Tarih vs. Vladimir Lenin - Alex Gendler: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
919 kelime 156 kel/dk

Video özeti: Mahkeme biçimindeki tartışma, Lenin’in Rus Devrimi ve Sovyet sistemindeki rolünü değerlendiriyor. Onun zorbalığı sona erdirip Rusya’yı modernleştirdiği savı, Bolşevik yönetimin baskı getirdiği suçlamasıyla karşılaştırılıyor. Sonuçta, alternatif sonuçları kesin saymadan tarihî kişilerin eleştirel biçimde yargılanması gerektiği vurgulanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. put Lenin on the stand — Deyimler ve mecazi ifadeler. Bu hukuk metaforunun tarihsel değerlendirmeyi, karşıt tarafların kanıt sunup Lenin’in sorumluluğunu tartıştığı hayalî bir davaya nasıl dönüştürdüğünü ve videonun çerçevesini nasıl kurduğunu anlayabilirsiniz. 2. The measures were difficult, but it was a difficult time. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik. Önce sert önlemleri kabul edip ardından olağanüstü krizi öne sürerek sorumluluğu hafifletme ve önlemleri zorunlu gösterme şeklindeki taviz ve gerekçelendirme stratejisini fark edebilirsiniz. 3. could have been a famous rock and roll singer, but how would I have sounded? — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik. Mizahi bir karşı-olgusal benzetmenin Lenin olmasaydı ne yaşanacağına ilişkin iddiaları nasıl zayıflattığını görebilir; düşünülebilir bir ihtimalin başarılı sonucu kanıtlamadığını anlayabilirsiniz.

Bu derste

He was one of the most influential figures of the 20th century, Kalıp ifadeler

0:07

O, 20. yüzyılın en etkili figürlerinden biriydi,

Kalıp ifadeler

one of the most influential figures: en etkili isimler grubundan biri

one of the most + sıfat + çoğul isim yapısı, bir kişiyi veya şeyi en üst düzeydeki bir grubun içine yerleştirir. Bu cümlede anlatılan, onun 20. yüzyılın en etkili isimleri arasında olduğudur; tek ve en etkili kişi olduğu söylenmez. Bu yapı kişiler, eserler, yerler ve sayılabilen diğer gruplar hakkında güçlü değerlendirmeler yapmak için kullanılır. one of ifadesinden sonra isim genellikle çoğul olur; çünkü anlam, daha büyük bir grubun üyelerinden biridir.

Alıştırma

Keşfin tek ve en önemli keşif olmadığını, en önemli keşifler grubuna ait olduğunu göstermek için cümleyi hangi seçenek tamamlar? This was ___ discoveries of the century.

  1. one of the most important discovery
  2. the most important
  3. one of important
  4. one of the most important
Cevabı göster

one of the most important

forever changing the course of one of the world's largest countries. Kalıp ifadeler

0:10

dünyanın en büyük ülkelerinden birinin rotasını sonsuza dek değiştirdi.

Kalıp ifadeler

forever changing the course of: tarihsel bir yönü kalıcı olarak değiştirmek

change the course of ifadesi, bir şeyin yönünü veya gelişimini genellikle önemli ve kalıcı bir biçimde değiştirmek anlamına gelir. Buradaki course bir ders değil, gelişimin izlediği yolu anlatır; forever ise tarihsel etkinin kalıcı olduğunu vurgular. Forever changing, önceki ifadeye bağlanan bir -ing yapısıdır. Bu kişi neden etkili olarak tanımlanıyor sorusunu yanıtlayan sonucu ekler: eylemleri büyük bir ülkenin tarihini başka bir yöne çevirmiştir. Tek başına kurulmuş tam bir cümle değildir.

Alıştırma

The invention changed the course of communication cümlesinde changed the course of ne anlama gelir?

  1. İletişimin fiziksel rotasını değiştirdi
  2. İletişim dersini değiştirdi
  3. İletişimin nasıl geliştiğini değiştirdi
Cevabı göster

İletişimin nasıl geliştiğini değiştirdi

But was he a hero who toppled an oppressive tyranny Anlatım akışı

0:14

Ancak o, baskıcı bir tiranlığı deviren bir kahraman mıydı,

or a villain who replaced it with another?

0:18

yoksa onun yerine bir başkasını getiren bir kötü adam mıydı?

Anlatım akışı

a hero who... or a villain who...?: bir tartışma çerçevesi

Bu soru, aynı kişinin tarihsel mirasını birbirine karşıt iki yorum şeklinde düzenlemek için a hero who... ile a villain who... ifadelerini karşı karşıya getirir. Tartışmanın temel meselesini ortaya koyar; gerçek anlamda bir meslek sormaz veya nihai bir hüküm açıklamaz. Her who yan cümlesi kendi etiketinin gerekçesini verir: toppled an oppressive tyranny ifadesi hero değerlendirmesini, replaced it with another ise villain değerlendirmesini destekler. Burada it daha önce geçen tyranny sözcüğüne gönderme yapar; another da başka bir tiranlık anlamındadır. Paralel yapı iki iddiayı karşılaştırmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Bu açılış sorusunun söylemdeki temel işlevi nedir?

  1. Lenin'in kesinlikle bir villain olduğunu belirtir.
  2. Hero ve villain sözcüklerinin sözlük tanımlarını verir.
  3. Lenin'in tarihsel mirasını iki karşıt yorum üzerinden çerçeveler.
Cevabı göster

Lenin'in tarihsel mirasını iki karşıt yorum üzerinden çerçeveler.

It's time to put Lenin on the stand in History vs. Lenin. Deyimler

0:20

Tarih vs. Lenin'de, Lenin'i sanık kürsüsüne çıkarma zamanı.

Deyimler

put Lenin on the stand: incelemeyi anlatan bir hukuk metaforu

Mahkemede the stand, tanık kürsüsü anlamına gelir. To put someone on the stand, bir kişiyi tanıklık etmesi ve soruları yanıtlaması için çağırmak demektir. Burada Lenin gerçek bir mahkemeye çıkmıyor; tarih tarafından değerlendiriliyor. İfade, bu değerlendirmeyi temsili bir duruşma görüntüsüne dönüştürüyor: Lenin'in eylemleri ve sorumluluğu yakından sorgulanacak. Yalnızca onu ayağa kaldırmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede put Lenin on the stand ne anlama geliyor?

  1. Lenin'e bir nesneyi taşıyacak fiziksel bir sehpa vermek.
  2. Lenin'in tarihsel eylemlerini sorgulamaya ve yargıya tabi tutmak.
  3. Lenin'den seyircilerin önünde ayağa kalkmasını istemek.
Cevabı göster

Lenin'in tarihsel eylemlerini sorgulamaya ve yargıya tabi tutmak.

Order, order.

0:26

Sükunet, sükunet.

Now, wasn't it your fault that the band broke up? Ton ve niyet

0:27

Peki, grubun dağılması senin suçun değil miydi?

Ton ve niyet

Wasn't it your fault that...?: karşı tarafın sorumluluğunu varsayan bir soru

Wasn't it your fault that...? yapısı, It was your fault that + yan cümle kalıbından oluşturulan olumsuz bir evet-hayır sorusudur. that ile başlayan yan cümle kötü sonucu belirtirken your fault sorumluluğu dinleyiciye yükler. Bu cümlede konuşan kişi yalnızca grubun dağılmasına kimin yol açtığını sormaz. Olumsuz biçim, konuşanın zaten “senin hatandı” düşüncesine yakın olduğunu ve dinleyiciyi bunu kabul etmeye zorladığını gösterir. Ses tonuna göre suçlayıcı veya şakacı duyulabilir.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: “Wasn't it your fault that the meeting was canceled?” cümlesinde konuşan kişi kimin sorumlu olduğu konusunda tamamen tarafsızdır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Your honor,

0:32

Sayın Yargıç,

this is Vladimir Ilyich Ulyanov, aka Lenin, Kelime

0:33

işte Vladimir İlyiç Ulyanov, namıdiğer Lenin,

Kelime

aka Lenin: aynı kişinin başka bir adını tanıtmak

aka, also known as ifadesinin kısaltmasıdır. aka Lenin ifadesinde Lenin, Vladimir Ilyich Ulyanov'un başka ve daha çok bilinen adıdır; ikinci bir kişiyi tanıtmaz. aka ifadesini aynı kişi veya şeyin takma adı, lakabı, mahlas adı, sahne adı ya da başka bir alternatif adının hemen önüne koyun.

Alıştırma

Hangi cümlede aka doğru kullanılmıştır?

  1. Maya Chen met aka DJ Nova tonight.
  2. Maya Chen, aka DJ Nova, will perform tonight.
  3. Maya Chen is aka as DJ Nova tonight.
Cevabı göster

Maya Chen, aka DJ Nova, will perform tonight.

the rabble-rouser who helped overthrow the Russian Tsar Nicholas II in 1917 Kelime

0:37

1917'de Rus Çarı II. Nikolay'ı devirmeye yardım eden

Kelime

rabble-rouser: kalabalık kışkırtıcısı için küçümseyici bir yafta

Rabble-rouser, bir kalabalığın öfkesini körükleyen veya insanları düzensizliğe ve çatışmaya iten biri için kullanılan oldukça olumsuz bir yaftadır. İnsanları örgütleyen birini tarafsız biçimde anlatan bir sözcük değildir. Bu ifadede söz konusu kişi yalnızca ardından gelen tarihsel olayla tanıtılmaz; konuşanın düşmanca değerlendirmesiyle de sunulur. Birleşik sözcüğün kendisi de bu tutumu taşır: rabble kalabalığı düzensiz ya da aşağılık bir topluluk gibi gösterir, rouser ise onu harekete geçmesi için kışkırtma fikrini verir.

Alıştırma

Bir haber, öfkeli bir kalabalığı bilerek kışkırttığı için bir siyasetçiyi eleştirmek istiyor. Bu olumsuz yargıyı en iyi hangi sözcük taşır?

  1. activist
  2. organizer
  3. rabble-rouser
Cevabı göster

rabble-rouser

and founded the Soviet Union,

0:43

ve Sovyetler Birliği'ni kuran kışkırtıcı,

one of the worst dictatorships of the 20th century.

0:45

20. yüzyılın en kötü diktatörlüklerinden biri.

Oh.

0:49

Ah.

The Tsar was a bloody tyrant under whom the masses toiled in slavery. Notlar

0:50

Çar, kitlelerin kölelik içinde çalıştığı kanlı bir zorbaydı.

Dilbilgisi

under whom: edatı öne alınmış resmî bir ilgi tümceciği

Under whom, a bloody tyrant ifadesini niteleyen bir ilgi tümceciğini başlatır. Whom, The Tsar ifadesine geri gönderme yapar; under ise onun yönetimine veya otoritesine tabi olmayı belirtir. Yapının temelindeki sade cümle şudur: The masses toiled in slavery under the Tsar. Edatın whom sözcüğünden önce getirilmesine edatın öne alınması denir. Bu yapı, hükümdar ile onun yönetimi altında yaşananlar arasında kısa ve resmî bir bağ kurar. Daha konuşma diline yakın sıralamada under sonda kalır: a tyrant who the masses toiled under.

Alıştırma

Resmî edat + ilgi zamiri yapısını tamamlayın: Dr. Lee was a mentor under ____ several interns trained.

Cevabı göster

whom

Kalıp ifadeler

toiled in slavery: özgürlük olmadan tüketici emek

Bu cümlede toiled, uzun süre boyunca zor ve tüketici bir şekilde çalışmak anlamına gelir. Tarafsız worked fiiline göre daha güçlü bir duygusal yük taşır. in slavery, emeğin gerçekleştiği koşulu ekler: insanların özgürlüğü ellerinden alınmış ve çalışmaya zorlanmışlardır. Bu nedenle toiled in slavery, sıradan bir işi değil, ağır baskı altında acı çekerek çalışmayı anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede toiled in slavery neyi vurguluyor?

  1. Zorlama altında ve özgürlük olmadan yapılan tüketici emek
  2. Zor bir spor için gönüllü antrenman
  3. Normal çalışma saatleri olan sıradan ücretli iş
Cevabı göster

Zorlama altında ve özgürlük olmadan yapılan tüketici emek

This is rubbish. Ton ve niyet

0:56

Bu tam bir saçmalık.

