Artık Kavga Yok! 😮 💌 | Bluey 2. Sezon Önemli Anlar - Postacı | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
292 kelime 182 kel/dk

Video özeti: Bluey, anne ve babasının çöpün nasıl çıkarılacağı konusunda anlaşamadığını duyar ve kavga ettiklerinden endişelenir. Postacılık oynarken ve daha sonra farklı oyunlar isteyen Bingo’yla çatışırken, anlaşmazlıkları konuşmanın sorunu anlamaya yardımcı olabileceğini ve uzlaşmanın iki tarafın da ihtiyacını karşılayabileceğini öğrenir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. If you attach the bin to the door, it means — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Önerilen bir koşulu onun pratik sonucuna bağlamayı öğrenin. Bu yapı; bir kuralın, seçimin veya değişikliğin birini nasıl etkileyeceğini açıklamanızı sağlar ve özellikle ev işleri, planlar ya da tasarım değişiklikleri konuşulurken kullanışlıdır. 2. get to the bottom of things, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu ifadenin fiziksel olarak bir şeyin dibine ulaşmak değil, asıl nedeni bulmak veya yaşananları bütünüyle açıklığa kavuşturmak anlamına geldiğini anlayın. Bir sorunu araştırırken, yanlış anlaşılmayı çözerken ya da bir fikir ayrılığını dikkatle ele almanın yararını anlatırken kullanabilirsiniz. 3. We can play both, — Konuşma edimbilimi ve tutum: can ve both sözcüklerinin, yalnızca bir kişinin tercihini dayatmak yerine basit bir uzlaşma sunduğunu fark edin. Arkadaşlar farklı etkinlikler istediğinde veya birbiriyle yarışıyor gibi görünen iki plan birleştirilebildiğinde, herkesi kapsayan bir çözüm önermek için bu ifadeden yararlanabilirsiniz.

Bu derste

Bluey, do you want to play Ground's Lava? Notlar

0:01

Bluey, Yer Lav oyununu oynamak ister misin?

Ton ve niyet

do you want to play: arkadaşça bir davet

Bu soruda do you want to play, Bluey'nin ne yapmak istediğini sormaktan daha fazlasını yapar. Arkadaşça bir davet işlevi görür: konuşan kişi Bluey'yi bir oyuna katılmaya çağırır. Birine seninle bir şey yapma seçeneği sunmak için Do you want to + fiilin yalın hâli...? yapısını kullanabilirsin. Burada to sözcüğünden sonra play fiilinin yalın hâli gelir; oyunun adı da play sözcüğünden sonra yer alır.

Alıştırma

Arkadaşça daveti burada öğrendiğin tam ifadeyle tamamla: ____ chess with us?

Cevabı göster

Do you want to play

Ooh, where you can't touch the ground.

0:04

Ooh, yere dokunamadığın oyun.

Kültür

Ground's Lava: bir hayal oyununun kuralı

Ground's Lava burada bir hayal oyununun adı olarak kullanılır. Bu addaki Ground's, Ground is anlamına gelir: oyuncular yerin lav olduğunu hayal eder ve yere dokunmamaya çalışır. Bu, gerçekten lav bulunduğu anlamına gelmez. Ardından gelen where you can't touch the ground sözleri, yere dokunamama kuralını açıklar. Aynı oyunun daha yaygın adı The Floor Is Lava'dır.

Alıştırma

Bu sahnede Ground's Lava ne anlama geliyor?

  1. Oyuncuların yere dokunmamaya çalıştığı bir hayal oyunu.
  2. Herkesin yere oturması gereken bir oyun.
  3. Gerçek lavın yeri kapladığını bildiren bir uyarı.
Cevabı göster

Oyuncuların yere dokunmamaya çalıştığı bir hayal oyunu.

Yeah.

0:06

Evet.

Okay.

0:06

Tamam.

I'll just put my plate back in the kitchen. Öbek fiiller

0:07

Tabağımı mutfağa bırakıp geleyim.

Öbek fiiller

put my plate back: bir şeyi yerine geri koymak

put my plate back ifadesinde put ... back, bir şeyi önceki yerine veya bulunması gereken yere geri koymak demektir. Back o yere geri dönüşü anlatır; burada vücudun sırt kısmı anlamına gelmez. İsim olan my plate nesnesi put ile back arasına gelir. Ayrılabilen yapı put + nesne + back şeklindedir ve ardından in the kitchen gibi bir yer ifadesi gelebilir. Nesne bir zamirse put it back denir; put back it denmez.

Alıştırma

Anahtarların her zamanki yerine döndüğünü anlatan eksik kelimeyi yazın: Put the keys ____ in the drawer.

Cevabı göster

back

I see what you're saying. Ton ve niyet

0:10

Ne dediğini anlıyorum.

I just don't agree.

0:11

Sadece aynı fikirde değilim.

