Apple, iMac Pro'muzu Tamir Etmeyi REDDETTİ!: İngilizce çalışma notları
Linus Tech Tips
Video özeti: Parça, eğitim ve sertifika olmadığı için Apple ve yetkili servis iMac Pro'yu onaramaz; anlatıcı kullanılabilir desteği olmayan bir platformu eleştirir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "all things considered." — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: zorlukları kabul ettikten sonra dengeli bir genel değerlendirme yapın. 2. "What Apple's done here is to release" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: eleştirilen eylemi öne çıkaran What + be + to-infinitive yapısını tanıyın. 3. "thrown their support staff under the bus," — Deyimler ve mecazlı ifadeler: başkalarını feda etme anlamını ve tekrarın suçlamayı nasıl güçlendirdiğini kavrayın.
Bu derste
That was how Anthony got tasked with taking our iMac Pro to the Apple Store for repairs.
0:06Anthony'nin iMac Pro'muzu tamir için Apple Store'a götürmekle görevlendirilmesi böyle oldu.
Only one small problem: hikâyeye hazırlık olarak hafifletme
Only ve small, engelin görünürdeki ciddiyetini bilinçli olarak azaltır. Bu bağlamda cümle, sorunun küçük olduğuna dair tarafsız bir iddia değildir; asıl sorunun ne olduğunu öğrenene kadar izleyiciyi bekleten hafifletici bir anlatımdır. Kısa ve bağımsız bir cümle olan Only one small problem. olumlu akışı keser ve hikâyede bir dönüşün yaklaştığını gösterir. Bu hazırlık, sakin sözcüklerle ardından gelen daha ciddi sorun arasında karşıtlık yaratır.
Alıştırma
“Everything was ready. Only one small problem: nobody had the key,” cümlesinde Only one small problem ne yapar?
- Hiçbir değişiklik getirmeden hikâyeyi bitirir.
- Engelin nesnel olarak önemsiz olduğunu kanıtlar.
- Önce engeli küçümseyerek ayrıntı açıklanmadan önce merak ve gerilim yaratır.
Cevabı göster
Önce engeli küçümseyerek ayrıntı açıklanmadan önce merak ve gerilim yaratır.
We wanted to pay and they outright refused to fix it.
0:22Ödemek istedik ama yine de tamir etmeyi doğrudan reddettiler.
2 months ago and our machine is still not repaired.
0:332 ay geçti ve makinemiz hala tamir edilmedi.
They believe in simple shopping and if you use offer code TechTips,
0:49Basit alışverişe inanıyorlar ve TechTips kampanya kodunu kullanırsanız,
Our story begins with Anthony's first interaction with Apple support.
1:04Hikayemiz, Anthony'nin Apple destek ile ilk etkileşimiyle başlıyor.
It was pretty pleasant all things considered. Kalıp ifadeler
1:08Her şeyi göz önüne aldığımızda oldukça hoş bir sohbetti.
Dengeli bir genel değerlendirme için all things considered
All things considered, “ilgili tüm gerçekleri veya koşulları hesaba kattıktan sonra” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Yakındaki değerlendirmenin yalnızca tek bir ayrıntıya verilen tepki değil, genel bir yargı olduğunu gösterir. Burada pretty pleasant ifadesini niteler: çözülmemiş güçlüğe rağmen deneyim genel olarak hoştu. Considered bu kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır; bu cümlede bir kişinin veya nesnenin “belli bir şekilde görüldüğü” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “ilgili tüm gerçekleri hesaba kattıktan sonra” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The trip had a few delays, but ____, it went well.
Cevabı göster
all things considered
but for some reason she couldn't give us any guarantee that they could actually do anything.
1:14ancak nedense gerçekten bir şey yapabileceklerine dair bize herhangi bir garanti veremedi.
That should have been a bright red flag. Deyimler
1:19Bu zaten kocaman bir tehlike işareti olmalıydı.
a bright red flag: apaçık bir uyarı işareti
Burada a bright red flag, kırmızı kumaştan yapılmış bir bayrak değil, çok açık bir uyarı işareti anlamına gelir. bright sözcüğü uyarının ne kadar belirgin olduğunu güçlendirir; riskin fark edilmesinin çok kolay olması gerektiğini anlatır. Bu ifade, bir olaya sonradan dönüp bakarken o sırada zaten açık bir sorun belirtisi bulunduğunu söylemek için kullanılır. Bu cümlede konuşan kişi, onarımın başarısız olacağının daha önce fark edilmesi gereken bir uyarısı olduğunu anlatır.
Alıştırma
That should have been a bright red flag. cümlesinde a bright red flag ne anlama gelir?
- Her şeyin güvenli olduğuna dair bir işaret
- Kolayca görülen kırmızı kumaş parçası
- Gerçek önemi olmayan küçük bir sorun
- Özellikle açık bir uyarı işareti
Cevabı göster
Özellikle açık bir uyarı işareti
But when Anthony and Tyler later returned from dropping off the Pro at the local Apple Store,
1:23Fakat Anthony ve Tyler daha sonra Pro'yu yerel Apple Store'a bıraktıktan sonra geri döndüklerinde,
told us they'd order the parts and get us back up and running in a jiffy. Notlar
1:34parçaları sipariş edeceklerini ve bizi hemen eski halimize döndüreceklerini söylediler.
back up and running: yeniden normal şekilde çalışır durumda
Back up and running, bir makinenin, sistemin, hizmetin veya kuruluşun bir duraklama ya da sorundan sonra yeniden normal şekilde çalışmasını anlatır. Get us back up and running ifadesindeki us, çalışan bir birim olarak ekibi veya işletmeyi belirtir; fiziksel olarak koşan insanları anlatmaz. Bu ifade, çoğu zaman onarım veya teknik destek sonrasında çalışmanın yeniden başlamasına odaklanır. Yalnızca bir cihazın yeniden başlatıldığını değil, normal işlerin devam edebileceği kadar sorunun giderildiğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede back up and running doğal biçimde kullanılmıştır?