Ton ve niyet

This is rubbish: bir savı sert biçimde reddetmek

Burada rubbish fiziksel çöp anlamına gelmez. This, önceki ifadeyi veya savı gösterir; rubbish ise onu yanlış, saçma ya da değersiz olarak değerlendirir. Bu kısa cümle sert bir reddetme işlevi görür: konuşan kişi yalnızca aynı fikirde olmadığını belirtmez, savı tamamen geçersiz sayar.

Alıştırma

Yargılayın: Bir iş arkadaşına gönderilen resmî e-postada This is rubbish. kibar ve tarafsız bir anlaşmazlık ifadesidir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Serfdom had already been abolished in 1861. Dilbilgisi

0:57

Serflik zaten 1861'de kaldırılmıştı.

Dilbilgisi

had already been abolished: past perfect edilgen yapı

Had already been abolished, had + been + past participle kalıbıyla kurulan past perfect edilgen yapıdır. Serfdom eylemden etkilenen taraftır, bu yüzden edilgen yapı kullanılır; abolished, sistemin resmen sona erdirildiğini belirtir. Past perfect, kaldırılma olayını bağlamın belirlediği daha sonraki bir geçmiş referans noktasından önceye yerleştirir. Already, olayın o zamana kadar tamamlanmış olduğunu vurgularken in 1861 ne zaman gerçekleştiğini söyler.

Alıştırma

Cümleyi repair fiilinin past perfect edilgen biçimi ve already ile tamamlayın: By the time the museum reopened, the damaged roof ____.

Cevabı göster

had already been repaired

And then replaced by something worse.

1:01

Ve sonra yerini daha da kötü bir şey aldı.

The factory bosses treated the people far worse than their former feudal landlords. Dilbilgisi

1:03

Fabrika patronları, insanlara eski feodal toprak sahiplerinden çok daha kötü davranıyordu.

Dilbilgisi

far worse than: büyük bir farkı vurgulamak

Far worse than, “-den çok daha kötü” anlamına gelir. Worse karşılaştırma biçimidir, than karşılaştırılan tarafı getirir, far ise farkın büyük olduğunu vurgular. Burada far fiziksel mesafeyi anlatmaz. Cümle, fabrika patronlarının davranışının yalnızca daha kötü değil, çok daha kötü olduğunu söyleyerek eleştiriyi güçlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede far neyi gösterir? The damage was far worse than expected.

  1. Derece bakımından fark büyüktür.
  2. Karşılaştırma fiziksel mesafeyle ilgilidir.
  3. Hasar uzun zaman önce meydana gelmiştir.
Cevabı göster

Derece bakımından fark büyüktür.

And unlike the landlords, they were always there. Anlatım akışı

1:08

Ve toprak sahiplerinin aksine, onlar her zaman oradaydılar.

Anlatım akışı

And unlike the landlords: yeni bir karşıtlık eklemek

Unlike the landlords, daha önce sözü edilen karşılaştırma grubu olan toprak sahiplerini başa yerleştirir. Ana cümle daha sonra fabrika sahiplerinin hangi bakımdan farklı olduğunu söyler: they were always there. Böylece karşılaştırma açık kalırken dinleyicinin dikkati toprak sahiplerinden başka bir gruba geçer. And, bu karşıtlığı önceki düşünceye bağlar. Dolayısıyla cümle, ilgisiz yeni bir konu açmak yerine görüşü destekleyen başka bir karşılaştırma ekler. Başka durumlara aktarılabilecek bilgi düzeni And unlike + isim veya zamir, + ana cümle şeklindedir.

Alıştırma

Yeni kütüphane ile eski kütüphaneyi unlike kullanarak karşılaştırın: ____, the new library stays open on Sundays.

Cevabı göster

Unlike the old library

Russian workers toiled for 11 hours a day

1:12

Rus işçileri günde 11 saat çalışıyor

and were the lowest paid in all of Europe. Dilbilgisi

1:16

ve tüm Avrupa'da en düşük maaşı alıyorlardı.

Dilbilgisi

the lowest paid in all of Europe: üstünlük derecesi ve karşılaştırma alanı

The lowest paid, “en düşük ücretleri alan kişiler” anlamına gelen bir üstünlük derecesi ifadesidir. Paid, ücretlerinin düzeyini anlatır; ödemelerin sayısını veya zamanını belirtmez. In all of Europe karşılaştırma alanını verir. Bu ifade, söz konusu grubun ücretlerini Avrupa genelindeki ilgili gruplar arasında en alt düzeye yerleştirir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp the + üstünlük derecesi + in + yer veya grup şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi low-paid ifadesinin üstünlük biçimiyle tamamlayın: In the salary survey, the interns were ____ in the whole company.

Cevabı göster

the lowest paid

But Tsar Nicholas made laws to protect the workers.

1:20

Fakat Çar Nikolay işçileri korumak için yasalar çıkardı.

He reluctantly did the bare minimum to avert revolution, Kalıp ifadeler

1:23

Devrimi önlemek için asgari olanı gönülsüzce yaptı,

Kalıp ifadeler

did the bare minimum to avert: devrimi önlemek için gereken en azını yapmak

do the bare minimum to + fiil, bir amaca ulaşmak için gerekli olan en az şeyi yapmak anlamına gelir. Bare burada eleştirel bir anlam taşır; kişinin işi özenle tamamlamaya çalışmak yerine mümkün olduğunca az çaba gösterdiğini ima eder. Burada to avert revolution eylemin amacını, yani bir devrimin gerçekleşmesini önlemeyi belirtir. Cümle, onun kötü bir sonucu önlemek için gönülsüzce yalnızca asgari önlemi aldığını anlatır.

Alıştırma

“He did the bare minimum to help” genellikle neyi ima eder?

  1. Hiç yardım etmedi.
  2. Elinden geldiğince az yardım etti.
  3. Yardım etmek için elinden gelen her şeyi yaptı.
Cevabı göster

Elinden geldiğince az yardım etti.

and even there he failed.

1:27

ve onda bile başarısız oldu.

Remember what happened in 1905 after his troops fired on peaceful petitioners? Öbek fiiller

1:29

1905'te askerlerinin barışçıl dilekçe sahiplerine ateş açmasından sonra ne olduğunu hatırlıyor musunuz?

Öbek fiiller

fired on: bir hedefe ateş etmek

Fire on + bir hedef, silahlarla veya başka araçlarla hedefe ateş etmek ya da hedefe saldırmak anlamına gelen bir phrasal verb'dür. On edatı, saldırıya uğrayan kişiyi, grubu, aracı, mevziyi veya başka bir hedefi tanıtır. Burada fired geçmiş zamandadır ve peaceful petitioners hedeftir: askerler barışçıl dilekçe sahiplerine ateş açmıştır. Bu, birini işten çıkarmak anlamındaki fire someone değildir.

Alıştırma

“The guards fired on the crowd” ne anlama gelir?

  1. Kalabalığın yakınında ateş yaktılar.
  2. Birini işten çıkardılar.
  3. Kalabalığa ateş açtılar.
Cevabı göster

Kalabalığa ateş açtılar.

Yes, and the Tsar ended the rebellion by introducing a constitution Dilbilgisi

1:35

Evet, ve Çar bir anayasa sunarak isyanı sona erdirdi

Dilbilgisi

ended the rebellion by introducing: sonuç + by + -ing

ended the rebellion by introducing a constitution ifadesinde ana cümle sonucu verir: Çar isyanı sona erdirdi. by introducing a constitution bu sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi açıklar. Bir şeyin nasıl başarıldığını anlatmak için sonuç veya eylem + by + -ing yapısını kullanabilirsin. Buradaki by, bir son tarihten önce değil, bir şeyi yaparak anlamındadır.

Alıştırma

compare fiilini by + -ing yapısında kullanarak cümleyi tamamla: Leo found the mistake ____ the two reports.

Cevabı göster

by comparing

and an elected parliament, the Duma. Kültür

1:38

ve seçilmiş bir parlamento, yani Duma'yı kurdu.

Kültür

elected parliament, the Duma: Rus İmparatorluğu meclisinin adı

Duma, bir kişinin adı değil, Rusya'daki bir yasama organının adıdır. Bu tarihsel bağlamda, 1905 Devrimi'nden sonra Rus İmparatorluğu'nda oluşturulan seçilmiş temsil meclisini ifade eder. Virgülden sonraki the Duma ifadesi, an elected parliament sözünün özel adını verir: yeni parlamentonun adı Duma'dır. Burada bu kurum anayasanın yürürlüğe konmasıyla ilişkilendirilir.

Alıştırma

Bu cümlede the Duma neyi ifade ediyor?

  1. Anayasanın kendisi
  2. Seçilmiş Rus yasama meclisi
  3. Çar'ın soyadı
Cevabı göster

Seçilmiş Rus yasama meclisi

While retaining absolute power and dissolving them whenever he wanted. Dilbilgisi

1:41

Mutlak gücü elinde tutarak ve istediğinde onları feshederek.

Dilbilgisi

While retaining ... and dissolving ...: while + -ing ile karşıtlık

Burada while + -ing, ödünleme veya karşıtlık anlamı taşıyan kısaltılmış bir yan cümle kurar: görünüşte bir reform adımı atılmış olsa da mutlak iktidarı elinde tutuyor ve onları feshedebiliyordu. Retaining ve dissolving, aynı örtük özneye, yani he sözcüğüne bağlı iki eş görevli -ing biçimidir. Dolayısıyla while yalnızca eylemleri aynı zamana yerleştirmez. Bir görünüşü veya iddiayı onunla çelişen gerçekliğin karşısına koyar; bu bağlamdaki etkisi although veya even while ifadelerine benzer.

Alıştırma

Bir raporda “The leader announced reforms while retaining absolute control.” deniyor. while burada esas olarak neyi belirtir?

  1. Reformlar ile korunan denetim birbirine karşıt olarak sunulur.
  2. Liderin denetimden zaten vazgeçtiği anlamına gelir.
  3. Reformların planlanan zamanını belirtir.
Cevabı göster

Reformlar ile korunan denetim birbirine karşıt olarak sunulur.

Perhaps there would have been more reforms in due time Kalıp ifadeler

1:46

Belki zamanı geldiğinde daha fazla reform yapılabilirdi,

Kalıp ifadeler

in due time: uygun zamanda, mutlaka yakında değil

In due time, genellikle yeterli zaman geçtikten veya gerekli süreç tamamlandıktan sonra, “uygun zamanda” anlamına gelir. Burada due, “uygun” demektir; “borçlu” veya “ödenmesi gereken” anlamında değildir. İfade, bir şeyin eninde sonunda gerçekleşeceğini bildirir ancak tarih vermez ve yakında gerçekleşeceğini vaat etmez. Bu cümlede, varsayılan reformların koşullar hazır kabul edildiğinde daha sonra gelebileceği izlenimini yaratır. Bu nedenle ifade güven vermek, bir gecikmeyi savunmak veya zamanı bilerek belirsiz bırakmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Bir komite, uygun süreç tamamlandıktan sonra kararını açıklamayı bekliyor ancak bunun yakında olacağını vaat etmiyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The committee will announce the decision on time.
  2. The committee will announce the decision soon.
  3. The committee will announce the decision in due time.
Cevabı göster

The committee will announce the decision in due time.

if radicals like Lenin weren't always stirring up trouble. Öbek fiiller

1:49

eğer Lenin gibi radikaller sürekli sorun çıkarmasaydı.

Öbek fiiller

stirring up trouble: aktif biçimde sorun çıkarmak

Stirring up trouble, çatışma, huzursuzluk veya sorunları etkin biçimde çıkarmak ya da körüklemek demektir. Bu cümlede konuşmacı, radikalleri siyasi durumu sürekli daha da zorlaştıran kişiler olarak eleştiriyor; ifade fiziksel olarak bir şeyi karıştırmak anlamına gelmiyor. Aktarılabilir kalıp stir up + isim biçimindedir ve “bir şeyi kışkırtmak veya şiddetlendirmek” anlamına gelir. Trouble ile kullanıldığında genellikle kişinin yalnızca bir soruna karışmadığını, sorunun oluşmasına katkıda bulunduğunu ima eder.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: The user was banned for ____ in the community.

