İnsanların Yaşadığı En Tuhaf Fobiler!: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Mizahi geri sayım, peynir ve telefon korkusundan korkunun kendisine kadar on sıra dışı fobiyi tanıtıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. run for the hills — Deyimler ve mecazlı ifadeler: gerçek tepelere koşmayı değil, panikle kaçmayı anlatan gündelik ifadeyi ayırt edin. 2. as did 47% of women. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: as sonrasındaki devrikliğin önceki yüklemin yerini alarak istatistik karşılaştırmasını kısalttığını anlayın. 3. less a psychological malady than it is a silly superstition. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: less X than Y ile bir sınıflandırmayı geri plana atıp diğer açıklamayı öne çıkarın.
Bu derste
The word phobia comes from the Greek word phobos, Kalıp ifadeler
0:00Fobi kelimesi, Yunanca phobos kelimesinden gelir
Köken ve kaynak bildiren comes from
Comes from, “kaynağı veya kökeni ...dır” anlamına gelir. Burada İngilizce phobia sözcüğünü Yunanca phobos sözcüğüne bağlar; fiziksel bir hareketi anlatmaz. X comes from Y kalıbı, bir sözcüğün etimolojisi, bir ürünün geldiği yer veya bir fikrin kaynağı gibi birçok köken türünü gösterebilir.
Alıştırma
Bu derste öğrenilen ve köken bildiren iki sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: The English word music ____ the Greek word mousike.
Cevabı göster
comes from
or often what we might call an irrational fear. Dilbilgisi
0:04veya genellikle mantıksız bir korku diyebileceğimiz şeyle ilgilidir.
what we might call X: temkinli bir adlandırma yapmak
Burada what we might call an irrational fear, “mantıksız bir korku diye tanımlayabileceğimiz bir şey” anlamına gelir. What, öncülü kendi içinde barındıran kaynaşmış bir ilgi sözcüğüdür: hem adı belirtilmeyen şeyi hem de yan cümleyle bağlantıyı içerir; bu yüzden what öncesinde ek bir isim gerekmez. Might burada geçmiş zamanı göstermez. Adlandırmayı yumuşatır ve irrational fear ifadesinin mutlak veya tamamen teknik bir sınıflandırmadan çok yararlı bir tanım olduğunu gösterir. what we might call X kalıbı, bir şeyi temkinli biçimde adlandırırken veya sınıflandırırken kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle a recovery phase ifadesini kesin bir ad yerine geçici bir adlandırma olarak sunar?
- After several delays, the project entered what we might call a recovery phase.
- After several delays, the project entered what we call a recovery phase.
- After several delays, the project entered what is called a recovery phase.
Cevabı göster
After several delays, the project entered what we might call a recovery phase.
We are sure you've all heard of arachnophobia, Kalıp ifadeler
0:07Eminim hepiniz araknofobiyi duymuşsunuzdur,
“you've all heard of”: bir adı tanımak veya bir şeyin varlığını bilmek
you've all heard of arachnophobia ifadesindeki present perfect have heard of, “bu adla veya fikirle daha önce karşılaşmış olmak” anlamına gelir. Konuşmacı, dinleyicilerin terimin varlığını bildiğini varsayar; herkesin onu ayrıntılı biçimde anladığını söylemez. Önemli olan bir kişi, yer, şey veya fikre yalnızca aşina olmaksa have/has heard of kullanılır. All, bu varsayımın dinleyicilerin tamamı için geçerli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Mia grubun var olduğunu biliyor ama grup hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor. Bu anlamı hangi cümle ifade eder?
- I've heard that band.
- I've heard about that band.
- I've heard of that band.
Cevabı göster
I've heard of that band.
19.2 million US adults suffer from phobias,
0:1519.2 milyon ABD'li yetişkin fobilerden muzdariptir,
with some of the most common being a fear of spiders, Dilbilgisi
0:19bunların en yaygın olanlarından bazıları örümcek korkusu,
Ek bilgi olarak “with some of the most common being” yapısı
Ana cümle, fobilerden etkilenen ABD'li yetişkinlerin toplam sayısını verir. Ardından with some of the most common being ifadesi yaygın türleri kısa bir liste hâlinde ekler. Buradaki with ek bilgi sunar; “ve” ya da “kullanarak” anlamına gelmez. İfadenin içinde some of the most common, being sözcüğünün anlamca öznesidir. “Tam cümle + with + isim öbeği + -ing biçimi” kalıbı, yeni bir tam cümle başlatmadan bağlantılı bilgi eklemenizi sağlar.
Alıştırma
Cümleyi with + three of them + being ögelerinden oluşan beş sözcüklü yapıyla tamamlayın: The science fair has eight projects, ____ about clean energy.
Cevabı göster
with three of them being
that just can't go near a piece of matured cheddar.
0:37olgunlaşmış bir çedar peynirinin yanına bile yaklaşamayan insanlar var.
They run for the hills when the waiter hangs over them with the parmesan. Deyimler
0:40Garson parmesanla onlara doğru yaklaştığında arkalarına bakmadan kaçarlar.
run for the hills: beladan hızla kaçmak
Run for the hills, “hızla kaçmak” veya “tehlikeden ya da beladan uzaklaşmak” anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede kimse gerçekten tepelere doğru gitmez; ifade, insanların parmesandan ne kadar çok kaçınmak istediğini abartılı biçimde anlatır. Run for + bir yer yapısı bazı bağlamlarda gerçek anlamlı olabilir, ancak kalıplaşmış run for the hills ifadesi genellikle mecazidir. Konuşmalarda ve medyada kaçışı canlı, dramatik ve çoğu zaman komik bir görüntüyle anlatır.