- The website is back up and running to the office.
- I am back up and running to my desk after lunch.
- The engineer back up and running the server yesterday.
- The website is back up and running after the outage.
Cevabı göster
The website is back up and running after the outage.
In a jiffy: çok yakında
In a jiffy, “çok yakında” veya “çok kısa bir süre sonra” anlamına gelen samimi bir deyimdir. Burada onarım sözünün hızlı ve güven verici duyulmasını sağlar. Bu cümlede a jiffy kesin bir zaman birimi değildir. İfade, ölçülebilir bir son tarih yerine genel bir hız duygusu verir.
Alıştırma
Bir tamirci “We'll have your car ready in a jiffy.” diyor. Ne vaat ediyor?
- Araba çok yakında hazır olacak.
- Araba kesin olarak ölçülmüş bir zamanda hazır olacak.
- Araba zaten tamir edildi.
Cevabı göster
Araba çok yakında hazır olacak.
Our iMac Pro review actually ended up coming together pretty well in spite of our limited ability to get additional B-roll footage. Notlar
1:40Ek B-roll görüntüleri alma konusunda sınırlı kapasitemize rağmen iMac Pro incelememiz aslında oldukça iyi bir araya geldi.
Ended up coming together: sonunda başarıyla şekillenmek
Ended up + -ing, çoğunlukla belirsizlikten veya farklı bir beklentiden sonra en sonunda ne olduğunu anlatır. Bu nedenle ended up coming together, projenin sonunda tamamlanıp bir bütün olarak iyi çalıştığını belirtir. Buradaki come together, insanların bir yerde toplanmasını değil, ayrı parçaların başarılı bir bütün oluşturmasını anlatır. İfadenin tamamı iki düşünceyi birleştirir: süreç belirsizdi ancak parçalar sonunda uyum sağlayıp birlikte çalıştı.
Alıştırma
Projeyi sonunda eksiksiz ve başarılı bir bütün hâline geldi diye anlatan bu nottaki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After a difficult start, the science fair display ____ beautifully.
Cevabı göster
ended up coming together
in spite of + isim öbeği
In spite of, ana sonucun gerçekleşmesini engellemeyen bir zorluğu veya olumsuz koşulu belirtir. Bu cümlede ek B-roll görüntülerine erişimin sınırlı olması bir sorundu, ancak inceleme yine de iyi bir şekilde tamamlandı. Burada in spite of ifadesinden sonra our limited ability to get additional B-roll footage isim öbeği gelir. Ardından bir zamir veya -ing biçimi de gelebilir. Tam bir cümlecikten önce in spite of the fact that kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede in spite of doğru kullanılmıştır?
- The team finished the project in spite the short deadline.
- The team finished the project in spite of the deadline was short.
- The team finished the project in spite of the short deadline.
Cevabı göster
The team finished the project in spite of the short deadline.
So all we could do at this point was wait for our repair. Dilbilgisi
1:47Yani bu noktada yapabileceğimiz tek şey tamirimizi beklemekti.
All we could do was wait: mümkün olan tek eylem
All we could do, bizim için mümkün olan tek eylem anlamına gelir. was wait sözcükleri bu eylemin beklemek olduğunu belirtir; böylece yapının tamamı o anda başka yararlı bir seçeneğin bulunmadığını vurgular. Tekrar kullanılabilen kalıp all + subject + can/could + do + be + base verb şeklindedir: All I can do is apologize. İlk bölümde do kullanıldığında, be sonrasında was wait örneğindeki gibi fiilin to almayan yalın biçimi doğal olur. Bazı bağlamlarda to wait de mümkündür, ancak to zorunlu değildir.
Alıştırma
Beklemenin mümkün olan tek eylem olduğunu anlatan iki İngilizce sözcükle cümleyi tamamlayın: The office was closed, so all we could do ____.
Cevabı göster
was wait
Then a couple of days later the Apple Store sent a follow-up email letting us know that we could come pick up our computer and
1:51Sonra birkaç gün sonra Apple Store, bilgisayarımızı gelip alabileceğimizi bildiren bir takip e-postası gönderdi ve
This is No, I I've got This is completely unacceptable.
2:05Bu Hayır, ben Bunu kesinlikle kabul edilemez buluyorum.
Get in touch with: biriyle iletişime geçmek
Get in touch with someone, o kişiyle veya kuruluşla telefon, e-posta ya da başka bir kanal üzerinden iletişim kurmak anlamına gelir. Buradaki touch fiziksel temas anlamında değildir; with sözcüğünden sonra iletişim kurulacak kişi veya grup gelir. Bu cümlede konuşan kişi, onlarla iletişim kurmak için farklı bir yöntem kullanılmasını istiyor. Başka durumlara aktarılabilen kalıp get in touch with + kişi veya kuruluştur.
Alıştırma
Cümleyi get ile başlayan, dört sözcüklü ve ‘iletişim kurmak’ anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: To reschedule your visit, please ____ the clinic.
Cevabı göster
get in touch with
We still have like three or four videos to make with this thing.
