek amacı düzeltip belirtme

Burada object, “hedef” veya “amaç” anlamına gelir. The object isn't to X, it's to Y kalıbı önce görünürdeki bir hedefi reddeder, ardından gerçek hedefi belirtir. İki bölümde de birbirine paralel to mastarları kullanılır: to make ve to be. Bu yapı, odağı doğrudan sanat üretmekten sanatın doğal biçimde ortaya çıkabileceği bir duruma girmeye kaydırır.

Alıştırma

Cümleyi The object isn't to..., it's to... kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: The object ____ to sound perfect immediately; ____ to communicate more clearly each day.

Cevabı göster

isn't · it's

Love it.

5:50

Bayıldım.

All right,

5:51

Pekala,

so I think that I'm just going to clean up a little bit more in here Öbek fiiller

5:51

sanırım burayı biraz daha temizleyeceğim

Öbek fiiller

clean up: bir yeri temiz ve düzenli hâle getirmek

Clean up bir öbek fiildir. Burada kir, dağınıklık veya dışarıda bırakılmış eşyalarla ilgilenip alanı daha temiz ve düzenli hâle getirmek anlamındadır. A little bit more, konuşan kişinin işin bir kısmını zaten yaptığını ve kısa bir süre daha devam edeceğini gösterir. Nesne bir isim olduğunda clean up the room veya clean the room up denebilir. Nesne bir zamirse fiil ile parçacığın arasına gelir: clean it up denir, clean up it denmez.

Alıştırma

Cümleyi clean up ve it zamirini kullanarak tamamlayın: The table is messy, so let's ____ before lunch.

Cevabı göster

clean it up

and then I'm going to go start this book. Dilbilgisi

5:54

ve sonra gidip bu kitaba başlayacağım.

Dilbilgisi

I'm going to go start: niyetin ardından go + yalın fiil

I'm going to go start ifadesinde am going to, konuşanın planını veya bir sonraki adımını bildirir. Ardından gelen go ayrı bir fiildir; konuşanın bulunduğu yerden ayrılacağını ya da eyleme yöneleceğini gösterir. Kuzey Amerika'nın gündelik İngilizcesinde go fiilinden sonra doğrudan yalın hâlde başka bir fiil gelebilir: go start, go check, go ask. İki go yanlışlıkla tekrarlanmamıştır: going to niyeti belirtirken go start, başlamayı konuşanın gidip yapmak üzere olduğu eylem olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi going to + go kalıbıyla tamamlayın: I'm ____ ask the librarian for help.

Cevabı göster

going to go

Definitely I won't be able to finish it today,

5:56

Bugün kesinlikle bitiremem,

but I think it's a good day to start.

5:58

ama başlamak için iyi bir gün olduğunu düşünüyorum.

Every now and then I'll dedicate a period of time Kalıp ifadeler

6:03

Arada sırada bir zaman dilimi ayırırım

Kalıp ifadeler

I'll dedicate a period of time: bilinçli olarak zaman ayırmak

Burada I'll, I will anlamındadır; dedicate a period of time ise belirli bir amaç için bilinçli olarak bir zaman dilimi ayırmak demektir. Dedicate, zamanın tesadüfen harcanmasını değil, bilinçli bir bağlılığı ifade eder. A period of ifadesinin ardından bir isim gelmelidir; burada bu isim time sözcüğüdür. Amaç belirtildiğinde yaygın kalıp dedicate + zaman veya çaba + to + isim ya da -ing biçimidir.

Alıştırma

dedicate + time + to + -ing hedef kalıbını tamamlayın: I'll dedicate a period of time ____ the notes.

Cevabı göster

to reviewing

where I'm solely learning new things

6:05

sadece yeni şeyler öğrendiğim

and absorbing a bunch of different mediums, Kelime

6:07

ve bir sürü farklı mecrayı özümsediğim,

Kelime

a bunch of different mediums: birçok farklı yaratıcı biçim

Burada mediums, medium adının çoğul biçimidir ve resim, müzik, şiir veya sinema gibi sanat üretmek ya da aktarmak için kullanılan biçimleri veya malzemeleri anlatır. Orta boyu anlatmaz. a bunch of different mediums ifadesinde a bunch of günlük dilde çok sayıda anlamına gelir, different ise çeşitliliği vurgular. İfade, tek bir sanat biçiminden değil, çeşitli yaratıcı biçimlerdeki eserlerden beslenmeyi anlatır.

Alıştırma

Bu yaratıcı bağlamda "a bunch of different mediums" neyi anlatır?

  1. Orta boyda birçok nesne.
  2. Çok sayıda orta zorluk düzeyi.
  3. Yaratıcı çalışmalarda kullanılan birçok farklı biçim veya malzeme.
Cevabı göster

Yaratıcı çalışmalarda kullanılan birçok farklı biçim veya malzeme.

purely research with no pressure to create. Kalıp ifadeler

6:09

yaratma baskısı olmadan tamamen araştırma yaptığım.

