Yaşlı bir adamın tavsiyesi.: İngilizce çalışma notları
Bernard Albertson
Video özeti: Yaşlı bir konuşmacı; zor geçen çocukluğunu, kendi kendine öğrenme deneyimini, altmış yıllık çalışma hayatını ve eski bir otomobilde yaşamaktan güvenli bir emekliliğe uzanan yolculuğunu anlatarak gençleri öğrenmeye devam etmeye, yararlı beceriler edinmeye ve geleceklerini etkin biçimde şekillendirmeye teşvik ediyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. not the sharpest tack in the box — Deyimler ve mecazi ifadeler: Birinin belirli bir konuda pek zeki ya da becerikli olmadığını mizahi ve öz eleştirel biçimde anlatan bu ifadeyi anlayabilirsiniz. Böylece konuşmacının raptiye ve kutudan gerçekten söz etmediğini, yeni teknoloji karşısındaki zorlanmasıyla şaka yaptığını fark edebilirsiniz. 2. you're not getting ahead, / to get ahead. — Phrasal verb’ler: get ahead ifadesinin hayatta, işte veya maddi durumda ilerlemek anlamına geldiğini öğrenebilirsiniz. İfadenin önce olumsuz, sonra olumlu biçimde tekrarlanması bir sorunu ona verilecek karşılıkla bağlar: ilerleyemeyen kişinin beceri edinmesi ya da daha iyi fırsatlar oluşturacak somut adımlar atması gerekebilir. 3. I don't care if / I don't care where — Konuşma pragmatiği ve tutum: Buradaki I don't care kullanımını kayıtsızlık belirten anlamından ayırabilirsiniz. Koşullar ve yerlerle birlikte kullanıldığında konuşmacının mesajının gençlerin hangi ülkede yaşadığına bakılmaksızın geçerli olduğunu anlatır ve onların geleceğin liderleri olma yönündeki ortak rolünü vurgular.
Bu derste
Hold on a minute: birinden beklemesini istemek
Hold on a minute, “kısa bir süre bekle” veya “bir an dur” anlamına gelen kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Buradaki hold on, bir şeyi fiziksel olarak tutmak anlamına gelmez. A minute yaklaşık bir süredir: genellikle kısa bir gecikmeyi anlatır, tam olarak altmış saniyeyi değil. İfadenin bütünü bir eylemi veya konuşmayı geçici olarak durdurur.
Alıştırma
Bu durumda konuşan kişi ne demek istiyor? “Hold on a minute. I need to check the address.”
- Tam olarak altmış saniye konuşmayın.
- Ben kontrol ederken kısa bir süre bekleyin.
- Adresi elinizde tutmaya devam edin.
Cevabı göster
Ben kontrol ederken kısa bir süre bekleyin.
I thought I'd talk to you a little bit of this morning about Ton ve niyet
0:09Bu sabah sizinle biraz şunun hakkında konuşayım dedim...
I thought I'd talk: bir planı yumuşak biçimde dile getirmek
I thought I'd talk..., I thought I would talk... ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Burada geçmiş biçimdeki thought, esas olarak geçmişteki yanlış bir inancı bildirmez. Konuşanın şimdiki planını daha önceden aklında olan bir düşünce gibi sunar. Bu anlatım girişi yumuşatır: konuşan kişi I will talk... diye doğrudan duyurmak yerine, birazdan ele alacağı konuyu nazikçe tanıtır. I thought I'd + fiilin yalın biçimi kalıbı, bir planı, öneriyi veya teklifi iptal edildiği anlamına gelmeden dile getirebilir.
Alıştırma
Cümleyi thought, I would kısaltması ve talk to ile tamamlayın: I ____ you about our class project.
