İnsanların Yaşadığı En Tuhaf Fobiler!: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.382 kelime 206 kel/dk

Video özeti: Mizahi geri sayım, peynir ve telefon korkusundan korkunun kendisine kadar on sıra dışı fobiyi tanıtıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. run for the hills — Deyimler ve mecazlı ifadeler: gerçek tepelere koşmayı değil, panikle kaçmayı anlatan gündelik ifadeyi ayırt edin. 2. as did 47% of women. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: as sonrasındaki devrikliğin önceki yüklemin yerini alarak istatistik karşılaştırmasını kısalttığını anlayın. 3. less a psychological malady than it is a silly superstition. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: less X than Y ile bir sınıflandırmayı geri plana atıp diğer açıklamayı öne çıkarın.

Bu derste

The word phobia comes from the Greek word phobos, Kalıp ifadeler

0:00

Fobi kelimesi, Yunanca phobos kelimesinden gelir

Kalıp ifadeler

Köken ve kaynak bildiren comes from

Comes from, “kaynağı veya kökeni ...dır” anlamına gelir. Burada İngilizce phobia sözcüğünü Yunanca phobos sözcüğüne bağlar; fiziksel bir hareketi anlatmaz. X comes from Y kalıbı, bir sözcüğün etimolojisi, bir ürünün geldiği yer veya bir fikrin kaynağı gibi birçok köken türünü gösterebilir.

Alıştırma

Bu derste öğrenilen ve köken bildiren iki sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: The English word music ____ the Greek word mousike.

Cevabı göster

comes from

which is related to having a fear of something

0:02

ki bu, bir şeyden korkmakla

or often what we might call an irrational fear. Dilbilgisi

0:04

veya genellikle mantıksız bir korku diyebileceğimiz şeyle ilgilidir.

Dilbilgisi

what we might call X: temkinli bir adlandırma yapmak

Burada what we might call an irrational fear, “mantıksız bir korku diye tanımlayabileceğimiz bir şey” anlamına gelir. What, öncülü kendi içinde barındıran kaynaşmış bir ilgi sözcüğüdür: hem adı belirtilmeyen şeyi hem de yan cümleyle bağlantıyı içerir; bu yüzden what öncesinde ek bir isim gerekmez. Might burada geçmiş zamanı göstermez. Adlandırmayı yumuşatır ve irrational fear ifadesinin mutlak veya tamamen teknik bir sınıflandırmadan çok yararlı bir tanım olduğunu gösterir. what we might call X kalıbı, bir şeyi temkinli biçimde adlandırırken veya sınıflandırırken kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle a recovery phase ifadesini kesin bir ad yerine geçici bir adlandırma olarak sunar?

  1. After several delays, the project entered what we might call a recovery phase.
  2. After several delays, the project entered what we call a recovery phase.
  3. After several delays, the project entered what is called a recovery phase.
Cevabı göster

After several delays, the project entered what we might call a recovery phase.

We are sure you've all heard of arachnophobia, Kalıp ifadeler

0:07

Eminim hepiniz araknofobiyi duymuşsunuzdur,

which means a fear of spiders,

0:09

ki bu örümcek korkusu anlamına gelir,

Kalıp ifadeler

“you've all heard of”: bir adı tanımak veya bir şeyin varlığını bilmek

you've all heard of arachnophobia ifadesindeki present perfect have heard of, “bu adla veya fikirle daha önce karşılaşmış olmak” anlamına gelir. Konuşmacı, dinleyicilerin terimin varlığını bildiğini varsayar; herkesin onu ayrıntılı biçimde anladığını söylemez. Önemli olan bir kişi, yer, şey veya fikre yalnızca aşina olmaksa have/has heard of kullanılır. All, bu varsayımın dinleyicilerin tamamı için geçerli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Mia grubun var olduğunu biliyor ama grup hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor. Bu anlamı hangi cümle ifade eder?

  1. I've heard that band.
  2. I've heard about that band.
  3. I've heard of that band.
Cevabı göster

I've heard of that band.

or hydrophobia,

0:10

veya hidrofobiyi,

which means a fear of water.

0:11

ki bu da su korkusu anlamına gelir.

According to the National Institute of Mental Health,

0:13

Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'ne göre,

19.2 million US adults suffer from phobias,

0:15

19.2 milyon ABD'li yetişkin fobilerden muzdariptir,

with some of the most common being a fear of spiders, Dilbilgisi

0:19

bunların en yaygın olanlarından bazıları örümcek korkusu,

a fear of snakes,

0:21

yılan korkusu,

a fear of heights,

0:22

yükseklik korkusu,

and a fear of flying.

0:23

ve uçma korkusudur.

Dilbilgisi

Ek bilgi olarak “with some of the most common being” yapısı

Ana cümle, fobilerden etkilenen ABD'li yetişkinlerin toplam sayısını verir. Ardından with some of the most common being ifadesi yaygın türleri kısa bir liste hâlinde ekler. Buradaki with ek bilgi sunar; “ve” ya da “kullanarak” anlamına gelmez. İfadenin içinde some of the most common, being sözcüğünün anlamca öznesidir. “Tam cümle + with + isim öbeği + -ing biçimi” kalıbı, yeni bir tam cümle başlatmadan bağlantılı bilgi eklemenizi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi with + three of them + being ögelerinden oluşan beş sözcüklü yapıyla tamamlayın: The science fair has eight projects, ____ about clean energy.

Cevabı göster

with three of them being

But today we'll focus on the freakiest of fears

0:24

Ancak bugün en tuhaf korkulara odaklanacağız

in this episode of The Infographics Show,

0:27

The Infographics Show'un bu bölümünde,

Weirdest Phobias People Suffer From.

0:29

İnsanların Muzdarip Olduğu En Tuhaf Fobiler.

Number 10,

0:31

10 Numara,

Tyrophobia.

0:32

Tirofobi.

This is a totally irrational fear of cheese.

0:33

Bu tamamen mantıksız bir peynir korkusudur.

Yes, there are some people on this planet

0:35

Evet, bu gezegende

that just can't go near a piece of matured cheddar.

0:37

olgunlaşmış bir çedar peynirinin yanına bile yaklaşamayan insanlar var.

They run for the hills when the waiter hangs over them with the parmesan. Deyimler

0:40

Garson parmesanla onlara doğru yaklaştığında arkalarına bakmadan kaçarlar.

Deyimler

run for the hills: beladan hızla kaçmak

Run for the hills, “hızla kaçmak” veya “tehlikeden ya da beladan uzaklaşmak” anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede kimse gerçekten tepelere doğru gitmez; ifade, insanların parmesandan ne kadar çok kaçınmak istediğini abartılı biçimde anlatır. Run for + bir yer yapısı bazı bağlamlarda gerçek anlamlı olabilir, ancak kalıplaşmış run for the hills ifadesi genellikle mecazidir. Konuşmalarda ve medyada kaçışı canlı, dramatik ve çoğu zaman komik bir görüntüyle anlatır.

Alıştırma

“When the manager announced another Saturday meeting, everyone wanted to run for the hills,” cümlesinde run for the hills ne anlama gelir?

