Apple, iMac Pro'muzu Tamir Etmeyi REDDETTİ!: İngilizce çalışma notları

Linus Tech Tips

Öğrenme zorluğu
1.161 kelime 174 kel/dk

Video özeti: Parça, eğitim ve sertifika olmadığı için Apple ve yetkili servis iMac Pro'yu onaramaz; anlatıcı kullanılabilir desteği olmayan bir platformu eleştirir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "all things considered." — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: zorlukları kabul ettikten sonra dengeli bir genel değerlendirme yapın. 2. "What Apple's done here is to release" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: eleştirilen eylemi öne çıkaran What + be + to-infinitive yapısını tanıyın. 3. "thrown their support staff under the bus," — Deyimler ve mecazlı ifadeler: başkalarını feda etme anlamını ve tekrarın suçlamayı nasıl güçlendirdiğini kavrayın.

Bu derste

That was how Anthony got tasked with taking our iMac Pro to the Apple Store for repairs.

0:06

Anthony'nin iMac Pro'muzu tamir için Apple Store'a götürmekle görevlendirilmesi böyle oldu.

Only one small problem. Anlatım akışı

0:12

Sadece küçük bir sorun vardı.

Anlatım akışı

Only one small problem: hikâyeye hazırlık olarak hafifletme

Only ve small, engelin görünürdeki ciddiyetini bilinçli olarak azaltır. Bu bağlamda cümle, sorunun küçük olduğuna dair tarafsız bir iddia değildir; asıl sorunun ne olduğunu öğrenene kadar izleyiciyi bekleten hafifletici bir anlatımdır. Kısa ve bağımsız bir cümle olan Only one small problem. olumlu akışı keser ve hikâyede bir dönüşün yaklaştığını gösterir. Bu hazırlık, sakin sözcüklerle ardından gelen daha ciddi sorun arasında karşıtlık yaratır.

Alıştırma

“Everything was ready. Only one small problem: nobody had the key,” cümlesinde Only one small problem ne yapar?

  1. Hiçbir değişiklik getirmeden hikâyeyi bitirir.
  2. Engelin nesnel olarak önemsiz olduğunu kanıtlar.
  3. Önce engeli küçümseyerek ayrıntı açıklanmadan önce merak ve gerilim yaratır.
Cevabı göster

Önce engeli küçümseyerek ayrıntı açıklanmadan önce merak ve gerilim yaratır.

They refused to fix it.

0:15

Tamir etmeyi reddettiler.

And we're not even talking warranty service.

0:18

Üstelik garanti hizmetinden bile bahsetmiyoruz.

We understood we would have to pay.

0:20

Para ödememiz gerekeceğini anlamıştık.

We wanted to pay and they outright refused to fix it.

0:22

Ödemek istedik ama yine de tamir etmeyi doğrudan reddettiler.

How does that even work?

0:27

Bu nasıl mümkün olabilir ki?

Because that was back on January 30th,

0:30

Çünkü bu ta 30 Ocak'taydı,

2 months ago and our machine is still not repaired.

0:33

2 ay geçti ve makinemiz hala tamir edilmedi.

This one gets interesting.

0:38

İşin bu kısmı ilginçleşiyor.

And you know what else is interesting?

0:42

Ve başka ne ilginç biliyor musunuz?

Mack Weldon.

0:43

Mack Weldon.

Mack Weldon makes great underwear,

0:44

Mack Weldon harika iç çamaşırları,

t-shirts,

0:46

tişörtler,

socks,

0:46

çoraplar,

wallets and more.

0:47

cüzdanlar ve daha fazlasını üretiyor.

They believe in simple shopping and if you use offer code TechTips,

0:49

Basit alışverişe inanıyorlar ve TechTips kampanya kodunu kullanırsanız,

you'll get 20% off on their store.

0:52

mağazalarında %20 indirim alırsınız.

Our story begins with Anthony's first interaction with Apple support.

1:04

Hikayemiz, Anthony'nin Apple destek ile ilk etkileşimiyle başlıyor.

It was pretty pleasant all things considered. Kalıp ifadeler

1:08

Her şeyi göz önüne aldığımızda oldukça hoş bir sohbetti.

Kalıp ifadeler

Dengeli bir genel değerlendirme için all things considered

All things considered, “ilgili tüm gerçekleri veya koşulları hesaba kattıktan sonra” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Yakındaki değerlendirmenin yalnızca tek bir ayrıntıya verilen tepki değil, genel bir yargı olduğunu gösterir. Burada pretty pleasant ifadesini niteler: çözülmemiş güçlüğe rağmen deneyim genel olarak hoştu. Considered bu kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır; bu cümlede bir kişinin veya nesnenin “belli bir şekilde görüldüğü” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “ilgili tüm gerçekleri hesaba kattıktan sonra” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The trip had a few delays, but ____, it went well.

Cevabı göster

all things considered

Apple representative Andrea was very sympathetic,

1:10

Apple temsilcisi Andrea çok anlayışlıydı,

but for some reason she couldn't give us any guarantee that they could actually do anything.

1:14

ancak nedense gerçekten bir şey yapabileceklerine dair bize herhangi bir garanti veremedi.

That should have been a bright red flag. Deyimler

1:19

Bu zaten kocaman bir tehlike işareti olmalıydı.

Deyimler

a bright red flag: apaçık bir uyarı işareti

Burada a bright red flag, kırmızı kumaştan yapılmış bir bayrak değil, çok açık bir uyarı işareti anlamına gelir. bright sözcüğü uyarının ne kadar belirgin olduğunu güçlendirir; riskin fark edilmesinin çok kolay olması gerektiğini anlatır. Bu ifade, bir olaya sonradan dönüp bakarken o sırada zaten açık bir sorun belirtisi bulunduğunu söylemek için kullanılır. Bu cümlede konuşan kişi, onarımın başarısız olacağının daha önce fark edilmesi gereken bir uyarısı olduğunu anlatır.

Alıştırma

That should have been a bright red flag. cümlesinde a bright red flag ne anlama gelir?

  1. Her şeyin güvenli olduğuna dair bir işaret
  2. Kolayca görülen kırmızı kumaş parçası
  3. Gerçek önemi olmayan küçük bir sorun
  4. Özellikle açık bir uyarı işareti
Cevabı göster

Özellikle açık bir uyarı işareti

But when Anthony and Tyler later returned from dropping off the Pro at the local Apple Store,

1:23

Fakat Anthony ve Tyler daha sonra Pro'yu yerel Apple Store'a bıraktıktan sonra geri döndüklerinde,

they told me that,

1:31

bana dediler ki,

well,

1:32

şey,

they smiled,

1:33

gülümsediler,

told us they'd order the parts and get us back up and running in a jiffy. Notlar

1:34

parçaları sipariş edeceklerini ve bizi hemen eski halimize döndüreceklerini söylediler.