Cevabı göster
thought I'd talk to
Oh, by the way: araya ek bilgi eklemek
Oh, by the way, ek bilgi verileceğini veya konunun kısa süreliğine değişeceğini gösteren bir söylem belirtecidir. Baştaki oh, söylenecek şeyin yeni hatırlanmış olduğu izlenimini verebilir. Burada this is a new computer ifadesini ana konu olarak değil, araya eklenen bir bilgi olarak sunar. Bu belirteci duyduğunuzda sonraki bilgiyi ana fikirden kısa bir sapma olarak değerlendirin.
Alıştırma
Araya bir hatırlatma eklemek için derste öğrendiğiniz belirteçle cümleyi tamamlayın: Oh, ____, the library closes at five.
Cevabı göster
by the way
not the sharpest tack in the box: mizahi öz eleştiri
Not the sharpest tack in the box, en zeki veya en hızlı düşünen kişi olmamak anlamına gelen mizahi bir deyimdir. Bu benzetme zihinsel keskinliği bir raptiyenin sivri ucuyla karşılaştırır; gerçek bir raptiye veya kutudan söz edilmez. Burada when it comes to this new equipment, kişinin kendisiyle ilgili eleştirisini ekipmanı kullanma alanıyla sınırlar. Konuşmacı zorlandığını kabul ederken ifadenin fazla ciddi duyulmaması için kendisiyle alay eden bir mizah kullanır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki mizahi deyimin tam biçimiyle tamamlayın: I'm ____ when it comes to fixing bicycles.
Cevabı göster
not the sharpest tack in the box
when it comes to this new equipment: konuyu sınırlandırma
when it comes to + isim veya -ing biçimi, “o konu söz konusu olduğunda” ya da “o alanda” anlamına gelir. Yetenek, görüş, tercih veya başka bir özellikle ilgili ifadenin geçerli olduğu alanı sınırlar; bu ifade kalıbın öncesinde ya da sonrasında yer alabilir. Burada konuşmacı, “I'm not the sharpest tack in the box” sözünü yeni ekipmanla ilgilenme alanıyla sınırlar. Her konuda zekâsının yetersiz olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki konu sınırlandırma kalıbıyla tamamlayın: ____ organizing digital photos, Ben is very patient.
Cevabı göster
When it comes to
You're talking to a guy or a guy is speaking to you now Anlatım akışı
0:24Şu anda Model A bir araba sürmeye başlayan
You're talking to a guy: kendini dinleyicinin bakış açısından tanıtma
You're talking to a guy ... konuşmacının kendisinden dinleyicinin bakış açısından söz etmesinin sohbet dilindeki bir yoludur: “Konuştuğunuz kişi ... olan biridir.” guy'dan sonraki yan cümle, konuşmacının konuyla ilgili geçmişini verir. Bu kalıp, ayrıntılardan önce konuşmacının kimliğini veya deneyimini öne çıkarır. Bu cümlede onun otomobillerle olan uzun geçmişini daha canlı hâle getirir ve sonrasında söylediklerine ağırlık katar.
Alıştırma
Bu cümlede You're talking to a guy ... ifadesinin temel etkisi nedir?
- Başka iki kişinin konuşmakta olduğunu bildirir.
- Dinleyiciden tanımadığı bir adamın kimliğini belirlemesini ister.
- Konuşmacının kendi deneyimini dinleyicinin bakış açısından tanıtır.
Cevabı göster
Konuşmacının kendi deneyimini dinleyicinin bakış açısından tanıtır.
Eski bir dönemin işareti olarak Model A car
Buradaki Model A car, 1920'lerin sonu ve 1930'ların başıyla ilişkilendirilen eski bir otomobil olan Ford Model A'yı ifade eder. Bu, belirli bir modelin adıdır; herhangi bir A tipi otomobil için kullanılan genel bir ad değildir. Konuşmacı araba kullanmaya bu modelle başladığını söyleyerek deneyimini otomobil tarihinin oldukça eski bir dönemine yerleştirir. Bu gönderme, dinleyicinin onun uzun yaşamını ve tanık olduğu teknolojik değişimin büyüklüğünü anlamasına yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede Model A car ifadesine yapılan gönderme dinleyiciye esas olarak ne anlatır?