  1. Müdürden toplantıyı dışarıya taşımasını istemek
  2. Hoş olmayan durumdan hızla kaçmak veya kaçınmak
  3. Kırsalda birlikte yürüyüşe çıkmak
Cevabı göster

Hoş olmayan durumdan hızla kaçmak veya kaçınmak

Tyri comes from the Greek meaning cheese,

0:43

Tyri Yunanca'da peynir anlamına gelir,

and you know the rest. Ton ve niyet

0:45

ve gerisini zaten biliyorsunuz.

Ton ve niyet

you know the rest: devamını söylemeden bırakmak

You know the rest, dinleyiciye kalan bilgilerin çıkarılabileceğini, zaten bilindiğini veya tekrarlanmasına gerek olmadığını anlatır. Burada konuşmacı, izleyicilerin açıklamanın kalanını tamamlayabilmesi için sözcüğün kökeni hakkında yeterli bilgi vermiştir. Bu, konuşmayı sonlandıran bir ifadedir. Dinleyicinin bir şeyi bilip bilmediğini sormak yerine, “Fikri sen tamamlayabildiğin için burada durabilirim” mesajını verir.

Alıştırma

Konuşmacı “I missed my alarm, rushed out without breakfast, and you know the rest” diyerek ne yapıyor?

  1. Dinleyiciyi bilinen veya tahmin edilebilir devamı çıkarmaya davet etmek
  2. Kalan olayları daha sonra açıklayacağına söz vermek
  3. Dinleyicinin her ayrıntıyı ezberleyip ezberlemediğini sınamak
Cevabı göster

Dinleyiciyi bilinen veya tahmin edilebilir devamı çıkarmaya davet etmek

The English media in 2016 reported about a university student

0:46

İngiliz medyası 2016'da, peynirle ilk temasını travmatik olarak adlandıran

with this phobia who called her first contact with cheese traumatic. Dilbilgisi

0:49

bu fobiye sahip bir üniversite öğrencisi hakkında haber yaptı.

Dilbilgisi

called her first contact with cheese traumatic ifadesindeki call + nesne + sıfat yapısı

called her first contact with cheese traumatic ifadesinde called, telefon etti değil, betimledi veya değerlendirdi anlamındadır. Yapı call + nesne + sıfat şeklindedir: her first contact with cheese nesnedir; traumatic ise bu deneyim hakkındaki değerlendirmeyi bildiren nesne tamamlayıcısıdır. Bu yapı bir yargıyı kısa biçimde aktarmayı sağlar. call a rule unfair, bir kuralın adaletsiz olduğunu söylemek veya o şekilde değerlendirmek demektir. Sıfat nesnenin tamamını niteler; bu nedenle traumatic yalnızca cheese sözcüğünü değil, first contact with cheese ifadesini anlatır.

Alıştırma

Bu yargıyı call + nesne + sıfat yapısıyla aktarın: The committee said the decision was unfair. The committee ____ the decision ____.

Cevabı göster

called · unfair

However, she did say that mozzarella wasn't as scary as the other cheeses. Dilbilgisi

0:53

Ancak, mozzarellanın diğer peynirler kadar korkutucu olmadığını da söylemişti.

Dilbilgisi

wasn't as scary as ifadesindeki not as + sıfat + as yapısı

wasn't as scary as ifadesindeki not as + sıfat + as yapısı eşit olmayan bir karşılaştırma kurar. Mozzarella, korkutuculuk bakımından the other cheeses grubundan daha düşük bir düzeydedir. Bu yapı mozzarella'nın hiç korkutucu olmadığı anlamına gelmez. Yalnızca karşılaştırılan grupla aynı korkutuculuk düzeyine ulaşmadığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle ilk filmin korkutucu olduğunu, ancak ikinci filmden daha az korkutucu olabileceğini anlatır?

  1. The first film was as scary as the second film.
  2. The first film wasn't as scary as the second film.
  3. The first film wasn't scary, and neither was the second film.
Cevabı göster

The first film wasn't as scary as the second film.

Number nine,

0:57

Dokuz numara,

Omphalophobia.

0:58

Omfalofobi.

This is the fear of the navel

0:59

Bu göbek deliği korkusudur

or what we call the belly button.

1:01

veya İngilizcede belly button dediğimiz şeydir.

It might mean these people can't abide anyone going near their belly button Kelime

1:02

Bu, o kişilerin kendi göbek deliklerine kimsenin yaklaşmasına tahammül edememeleri

Kelime

can't abide: hiç tahammül edememek

Bu cümlede can't abide, ‘hiç tahammül edememek’ anlamına gelir. Tahammül edilemeyen şey anyone going near their belly button ifadesidir; abide'dan sonraki ‘nesne + -ing biçimi’, dayanamadıkları eylemi belirtir. Buradaki abide, ‘tahammül etmek’ anlamında geçişli bir fiildir; ‘uymak’ anlamındaki abide by yapısı değildir. Can't abide, don't like ifadesinden çok daha güçlü bir hoşnutsuzluk anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede abide ‘tahammül etmek’ anlamındadır?

  1. I can't abide people talking during movies.
  2. Employees must abide by the safety rules.
Cevabı göster

I can't abide people talking during movies.

or that they freak out when close to another person's belly button. Öbek fiiller

1:06

veya başka bir kişinin göbek deliğine yaklaştıklarında çıldırmaları anlamına gelebilir.

Öbek fiiller

freak out: aniden paniğe kapılmak

Freak out, aniden aşırı derecede korkmak, kaygılanmak, şaşırmak veya üzülmek ve sakinliğini kaybetmek anlamına gelir. Burada bu kişiler, başka birinin göbek deliğine yaklaştıklarında bu güçlü tepkiyi kendileri verir. they freak out örneğinde olduğu gibi nesne yoksa tepkiyi yaşayan kişi öznedir. Bu yapı, ani ve güçlü biçimde sakinliğini kaybetmeyi anlatan her durumda kullanılabilir.

Alıştırma

Leo kocaman bir örümcek gördü ve aniden çok korktu. Hangi cümle Leo'nun tepkisini en iyi anlatır?

  1. Leo freaked his sister out when he saw the spider.
  2. Leo got a little nervous when he saw the spider.
  3. Leo freaked out when he saw the spider.
Cevabı göster

Leo freaked out when he saw the spider.

This is a pretty important part of the body

1:09

Bunun vücudun oldukça önemli bir parçası olduğunu söyleyebiliriz

given that it connected us to our mothers. Dilbilgisi

1:11

bizi annelerimize bağladığını düşünürsek.

Dilbilgisi

Kabul edilmiş bir neden sunan given that

given that, konuşanın bilinen ya da kabul edilmiş bir gerçek saydığı nedeni sunar. Burada it connected us to our mothers yan cümlesi, bu vücut bölümünün neden önemli olduğuna ilişkin yargıyı destekleyen bilgidir. given that bir bağlaçtır ve ardından tam bir yan cümle gelir: given that + özne + fiil. Genellikle “... gerçeği göz önüne alındığında” anlamına gelir; nedeni yalnızca bildirmek yerine dinleyicinin hesaba katması gereken bir arka plan bilgisi olarak çerçeveler.

Alıştırma

Önceden kabul edilmiş bir gerçeği neden olarak sunan iki sözcüklü bağlaçla cümleyi tamamlayın: We started the meeting early ____ everyone had already arrived.