2:15Bu aletle hala çekeceğimiz üç veya dört video var.
There's just no recourse if we can't get an Apple authorized service provider to obtain the parts and these are parts that Apple wouldn't even send to their own store. Notlar
2:38Parçaları temin etmesi için Apple yetkili servis sağlayıcısına ulaşılamıyorsa hiçbir çare yok ve bunlar Apple'ın kendi mağazasına bile göndermeyeceği parçalar.
No recourse: başvurulabilecek yardım veya çözüm yolunun olmaması
Recourse, bir sorun olduğunda yardım, koruma veya çözüm için başvurulabilecek bir kişi, süreç ya da eylemi ifade eden resmî bir isimdir. No recourse, böyle bir seçeneğin bulunmadığı anlamına gelir. Burada konuşan kişi, yetkili servis sağlayıcısı parçaları alamazsa uygulanabilir bir onarım yolunun kalmayacağını düşünüyor. Bu ifade genellikle olağan seçenekler başarısız olduktan sonra kişinin hâlâ ne yapabileceğine odaklanır.
Alıştırma
Bir şirket şikâyeti reddediyor ve yardımcı olabilecek bir itiraz, geri ödeme ya da yetkili kurum bulunmuyor. “The customer has no recourse” ne anlama gelir?
- Müşterinin yardım veya çözüm arayabileceği kullanılabilir hiçbir yol yoktur.
- Müşteri aynı talebi hemen tekrarlamak zorundadır.
- Müşteri şirketle iletişim kurmamaya karar vermiştir.
Cevabı göster
Müşterinin yardım veya çözüm arayabileceği kullanılabilir hiçbir yol yoktur.
Apple authorized service provider: yetkili, ancak Apple'a ait değil
Apple authorized service provider, Apple'ın kendi servis programı içinde çalışması için resmen onayladığı üçüncü taraf bir onarım işletmesidir. Bu cümlede bu statü önemlidir; çünkü parçalara erişim Apple'ın yetkilendirmesine ve program koşullarına bağlı olabilir. authorized sözcüğü service provider ifadesini niteler. İşletmenin Apple'a ait bir mağaza olduğu anlamına gelmez; Apple'ın verdiği resmî izin veya onayı belirtir.
Alıştırma
Hangi işletme doğru biçimde Apple authorized service provider olarak tanımlanabilir?
- Apple'ın resmen onayladığı üçüncü taraf bir onarım işletmesi
- iPhone onarabilen herhangi bir bağımsız tamirci
- Apple'a ait bir perakende mağazası
Cevabı göster
Apple'ın resmen onayladığı üçüncü taraf bir onarım işletmesi
so maybe we can even get a video out of it.
2:53bu yüzden belki bundan bir video bile çıkarabiliriz.
We thought there must have been some kind of misunderstanding.
2:59Bir tür yanlış anlaşılma olmuş olmalı diye düşündük.
after all: bir görüşü destekleyen gerekçe eklemek
Burada after all, “we're paying for the repair” ifadesini önceki görüşü destekleyen bir gerekçe olarak sunar. Konuşmacı bu olguyu dinleyicinin hatırlaması gereken bir şey gibi ele alır ve onarımı reddetmenin pek mantıklı olmadığı yönündeki önceki görüşü güçlendirir. after all bir gerekçeyi tanıtabilir veya gerekçeyi bildiren cümlenin sonunda yer alabilir. İlgili bir olguyu önceki iddiaya bağlayarak argümanı düzenler; burada finally anlamına gelmez ve son olayı anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede after all, bir öneriyi destekleyen olguyu sunmak için kullanılmıştır?
- Let's ask Noor to lead; she has done this before, after all.
- After all the meetings ended, Noor went home.
- Noor finally agreed to lead the meeting.
Cevabı göster
Let's ask Noor to lead; she has done this before, after all.
But the Apple Store confirmed that they were unable to fix it because HQ wouldn't send them the parts they ordered
3:05Ancak Apple Store, Merkez'in sipariş ettikleri parçaları göndermediği için cihazı tamir edemediklerini doğruladı
and that our only option was to come and get it back untouched.
3:13ve tek seçeneğimizin gelip cihaza dokunulmadan geri almak olduğunu söyledi.
And it actually gets even better from here because we asked, Ton ve niyet
3:18Ve iş aslında buradan sonra daha da iyi bir hal alıyor çünkü sorduk,
gets even better from here ifadesinin ironik anlamı
Yüzeyde gets even better from here, durumun bu noktadan sonra iyileşeceğini öngörür. Burada ise önceki başarısızlık ve ardından gelen çelişkili çözüm, bu olumlu ifadeyi ironik hâle getirir: Konuşmacı aslında işlerin daha da saçma bir hâl aldığını söylemektedir. Even karşıtlığı güçlendirir; from here ise “bu noktadan itibaren” demektir. Olumlu bir ifade açıkça olumsuz olaylarla çatıştığında, sözleri gerçek anlamıyla almak yerine ironiyi fark edin.
Alıştırma
Bir onarım girişimi başarısız oluyor ve sonraki çözüm önerisi daha da saçma. Biri “It gets even better from here.” diyor. Gerçek bir iyileşmeyi övüyor olması olası mı?
- Hayır, büyük olasılıkla ironi yaparak durumu eleştiriyorlar.
- Evet, durumun gerçekten iyileştiğini söylüyorlar.