Ton ve niyet

I see what you're saying ... I just don't agree: anlamak ama aynı fikirde olmamak

I see what you're saying ifadesinde see, anlamak demektir: konuşan kişi karşısındakinin görüşünü kavradığını belirtir. Gözle görmeyi anlatmaz ve aynı fikirde olduğunu göstermez. Ardından I just don't agree ile anlaşmazlık açıkça ifade edilir. Bu iki cümle, anlamayı aynı fikirde olmaktan ayırır ve karşı görüşü reddetmeden önce onu anladığını belirterek konuşmayı yumuşatır. Buradaki just, yanıtı basit bir görüş ayrılığı olarak sunar; ancak anlaşmazlığı ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Hangi yanıt, konuşan kişinin karşı tarafın görüşünü anladığını ancak yine de aynı fikirde olmadığını gösterir?

  1. I agree with everything you said.
  2. I understand your point, but I have a different view.
  3. I cannot understand what you mean.
Cevabı göster

I understand your point, but I have a different view.

How can you not agree? Ton ve niyet

0:12

Nasıl aynı fikirde olmazsın?

Ton ve niyet

How can you not agree? ifadesindeki retorik meydan okuma

Buradaki How can you not agree? retorik bir sorudur. Asıl olarak aynı fikirde olmanın mümkün olup olmadığını sormaz. Konuşan kişi, aynı fikirde olmayı açık veya beklenen tepki olarak görür ve karşısındaki kişinin katılmamasına şaşkınlık, inanamama ya da rahatsızlıkla tepki verir. How can you not + fiilin yalın hâli? kalıbı çoğu zaman “Neden ... yapmadığını anlayamıyorum” veya “Elbette ... yapmalısın” anlamına gelir. Konuşan kişinin görüşünü apaçık kabul ettiği için dinleyiciye baskı yapabilir veya meydan okur gibi duyulabilir.

Alıştırma

Konuşmacı How can you not agree? derken büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Konuşmacı, dinleyicinin aynı fikirde olmamasına şaşırıyor veya bundan rahatsız oluyor.
  2. Konuşmacı, dinleyicinin aynı fikirde olma yeteneği olup olmadığını tarafsızca soruyor.
  3. Konuşmacı, kibarca adım adım bir açıklama istiyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, dinleyicinin aynı fikirde olmamasına şaşırıyor veya bundan rahatsız oluyor.

Are you two squabbling? Kelime

0:14

Siz ikiniz atışıyor musunuz?

Kelime

squabbling: küçük şeyler yüzünden didişmek

Squabbling, küçük veya pek önemli olmayan bir şey yüzünden karşılıklı olarak tartışıp durmak demektir. Bu soruda tehlikeli veya son derece ciddi bir çatışmadan ziyade günlük ve küçük bir anlaşmazlığı anlatır. Squabbling, squabble fiilinin -ing biçimidir. Are you two... ile kullanıldığında o anda sürüyor olabilecek bir tartışmayı anlatır.

Alıştırma

Hangi durum en iyi squabbling sözcüğüyle anlatılır?

  1. İki mühendis hangi tasarımın daha güvenli olduğunu sakince karşılaştırıyor.
  2. İki ülke büyük bir savaş başlatıyor.
  3. İki kardeş mavi kupayı kimin kullanabileceği konusunda tartışıp duruyor.
Cevabı göster

İki kardeş mavi kupayı kimin kullanabileceği konusunda tartışıp duruyor.

One second, Bluey.

0:15

Bir saniye, Bluey.

If you attach the bin to the door, Dilbilgisi

0:16

Eğer çöp kutusunu kapıya takarsan,

it means I have to deal with the bin bags. Kalıp ifadeler

0:18

çöp poşetleriyle benim uğraşmam gerekir.

Dilbilgisi

If ..., it means ... ile bir sonucu açıklama

Burada If you attach the bin to the door bir koşul belirtir. it means ise pratik sonucu açıklar: bu düzenlemede çöp poşetleriyle konuşan kişinin ilgilenmesi gerekecektir. If ..., it means ... yapısını bir seçimi, kuralı veya düzenlemeyi bundan doğan sonuca bağlamak için kullanabilirsiniz. Bu yapıda means, bir kelimenin tanımını değil, sonucu veya çıkarımı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz iki kelimelik sonuç ifadesiyle tamamlayın: If the office closes on Friday, ____ everyone must finish the work on Thursday.

Cevabı göster

it means

Kalıp ifadeler

deal with the bin bags: bir görev veya sorumlulukla ilgilenme

deal with the bin bags ifadesinde deal with, çöp poşetlerini değiştirmek veya dışarı çıkarmak gibi işleri üstlenip onlarla ilgilenmek anlamına gelir. Nesne, ilgilenilmesi gereken görevi veya sorunu belirtir. Bu öbek fiil ev işleri, iş görevleri ve sorunlarla birlikte yaygın olarak kullanılır. Burada deal, ticari bir anlaşma yapmak anlamında değildir; bu anlam make a deal gibi farklı bir yapıda görülür.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz, ‘ele almak’ anlamındaki iki kelimelik öbek fiille tamamlayın: I need to ____ these emails before lunch.