Cevabı göster

given that

Only recently in 2018,

1:13

Daha yakın zamanda, 2018'de,

the UK press featured a 25-year-old student doctor

1:15

İngiliz basını bu fobiden muzdarip olan

who suffered from this phobia

1:18

25 yaşındaki stajyer bir doktoru haber yaptı

with the Daily Mail saying that she suffers panic attacks

1:19

ve Daily Mail, onun panik ataklar geçirdiğini

and is physically sick when she sees someone's navel.

1:22

ve birisinin göbek deliğini gördüğünde fiziksel olarak midesinin bulandığını söyledi.

As for the other way around, Anlatım akışı

1:24

Durumun tam tersine gelince,

she said, "If someone touches mine,

1:26

şöyle dedi: "Eğer birisi benimkine dokunursa,

it feels like they're touching my insides

1:27

sanki iç organlarıma dokunuyorlarmış gibi hissediyorum

and I can feel it all through me."

1:29

ve bunu tüm vücudumda hissedebiliyorum."

Anlatım akışı

As for the other way around: ters duruma geçiş

As for konu değişimini işaretler ve tartışmanın sırada hangi bölümünün ele alınacağını dinleyiciye bildirir. Burada ardından gelen konu the other way around ifadesidir. The other way around aynı ilişkide yönün ya da rollerin tersine çevrilmesi demektir. Konuşan kişi, başka birinin göbek deliğini gördüğündeki tepkisinden başka birinin kendi göbek deliğine dokunduğu ters duruma geçer. Bu açılış, karşılaştırmayı “şimdi de ters duruma bakalım” biçiminde düzenler.

Alıştırma

Bu cümlede As for the other way around ne işe yarar?

  1. İki durumun tam olarak aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  2. Farklı bir fiziksel rota sunar.
  3. Konuyu, iki rolün tersine çevrildiği aynı ilişkiye taşır.
Cevabı göster

Konuyu, iki rolün tersine çevrildiği aynı ilişkiye taşır.

She may struggle to become a doctor if she doesn't get over that. Öbek fiiller

1:31

Eğer bunu aşamazsa doktor olmakta zorlanabilir.

Öbek fiiller

Get over: bir korkuyu aşmak veya toparlanmak

Bu cümlede get over, bir korkuyu “aşmak” veya “geride bırakmak” anlamına gelir. Doktor olma hedefinin önüne geçmemesi için bu korkunun onu kontrol etmesini durdurması gerekir. Get over ifadesinin anlamı nesnesine göre değişir: get over an illness hastalıktan iyileşmek, get over a breakup ayrılığın duygusal etkisini atlatmak, get over a fear or problem ise bir korkuyu ya da sorunu aşmak demektir. Burada fiziksel olarak bir şeyin üzerinden geçmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “aşmak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: After several lessons, Ben finally began to ____ his fear of deep water.

Cevabı göster

get over

Number eight,

1:34

Sekiz numara,

Papaphobia.

1:34

Papafobi.

When some people find out that the guy who likes to wear a white spearhead hat

1:35

Bazı insanlar, beyaz sivri uçlu şapka takmayı seven adamın

will be in town,

1:39

şehre geleceğini öğrendiklerinde,

they decide to take a vacation.

1:40

tatile çıkmaya karar verirler.

The guy is the Pope,

1:41

O adam Papa'dır,

and papaphobia is a fear of him.

1:43

ve papafobi ondan korkmaktır.

It's thought this fear is related to other fears

1:45

Bu korkunun dini nesnelerden dehşete düşmeyi içeren

concerning being terrified of religious objects.

1:47

diğer korkularla ilgili olduğu düşünülmektedir.

When these people see the Pope,

1:49

Bu insanlar Papa'yı gördüklerinde,

their heartbeat quickens,

1:51

kalp atışları hızlanır,

they sweat profusely,

1:52

aşırı derecede terlerler,

and sometimes feel nauseous.

1:53

ve bazen mideleri bulanır.

Apparently, if these folks do see the man,

1:55

Görünüşe göre, bu insanlar adamı gerçekten görürlerse,

they should quickly swallow a Xanax

1:57

hemen bir Xanax

or some similar type of anti-anxiety medication.

1:59

veya benzeri bir tür anti-anksiyete ilacı yutmalıdırlar.

Number seven,

2:02

Yedi numara,

Nomophobia.

2:02

Nomofobi.

Nomophobia is weird,

2:04

Nomofobi tuhaftır,

but according to reports,

2:05

ancak raporlara göre,

it's becoming very common among the younger generation.

2:06

genç nesil arasında çok yaygın hale gelmektedir.

It means the fear of being without your cell phone

2:08

Cep telefonunuz olmadan kalma korkusu

or fear of being without a charge

2:11

veya şarjınızın bitmesi korkusu

or even without connection to the internet.

2:13

hatta internet bağlantınızın olmaması korkusu anlamına gelir.

Psychology Today says some people are so scared to be without this thing, Dilbilgisi

2:14

Psychology Today, bazı insanların bu şeyden uzak kalmaktan o kadar çok korktuklarını söylüyor ki,

they shower with it,

2:18

onunla duş alıyorlar,

sleep with it,

2:19

onunla uyuyorlar,

take it literally everywhere.

2:20

onu kelimenin tam anlamıyla her yere götürüyorlar.

Dilbilgisi

So scared to be without: bir şeye sahip olmamaktan yoğun biçimde korkmak

So scared to be without this thing ifadesinde so, scared sözcüğünün derecesini güçlendirir; korku çok yoğundur. To be without this thing mastar yapısı, korkulan durumu, yani telefonun yanlarında olmamasını belirtir. Without sözcüğünden sonra nesne ya açıkça belirtilmeli ya da bağlamdan anlaşılmalıdır. Ardından gelen davranışlar bu güçlü korkunun sonucunu veya kanıtını gösterir. Daha açık bir yazılı anlatımda so ... that kullanılabilir: They are so scared to be without it that they take it everywhere.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen “bir şeye sahip olmamaktan çok korkmak” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: Mia is ____ her map that she checks her bag before every hike.

Cevabı göster

so scared to be without

In fact,

2:22

Aslında,

cell phone addiction has become a big topic in the media,

2:23

cep telefonu bağımlılığı medyada büyük bir konu haline geldi,

but some might be surprised that people are petrified

2:25

ancak bazılarının şaşırabileceği şey, insanların

of being without their device.

2:28

cihazları olmadan kalmaktan ödü kopuyor olmasıdır.

A recent UK study consisting of over 2100 people

2:29

İngiltere'de 2100'den fazla kişinin katıldığı yakın tarihli bir araştırma,

found that 58% of men suffered from this phobia,

2:32

erkeklerin %58'inin ve kadınların %47'sinin

as did 47% of women. Dilbilgisi

2:35

bu fobiden muzdarip olduğunu buldu.