Kalıp ifadeler

back up and running: yeniden normal şekilde çalışır durumda

Back up and running, bir makinenin, sistemin, hizmetin veya kuruluşun bir duraklama ya da sorundan sonra yeniden normal şekilde çalışmasını anlatır. Get us back up and running ifadesindeki us, çalışan bir birim olarak ekibi veya işletmeyi belirtir; fiziksel olarak koşan insanları anlatmaz. Bu ifade, çoğu zaman onarım veya teknik destek sonrasında çalışmanın yeniden başlamasına odaklanır. Yalnızca bir cihazın yeniden başlatıldığını değil, normal işlerin devam edebileceği kadar sorunun giderildiğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede back up and running doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The website is back up and running to the office.
  2. I am back up and running to my desk after lunch.
  3. The engineer back up and running the server yesterday.
  4. The website is back up and running after the outage.
Cevabı göster

The website is back up and running after the outage.

Deyimler

In a jiffy: çok yakında

In a jiffy, “çok yakında” veya “çok kısa bir süre sonra” anlamına gelen samimi bir deyimdir. Burada onarım sözünün hızlı ve güven verici duyulmasını sağlar. Bu cümlede a jiffy kesin bir zaman birimi değildir. İfade, ölçülebilir bir son tarih yerine genel bir hız duygusu verir.

Alıştırma

Bir tamirci “We'll have your car ready in a jiffy.” diyor. Ne vaat ediyor?

  1. Araba çok yakında hazır olacak.
  2. Araba kesin olarak ölçülmüş bir zamanda hazır olacak.
  3. Araba zaten tamir edildi.
Cevabı göster

Araba çok yakında hazır olacak.

Our iMac Pro review actually ended up coming together pretty well in spite of our limited ability to get additional B-roll footage. Notlar

1:40

Ek B-roll görüntüleri alma konusunda sınırlı kapasitemize rağmen iMac Pro incelememiz aslında oldukça iyi bir araya geldi.

Öbek fiiller

Ended up coming together: sonunda başarıyla şekillenmek

Ended up + -ing, çoğunlukla belirsizlikten veya farklı bir beklentiden sonra en sonunda ne olduğunu anlatır. Bu nedenle ended up coming together, projenin sonunda tamamlanıp bir bütün olarak iyi çalıştığını belirtir. Buradaki come together, insanların bir yerde toplanmasını değil, ayrı parçaların başarılı bir bütün oluşturmasını anlatır. İfadenin tamamı iki düşünceyi birleştirir: süreç belirsizdi ancak parçalar sonunda uyum sağlayıp birlikte çalıştı.

Alıştırma

Projeyi sonunda eksiksiz ve başarılı bir bütün hâline geldi diye anlatan bu nottaki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After a difficult start, the science fair display ____ beautifully.

Cevabı göster

ended up coming together

Kalıp ifadeler

in spite of + isim öbeği

In spite of, ana sonucun gerçekleşmesini engellemeyen bir zorluğu veya olumsuz koşulu belirtir. Bu cümlede ek B-roll görüntülerine erişimin sınırlı olması bir sorundu, ancak inceleme yine de iyi bir şekilde tamamlandı. Burada in spite of ifadesinden sonra our limited ability to get additional B-roll footage isim öbeği gelir. Ardından bir zamir veya -ing biçimi de gelebilir. Tam bir cümlecikten önce in spite of the fact that kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede in spite of doğru kullanılmıştır?

  1. The team finished the project in spite the short deadline.
  2. The team finished the project in spite of the deadline was short.
  3. The team finished the project in spite of the short deadline.
Cevabı göster

The team finished the project in spite of the short deadline.

So all we could do at this point was wait for our repair. Dilbilgisi

1:47

Yani bu noktada yapabileceğimiz tek şey tamirimizi beklemekti.

Dilbilgisi

All we could do was wait: mümkün olan tek eylem

All we could do, bizim için mümkün olan tek eylem anlamına gelir. was wait sözcükleri bu eylemin beklemek olduğunu belirtir; böylece yapının tamamı o anda başka yararlı bir seçeneğin bulunmadığını vurgular. Tekrar kullanılabilen kalıp all + subject + can/could + do + be + base verb şeklindedir: All I can do is apologize. İlk bölümde do kullanıldığında, be sonrasında was wait örneğindeki gibi fiilin to almayan yalın biçimi doğal olur. Bazı bağlamlarda to wait de mümkündür, ancak to zorunlu değildir.

Alıştırma

Beklemenin mümkün olan tek eylem olduğunu anlatan iki İngilizce sözcükle cümleyi tamamlayın: The office was closed, so all we could do ____.

Cevabı göster

was wait

Then a couple of days later the Apple Store sent a follow-up email letting us know that we could come pick up our computer and

1:51

Sonra birkaç gün sonra Apple Store, bilgisayarımızı gelip alabileceğimizi bildiren bir takip e-postası gönderdi ve

Sorry, what?

1:59

Pardon, ne?

Right?

2:01

Değil mi?

Have you have you responded to this yet?

2:03

Buna henüz cevap verdin mi?

This is No, I I've got This is completely unacceptable.

2:05

Bu Hayır, ben Bunu kesinlikle kabul edilemez buluyorum.

We've No, we've got to This is through email?

2:10

Bizim Hayır, yapmalıyız Bu e-postayla mı geldi?

Get in touch with them some other way. Kalıp ifadeler

2:12

Onlarla başka bir yolla iletişime geç.

Kalıp ifadeler

Get in touch with: biriyle iletişime geçmek

Get in touch with someone, o kişiyle veya kuruluşla telefon, e-posta ya da başka bir kanal üzerinden iletişim kurmak anlamına gelir. Buradaki touch fiziksel temas anlamında değildir; with sözcüğünden sonra iletişim kurulacak kişi veya grup gelir. Bu cümlede konuşan kişi, onlarla iletişim kurmak için farklı bir yöntem kullanılmasını istiyor. Başka durumlara aktarılabilen kalıp get in touch with + kişi veya kuruluştur.

Alıştırma

Cümleyi get ile başlayan, dört sözcüklü ve ‘iletişim kurmak’ anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: To reschedule your visit, please ____ the clinic.

Cevabı göster

get in touch with

Get Yvonne to yell at them like...

2:13

Yvonne'a söyle onlara bağırsın...

We still have like three or four videos to make with this thing.

2:15

Bu aletle hala çekeceğimiz üç veya dört video var.