Cevabı göster

deal with

Yeah, but you don't have to touch the bin. Dilbilgisi

0:20

Evet, ama çöp kutusuna dokunmak zorunda kalmazsın.

Dilbilgisi

don't have to: zorunluluk yoktur, yasak değildir

don't have to + fiilin yalın hâli, bir eylemin gerekli olmadığını belirtir. Bu cümlede çöp kutusuna dokunmak isteğe bağlıdır; dinleyen kişi dokunmayabilir. have to yapısını olumsuz yapmak zorunluluğu kaldırır; yasak oluşturmaz.

Alıştırma

Bir ev sahibi “You don't have to take off your shoes.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Ayakkabıları çıkarmak isteğe bağlıdır.
  2. Ayakkabıları çıkarmak yasaktır.
  3. Ayakkabılarınızı çıkaramıyorsunuz.
Cevabı göster

Ayakkabıları çıkarmak isteğe bağlıdır.

But I like taking the whole bin out. Öbek fiiller

0:22

Ama ben bütün çöp kutusunu dışarı çıkarmayı seviyorum.

Öbek fiiller

taking the whole bin out: ayrılabilen take ... out yapısı

Burada take ... out, bir şeyi bulunduğu yerden dışarı taşımak anlamına gelir. the whole bin nesnesi take ile out arasındadır; whole ise yalnızca içindekilerin değil, çöp kutusunun tamamının taşındığını gösterir. Bu öbek fiil ayrılabilir. Nesne bir isim olduğunda hem take the bin out hem de take out the bin kullanılabilir. Bir zamir kullanıldığında zamir ortaya gelir: take it out denir, take out it denmez.

Alıştırma

Cümleyi bir nesne zamiriyle tamamlayın: The chairs are blocking the hall. Please take ____ out.

Cevabı göster

them

Bin bags are a pain. Deyimler

0:24

Çöp poşetleri baş belası.

You're a pain.

0:25

Asıl sen baş belasısın.

Deyimler

Nesneler ve insanlar için a pain

Günlük dilde kullanılan be a pain kalıbında a pain, bir şeyin zahmetli veya sinir bozucu olduğunu anlatır. Bin bags are a pain, poşetlerden şikâyet eder; fiziksel bir acıyı anlatmaz. Özne bir kişi olduğunda aynı kalıp o kişiyi sinir bozucu veya zor biri olarak niteler. Bu nedenle You're a pain. bir şikâyeti doğrudan kişisel eleştiriye dönüştürür.

Alıştırma

Yargı: Bir yabancıya "You're a pain." demek normalde tarafsız ve kibardır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Oh, great. Ton ve niyet

0:26

Oh, harika.

Ton ve niyet

İronik bir tepki olarak Oh, great.

Oh, great. samimi ve olumlu bir tepki olabilir, ancak burada düşmanca bir sözün ardından geldiği için ironiktir. Konuşmacı, durum daha kötüye gittiğinden rahatsızlığını veya bıkkınlığını göstermek için olumlu bir kelime kullanır. Bu kullanımı tanımak için sözleri durumla karşılaştırın: kötü bir haberin veya çatışmanın ardından gelen olumlu dil genellikle iğnelemeye işaret eder. Tonlama bu yorumu güçlendirebilir, ancak great kelimesinin samimi mi yoksa ironik mi olduğunu bağlam belirler.

Alıştırma

Treniniz iptal ediliyor ve "Oh, great." diyorsunuz. Büyük olasılıkla ne ifade ediyorsunuz?

  1. Kötü haber karşısında rahatsızlık veya bıkkınlık.
  2. Trenin iptal edilmesinden duyulan samimi mutluluk.
  3. Daha fazla bilgi isteme.
Cevabı göster

Kötü haber karşısında rahatsızlık veya bıkkınlık.

Stop squabbling.

0:27

Atışmayı bırakın.

I don't like it.

0:28

Bundan hoşlanmıyorum.

We're not squabbling, kiddo. Notlar

0:29

Biz atışmıyoruz, ufaklık.

Kelime

kiddo: Bir çocuğa sevgiyle ve gayriresmî hitap etme

Kiddo, bir yetişkinin çocuğa hitap ederken kullandığı gayriresmî ve sevgi dolu bir ifadedir. Bu cümlede konuşan kişi çocuğu rahatlatırken aralarındaki yakın ve ilgili ilişkiyi de gösterir. Bu ifade, çocuğu tanımlayan resmî bir etiket değil, doğrudan hitaptır. Bağlama göre 'ufaklık', 'küçük' veya 'canım' diye çevrilebilir; asıl önemli olan sıcak bir ilişkiyi yansıtmasıdır.