Alıştırma
“When the manager announced another Saturday meeting, everyone wanted to run for the hills,” cümlesinde run for the hills ne anlama gelir?
- Müdürden toplantıyı dışarıya taşımasını istemek
- Hoş olmayan durumdan hızla kaçmak veya kaçınmak
- Kırsalda birlikte yürüyüşe çıkmak
Cevabı göster
Hoş olmayan durumdan hızla kaçmak veya kaçınmak
you know the rest: devamını söylemeden bırakmak
You know the rest, dinleyiciye kalan bilgilerin çıkarılabileceğini, zaten bilindiğini veya tekrarlanmasına gerek olmadığını anlatır. Burada konuşmacı, izleyicilerin açıklamanın kalanını tamamlayabilmesi için sözcüğün kökeni hakkında yeterli bilgi vermiştir. Bu, konuşmayı sonlandıran bir ifadedir. Dinleyicinin bir şeyi bilip bilmediğini sormak yerine, “Fikri sen tamamlayabildiğin için burada durabilirim” mesajını verir.
Alıştırma
Konuşmacı “I missed my alarm, rushed out without breakfast, and you know the rest” diyerek ne yapıyor?
- Dinleyiciyi bilinen veya tahmin edilebilir devamı çıkarmaya davet etmek
- Kalan olayları daha sonra açıklayacağına söz vermek
- Dinleyicinin her ayrıntıyı ezberleyip ezberlemediğini sınamak
Cevabı göster
Dinleyiciyi bilinen veya tahmin edilebilir devamı çıkarmaya davet etmek
The English media in 2016 reported about a university student
0:46İngiliz medyası 2016'da, peynirle ilk temasını travmatik olarak adlandıran
with this phobia who called her first contact with cheese traumatic. Dilbilgisi
0:49bu fobiye sahip bir üniversite öğrencisi hakkında haber yaptı.
called her first contact with cheese traumatic ifadesindeki call + nesne + sıfat yapısı
called her first contact with cheese traumatic ifadesinde called, telefon etti değil, betimledi veya değerlendirdi anlamındadır. Yapı call + nesne + sıfat şeklindedir: her first contact with cheese nesnedir; traumatic ise bu deneyim hakkındaki değerlendirmeyi bildiren nesne tamamlayıcısıdır. Bu yapı bir yargıyı kısa biçimde aktarmayı sağlar. call a rule unfair, bir kuralın adaletsiz olduğunu söylemek veya o şekilde değerlendirmek demektir. Sıfat nesnenin tamamını niteler; bu nedenle traumatic yalnızca cheese sözcüğünü değil, first contact with cheese ifadesini anlatır.
Alıştırma
Bu yargıyı call + nesne + sıfat yapısıyla aktarın: The committee said the decision was unfair. The committee ____ the decision ____.
Cevabı göster
called · unfair
However, she did say that mozzarella wasn't as scary as the other cheeses. Dilbilgisi
0:53Ancak, mozzarellanın diğer peynirler kadar korkutucu olmadığını da söylemişti.
wasn't as scary as ifadesindeki not as + sıfat + as yapısı
wasn't as scary as ifadesindeki not as + sıfat + as yapısı eşit olmayan bir karşılaştırma kurar. Mozzarella, korkutuculuk bakımından the other cheeses grubundan daha düşük bir düzeydedir. Bu yapı mozzarella'nın hiç korkutucu olmadığı anlamına gelmez. Yalnızca karşılaştırılan grupla aynı korkutuculuk düzeyine ulaşmadığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle ilk filmin korkutucu olduğunu, ancak ikinci filmden daha az korkutucu olabileceğini anlatır?
- The first film was as scary as the second film.
- The first film wasn't as scary as the second film.
- The first film wasn't scary, and neither was the second film.
Cevabı göster
The first film wasn't as scary as the second film.
It might mean these people can't abide anyone going near their belly button Kelime
1:02Bu, o kişilerin kendi göbek deliklerine kimsenin yaklaşmasına tahammül edememeleri
can't abide: hiç tahammül edememek
Bu cümlede can't abide, ‘hiç tahammül edememek’ anlamına gelir. Tahammül edilemeyen şey anyone going near their belly button ifadesidir; abide'dan sonraki ‘nesne + -ing biçimi’, dayanamadıkları eylemi belirtir. Buradaki abide, ‘tahammül etmek’ anlamında geçişli bir fiildir; ‘uymak’ anlamındaki abide by yapısı değildir. Can't abide, don't like ifadesinden çok daha güçlü bir hoşnutsuzluk anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede abide ‘tahammül etmek’ anlamındadır?
- I can't abide people talking during movies.
- Employees must abide by the safety rules.
Cevabı göster
I can't abide people talking during movies.
or that they freak out when close to another person's belly button. Öbek fiiller
1:06veya başka bir kişinin göbek deliğine yaklaştıklarında çıldırmaları anlamına gelebilir.
freak out: aniden paniğe kapılmak
Freak out, aniden aşırı derecede korkmak, kaygılanmak, şaşırmak veya üzülmek ve sakinliğini kaybetmek anlamına gelir. Burada bu kişiler, başka birinin göbek deliğine yaklaştıklarında bu güçlü tepkiyi kendileri verir. they freak out örneğinde olduğu gibi nesne yoksa tepkiyi yaşayan kişi öznedir. Bu yapı, ani ve güçlü biçimde sakinliğini kaybetmeyi anlatan her durumda kullanılabilir.