Yeah.

2:19

Evet.

Okay.

2:20

Tamam.

Just see what you can do.

2:20

Sadece ne yapabileceğine bir bak.

What does this even mean?

2:24

Bu ne anlama geliyor ki?

If they are unable to obtain the parts,

2:26

Parçaları temin edemezlerse,

they wouldn't be able to repair the iMac.

2:28

iMac'i tamir edemezlermiş.

Oh, gee, thanks, Jesse.

2:31

Vay canına, teşekkürler, Jesse.

So what, at this point,

2:34

Yani ne, bu noktada,

what are our options?

2:37

seçeneklerimiz neler?

There's just no recourse if we can't get an Apple authorized service provider to obtain the parts and these are parts that Apple wouldn't even send to their own store. Notlar

2:38

Parçaları temin etmesi için Apple yetkili servis sağlayıcısına ulaşılamıyorsa hiçbir çare yok ve bunlar Apple'ın kendi mağazasına bile göndermeyeceği parçalar.

Kelime

No recourse: başvurulabilecek yardım veya çözüm yolunun olmaması

Recourse, bir sorun olduğunda yardım, koruma veya çözüm için başvurulabilecek bir kişi, süreç ya da eylemi ifade eden resmî bir isimdir. No recourse, böyle bir seçeneğin bulunmadığı anlamına gelir. Burada konuşan kişi, yetkili servis sağlayıcısı parçaları alamazsa uygulanabilir bir onarım yolunun kalmayacağını düşünüyor. Bu ifade genellikle olağan seçenekler başarısız olduktan sonra kişinin hâlâ ne yapabileceğine odaklanır.

Alıştırma

Bir şirket şikâyeti reddediyor ve yardımcı olabilecek bir itiraz, geri ödeme ya da yetkili kurum bulunmuyor. “The customer has no recourse” ne anlama gelir?

  1. Müşterinin yardım veya çözüm arayabileceği kullanılabilir hiçbir yol yoktur.
  2. Müşteri aynı talebi hemen tekrarlamak zorundadır.
  3. Müşteri şirketle iletişim kurmamaya karar vermiştir.
Cevabı göster

Müşterinin yardım veya çözüm arayabileceği kullanılabilir hiçbir yol yoktur.

Kültür

Apple authorized service provider: yetkili, ancak Apple'a ait değil

Apple authorized service provider, Apple'ın kendi servis programı içinde çalışması için resmen onayladığı üçüncü taraf bir onarım işletmesidir. Bu cümlede bu statü önemlidir; çünkü parçalara erişim Apple'ın yetkilendirmesine ve program koşullarına bağlı olabilir. authorized sözcüğü service provider ifadesini niteler. İşletmenin Apple'a ait bir mağaza olduğu anlamına gelmez; Apple'ın verdiği resmî izin veya onayı belirtir.

Alıştırma

Hangi işletme doğru biçimde Apple authorized service provider olarak tanımlanabilir?

  1. Apple'ın resmen onayladığı üçüncü taraf bir onarım işletmesi
  2. iPhone onarabilen herhangi bir bağımsız tamirci
  3. Apple'a ait bir perakende mağazası
Cevabı göster

Apple'ın resmen onayladığı üçüncü taraf bir onarım işletmesi

Yeah,

2:50

Evet,

I will contact an ASP.

2:50

bir yetkili servisle iletişime geçeceğim.

Ed mentioned he knows a guy,

2:52

Ed birini tanıdığından bahsetmişti,

so maybe we can even get a video out of it.

2:53

bu yüzden belki bundan bir video bile çıkarabiliriz.

Whatever.

2:56

Her neyse.

Are you guys following this so far?

2:57

Arkadaşlar, buraya kadar takip edebiliyor musunuz?

We thought there must have been some kind of misunderstanding.

2:59

Bir tür yanlış anlaşılma olmuş olmalı diye düşündük.

Remember,

3:02

Unutmayın,

we're paying for the repair after all. Anlatım akışı

3:03

ne de olsa tamir için para ödüyoruz.

Anlatım akışı

after all: bir görüşü destekleyen gerekçe eklemek

Burada after all, “we're paying for the repair” ifadesini önceki görüşü destekleyen bir gerekçe olarak sunar. Konuşmacı bu olguyu dinleyicinin hatırlaması gereken bir şey gibi ele alır ve onarımı reddetmenin pek mantıklı olmadığı yönündeki önceki görüşü güçlendirir. after all bir gerekçeyi tanıtabilir veya gerekçeyi bildiren cümlenin sonunda yer alabilir. İlgili bir olguyu önceki iddiaya bağlayarak argümanı düzenler; burada finally anlamına gelmez ve son olayı anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede after all, bir öneriyi destekleyen olguyu sunmak için kullanılmıştır?

  1. Let's ask Noor to lead; she has done this before, after all.
  2. After all the meetings ended, Noor went home.
  3. Noor finally agreed to lead the meeting.
Cevabı göster

Let's ask Noor to lead; she has done this before, after all.

But the Apple Store confirmed that they were unable to fix it because HQ wouldn't send them the parts they ordered

3:05

Ancak Apple Store, Merkez'in sipariş ettikleri parçaları göndermediği için cihazı tamir edemediklerini doğruladı

and that our only option was to come and get it back untouched.

3:13

ve tek seçeneğimizin gelip cihaza dokunulmadan geri almak olduğunu söyledi.

And it actually gets even better from here because we asked, Ton ve niyet

3:18

Ve iş aslında buradan sonra daha da iyi bir hal alıyor çünkü sorduk,

Ton ve niyet

gets even better from here ifadesinin ironik anlamı

Yüzeyde gets even better from here, durumun bu noktadan sonra iyileşeceğini öngörür. Burada ise önceki başarısızlık ve ardından gelen çelişkili çözüm, bu olumlu ifadeyi ironik hâle getirir: Konuşmacı aslında işlerin daha da saçma bir hâl aldığını söylemektedir. Even karşıtlığı güçlendirir; from here ise “bu noktadan itibaren” demektir. Olumlu bir ifade açıkça olumsuz olaylarla çatıştığında, sözleri gerçek anlamıyla almak yerine ironiyi fark edin.

Alıştırma

Bir onarım girişimi başarısız oluyor ve sonraki çözüm önerisi daha da saçma. Biri “It gets even better from here.” diyor. Gerçek bir iyileşmeyi övüyor olması olası mı?