Alıştırma

Kiddo'yu kullanmak hangi durumda en doğaldır?

  1. Bir yöneticinin resmî bir toplantıda tanımadığı müşteriye hitap etmesi
  2. Bir ebeveynin çocuğuyla sıcak bir şekilde konuşması
  3. Bir yazarın hukuki bir belgede bir çocuktan söz etmesi
Cevabı göster

Bir ebeveynin çocuğuyla sıcak bir şekilde konuşması

We're just talking.

0:30

Sadece konuşuyoruz.

Ton ve niyet

We're not squabbling ... We're just talking: Olumsuz bir tanımı daha yumuşak biçimde yeniden kurmak

'We're not X. We're just Y.' kalıbı, olan biteni daha olumsuz anlatan bir tanımı reddeder ve yerine daha yumuşak bir tanım koyar. Burada squabbling küçük bir tartışmayı ya da didişmeyi, talking ise tarafsız bir konuşmayı anlatır. Buradaki just 'sadece' ya da 'yalnızca' anlamındadır ve düzeltmeyi daha az ciddi gösterir. Konuşan kişi durumu açıklıyor veya kendini savunuyor; konuşmanın az önce gerçekleştiğini söylemiyor.

Alıştırma

'We're not squabbling. We're just talking' cümlesinde just ne işe yarar?

  1. Konuşmanın az önce gerçekleştiğini söyler.
  2. Konuşanların artık konuşmadığını söyler.
  3. Durumun daha az ciddi görünmesini sağlar.
Cevabı göster

Durumun daha az ciddi görünmesini sağlar.

Sorry, Bluey.

0:31

Özür dilerim, Bluey.

It's okay.

0:32

Sorun değil.

Look, let's talk about this later. Ton ve niyet

0:33

Bak, bunu daha sonra konuşalım.

Ton ve niyet

Let's talk about this later: tartışmaya ara vermek

“Let's talk about this later” iki kişinin birlikte yapacağı bir eylemi öneren bir yapıdadır; ancak burada mevcut konuyu erteler ve tartışmanın o anda sürmesini durdurur. “This” konuşulmakta olan konuyu, “later” ise bu konuya sonra dönülebileceğini gösterir. “Let's” kullanıldığı için doğrudan bir emirden daha iş birliğine açık duyulur. Sohbet etmeye hevesli bir davet olmak zorunda değildir; konuşmanın zamanını ve sınırını yönetir.

Alıştırma

Bir toplantı sırasında iki iş arkadaşı gerilmeye başlıyor. Hangi cümle konuyu sonsuza dek kapatmadan tartışmayı nazikçe duraklatır?

  1. Let's never talk about this again.
  2. Let's talk about this after the meeting.
  3. Let's talk about this right now.
Cevabı göster

Let's talk about this after the meeting.

Can't wait. Ton ve niyet

0:36

Sabırsızlanıyorum.

Ton ve niyet

Can't wait: gerçek heyecan mı, kuru alay mı?

“Can't wait”, “I can't wait” ifadesinin resmî olmayan kısa biçimidir. Olağan olumlu kullanımında, konuşan kişinin bağlamda bilinen bir olayın gerçekleşmesini büyük bir hevesle beklediği anlamına gelir. Sevimsiz bir konuyu daha sonra konuşma önerisinin ardından aynı sözler kuru veya alaycı bir yanıt olabilir: konuşan kişi aslında bu konuşmadan çekiniyor ya da onu gönülsüzce kabulleniyor olabilir. Yalnızca sözcükler alayı kanıtlamaz; karar vermek için çevredeki duruma ve söyleyiş biçimine bakın.

Alıştırma

Bir iş arkadaşı “We have to spend Saturday sorting old files.” diyor. Diğeri düz bir tonla “Can't wait.” diye yanıtlıyor. En olası anlam nedir?

  1. İkinci iş arkadaşı muhtemelen isteksizliğini alay yoluyla ifade ediyor.
  2. İkinci iş arkadaşı dosyaları düzenleyeceği için kesinlikle heyecanlı.
  3. İkinci iş arkadaşı cumartesinin ne zaman başladığını soruyor.
Cevabı göster

İkinci iş arkadaşı muhtemelen isteksizliğini alay yoluyla ifade ediyor.

This episode of Bluey is called Postman.

0:37

Bluey'nin bu bölümünün adı Postacı.

This is your letterbox. Kelime

0:42

Bu senin posta kutun.

Kelime

letterbox: Britanya ve Avustralya İngilizcesinde ev posta kutusu

Burada letterbox, bir evde mektupların teslim edildiği yeri ifade eder. Ayrı bir kutu ya da kapıdaki bir posta yuvası olabilir ve Britanya ile Avustralya İngilizcesinde yaygın bir günlük sözcüktür. Sözcük postayla ilgilidir; alfabenin harflerini koymak için kullanılan bir kutu anlamına gelmez.