Alıştırma
Leo kocaman bir örümcek gördü ve aniden çok korktu. Hangi cümle Leo'nun tepkisini en iyi anlatır?
- Leo freaked his sister out when he saw the spider.
- Leo got a little nervous when he saw the spider.
- Leo freaked out when he saw the spider.
Cevabı göster
Leo freaked out when he saw the spider.
This is a pretty important part of the body
1:09Bunun vücudun oldukça önemli bir parçası olduğunu söyleyebiliriz
given that it connected us to our mothers. Dilbilgisi
1:11bizi annelerimize bağladığını düşünürsek.
Kabul edilmiş bir neden sunan given that
given that, konuşanın bilinen ya da kabul edilmiş bir gerçek saydığı nedeni sunar. Burada it connected us to our mothers yan cümlesi, bu vücut bölümünün neden önemli olduğuna ilişkin yargıyı destekleyen bilgidir. given that bir bağlaçtır ve ardından tam bir yan cümle gelir: given that + özne + fiil. Genellikle “... gerçeği göz önüne alındığında” anlamına gelir; nedeni yalnızca bildirmek yerine dinleyicinin hesaba katması gereken bir arka plan bilgisi olarak çerçeveler.
Alıştırma
Önceden kabul edilmiş bir gerçeği neden olarak sunan iki sözcüklü bağlaçla cümleyi tamamlayın: We started the meeting early ____ everyone had already arrived.
Cevabı göster
given that
with the Daily Mail saying that she suffers panic attacks
1:19ve Daily Mail, onun panik ataklar geçirdiğini
and is physically sick when she sees someone's navel.
1:22ve birisinin göbek deliğini gördüğünde fiziksel olarak midesinin bulandığını söyledi.
it feels like they're touching my insides
1:27sanki iç organlarıma dokunuyorlarmış gibi hissediyorum
As for the other way around: ters duruma geçiş
As for konu değişimini işaretler ve tartışmanın sırada hangi bölümünün ele alınacağını dinleyiciye bildirir. Burada ardından gelen konu the other way around ifadesidir. The other way around aynı ilişkide yönün ya da rollerin tersine çevrilmesi demektir. Konuşan kişi, başka birinin göbek deliğini gördüğündeki tepkisinden başka birinin kendi göbek deliğine dokunduğu ters duruma geçer. Bu açılış, karşılaştırmayı “şimdi de ters duruma bakalım” biçiminde düzenler.
Alıştırma
Bu cümlede As for the other way around ne işe yarar?
- İki durumun tam olarak aynı anda gerçekleştiğini söyler.
- Farklı bir fiziksel rota sunar.
- Konuyu, iki rolün tersine çevrildiği aynı ilişkiye taşır.
Cevabı göster
Konuyu, iki rolün tersine çevrildiği aynı ilişkiye taşır.
She may struggle to become a doctor if she doesn't get over that. Öbek fiiller
1:31Eğer bunu aşamazsa doktor olmakta zorlanabilir.
Get over: bir korkuyu aşmak veya toparlanmak
Bu cümlede get over, bir korkuyu “aşmak” veya “geride bırakmak” anlamına gelir. Doktor olma hedefinin önüne geçmemesi için bu korkunun onu kontrol etmesini durdurması gerekir. Get over ifadesinin anlamı nesnesine göre değişir: get over an illness hastalıktan iyileşmek, get over a breakup ayrılığın duygusal etkisini atlatmak, get over a fear or problem ise bir korkuyu ya da sorunu aşmak demektir. Burada fiziksel olarak bir şeyin üzerinden geçmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “aşmak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: After several lessons, Ben finally began to ____ his fear of deep water.
Cevabı göster
get over
When some people find out that the guy who likes to wear a white spearhead hat
1:35Bazı insanlar, beyaz sivri uçlu şapka takmayı seven adamın
It's thought this fear is related to other fears
1:45Bu korkunun dini nesnelerden dehşete düşmeyi içeren
concerning being terrified of religious objects.
1:47diğer korkularla ilgili olduğu düşünülmektedir.
Apparently, if these folks do see the man,
1:55Görünüşe göre, bu insanlar adamı gerçekten görürlerse,
or some similar type of anti-anxiety medication.
1:59veya benzeri bir tür anti-anksiyete ilacı yutmalıdırlar.
it's becoming very common among the younger generation.
2:06genç nesil arasında çok yaygın hale gelmektedir.
or even without connection to the internet.
2:13hatta internet bağlantınızın olmaması korkusu anlamına gelir.
Psychology Today says some people are so scared to be without this thing, Dilbilgisi
2:14Psychology Today, bazı insanların bu şeyden uzak kalmaktan o kadar çok korktuklarını söylüyor ki,
So scared to be without: bir şeye sahip olmamaktan yoğun biçimde korkmak
So scared to be without this thing ifadesinde so, scared sözcüğünün derecesini güçlendirir; korku çok yoğundur. To be without this thing mastar yapısı, korkulan durumu, yani telefonun yanlarında olmamasını belirtir. Without sözcüğünden sonra nesne ya açıkça belirtilmeli ya da bağlamdan anlaşılmalıdır. Ardından gelen davranışlar bu güçlü korkunun sonucunu veya kanıtını gösterir. Daha açık bir yazılı anlatımda so ... that kullanılabilir: They are so scared to be without it that they take it everywhere.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen “bir şeye sahip olmamaktan çok korkmak” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: Mia is ____ her map that she checks her bag before every hike.