Kalıp ifadeler

with no pressure to create: with no pressure to + fiil

with no pressure to create, üretmenin mümkün olduğunu ancak bir şey ortaya koyma zorunluluğu veya beklentisi bulunmadığını anlatır. With bu koşulu ekler, no pressure ise etkinliğin zorla yapılmadığını gösterir. Tekrar kullanılabilen kalıp with no pressure to + fiilin yalın hâlidir. to ile kurulan mastar, kişinin yapmaya zorlanmadığı eylemi belirtir: with no pressure to decide, reply, or perform.

Alıştırma

Hedef no pressure kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: You can consider the offer with ____ decide today.

Cevabı göster

no pressure to

Then when I'm ready to make something,

6:13

Sonra bir şeyler yapmaya hazır olduğumda,

I'm drawing from that well of inspiration Deyimler

6:16

o ilham kuyusundan yararlanıyorum

I filled up on.

6:17

doldurmuş olduğum.

Deyimler

drawing from that well of inspiration I filled up on: yaratıcı bir kaynak olarak ilham kuyusu benzetmesi

Konuşan kişi ilhamı bir kuyuda saklanan su gibi hayal ediyor. Drawing from that well, yaratma zamanı geldiğinde önceden biriktirilmiş fikir ve izlenimleri kullanmak demektir. Buradaki I filled up on, kişinin daha önce kendisine ilham veren pek çok şeyi özümsediğini anlatır. İki imge tek bir süreç oluşturur: önce farklı etkileri özümseyip yaratıcı birikim oluşturmak, sonra bu birikimi kullanmak. Gerçek bir kuyu veya sudan söz edilmiyor.

Alıştırma

Burada drawing from that well of inspiration ne anlama geliyor?

  1. Gerçek bir su kuyusunun resmini çizmek.
  2. Daha önce biriktirilmiş ilham kaynağını kullanmak.
  3. Bir kuyunun suyla dolmasını beklemek.
Cevabı göster

Daha önce biriktirilmiş ilham kaynağını kullanmak.

Have several different influences

6:20

Çeşitli farklı etkiler edinin

and see what speaks to you. Deyimler

6:22

ve hangisinin size hitap ettiğini görün.

Deyimler

see what speaks to you: sizde kişisel karşılık bulan şeyi fark etmek

see what speaks to you ifadesinde speaks to you gerçek anlamda “seninle konuşur” demek değildir. Bir sanat eseri, fikir, tarz veya seçenek size kişisel olarak anlamlı, etkileyici ya da çok çekici geliyorsa size speaks to you denebilir. See what, dinleyeni seçenekleri incelemeye ve hangisinin bu tepkiyi oluşturduğunu fark etmeye yönlendirir. what speaks to you içindeki what, “bunu yapan şey veya şeyler” anlamındadır; tüm yan cümle see fiilinin nesnesidir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için speak to someone ifadesini doğru biçimde kullanın: Choose the story that ____ most.

Cevabı göster

speaks to you

From poetry to music to art, Dilbilgisi

6:23

Şiirden müziğe ve sanata kadar,

Dilbilgisi

From poetry to music to art: genişlik göstermek için from A to B to C kullanımı

From poetry to music to art, aynı düzeydeki birkaç kategoriyi bağlamak ve geniş bir yelpaze göstermek için from A to B to C kalıbını kullanır. Buradaki from ve to gerçek bir yolculuğu anlatmaz. To sözcüğünün tekrarı, dinleyiciyi listede kategori kategori ilerletir. Birbiriyle bağlantılı ama farklı birkaç alanı birlikte sunmak istediğinde bu kalıbı kullanabilirsin.

Alıştırma

Geniş bir kategori listesi oluşturan üç sözcükle cümleyi tamamla: The festival features everything ____ jazz ____ dance ____ film.

Cevabı göster

from · to · to

you never know what you'll find Kalıp ifadeler

6:25

ne bulacağınızı asla bilemezsiniz

Kalıp ifadeler

you never know what you'll find: açık olasılık ve dolaylı soru sırası

You never know what you'll find, aramanın veya keşfetmenin sonucunun önceden bilinemeyeceğini anlatır. Bu cümlede açık ve teşvik edici bir hava oluşturur: ilginç bir şey ortaya çıkabilir, ancak bunun garantisi yoktur. What you'll find, know sözcüğünden sonra gelen dolaylı bir sorudur. Doğrudan soru düzeni olan what will you find yerine what + you + will find biçimindeki düz cümle sırasını korur.

Alıştırma

Hangi cümle keşfetmeyi doğru biçimde teşvik eder ve you never know sonrasında dolaylı soru kullanır?