Cevabı göster

stirring up trouble

Your honor, Lenin had seen his older brother, Aleksandr Dilbilgisi

1:53

Sayın Yargıç, Lenin, ağabeyi Aleksandr'ın,

executed by the previous Tsar for revolutionary activity.

1:58

devrimci faaliyetleri nedeniyle önceki Çar tarafından idam edildiğini görmüştü.

Dilbilgisi

had seen his older brother ... executed by: see + nesne + past participle

Bu ifade see + nesne + past participle yapısını kullanır: his older brother nesnedir, executed ise ona ne yapıldığını anlatır. Bu yapı, nesneyi eylemi yapan değil eyleme maruz kalan taraf olarak gösterir. Dolayısıyla Lenin'in ağabeyinin idamına tanık olduğu veya bu olayı kişisel olarak yaşadığı anlamına gelir; ağabeyinin başka birini idam ettiği anlamına gelmez. Had seen, past perfect yapıdadır. Bu deneyimi anlatıdaki başka bir geçmiş zamandan daha önceye yerleştirir. by the previous Tsar ise idamdan sorumlu olarak sunulan kişi veya otoriteyi belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın görüşmeden önce arkadaşının tutuklanmasına tanık olduğunu ifade eder?

  1. Maya had seen her friend arrested before the interview.
  2. Maya had seen her friend after the arrest before the interview.
  3. Maya had seen her friend arrest the suspect before the interview.
Cevabı göster

Maya had seen her friend arrested before the interview.

And even after the reforms, Nicholas continued the same mass oppression and executions,

2:02

Ve reformlardan sonra bile, Nikolay aynı kitlesel baskıyı ve infazları sürdürdü,

as well as the unpopular involvement in World War I Kalıp ifadeler

2:09

ayrıca I. Dünya Savaşı'na o sevilmeyen katılımıyla,

that cost Russia so many lives and resources. Kalıp ifadeler

2:13

Rusya'ya çok fazla hayata ve kaynağa mal oldu.

Kalıp ifadeler

as well as ...: paralel bir unsur eklemek

Bu cümlede as well as, involvement in World War I ifadesini continued fiilinin daha önceki nesneleri olan mass oppression and executions ifadelerine ekler. Cümle, Nicholas'ın hem baskı ve infazları hem de savaşa katılımı sürdürdüğünü anlatır; bu ifade yeni bir özneyle yeni bir cümlecik başlatmaz. as well as, anlam bakımından and also ifadesine yakındır, ancak ikinci unsuru ek bilgi olarak sunar. Resmî tarih anlatılarında veya açıklayıcı metinlerde eylemleri, zararları ya da nedenleri art arda sıralamaya yardımcı olur.

Alıştırma

İngilizce The new rule improves safety as well as efficiency. cümlesinde as well as ne işe yarar?

  1. safety'yi iyileştirmek için bir koşul getirir.
  2. efficiency unsurunu kuralın iyileştirdiği başka bir şey olarak ekler.
  3. safety ile efficiency'nin çatıştığını gösterir.
Cevabı göster

efficiency unsurunu kuralın iyileştirdiği başka bir şey olarak ekler.

Kalıp ifadeler

cost Russia so many lives and resources: cost + zarara uğrayan taraf + kayıp

Burada cost, cost + zarara uğrayan kişi veya grup + kayıp kalıbını kullanır. Birinci Dünya Savaşı'na katılım, Rusya'nın çok sayıda can ve kaynak kaybetmesine yol açan olaydır; bu nedenle Russia, cost fiilinden sonra, kayıp ise en sonda gelir. Bu kullanım bir fiyat etiketinden söz etmez. Bu kalıpta cost, birinin acı çekmesine veya değerli bir şeyden vazgeçmesine neden olmak anlamındadır; son bölüm para, zaman, can, kaynak veya fırsat belirtebilir.

Alıştırma

Fırtınanın kasabanın üç saat kaybetmesine neden olduğunu göstermek için cümleyi tamamlayın: The storm ____ the town three hours.

Cevabı göster

cost

Hmm, this Tsar doesn't sound like such a capital fellow. Kelime

2:17

Hmm, bu Çar o kadar da harika bir adama benzemiyor.

Kelime

such a capital fellow: ironik kullanılan eski moda bir iltifat

such a capital fellow ifadesinde capital, “mükemmel” veya “çok iyi” anlamına gelen, biraz eski moda bir sıfattır; fellow ise burada bir erkeği ya da kişiyi ifade eder. Yüzeyde bu ifade çarı son derece iyi bir insan olarak gösterir. Ancak doesn't sound like ... yapısı değerlendirmeyi olumsuz ve ironik hâle getirir: konuşan kişi çarın iyi bir adam gibi görünmediğini söyler. Kasten eski moda ve teatral bir ifade kullanılması alaycı etkiyi güçlendirir.

Alıştırma

“This Tsar doesn't sound like such a capital fellow” cümlesinde capital ne anlama geliyor?

  1. para veya finansla ilgili
  2. başkentle ilgili
  3. mükemmel
Cevabı göster

mükemmel

Your honor, maybe Nicholas II did doom himself with bad decisions, Dilbilgisi

2:20

Sayın Yargıç, belki II. Nikolay kötü kararlarla kendini mahvetti,

Dilbilgisi

did doom himself: yalın fiilden önce kullanılan vurgulu did

did doom himself ifadesinde did, olumlu bir cümlede kullanılan vurgulu bir yardımcı fiildir. Gerçekten veya hakikaten anlamını güçlendirir; doom himself ise kişinin kendi yıkımına veya çöküşüne neden olması demektir. did geçmiş zaman işaretini taşıdığı için asıl fiil yalın hâlde kalır: did doom, did doomed değil. Bu yapı, konuşanın bir iddiayı özellikle vurgulamak, düzeltmek veya kabul etmek istediğini gösterir.

Alıştırma

Geçmişteki eylemi güçlü biçimde doğrulamak için cümleyi tamamlayın: I ____ check the figures before I sent the report.

Cevabı göster

did

but Lenin deserves no credit for this. Kalıp ifadeler

2:24

ama Lenin bunun için hiçbir övgüyü hak etmiyor.

Kalıp ifadeler

deserves no credit for this: bunun için övgüyü hak etmemek

Bu cümlede deserves no credit for this, “bu nedenle övgü ya da takdir görmeyi hak etmemek” anlamına gelir. Deserve, neyin adil veya hak edilmiş olduğunu değerlendirir; for this ise değerlendirilen eylemi ya da sonucu belirtir. Burada credit, mali kredi değil, bir katkı için verilen övgü veya takdir demektir. İfade, sonucun Lenin’in başarısı sayılması gerektiğini kesin biçimde reddeder.

Alıştırma

“Lenin deserves no credit for this” burada ne anlama geliyor?

  1. Lenin bunun gerçekleştiğine inanmıyor.
  2. Lenin bunun için borç para alamaz.
  3. Lenin bunun için övgü almamalıdır.
Cevabı göster

Lenin bunun için övgü almamalıdır.

When the February 1917 uprisings finally forced the Tsar to abdicate, Dilbilgisi

2:27

Şubat 1917 ayaklanmaları Çar'ı nihayet tahttan çekilmeye zorladığında,

Dilbilgisi

forced the Tsar to abdicate: force + nesne + to + fiilin yalın hâli

Forced the Tsar to abdicate, force + nesne + to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır ve “baskı ya da koşullar nedeniyle birine bir şey yaptırmak” demektir. The Tsar nesnedir, yani eylemi yapmak zorunda kalan kişidir; abdicate ise eylemdir. Abdicate, bir hükümdarın tahttan vazgeçmesini anlatan resmî bir fiildir. Bu ifade, Çar’ın eylemini özgür bir seçimden çok ayaklanmaların yol açtığı bir sonuç olarak sunar.

Alıştırma

Force + nesne + to + fiilin yalın hâli kalıbını tamamlayın: The storm forced us ____ stay indoors.

Cevabı göster

to

Lenin was still exiled in Switzerland.

2:31

Lenin hala İsviçre'de sürgündeydi.

So, who came to power? Kalıp ifadeler

2:34

Peki, kim iktidara geldi?

Kalıp ifadeler

came to power? — Kimin yönetmeye başladığını sormak

come to power siyasi bir ifadedir ve yönetmeye başlamak ya da bir hükümetin kontrolünü ele geçirmek anlamına gelir. Bu sorudaki who came to power? ifadesi, hangi kişi veya grubun yönetici güç hâline geldiğini sorar. Buradaki power elektrik ya da fiziksel güç değil, siyasi otorite anlamındadır. Bu ifade, birinin hâlihazırda yönetiyor olmasından çok yönetme konumuna geçişi vurgular.

Alıştırma

Yönetmeye başlamak anlamındaki sabit ifadeyi tamamlayın: The opposition party came to ____ after the election.

Cevabı göster

power

The Duma formed a provisional government led by Alexander Kerensky, Kültür

2:36

Duma, Alexander Kerensky liderliğinde geçici bir hükümet kurdu,

Kültür

a provisional government — Siyasi geçiş dönemindeki geçici hükümet

a provisional government, siyasi bir geçiş sırasında sınırlı bir süre yönetmek üzere kurulan hükümettir ve genellikle kalıcı bir sistem veya hükümet oluşturulmadan önce görev yapar. Bu cümlede provisional, hükümetin geçici ve geçiş niteliğinde olduğunu gösterir; hükümetin gerçek bir yetkisi olmadığı anlamına gelmez. Burada ifade, çarın tahttan çekilmesinden sonra Duma tarafından kurulan ve Alexander Kerensky tarafından yönetilen hükümeti belirtir. Yeni siyasi düzen kesinleşmeden önceki boşlukta yönetim görevini üstlendiği için provisional olarak adlandırılır.

Alıştırma

Bu cümlede a provisional government ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca elektrik tedarikini kontrol eden bir hükümet
  2. Siyasi bir geçiş sırasında kurulmuş geçici bir hükümet
  3. Değişiklik planı olmayan kalıcı bir hükümet
Cevabı göster

Siyasi bir geçiş sırasında kurulmuş geçici bir hükümet

an incompetent bourgeois failure. Kelime

2:40

beceriksiz bir burjuva fiyaskosu.

Kelime

Eleştirel bir sınıf etiketi olarak bourgeois

Bu cümlede bourgeois, kapitalist ya da mülk sahibi sınıfla ilişkili olmayı belirten ideolojik bir sınıf etiketidir. Devrimci veya Marksist yorumlarda birinin gelirini tarafsızca anlatmaktan çok eleştirel bir anlam taşır. Incompetent ve failure ile birlikte kullanıldığında kişiyi devrimcilerin karşı çıktığı tarafta konumlandırır; hem sınıfsal bağlılığını hem de siyasi performansını kınar. Burada anlamı yalnızca middle-class veya rich olarak daraltılmamalıdır.

Alıştırma

an incompetent bourgeois failure ifadesinde bourgeois ne işlev görür?

  1. Kişinin bir Fransız şehrinden geldiğini söyler.
  2. Kişinin kesin gelir düzeyini tarafsızca belirtir.
  3. Kişiyi kapitalist sınıfla aynı safta gösterir ve eleştiri katar.
Cevabı göster

Kişiyi kapitalist sınıfla aynı safta gösterir ve eleştiri katar.

He even launched another failed offensive in the war

2:43

Hatta savaşta başka bir başarısız saldırı daha başlattı

where Russia had already lost so much

2:46

Rusya'nın zaten çok şey kaybettiği bir ortamda,

instead of ending it like the people wanted. Dilbilgisi

2:49

halkın istediği gibi savaşı bitirmek yerine.