Cevabı göster
so scared to be without
cell phone addiction has become a big topic in the media,
2:23cep telefonu bağımlılığı medyada büyük bir konu haline geldi,
but some might be surprised that people are petrified
2:25ancak bazılarının şaşırabileceği şey, insanların
A recent UK study consisting of over 2100 people
2:29İngiltere'de 2100'den fazla kişinin katıldığı yakın tarihli bir araştırma,
as did 47% of women: as + yardımcı fiil + özne
Bu cümlede as, 'aynı şekilde' veya 'aynı durum ... için de geçerli' anlamına gelir. as did 47% of women yan cümlesi paralel bir bulgu ekler: kadınların %47'si de bu fobiden mustaripti. Buradaki as bir neden veya zaman belirtmez. Bu yapı yardımcı fiil-özne devrikliğidir: as + did + özne. Did geçmiş zamanı taşır ve daha önceki suffered from this phobia fiil grubunun yerini alarak tekrar edilmesini önler. Aynı kalıpta önceki cümleciğe uyan was, were, has veya have gibi yardımcı fiiller kullanılır.
Alıştırma
Gençlerin %55'inin de yeni tasarımı tercih ettiğini anlatan en özlü ve resmî tamamlamayı seçin: In the survey, 62% of adults preferred the new design, ____.
- as did 55% of teenagers
- because did 55% of teenagers
- as did 55% of teenagers preferred it
- as were 55% of teenagers
Cevabı göster
as did 55% of teenagers
it is worse with 66% of all phone users
2:38durum daha da kötü, tüm telefon kullanıcılarının %66'sı
The Guardian in 2017 said this detachment from the smartphone
2:43The Guardian 2017'de, akıllı telefondan bu kopuşun
and generally affects users the way drug addicts first feel
2:49ve genel olarak kullanıcıları, uyuşturucu bağımlılarının
in the early stages of withdrawal.
2:52yoksunluğun ilk aşamalarında hissettiklerine benzer şekilde etkilediğini söyledi.
These screenagers have put their lives into this little beeping box,
2:54Bu 'ekran gençleri' hayatlarını bu bipleyen küçük kutunun içine koydular,
that box was created to be as addictive as anything. Dilbilgisi
2:59o kutu en az her şey kadar bağımlılık yapıcı olacak şekilde yaratıldı.
as addictive as anything: dereceyi güçlü biçimde vurgulayan ifade
as + sıfat + as anything kalıbı, sıfatın derecesini güçlendirmenin gündelik bir yoludur. Burada as addictive as anything, 'son derece bağımlılık yapan' veya 'hayal edilebilecek kadar bağımlılık yapan' anlamına gelir. Anything, mümkün olan her şeyle gerçek bir karşılaştırma yapmaz. Yapı eşitlik karşılaştırmasına benzer, ancak buradaki asıl görevi vurgudur. as loud as anything veya as stubborn as anything örneklerinde olduğu gibi, derecelendirilebilen başka sıfatlar da aynı kalıba yerleştirilebilir.
Alıştırma
Cümleyi gündelik as ... as anything kalıbı ve tired sıfatıyla tamamlayın: After the long trip, I was ____.
Cevabı göster
as tired as anything
güçlü bir metafor olarak digital heroin
Burada digital heroin, son derece bağımlılık yapacak şekilde tasarlanan ya da öyle deneyimlenen dijital teknoloji için kullanılan bir metafordur. Bir cihazın gerçekten eroin içerdiği anlamına gelmez. Konuşmacı, dijital kullanımı tehlikeli bir uyuşturucuyla karşılaştırarak tarafsız bir tanım yapmak yerine son derece eleştirel ve kaygı uyandıran bir yargı ortaya koyar.
Alıştırma
Digital heroin bu cümlede nasıl bir işlev görür?
- Her akıllı telefon kullanıcısına tarafsız bir tıbbi tanı koyar.
- Dijital bir cihazın içinde gerçekten eroin bulunduğunu belirtir.
- Bağımlılık yapan dijital teknolojiyi güçlü biçimde tehlikeli bir uyuşturucuya benzetir.
Cevabı göster
Bağımlılık yapan dijital teknolojiyi güçlü biçimde tehlikeli bir uyuşturucuya benzetir.
Speaking about these smartphone junkie teens,
3:07Bu akıllı telefon bağımlısı gençlerden bahsetmişken,
or generally young people.
3:14veya genel olarak genç yaştaki insanlara karşı mantıksız bir korkudur.
We doubt sufferers need to see ID before they get the sweats. Deyimler
3:16Fobi sahiplerinin terlemeye başlamadan önce kimlik görmeleri gerektiğinden şüpheliyiz.
bir terleme nöbeti için get the sweats
get the sweats ifadesinde çoğul isim öbeği olan the sweats; korku, gerginlik, hastalık veya yoksunluk gibi bir tepkinin yol açtığı belirgin bir terleme nöbetini anlatır. Neden bağlamdan anlaşılır. Burada ifade, terlemeyi egzersiz sonrası olağan terleme olarak değil, kaygılı bir bedensel tepki olarak sunar.
Alıştırma
Gerginlikten kaynaklanan bir terleme nöbetini anlatan gündelik ifadeyi tamamlayın: Before every big presentation, I get ____.
Cevabı göster
the sweats
saying they don't respect this or that
3:23şuna veya buna saygı duymadıklarını söyleyen yaşlı insanlar
decrying the youth of the day: bir nesli resmî biçimde kınamak
Burada decrying, bir şeyi kamu önünde ve güçlü biçimde eleştirmek ya da kınamak anlamına gelir. -ing'li ifade, yaşlı insanların ne yaptığını açıklar; decry, sıradan complain about ifadesinden daha resmî ve daha güçlüdür. The youth of the day, tek bir genci değil, belirli bir dönemdeki gençleri toplu olarak ifade eder. Sözcükler birlikte genç bir nesle yönelik geniş kapsamlı bir toplumsal eleştiri sunar.