  1. Look around the market; you already know exactly what you'll find.
  2. Look around the market; you never know what you'll find.
  3. Look around the market; you never know what will you find.
Cevabı göster

Look around the market; you never know what you'll find.

and what will inspire your next idea.

6:26

ve bir sonraki fikrinize neyin ilham vereceğini.

One of my favorite ways

6:32

Yaratmak için ilham almaya başlamanın

to start feeling inspired to create

6:32

en sevdiğim yollarından biri

is discovering new music.

6:34

yeni müzikler keşfetmektir.

Music is so integral to my storytelling Kelime

6:37

Müzik benim hikaye anlatıcılığımın o kadar ayrılmaz bir parçası ki

Kelime

so integral to my storytelling: hikâye anlatımının vazgeçilmez bir parçası

Burada be integral to, “bir şeyin vazgeçilmez bir parçası olmak” anlamına gelir. Müzik yalnızca ek bir unsur değildir; konuşanın hikâye anlatma biçimini olduğu hâle getirmeye yardımcı olur. So, integral sözcüğünün derecesini güçlendirir ve “çok” ya da “büyük ölçüde” anlamı katar. Kalıp be integral to + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede to bir edattır ve my storytelling onu izleyen isim öbeğidir.

Alıştırma

Cümleyi integral ve gereken edatla tamamlayın: Trust is ____ a strong partnership.

Cevabı göster

integral to

and my overall style.

6:40

ve genel tarzımın.

It informs a tone and the pacing Kelime

6:42

Bir tonu ve tempoyu belirler

of the scene and the edit

6:44

sahnenin ve kurgunun

Kelime

It informs a tone and the pacing: “şekillendirmek” anlamındaki inform

Burada informs, “birine bilgi vermek” değil, “şekillendirmek, etkilemek veya yön vermek” anlamındadır. Müzik, tonu ve sahne ile kurgunun ne kadar hızlı ya da yavaş ilerleyeceğini belirlemeye yardımcı olur. Başka durumlara uygulanabilen kalıp X informs Y biçimindedir. X kanıt, deneyim, fikir veya sanatsal bir unsur olabilir; Y ise bir karar, tasarım, üslup ya da başka bir sonuçtur.

Alıştırma

“It informs a tone and the pacing” ifadesinde informs ne anlama gelir?

  1. Tonu ve tempoyu şekillendirir veya belirlemeye yardımcı olur.
  2. Tonu ve tempoyu bir listeye kaydeder.
  3. Tonu ve tempoyu birine duyurur.
Cevabı göster

Tonu ve tempoyu şekillendirir veya belirlemeye yardımcı olur.

and I just love when I find a track

6:45

ve gelecekteki bir videoda kullanacağımı bildiğim

that I know I'm going to use in a future video.

6:47

bir parça bulduğumda buna bayılıyorum.

A lot of you ask me where I get the music for my videos from Dilbilgisi

6:50

Birçoğunuz videolarım için müziği nereden bulduğumu soruyorsunuz

Dilbilgisi

where I get the music for my videos from: sonda kullanılan from

where I get the music for my videos from ifadesinde from, get something from a source, yani bir şeyi bir kaynaktan edinmek yapısını tamamlar. İngilizcede bu edatı gömülü sorunun geri kalanından sonra bırakmak doğaldır: where başlara yakın gelirken from sonda kalır. Buna edatın sonda bırakılması denir. where ... from yapısı, bir şeyin kaynağını sormanın özellikle günlük İngilizcede yaygın ve doğru bir yoludur.

Alıştırma

Hangi cümle, from sözcüğünü sonda bırakarak gömülü soruyu doğal biçimde kullanır?

  1. People ask me where I get my music from.
  2. People ask me where do I get my music from.
  3. People ask me from where do I get my music.
Cevabı göster

People ask me where I get my music from.

and my go-to is always Epidemic Sound. Kelime

6:53

ve ilk başvurduğum yer her zaman Epidemic Sound olmuştur.

Kelime

my go-to is: alışılmış, güvenilir ilk tercih

Burada my go-to, düzenli olarak seçilen ve güvenilen seçenek anlamına gelen bir isim öbeğidir. Alışkanlık hâline gelmiş, güvenilir bir ilk tercihi anlatır; nesnel olarak en iyi seçenek olması gerekmez. Go-to, my go-to app örneğinde olduğu gibi bir ismi de niteleyebilir. Her iki kullanımda da tek bir birleşik ifadedir; bir yere gitmek anlamındaki sıradan go to fiil öbeği değildir.

Alıştırma

Cümleyi alışılmış, güvenilir ilk tercih anlamına gelen kısa çizgili ifadeyle tamamlayın: This is my ____ app for editing photos.