Dilbilgisi

as did 47% of women: as + yardımcı fiil + özne

Bu cümlede as, 'aynı şekilde' veya 'aynı durum ... için de geçerli' anlamına gelir. as did 47% of women yan cümlesi paralel bir bulgu ekler: kadınların %47'si de bu fobiden mustaripti. Buradaki as bir neden veya zaman belirtmez. Bu yapı yardımcı fiil-özne devrikliğidir: as + did + özne. Did geçmiş zamanı taşır ve daha önceki suffered from this phobia fiil grubunun yerini alarak tekrar edilmesini önler. Aynı kalıpta önceki cümleciğe uyan was, were, has veya have gibi yardımcı fiiller kullanılır.

Alıştırma

Gençlerin %55'inin de yeni tasarımı tercih ettiğini anlatan en özlü ve resmî tamamlamayı seçin: In the survey, 62% of adults preferred the new design, ____.

  1. as did 55% of teenagers
  2. because did 55% of teenagers
  3. as did 55% of teenagers preferred it
  4. as were 55% of teenagers
Cevabı göster

as did 55% of teenagers

In the US,

2:37

ABD'de

it is worse with 66% of all phone users

2:38

durum daha da kötü, tüm telefon kullanıcılarının %66'sı

suffering from nomophobia.

2:41

nomofobiden muzdarip.

The Guardian in 2017 said this detachment from the smartphone

2:43

The Guardian 2017'de, akıllı telefondan bu kopuşun

increases heart rate and blood pressure,

2:46

kalp atış hızını ve kan basıncını artırdığını,

causes anxiety,

2:48

kaygıya neden olduğunu

and generally affects users the way drug addicts first feel

2:49

ve genel olarak kullanıcıları, uyuşturucu bağımlılarının

in the early stages of withdrawal.

2:52

yoksunluğun ilk aşamalarında hissettiklerine benzer şekilde etkilediğini söyledi.

These screenagers have put their lives into this little beeping box,

2:54

Bu 'ekran gençleri' hayatlarını bu bipleyen küçük kutunun içine koydular,

and as most psychologists will tell you,

2:58

ve çoğu psikoloğun size söyleyeceği gibi,

that box was created to be as addictive as anything. Dilbilgisi

2:59

o kutu en az her şey kadar bağımlılık yapıcı olacak şekilde yaratıldı.

Dilbilgisi

as addictive as anything: dereceyi güçlü biçimde vurgulayan ifade

as + sıfat + as anything kalıbı, sıfatın derecesini güçlendirmenin gündelik bir yoludur. Burada as addictive as anything, 'son derece bağımlılık yapan' veya 'hayal edilebilecek kadar bağımlılık yapan' anlamına gelir. Anything, mümkün olan her şeyle gerçek bir karşılaştırma yapmaz. Yapı eşitlik karşılaştırmasına benzer, ancak buradaki asıl görevi vurgudur. as loud as anything veya as stubborn as anything örneklerinde olduğu gibi, derecelendirilebilen başka sıfatlar da aynı kalıba yerleştirilebilir.

Alıştırma

Cümleyi gündelik as ... as anything kalıbı ve tired sıfatıyla tamamlayın: After the long trip, I was ____.

Cevabı göster

as tired as anything

Welcome to the world of digital heroin. Deyimler

3:03

Dijital eroin dünyasına hoş geldiniz.

Deyimler

güçlü bir metafor olarak digital heroin

Burada digital heroin, son derece bağımlılık yapacak şekilde tasarlanan ya da öyle deneyimlenen dijital teknoloji için kullanılan bir metafordur. Bir cihazın gerçekten eroin içerdiği anlamına gelmez. Konuşmacı, dijital kullanımı tehlikeli bir uyuşturucuyla karşılaştırarak tarafsız bir tanım yapmak yerine son derece eleştirel ve kaygı uyandıran bir yargı ortaya koyar.

Alıştırma

Digital heroin bu cümlede nasıl bir işlev görür?

  1. Her akıllı telefon kullanıcısına tarafsız bir tıbbi tanı koyar.
  2. Dijital bir cihazın içinde gerçekten eroin bulunduğunu belirtir.
  3. Bağımlılık yapan dijital teknolojiyi güçlü biçimde tehlikeli bir uyuşturucuya benzetir.
Cevabı göster

Bağımlılık yapan dijital teknolojiyi güçlü biçimde tehlikeli bir uyuşturucuya benzetir.

Number six,

3:05

Altı numara,

Ephebiphobia.

3:06

Efebifobi.

Speaking about these smartphone junkie teens,

3:07

Bu akıllı telefon bağımlısı gençlerden bahsetmişken,

some people have a fear of them.

3:09

bazı insanların onlardan korkusu vardır.

Yes,

3:11

Evet,

ephebiphobia is an irrational fear of teenagers

3:11

efebifobi, gençlere karşı

or generally young people.

3:14

veya genel olarak genç yaştaki insanlara karşı mantıksız bir korkudur.

We doubt sufferers need to see ID before they get the sweats. Deyimler

3:16

Fobi sahiplerinin terlemeye başlamadan önce kimlik görmeleri gerektiğinden şüpheliyiz.

Deyimler

bir terleme nöbeti için get the sweats

get the sweats ifadesinde çoğul isim öbeği olan the sweats; korku, gerginlik, hastalık veya yoksunluk gibi bir tepkinin yol açtığı belirgin bir terleme nöbetini anlatır. Neden bağlamdan anlaşılır. Burada ifade, terlemeyi egzersiz sonrası olağan terleme olarak değil, kaygılı bir bedensel tepki olarak sunar.

Alıştırma

Gerginlikten kaynaklanan bir terleme nöbetini anlatan gündelik ifadeyi tamamlayın: Before every big presentation, I get ____.

Cevabı göster

the sweats

In every generation,

3:19

Her nesilde,

you get these old folks decrying the youth of the day Kelime

3:20

günün gençliğini kınayan

saying they don't respect this or that

3:23

şuna veya buna saygı duymadıklarını söyleyen yaşlı insanlar

Kelime

decrying the youth of the day: bir nesli resmî biçimde kınamak

Burada decrying, bir şeyi kamu önünde ve güçlü biçimde eleştirmek ya da kınamak anlamına gelir. -ing'li ifade, yaşlı insanların ne yaptığını açıklar; decry, sıradan complain about ifadesinden daha resmî ve daha güçlüdür. The youth of the day, tek bir genci değil, belirli bir dönemdeki gençleri toplu olarak ifade eder. Sözcükler birlikte genç bir nesle yönelik geniş kapsamlı bir toplumsal eleştiri sunar.

Alıştırma

Bu cümlede decrying the youth of the day ne anlama geliyor?

  1. O dönemin gençlerini bir grup olarak kamu önünde kınamak
  2. Tek bir gence sessizce öğüt vermek
  3. Gençlerin nasıl değiştiğini kutlamak
Cevabı göster

O dönemin gençlerini bir grup olarak kamu önünde kınamak

or in US comedian Doug Stanhope's opinion,

3:25

veya Amerikalı komedyen Doug Stanhope'un fikrine göre,

that the digital generation is just not reckless enough.

3:27

dijital neslin yeterince pervasız olmadığını düşünenler olur.

But apparently this aversion to our cute kids is on the rise. Kalıp ifadeler

3:30

Ancak görünüşe göre, sevimli çocuklarımıza karşı olan bu kaçınma eğilimi artıyor.