  1. Hayır, büyük olasılıkla ironi yaparak durumu eleştiriyorlar.
  2. Evet, durumun gerçekten iyileştiğini söylüyorlar.
Cevabı göster

Hayır, büyük olasılıkla ironi yaparak durumu eleştiriyorlar.

well,

3:22

peki,

if Apple themselves can't fix our computer, Dilbilgisi

3:23

eğer Apple'ın kendisi bilgisayarımızı tamir edemiyorsa,

who can?

3:26

kim edebilir?

Dilbilgisi

Apple themselves: şirket adından sonra vurgu yapan themselves

Apple themselves ifadesinde themselves, pekiştirme veya vurgu zamiridir. Apple’a geri gönderme yapar ve vurgu ekler: Bilgisayarı tamir edemeyen taraf, tam da resmî üreticinin kendisidir. Fix fiilinin nesnesi değildir; yani kimse kendisine yönelik bir eylem yapmamaktadır. “İsim öbeği + pekiştirme zamiri” yapısında zamir çıkarıldığında cümle dil bilgisi bakımından doğru kalır, ancak ek vurgu kaybolur. Burada Apple’ı şirketteki insanlar olarak görmek çoğul themselves kullanımına izin verir; kuruluşu tekil bir birim olarak görmek ise itself kullanımını destekler.

Alıştırma

Çoğul “designers” ismini vurgulayan pekiştirme zamiriyle cümleyi tamamlayın: If the designers ____ rejected the plan, we should reconsider it.

Cevabı göster

themselves

And we got told that the only option was to bring it to a third party,

3:27

Ve bize tek seçeneğin onu üçüncü bir tarafa götürmek olduğu söylendi,

an Apple authorized service provider.

3:32

bir Apple yetkili servis sağlayıcısına.

So since there's no way for us to order new parts from Apple directly and fix it ourselves, Dilbilgisi

3:35

Apple'dan doğrudan yeni parça sipariş edip kendimiz tamir etme imkanımız olmadığı için,

we reached out to one. Öbek fiiller

3:42

birine ulaştık.

Dilbilgisi

there's no way for us to: uygulanabilir bir seçenek yok

there is no way for + kişi + to + fiil kalıbı, o kişinin eylemi gerçekleştirebileceği uygulanabilir bir yöntem veya seçeneğin bulunmadığını anlatır. Burada for us kısıtlamadan etkilenen kişileri, to order ... and fix ... ise mümkün olmayan eylemleri belirtir. Bu yapı, konuşanların neden başka bir çözüm seçmek zorunda olduğunu açıklar: koşullar, parçaları sipariş edip onarımı kendilerinin yapmasına engel olur.

Alıştırma

Cümleyi there is no way for + person + to + verb kalıbıyla tamamlayın: The office is already closed, so ____ submit the form in person today.

Cevabı göster

there's no way for us to

Öbek fiiller

reached out to: yardım için iletişimi başlatmak

Reach out to + kişi veya kuruluş, çoğunlukla yardım, bilgi ya da iş birliği istemek için iletişimi başlatmak anlamına gelir. Burada konuşanlar, parçaları doğrudan alamadıkları için yetkili bir servis sağlayıcısıyla iletişime geçti. İletişim kurulacak kişi veya kuruluş to sözcüğünden sonra gelir: reach out to one, reach out to customer support. İfade fiziksel olarak el uzatmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi iletişime geçti anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the payment failed, I ____ customer support for help.

Cevabı göster

reached out to

Hey,

3:44

Hey,

any word back from your friend? Kalıp ifadeler

3:45

arkadaşından bir haber var mı?

Kalıp ifadeler

any word back from someone: yanıt gelip gelmediğini sormak

Bu soruda any word back from your friend, “arkadaşından herhangi bir yanıt veya yeni haber geldi mi” anlamındadır. Word burada tek bir sözcük değil, haber ya da bilgi demektir; back ise önceki iletişimden sonra yanıtın geri gelmesini gösterir. Any word back from + kişi veya kurum? kalıbı, konuşma dilinde kısaltılmış bir sorudur. Birinden yanıt beklenirken gelişme olup olmadığını sormak için kullanılır.

Alıştırma

“……den herhangi bir yanıt aldın mı” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Any ____ the repair shop?

Cevabı göster

word back from

Okay,

3:46

Tamam,

so new update.

3:46

işte yeni bir gelişme.

They can order the part,

3:48

Parçayı sipariş edebiliyorlar,

but for them to approve the sale,

3:50

ancak satışın onaylanması için,

they need someone with Apple Pro certification.

3:53

Apple Pro sertifikasına sahip birine ihtiyaçları var.

And unfortunately,

3:57

Ve ne yazık ki,

that doesn't exist yet.

3:59

bu henüz mevcut değil.

Let me guess,

4:01

Dur tahmin edeyim,

even if it did, Dilbilgisi

4:02

eğer mevcut olsaydı bile,

if they ordered it and just gave us the parts,

4:03

onu sipariş edip bize parçaları öylece verselerdi,

they'd lose their certification.

4:07

sertifikalarını kaybederlerdi.

Dilbilgisi

even if it did: fiili tekrarlamadan sonucun değişmediğini anlatmak

Even if, doğru olabilecek ya da olmayabilecek bir koşul sunar ve sonraki sonucun değişmeyeceğini belirtir. Burada even if it did, “sertifika var olsaydı bile” anlamındadır. Did, daha önceki geçmiş zaman fiili existed yerine kullanılarak tekrar edilmesini önler. Burada “bir eylem yapmak” anlamındaki asıl fiil do değildir; önceki fiilin yerine geçen bir fiildir.

Alıştırma

worked fiilini tekrarlamamak için even if ve did ile tamamlayın: We do not know whether the key worked. ____, we would still need a spare.

Cevabı göster

Even if it did

Yep.

4:09

Evet.

So Louis Rossmann,

4:10

Louis Rossmann'ı,

you remember that guy,

4:11

şu adamı hatırlıyorsunuz,

right?

4:12

değil mi?

He showed me the right way to fix BGA solder joints.

4:13

Bana BGA lehim bağlantılarını düzeltmenin doğru yolunu göstermişti.

So so he is constantly complaining about Apple pulling crap like this.

4:15

İşte o adam Apple'ın böyle saçmalıklar yapmasından sürekli şikayet ediyor.

But not being someone who repairs Apple's products for a living, Kalıp ifadeler

4:20

Ancak geçimini Apple'ın ürünlerini tamir ederek sağlayan biri olmadığım için,

I always kind of figured it was mostly shop talk. Kelime

4:24

bunun daha çok meslek dedikodusu olduğunu düşünürdüm.