Alıştırma
Bu cümlede decrying the youth of the day ne anlama geliyor?
- O dönemin gençlerini bir grup olarak kamu önünde kınamak
- Tek bir gence sessizce öğüt vermek
- Gençlerin nasıl değiştiğini kutlamak
Cevabı göster
O dönemin gençlerini bir grup olarak kamu önünde kınamak
or in US comedian Doug Stanhope's opinion,
3:25veya Amerikalı komedyen Doug Stanhope'un fikrine göre,
that the digital generation is just not reckless enough.
3:27dijital neslin yeterince pervasız olmadığını düşünenler olur.
But apparently this aversion to our cute kids is on the rise. Kalıp ifadeler
3:30Ancak görünüşe göre, sevimli çocuklarımıza karşı olan bu kaçınma eğilimi artıyor.
on the rise: yükselen bir eğilim
Be on the rise, artmak ya da daha yaygın, daha sık veya daha yoğun hâle gelmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada antipatinin arttığını belirtir. Yaygın yapı özne + be + on the rise biçimindedir. Rise, fiziksel bir hareketi değil, soyut bir yükseliş eğilimini ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi on ile başlayan ve daha yaygın hâle gelmek anlamına gelen üç sözcüklü kalıpla tamamlayın: In this town, bike thefts are ____.
Cevabı göster
on the rise
The Guardian interviewed one 16-year-old who said,
3:34The Guardian, 16 yaşındaki bir gençle röportaj yaptı ve genç şöyle dedi:
possibly being aggressive to old people.
3:41yaşlı insanlara karşı agresif olabileceğine dair asırlık korkuydu.
Kids these days are subject to moral panic Kültür
3:42Bugünlerde çocuklar, yaşlıların onlara şımarık olduklarını,
Ahlaki panik: abartılı toplumsal korku
Ahlaki panik, bir grubun veya davranışın ortak değerleri ya da toplumsal düzeni tehdit ettiğine ilişkin yaygın ve büyütülmüş korkuyu anlatan toplumsal bir terimdir. Bir kişinin ahlaki bir seçim yaparken duyduğu kişisel korku anlamına gelmez. Burada bu ifade, gençler hakkında tekrarlanan iddiaları kanıtlarla orantısız olabilecek bir toplumsal tepki olarak çerçeveler.
Alıştırma
Bu cümlede moral panic neyi anlatıyor?
- Ahlaki kuralların değişip değişmemesi üzerine sakin bir tartışma
- Bir çocuğun ahlaka aykırı bir seçim yapma konusundaki kişisel kaygısı
- Gençlerin toplumsal değerleri tehdit ettiğine dair yaygın ve abartılı bir kamusal korku
Cevabı göster
Gençlerin toplumsal değerleri tehdit ettiğine dair yaygın ve abartılı bir kamusal korku
some people just don't want to be anywhere near their youths.
3:49bazı insanların sadece gençlerin yakınında bile bulunmak istememesine varana kadar.
chastised for being out of control: kontrolden çıktığı için sert biçimde azarlandı
Chastised, sert biçimde eleştirilmiş veya azarlanmış demektir. Edilgen be chastised for doing something kalıbında for, eleştiriye neden olan eylemi veya davranışı belirtir. Burada neredeyse her genç kuşak, gençler kontrolden çıkmış veya olağan dışı görülmüş oldukları için sert eleştiri almış şekilde sunulur. Bu fiil basit bir anlaşmazlıktan çok daha güçlüdür.
Alıştırma
chastise fiilini edilgen biçimde kullanın ve nedeni belirten edatı ekleyin: The committee members were ____ leaking the report.
Cevabı göster
chastised for
Adult claims of degeneration among the young
4:03Yetişkinlerin gençler arasında yozlaşma olduğuna dair iddiaları
must really suck: güçlü ve gündelik bir çıkarım
Burada must zorunluluk bildirmez. Konuşanın bildiklerine dayanarak vardığı güçlü bir sonucu gösterir; really ise bu yargıyı daha da güçlendirir. Suck, bir şeyin çok kötü, sinir bozucu veya sıkıntılı olduğunu belirten gündelik bir argo sözcüktür. Burada “emmek” şeklindeki gerçek anlamında kullanılmaz. must really suck bir bütün olarak konuşanın durumun çok kötü olduğuna güçlü biçimde inandığını gösterir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Having to cancel your trip must really suck.” diyor. Ne demek istiyor?
- Konuşan, durumun çok sıkıntılı olduğuna güçlü biçimde inanıyor.
- Konuşan, birinin bu durumdan hoşlanmamak zorunda olduğunu söylüyor.
- Konuşan fiziksel bir emme eylemini anlatıyor.
Cevabı göster
Konuşan, durumun çok sıkıntılı olduğuna güçlü biçimde inanıyor.
We are told it is sometimes confused with a fear of eating Kalıp ifadeler
4:19Bazen yeme korkusuyla
or certain conditions related to weight,
4:21veya kiloyla ilgili belirli durumlarla karıştırıldığı söylenir,
is sometimes confused with: bir şeyi başka bir şey sanmak
Be confused with, bir şeyin yanlışlıkla başka bir şey olarak tanımlanması anlamına gelir. Bu edilgen yapıda özne, insanların yanlış tanımladığı şeyi; with sonrasındaki isim ise onun neyle karıştırıldığını gösterir. Sometimes, bu karışıklığın her zaman değil bazı durumlarda gerçekleştiğini gösterir. Terimleri, belirtileri, türleri veya yanlışlıkla aynı kabul edilebilecek diğer kavramları açıklığa kavuştururken bu yapı kullanışlıdır.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: In low light, a large dog is sometimes ____ a wolf.