Alıştırma

Avustralya’da bir çocuk, ailesinin fiziksel postalarını aldığı evin dışındaki kutuyu gösteriyor. Hangi cümle bu duruma en uygun olur?

  1. This is our inbox.
  2. This is our post office.
  3. This is our letterbox.
Cevabı göster

This is our letterbox.

And this is your letterbox.

0:45

Ve bu da senin posta kutun.

Here's some letter writing things,

0:47

İşte mektup yazmak için bazı şeyler,

and I'm the postie. Kelime

0:49

ve ben de postacıyım.

Kelime

postie: posta dağıtan kişi için gayriresmî bir sözcük

Postie, postayı dağıtan kişi için kullanılan samimi ve gayriresmî bir sözcüktür. Bu cümlede I'm the postie, konuşan kişinin bir oyunda dağıtım görevini üstlendiği anlamına gelir. Sözcük özellikle Avustralya İngilizcesinde yaygındır ve Britanya İngilizcesinde de kullanılır. Postayı ya da mektupların saklandığı yeri değil, kişiyi ifade eder.

Alıştırma

Bu durumda postie kullanmak uygun mudur? Avustralya’da bir çocuk mektup dağıtıyormuş gibi yaparken "I'm the postie!" diyor.

  1. Hayır—yalnızca resmî bir iş unvanı olarak uygundur.
  2. Evet—bu rahat oyun bağlamında doğal bir kullanımdır.
Cevabı göster

Evet—bu rahat oyun bağlamında doğal bir kullanımdır.

Oh, great.

0:50

Oh, harika.

What?

0:53

Ne var?

You have to write a letter.

0:53

Bir mektup yazman gerekiyor.

Oh, okay.

0:54

Oh, tamam.

Who should I write it to? Dilbilgisi

0:56

Kime yazmalıyım?

Dilbilgisi

Who should I write it to?: Soru sonundaki to

Temel kalıp write something to someone biçimindedir; to alıcıyı gösterir. I should write it to someone cümlesinden başlayın. Bu kişi sorulduğunda someone, who olur: Who should I write it to? Günlük İngilizcede bu tür wh- sorularında edatı sonda bırakmak doğaldır. to atılmamalıdır; atılırsa soru yazılan şeyi kimin alacağını göstermez.

Alıştırma

Alıcıyı soran cümleyi tamamlayın: Who should I send this package ____?

Cevabı göster

to

The only other person with a letterbox is Mum.

0:57

Posta kutusu olan diğer tek kişi annem.

Well, I better write one to Mum, then. Dilbilgisi

1:00

O zaman annene bir tane yazsam iyi olacak.

Dilbilgisi

I better ...: I'd better ifadesinin gündelik biçimi

Çok gündelik konuşmada I better, I had better kalıbından gelen I'd better ifadesinin kısalmış biçimi olarak kullanılır. Burada annesine bir mektup yazmanın yapılacak en mantıklı sonraki iş olduğu anlamına gelir; better yazma becerisini karşılaştırmaz. Better sözcüğünden sonra to write değil, doğrudan fiilin yalın biçimi write gelir. One, one letter yerine geçer; sondaki then ise kararın az önce söylenen durumdan çıktığını gösterir.

Alıştırma

Gündelik konuşmada I better leave now ne anlama gelir?

  1. Zaten ayrıldım.
  2. Şimdi ayrılmam mantıklı olur.
  3. Artık daha becerikli bir şekilde ayrılabiliyorum.
Cevabı göster

Şimdi ayrılmam mantıklı olur.

Yes.

1:02

Evet.

Write that you're not enemies. Dilbilgisi

1:03

Düşman olmadığınızı yaz.

Dilbilgisi

Write that + yan cümle: yazılması gerekeni belirtmek

write that + tam bir yan cümle, yazıya geçirilmesi gereken kesin mesajı veya olguyu belirtir. Burada that, you're not enemies yan cümlesini başlatan bir bağlayıcıdır; “şu şey” anlamına gelmez. Bu yapı mektuplarda, notlarda, talimatlarda ve raporlarda kullanılabilir. Günlük İngilizcede that bazen atılabilir, ancak kullanılması içerik yan cümlesinin başlangıcını daha açık hâle getirir.

Alıştırma

Yazılacak olguyu başlatan bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: In the notice, write ____ the library will close at six.

Cevabı göster

that

But we're not enemies.

1:04

Ama biz düşman değiliz ki.

Yes, yes.

1:06

Evet, evet.

Put it in the letter.

1:06

Bunu mektuba yaz.

We were just having a discussion. Kelime

1:08

Biz sadece tartışıyorduk.