Kalıp ifadeler

for a living: çalışarak geçimini sağlamak

for a living, «gelir sağlayan bir iş olarak» anlamına gelir. someone who repairs Apple's products for a living ifadesinde, bu ürünleri tamir etmenin kişinin mesleği olduğunu; ara sıra yapılan bir iyilik ya da hobi olmadığını gösterir. Yaygın kalıp do something for a living şeklindedir. Bir kişinin ekonomik olarak hangi işle geçindiğini açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle bisiklet tamir etmenin Leo'nun düzenli ve ücretli işi olduğunu söylüyor?

  1. Leo repairs bicycles once in a while.
  2. Leo repairs bicycles for a living.
  3. Leo repairs bicycles to stay busy today.
Cevabı göster

Leo repairs bicycles for a living.

Kelime

shop talk: meslek içi iş konuşması

shop talk, aynı meslek veya alandaki kişilerin paylaştığı işler, beceriler, sorunlar ya da teknik ayrıntılar hakkında yapılan gayriresmî konuşmadır. Burada mostly shop talk, konuşmacının tamircilerin şikâyetlerini daha geniş bir sorunun kanıtı olarak değil, meslek içindeki sıradan iş konuşmaları olarak gördüğünü anlatır. Shop burada mutlaka perakende mağaza anlamına gelmez. Bu ifadede genel olarak iş yerini, mesleği veya sektörü temsil eder.

Alıştırma

İki mimar öğle yemeğinde bina yönetmelikleri ve tasarım yazılımları hakkında konuşmaya başlıyor. Bu ne tür bir konuşmadır?

  1. shop talk
  2. gossip
  3. small talk
Cevabı göster

shop talk

However, as someone who now has to repair an Apple product in order to flip it on Craigslist, Kelime

4:28

Ancak, şimdi bir Apple ürününü Craigslist'te satmak için tamir etmek zorunda kalan biri olarak,

no,

4:38

hayır,

I don't believe that anymore.

4:39

artık buna inanmıyorum.

Kelime

flip it: kâr etmek için yeniden satmak

Bu cümlede flip it, Apple ürününü tamir edip ardından genellikle hızlıca ve para kazanma amacıyla yeniden satmak demektir. Ürünü fiziksel olarak ters çevirmek anlamına gelmez. Flip fiilinin bu gündelik kullanımı, yeniden satılmak üzere alınan veya iyileştirilen evler, arabalar, elektronik ürünler ya da başka eşyalar hakkında konuşurken yaygındır. Nesne zamiri it, Apple ürününü ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi ‘genellikle kâr etmek için hızlıca yeniden satmak’ anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: I bought this old bicycle cheaply, fixed the brakes, and plan to ____ this weekend.

Cevabı göster

flip it

It's absolutely real.

4:41

Bu kesinlikle gerçek.

Like I get it.

4:43

Hani, anlıyorum.

What Apple's done here is to release a brand new platform that they are unwilling and/or unable to provide support for. Notlar

4:45

Apple'ın burada yaptığı şey, destek sağlama konusunda isteksiz ve/veya yetersiz oldukları yepyeni bir platform piyasaya sürmektir.

Dilbilgisi

What Apple's done here is to release: eylemi öne çıkaran yapı

What Apple's done here, Apple'ın eylemini cümlenin konusu olarak bir araya getiren bir isim cümleciğidir. What burada soru sormaz; yaklaşık olarak ‘Apple'ın burada yaptığı şey’ anlamına gelir. Ardından gelen is to release ... bölümü bu eylemi açıklar ve vurgular. What X has done is (to) Y kalıbı, birinin davranışını önce özetleyip ardından değerlendirdiğiniz belirli eylemi belirtmek istediğinizde, özellikle analiz veya eleştiride kullanışlıdır. What cümleciğinde do fiilinin bir biçimi bulunduğunda, be fiilinden sonra hem yalın fiil hem de to + fiil gelebilir; What Apple has done is release ... kullanımı da yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle bir eylemi önce bir bütün olarak sunup sonra açıklamak için aynı odaklama kalıbını kullanıyor?

  1. What has the coach done to change the lineup at the last minute?
  2. The coach has asked what to change in the lineup.
  3. What the coach has done is to change the lineup at the last minute.
Cevabı göster

What the coach has done is to change the lineup at the last minute.

Kelime

unwilling and/or unable to: isteksizlik, yetersizlik veya her ikisi

unwilling and/or unable to provide support ifadesinde unwilling harekete geçmeye istekli olmamayı, unable ise harekete geçmek için gerekli yeteneğe, kaynaklara veya pratik imkânlara sahip olmamayı anlatır. and/or birleşimi üç olasılığı açık bırakır: isteksizlik, yetersizlik veya her ikisi. Böylece konuşmacı, sorunun motivasyon mu, kapasite mi yoksa ikisi birden mi olduğunu biliyormuş gibi davranmadan belirsizliği ifade eder.

Alıştırma

Bir yüklenicinin devam etmeye isteksiz, yetersiz veya her ikisi birden olabileceğini biliyor, ancak hangisinin doğru olduğunu belirleyemiyorsunuz. Bu belirsizliği en kesin biçimde hangi cümle ifade eder?

  1. The contractor is unwilling and/or unable to continue.
  2. The contractor is unwilling and unable to continue.
  3. The contractor is unable to continue.
Cevabı göster

The contractor is unwilling and/or unable to continue.

I mean,

4:56

Demek istediğim,

yeah,

4:57

evet,

we broke it.

4:58

onu biz kırdık.

We get that,

4:59

Bunu anlıyoruz,

but I mean,

4:59

ama demek istediğim,

imagine this in some other industry.

5:01

bunu başka bir sektörde hayal edin.

Imagine if you bought a brand new car and drove it into a lamppost as you were leaving the dealer. Anlatım akışı

5:03

Yepyeni bir araba satın aldığınızı ve bayiden çıkarken bir elektrik direğine çarptığınızı hayal edin.

Then both the dealer and your third-party insurer said that they couldn't fix it because the parts and the repair manual don't exist.

5:11

Sonra hem bayinin hem de üçüncü taraf sigortacınızın parçalar ve onarım kılavuzu mevcut olmadığı için onu tamir edemeyeceklerini söylediğini.

Anlatım akışı

Imagine if: varsayımsal bir benzetme başlatmak

Imagine if, dinleyiciden zihninde varsayımsal bir sahne oluşturmasını ister. Burada bir benzetme başlatır: yeni bir arabayla ilgili tanıdık bir sorun, pek bilinmeyen bir onarım desteği sorununu anlamayı kolaylaştırır. if yan cümlesi hayal edilen durumu kurar; ardından, çoğu zaman then ile başlayan sonuç, daha sonra ne olacağını gösterir. Bu çerçeve gerçek bir anıyı anlatmak yerine savı “bunu gözünüzde canlandırın, şimdi de sonucunu düşünün” şeklinde düzenler.