Cevabı göster

go-to

What I like about Epidemic Sound is that they have a huge library of genres, Dilbilgisi

6:56

Epidemic Sound ile ilgili sevdiğim şey devasa bir tür kütüphanelerinin,

Dilbilgisi

What I like about ... is that ...: olumlu bir özelliği öne çıkarma

What I like about Epidemic Sound sözleri birlikte isim gibi çalışan bir yan cümlecik oluşturur; buna serbest ilgi cümleciği denir. Burada what, “the thing that” (“... olan şey”) anlamına gelir ve cümleciğin tamamı is fiilinin öznesidir. Ardından gelen that cümleciği, konuşmacının beğendiği belirli özelliği açıklar. Yeniden kullanılabilen kalıp What I like about X is that + cümlecik şeklindedir. Önce konuyu ve konuşmacının olumlu bulduğu yönü öne çıkarır, ardından bunu destekleyen ayrıntıyı verir; böylece değerlendirme veya öneri kolayca takip edilir.

Alıştırma

Değerlendirme kalıbını tamamlayın: What I like about this camera ____ it is easy to carry.

Cevabı göster

is that

curated playlists,

7:00

özenle hazırlanmış çalma listelerinin,

and sound effects,

7:01

ve ses efektlerinin olması,

which I use all the time.

7:02

bunları her zaman kullanırım.

You can also check out my creator playlist on their site, Öbek fiiller

7:04

Ayrıca sitelerindeki kendi çalma listeme de göz atabilirsiniz,

Öbek fiiller

check out: bir şeye bakmaya yönelik samimi davet

Burada check out, “göz atmak” veya “incelemek” anlamına gelir. Nesnesi bir internet sitesindeki içerik üreticisi çalma listesi olduğu için, bu içeriği ziyaret edip incelemeye yönelik samimi bir öneridir. Bu öbeksi fiilden sonra check out the playlist örneğindeki gibi bir isim gelebilir. Nesne bir zamirse zamri ortaya yerleştirin: check it out denir, check out it denmez.

Alıştırma

Öneriyi check out ve it zamiriyle tamamlayın: This website has free lessons. You should ____.

Cevabı göster

check it out

The Life of Riza Soundtrack.

7:07

The Life of Riza Soundtrack.

I personally curated this playlist with their team

7:08

Bu çalma listesini onların ekibiyle kişisel olarak ben derledim

and include some songs that I've used in my videos.

7:11

ve videolarımda kullandığım bazı şarkıları da ekledim.

This is how you can use music in your videos

7:13

Videolarınızda müziği bu şekilde kullanabilirsiniz

without worrying about copyright. Dilbilgisi

7:15

telif hakkı konusunda endişelenmeden.

Dilbilgisi

without worrying about copyright: without + -ing biçimi

Bu cümlede without worrying about copyright, müziği telif hakkı sorunları konusunda endişelenmenize gerek kalmadan kullanabileceğiniz anlamına gelir. İfade, bu endişeyi ortadan kaldırılmış bir engel olarak sunar. without sözcüğünden sonra bir isim veya fiilin -ing biçimi kullanılır. Burada worrying, -ing biçimidir; worry about ise endişe duyulan konuyu, yani copyright sözcüğünü getirir. Aynı yapı without paying ve without waiting gibi ifadelerde de görülür.

Alıştırma

Maliyet konusunda endişelenmeye gerek olmadığını anlatmak için cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: You can try the app ____ the cost.

Cevabı göster

without worrying about

Actually,

7:17

Aslında,

when I first started my YouTube journey,

7:18

YouTube yolculuğuma ilk başladığımda,

they were the first music platform that I ever signed up for Öbek fiiller

7:20

videolarım için müzik lisanslamak üzere

to license music for my videos Kelime

7:23

kaydolduğum ilk müzik platformu onlardı

Öbek fiiller

signed up for: bir hizmete veya etkinliğe kaydolmak

Signed up for, sign up for ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve bir hizmete, kursa, etkinliğe veya plana kaydolmak, yazılmak ya da abone olmak anlamına gelir. Bu cümlede kaydolunan şey müzik platformudur. Temel cümle I signed up for the music platform şeklindedir. Daha uzun olan the music platform that I ever signed up for yapısında that, platformu gösterir ve for sonda kalır. Ardından gelen to license music for my videos bölümü kaydolma amacını belirtir; signed up for ifadesinin bir parçası değildir.

Alıştırma

Cümleyi sign up for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Maya ____ a first-aid course yesterday.

Cevabı göster

signed up for

Kelime

license music: müziği kullanmak için yasal izin almak

Bu cümlede license bir fiildir. To license music for videos, üzerinde anlaşılmış koşullara göre o müziği videolara eklemek için yasal izin almak demektir. Bu ifade yalnızca bir şarkıyı bulmaya, satın almaya veya indirmeye değil, kullanım haklarına odaklanır. Aynı yapı başka korunan içeriklerle de kullanılabilir: license an image, a font, or a video clip.