It was a squabble.

1:10

Bu bir atışmaydı.

Kelime

just having a discussion ... was a squabble: tarafsız konuşma mı, önemsiz tartışma mı

We were just having a discussion cümlesinde discussion, konuşmayı tarafsız bir şekilde sunarken just olayın ciddiyetini azaltır. Bir discussion farklı görüşleri içerebilir, ancak bu isim tek başına insanların kavga ettiğini söylemez. It was a squabble aynı olayı, genellikle önemsiz bir konu hakkında yaşanan küçük ve öfkeli bir tartışma olarak adlandırır. İsmi değiştirmek konuşanın değerlendirmesini de değiştirir: discussion çatışmayı yumuşatırken squabble onu önemsiz ve gereksiz bulur.

Alıştırma

Hangi cümle tarafsız bir fikir alışverişi yerine küçük ve önemsiz bir tartışmayı açıkça anlatır?

  1. They were having a squabble over whose turn it was.
  2. They were reading the trip schedule.
  3. They were having a discussion about the school trip.
Cevabı göster

They were having a squabble over whose turn it was.

Maybe,

1:11

Belki,

but we still love each other. Dilbilgisi

1:12

ama birbirimizi hâlâ seviyoruz.

Dilbilgisi

each other: karşılıklı eylemler ve ilişkiler

Each other karşılıklılık bildiren bir ifadedir: aynı eylemin veya ilişkinin iki ya da daha fazla kişi arasında iki yönlü olduğunu gösterir. Burada we, Mum ve Dad'i ifade eder; dolayısıyla love each other, ikisinin de diğerini sevdiği anlamına gelir. Each other ifadesini bir fiilden veya edattan sonra gelen tek bir birim olarak düşünün; each ve other kelimelerini ayrı ayrı yorumlamayın. Tek yönlü bir eylemi karşılıklı hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın Ben'i, Ben'in de Maya'yı dinlediğini açıkça ifade eder?

  1. Ben listens to Maya.
  2. Maya listens to Ben.
  3. Maya and Ben listen to each other.
Cevabı göster

Maya and Ben listen to each other.

People shouldn't squabble.

1:14

İnsanlar atışmamalı.

You're probably right.

1:15

Muhtemelen haklısın.

It's good to get to the bottom of things, though. Notlar

1:17

Yine de olayların iç yüzünü öğrenmek iyidir.

Deyimler

get to the bottom of things: gerçeği veya nedeni bulmak

Get to the bottom of things, gerçeği, tam açıklamayı veya temel nedeni anlayana kadar araştırmak anlamına gelen bir deyimdir. Bottom burada mecazidir; görünür sorunun altında yatan şeye ulaşma düşüncesini anlatır. Bu cümlede things, genel olarak konuşulan meseleyi ifade eder. Konuşan kişi, çevresindeki anlaşmazlık hoş olmasa bile meseleyi araştırıp açıklığa kavuşturmanın yararlı olduğunu söylüyor.

Alıştırma

Gerçek nedeni keşfetmek anlamındaki deyimi tamamlayın: The team needs to get to the ____ of the problem before it happens again.

Cevabı göster

bottom

Anlatım akışı

Cümle sonundaki though: hafif bir karşıtlık eklemek

though tamamlanmış bir ifadenin sonunda yer aldığında “ancak” veya “yine de” anlamına gelir. Yeni bir yan cümle başlatmak yerine, ana düşünceden sonra ona karşıt bir düşünce ekler. Burada konuşan kişi, tartışmayla ilgili önceki kaygıyı kabul ederken işin aslını öğrenmenin iyi olduğunu söylüyor. Sondaki though, bu yön değişikliğini daha hafif ve konuşma diline özgü hâle getiriyor.

Alıştırma

Cümlenin sonuna hafif bir karşıtlık ekleyen konuşma dilindeki sözcüğü yazın: The café was crowded. The cake was excellent, ____.

Cevabı göster

though

Well, I'm not going to squabble with anyone.

1:19

Eh, ben kimseyle atışmayacağım.

Fair enough. Ton ve niyet

1:21

Haklısın.

Ton ve niyet

Birinin gerekçesini kabul etmek için Fair enough

Fair enough. “Bu görüşü veya gerekçeyi kabul ediyorum” anlamına gelen kalıplaşmış bir konuşma yanıtıdır. Başta tamamen aynı fikirde olmasanız bile, karşı tarafın açıklamasının mantıklı olduğunu gösterebilir. Bu, birinin söylediğine verilen yanıttır; genellikle bir şeyin kelimenin gerçek anlamıyla yeterince adil olup olmadığına dair bir değerlendirme değildir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “I cannot come tonight because I need to look after my little brother.” diyor. Hangi yanıt bu gerekçeyi sakin biçimde kabul eder?

  1. That is completely unfair.
  2. Fair enough.
  3. I do not understand.
Cevabı göster

Fair enough.