Alıştırma

Hangi başlangıç, dinleyiciyi gerçek bir olayı hatırlamak yerine uydurulmuş bir benzetmeyi gözünde canlandırmaya en iyi şekilde çağırır?

  1. Your new bicycle broke before you reached home.
  2. Remember when your new bicycle broke before you reached home.
  3. Imagine if your new bicycle broke before you reached home.
Cevabı göster

Imagine if your new bicycle broke before you reached home.

As far as we can tell right now, Kalıp ifadeler

5:22

Şu an anlayabildiğimiz kadarıyla,

Kalıp ifadeler

As far as we can tell right now: Bir yargıyı mevcut kanıtlarla sınırlamak

As far as we can tell right now, şu anda elimizde bulunan bilgilere dayanarak değerlendirdiğimiz kadarıyla anlamına gelir. Ardından gelen ifadeyi kesin bir gerçek olarak değil, mevcut en iyi değerlendirme olarak sunar. Burada as far as konuşanların bilgi alanını sınırlar, right now ise zamansal bir sınır ekler: daha sonra elde edilecek kanıtlar sonucu değiştirebilir. Fiziksel mesafeden söz etmez.

Alıştırma

Bu cümlenin başındaki ifade ne anlama geliyor? As far as we can tell right now, the road should reopen this evening.

  1. Konuşanlar yolun yeniden açılacağı saatten tamamen emin.
  2. Konuşanlar yol boyunca yalnızca sınırlı bir mesafeyi görebiliyor.
  3. Mevcut kanıtlar bunu gösteriyor, ancak sonuç değişebilir.
Cevabı göster

Mevcut kanıtlar bunu gösteriyor, ancak sonuç değişebilir.

they expect us to just roll over and accept that our workstation is now essentially just a collection of pretty rocks for some indeterminate amount of time Notlar

5:24

sadece boyun eğmemizi ve iş istasyonumuzun artık belirsiz bir süre boyunca esasen sadece bir grup güzel taştan ibaret olduğunu kabul etmemizi bekliyorlar

because they released a product without the training or support structure necessary to actually support it.

5:34

çünkü onu gerçekten desteklemek için gerekli eğitim veya destek yapısı olmadan bir ürün piyasaya sürdüler.

Öbek fiiller

Roll over: Direnmeden yenilgiyi kabul etmek

Bu cümlede roll over mecaz anlamdadır. Direnmeyi bırakıp adaletsiz veya istenmeyen bir sonucu pasif biçimde kabul etmek demektir. Ardından gelen and accept sözleri bu anlamı doğrular. İfade tamamen boyun eğme görüntüsü taşır; dolayısıyla konuşan kişi yalnızca accept dememektedir. Beklenen tepkiyi zayıf, itaatkâr veya fazlasıyla kolay bir teslimiyet olarak eleştirir.

Alıştırma

Hangi cümlede roll over örnektekiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. We will not roll over just because the other side has more money.
  2. The puppy learned to roll over when it heard the command.
  3. The van could roll over if it takes the corner too quickly.
Cevabı göster

We will not roll over just because the other side has more money.

Deyimler

Alaycı bir metafor olarak a collection of pretty rocks

Burada a collection of pretty rocks, hâlâ etkileyici görünen fakat temel görevini yerine getiremeyen pahalı iş istasyonları için kullanılan alaycı bir metafordur. Bilgisayarlar gerçekten taştan yapılmış değildir; pretty, geriye kalan değerin neredeyse yalnızca dış görünüş olduğunu vurgular. Bu metafor, bozuk veya desteksiz bir ürünü yararlı işlevini kaybetmiş bir nesneye benzeterek eleştirir. Aynı kalıp, iyi görünen ancak uygulamada işe yaramaz hâle gelmiş bir şeyi anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede a collection of pretty rocks ne anlama geliyor?

  1. İş istasyonunun yerine yeni bir taş koleksiyonu konmuştur.
  2. İş istasyonu gerçekten dekoratif taşlardan yapılmıştır.
  3. İş istasyonu hâlâ çekici görünüyor, ancak geçici olarak bilgisayar işlevi görmüyor.
Cevabı göster

İş istasyonu hâlâ çekici görünüyor, ancak geçici olarak bilgisayar işlevi görmüyor.

They've thrown their support staff under the bus, Deyimler

5:42

Destek personellerini ateşe attılar,

Deyimler

throw someone under the bus: kendini korumak için ihanet etmek

Throw someone under the bus, kendinizi veya başka bir grubu korumak için birini feda etmek, tehlikeye atmak ya da suçlamak anlamına gelir. They've thrown their support staff under the bus cümlesinde şirket, bu çalışanların neden olmadığı bir başarısızlığın zararını onların üstüne yıkmakla suçlanıyor. İfade mecazidir ve son derece olumsuzdur. Buradaki dil bilgisi present perfect yapısıdır: They've, They have anlamına gelir; thrown ise throw fiilinin past participle biçimidir.

Alıştırma

“Kendini korumak için birini feda etti veya suçladı” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: The manager has ____ to save her own reputation.

Cevabı göster

thrown the technician under the bus

they've thrown their authorized service providers under the bus,

5:44

yetkili servis sağlayıcılarını ateşe attılar,

and most damningly of all, Anlatım akışı

5:47

ve hepsinden önemlisi,

they've thrown the customer,

5:48

müşteriyi,

because I bought this thing,

5:49

çünkü bu aleti ben satın aldım,

under the bus.

5:51

ateşe attılar.

Anlatım akışı

most damningly of all: en ağır eleştiri

Most damningly of all, konuşanın listedeki suçlamak için en güçlü nedeni veren ve savunulması en zor olan noktaya geçtiğini gösterir. Burada ödeme yapan müşteriye yönelik davranışı eleştirinin doruk noktasına taşır. Damningly, bir şeyin olumsuz bir yargıyı güçlü biçimde desteklediğini anlatır; “dini bir lanetle” anlamına gelmez. most + zarf + of all kalıbı bir noktayı diğerlerinin üstüne yerleştirir.

Alıştırma

most damningly of all bu cümlede ne işlev görüyor?

  1. Müşterinin şirkete dini bir lanet okuduğunu söyler.
  2. Listedeki en güçlü ve savunulması en zor eleştiriyi sunar.
  3. Önceki noktalardan daha az ciddi olan küçük bir ayrıntıyı tanıtır.
Cevabı göster

Listedeki en güçlü ve savunulması en zor eleştiriyi sunar.