Kalıp ifadeler

on the rise: yükselen bir eğilim

Be on the rise, artmak ya da daha yaygın, daha sık veya daha yoğun hâle gelmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada antipatinin arttığını belirtir. Yaygın yapı özne + be + on the rise biçimindedir. Rise, fiziksel bir hareketi değil, soyut bir yükseliş eğilimini ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi on ile başlayan ve daha yaygın hâle gelmek anlamına gelen üç sözcüklü kalıpla tamamlayın: In this town, bike thefts are ____.

Cevabı göster

on the rise

The Guardian interviewed one 16-year-old who said,

3:34

The Guardian, 16 yaşındaki bir gençle röportaj yaptı ve genç şöyle dedi:

"I've had people cross the road

3:36

"Sırf benden kaçınmak için

to avoid me."

3:38

yolun karşısına geçen insanlar oldu."

But that was due to the age-old fear of kids

3:39

Ancak bunun nedeni, çocukların

possibly being aggressive to old people.

3:41

yaşlı insanlara karşı agresif olabileceğine dair asırlık korkuydu.

Kids these days are subject to moral panic Kültür

3:42

Bugünlerde çocuklar, yaşlıların onlara şımarık olduklarını,

Kültür

Ahlaki panik: abartılı toplumsal korku

Ahlaki panik, bir grubun veya davranışın ortak değerleri ya da toplumsal düzeni tehdit ettiğine ilişkin yaygın ve büyütülmüş korkuyu anlatan toplumsal bir terimdir. Bir kişinin ahlaki bir seçim yaparken duyduğu kişisel korku anlamına gelmez. Burada bu ifade, gençler hakkında tekrarlanan iddiaları kanıtlarla orantısız olabilecek bir toplumsal tepki olarak çerçeveler.

Alıştırma

Bu cümlede moral panic neyi anlatıyor?

  1. Ahlaki kuralların değişip değişmemesi üzerine sakin bir tartışma
  2. Bir çocuğun ahlaka aykırı bir seçim yapma konusundaki kişisel kaygısı
  3. Gençlerin toplumsal değerleri tehdit ettiğine dair yaygın ve abartılı bir kamusal korku
Cevabı göster

Gençlerin toplumsal değerleri tehdit ettiğine dair yaygın ve abartılı bir kamusal korku

with older people telling them they are spoiled,

3:45

çok kolay kırıldıklarını söyledikleri

too easily offended,

3:47

ahlaki bir paniğe maruz kalıyorlar,

until it comes to the point

3:48

ta ki durum

some people just don't want to be anywhere near their youths.

3:49

bazı insanların sadece gençlerin yakınında bile bulunmak istememesine varana kadar.

But this seems to happen in every generation.

3:52

Ancak bu her nesilde oluyor gibi görünüyor.

One of the first books on the subject

3:54

Bu konudaki ilk kitaplardan biri

from the 1980s said nearly every generation

3:56

1980'lerden olup, neredeyse her nesilden

of young people has been chastised for being out of control Kelime

3:59

gençlerin kontrolden çıkmış olmakla

or aberrant in some way.

4:02

veya bir şekilde anormal olmakla suçlandığını söylüyordu.

Kelime

chastised for being out of control: kontrolden çıktığı için sert biçimde azarlandı

Chastised, sert biçimde eleştirilmiş veya azarlanmış demektir. Edilgen be chastised for doing something kalıbında for, eleştiriye neden olan eylemi veya davranışı belirtir. Burada neredeyse her genç kuşak, gençler kontrolden çıkmış veya olağan dışı görülmüş oldukları için sert eleştiri almış şekilde sunulur. Bu fiil basit bir anlaşmazlıktan çok daha güçlüdür.

Alıştırma

chastise fiilini edilgen biçimde kullanın ve nedeni belirten edatı ekleyin: The committee members were ____ leaking the report.

Cevabı göster

chastised for

Adult claims of degeneration among the young

4:03

Yetişkinlerin gençler arasında yozlaşma olduğuna dair iddiaları

can be found in nearly every previous decade.

4:05

neredeyse geçmişteki her on yılda bulunabilir.

Only Doug Stanhope dislikes the young,

4:08

Sadece Doug Stanhope'un gençleri sevmemesinin nedeni,

he says,

4:10

kendi deyimiyle,

because they aren't aberrant enough.

4:10

onların yeterince anormal olmamasıdır.

Number five,

4:13

Beş numara,

Phagophobia.

4:14

Fagofobi.

This one must really suck. Kelime

4:15

Bu gerçekten berbat olmalı.

Kelime

must really suck: güçlü ve gündelik bir çıkarım

Burada must zorunluluk bildirmez. Konuşanın bildiklerine dayanarak vardığı güçlü bir sonucu gösterir; really ise bu yargıyı daha da güçlendirir. Suck, bir şeyin çok kötü, sinir bozucu veya sıkıntılı olduğunu belirten gündelik bir argo sözcüktür. Burada “emmek” şeklindeki gerçek anlamında kullanılmaz. must really suck bir bütün olarak konuşanın durumun çok kötü olduğuna güçlü biçimde inandığını gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Having to cancel your trip must really suck.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Konuşan, durumun çok sıkıntılı olduğuna güçlü biçimde inanıyor.
  2. Konuşan, birinin bu durumdan hoşlanmamak zorunda olduğunu söylüyor.
  3. Konuşan fiziksel bir emme eylemini anlatıyor.
Cevabı göster

Konuşan, durumun çok sıkıntılı olduğuna güçlü biçimde inanıyor.

Phagophobia is the irrational fear of swallowing.

4:16

Fagofobi, mantıksız bir yutma korkusudur.

We are told it is sometimes confused with a fear of eating Kalıp ifadeler

4:19

Bazen yeme korkusuyla

or certain conditions related to weight,

4:21

veya kiloyla ilgili belirli durumlarla karıştırıldığı söylenir,

Kalıp ifadeler

is sometimes confused with: bir şeyi başka bir şey sanmak

Be confused with, bir şeyin yanlışlıkla başka bir şey olarak tanımlanması anlamına gelir. Bu edilgen yapıda özne, insanların yanlış tanımladığı şeyi; with sonrasındaki isim ise onun neyle karıştırıldığını gösterir. Sometimes, bu karışıklığın her zaman değil bazı durumlarda gerçekleştiğini gösterir. Terimleri, belirtileri, türleri veya yanlışlıkla aynı kabul edilebilecek diğer kavramları açıklığa kavuştururken bu yapı kullanışlıdır.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: In low light, a large dog is sometimes ____ a wolf.

Cevabı göster

confused with

but it's closer to the fear of choking. Kalıp ifadeler

4:23

ancak daha çok boğulma korkusuna yakındır.

Kalıp ifadeler

Kavramsal karşılaştırma için it's closer to

Bu cümlede it's closer to, boğaza bir şey kaçması korkusunun bu durumu başka olası bir etiketten daha iyi tanımladığını belirtir. Closer burada fiziksel uzaklığı değil, fikirler arasındaki benzerliği anlatır. be closer to + isim veya -ing biçimi, bir şeyi temkinli biçimde sınıflandırmanızı sağlar: iki şeyin tamamen aynı olduğunu söylemeden en uygun tanıma işaret eder.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak it's closer to ifadesiyle tamamlayın: The reaction is not exactly anger; ____ frustration.