Dilbilgisi

instead of ending it: instead of + -ing

Instead of ending it, yapılmayan eylemi belirtir. Burada of bir edattır, bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: end veya to end değil, ending. It, savaşı ifade eder. Ana cümle gerçekleşen eylemi, yani başka bir saldırı başlatmayı verirken instead of ending it halkın istediği alternatifi verir. Bu karşıtlık eleştiriyi açık hâle getirir; ancak instead of tarafsız bir ikameyi anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi apologize fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Instead of ____, Maya blamed her teammate.

Cevabı göster

apologizing

It was a constitutional social democratic government, Kelime

2:52

Anayasal bir sosyal demokrat hükümetti,

the most progressive of its time.

2:55

kendi döneminin en ilerici hükümeti.

Kelime

constitutional social democratic government (anayasal sosyal demokrat hükümet)

constitutional social democratic government ifadesinde ana isim government sözcüğüdür. Constitutional ve iki sözcüklü social democratic niteleyicisi, bu ismin önünde yer alır ve aynı hükümeti tanımlar: constitutional anayasal bir çerçeveyi, social democratic ise siyasi bir geleneği veya yönelimi belirtir. Böyle uzun bir isim grubunu çözümlerken önce sondaki ana ismi bulun, ardından niteleyicileri geriye doğru inceleyin. Social democratic ifadesini tek bir birim olarak değerlendirin; social ve democratic sözcüklerinin günlük anlamlarını ayrı ayrı birleştirmeyin.

Alıştırma

constitutional social democratic government ifadesinde social democratic ne anlama gelir?

  1. Hükümetin sosyal ve cana yakın olduğunu söyler.
  2. Siyasi bir geleneği veya yönelimi belirtir.
  3. Toplumla ilgili her kararın doğrudan oylamayla alındığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Siyasi bir geleneği veya yönelimi belirtir.

And it could have succeeded eventually Dilbilgisi

2:57

Ve sonunda başarılı da olabilirdi

if Lenin hadn't returned in April,

2:59

eğer Lenin Nisan ayında geri dönmeseydi,

Dilbilgisi

could have succeeded ... if ... hadn't returned (geçmişe ait karşı-olgusal durum)

Bu cümle geçmişe ait karşı-olgusal bir durum sunar: geçmişteki bir olayın farklı bir biçimini hayal eder. If Lenin hadn't returned, Lenin'in aslında döndüğünü ima eder; could have succeeded ise gerçekleşmemiş bu alternatifteki olası sonucu anlatır. Geçmişte mümkün olan ama gerçekleşmeyen bir sonuç için could have + geçmiş zaman ortacı, gerçek dışı geçmiş koşul için ise if + had not + geçmiş zaman ortacı kullanılır. Buradaki could kesinlik değil, olasılık ifade eder; bu gelecek hakkında bir tahmin değildir.

Alıştırma

Parantezdeki sözcükleri kullanarak geçmişe ait karşı-olgusal cümleyi tamamlayın: The launch ____ if we ____ the software first. (could / go smoothly; test)

Cevabı göster

could have gone smoothly · had tested

sent by the Germans to undermine the Russian war effort and instigate riots. Notlar

3:02

Almanlar tarafından Rus savaş çabalarını baltalamak ve ayaklanmalar kışkırtmak için gönderildi.

Kelime

Russian war effort: Rusya'nın ulusal savaş seferberliği

War effort, bir ülkenin savaşmak için yönlendirdiği askerî, ekonomik, endüstriyel, lojistik ve toplumsal kaynaklar ile faaliyetlerin tümünü ifade eder. Burada the Russian war effort, tek bir Rus'un kişisel çabasını değil, Rusya'nın savaşa yönelik genel kapasitesini ve seferberliğini anlatır. Undermine it, bu ulusal çabayı ve savaşı sürdürme yeteneğini zayıflatmak demektir.

Alıştırma

Bu cümlede Russian war effort ne anlama geliyor?

  1. Rus halkının bütün savaşları önlemek için gösterdiği çabalar
  2. Rusya'nın savaşmak için kullandığı ülke çapındaki kaynaklar ve faaliyetler
  3. Bir Rus askerinin muharebedeki kişisel girişimi
Cevabı göster

Rusya'nın savaşmak için kullandığı ülke çapındaki kaynaklar ve faaliyetler

Kalıp ifadeler

instigate riots: toplumsal olayları kasıtlı olarak kışkırtmak

To instigate riots, şiddet içeren toplumsal olayları kasıtlı olarak teşvik etmek, kışkırtmak veya harekete geçirmek demektir. Instigate, eylemi kasıtlı ve genellikle suçlanacak bir davranış olarak sunar. Bu cümlede ifade, birinin veya bir şeyin ayaklanmalara yalnızca neden olduğunu tarafsız biçimde söylemez; aktif biçimde kışkırttığı yönünde bir suçlama yapar.

Alıştırma

Hangi cümlede instigate doğal, resmî ve olumsuz anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The storm accidentally caused a flight delay.
  2. The report accused the organizer of instigating riots.
  3. She started the routine staff meeting at nine.
Cevabı göster

The report accused the organizer of instigating riots.

Such slander. Ton ve niyet

3:07

Bu nasıl bir iftira.

Ton ve niyet

Such slander. ile güçlü bir karşı çıkış

Such slander. tam bir yan cümle değil, ünlem niteliğinde bir isim öbeğidir. Bu bağlamda yaklaşık olarak “That claim is slander.” anlamına gelir ve karşı tarafın sözünü yalnızca yanlış olarak değil, doğrudan iftira olarak nitelendirir. slander birinin itibarına zarar veren yanlış bir ifadeyi anlattığı için bu kısa ifade hem öfkeli bir inkâr hem de ciddi bir karşı suçlamadır. Such + isim kalıbı keskin bir değerlendirme aktarabilir, ancak suçlamanın ağırlığını kullanılan isim belirler.

Alıştırma

Hararetli bir tartışmada Such slander. esas olarak ne yapar?

  1. Küçük bir bilgi hatasını sakince düzeltir.
  2. Karşı taraftan iddiayı açıklamasını ister.
  3. Bir iddiayı iftira olarak nitelendirip güçlü biçimde reddeder.
Cevabı göster

Bir iddiayı iftira olarak nitelendirip güçlü biçimde reddeder.

The July Days were a spontaneous and justified reaction against the government's failures. Kalıp ifadeler

3:08

Temmuz Günleri, hükümetin başarısızlıklarına karşı kendiliğinden ve haklı bir tepkiydi.

Kalıp ifadeler

a justified reaction against ...: bir şeye karşı haklı tepki

a justified reaction against something yapısında justified, tepkinin geçerli nedenleri olduğunu ve savunulabileceğini belirtir. reaction temel isimdir; against ise karşı çıkılan veya direnilen politika, eylem ya da durumu tanıtır. Bu nedenle ifade yalnızca bir tepkiyi bildirmekle kalmaz, o tepkinin lehinde bir tutum da alır. Cümlede spontaneous tepkinin nasıl ortaya çıktığını anlatırken justified onu makul olarak değerlendirir.

Alıştırma

Tepkinin neye karşı olduğunu gösteren edatla cümleyi tamamlayın: The walkout was a justified reaction ____ repeated safety violations.

Cevabı göster

against

And Kerensky showed his true colors when he blamed Lenin Deyimler

3:15

Ve Kerensky, Lenin'i suçladığında gerçek yüzünü gösterdi

Deyimler

showed his true colors: gerçek karakterini göstermek

Showed his true colors, show one's true colors deyiminin geçmiş zaman biçimidir. Davranışlarının gerçek karakterini, amaçlarını veya tutumunu, özellikle de daha önce gizli kalmış olumsuz bir yönünü ortaya çıkardığı anlamına gelir. Burada Lenin'i suçlaması, Kerensky'nin gerçek siyasi tutumunu açığa çıkaran davranış olarak sunulur. Colors sözcüğü mecazidir; gerçek renklerden söz edilmez.

Alıştırma

Yöneticinin gerçek yüzünü gösterdiğini anlatan kalıp deyimi tamamlayın: The supervisor ____ when he blamed an intern for his own mistake.

Cevabı göster

showed his true colors

and arrested and outlawed his Bolshevik Party, Kelime

3:19

Bolşevik Partisini tutukladı ve yasadışı ilan etti,

Kelime

outlawed his Bolshevik Party: bir kuruluşu yasa dışı ilan etmek

Outlawed his Bolshevik Party ifadesinde outlawed, partiyi yasa dışı ilan etmek ya da yasa veya resmî makam aracılığıyla yasaklamak anlamına gelen geçmiş zamanlı bir fiildir. His Bolshevik Party bu fiilin nesnesidir. Outlaw, kanun kaçağı veya suçlu anlamında bir isim de olabilir; ancak burada bu görevde değildir. -ed biçiminin ardından bir nesne gelmesi, cümlenin kuruluşa karşı uygulanan resmî bir işlemi anlattığını gösterir.

Alıştırma

The government outlawed the group cümlesinde outlawed ne anlama gelir?

  1. Üyeleri kanun kaçağına dönüştürdü
  2. Grubu yasaklamadan eleştirdi
  3. Grubu yasa dışı ilan etti
Cevabı göster

Grubu yasa dışı ilan etti

forcing him to flee into exile again. Kalıp ifadeler

3:22

onu tekrar sürgüne kaçmaya zorladı.

Kalıp ifadeler

flee into exile: kaçıp sürgünde yaşamaya başlamak

To flee into exile, tehlike veya baskıdan kaçıp geri dönmek güvenli ya da mümkün olmadığı için kişinin ülkesinden veya evinden uzakta yaşaması demektir. Flee acil kaçış eylemini, into exile ise bu kaçıştan sonra başlayan sürgün durumunu anlatır. forcing him to flee into exile again ifadesindeki forcing, bunun gönüllü bir yolculuk veya sıradan bir taşınma olmadığını gösterir. Bu kalıp siyasi zulüm, savaş ve baskı anlatılarında yaygındır.

Alıştırma

“Tehlikeden kaçıp sürgün hayatına girmek” anlamındaki kalıbı tamamlayın: After the coup, the dissident had to ____.

Cevabı göster

flee into exile

Some democracy. Ton ve niyet

3:24

Ne demokrasi ama.

Ton ve niyet

Some democracy.: Some + isim ile ironik eleştiri

Some democracy. burada “belirli bir demokrasi türü” anlamına gelen tarafsız bir ifade değildir. Hükümet muhaliflerini tutuklayıp yasakladığı için konuşan kişi democracy etiketini ironik biçimde kullanarak bu davranışların hiç demokratik olmadığını söyler. Kısa Some + isim kalıbı tek başına alaycı bir değerlendirme oluşturabilir: Bir rolün veya niteliğin adını kullanır ama kişi ya da şeyin bu adı hiç hak etmediğini ima eder. Bağlam ile küçümseyen veya inanamayan bir ton genellikle bu anlam tersine dönüşünü gösterir.

Alıştırma

Bir hükümetin muhaliflerini tutuklayıp yasakladığını duyduktan sonra söylenen Some democracy. ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi hükümetin demokrasisine büyük hayranlık duyuyor.
  2. Konuşan kişi tarafsız biçimde bir demokrasi türünün adını söylüyor.
  3. Bu eylemler hiç demokratik görünmüyor.
Cevabı göster

Bu eylemler hiç demokratik görünmüyor.

It's a good thing the government collapsed under their own incompetence and greed Kalıp ifadeler

3:26

Kendi beceriksizlikleri ve açgözlülükleri yüzünden hükümetin çökmesi iyi bir şeydi,

Kalıp ifadeler

kendi beceriksizliği ve açgözlülüğü yüzünden çökmek

Burada collapsed, hükümetin başarısız olduğu veya iktidarı kaybettiği anlamına gelir; under ise onu alt eden iç nedenleri belirtir. Fiziksel bir konumu anlatmaz. Their own, sorumluluğu açıkça vurgular: beceriksizlik ve açgözlülük hükümeti yöneten kişilerin kendilerine aittir. Başka durumlara da uygulanabilen collapse under + yük, baskı veya sorun kalıbı, “bu yük ya da sorun dayanılmaz hâle geldiği için başarısız olmak” demektir.

Alıştırma

Cümleyi collapse under one's own kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The company ____ debt and poor management.