Cevabı göster
confused with
but it's closer to the fear of choking. Kalıp ifadeler
4:23ancak daha çok boğulma korkusuna yakındır.
Kavramsal karşılaştırma için it's closer to
Bu cümlede it's closer to, boğaza bir şey kaçması korkusunun bu durumu başka olası bir etiketten daha iyi tanımladığını belirtir. Closer burada fiziksel uzaklığı değil, fikirler arasındaki benzerliği anlatır. be closer to + isim veya -ing biçimi, bir şeyi temkinli biçimde sınıflandırmanızı sağlar: iki şeyin tamamen aynı olduğunu söylemeden en uygun tanıma işaret eder.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak it's closer to ifadesiyle tamamlayın: The reaction is not exactly anger; ____ frustration.
Cevabı göster
it's closer to
The amount of research on this must mean it's quite common. Dilbilgisi
4:25Bunun üzerine yapılan araştırmaların miktarı, bunun oldukça yaygın olduğu anlamına gelmeli.
Kanıta dayalı güçlü çıkarım için must mean
Burada must mean, konuşanın kanıtı en iyi açıkladığını düşündüğü sonucu sunar: araştırmaların çokluğu, bu durumun oldukça yaygın olduğunu düşündürür. Must güçlü bir çıkarım gösterir; kanıtlanmış bir gerçeği göstermez. Kanıt + must mean + sonuç kalıbında must epistemik bir işleve sahiptir: ipuçlarından mantıken gerekli görünen sonucu ifade eder. Burada bir kural veya zorunluluk anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle kanıta dayalı güçlü bir çıkarım yapmak için must mean kullanıyor?
- The doors are locked and all the lights are off; that must mean the shop is closed.
- The sign might mean the shop is closed.
- Staff must close the shop at nine.
Cevabı göster
The doors are locked and all the lights are off; that must mean the shop is closed.
a person's throat muscles will flex and spasm during their panic attack,
4:29Kişinin boğaz kasları panik atak sırasında bükülecek ve spazm geçirecek,
closing the throat and expelling any unwanted items out of the mouth. Dilbilgisi
4:33boğazı kapatacak ve istenmeyen nesneleri ağızdan dışarı atacaktır.
closing ... and expelling ...: eş görevli -ing sonuç yan cümleleri
Virgülden sonra gelen -ing öbeği, boğaz kaslarının gerilip spazm geçirmesinin sonucunda ne olduğunu ekler. closing the throat and expelling any unwanted items out of the mouth yeni ve bağımsız bir cümle değildir; ana cümleye bağlıdır. closing ve expelling, bağlaçla eş görevli hâle getirilmiş iki -ing biçimidir. Aynı durumda ortaya çıkan iki paralel sonucu gösterirler. Bu yapı, açıklayıcı metinlerde özne ve çekimli fiil tekrarlanmadan bağlantılı sonuçların kısa biçimde verilmesini sağlar.
Alıştırma
“The pipe cracked under the pressure, spraying water across the floor and damaging the nearby boxes.” cümlesindeki iki -ing öbeği ne yapar?
- Kendi öznesi olan yeni ve bağımsız bir cümle oluştururlar.
- Borunun çatlamasının iki sonucunu anlatırlar.
- Kimliği belirtilmeyen bir kişinin yaptığı birbiriyle ilgisiz iki eylemi anlatırlar.
Cevabı göster
Borunun çatlamasının iki sonucunu anlatırlar.
This person might also have a general fear of numbers,
4:44Bu kişi aynı zamanda sayılara karşı genel bir korku da duyabilir,
and that generally the number 13 is not a nice number.
4:58ve genel olarak 13 sayısının hoş bir sayı olmamasıyla.
it's less a psychological malady than it is a silly superstition. Dilbilgisi
5:04bu psikolojik bir rahatsızlıktan çok, aptalca bir batıl inançtır.
less X than Y: bir şeyi X'ten çok Y olarak tanımlamak
less X than Y yapısında less miktarları karşılaştırmaz. İki tanımın bir şeye ne kadar uygun olduğunu karşılaştırır. Burada psychological malady tanımı geri plana atılırken silly superstition daha doğru etiket olarak sunulur. it is ifadesinin tekrarlanması iki seçeneği paralel hâle getirir: it is less X than it is Y. Bu yapı çoğu zaman “X olmaktan çok Y” veya “X yerine Y olarak anlamak daha doğru” anlamına gelir. X'i tamamen reddetmek yerine yalnızca daha zayıf bir tanım hâline getirebilir.
Alıştırma
İkinci tanımı daha doğru göstermek için cümleyi less ... than ile tamamlayın: The mistake was ____ a math error ____ it was a failure to read the instructions.
Cevabı göster
less · than
leave out: atlamak veya dahil etmemek
Burada leave out, “dahil etmemek” veya “atlamak” anlamına gelir. İşletmeler koridor numaralandırma sırasından 13 sayısını kasıtlı olarak çıkarır; bu, sayıyı fiziksel olarak bir yerde bırakmak anlamına gelmez. Leave out ayrılabilen bir öbek fiildir: leave out the number ve leave the number out yapılarının ikisi de kullanılabilir. Nesne bir zamirse leave it out denir. Bağlama göre çıkarma işlemi kasıtlı da yanlışlıkla da yapılmış olabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede leave out, “atlamak veya dahil etmemek” anlamında kullanılmıştır?