Here you go. Kalıp ifadeler

1:22

Al bakalım.

Kalıp ifadeler

Bir şeyi uzatırken Here you go. kullanımı

Here you go. ifadesi, birinin istediği veya almayı beklediği bir şeyi ona uzatırken kullanılan kalıplaşmış bir sözdür. “Buyur” ya da “İşte burada” anlamına gelir; buradaki go, kimsenin hareket etmesi gerektiğini anlatmaz. Her sözcüğü ayrı ayrı yorumlamak yerine, ifadenin tamamını bir şeyi teslim ederken kullanılan bir kalıp olarak düşün.

Alıştırma

Bir arkadaşın elindeki kalemi istiyor. Kalemi ona verirken söyleyebileceğin en doğal ifade hangisidir?

  1. Go here.
  2. Here you go.
  3. Here is it.
Cevabı göster

Here you go.

Thank you.

1:23

Teşekkür ederim.

Hi.

1:26

Selam.

You're reading my mail. Ton ve niyet

1:26

Postamı okuyorsun.

Ton ve niyet

Gizlilik ihlaline karşı çıkmak için You're reading my mail. kullanımı

You're reading my mail. dilbilgisel olarak şu anda gerçekleşen bir eylemi bildiren bir cümledir. Ancak bu sahnede konuşan kişi durumu tarafsızca anlatmıyor; mektuplar özel olduğu için karşı çıkıyor. Şimdiki zamanda kurulmuş bir bildirme cümlesi, kabul edilemez bir davranışı göstermek ve sınır koymak için de kullanılabilir. Bağlam ve ton, “Bunu yapmamalısın” şeklindeki örtük mesajı ekler.

Alıştırma

Birisi özel mektuplarını izinsiz okuyor. Bu bağlamda You're reading my mail. büyük olasılıkla ne anlatır?

  1. Konuşan kişi mektupları okumak için yardım istiyor.
  2. Konuşan kişi, mektuplar özel olduğu için karşı çıkıyor.
  3. Konuşan kişi okuma eylemiyle ilgili tarafsız bir yorum yapıyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi, mektuplar özel olduğu için karşı çıkıyor.

Oh, a love heart! Kelime

1:28

Oh, bir sevgi kalbi!

Kelime

a love heart: aşkı temsil eden kalp biçimli bir simge

Bu cümlede a love heart, aşkı temsil eden kalp biçimli bir simge anlamına gelir. Konuşan kişi bir simgeyi görünce tepki veriyor; vücudun içindeki organdan söz etmiyor. love sözcüğü, burada heart kelimesinin hangi anlamda kullanıldığını gösterir. İfadenin tamamını bilinen kalp şeklinin adı olarak düşünün.

Alıştırma

Bu cümlede a love heart ne anlama geliyor?

  1. Aşkı temsil eden kalp biçimli bir simge
  2. Bir tür kalp hastalığı
  3. Vücudun içindeki gerçek bir organ
Cevabı göster

Aşkı temsil eden kalp biçimli bir simge

See you.

1:29

Görüşürüz.

Ah, Bluey, stop.

1:33

Ah, Bluey, dur.

You're in the lava.

1:35

Lavın içindesin.

Huh?

1:36

Ha?

We're playing Ground's Lava, remember? Ton ve niyet

1:36

Yer Lav oyununu oynuyoruz, unuttun mu?

Ton ve niyet

Cümle sonunda remember?: hatırlatma yapmak

Bir ifadenin sonunda kullanılan remember?, dinleyicinin iki kişinin de zaten bildiği bir bilgiyi yeniden hatırlamasını sağlar. Burada oyunun hâlâ sürdüğünü ve kuralının geçerli olduğunu hatırlatır. “Bunu unutma” anlamına gelen kısa bir hatırlatma eki gibi çalışır. Ses tonuna göre dostça veya biraz ısrarcı duyulabilir; asıl amacı dinleyicinin hafızasını sınamak değildir.

Alıştırma

“We're meeting at five, remember?” cümlesindeki remember? ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Tamamen yeni bir planı tanıtmak
  2. Dinleyicinin hafızasının iyi olup olmadığını sınamak
  3. Dinleyiciye zaten bildiği bir planı hatırlatmak
Cevabı göster

Dinleyiciye zaten bildiği bir planı hatırlatmak

Oh, yeah.

1:39

Oh, evet.

But I can't anymore, Bingo. Dilbilgisi

1:40

Ama artık yapamam, Bingo.

Dilbilgisi

can't anymore: önceden mümkünken artık mümkün olmaması

Can't anymore, bir şeyin daha önce mümkün olduğunu ancak artık mümkün olmadığını veya sürdürülemediğini anlatır. Anymore, can't ifadesine zaman içinde değişim anlamı katar. Can sözcüğünün yetenek, izin veya devam etme isteğinden hangisini belirttiği bağlama göre anlaşılır. Burada konuşan kişi etkinliği sürdüremediğini ya da sürdürmek istemediğini anlatıyor.