Cevabı göster

collapsed under its own

when they tried to stage a military coup, Kalıp ifadeler

3:30

askeri bir darbe yapmaya çalıştıklarında,

Kalıp ifadeler

stage a military ... coup: askerî iktidarı ele geçirme eylemi düzenlemek

stage a military coup ifadesinin tamamında stage, “düzenlemek ve gerçekleştirmek” anlamında bir fiildir. Vurgulanan sözcüklerden sonra coup gelir; dolayısıyla cümle, tiyatro sahnesine bir şey koyduklarını değil, askerî yolla hükümet iktidarını ele geçirmeyi örgütlemeye çalıştıklarını anlatır. Başka durumlara da uygulanabilen stage + olay kalıbı, olayın bilinçli olarak planlanıp düzenlendiğini gösterir. Siyasi haberlerde stage a coup yaygın bir sözcük birleşimidir.

Alıştırma

Siyasi haber cümlesini, “askerî bir iktidar ele geçirme eylemi düzenlemek” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The officers were arrested after they tried to ____.

Cevabı göster

stage a military coup

then had to ask the Bolsheviks for help when it backfired. Kelime

3:33

işler ters tepince Bolşeviklerden yardım istemek zorunda kaldılar.

Kelime

when it backfired: bir eylemin ters tepmesi

“when it backfired” ifadesinde backfired, daha önceki bir planın veya eylemin amaçlananın tersi bir etki yarattığını ve onu başlatanların durumunu kötüleştirdiğini anlatır. it zamiri bir silaha değil, o plan veya eyleme gönderme yapar. Temel fikir sonucun tersine dönmesidir: eylem yalnızca başarısız olmaz, onu gerçekleştirenlerin aleyhine işler.

Alıştırma

“Amaçlananın tersi olan zararlı bir sonuç üretti” anlamındaki geçmiş zaman fiilini yazın: Her attempt to embarrass him ____ and made everyone support him.

Cevabı göster

backfired

After that, all Lenin had to do was return in October and take charge. Notlar

3:37

Ondan sonra Lenin'in tek yapması gereken Ekim'de dönüp kontrolü ele almaktı.

Dilbilgisi

all Lenin had to do was return: geriye kalan tek adım

all + kişi + had to do + was + fiilin yalın hâli yapısı, bir eylemin gerekli olan veya geriye kalan tek adım olduğunu anlatır. Cümlede return, was sonrasında kullanılan fiilin yalın hâlidir. Bu yapı, diğer koşullar zaten hazır olduğu için o adımı basitmiş gibi de sunar. Bu, konuşanın durumu anlatma biçimidir; bütün başarının nesnel olarak kolay olduğu anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

Cümleyi all someone had to do was yapısını kullanarak tamamlayın: All Noah ____ press the green button.

Cevabı göster

had to do was

Kalıp ifadeler

take charge: liderliği üstlenip kontrolü ele almak

Take charge, liderlik rolünü üstlenip olanları yönlendirmeye başlamak demektir. Bu cümlede Lenin yalnızca katılmakla kalmaz; geri dönüp siyasi durumun kontrolünü ele alır. Buradaki charge, birinden para talep etmeyi değil, sorumluluk ve yetkiyi ifade eder. Kontrol edilen durum bağlamdan belliyse ifade tek başına kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi take charge ifadesinin doğru yapısıyla tamamlayın: When the coach left suddenly, Maya had to ____ of the team.

Cevabı göster

take charge

The government was peacefully overthrown overnight. Kalıp ifadeler

3:42

Hükümet bir gecede barışçıl bir şekilde devrildi.

Kalıp ifadeler

overthrown overnight: çok kısa sürede iktidardan uzaklaştırılmak

Overthrown, overthrow fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve iktidardan uzaklaştırılmış olmak anlamına gelir. Was ile birlikte edilgen bir yapı oluşturur: hükûmet eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır. Overnight, devirme eylemini niteler ve değişimin ne kadar hızlı gerçekleştiğini vurgular. Kelimenin gerçek anlamıyla bir gece içinde veya daha geniş anlamıyla “çok kısa sürede” demek olabilir; dolayısıyla cümle olayın tam olarak bir gece sürdüğünü zorunlu olarak kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümle burada ne anlama geliyor? The ruling council was overthrown overnight.

  1. İktidardaki konsey çok kısa sürede iktidardan uzaklaştırıldı.
  2. İktidardaki konsey gece bir nesneyi devirdi.
  3. İktidardaki konsey bütün gece çalıştı.
Cevabı göster

İktidardaki konsey çok kısa sürede iktidardan uzaklaştırıldı.

But what the Bolsheviks did after gaining power wasn't very peaceful.

3:46

Ancak Bolşeviklerin iktidarı ele geçirdikten sonra yaptıkları pek de barışçıl değildi.

How many people did they execute without trial? Kelime

3:50

Kaç kişiyi yargılamadan infaz ettiler?

Kelime

without trial: hukuki yargılama olmadan

Burada without trial, bir kişinin davası mahkemece görülüp karara bağlanmadan demektir. Bu hukuki bağlamda trial; ürün denemesi, deney ya da girişim değil, yargılama sürecidir. Bu ifade execute fiiline sıradan “yerine getirmek” anlamını değil, “idam etmek veya öldürmek” anlamını verir. İdamların hukuki güvence ve usuller olmadan gerçekleştiğini vurgular. Daha genel olarak without trial, resmî bir yargılamadan önceki gözaltı, ceza veya idamı anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümledeki without trial ifadesinin anlamını seç: The prisoners were punished without trial.

  1. sınava girmeden
  2. yeni bir ürünü denemeden
  3. mahkeme davalarını karara bağlamadan
Cevabı göster

mahkeme davalarını karara bağlamadan

And was it really necessary to murder the Tsar's entire family, Ton ve niyet

3:53

Ve Çar'ın tüm ailesini öldürmek gerçekten gerekli miydi,

even the children?

3:57

çocukları bile?

Ton ve niyet

was it really necessary to murder: bir eylemin haklılığını sorgulamak

Was it really necessary to + fiilin yalın hâli...? kalıbı, bir eylemin gerekli olup olmadığını sorar; ancak çoğu zaman tarafsız biçimde bilgi istemek yerine eleştirel bir sorgulama işlevi görür. Really şüpheyi güçlendirir ve genellikle konuşanın eylemi gereksiz bulduğunu ima eder. Bu cümlede murder güçlü bir kınama taşıyan fiildir. Sözcük seçiminin bütünü dinleyici üzerinde ahlaki baskı kurar ve bütün ailenin öldürülmesinin gerçekten haklı gösterilip gösterilemeyeceğini sorgular.

Alıştırma

Yargıla: Bir tartışmada Was it really necessary to...? genellikle eleştiri içermeyen tarafsız bir bilgi sorusudur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Russia was being attacked by foreign imperialists trying to restore the Tsar. Kelime

3:59

Rusya, Çar'ı geri getirmeye çalışan yabancı emperyalistler tarafından saldırıya uğruyordu.

Kelime

foreign imperialists: ideolojik anlam yüklü siyasi bir etiket

Foreign imperialists yalnızca başka ülkelerden gelen insanlar anlamına gelmez. Imperialists; kişileri, devletleri veya güçleri emperyalist yayılma, denetim ya da müdahale peşinde olmakla suçlayan bir etikettir; foreign ise bunların dış güçler olduğunu belirtir. Bu cümlede ifade, saldıranları hem yabancı hem de ideolojik düşman olarak çerçeveler. Bu sözcük seçimi tarafsız bir tanım vermek yerine konuşanın bakış açısını gösterir.

Alıştırma

Bu cümledeki foreign imperialists ifadesinin yansıttığı bakış açısını en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Dış güçleri emperyalist müdahaleyle suçlayan düşmanca bir siyasi etiket
  2. Başka bir ülke tarafından tanınmış diplomatlar için hukuki bir terim
  3. Yurt dışından gelen herkes için tarafsız bir terim
Cevabı göster

Dış güçleri emperyalist müdahaleyle suçlayan düşmanca bir siyasi etiket

Any royal heir that was rescued would be recognized as ruler by foreign governments. Dilbilgisi

4:04

Kurtarılan herhangi bir kraliyet varisi yabancı hükümetler tarafından yönetici olarak tanınırdı.

Dilbilgisi

would be recognized as ruler by: varsayımsal durumda edilgen tanınma

Would be recognized as ruler by foreign governments ifadesinde would + be + geçmiş zaman ortacı, belirtilen varsayımsal koşul altında beklenen bir sonucu anlatan edilgen yapı kurar: kurtarılan bir varis tanınma elde edecektir. Burada recognize, tanıdık bir yüzü seçmek değil, bir statüyü veya meşruiyeti resmen kabul etmek anlamındadır. As ruler kabul edilen statüyü, by foreign governments ise tanımayı gerçekleştiren tarafları belirtir.

Alıştırma

Varsayımsal edilgen yapıyı recognize fiilini kullanarak tamamlayın: After the vote, Maya would ____ chair by the committee.

Cevabı göster

be recognized as

It would have been the end of everything the people had fought so hard to achieve. Notlar

4:10

Bu, halkın uğrunda bu kadar sıkı savaştığı her şeyin sonu olurdu.

Dilbilgisi

would have been the end: gerçekleşmemiş bir geçmiş sonuç

Bu cümlede would have been the end, geçmişte gerçekleşmemiş bir durumun sonucunu anlatır: daha önce söz edilen olay gerçekleşseydi insanların elde ettiği her şey kaybedilecek veya sona erecekti. Konuşan kişi bu sonun gerçekten yaşandığını söylemiyor. would have + geçmiş zaman ortacı yapısı, gerçekleşmemiş bir geçmiş sonuca işaret eder. the end of ise hayal edilen sonucu kesin ve ciddi gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle sonu, geçmişte gerçekleşme ihtimali olan ancak gerçekleşmeyen ciddi bir sonuç olarak sunuyor?

  1. It would have been the end of the mission.
  2. It would be the end of the mission.
  3. It was the end of the mission.
Cevabı göster

It would have been the end of the mission.

Kalıp ifadeler

fought so hard to achieve: bir hedef için kararlı çaba

Buradaki fought, fight fiilinin geçmiş zaman biçimidir ancak fiziksel bir dövüş anlamına gelmek zorunda değildir. Zorluklara karşı kararlı ve sürekli çaba göstermeyi anlatır. so hard çabanın yoğunluğunu belirtir, to achieve ise hedefi tanıtır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp fight hard to achieve + hedef şeklindedir; so eklemek vurguyu artırır. Asıl cümlede everything ilgi cümleciğinden önce gelir ve achieve fiilinin nesnesi everything sözcüğüdür.

Alıştırma

Yapıyı fight fiilinin geçmiş biçimi ve so hard ifadesiyle tamamlayın: The activists ____ to achieve equal voting rights.

Cevabı göster

fought so hard

Besides, Lenin may not have given the order. Dilbilgisi

4:13

Üstelik emri Lenin vermemiş bile olabilir.

Dilbilgisi

may not have given: geçmişle ilgili belirsiz bir olumsuzluk

may not have given ifadesindeki may, kesinliği değil olasılığı gösterir. may not have + geçmiş zaman ortacı yapısı, geçmişteki bir eylemin gerçekleşmemiş olabileceğini belirtir; burada konuşan kişi, Lenin'in emri vermemiş olma ihtimalini açık bırakır. Bu, did not ile kurulan kesin bir ifadeden daha zayıftır. Konuşan kişi eylemin gerçekleşmediğini bir olgu olarak ileri sürmek yerine belirsiz kanıtları değerlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki bir eylemin gerçekleşmemiş olabileceğini söyler?

  1. The courier did not deliver the package.
  2. The courier may not have delivered the package.
  3. The courier may have delivered the package.
Cevabı göster

The courier may not have delivered the package.

But it was not only imperialists that the Bolsheviks killed. Dilbilgisi

4:16

Ancak Bolşeviklerin öldürdüğü sadece emperyalistler değildi.