- Please leave out the last paragraph.
- Please leave the keys behind.
- Please leave the package outside.
Cevabı göster
Please leave out the last paragraph.
stay clear of: uzak durmak
Stay clear of, “uzak durmak” veya “kaçınmak” anlamına gelir. Bu cümlede, sayının uğursuz olduğunu düşünen kişiler onu seçmek veya kullanmak yerine ondan uzak durur. Bu ifade bir tehlikeyle arada fiziksel mesafe bırakmayı anlatabilir; ayrıca bir kişiden, konudan, etkinlikten ya da sorundan kaçınmak için de kullanılabilir. Burada clear, “kolay anlaşılır” değil, temas veya dahil olma durumundan uzak anlamındadır.
Alıştırma
Bir uyarı, ileride kırık cam olduğunu söylüyor. Hangi cümle birine ondan uzak durmasını söyler?
- Clear the broken glass.
- Stay clear of the broken glass.
- Be clear about the broken glass.
Cevabı göster
Stay clear of the broken glass.
if you are actively trying to find someone to date
5:18eğer aktif olarak çıkacak birini bulmaya çalışıyorsanız
because it means being terrified of washing or bathing.
5:21çünkü bu, yıkanmaktan veya banyo yapmaktan dehşete düşmek anlamına gelir.
it's thought to be related to: inanılan bir bağlantıyı temkinli biçimde aktarmak
it's kısaltmasının açık biçimi it is şeklindedir. subject + be thought to + fiil edilgen aktarma kalıbında thought, bir şeyin doğru olduğuna inanıldığını belirtir. Burada it, söz konusu duruma gönderme yapar. Kalıp, bu görüşü kimin taşıdığını belirtmeden genel bir görüşü veya uzman görüşünü aktarır; böylece ifade kesin değil, temkinli duyulur. Be related to, bir şeyle bağlantılı olmak demektir. Çocukluk deneyimlerinin bu duruma neden olduğunu tek başına kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi tamamlama genel bir inanışı temkinli biçimde aktarır ve yalnızca bağlantı olduğunu söyler? This sleep problem ____ stress.
- thinks it is related to
- is proven to be caused by
- is thought to be related to
Cevabı göster
is thought to be related to
It's the fear of having things to the right of you.
5:37Kişinin sağında bir şeylerin olmasından korkmasıdır.
it's related to obsessive-compulsive personality disorder,
5:41obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu ile ilişkilidir
find themselves cluttering: plansız bir eylemi yaparken kendini fark etmek
Find oneself doing, kişinin zaten bir şey yapmakta olduğunun farkına varması demektir. find themselves cluttering ifadesinde find, aramak anlamına gelmez: themselves dönüşlü nesnedir ve cluttering, kişilerin yapmakta olduklarını fark ettikleri eylemi anlatır. Bu kalıp çoğunlukla eylemin planlanmadığını, otomatik olarak gerçekleştiğini veya ancak sonradan fark edildiğini düşündürür. Bu nedenle they are cluttering gibi basit bir sürerlik yapısında bulunmayan öz farkındalık anlamını ekler.
Alıştırma
read fiilini kullanarak cümleyi find oneself doing kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After opening the discussion, I ____ every comment.
Cevabı göster
found myself reading
which is a fear of things being to the left of them.
5:54ki bu da eşyaların kendi solunda olmasından korkmaktır.
“the right way to end” ifadesindeki right
Bu cümlede the right way to end, “bitirmek için uygun veya yerinde bir yol” anlamına gelir. Right burada uygun olan şeyi tanımlar; birine kelimenin gerçek anlamıyla sağ tarafa gitmesini söylemez. İfade aynı zamanda bir kelime oyunu yapar. Önceki konu right ve left ile bağlantılı korkularla ilgili olduğu için right, normal “uygun” anlamını taşırken dinleyiciye yön olarak “sağ” anlamını da hatırlatır. Espri, iki anlamın aynı anda devrede olmasından doğar.
Alıştırma
Bu bağlamda “the right way to end” neden komiktir?
- “Bitirmek için uygun bir yol” anlamına gelirken aynı zamanda left yönünün karşıtını hatırlatır.
- Kelimenin gerçek anlamıyla sağ tarafta bitirme talimatı verir.
- Son fobinin ahlaki açıdan doğru olduğunu söyler.
Cevabı göster
“Bitirmek için uygun bir yol” anlamına gelirken aynı zamanda left yönünün karşıtını hatırlatır.
feeling left out: dışlanmış hissetmek
Feeling left out, başkalarının paylaştığı bir şeye dâhil edilmediğini, dışlandığını veya görmezden gelindiğini hissetmek demektir. Left out, feeling sözcüğünden sonra gelir ve kişinin sosyal ya da duygusal durumunu anlatır; fiziksel olarak sol tarafta bulunmak anlamına gelmez. Burada konuşmacı, hiç fobisi olmayan birinin konuşulan gruba ait değilmiş gibi hissedebileceği üzerinden şaka yapar. Left sözcüğü önceki left/right kelime oyununu da sürdürür; ancak deyimin temel anlamı sosyal olarak dışlanmış hissetmektir.
Alıştırma
“Dışlanmışlık hissi yaşamak” anlamına gelen üç sözcüklük ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: Mia was ____ when nobody asked her to join the game.