Alıştırma

Bir film yapımcısı We need to license music before publishing the trailer. diyor. Ne yapmaları gerekiyor?

  1. Müziği kendileri çalmayı öğrenmek.
  2. Müzik dosyasını bir bilgisayara indirmek.
  3. Müziği fragmanda kullanmak için yasal izin almak.
Cevabı göster

Müziği fragmanda kullanmak için yasal izin almak.

and a couple years later

7:25

ve birkaç yıl sonra

I got my own playlist on their site.

7:27

onların sitesinde kendi çalma listeme sahip oldum.

That's a full circle moment. Deyimler

7:29

Bu çemberin tamamlandığı bir an.

Deyimler

a full circle moment: bugünün geçmişle yeniden bağlandığı an

A full circle moment, daha sonraki bir deneyimin önceki bir deneyimin başladığı noktaya yeniden bağlandığı andır. Kişi aynı yere, role, ilişkiye veya düşünceye yeni bir şekilde dönebilir. Bu ifade mecazidir ve çoğu zaman düşünceli bir bakışı, şaşkınlığı veya memnuniyeti aktarır. Yalnızca bir bitiş ya da tekrarlanan bir eylem değil, bugün ile geçmişteki başlangıç noktası arasında anlamlı bir bağ bulunmalıdır.

Alıştırma

Hangi durum en iyi a full circle moment olarak tanımlanır?

  1. Zor bir yapbozu beklediğinizden daha hızlı bitirirsiniz.
  2. Trafikten kaçınmak için eve farklı bir yoldan gidersiniz.
  3. Bir okulda öğrenci olduktan yıllar sonra oraya öğretmen olarak dönersiniz.
Cevabı göster

Bir okulda öğrenci olduktan yıllar sonra oraya öğretmen olarak dönersiniz.

The personal plan is perfect for content creators,

7:30

Kişisel plan içerik üreticileri için mükemmel,

but they also have a commercial plan

7:33

ancak serbest çalışıyorsanız

if you are a freelancer.

7:35

ticari bir planları da var.

I love Epidemic Sound.

7:36

Epidemic Sound'u seviyorum.

I've been using them for ages, Kalıp ifadeler

7:38

Onları çok uzun zamandır kullanıyorum,

Kalıp ifadeler

for ages: çok uzun zamandır

for ages gündelik konuşmada “çok uzun zamandır” anlamına gelir. Ages burada süreyi özellikle belirsiz bırakır ve çoğu zaman vurgu katar; genellikle kelimenin gerçek anlamıyla birden fazla tarihsel çağ demek değildir. I've been using them for ages cümlesinde bu ifade, geçmişte başlayan ve şimdi de süren bir etkinliğin ne kadar zamandır devam ettiğini gösterir. Daha genel olarak, bir durumun veya etkinliğin uzun sürdüğünü vurgulamak için fiil grubundan sonra kullanılabilir.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz tam olarak iki sözcüklük samimi ifadeyi kullanın: I haven't seen Maya ____.

Cevabı göster

for ages

so I highly recommend them

7:39

bu yüzden şiddetle tavsiye ederim

and they hooked it up Deyimler

7:40

ve bir kıyak da yaptılar

Deyimler

they hooked it up: yararlı bir düzenleme veya ek avantaj sağlamak

Burada they hooked it up, erişim, iyi bir teklif veya ek bir avantaj gibi yararlı bir şeyi sağladıkları ya da faydalı bir düzenleme yaptıkları anlamına gelen samimi bir argo ifadedir. Sağlanan yararın tam olarak ne olduğu bağlamdan anlaşılmalıdır. Bu argo kullanımda it zamiri belirsizdir; bu nedenle sözcükleri tek tek çevirmeyin. Bir cihazdan söz edilirken hook it up “onu bağlamak” anlamına da gelebilir, ancak burada anlatılan kullanım bu değildir.

Alıştırma

'The staff hooked it up and gave us a room with a view,' cümlesinde hooked it up ne anlama gelir?

  1. Bir nesneyi kancaya astılar.
  2. Bir ekipman parçasını bağladılar.
  3. Yararlı bir ek avantaj veya özel bir düzenleme sağladılar.
Cevabı göster

Yararlı bir ek avantaj veya özel bir düzenleme sağladılar.

if you use the link in my description,

7:41

açıklamamdaki bağlantıyı kullanırsanız,

you can get a free 30-day trial.

7:44

30 günlük ücretsiz deneme sürümü edinebilirsiniz.

So,

7:46

Yani,

thank you,

7:46

teşekkürler,

Epidemic Sound.

7:47

Epidemic Sound.