Dilbilgisi

it was not only imperialists that: odaklanan grubu genişletmek

it was not only imperialists that ... bir it-cleft yapısıdır: It was + odaklanan öge + that + cümlenin kalanı. Burada not only imperialists, odaklanan nesnedir. Nötr söz diziminde anlam“The Bolsheviks killed not only imperialists”olur; dolayısıyla not only imperialists tek başına tam bir cümle değildir. Bu yapı, adı geçen grubun bütün küme olmadığını vurgular. Dinleyiciyi başka grupların da ekleneceğine hazırlar ve iddianın kapsamını genişletir.

Alıştırma

Hangi cümle son tarihin ekibin tek endişesi olmadığını vurgulamak için it-cleft yapısını kullanır?

  1. It was not only the deadline that worried the team.
  2. The deadline was not the only thing that worried the team.
  3. It was only the deadline that worried the team.
Cevabı göster

It was not only the deadline that worried the team.

What about the purges and executions of other socialist and anarchist parties, Notlar

4:19

Diğer sosyalist ve anarşist partilerin tasfiyesi ve infazı ne olacak,

Anlatım akışı

What about ...?:Tartışmada karşı örnek eklemek

What about ...? burada önceki savın açıklamadığı başka bir olayı gündeme getirir. Konuşan kişi, diğer partilere yönelik tasfiyelerin ve infazların önceki iddiayla nasıl açıklanabileceğini sorar; bu olaylar hakkında genel bilgi istemez. Tartışmada bu ifade, gözden kaçırılmış bir örneği veya karşı örneği argümana ekleyerek bilgiyi düzenler. Gücü bağlama göre değişir: burada karşı tarafa meydan okuyan bir takip sorusudur, tarafsız bir konuşmada ise unutulmuş bir konuyu eklemek için kullanılabilir.

Alıştırma

What about bu cümlede hangi işlevi görüyor?

  1. İlgisiz bir konuya geçmek
  2. Bir kelimenin nasıl yazıldığını sormak
  3. Önceki sava meydan okuyan gözden kaçmış bir örnek sunmak
Cevabı göster

Önceki sava meydan okuyan gözden kaçmış bir örnek sunmak

Kelime

purges and executions: siyasi baskı ve öldürme

Bu siyasi ve tarihsel bağlamda purges, sadakatsiz veya tehdit olarak görülen kişi ya da grupları bir partiden, kurumdan veya iktidar yapısından uzaklaştırmaya yönelik örgütlü girişimleri ifade eder. Bu uzaklaştırma görevden alma, tutuklama, hapis veya sürgün içerebilir; sıradan temizlik anlamına gelmez. Executions, ceza veya baskı olarak gerçekleştirilen öldürmeleri ifade eder ve çoğu zaman resmi bir emre dayanır. Purges and executions birlikte kurumsal siyasi şiddetin biçimlerini adlandırır; bu nedenle ifade, söz konusu partilere yapılan muamelenin sıradan siyasi rekabetten daha ileri olduğunu gösterir.

Alıştırma

Tarihsel bir anlatımda purges and executions neyi ifade eder?

  1. Rutin temizlik ve bir görevi gerçekleştirme
  2. Barışçıl seçimler ve partiler arası müzakereler
  3. Hedef alınan kişilerin siyasi olarak uzaklaştırılması ve ceza olarak gerçekleştirilen öldürmeler
Cevabı göster

Hedef alınan kişilerin siyasi olarak uzaklaştırılması ve ceza olarak gerçekleştirilen öldürmeler

their old allies?

4:23

kendi eski müttefikleri?

What about the Tambov rebellion,

4:25

Peki ya Tambov isyanı,

where peasants resisting grain confiscation were killed with poison gas? Kelime

4:26

tahıllarına el konmasına direnen köylülerin zehirli gazla öldürülmesini?

Kelime

grain confiscation: Tahıla Zorla El Konulması

Grain confiscation, bir hükümetin veya başka bir yetkili gücün tahıla zorla el koyması demektir. Confiscation sıradan bir satın alma veya gönüllü bağış değildir; mal sahibi bunu özgürce reddedemez. Bu cümlede ifade, köylülerin neye direndiğini belirtir ve böylece anlatılan isyanın doğrudan nedenini açıklar.

Alıştırma

Siyasi veya savaşla ilgili bir bağlamda grain confiscation ne anlama gelir?

  1. Yetkililerin tahıla zorla el koyması
  2. İşçilerin bağışlanan tahılı toplaması
  3. Çiftçilerin tahılı gönüllü olarak satması
Cevabı göster

Yetkililerin tahıla zorla el koyması

Or sending the army to crush the workers in Kronstadt Kelime

4:32

Veya Kronstadt'taki işçileri ezmek için ordu gönderilmesini

Kelime

crush the workers: Bir Grubu Zor Kullanarak Bastırmak

Crush the workers ifadesinde crush mecaz anlamdadır: işçileri yenmek veya bastırmak ve daha fazla direnmelerini önlemek için ezici güç kullanmak demektir. İnsanları fiziksel olarak yassılaştırmayı anlatmaz. Ordunun gönderilmesinden söz edilmesi siyasi anlamı açık hâle getirir ve crush sözcüğüne sert, şiddet içeren bir ton verir.

Alıştırma

Hangi cümlede crush, crush the workers ifadesindekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?

  1. The government used force to crush the uprising.
  2. The box was crushed under the truck.
  3. She crushed the ice for the drinks.
Cevabı göster

The government used force to crush the uprising.

who were demanding democratic self-management? Kelime

4:34

demokratik özyönetim talep eden işçileri?

Kelime

demanding democratic self-management: demokratik öz yönetim talep etmek

Bu siyasi ve örgütsel bağlamda democratic self-management, bir grubun üyelerinin dışarıdan bir otoritenin tam kontrolü altında olmak yerine kendi işlerini demokratik karar alma yoluyla birlikte yönetmesi anlamına gelir. Demanding, yalnızca bu fikri beğendiklerini değil, bu düzen için açık ve güçlü bir talepte bulunduklarını gösterir. Burada self-management, bireysel zaman yönetimi veya öz disiplini değil, kolektif özerkliği anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede insanlar ne talep ediyor?

  1. Bireylerin kişisel programlarını daha iyi düzenlemesi
  2. Atanmış tek bir yöneticinin bütün kararları vermesi
  3. Üyelerin ortak işlerini demokratik biçimde yönetmesi
Cevabı göster

Üyelerin ortak işlerini demokratik biçimde yönetmesi

Was this still fighting for the people? Anlatım akışı

4:37

Bu hala halk için savaşmak mıydı?

Anlatım akışı

fighting for the people?: halkın çıkarları için mücadele etmek

Siyasi tartışmada fighting for the people, halkın çıkarları için çalışmak, mücadele etmek veya harekete geçmek anlamına gelir; mutlaka gerçek bir fiziksel çatışmayı ifade etmez. For, the people ifadesini çıkarlarının savunulduğu öne sürülen grup olarak gösterir. Was this still...? sorusu, yapılan eylemi ilan edilen amacıyla karşılaştırarak argümanı düzenler. Tarafsız değil, kuşkucu bir sorudur: Konuşan kişi, eylemin halka hizmet etme amacına ihanet etmiş olabileceğini ima eder.

Alıştırma

Bu soru esas olarak neyi sorguluyor?

  1. Bir kalabalığın önünde savaş olup olmadığını
  2. Halkın fiziksel olarak nasıl dövüşeceğini bilip bilmediğini
  3. Eylemlerin hâlâ halkın çıkarlarına hizmet edip etmediğini
Cevabı göster

Eylemlerin hâlâ halkın çıkarlarına hizmet edip etmediğini

Yes.

4:40

Evet.

The measures were difficult, but it was a difficult time. Anlatım akışı

4:41

Önlemler zordu ama zaman da zordu.

Anlatım akışı

“The measures were difficult, but it was a difficult time”: taviz ve gerekçelendirme

İlk bölüm olumsuz bir noktayı kabul eder: önlemler zordu; yani ağır, acı verici veya kabul edilmesi güç olabilirlerdi. Ardından but, dikkati dönemin zor koşullarına yöneltir. Bu, taviz ve gerekçelendirme düzenidir: önce eleştiri kabul edilir, sonra eylemin daha anlaşılır görünmesini sağlayan bir bağlam sunulur. Bu, eleştiriyi ortadan kaldırmaz veya önlemlerin doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Şu yorumu değerlendirin: “The policy was damaging, but the country was in crisis,” cümlesinde ikinci bölüm, politikanın zarar verdiğini tamamen inkâr eder.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

The new government needed to secure itself while being attacked from all sides, Kalıp ifadeler

4:44

Yeni hükümetin, her yönden saldırıya uğrarken kendini güvenceye alması gerekiyordu,

Kalıp ifadeler

secure itself: bir kuruluşu güvenli ve istikrarlı hâle getirmek

Burada secure, “güvenli veya istikrarlı hâle getirmek” anlamında geçişli bir fiildir. Dönüşlülük zamiri itself, the new government ifadesine döner; dolayısıyla secure itself, hükümeti korumak ve varlığını sürdürme kapasitesini güçlendirmek anlamına gelir. Siyasi kriz dilinde secure genellikle yalnızca yakın bir zararı önlemekten fazlasını kapsar: kontrol, istikrar veya devamlılık sağlamak anlamına da gelebilir. “Kendisini doğrulamak” veya “emin olmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The nonprofit strengthened its emergency fund to secure itself against future crises,” cümlesinde secure itself ne anlama gelir?

  1. Kuruluşu gizli tutmak
  2. Kuruluşun kimliğini doğrulamak
  3. Kuruluşu daha güvenli ve istikrarlı hâle getirmek
Cevabı göster

Kuruluşu daha güvenli ve istikrarlı hâle getirmek

so that the socialist order could be established. Dilbilgisi

4:48

böylece sosyalist düzen kurulabilirdi.

Dilbilgisi

so that ... could be established: amaç ve edilgen yapı

So that bir amaç yan cümleciği başlatır ve önceki eylemin hedefini belirtir. Buradaki hedef, sosyalist düzenin ortaya çıkmasıdır. Could be established, could + be + geçmiş zaman ortacı biçimindeki kiplikli edilgen yapıdır. Odak, düzeni kuran kişi veya grup değil, düzenin kurulmasıdır. Bu kalıpta could, önceki eylemle mümkün hâle getirilmek istenen sonucu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi amaç bildiren iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: The committee revised the rules ____ a fair process could be established.

Cevabı göster

so that

And what good came of this socialist order? Ton ve niyet

4:51

Ve bu sosyalist düzenin ne faydası oldu?

Ton ve niyet

what good came of ...?: ortaya çıkan yararı sorgulamak

What good came of ...? bir şeyden hangi yararın doğduğunu sorar. Burada come of, bir şeyden kaynaklanmak veya onun sonucu olarak meydana gelmek anlamındadır; fiziksel hareketi anlatmaz. Bu bağlamda soru retorik ve kuşkucudur. Konuşmacı, sosyalist düzene atfedilen değeri sorgulamakta ve bundan çok az yarar doğduğunu ya da hiç yarar doğmadığını ima etmektedir. Aynı biçim başka bir bağlamda gerçek bir soru olabilir; bunu ses tonu ve çevresindeki tartışma belirler.

Alıştırma

Bu cümlede konuşmacı esas olarak ne yapıyor?

  1. Düzenin fiziksel olarak nereden geldiğini sormak
  2. Düzenin başarısını kutlamak
  3. Düzenin gerçekten bir yarar sağlayıp sağlamadığını sorgulamak
Cevabı göster

Düzenin gerçekten bir yarar sağlayıp sağlamadığını sorgulamak

Even after the Civil War was won, Anlatım akışı

4:54

İç Savaş kazanıldıktan sonra bile,

Anlatım akışı

Even after the Civil War was won: beklenti ile devamlılığın karşıtlığı

Even after bir zaman noktası bildirir ve buna ödünleyici bir karşıtlık ekler. Dinleyiciye, İç Savaş’taki zaferin durumu değiştirmesi makul biçimde beklenebilecekken, ardından anlatılan durumun yine de sürdüğünü bildirir. Edilgen the Civil War was won yapısı, kimin kazandığını söylemeden zaferi beklenen dönüm noktası olarak kurar. Bu parça ana cümleye zemin hazırlar; neyin sürdüğünü henüz söylemez.