Cevabı göster
feeling left out
Temkinli bir çıkarım için it sounds like
It sounds like, alınan bilgilere dayanarak geçici ve temkinli bir sonuç bildirir. Buradaki kanıt yazılı bir açıklamadır; bu nedenle sounds gerçek anlamda bir sesi anlatmaz. it is ile karşılaştırıldığında bu ifade belirsizliğe yer bırakır. Yeniden kullanılabilen yapı it sounds like + isim öbeği veya yan cümledir; It sounds like a mistake ve It sounds like they are ready buna örnektir.
Alıştırma
Yalnızca kısa bir açıklama okudunuz ve temkinli bir değerlendirme yapmak istiyorsunuz. En uygun cümle hangisidir?
- It is definitely a panic attack.
- It sounds like a panic attack.
- I can hear the person breathing quickly.
Cevabı göster
It sounds like a panic attack.
and then suddenly the person will feel dizzy and tense.
6:19ve sonra aniden kişi kendini başı dönmüş ve gergin hisseder.
Their heart will pound and be aware of something bad about to happen. Kalıp ifadeler
6:22Kalbi küt küt atar ve kötü bir şey olmak üzere olduğunun farkına varır.
something bad about to happen: kısaltılmış ilgi cümleciği
About to + fiilin yalın hâli, bir olayın çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır. about to happen yapısındaki about, yaklaşık veya hakkında anlamına gelmez. Burada about to happen, something bad ifadesinden sonra gelir ve onu tanımlar. İfade, something bad that is about to happen biçiminde açılabilir. Bu, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir; yapıyı anlamak için zihnen that is eklemek yararlı olabilir.
Alıştırma
about to ve happen fiilini kullanarak kısaltılmış isim öbeğini tamamlayın: We can sense something unusual ____.
Cevabı göster
about to happen
because the person is always fearing getting a phobia,
6:29çünkü kişi her zaman bir fobi geliştirmekten korkar,
manifest as panic: panik biçiminde ortaya çıkmak
Burada manifest as, “bir biçimde ortaya çıkmak veya fark edilir hâle gelmek” demektir. Kaygı bozukluğu söz konusu durumdur; panic ise bu durumun ortaya çıkabileceği biçimlerden biridir. Kalıp X manifests as Y şeklindedir. Y, X’in nedenini değil, gözlemlenebilir belirtisini veya biçimini adlandırır. Bu ifade tek başına bir tanının kanıtlandığı anlamına da gelmez.
Alıştırma
Tıbbi raporu, bu derste geçen ve “bir biçimde ortaya çıkmak” anlamına gelen resmî kalıpla tamamlayın: The allergy may ____ a red, itchy rash.
Cevabı göster
manifest as
it's actually one of the most common phobias on this list.
6:35aslında bu listedeki en yaygın fobilerden biridir.
As strange as it sounds: şaşırtıcı bir izlenimi önce kabul etmek
As strange as it sounds, ödünleme bildiren bir cümle başlangıcıdır. Sonraki iddianın şaşırtıcı veya inanması zor görünebileceğini önce kabul eder, ardından bu iddianın yine de doğru olduğunu belirtir. Kalıp As + sıfat + as it sounds şeklindedir ve ardından karşıtlık oluşturan ana cümle gelir. Burada as, “çünkü” anlamına gelmez; ifade “kulağa tuhaf gelse de” demektir.
Alıştırma
“Bu tuhaf görünebilir ama” anlamına gelen ve cümleyi en iyi tamamlayan başlangıcı seçin: _____, the quietest room can feel uncomfortable after a while.
- As strangely as it sounds
- Because it sounds strange
- As strange as it sounds
- Since it sounds strange
Cevabı göster
As strange as it sounds
We'll leave you with this quote from Franklin D. Roosevelt.
6:37Sizi Franklin D. Roosevelt'in bu sözüyle baş başa bırakacağız.
All we have to fear is fear itself: All + yan cümle + be yapısı
All we have to fear ifadesinde all, öncülün anlamını da içinde barındıran birleşik bir ilgi yapısının parçasıdır; the only thing that, yani “... olan tek şey” anlamına gelir. we have to fear yan cümlesi bu şeyi tanımlar; böylece All + yan cümle + be kalıbı ana odağı is'ten sonraya yerleştirir. Burada ilk fear “korkmak” anlamında fiildir; fear itself içindeki fear ise “korku” anlamında isimdir. Itself vurguyu güçlendirir: adı konan tehlike korkunun ta kendisidir. Tekrar, bütün diğer tehlikelerin önemsiz olduğunu söylemek yerine akılda kalan döngüsel bir anlatım oluşturur.
Alıştırma
Yönergeyi altı sözcüklü All you have to do is kalıbıyla tamamlayın: ____ press the green button.
Cevabı göster
All you have to do is
Ain't that the truth? ile güçlü ve gündelik katılma
“Ain't that the truth?” birinin az önce söylediğine güçlü biçimde katılmak için kullanılan retorik bir sorudur. Konuşan kişi aslında “Bu kesinlikle doğru” demektedir; ifadenin doğru olup olmadığını sormaz. Bu ifadede ain't, isn't yerine kullanılan son derece gündelik ve standart dışı bir biçimdir. Yanıtın bütünü, iki tarafın da durumu bildiğini hissettiren samimi bir konuşma tonu da katar.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Traffic gets worse every Friday.” diyor. Gerçek bir soru sormak yerine güçlü ve son derece gündelik bir katılma gösteren yanıt hangisidir?
- I don't know whether that's true.
- Could you prove that?
- Ain't that the truth?
Cevabı göster
Ain't that the truth?
be sure to check out our other video called FBI vs. CIA,
6:48FBI vs. CIA adlı diğer videomuzu da mutlaka izleyin,