Alıştırma

Cümleyi “artık yapamıyor” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Ava could stay up late during the holidays, but now she ____.

Cevabı göster

can't anymore

I'm playing postman.

1:42

Postacıcılık oynuyorum.

Aw.

1:43

Ah.

You always say you'll play with me, Ton ve niyet

1:45

Her zaman benimle oynayacağını söylüyorsun,

and you never do. Dilbilgisi

1:47

ve hiç oynamıyorsun.

Ton ve niyet

You always say ..., and you never do: eyleme dönüşmeyen sözler

You always say ..., and you never do kalıbı, bir kişinin tekrarlanan sözleri ile davranışları arasındaki farkı gösterir. İlk bölüm kişinin ne yapacağını sürekli söylediğini aktarır; ikinci bölümdeki do, söz verilen eylemin yerini alarak play with me ifadesinin tekrar edilmesini önler. Duygusal bir yakınmada always ve never, kesin bir sayı vermekten çok hayal kırıklığını vurgular. Temel mesaj şudur: “Bunu sürekli yapacağına söz veriyorsun ama gerçekleşmiyor.”

Alıştırma

Hangi cümle, birinin sürekli yardım sözü verip harekete geçmemesinden yakınıyor?

  1. You helped me yesterday without being asked.
  2. You rarely say that you can help.
  3. You always say you'll help, and you never do.
Cevabı göster

You always say you'll help, and you never do.

Dilbilgisi

you never do: play with me yerine kullanılan do

you never do ifadesindeki do, daha önce geçen play with me fiil öbeğinin yerini tutar. Anlamı, karşı tarafın söz verdiği bu eylemi hiçbir zaman gerçekleştirmediğidir; yeni ve belirtilmemiş başka bir eylemden söz edilmez. İngilizcede eylem bağlamdan zaten anlaşılıyorsa, özellikle kısa olumsuz veya karşıt ifadelerde aynı fiil öbeğini tekrarlamamak için do bu şekilde kullanılır. Çevresindeki biçim özneye ve zamana uyar: you never do, she never does ve they never did.

Alıştırma

Maya says she will help, but she never does cümlesinde does neyin yerini tutar?

  1. help
  2. says
  3. will
Cevabı göster

help

I don't. Ton ve niyet

1:48

Hayır.

Yes, you don't.

1:49

Evet, oynamıyorsun.

No, I don't.

1:50

Hayır, öyle bir şey yok.

Ton ve niyet

I don't. Yes, you don't. No, I don't.: olumsuz bir iddiaya açıkça cevap vermek

Bu konuşma, karşı tarafın hiç oynamadığı yönündeki önceki suçlamanın devamıdır. I don't ve No, I don't, konuşanın eylemi gerçekleştirmediğini inkâr eder. Yes, you don't ise çocukça ve meydan okuyan bir karşılıktır: yes ile olumsuz bir cümleyi birleştirir, bu yüzden açık bir onaydan çok tartışmadaki karmaşık bir laf atışması gibi duyulur. Açık İngilizcede niyet edilen tutum belirtilmelidir: Yes, I do olumsuz bir iddiayı reddeder; No, I don't ise eylemin gerçekleşmediğini doğrular. Her cümlenin kesin anlamı özneye ve bağlamdan anlaşılan eyleme bağlıdır.

Alıştırma

Birisi 'You never help at home.' diyor. Oysa siz yardım ediyorsunuz. Hangi cevap bu iddiayı açıkça reddeder?

  1. Yes, I do.
  2. No, I don't.
  3. Yes, I don't.
Cevabı göster

Yes, I do.

Wait.

1:51

Bekle.

This is squabbling.

1:52

Bu atışmak.

Um, okay.

1:53

Hmm, tamam.

We can play both, Bingo. Ton ve niyet

1:54

İkisini de oynayabiliriz, Bingo.

Ton ve niyet

We can play both: can ve both ile uzlaşma önermek

We can play both bir uzlaşma önerir: iki oyundan yalnızca birini seçmek gerekmez; grup iki oyunu da plana katabilir. Burada can, planın mümkün olduğunu gösterir ve cümleyi emirden çok öneri hâline getirir. Both, daha önce sözü edilen iki oyunun yerini tutar; we içindeki iki kişiyi anlatmaz.

Alıştırma

“İki etkinliğin de dışarıda bırakılmaması” anlamındaki hedef kelimeyle uzlaşma önerisini tamamlayın: Ava wants to play chess, and Leo wants to play cards. We have time for two games, so we can play ____.

Cevabı göster

both

Yay.

1:55

Yaşasın.

Thanks, Bluey.

1:56

Teşekkürler, Bluey.