Cevabı göster
Hayır, büyük olasılıkla ironi yaparak durumu eleştiriyorlar.
if Apple themselves can't fix our computer, Dilbilgisi
3:23eğer Apple'ın kendisi bilgisayarımızı tamir edemiyorsa,
Apple themselves: şirket adından sonra vurgu yapan themselves
Apple themselves ifadesinde themselves, pekiştirme veya vurgu zamiridir. Apple’a geri gönderme yapar ve vurgu ekler: Bilgisayarı tamir edemeyen taraf, tam da resmî üreticinin kendisidir. Fix fiilinin nesnesi değildir; yani kimse kendisine yönelik bir eylem yapmamaktadır. “İsim öbeği + pekiştirme zamiri” yapısında zamir çıkarıldığında cümle dil bilgisi bakımından doğru kalır, ancak ek vurgu kaybolur. Burada Apple’ı şirketteki insanlar olarak görmek çoğul themselves kullanımına izin verir; kuruluşu tekil bir birim olarak görmek ise itself kullanımını destekler.
Alıştırma
Çoğul “designers” ismini vurgulayan pekiştirme zamiriyle cümleyi tamamlayın: If the designers ____ rejected the plan, we should reconsider it.
Cevabı göster
themselves
And we got told that the only option was to bring it to a third party,
3:27Ve bize tek seçeneğin onu üçüncü bir tarafa götürmek olduğu söylendi,
So since there's no way for us to order new parts from Apple directly and fix it ourselves, Dilbilgisi
3:35Apple'dan doğrudan yeni parça sipariş edip kendimiz tamir etme imkanımız olmadığı için,
there's no way for us to: uygulanabilir bir seçenek yok
there is no way for + kişi + to + fiil kalıbı, o kişinin eylemi gerçekleştirebileceği uygulanabilir bir yöntem veya seçeneğin bulunmadığını anlatır. Burada for us kısıtlamadan etkilenen kişileri, to order ... and fix ... ise mümkün olmayan eylemleri belirtir. Bu yapı, konuşanların neden başka bir çözüm seçmek zorunda olduğunu açıklar: koşullar, parçaları sipariş edip onarımı kendilerinin yapmasına engel olur.
Alıştırma
Cümleyi there is no way for + person + to + verb kalıbıyla tamamlayın: The office is already closed, so ____ submit the form in person today.
Cevabı göster
there's no way for us to
reached out to: yardım için iletişimi başlatmak
Reach out to + kişi veya kuruluş, çoğunlukla yardım, bilgi ya da iş birliği istemek için iletişimi başlatmak anlamına gelir. Burada konuşanlar, parçaları doğrudan alamadıkları için yetkili bir servis sağlayıcısıyla iletişime geçti. İletişim kurulacak kişi veya kuruluş to sözcüğünden sonra gelir: reach out to one, reach out to customer support. İfade fiziksel olarak el uzatmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi iletişime geçti anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the payment failed, I ____ customer support for help.
Cevabı göster
reached out to
any word back from someone: yanıt gelip gelmediğini sormak
Bu soruda any word back from your friend, “arkadaşından herhangi bir yanıt veya yeni haber geldi mi” anlamındadır. Word burada tek bir sözcük değil, haber ya da bilgi demektir; back ise önceki iletişimden sonra yanıtın geri gelmesini gösterir. Any word back from + kişi veya kurum? kalıbı, konuşma dilinde kısaltılmış bir sorudur. Birinden yanıt beklenirken gelişme olup olmadığını sormak için kullanılır.
Alıştırma
“……den herhangi bir yanıt aldın mı” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Any ____ the repair shop?
Cevabı göster
word back from
they need someone with Apple Pro certification.
3:53Apple Pro sertifikasına sahip birine ihtiyaçları var.
if they ordered it and just gave us the parts,
4:03onu sipariş edip bize parçaları öylece verselerdi,
even if it did: fiili tekrarlamadan sonucun değişmediğini anlatmak
Even if, doğru olabilecek ya da olmayabilecek bir koşul sunar ve sonraki sonucun değişmeyeceğini belirtir. Burada even if it did, “sertifika var olsaydı bile” anlamındadır. Did, daha önceki geçmiş zaman fiili existed yerine kullanılarak tekrar edilmesini önler. Burada “bir eylem yapmak” anlamındaki asıl fiil do değildir; önceki fiilin yerine geçen bir fiildir.
Alıştırma
worked fiilini tekrarlamamak için even if ve did ile tamamlayın: We do not know whether the key worked. ____, we would still need a spare.
Cevabı göster
Even if it did
He showed me the right way to fix BGA solder joints.
4:13Bana BGA lehim bağlantılarını düzeltmenin doğru yolunu göstermişti.
So so he is constantly complaining about Apple pulling crap like this.
4:15İşte o adam Apple'ın böyle saçmalıklar yapmasından sürekli şikayet ediyor.
But not being someone who repairs Apple's products for a living, Kalıp ifadeler
4:20Ancak geçimini Apple'ın ürünlerini tamir ederek sağlayan biri olmadığım için,
I always kind of figured it was mostly shop talk. Kelime
4:24bunun daha çok meslek dedikodusu olduğunu düşünürdüm.
for a living: çalışarak geçimini sağlamak
for a living, «gelir sağlayan bir iş olarak» anlamına gelir. someone who repairs Apple's products for a living ifadesinde, bu ürünleri tamir etmenin kişinin mesleği olduğunu; ara sıra yapılan bir iyilik ya da hobi olmadığını gösterir. Yaygın kalıp do something for a living şeklindedir. Bir kişinin ekonomik olarak hangi işle geçindiğini açıklar.