What I've realized on this creator journey so far Dilbilgisi

7:50

Şimdiye kadar bu yaratıcı yolculukta fark ettiğim şey

is that making stuff often requires a lot of letting go Öbek fiiller

7:53

bir şeyler yapmanın genellikle çok fazla şeyi bırakmayı gerektirdiği

Dilbilgisi

What I've realized ... is that ...: farkındalığı çerçeveleyip sonucu sunmak

What I've realized ... is that ... bir sonucu düşünme sürecinden çıkarılmış bir farkındalık olarak sunar. What I've realized on this creator journey so far şeklindeki what yan cümlesi özne görevindedir ve zamanla anladığım şeyi ifade eder. is bağlayıcı fiildir; that yan cümlesi ise sonucu verir. Bu yapı ana mesajı is that bölümünün sonrasına bırakır. Bu nedenle daha önce anlatılan bir deneyimi net bir çıkarıma dönüştürmeye yardımcı olur. Aktarılabilir kalıp What + özne + have/has + learned/realized + ... + is that + yan cümle şeklindedir.

Alıştırma

What ... is that ... özet kalıbını tamamlayın: What I've learned from this project ____ that clear communication matters.

Cevabı göster

is

of control,

7:56

kontrolü,

Öbek fiiller

letting go of control: kontrolü gönüllü olarak gevşetmek

Letting go of control her ayrıntıyı yönetmemeyi veya belirli bir sonucu zorlamamayı bilinçli olarak seçmek demektir. Let go of, bir şeyi serbest bırakmak ya da ona tutunmayı bırakmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada control soyuttur; dolayısıyla ifade, kontrolün fiziksel olarak gitmesine izin vermeyi değil, kişinin kontrol etme ihtiyacını azaltmasını anlatır. Bu yaratıcı bağlamda belirsizliği kabul etmek ve sürecin ya da diğer insanların sonucu şekillendirmesine izin vermek anlamına gelir. Kendiliğinden dikkatsiz olmak veya sorumluluk almayı reddetmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Kontrol etme ihtiyacını gönüllü olarak azaltmak anlamındaki ders ifadesini doğru biçimde kullanın: Sharing responsibility for the project meant ____ control.

Cevabı göster

letting go of

of perfectionism,

7:57

mükemmeliyetçiliği,

even sense or expectations.

7:59

hatta mantık veya beklentileri.

All the times where I came up with my best work

8:01

En iyi işimi ortaya çıkardığım tüm zamanlar

were the times where I had to let go of this idea

8:03

neyin işe yaraması gerektiği

of what's supposed to work Dilbilgisi

8:05

düşüncesini bırakmak zorunda kaldığım zamanlardı

Dilbilgisi

what's supposed to work: işe yaraması beklenen şey

Burada what's, what is ifadesinin kısaltmasıdır; what ise söz konusu olan şeyleri veya yöntemleri belirtir. What's supposed to work, “etkili olması beklenen veya genel olarak etkili olduğuna inanılan şeyler” demektir. Be supposed to, kanıtlanmış bir sonucu değil, bir beklentiyi veya kabul gören bir düşünceyi aktarır. Bu ifade, beklenen yöntemin gerçekte işe yaramayabileceği ihtimalini açık bırakır.

Alıştırma

“We tried what was supposed to work, but the problem remained,” cümlesindeki “what was supposed to work” ne anlama gelir?

  1. insanların etkili olmasını beklediği yöntem
  2. kesin olarak başarıya ulaşmış yöntem
  3. insanların kullanmasının yasak olduğu yöntem
Cevabı göster

insanların etkili olmasını beklediği yöntem

and instead focused on something I was curious about

8:07

ve bunun yerine merak ettiğim bir şeye odaklandım

or what was missing

8:10

veya eksik olana

from all the things I already loved.

8:11

zaten sevdiğim tüm şeylerin arasından.

I'm quickly realizing what goes into this creator thing. Öbek fiiller

8:13

Bu yaratıcı işinin ne gerektirdiğini hızla anlıyorum.

Öbek fiiller

realizing what goes into this creator thing: içerik üreticiliğinin neler gerektirdiğini fark etmek

realizing what goes into this creator thing ifadesinde what goes into X, “X'in gerektirdiği veya X'i oluşturan şeyler” anlamına gelir. Bunlara zaman, emek, beceriler, planlama, malzemeler ve pek görünmeyen aşamalar dâhil olabilir. what goes into this creator thing yan cümlesi realizing fiilinin içeriğidir: konuşan kişi içerik üreticisi olmanın arkasındaki işi anlamaya başlıyor. Buradaki go into bir yerin içine hareket etmeyi anlatmaz; thing ise tüm faaliyeti adlandırmanın gündelik bir yoludur.