Cevabı göster

it's closer to

The amount of research on this must mean it's quite common. Dilbilgisi

4:25

Bunun üzerine yapılan araştırmaların miktarı, bunun oldukça yaygın olduğu anlamına gelmeli.

Dilbilgisi

Kanıta dayalı güçlü çıkarım için must mean

Burada must mean, konuşanın kanıtı en iyi açıkladığını düşündüğü sonucu sunar: araştırmaların çokluğu, bu durumun oldukça yaygın olduğunu düşündürür. Must güçlü bir çıkarım gösterir; kanıtlanmış bir gerçeği göstermez. Kanıt + must mean + sonuç kalıbında must epistemik bir işleve sahiptir: ipuçlarından mantıken gerekli görünen sonucu ifade eder. Burada bir kural veya zorunluluk anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle kanıta dayalı güçlü bir çıkarım yapmak için must mean kullanıyor?

  1. The doors are locked and all the lights are off; that must mean the shop is closed.
  2. The sign might mean the shop is closed.
  3. Staff must close the shop at nine.
Cevabı göster

The doors are locked and all the lights are off; that must mean the shop is closed.

One site tells us,

4:28

Bir site bize şunları söylüyor:

a person's throat muscles will flex and spasm during their panic attack,

4:29

Kişinin boğaz kasları panik atak sırasında bükülecek ve spazm geçirecek,

closing the throat and expelling any unwanted items out of the mouth. Dilbilgisi

4:33

boğazı kapatacak ve istenmeyen nesneleri ağızdan dışarı atacaktır.

Dilbilgisi

closing ... and expelling ...: eş görevli -ing sonuç yan cümleleri

Virgülden sonra gelen -ing öbeği, boğaz kaslarının gerilip spazm geçirmesinin sonucunda ne olduğunu ekler. closing the throat and expelling any unwanted items out of the mouth yeni ve bağımsız bir cümle değildir; ana cümleye bağlıdır. closing ve expelling, bağlaçla eş görevli hâle getirilmiş iki -ing biçimidir. Aynı durumda ortaya çıkan iki paralel sonucu gösterirler. Bu yapı, açıklayıcı metinlerde özne ve çekimli fiil tekrarlanmadan bağlantılı sonuçların kısa biçimde verilmesini sağlar.

Alıştırma

“The pipe cracked under the pressure, spraying water across the floor and damaging the nearby boxes.” cümlesindeki iki -ing öbeği ne yapar?

  1. Kendi öznesi olan yeni ve bağımsız bir cümle oluştururlar.
  2. Borunun çatlamasının iki sonucunu anlatırlar.
  3. Kimliği belirtilmeyen bir kişinin yaptığı birbiriyle ilgisiz iki eylemi anlatırlar.
Cevabı göster

Borunun çatlamasının iki sonucunu anlatırlar.

This could mean water,

4:36

Bu, su,

food,

4:37

yiyecek

or medications,

4:37

veya ilaçlar anlamına gelebilir,

so it's very serious.

4:38

bu yüzden çok ciddidir.

The answer is therapy.

4:40

Bunun çözümü terapidir.

Number four,

4:41

Dört numara,

Triskaidekaphobia,

4:42

Triskaidekafobi,

the fear of the number 13.

4:43

13 sayısı korkusu.

This person might also have a general fear of numbers,

4:44

Bu kişi aynı zamanda sayılara karşı genel bir korku da duyabilir,

which is numerophobia.

4:47

ki bu numerofobidir.

Others fear the number four,

4:48

Diğerleri dört sayısından korkar,

which is tetraphobia,

4:50

ki bu tetrafobidir,

but as for 13,

4:51

ama 13'e gelince,

what does that mean?

4:52

bu ne anlama geliyor?

Well, it's mostly related to superstition,

4:53

Şey, daha çok batıl inançlarla,

sometimes related to myths or religion,

4:55

bazen efsaneler veya dinle ilgilidir,

and that generally the number 13 is not a nice number.

4:58

ve genel olarak 13 sayısının hoş bir sayı olmamasıyla.

We have a show on this topic

5:01

Bu konuda bir programımız var

if you want to know more.

5:02

eğer daha fazlasını bilmek isterseniz.

As Time Magazine reported,

5:03

Time Magazine'in bildirdiği gibi,

it's less a psychological malady than it is a silly superstition. Dilbilgisi

5:04

bu psikolojik bir rahatsızlıktan çok, aptalca bir batıl inançtır.

Dilbilgisi

less X than Y: bir şeyi X'ten çok Y olarak tanımlamak

less X than Y yapısında less miktarları karşılaştırmaz. İki tanımın bir şeye ne kadar uygun olduğunu karşılaştırır. Burada psychological malady tanımı geri plana atılırken silly superstition daha doğru etiket olarak sunulur. it is ifadesinin tekrarlanması iki seçeneği paralel hâle getirir: it is less X than it is Y. Bu yapı çoğu zaman “X olmaktan çok Y” veya “X yerine Y olarak anlamak daha doğru” anlamına gelir. X'i tamamen reddetmek yerine yalnızca daha zayıf bir tanım hâline getirebilir.

Alıştırma

İkinci tanımı daha doğru göstermek için cümleyi less ... than ile tamamlayın: The mistake was ____ a math error ____ it was a failure to read the instructions.

Cevabı göster

less · than

For this reason,

5:08

Bu nedenle,

some businesses leave out the number on aisles, Öbek fiiller

5:08

bazı işletmeler koridorlarda,

Öbek fiiller

leave out: atlamak veya dahil etmemek

Burada leave out, “dahil etmemek” veya “atlamak” anlamına gelir. İşletmeler koridor numaralandırma sırasından 13 sayısını kasıtlı olarak çıkarır; bu, sayıyı fiziksel olarak bir yerde bırakmak anlamına gelmez. Leave out ayrılabilen bir öbek fiildir: leave out the number ve leave the number out yapılarının ikisi de kullanılabilir. Nesne bir zamirse leave it out denir. Bağlama göre çıkarma işlemi kasıtlı da yanlışlıkla da yapılmış olabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede leave out, “atlamak veya dahil etmemek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Please leave out the last paragraph.
  2. Please leave the keys behind.
  3. Please leave the package outside.
Cevabı göster

Please leave out the last paragraph.

chairs,

5:10

sandalyelerde,

floors,

5:11

katlarda

or rooms,

5:11

veya odalarda numarayı atlar

and believers will stay clear of the number Kalıp ifadeler

5:12

ve buna inananlar onu görürlerse

if they do see it.

5:14

numaradan uzak dururlar.

Kalıp ifadeler

stay clear of: uzak durmak

Stay clear of, “uzak durmak” veya “kaçınmak” anlamına gelir. Bu cümlede, sayının uğursuz olduğunu düşünen kişiler onu seçmek veya kullanmak yerine ondan uzak durur. Bu ifade bir tehlikeyle arada fiziksel mesafe bırakmayı anlatabilir; ayrıca bir kişiden, konudan, etkinlikten ya da sorundan kaçınmak için de kullanılabilir. Burada clear, “kolay anlaşılır” değil, temas veya dahil olma durumundan uzak anlamındadır.