Despite Apple's careful design,

5:53

Apple'ın özenli tasarımına rağmen,

accidents do happen. Dilbilgisi

5:55

kazalar gerçekten olur.

Dilbilgisi

do happen yapısındaki vurgulu do

Olumlu bir cümlede temel biçimdeki happen fiilinden önce do kullanmak vurgu ekler: Dikkatli tasarım kazaları daha az olası hâle getirse de kazalar gerçekten olur. Bu vurgulu do, bir şüpheyi düzeltmek, bir iddiaya karşı çıkmak veya bir gerçeği güçlü biçimde doğrulamak için kullanılabilir. Yapı do/does/did + fiilin temel biçimidir; bu nedenle do sonrasında happens veya happened değil, happen kullanılır.

Alıştırma

Vurgulu do ve temel biçimdeki happen fiilini kullanarak yanıtı tamamlayın: “Some people think these errors never occur, but they ____.”

Cevabı göster

do happen

And if a former repair technician can screw up from time to time, Notlar

5:57

Ve eğer eski bir tamir teknisyeni zaman zaman işleri batırabiliyorsa,

and trust me they do,

6:00

ve inanın bana batırırlar,

the end user will too.

6:02

son kullanıcı da batıracaktır.

Öbek fiiller

screw up: gayriresmî biçimde hata yapmak

Burada screw up, “hata yapmak” veya “bir işi kötü yapmak” anlamına gelir. Cümlede nesne almadan kullanılmıştır: even trained technicians can screw up. Nesne de alabilir: screw up the repair ya da screw the repair up. Nesne bir zamirse screw it up denir; screw up it denmez.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz ve “hata yapmak” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: Even experienced cooks can ____ when they rush.

Cevabı göster

screw up

Kalıp ifadeler

from time to time: “zaman zaman”

From time to time, “ara sıra” veya “zaman zaman” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf öbeğidir. Bir şeyin birden fazla kez, ancak sık olmadan gerçekleştiğini anlatır. Burada screw up ifadesinin sıklığını sınırlar: teknisyenler sürekli değil, ara sıra hata yapar. Böylece hataların yalnızca bir kez olduğunu söylemeden iddiayı yumuşatır.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz ve “ara sıra” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: I still visit my old teacher ____.

Cevabı göster

from time to time

So we're turning to our community for bright ideas. Öbek fiiller

6:05

Bu yüzden parlak fikirler için topluluğumuza başvuruyoruz.

Öbek fiiller

turning to our community: yardım için topluluğa başvurmak

Burada turn to our community, topluluktan yardım, tavsiye veya fikir istemek anlamına gelir. Fiziksel olarak bir gruba doğru dönmeyi anlatmaz. Yapı turn to + kişi, grup veya kaynak şeklindedir ve ardından çoğu zaman ihtiyaç duyulan şeyi belirten for + isim gelir. Özellikle başka bir yol işe yaramadıktan sonra bir destek kaynağına başvurmayı anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede turn to, “bir kaynaktan yardım veya tavsiye istemek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Priya turned the page while her coach waited.
  2. When the instructions were unclear, Priya turned to her coach for help.
  3. Priya turned to face her coach when she heard her name.
Cevabı göster

When the instructions were unclear, Priya turned to her coach for help.

We still want to repair this thing,

6:09

Hala bu aleti tamir etmek istiyoruz,

so we're gonna have a forum thread linked below.

6:10

bu yüzden aşağıda bir forum başlığı bağlantımız olacak.

If maybe you know a guy who knows a guy who can get a board, Deyimler

6:12

Eğer bir anakart,

Deyimler

you know a guy who knows a guy: dolaylı bir bağlantı

you know a guy who knows a guy ifadesi, dolaylı bir kişisel bağlantıyı şakacı ve bilerek belirsiz bir biçimde anlatır. a guy ifadesinin iki kez kullanılması normalde önemli ve belirli iki erkeği göstermez; asıl nokta, bir tanıdıklar zinciri aracılığıyla yardım edebilecek birine ulaşılabilmesidir. Tekrarlanan X knows Y who knows Z kalıbı bağlantının samimi ve biraz esprili duyulmasını sağlar. Ayrıca birinin özel bağlantılara sahip olduğunu veya zor bulunan bir şeyi nasıl elde edeceğini bildiğini ima edebilir.

Alıştırma

Bir kişi “I know a guy who knows a guy” dediğinde genellikle ne demek ister?

  1. Yardım etmeyi kabul etmiş tam olarak iki erkeği şahsen tanıyorlar.
  2. Dinleyiciden iki yabancıyı tanıştırmasını istiyorlar.
  3. Dolaylı bir kişisel bağlantı aracılığıyla yardım edebilecek birine ulaşabilirler.
Cevabı göster

Dolaylı bir kişisel bağlantı aracılığıyla yardım edebilecek birine ulaşabilirler.

PSU and display,

6:16

güç kaynağı ve ekran bulabilecek birini tanıyan birini tanıyorsanız,

or if someone who works at Apple happens across this video and agrees that, Öbek fiiller

6:17

veya Apple'da çalışan biri tesadüfen bu videoya denk gelip,

you know what,

6:22

biliyor musunuz,

yeah,

6:23

evet,

that is totally unacceptable,

6:23

bu tamamen kabul edilemez diye katılıyorsa,

well,

6:24

pekala,

we'd love to hear from them too. Kalıp ifadeler

6:25

onlardan da haber almak isteriz.

Öbek fiiller

happens across: tesadüfen bulmak

Happens across, happen across + isim yapısının üçüncü tekil kişi biçimidir. Bu ifade, özellikle aramadan birini ya da bir şeyi tesadüfen bulmak veya onunla karşılaşmak anlamına gelir. Burada bir Apple çalışanının videoyu beklenmedik şekilde bulabileceğini anlatır. Happen across ifadesini tek bir bütün olarak değerlendirin; across burada bir taraftan diğerine geçme anlamı taşımaz.

Alıştırma

Cümleyi happen across ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: While sorting old files, Lena ____ a photo from primary school.

Cevabı göster

happened across

Kalıp ifadeler

we'd love to hear from them: yanıt vermeye yönelik sıcak bir davet

We'd love to hear from them, konuşanların o kişilerin kendileriyle iletişime geçmesini veya yanıt vermesini istediklerini sıcak ve nazik bir biçimde anlatır. Hear from someone, yalnızca kişinin sesini duymak değil, o kişiden mesaj ya da başka bir ileti almak demektir. We'd, we would ifadesinin kısaltmasıdır. Yeniden kullanılabilen yapı we'd love to hear from + kişi biçimindedir; them yerine you, her, the team veya başka bir kişi ya da grup getirilebilir.