Alıştırma
Hangi cümle bisiklet tamir etmenin Leo'nun düzenli ve ücretli işi olduğunu söylüyor?
- Leo repairs bicycles once in a while.
- Leo repairs bicycles for a living.
- Leo repairs bicycles to stay busy today.
Cevabı göster
Leo repairs bicycles for a living.
shop talk: meslek içi iş konuşması
shop talk, aynı meslek veya alandaki kişilerin paylaştığı işler, beceriler, sorunlar ya da teknik ayrıntılar hakkında yapılan gayriresmî konuşmadır. Burada mostly shop talk, konuşmacının tamircilerin şikâyetlerini daha geniş bir sorunun kanıtı olarak değil, meslek içindeki sıradan iş konuşmaları olarak gördüğünü anlatır. Shop burada mutlaka perakende mağaza anlamına gelmez. Bu ifadede genel olarak iş yerini, mesleği veya sektörü temsil eder.
Alıştırma
İki mimar öğle yemeğinde bina yönetmelikleri ve tasarım yazılımları hakkında konuşmaya başlıyor. Bu ne tür bir konuşmadır?
- shop talk
- gossip
- small talk
Cevabı göster
shop talk
flip it: kâr etmek için yeniden satmak
Bu cümlede flip it, Apple ürününü tamir edip ardından genellikle hızlıca ve para kazanma amacıyla yeniden satmak demektir. Ürünü fiziksel olarak ters çevirmek anlamına gelmez. Flip fiilinin bu gündelik kullanımı, yeniden satılmak üzere alınan veya iyileştirilen evler, arabalar, elektronik ürünler ya da başka eşyalar hakkında konuşurken yaygındır. Nesne zamiri it, Apple ürününü ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi ‘genellikle kâr etmek için hızlıca yeniden satmak’ anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: I bought this old bicycle cheaply, fixed the brakes, and plan to ____ this weekend.
Cevabı göster
flip it
What Apple's done here is to release a brand new platform that they are unwilling and/or unable to provide support for. Notlar
4:45Apple'ın burada yaptığı şey, destek sağlama konusunda isteksiz ve/veya yetersiz oldukları yepyeni bir platform piyasaya sürmektir.
What Apple's done here is to release: eylemi öne çıkaran yapı
What Apple's done here, Apple'ın eylemini cümlenin konusu olarak bir araya getiren bir isim cümleciğidir. What burada soru sormaz; yaklaşık olarak ‘Apple'ın burada yaptığı şey’ anlamına gelir. Ardından gelen is to release ... bölümü bu eylemi açıklar ve vurgular. What X has done is (to) Y kalıbı, birinin davranışını önce özetleyip ardından değerlendirdiğiniz belirli eylemi belirtmek istediğinizde, özellikle analiz veya eleştiride kullanışlıdır. What cümleciğinde do fiilinin bir biçimi bulunduğunda, be fiilinden sonra hem yalın fiil hem de to + fiil gelebilir; What Apple has done is release ... kullanımı da yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle bir eylemi önce bir bütün olarak sunup sonra açıklamak için aynı odaklama kalıbını kullanıyor?
- What has the coach done to change the lineup at the last minute?
- The coach has asked what to change in the lineup.
- What the coach has done is to change the lineup at the last minute.
Cevabı göster
What the coach has done is to change the lineup at the last minute.
unwilling and/or unable to: isteksizlik, yetersizlik veya her ikisi
unwilling and/or unable to provide support ifadesinde unwilling harekete geçmeye istekli olmamayı, unable ise harekete geçmek için gerekli yeteneğe, kaynaklara veya pratik imkânlara sahip olmamayı anlatır. and/or birleşimi üç olasılığı açık bırakır: isteksizlik, yetersizlik veya her ikisi. Böylece konuşmacı, sorunun motivasyon mu, kapasite mi yoksa ikisi birden mi olduğunu biliyormuş gibi davranmadan belirsizliği ifade eder.
Alıştırma
Bir yüklenicinin devam etmeye isteksiz, yetersiz veya her ikisi birden olabileceğini biliyor, ancak hangisinin doğru olduğunu belirleyemiyorsunuz. Bu belirsizliği en kesin biçimde hangi cümle ifade eder?
- The contractor is unwilling and/or unable to continue.
- The contractor is unwilling and unable to continue.
- The contractor is unable to continue.
Cevabı göster
The contractor is unwilling and/or unable to continue.
Imagine if you bought a brand new car and drove it into a lamppost as you were leaving the dealer. Anlatım akışı
5:03Yepyeni bir araba satın aldığınızı ve bayiden çıkarken bir elektrik direğine çarptığınızı hayal edin.
Then both the dealer and your third-party insurer said that they couldn't fix it because the parts and the repair manual don't exist.
5:11Sonra hem bayinin hem de üçüncü taraf sigortacınızın parçalar ve onarım kılavuzu mevcut olmadığı için onu tamir edemeyeceklerini söylediğini.
Imagine if: varsayımsal bir benzetme başlatmak
Imagine if, dinleyiciden zihninde varsayımsal bir sahne oluşturmasını ister. Burada bir benzetme başlatır: yeni bir arabayla ilgili tanıdık bir sorun, pek bilinmeyen bir onarım desteği sorununu anlamayı kolaylaştırır. if yan cümlesi hayal edilen durumu kurar; ardından, çoğu zaman then ile başlayan sonuç, daha sonra ne olacağını gösterir. Bu çerçeve gerçek bir anıyı anlatmak yerine savı “bunu gözünüzde canlandırın, şimdi de sonucunu düşünün” şeklinde düzenler.