Alıştırma

Bir uyarı, ileride kırık cam olduğunu söylüyor. Hangi cümle birine ondan uzak durmasını söyler?

  1. Clear the broken glass.
  2. Stay clear of the broken glass.
  3. Be clear about the broken glass.
Cevabı göster

Stay clear of the broken glass.

Number three,

5:15

Üç numara,

Ablutophobia.

5:16

Ablutofobi.

This is not a good phobia to have

5:17

Bu, sahip olmak isteyeceğiniz iyi bir fobi değildir

if you are actively trying to find someone to date

5:18

eğer aktif olarak çıkacak birini bulmaya çalışıyorsanız

because it means being terrified of washing or bathing.

5:21

çünkü bu, yıkanmaktan veya banyo yapmaktan dehşete düşmek anlamına gelir.

It's more common in kids than in adults,

5:23

Çocuklarda yetişkinlerden daha yaygındır,

but a few hundred years back in Europe,

5:25

ancak birkaç yüz yıl önce Avrupa'da,

many people had this phobia.

5:27

birçok insan bu fobiye sahipti.

These days,

5:28

Bugünlerde,

it's thought to be related to traumatic experiences Dilbilgisi

5:29

çocukken banyo yaparken

as a child when bathing.

5:31

yaşanan travmatik deneyimlerle ilişkili olduğu düşünülmektedir.

Dilbilgisi

it's thought to be related to: inanılan bir bağlantıyı temkinli biçimde aktarmak

it's kısaltmasının açık biçimi it is şeklindedir. subject + be thought to + fiil edilgen aktarma kalıbında thought, bir şeyin doğru olduğuna inanıldığını belirtir. Burada it, söz konusu duruma gönderme yapar. Kalıp, bu görüşü kimin taşıdığını belirtmeden genel bir görüşü veya uzman görüşünü aktarır; böylece ifade kesin değil, temkinli duyulur. Be related to, bir şeyle bağlantılı olmak demektir. Çocukluk deneyimlerinin bu duruma neden olduğunu tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi tamamlama genel bir inanışı temkinli biçimde aktarır ve yalnızca bağlantı olduğunu söyler? This sleep problem ____ stress.

  1. thinks it is related to
  2. is proven to be caused by
  3. is thought to be related to
Cevabı göster

is thought to be related to

Number two,

5:33

İki numara,

Dextrophobia.

5:33

Dekstrofobi.

This is certainly one of the most irrational

5:34

Bu kesinlikle mantıksız korkuların

of irrational fears.

5:36

en mantıksız olanlarından biridir.

It's the fear of having things to the right of you.

5:37

Kişinin sağında bir şeylerin olmasından korkmasıdır.

According to one source,

5:40

Bir kaynağa göre,

it's related to obsessive-compulsive personality disorder,

5:41

obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu ile ilişkilidir

and sufferers will find themselves cluttering things Dilbilgisi

5:44

ve hastalar evdeki

in the home or office all to the left side.

5:46

veya ofisteki eşyaları hep sol tarafa yığarlar.

Dilbilgisi

find themselves cluttering: plansız bir eylemi yaparken kendini fark etmek

Find oneself doing, kişinin zaten bir şey yapmakta olduğunun farkına varması demektir. find themselves cluttering ifadesinde find, aramak anlamına gelmez: themselves dönüşlü nesnedir ve cluttering, kişilerin yapmakta olduklarını fark ettikleri eylemi anlatır. Bu kalıp çoğunlukla eylemin planlanmadığını, otomatik olarak gerçekleştiğini veya ancak sonradan fark edildiğini düşündürür. Bu nedenle they are cluttering gibi basit bir sürerlik yapısında bulunmayan öz farkındalık anlamını ekler.

Alıştırma

read fiilini kullanarak cümleyi find oneself doing kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After opening the discussion, I ____ every comment.

Cevabı göster

found myself reading

They don't like standing to the left of people

5:48

İnsanların solunda durmaktan

or even driving in the left lane.

5:50

veya sol şeritte araba kullanmaktan bile hoşlanmazlar.

Other people may have levophobia,

5:52

Diğer insanların levofobisi olabilir,

which is a fear of things being to the left of them.

5:54

ki bu da eşyaların kendi solunda olmasından korkmaktır.

If someone has both phobias,

5:56

Eğer birisinin her iki fobisi de varsa,

then they are really in trouble.

5:58

o zaman gerçekten başı dertte demektir.

Number one,

5:59

Bir numara,

Phobophobia.

6:00

Fobofobi.

You could say our last phobia might make sense

6:01

Bu programı izledikten sonra

after you've watched this show,

6:04

son fobimizin mantıklı gelebileceğini söyleyebilirsiniz,

so it's the right way to end. Deyimler

6:05

bu yüzden bitirmek için doğru bir yol.

Deyimler

“the right way to end” ifadesindeki right

Bu cümlede the right way to end, “bitirmek için uygun veya yerinde bir yol” anlamına gelir. Right burada uygun olan şeyi tanımlar; birine kelimenin gerçek anlamıyla sağ tarafa gitmesini söylemez. İfade aynı zamanda bir kelime oyunu yapar. Önceki konu right ve left ile bağlantılı korkularla ilgili olduğu için right, normal “uygun” anlamını taşırken dinleyiciye yön olarak “sağ” anlamını da hatırlatır. Espri, iki anlamın aynı anda devrede olmasından doğar.

Alıştırma

Bu bağlamda “the right way to end” neden komiktir?

  1. “Bitirmek için uygun bir yol” anlamına gelirken aynı zamanda left yönünün karşıtını hatırlatır.
  2. Kelimenin gerçek anlamıyla sağ tarafta bitirme talimatı verir.
  3. Son fobinin ahlaki açıdan doğru olduğunu söyler.
Cevabı göster

“Bitirmek için uygun bir yol” anlamına gelirken aynı zamanda left yönünün karşıtını hatırlatır.

As you might guess,

6:06

Tahmin edebileceğiniz gibi,

it means the fear of having a phobia.

6:07

fobisi olma korkusu anlamına gelir.

So if you are feeling left out right now Deyimler

6:09

Yani şu anda kendinizi dışlanmış hissediyorsanız

as you have no phobias,

6:11

hiçbir fobiniz olmadığı için,

you might one day acquire this phobia.

6:13

bir gün bu fobiyi edinebilirsiniz.

Deyimler

feeling left out: dışlanmış hissetmek

Feeling left out, başkalarının paylaştığı bir şeye dâhil edilmediğini, dışlandığını veya görmezden gelindiğini hissetmek demektir. Left out, feeling sözcüğünden sonra gelir ve kişinin sosyal ya da duygusal durumunu anlatır; fiziksel olarak sol tarafta bulunmak anlamına gelmez. Burada konuşmacı, hiç fobisi olmayan birinin konuşulan gruba ait değilmiş gibi hissedebileceği üzerinden şaka yapar. Left sözcüğü önceki left/right kelime oyununu da sürdürür; ancak deyimin temel anlamı sosyal olarak dışlanmış hissetmektir.

Alıştırma

“Dışlanmışlık hissi yaşamak” anlamına gelen üç sözcüklük ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: Mia was ____ when nobody asked her to join the game.