Alıştırma

“Even after the Civil War was won” dinleyiciyi nasıl bir devam beklemeye yönlendirir?

  1. Beklentinin tersine, bir durumun zafere rağmen sürmesi
  2. Zaferin durum sona erdikten sonra gerçekleşmesi
  3. Savaşın henüz kazanılmamış olması
Cevabı göster

Beklentinin tersine, bir durumun zafere rağmen sürmesi

there were famines, repression, and millions executed or sent to die in camps, Kalıp ifadeler

4:56

kıtlıklar, baskılar oldu ve milyonlarca insan idam edildi veya kamplarda ölmeye gönderildi,

Kalıp ifadeler

sent to die in camps: ölümcül bir sona doğru zorla gönderilmek

millions executed or sent... ifadesinde hem executed hem de sent, insanlara ne yapıldığını anlatır. Bu sıkıştırılmış anlatım millions were executed or millions were sent biçiminde açılabilir; dolayısıyla sent edilgendir ve gönüllü bir yolculuk anlamına gelmez. Mastar yapısındaki to die, ölümü sıradan bir görev olarak değil, kamplara gönderilmenin amaçlanan veya beklenen sonucu olarak sunar. Bu tarihsel bağlamda camps, gözaltı ya da zorunlu çalışma kamplarıdır; ifade zorlama ve kitlesel acıyı son derece ağır bir dille anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede “sent to die in camps” ne anlama gelir?

  1. Ölümün amaçlandığı veya beklendiği kamplara zorla götürüldüler.
  2. Tatil kamplarında sıradan işlere atandılar.
  3. Kampları kendi istekleriyle ziyaret edip daha sonra güvenle döndüler.
Cevabı göster

Ölümün amaçlandığı veya beklendiği kamplara zorla götürüldüler.

while Lenin's successor, Stalin,

5:01

Lenin'in halefi Stalin iken,

established a cult of personality and absolute power. Kültür

5:03

bir kişilik kültü ve mutlak güç kurdu.

Kültür

a cult of personality: örgütlü siyasi lider kültü

A cult of personality, tek bir siyasi liderin örgütlü biçimde yüceltilmesidir. Propaganda, simgeler ve tekrarlanan övgüler lideri olağanüstü, kahramanca ve sorgulanması zor biri gibi gösterir. Bu cümlede established, söz konusu lidere tapınma sisteminin mutlak iktidarla birlikte kurulduğunu ve güçlendirildiğini belirtir. Buradaki cult yalnızca “dinî tarikat” anlamına gelmez; bütün ifade yerleşik bir siyasi terimdir.

Alıştırma

Siyasi bir bağlamda a cult of personality genellikle ne anlama gelir?

  1. Tek bir kişinin merkezde olduğu küçük bir dinî tören
  2. Bir lideri olağanüstü ve eleştirilemez göstererek yücelten bir sistem
  3. Başarılı bir lidere yönelik sıradan kamuoyu desteği
Cevabı göster

Bir lideri olağanüstü ve eleştirilemez göstererek yücelten bir sistem

That wasn't the plan.

5:07

Plan bu değildi.

Lenin never cared for personal gains. Kalıp ifadeler

5:09

Lenin hiçbir zaman kişisel kazançları umursamadı.

Kalıp ifadeler

cared for personal gains: kişinin kendi çıkarlarına önem vermesi

Cared for personal gains ifadesinde care for, “bakmak” değil, “ilgi duymak veya önem vermek” anlamındadır. Personal gains; para, statü veya güç gibi kişinin kendi konumunu iyileştiren çıkarları anlatır. Never, cared for ifadesini olumsuz yaptığı için cümle Lenin'i kendi çıkarlarının yönlendirmediği biri olarak sunar. Care for sözcüğünün bu kullanımı, bir kişinin güdülerinin kişisel çıkara dayanıp dayanmadığını anlatmaya yardımcı olur.

Alıştırma

“Maya never cared for personal gains,” cümlesinde cared for ne anlama gelir?

  1. Kendi yararına olan çıkarlarla ilgileniyor veya bunlara önem veriyordu
  2. Kendisine ait çıkarların bakımını yapıyordu
  3. Kârları paylaşmaktan yasal olarak sorumluydu
Cevabı göster

Kendi yararına olan çıkarlarla ilgileniyor veya bunlara önem veriyordu

Even his enemies admitted that he fully believed in his cause, Kalıp ifadeler

5:11

Düşmanları bile onun davasına tamamen inandığını itiraf etti,

Kalıp ifadeler

believed in his cause: bir davaya bağlılık

believed in his cause, desteklediği misyonun ya da ilkenin doğru ve uğruna çaba göstermeye değer olduğuna içtenlikle inandığını anlatır. Buradaki cause, bir olayın gerçekleşme nedeni değil, birinin uğruna çalıştığı dava ya da amaçtır. İyelik belirten his, davayı onu savunan kişiyle ilişkilendirir; davanın mülkiyetinin ona ait olduğu anlamına gelmez. Tam ifadedeki fully, bağlılığının samimi ve eksiksiz olduğu düşüncesini daha da güçlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede his cause ne anlama geliyor?

  1. bağlı olduğu misyon ya da ilke
  2. bitirmesi gereken küçük bir iş
  3. bir olayın gerçekleşme nedeni
Cevabı göster

bağlı olduğu misyon ya da ilke

living modestly and working tirelessly Anlatım akışı

5:14

mütevazı bir hayat yaşadı ve yorulmak bilmeden çalıştı

Anlatım akışı

living modestly and working tirelessly: paralel -ing yapısıyla ek bilgi

Birbirine paralel iki -ing yan yapısı olan living modestly ve working tirelessly, önceki yan cümlede anlatılan erkekle ortak, örtük bir özneye sahiptir. Açıkça belirtilmiş bir özne ve çekimli fiil taşımadıkları için yeni bir ana cümle başlatmazlar. Virgülden sonra gelerek onun nasıl yaşayıp çalıştığını kısa ve ek bir betimlemeyle anlatırlar. Bu yapı, biyografi yazımında iki eylemi başka bir tam cümle eklemeden kişinin karakterini destekleyen ayrıntılara dönüştürür.

Alıştırma

living modestly and working tirelessly yapısının temel işlevi nedir?

  1. Aynı kişinin nasıl yaşayıp çalıştığını kısa biçimde betimlerler.
  2. Kişinin düşmanlarının ne yaptığını anlatırlar.
  3. Yeni bir özneyle bağımsız bir cümle oluştururlar.
Cevabı göster

Aynı kişinin nasıl yaşayıp çalıştığını kısa biçimde betimlerler.

from his student days until his too early death.

5:17

öğrencilik günlerinden, çok erken gelen ölümüne kadar.

He saw how power-hungry Stalin was and tried to warn the party. Kelime

5:20

Stalin'in ne kadar güce aç olduğunu gördü ve partiyi uyarmaya çalıştı.

Kelime

power-hungry: iktidara yönelik aşırı arzu

Power-hungry, iktidarı elde etmeye, elinde tutmaya veya denetlemeye aşırı istekli olmak anlamına gelen, tireyle yazılan birleşik bir sıfattır. Hungry burada mecazidir: yemek ihtiyacını değil, güçlü bir arzuyu anlatır. Bu cümlede Stalin'in güdüleri hakkında açıkça olumsuz bir değerlendirme yapar. He is power-hungry. örneğinde olduğu gibi bir bağ fiilinden sonra veya a power-hungry leader örneğindeki gibi bir isimden önce kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi tanım power-hungry bir lideri en iyi anlatır?

  1. Tüm yetkisini isteyerek başkalarına devreden bir lider
  2. Sürekli olarak başkaları üzerinde daha fazla denetim kurmaya çalışan bir lider
  3. Öğle yemeğini atladığı için aç olan bir lider
Cevabı göster

Sürekli olarak başkaları üzerinde daha fazla denetim kurmaya çalışan bir lider

But it was too late. Kalıp ifadeler

5:24

Ama çok geçti.

Kalıp ifadeler

it was too late: harekete geçme fırsatı geçmişti

It was too late, harekete geçmek, bir şeyi önlemek veya sonucu değiştirmek için işe yarayacak fırsatın çoktan geçtiğini anlatır. Too burada “kabul edilebilir veya işe yarar sınırın ötesinde” demektir, “de/da” anlamına gelmez; it belirli bir nesne yerine durumun tamamına gönderme yapar. Cümlenin But ile başlaması, anlatıyı önceki girişimden sonuca geçirir: gösterilen çaba artık yaşananları değiştiremezdi. Daha genel olarak but it was too late, geri döndürülemez bir sonucu bildiren kısa bir anlatı kapanışıdır.

Alıştırma

Harekete geçme fırsatının geçmiş olduğunu belirten iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: By the time Lena reached the station, the last train had left. It was ____.

Cevabı göster

too late

And the decades of totalitarianism that followed after? Kelime

5:25

Peki ya sonrasında gelen on yıllar süren totalitarizm?

Kelime

totalitarianism: kamusal ve özel yaşam üzerinde kapsamlı denetim

Totalitarizm, devletin veya iktidardaki partinin yalnızca siyasi gücü değil, kamusal ve özel yaşamın her alanını kapsamlı biçimde kontrol etmeye çalıştığı siyasi bir sistemdir. Bu kontrol eğitim, medya, kültür, iş hayatı ve kişisel inançlara kadar uzanabilir; çoğu zaman tek bir ideoloji ve bağımsız faaliyetlerin bastırılması yoluyla uygulanır. Bu cümlede totalitarizm, ardından gelen on yıllar hakkında güçlü bir siyasi yargıdır. Bu kelime, bu on yılları yalnızca katı veya otoriter bir yönetim dönemi olarak değil, devlet kontrolünün yaşamın her alanına yayıldığı bir dönem olarak sunar.

Alıştırma

Totalitarizmin en temel fikri hangisidir?

  1. Siyasi partiler arasında kısa süreli bir anlaşmazlık
  2. Yalnızca düzenli seçimler yapan bir hükümet
  3. Devletin veya yönetici gücün kamusal ve özel yaşamı kapsamlı biçimde denetlemesi
Cevabı göster

Devletin veya yönetici gücün kamusal ve özel yaşamı kapsamlı biçimde denetlemesi

You can call it that. Ton ve niyet

5:29

Bunu böyle adlandırabilirsiniz.

Ton ve niyet

You can call it that. ... bir etiketi çekinceyle kabul etmek

You can call it that. kelimesi kelimesine bir adlandırmayı veya tanımı kullanmaya izin verir. Konuşmada ise çoğu zaman “öyle demek istiyorsan diyebilirsin” anlamına gelir; konuşan kişi bu etikete yine de belli bir mesafe bırakır. Burada önceki nitelemeye cevap verir. Konuşan kişi bu terimin kullanılmasına izin verir, ancak onu sıcak veya bütünüyle onaylamaz.

Alıştırma

Yargı: You can call it that. her zaman etiketle sıcak ve tam bir anlaşmayı gösterir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

But it was Lenin's efforts that changed Russia in a few decades

5:30

Ancak Rusya'yı birkaç on yılda değiştiren Lenin'in çabalarıydı

from a backward and undeveloped monarchy full of illiterate peasants Dilbilgisi

5:34

cahil köylülerle dolu geri kalmış ve gelişmemiş bir monarşiden

to a modern industrial superpower

5:39

modern bir sanayi süper gücüne

Dilbilgisi

change ... from A to B: A'dan B'ye değişim

from A to B kalıbı bir başlangıç durumunu ve bir son durumu belirtir. Bu cümlede changed Russia ifadesini tamamlar: Değişimden etkilenen şey Russia'dır; from sonrasındaki uzun ifade önceki durumu, to sonrasındaki ifade ise sonraki durumu gösterir. Bu çerçeve, değişimden önceki ve sonraki durum arasındaki dönüşümü açıkça gösterir. Tarihsel değişim, kişisel gelişim, verilerdeki değişiklikler veya kurumsal gelişim anlatılırken kullanılabilir.