Alıştırma
Hangi başlangıç, dinleyiciyi gerçek bir olayı hatırlamak yerine uydurulmuş bir benzetmeyi gözünde canlandırmaya en iyi şekilde çağırır?
- Your new bicycle broke before you reached home.
- Remember when your new bicycle broke before you reached home.
- Imagine if your new bicycle broke before you reached home.
Cevabı göster
Imagine if your new bicycle broke before you reached home.
As far as we can tell right now: Bir yargıyı mevcut kanıtlarla sınırlamak
As far as we can tell right now, şu anda elimizde bulunan bilgilere dayanarak değerlendirdiğimiz kadarıyla anlamına gelir. Ardından gelen ifadeyi kesin bir gerçek olarak değil, mevcut en iyi değerlendirme olarak sunar. Burada as far as konuşanların bilgi alanını sınırlar, right now ise zamansal bir sınır ekler: daha sonra elde edilecek kanıtlar sonucu değiştirebilir. Fiziksel mesafeden söz etmez.
Alıştırma
Bu cümlenin başındaki ifade ne anlama geliyor? As far as we can tell right now, the road should reopen this evening.
- Konuşanlar yolun yeniden açılacağı saatten tamamen emin.
- Konuşanlar yol boyunca yalnızca sınırlı bir mesafeyi görebiliyor.
- Mevcut kanıtlar bunu gösteriyor, ancak sonuç değişebilir.
Cevabı göster
Mevcut kanıtlar bunu gösteriyor, ancak sonuç değişebilir.
they expect us to just roll over and accept that our workstation is now essentially just a collection of pretty rocks for some indeterminate amount of time Notlar
5:24sadece boyun eğmemizi ve iş istasyonumuzun artık belirsiz bir süre boyunca esasen sadece bir grup güzel taştan ibaret olduğunu kabul etmemizi bekliyorlar
because they released a product without the training or support structure necessary to actually support it.
5:34çünkü onu gerçekten desteklemek için gerekli eğitim veya destek yapısı olmadan bir ürün piyasaya sürdüler.
Roll over: Direnmeden yenilgiyi kabul etmek
Bu cümlede roll over mecaz anlamdadır. Direnmeyi bırakıp adaletsiz veya istenmeyen bir sonucu pasif biçimde kabul etmek demektir. Ardından gelen and accept sözleri bu anlamı doğrular. İfade tamamen boyun eğme görüntüsü taşır; dolayısıyla konuşan kişi yalnızca accept dememektedir. Beklenen tepkiyi zayıf, itaatkâr veya fazlasıyla kolay bir teslimiyet olarak eleştirir.
Alıştırma
Hangi cümlede roll over örnektekiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?
- We will not roll over just because the other side has more money.
- The puppy learned to roll over when it heard the command.
- The van could roll over if it takes the corner too quickly.
Cevabı göster
We will not roll over just because the other side has more money.
Alaycı bir metafor olarak a collection of pretty rocks
Burada a collection of pretty rocks, hâlâ etkileyici görünen fakat temel görevini yerine getiremeyen pahalı iş istasyonları için kullanılan alaycı bir metafordur. Bilgisayarlar gerçekten taştan yapılmış değildir; pretty, geriye kalan değerin neredeyse yalnızca dış görünüş olduğunu vurgular. Bu metafor, bozuk veya desteksiz bir ürünü yararlı işlevini kaybetmiş bir nesneye benzeterek eleştirir. Aynı kalıp, iyi görünen ancak uygulamada işe yaramaz hâle gelmiş bir şeyi anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümlede a collection of pretty rocks ne anlama geliyor?
- İş istasyonunun yerine yeni bir taş koleksiyonu konmuştur.
- İş istasyonu gerçekten dekoratif taşlardan yapılmıştır.
- İş istasyonu hâlâ çekici görünüyor, ancak geçici olarak bilgisayar işlevi görmüyor.
Cevabı göster
İş istasyonu hâlâ çekici görünüyor, ancak geçici olarak bilgisayar işlevi görmüyor.
They've thrown their support staff under the bus, Deyimler
5:42Destek personellerini ateşe attılar,
throw someone under the bus: kendini korumak için ihanet etmek
Throw someone under the bus, kendinizi veya başka bir grubu korumak için birini feda etmek, tehlikeye atmak ya da suçlamak anlamına gelir. They've thrown their support staff under the bus cümlesinde şirket, bu çalışanların neden olmadığı bir başarısızlığın zararını onların üstüne yıkmakla suçlanıyor. İfade mecazidir ve son derece olumsuzdur. Buradaki dil bilgisi present perfect yapısıdır: They've, They have anlamına gelir; thrown ise throw fiilinin past participle biçimidir.
Alıştırma
“Kendini korumak için birini feda etti veya suçladı” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: The manager has ____ to save her own reputation.
Cevabı göster
thrown the technician under the bus
they've thrown their authorized service providers under the bus,
5:44yetkili servis sağlayıcılarını ateşe attılar,
most damningly of all: en ağır eleştiri
Most damningly of all, konuşanın listedeki suçlamak için en güçlü nedeni veren ve savunulması en zor olan noktaya geçtiğini gösterir. Burada ödeme yapan müşteriye yönelik davranışı eleştirinin doruk noktasına taşır. Damningly, bir şeyin olumsuz bir yargıyı güçlü biçimde desteklediğini anlatır; “dini bir lanetle” anlamına gelmez. most + zarf + of all kalıbı bir noktayı diğerlerinin üstüne yerleştirir.