Alıştırma

“Few people see what goes into making a short film,” cümlesinde “what goes into” neyi ifade eder?

  1. filmin gösterildiği oda
  2. filmin hikâyesinde gerçekleşen olaylar
  3. gereken zaman, emek ve aşamalar
Cevabı göster

gereken zaman, emek ve aşamalar

There's definitely times for hard work and late nights, Anlatım akışı

8:16

Kesinlikle sıkı çalışma ve geç saatlere kadar çalışma zamanları var,

but there also has to be time

8:19

ama merak ve oyun için de

for curiosity and play.

8:21

zaman olmalı.

Anlatım akışı

There's definitely times for ... but there also has to be time for ...: iki ihtiyacı dengeleme

Cümle önce çok çalışmanın ve geç saatlere kadar uyanık kalmanın bazen gerekli olduğunu kabul eder. Ardından but ile dengeleyici düşünceyi getirir: merak ve oyun için de zaman gerekir. İkinci yan cümle önemli bir ihtiyacı daha ekler; ilkini geçersiz kılmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen bilgi düzeni There are times for A, but there also has to be time for B şeklindedir. Önce bir ihtiyacı kabul edip sonra gözden kaçabilecek başka bir ihtiyacı öne çıkararak dengeli bir görüş sunar.

Alıştırma

Hangi cümle A'yı kabul edip ardından B'yi ekleyen aynı dengeyi kullanıyor?

  1. There are times for careful planning, but there also has to be time for experimentation.
  2. Careful planning and experimentation happen at different times.
  3. Careful planning matters, so experimentation is unnecessary.
Cevabı göster

There are times for careful planning, but there also has to be time for experimentation.

So,

8:25

Yani,

I'm about 50 pages into this book Kalıp ifadeler

8:25

bu kitabın 50. sayfasına falan geldim

Kalıp ifadeler

about 50 pages into this book: ilerlemeyi into ile anlatma

Burada about 50 pages into this book okuma ilerlemesini anlatır: konuşan kişi yaklaşık 50. sayfaya ulaşmıştır. into, kişiyi bir eser veya etkinliğin belirli bir ilerleme noktasına yerleştirir; fiziksel olarak kitabın içinde olmak anlamına gelmez. Yaygın yapı miktar veya süre + into + eser ya da etkinlik şeklindedir. ten minutes into the film ve two weeks into the project buna örnektir. about, sayının yaklaşık olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ilerleme ifadesiyle tamamlayın: I started this novel yesterday, and I'm ____ it now.

Cevabı göster

about 50 pages into

and it's speaking my language. Deyimler

8:27

ve tam da benim dilimden konuşuyor.

Deyimler

it's speaking my language: güçlü bir kişisel uyum ifade etmek

Burada it's speaking my language, bir şeyin konuşanın sevdiği, düşündüğü veya istediği şeyle güçlü biçimde örtüştüğü anlamına gelen bir deyimdir. it öznesi bir fikri, kitabı, planı, tarzı veya konuşana çok uygun gelen başka bir şeyi gösterebilir. Bu, söz konusu şeyin gerçekten konuşanın dilini kullandığı anlamına gelmez. İfade kişisel bir yakınlık ve çoğu zaman coşkulu bir onay gösterir.

Alıştırma

“Tam sevdiğim şey” anlamındaki deyimle yanıtı tamamlayın: A day at the beach with no homework? Now you're ____.

Cevabı göster

speaking my language

So far,

8:30

Şu ana kadar,

it's pretty great.

8:31

oldukça harika.

Very relatable.

8:32

Çok tanıdık.

I only got about 50 pages in,

8:33

Sadece 50. sayfaya kadar gelebildim,

but within that,

8:35

ama sadece orada bile,

there was just so much things that I could relate to Notlar

8:37

kendimden bir şeyler bulabildiğim o kadar çok şey vardı ki

Dilbilgisi

so much things ile so many things arasındaki fark

so much things ifadesi standart değildir, çünkü things çoğul ve sayılabilen bir isimdir. so many things kullanın: many, sayılabilen çoğul isimlerle kullanılır. Much ise so much time veya so much information örneklerinde olduğu gibi sayılamayan isimlerle kullanılır. Özgün biçimi doğal ve hazırlıksız konuşmada duyabilirsiniz, ancak kendi konuşma ve yazılarınızda many ile much arasındaki standart ayrıma uyun.

Alıştırma

Cümleyi many veya much ile tamamlayın: We found so ____ useful ideas at the workshop.