Alıştırma

Başlangıç ve son durumlarını belirten iki kelimeyle cümleyi tamamlayın: The town changed ____ a quiet village ____ a busy tourist center.

Cevabı göster

from · to

with one of the world's best educated populations, Kalıp ifadeler

5:42

dünyanın en iyi eğitimli nüfuslarından biriyle,

Kalıp ifadeler

one of the world's best educated populations: one of + en üstünlük + çoğul isim

one of + kapsam + en üstünlük derecesi + çoğul sayılabilir isim yapısı, o kapsamda en üst sırada bulunan grubun bir üyesini ifade eder. Burada the world's karşılaştırma kapsamını verir, best educated populations sözcüğünü niteler ve tüm ifade bu nüfusun dünyanın en yüksek eğitim düzeyine sahip nüfusları arasında olduğunu söyler. one of sonrasındaki isim, içinden bir üyenin seçildiği daha büyük kümeyi adlandırdığı için çoğuldur: population değil, populations kullanılır. Burada population, bir ülkenin veya bölgenin grup olarak ele alınan insanları anlamına gelir.

Alıştırma

one of + en üstünlük yapısını tamamlamak için population sözcüğünün doğru biçimini kullanın: The country has one of the world's best educated ____.

Cevabı göster

populations

unprecedented opportunities for women, Kalıp ifadeler

5:46

kadınlar için eşi benzeri görülmemiş fırsatlarla,

Kalıp ifadeler

unprecedented opportunities for ...: … için benzeri görülmemiş fırsatlar

“Unprecedented opportunities for + kişi/grup”, o kişi ya da grubun daha önce var olan hiçbir fırsata benzemeyen fırsatlara erişebilmesi demektir. “Unprecedented”, yalnızca “çok” veya “mükemmel” değil, “daha önce hiç bilinmemiş ya da görülmemiş” anlamına gelir. “For” edatı, fırsatlardan kimin yararlanabileceğini belirtir. Bu cümlede söz konusu grup women’dır.

Alıştırma

“Unprecedented opportunities for women” ifadesinde “unprecedented” neyi vurgular?

  1. Bu fırsatların geçmişte karşılaştırılabilir bir örneği yoktu.
  2. Fırsatlar çoktu, ancak geçmişte benzerleri vardı.
  3. Fırsatlar her kadın için garanti edilmişti.
Cevabı göster

Bu fırsatların geçmişte karşılaştırılabilir bir örneği yoktu.

and some of the most important scientific advancements of the century.

5:49

ve yüzyılın en önemli bilimsel ilerlemelerinden bazılarıyla.

Life may not have been luxurious, Anlatım akışı

5:53

Hayat lüks olmayabilirdi,

but nearly everyone had a roof over their head and food on their plate, Deyimler

5:54

ama hemen hemen herkesin başını sokacak bir çatısı ve tabağında yemeği vardı,

Anlatım akışı

may not have been ..., but ...: önce sınırlamayı kabul edip sonra ana noktayı vurgulamak

“May not have been A, but B” kalıbı önce A’yı kabul eder, ardından dikkati B’ye yönlendirir. Burada konuşmacı hayatın lüks olmadığını kabul eder ve “but”tan sonra anlatılan temel güvenceleri ana nokta hâline getirir. “May not have been”, geçmiş hakkında ölçülü bir ifade kurmak için may + not + have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Bu ödün verme kalıbında genellikle “was not”tan daha az keskin duyulur, ancak savın asıl ağırlığı yine “but”tan sonraki cümleciktedir.

Alıştırma

“May not have been ..., but ...” ödün verme kalıbını tamamlayın: The route may not have been short, ____ it was safe.

Cevabı göster

but

Deyimler

a roof over their head and food on their plate: barınma ve yiyecek gibi temel ihtiyaçların karşılanması

Bu ifade, yaşamak için gereken temel ihtiyaçların karşılandığını iki somut görüntüyle anlatır: insanların kalacak bir yeri ve yiyeceği vardır. Roof ve plate burada yalnızca nesnelerin konumunu anlatmaz; sırasıyla barınmayı ve yiyeceği temsil eder. basic necessities demekten daha canlıdır. Hayat rahat ya da zengin olmasa bile temel ihtiyaçların karşılandığını anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede a roof over their head and food on their plate ne anlama gelir?

  1. İnsanların büyük evleri ve pahalı tabakları vardı.
  2. İnsanlar evlerinin çatılarının altında yemek yiyordu.
  3. İnsanların barınma ve yiyecek gibi temel ihtiyaçları karşılanmıştı.
Cevabı göster

İnsanların barınma ve yiyecek gibi temel ihtiyaçları karşılanmıştı.

which few countries have achieved. Dilbilgisi

5:59

bunu çok az ülke başarmıştır.

Dilbilgisi

which few countries have achieved: önceki durumun tamamına yorum

Burada which, daha önce anlatılan durumun tamamına, yani neredeyse herkesin barınacak bir yere ve yiyeceğe sahip olmasına gönderme yapar. Yalnızca en yakın isim olan plate anlamına gelmez. Virgülden sonraki which cümleciği bir ismi sınırlamaz; önceki sonuç hakkında ek bir yorum yapar. Which, achieved fiilinin nesnesidir ve few countries öznedir. Bu nedenle anlam, çok az ülkenin bu düzeyde temel ihtiyaç güvencesini sağlayabildiğidir.

Alıştırma

which few countries have achieved ifadesinde which neye gönderme yapar?

  1. Hakkında konuşulan az sayıdaki ülke.
  2. Önceki ifadede geçen tabak.
  3. Neredeyse herkesin barınacak bir yere ve yiyeceğe sahip olduğu durumun tamamı.
Cevabı göster

Neredeyse herkesin barınacak bir yere ve yiyeceğe sahip olduğu durumun tamamı.

But these advances could still have happened even without Lenin Dilbilgisi

6:01

Ancak bu ilerlemeler Lenin olmadan da gerçekleşebilirdi

and the repressive regime he established.

6:04

ve onun kurduğu baskıcı rejim olmadan da.

Dilbilgisi

could still have happened even without: bir koşuldan bağımsız geçmiş olasılığı

Could have happened, geçmişteki olası bir alternatifi anlatır; doğrulanmış bir olguyu değil. Still olasılığın devam ettiğini, even without ise gerekli olmayabilecek bir kişi ya da koşulu belirtir. Burada bu yapı, neden veya pay iddiasını zayıflatır: ilerlemeler Lenin'den ve rejiminden bağımsız olarak gerçekleşmiş olabilir. Kesinlikle gerçekleşeceklerini söylemez.

Alıştırma

“The discovery could still have happened even without that grant” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Keşif, hibe olmadan kesinlikle gerçekleşirdi.
  2. Hibe olmadan da keşfin gerçekleşmesi mümkündü, ancak kesin değildi.
  3. Hibe sağlanmadıkça keşfin gerçekleşmesi imkânsızdı.
Cevabı göster

Hibe olmadan da keşfin gerçekleşmesi mümkündü, ancak kesin değildi.

Yes, and I could have been a famous rock and roll singer, Anlatım akışı

6:07

Evet, ben de ünlü bir rock and roll şarkıcısı olabilirdim,

but how would I have sounded?

6:09

ama sesim nasıl çıkardı?

Anlatım akışı

I could have been ..., but how would I have sounded?: mizahi bir karşı-olgusal çürütme

Cümle, görünüşte bir kabulün ardından gelen bir sorgulama şeklinde düzenlenmiştir. I could have been a famous rock and roll singer, geçmişte başka bir sonucun mümkün olduğu yönündeki önceki iddiayı yansıtır; but how would I have sounded? ise odağı salt olasılıktan hayal edilen sonucun inandırıcı ya da iyi olup olmayacağına kaydırır. Soru retoriktir; yani konuşan gerçekten şarkıcılığının değerlendirilmesini istemez. Abartılı bir benzetmeyle, bir şeyin gerçekleşebileceğini söylemenin onun muhtemel olduğunu veya aynı nitelikte bir sonuç doğuracağını kanıtlamaya yetmediğini öne sürer.

Alıştırma

Bu tartışmada “I could have been a famous rock and roll singer, but how would I have sounded?” cümlesinin temel işlevi nedir?

  1. Dinleyicilerden konuşanın sesine ait iki kaydı karşılaştırmalarını ister.
  2. Salt olasılığın ikna edici olmadığını göstermek için mizahi bir karşı-olgusal benzetme kullanır.
  3. Konuşanın şarkıcı olma planından neden vazgeçtiğini ciddi biçimde açıklar.
Cevabı göster

Salt olasılığın ikna edici olmadığını göstermek için mizahi bir karşı-olgusal benzetme kullanır.

We can never be sure how things could have unfolded Dilbilgisi

6:13

İşlerin nasıl gelişebileceğinden asla emin olamayız

if different people were in power or different decisions were made.

6:16

eğer farklı kişiler iktidarda olsaydı veya farklı kararlar alınsaydı.

Dilbilgisi

could have unfolded if ... were ... / were made: geçmişteki alternatif bir olasılık

Could have unfolded, geçmişte mümkün olan ancak artık doğrulanamayan bir gelişimi anlatır. Burada unfold, bir şeyi fiziksel olarak açmak değil, “zaman içinde gelişmek” anlamındadır. If yan cümlesi, gerçek tarihe alternatif olarak hayal edilen koşulları sunar. Were in power kimin yetki sahibi olduğunu belirtir; were made ise edilgendir ve decisions eylemden etkilenen unsurdur. Yapı bütünüyle, farklı geçmiş koşullarda olayların nasıl gelişmiş olabileceğini sorar; belirli bir sonucun kesin olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki alternatif bir gelişim hakkında tahminde bulunur?

  1. The talks could unfold differently if both sides meet tomorrow.
  2. The talks could have unfolded differently if both sides had met earlier.
  3. The talks unfolded differently after both sides met.
Cevabı göster

The talks could have unfolded differently if both sides had met earlier.

But to avoid the mistakes of the past, Anlatım akışı

6:20

Ancak geçmişin hatalarından kaçınmak için,

we must always be willing to put historical figures on trial. Deyimler

6:22

tarihi figürleri yargılamaya her zaman istekli olmalıyız.

Anlatım akışı

to avoid ..., we must always be willing ...: ana iddiadan önce amaç

To avoid the mistakes of the past amaç bildiren bir infinitive öbeğidir. Başa yerleştirilmesi, ana iddia başlamadan önce dinleyiciye amacı gösterir; ana cümle we must ile başlar. Ardından gelen We must always be willing to..., bu ortak amacı genel bir ilkeye veya gerekli bir tutuma dönüştürür. Amacın önce verildiği bu düzen, sonucu ani değil gerekçeli gösterdiği için konuşmalarda ve tartışmacı metinlerde yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi, avoid fiilini amaç bildiren bir infinitive öbeğinde kullanarak tamamlayın: ____ the same problem, we must be willing to listen.

Cevabı göster

To avoid

Deyimler

put historical figures on trial: eleştirel değerlendirme için bir mahkeme metaforu

Burada put historical figures on trial bir mahkeme metaforudur. İfade, bu kişileri gerçekten mahkemede yargılamak değil; eylemlerini, bunların sonuçlarını ve sorumluluklarını eleştirel biçimde incelemek anlamına gelir. Konuşmacı, sonda yargılama imgesini yeniden kullanarak savını tamamlar ve tartışmayı genel bir ilkeye dönüştürür: tarihî kişiler her zaman ciddi biçimde değerlendirilebilmelidir.

Alıştırma

Bu cümlede put historical figures on trial ne anlama gelir ve tekrarlanan imge nasıl bir etki yaratır?

  1. Tarihî kişilerin daha fazla sorgulanmadan övülmesi gerektiğini söyler.
  2. Eleştirel değerlendirme çağrısı yapar ve savı tamamlamak için mahkeme imgesini yeniden kullanır.
  3. Geçmişte yaşamış kişiler hakkında gerçek mahkeme süreçleri başlatılmasını önerir.
Cevabı göster

Eleştirel değerlendirme çağrısı yapar ve savı tamamlamak için mahkeme imgesini yeniden kullanır.