Alıştırma

Dostça daveti, ‘birinden mesaj almak’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: We value your ideas, and we'd love to ____ you.

Cevabı göster

hear from

For now,

6:26

Şimdilik,

we will just continue to stew in impotent rage over the sheer stupidity of this whole situation. Deyimler

6:27

tüm bu durumun katıksız aptallığı karşısında çaresiz bir öfkeyle kendi yağımızda kavrulmaya devam edeceğiz.

Deyimler

stew in impotent rage: çaresiz bir öfke içinde kaynamak

Burada stew in, hoş olmayan bir duygunun içinde kalmak ve sanki o duygu yavaşça pişiyormuş gibi sürmesine izin vermek anlamındadır. İfade, kısa bir öfke patlamasını değil, uzun süren öfkeyi anlatır. Bu bağlamda impotent, tıbbi anlamında değil, etkili biçimde harekete geçemeyen anlamındadır. stew in impotent rage bir bütün olarak, durumu değiştiremeyecek kadar güçsüz hissederken yoğun biçimde öfkeli kalmak demektir; ifade dramatiktir ve çoğu zaman kişinin kendisiyle alay ettiği bir ton taşır.

Alıştırma

"With the website still broken and no one answering her messages, Nia stewed in impotent rage," cümlesinde stewed in impotent rage ne anlama gelir?

  1. Sorunun kendiliğinden düzelmesini sakince bekledi.
  2. Sorunu çözemeyeceğini hissederken uzun süre son derece öfkeli kaldı.
  3. Üzgün olduğu için yemek pişirdi.
Cevabı göster

Sorunu çözemeyeceğini hissederken uzun süre son derece öfkeli kaldı.

But only for a little while,

6:38

Ama sadece kısa bir süreliğine,

because it always lifts me up to tell you guys about Squarespace.

6:39

çünkü sizlere Squarespace hakkında konuşmak beni her zaman neşelendirir.

Squarespace is the place to go to build your own beautiful,

6:44

Squarespace kendi güzel,

functional website.

6:47

işlevsel web sitenizi oluşturmak için gideceğiniz yerdir.

They've got gorgeous templates and they scale to look great on any design.

6:49

Muhteşem şablonları var ve her türlü tasarımda harika görünecek şekilde ölçekleniyorlar.

Squarespace offers 24/7 tech support via live chat and email.

6:53

Squarespace, canlı sohbet ve e-posta yoluyla 7/24 teknik destek sunar.

It starts at just 12 bucks a month.

6:57

Ayda sadece 12 dolardan başlar.

You get a free domain if you buy Squarespace for the year and they've got tons of great features including their cover pages feature,

6:59

Squarespace'i yıllık satın alırsanız ücretsiz bir alan adı alırsınız ve kapak sayfaları özelliği de dahil olmak üzere tonlarca harika özelliği vardır,

which lets you set up a simple one-page online presence in minutes,

7:04

bu da birkaç dakika içinde basit, tek sayfalık bir çevrimiçi varlık oluşturmanızı sağlar,

their logo designer,

7:08

logo tasarımcıları,

the fact that every Squarespace page includes an online store and the ability to publish from the Squarespace blog in Apple News format.

7:09

her Squarespace sayfasının bir çevrimiçi mağaza içermesi ve Squarespace blogundan Apple News formatında yayınlama yeteneği de cabası.

So don't take our word for it. Deyimler

7:18

Sadece bizim sözümüze güvenmeyin.

Deyimler

take our word for it: kontrol etmeden sözümüze güvenmek

Take someone's word for it, kanıt istemeden veya kendiniz kontrol etmeden bir kişinin iddiasına inanmak anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki word, tek bir sözcüğü değil, kişinin söylediklerini belirtir. Don't take our word for it ifadesindeki olumsuz yapı, iddiayı bizzat doğrulama çağrısıdır. Konuşan kişi iddianın yanlış olduğunu söylemez; doğrudan kanıtın veya kişisel deneyimin daha ikna edici olacağını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “söylediğimi kontrol etmeden inanmak” anlamındaki deyimle tamamlayın: Don't ____—look at the photos yourself.

Cevabı göster

take my word for it

Try out Squarespace.

7:19

Squarespace'i deneyin.

You can get a 30-day free trial at the link below.

7:20

Aşağıdaki bağlantıdan 30 günlük ücretsiz deneme alabilirsiniz.

That's squarespace.com/ltt.

7:23

squarespace.com/ltt.

And when you decide to sign up for Squarespace,

7:25

Ve Squarespace'e kaydolmaya karar verdiğinizde,

you can get 10% off.

7:28

%10 indirim kazanabilirsiniz.

Again,

7:29

Tekrar ediyorum,

that's squarespace.com/ltt,

7:29

squarespace.com/ltt,

offer code ltt.

7:32

kampanya kodu ltt.

So thanks for watching,

7:34

İzlediğiniz için teşekkürler,

guys.

7:35

millet.

If this video sucked,

7:35

Eğer bu video berbat idiyse,

you know what to do. Ton ve niyet

7:36

ne yapacağınızı biliyorsunuz.

Ton ve niyet

Dolaylı talimat olarak “you know what to do.”

Bu cümle biçim olarak dinleyicinin bilgisiyle ilgili bir bildirim olsa da çoğu zaman dolaylı bir talimat işlevi görür: “Beklenen şeyi yap.” Eylem söylenmez; çünkü konuşan, iki tarafın da durumdan ne yapılacağını anladığını varsayar. Hangi eylemin kastedildiği ifadenin içinde yer almaz. Anlamak için ortak bir rutine, daha önce yapılmış bir plana veya bağlamdaki açık bir sonraki adıma bak.

Alıştırma

Herkesin rutini bildiği bir durumda “You know what to do.” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Beklenen eylemi gerçekleştirmek.
  2. Rutini bana açıklamak.
  3. Talimatları anlayıp anlamadığını bana söylemek.
Cevabı göster

Beklenen eylemi gerçekleştirmek.

But if it's awesome,

7:37

Ama eğer harikaysa,

get subscribed,

7:38

abone olun,

hit that like button,

7:38

şu beğen düğmesine basın,

or check out the link to where to buy the stuff we featured in the video description.

7:39

veya videoda öne çıkardığımız şeyleri nereden alacağınızı video açıklamasındaki bağlantıdan kontrol edin.

Also linked down there is our merch store.

7:43

Ayrıca ürün mağazamızın bağlantısı da aşağıda.

It has cool shirts like this one

7:44

Bunun gibi harika tişörtler var,

and our community forum,

7:45

ve kesinlikle katılmanız gereken,

which you should totally join.

7:47

topluluk forumumuz.