Cevabı göster

many

Kalıp ifadeler

relate to: benzer bir deneyim üzerinden bağ kurmak

Bu cümlede relate to, bir şeyi kendi duygu veya deneyimlerinize benzediği için anlayabilmek ve onunla bağ kurabilmek anlamına gelir. Konuşan kişi, yalnızca nesnel olarak bağlantılı şeylerden değil, kendisine tanıdık gelen birçok şeyden söz ediyor. Kalıp relate to + kişi, hikâye, duygu, deneyim veya fikir şeklindedir. Nesne zaten belliyse yalnızca I can relate da denebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız yeni bir okuldaki ilk gününde gergin olduğunu anlatıyor. "I can relate to that" ne anlama gelir?

  1. Sözcükleri başka bir dilde açıklamanı istiyorum.
  2. İki okulun adresi aynı.
  3. Ben de benzer bir şey hissettim, bu yüzden anlıyorum.
Cevabı göster

Ben de benzer bir şey hissettim, bu yüzden anlıyorum.

and I wish I started this earlier. Dilbilgisi

8:40

ve keşke buna daha erken başlasaydım dedim.

Dilbilgisi

I wish I started this earlier: geç başlamış olmaktan pişmanlık duymak

I wish I started this earlier, “Buna daha erken başlamadığım için pişmanım” anlamına gelir. Wish, gerçeğe aykırı bir alternatif sunar: konuşan kişi etkinliğe ne zaman başladığını artık değiştiremez. Geçmişteki bir pişmanlık için en açık standart biçim I wish I had started this earlier cümlesidir. Altyazıdaki basit geçmiş zamanlı I wish I started... biçimi gündelik konuşmada duyulur, ancak önceki geçmiş zaman ilişkisini daha az açık gösterir.

Alıştırma

Geçmişte daha erken başlamamış olmaktan duyulan pişmanlığı en açık ve standart biçimde hangi cümle ifade eder?

  1. I hope I start earlier tomorrow.
  2. I wish I will start earlier.
  3. I wish I had started earlier.
Cevabı göster

I wish I had started earlier.

I needed this like three weeks ago. Kelime

8:42

Buna üç hafta falan önce ihtiyacım vardı.

Kelime

like three weeks ago: yaklaşıklık belirten like

like three weeks ago ifadesindeki like, “yaklaşık” ya da “aşağı yukarı” anlamına gelen gayriresmî bir yaklaşıklık belirtecidir. three weeks süresinin tam olarak ölçülmüş değil, tahmini olduğunu gösterir. Burada like, “hoşlanmak” veya “benzemek” anlamına gelmez. Konuşanın asıl demek istediği, bu şeye birkaç hafta önce ihtiyaç duyduğudur.

Alıştırma

“I needed this like three weeks ago,” cümlesinde like ne anlama gelir?

  1. hoşlanarak
  2. benzer bir şekilde
  3. yaklaşık olarak
Cevabı göster

yaklaşık olarak

Well,

8:47

Neyse,

there goes my very ordinary day and life. Deyimler

8:47

benim çok sıradan günüm ve hayatım da böyle geçip gidiyor.

Deyimler

there goes ...: bir şey sona erdiğinde veya kaybedildiğinde verilen tepki

there goes + isim kalıbı, bir şeyin sona erdiğini, kaybolduğunu, yitirildiğini veya artık beklendiği gibi olmadığını belirten bir ünlem olabilir. Bu kalıp mutlaka bir yere doğru hareketi anlatmaz. Bu cümlede konuşan kişi, günü hafif ve kendisinin farkında olan bir tonla kapatmak için bu kalıbı kullanır. Aynı kalıp bağlama göre kabullenme, hayal kırıklığı, mizah ya da yalnızca bir kapanış hissi gösterebilir.

Alıştırma

Son fırsatın az önce kaybedildiğini anlatan ünlemi tamamlayın: There ____ our last chance.

Cevabı göster

goes

Did it work?

8:49

İşe yaradı mı?

I guess so. Ton ve niyet

8:51

Sanırım öyle.

Ton ve niyet

I guess so: çekinceli bir evet

I guess so, çekince içeren olumlu bir yanıttır. Konuşan kişi önceki düşüncenin muhtemelen doğru olduğuna inanır veya onu kabul edebilir, ancak tamamen emin değildir. So, az önce sözü edilen düşüncenin tamamının yerini tutar; böylece düşünce tekrar edilmez. Günlük konuşmada bu ifade, ses tonuna bağlı olarak biraz isteksiz ya da hevesiz de duyulabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Did the update fix the problem?” diye soruyor. Sorunun büyük olasılıkla düzeldiğini düşünüyorsunuz ama tamamen emin değilsiniz. Hangi cevap en uygundur?

  1. Absolutely.
  2. I guess so.
  3. No, it didn't.
Cevabı göster

I guess so.

Anyways,

8:52

Her neyse,

good luck to you

8:53

size iyi şanslar

if you're trying to find inspiration.

8:54

eğer ilham bulmaya çalışıyorsanız.

Thanks for watching.

8:55

İzlediğiniz için teşekkürler.