Alıştırma
most damningly of all bu cümlede ne işlev görüyor?
- Müşterinin şirkete dini bir lanet okuduğunu söyler.
- Listedeki en güçlü ve savunulması en zor eleştiriyi sunar.
- Önceki noktalardan daha az ciddi olan küçük bir ayrıntıyı tanıtır.
Cevabı göster
Listedeki en güçlü ve savunulması en zor eleştiriyi sunar.
do happen yapısındaki vurgulu do
Olumlu bir cümlede temel biçimdeki happen fiilinden önce do kullanmak vurgu ekler: Dikkatli tasarım kazaları daha az olası hâle getirse de kazalar gerçekten olur. Bu vurgulu do, bir şüpheyi düzeltmek, bir iddiaya karşı çıkmak veya bir gerçeği güçlü biçimde doğrulamak için kullanılabilir. Yapı do/does/did + fiilin temel biçimidir; bu nedenle do sonrasında happens veya happened değil, happen kullanılır.
Alıştırma
Vurgulu do ve temel biçimdeki happen fiilini kullanarak yanıtı tamamlayın: “Some people think these errors never occur, but they ____.”
Cevabı göster
do happen
screw up: gayriresmî biçimde hata yapmak
Burada screw up, “hata yapmak” veya “bir işi kötü yapmak” anlamına gelir. Cümlede nesne almadan kullanılmıştır: even trained technicians can screw up. Nesne de alabilir: screw up the repair ya da screw the repair up. Nesne bir zamirse screw it up denir; screw up it denmez.
Alıştırma
Bu derste öğrendiğiniz ve “hata yapmak” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: Even experienced cooks can ____ when they rush.
Cevabı göster
screw up
from time to time: “zaman zaman”
From time to time, “ara sıra” veya “zaman zaman” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf öbeğidir. Bir şeyin birden fazla kez, ancak sık olmadan gerçekleştiğini anlatır. Burada screw up ifadesinin sıklığını sınırlar: teknisyenler sürekli değil, ara sıra hata yapar. Böylece hataların yalnızca bir kez olduğunu söylemeden iddiayı yumuşatır.
Alıştırma
Bu derste öğrendiğiniz ve “ara sıra” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: I still visit my old teacher ____.
Cevabı göster
from time to time
So we're turning to our community for bright ideas. Öbek fiiller
6:05Bu yüzden parlak fikirler için topluluğumuza başvuruyoruz.
turning to our community: yardım için topluluğa başvurmak
Burada turn to our community, topluluktan yardım, tavsiye veya fikir istemek anlamına gelir. Fiziksel olarak bir gruba doğru dönmeyi anlatmaz. Yapı turn to + kişi, grup veya kaynak şeklindedir ve ardından çoğu zaman ihtiyaç duyulan şeyi belirten for + isim gelir. Özellikle başka bir yol işe yaramadıktan sonra bir destek kaynağına başvurmayı anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede turn to, “bir kaynaktan yardım veya tavsiye istemek” anlamında kullanılmıştır?
- Priya turned the page while her coach waited.
- When the instructions were unclear, Priya turned to her coach for help.
- Priya turned to face her coach when she heard her name.
Cevabı göster
When the instructions were unclear, Priya turned to her coach for help.
so we're gonna have a forum thread linked below.
6:10bu yüzden aşağıda bir forum başlığı bağlantımız olacak.
you know a guy who knows a guy: dolaylı bir bağlantı
you know a guy who knows a guy ifadesi, dolaylı bir kişisel bağlantıyı şakacı ve bilerek belirsiz bir biçimde anlatır. a guy ifadesinin iki kez kullanılması normalde önemli ve belirli iki erkeği göstermez; asıl nokta, bir tanıdıklar zinciri aracılığıyla yardım edebilecek birine ulaşılabilmesidir. Tekrarlanan X knows Y who knows Z kalıbı bağlantının samimi ve biraz esprili duyulmasını sağlar. Ayrıca birinin özel bağlantılara sahip olduğunu veya zor bulunan bir şeyi nasıl elde edeceğini bildiğini ima edebilir.
Alıştırma
Bir kişi “I know a guy who knows a guy” dediğinde genellikle ne demek ister?
- Yardım etmeyi kabul etmiş tam olarak iki erkeği şahsen tanıyorlar.
- Dinleyiciden iki yabancıyı tanıştırmasını istiyorlar.
- Dolaylı bir kişisel bağlantı aracılığıyla yardım edebilecek birine ulaşabilirler.
Cevabı göster
Dolaylı bir kişisel bağlantı aracılığıyla yardım edebilecek birine ulaşabilirler.
or if someone who works at Apple happens across this video and agrees that, Öbek fiiller
6:17veya Apple'da çalışan biri tesadüfen bu videoya denk gelip,
happens across: tesadüfen bulmak
Happens across, happen across + isim yapısının üçüncü tekil kişi biçimidir. Bu ifade, özellikle aramadan birini ya da bir şeyi tesadüfen bulmak veya onunla karşılaşmak anlamına gelir. Burada bir Apple çalışanının videoyu beklenmedik şekilde bulabileceğini anlatır. Happen across ifadesini tek bir bütün olarak değerlendirin; across burada bir taraftan diğerine geçme anlamı taşımaz.
Alıştırma
Cümleyi happen across ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: While sorting old files, Lena ____ a photo from primary school.