Cevabı göster

feeling left out

From the description,

6:15

Açıklamasına bakılırsa,

it sounds like a panic attack. Dilbilgisi

6:16

kulağa panik atak gibi geliyor.

Dilbilgisi

Temkinli bir çıkarım için it sounds like

It sounds like, alınan bilgilere dayanarak geçici ve temkinli bir sonuç bildirir. Buradaki kanıt yazılı bir açıklamadır; bu nedenle sounds gerçek anlamda bir sesi anlatmaz. it is ile karşılaştırıldığında bu ifade belirsizliğe yer bırakır. Yeniden kullanılabilen yapı it sounds like + isim öbeği veya yan cümledir; It sounds like a mistake ve It sounds like they are ready buna örnektir.

Alıştırma

Yalnızca kısa bir açıklama okudunuz ve temkinli bir değerlendirme yapmak istiyorsunuz. En uygun cümle hangisidir?

  1. It is definitely a panic attack.
  2. It sounds like a panic attack.
  3. I can hear the person breathing quickly.
Cevabı göster

It sounds like a panic attack.

The anxiety forms in the unconscious,

6:17

Kaygı bilinçaltında oluşur,

and then suddenly the person will feel dizzy and tense.

6:19

ve sonra aniden kişi kendini başı dönmüş ve gergin hisseder.

Their heart will pound and be aware of something bad about to happen. Kalıp ifadeler

6:22

Kalbi küt küt atar ve kötü bir şey olmak üzere olduğunun farkına varır.

Kalıp ifadeler

something bad about to happen: kısaltılmış ilgi cümleciği

About to + fiilin yalın hâli, bir olayın çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır. about to happen yapısındaki about, yaklaşık veya hakkında anlamına gelmez. Burada about to happen, something bad ifadesinden sonra gelir ve onu tanımlar. İfade, something bad that is about to happen biçiminde açılabilir. Bu, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir; yapıyı anlamak için zihnen that is eklemek yararlı olabilir.

Alıştırma

about to ve happen fiilini kullanarak kısaltılmış isim öbeğini tamamlayın: We can sense something unusual ____.

Cevabı göster

about to happen

This anxiety disorder can manifest as panic at any time Kelime

6:25

Bu anksiyete bozukluğu her an panik olarak kendini gösterebilir

because the person is always fearing getting a phobia,

6:29

çünkü kişi her zaman bir fobi geliştirmekten korkar,

sometimes of something they love.

6:31

bazen de sevdiği bir şeye karşı bile.

Kelime

manifest as panic: panik biçiminde ortaya çıkmak

Burada manifest as, “bir biçimde ortaya çıkmak veya fark edilir hâle gelmek” demektir. Kaygı bozukluğu söz konusu durumdur; panic ise bu durumun ortaya çıkabileceği biçimlerden biridir. Kalıp X manifests as Y şeklindedir. Y, X’in nedenini değil, gözlemlenebilir belirtisini veya biçimini adlandırır. Bu ifade tek başına bir tanının kanıtlandığı anlamına da gelmez.

Alıştırma

Tıbbi raporu, bu derste geçen ve “bir biçimde ortaya çıkmak” anlamına gelen resmî kalıpla tamamlayın: The allergy may ____ a red, itchy rash.

Cevabı göster

manifest as

As strange as it sounds, Dilbilgisi

6:33

Kulağa ne kadar garip gelse de,

it's actually one of the most common phobias on this list.

6:35

aslında bu listedeki en yaygın fobilerden biridir.

Dilbilgisi

As strange as it sounds: şaşırtıcı bir izlenimi önce kabul etmek

As strange as it sounds, ödünleme bildiren bir cümle başlangıcıdır. Sonraki iddianın şaşırtıcı veya inanması zor görünebileceğini önce kabul eder, ardından bu iddianın yine de doğru olduğunu belirtir. Kalıp As + sıfat + as it sounds şeklindedir ve ardından karşıtlık oluşturan ana cümle gelir. Burada as, “çünkü” anlamına gelmez; ifade “kulağa tuhaf gelse de” demektir.

Alıştırma

“Bu tuhaf görünebilir ama” anlamına gelen ve cümleyi en iyi tamamlayan başlangıcı seçin: _____, the quietest room can feel uncomfortable after a while.

  1. As strangely as it sounds
  2. Because it sounds strange
  3. As strange as it sounds
  4. Since it sounds strange
Cevabı göster

As strange as it sounds

We'll leave you with this quote from Franklin D. Roosevelt.

6:37

Sizi Franklin D. Roosevelt'in bu sözüyle baş başa bırakacağız.

All we have to fear is fear itself. Dilbilgisi

6:40

Korkmamız gereken tek şey korkunun kendisidir.

Dilbilgisi

All we have to fear is fear itself: All + yan cümle + be yapısı

All we have to fear ifadesinde all, öncülün anlamını da içinde barındıran birleşik bir ilgi yapısının parçasıdır; the only thing that, yani “... olan tek şey” anlamına gelir. we have to fear yan cümlesi bu şeyi tanımlar; böylece All + yan cümle + be kalıbı ana odağı is'ten sonraya yerleştirir. Burada ilk fear “korkmak” anlamında fiildir; fear itself içindeki fear ise “korku” anlamında isimdir. Itself vurguyu güçlendirir: adı konan tehlike korkunun ta kendisidir. Tekrar, bütün diğer tehlikelerin önemsiz olduğunu söylemek yerine akılda kalan döngüsel bir anlatım oluşturur.

Alıştırma

Yönergeyi altı sözcüklü All you have to do is kalıbıyla tamamlayın: ____ press the green button.

Cevabı göster

All you have to do is

Ain't that the truth? Ton ve niyet

6:42

Ne kadar da doğru değil mi?

Ton ve niyet

Ain't that the truth? ile güçlü ve gündelik katılma

“Ain't that the truth?” birinin az önce söylediğine güçlü biçimde katılmak için kullanılan retorik bir sorudur. Konuşan kişi aslında “Bu kesinlikle doğru” demektedir; ifadenin doğru olup olmadığını sormaz. Bu ifadede ain't, isn't yerine kullanılan son derece gündelik ve standart dışı bir biçimdir. Yanıtın bütünü, iki tarafın da durumu bildiğini hissettiren samimi bir konuşma tonu da katar.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Traffic gets worse every Friday.” diyor. Gerçek bir soru sormak yerine güçlü ve son derece gündelik bir katılma gösteren yanıt hangisidir?

  1. I don't know whether that's true.
  2. Could you prove that?
  3. Ain't that the truth?
Cevabı göster

Ain't that the truth?

So,

6:44

Peki,

do any of you out there have any phobias?

6:44

aranızda hiç fobisi olan var mı?

Let us know more about it in the comments.

6:46

Yorumlarda bize bundan daha fazla bahsedin.

Also,

6:48

Ayrıca,

be sure to check out our other video called FBI vs. CIA,

6:48

FBI vs. CIA adlı diğer videomuzu da mutlaka izleyin,

How do they compare?

6:51

Nasıl karşılaştırılırlar?

Thanks for watching,

6:53

İzlediğiniz için teşekkürler,

and as always,

6:53

ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

6:54

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

6:56

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.