Cevabı göster
happened across
we'd love to hear from them: yanıt vermeye yönelik sıcak bir davet
We'd love to hear from them, konuşanların o kişilerin kendileriyle iletişime geçmesini veya yanıt vermesini istediklerini sıcak ve nazik bir biçimde anlatır. Hear from someone, yalnızca kişinin sesini duymak değil, o kişiden mesaj ya da başka bir ileti almak demektir. We'd, we would ifadesinin kısaltmasıdır. Yeniden kullanılabilen yapı we'd love to hear from + kişi biçimindedir; them yerine you, her, the team veya başka bir kişi ya da grup getirilebilir.
Alıştırma
Dostça daveti, ‘birinden mesaj almak’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: We value your ideas, and we'd love to ____ you.
Cevabı göster
hear from
we will just continue to stew in impotent rage over the sheer stupidity of this whole situation. Deyimler
6:27tüm bu durumun katıksız aptallığı karşısında çaresiz bir öfkeyle kendi yağımızda kavrulmaya devam edeceğiz.
stew in impotent rage: çaresiz bir öfke içinde kaynamak
Burada stew in, hoş olmayan bir duygunun içinde kalmak ve sanki o duygu yavaşça pişiyormuş gibi sürmesine izin vermek anlamındadır. İfade, kısa bir öfke patlamasını değil, uzun süren öfkeyi anlatır. Bu bağlamda impotent, tıbbi anlamında değil, etkili biçimde harekete geçemeyen anlamındadır. stew in impotent rage bir bütün olarak, durumu değiştiremeyecek kadar güçsüz hissederken yoğun biçimde öfkeli kalmak demektir; ifade dramatiktir ve çoğu zaman kişinin kendisiyle alay ettiği bir ton taşır.
Alıştırma
"With the website still broken and no one answering her messages, Nia stewed in impotent rage," cümlesinde stewed in impotent rage ne anlama gelir?
- Sorunun kendiliğinden düzelmesini sakince bekledi.
- Sorunu çözemeyeceğini hissederken uzun süre son derece öfkeli kaldı.
- Üzgün olduğu için yemek pişirdi.
Cevabı göster
Sorunu çözemeyeceğini hissederken uzun süre son derece öfkeli kaldı.
because it always lifts me up to tell you guys about Squarespace.
6:39çünkü sizlere Squarespace hakkında konuşmak beni her zaman neşelendirir.
They've got gorgeous templates and they scale to look great on any design.
6:49Muhteşem şablonları var ve her türlü tasarımda harika görünecek şekilde ölçekleniyorlar.
Squarespace offers 24/7 tech support via live chat and email.
6:53Squarespace, canlı sohbet ve e-posta yoluyla 7/24 teknik destek sunar.
You get a free domain if you buy Squarespace for the year and they've got tons of great features including their cover pages feature,
6:59Squarespace'i yıllık satın alırsanız ücretsiz bir alan adı alırsınız ve kapak sayfaları özelliği de dahil olmak üzere tonlarca harika özelliği vardır,
which lets you set up a simple one-page online presence in minutes,
7:04bu da birkaç dakika içinde basit, tek sayfalık bir çevrimiçi varlık oluşturmanızı sağlar,
the fact that every Squarespace page includes an online store and the ability to publish from the Squarespace blog in Apple News format.
7:09her Squarespace sayfasının bir çevrimiçi mağaza içermesi ve Squarespace blogundan Apple News formatında yayınlama yeteneği de cabası.
take our word for it: kontrol etmeden sözümüze güvenmek
Take someone's word for it, kanıt istemeden veya kendiniz kontrol etmeden bir kişinin iddiasına inanmak anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki word, tek bir sözcüğü değil, kişinin söylediklerini belirtir. Don't take our word for it ifadesindeki olumsuz yapı, iddiayı bizzat doğrulama çağrısıdır. Konuşan kişi iddianın yanlış olduğunu söylemez; doğrudan kanıtın veya kişisel deneyimin daha ikna edici olacağını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “söylediğimi kontrol etmeden inanmak” anlamındaki deyimle tamamlayın: Don't ____—look at the photos yourself.
Cevabı göster
take my word for it
You can get a 30-day free trial at the link below.
7:20Aşağıdaki bağlantıdan 30 günlük ücretsiz deneme alabilirsiniz.
And when you decide to sign up for Squarespace,
7:25Ve Squarespace'e kaydolmaya karar verdiğinizde,
Dolaylı talimat olarak “you know what to do.”
Bu cümle biçim olarak dinleyicinin bilgisiyle ilgili bir bildirim olsa da çoğu zaman dolaylı bir talimat işlevi görür: “Beklenen şeyi yap.” Eylem söylenmez; çünkü konuşan, iki tarafın da durumdan ne yapılacağını anladığını varsayar. Hangi eylemin kastedildiği ifadenin içinde yer almaz. Anlamak için ortak bir rutine, daha önce yapılmış bir plana veya bağlamdaki açık bir sonraki adıma bak.
Alıştırma
Herkesin rutini bildiği bir durumda “You know what to do.” büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Beklenen eylemi gerçekleştirmek.
- Rutini bana açıklamak.
- Talimatları anlayıp anlamadığını bana söylemek.
Cevabı göster
Beklenen eylemi gerçekleştirmek.
or check out the link to where to buy the stuff we featured in the video description.
7:39veya videoda öne çıkardığımız şeyleri nereden alacağınızı video açıklamasındaki bağlantıdan kontrol edin.