- Konuşmacının yeni bir otomobil aradığını gösterir.
- Konuşmacının deneyimini otomobil tarihinin erken bir dönemine yerleştirir.
- Konuşmacının otomobil satıcısı olduğunu belirtir.
Cevabı göster
Konuşmacının deneyimini otomobil tarihinin erken bir dönemine yerleştirir.
The iceman delivering ice to an icebox: elektrikli buzdolaplarından önceki yaşam
Burada iceman, büyük buz kalıpları teslim eden işçidir; icebox ise bu kalıplarla soğutulan yalıtımlı bir dolaptır. Elektrikli buzdolapları yaygınlaşmadan önce yiyecekleri soğuk tutmanın yaygın yollarından biriydi. The iceman delivering ice to an icebox ifadesi birlikte eski bir dönemin günlük yaşamını canlandırır. Buradaki nokta yalnızca birinin buz taşıması değildir; bu görüntü, konuşmacının anılarının ne kadar eskiye uzandığını gösterir.
Alıştırma
The iceman delivering ice to an icebox hangi tarihsel yaşam biçimini anlatır?
- Bir tamirci elektrikli bir buzdolabını onarıyordu.
- Bir satıcı modern bir yemek kamyonunda dondurma satıyordu.
- Yiyecekleri bir icebox içinde soğuk tutmak için buz kalıpları teslim edilirdi.
Cevabı göster
Yiyecekleri bir icebox içinde soğuk tutmak için buz kalıpları teslim edilirdi.
So, but I like to speak to you a little bit this morning
0:40Neyse, ama bu sabah sizinle biraz konuşmak istiyorum,
but there's no excuse for people not being able to do: for + -ing yan cümleciği
but bağlacı, zor geçen çocukluk ile konuşmacının asıl yargısını karşı karşıya getirir. There's no excuse for people not being able to do... konuşmacının bir hedeften vazgeçmek için “yapamama” durumunu yeterli bir neden olarak kabul etmediği anlamına gelir. for'dan sonra people not being able to do... şeklindeki -ing yan cümleciğinin tamamı gelir. People, yapamayan kişiyi gösterir; being ise -ing biçimidir. Kullanılabilir kalıp there's no excuse for + kişi + not being able to + fiil şeklindedir; for'dan hemen sonra yalın fiil getirilmez.
Alıştırma
Hangi cümle there is no excuse for + kişi + not being able to + fiil yapısını doğru kullanır?
- There is no excuse for us not being able to finish the project.
- There is no excuse to us not being able to finish the project.
- There is no excuse for us not be able to finish the project.
Cevabı göster
There is no excuse for us not being able to finish the project.
You can do anything that you want to do. Dilbilgisi
1:04Yapmak istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz.
anything that you want to do: anything + ilgi cümleciği
Anything, nesneler veya eylemler arasında açık bir seçim sunar. that you want to do ilgi cümleciği daha sonra bu açık kapsamı yapmak istediğiniz şeylerle sınırlar. Cümlecik içinde that, do fiilinin nesnesidir: you want to do that. Nesne olduğu için günlük İngilizcede that çıkarılabilir: anything you want to do. Anlam aynı kalır.
Alıştırma
anything that fits in the box ifadesinde that fits in the box ne işe yarar?
- anything ifadesini bir kişiyi belirten sözcüğe dönüştürür.
- Sığma eyleminin geçmişte olduğunu gösterir.
- anything ifadesini kutuya sığan şeylerle sınırlar.
Cevabı göster
anything ifadesini kutuya sığan şeylerle sınırlar.
taught myself to read and write: kendi kendine okuyup yazmayı öğrenmek
Teach oneself to do something, bir şeyi kendi kendine öğrenmek anlamına gelir. Bu cümlede taught, teach fiilinin geçmiş zamanıdır; myself, I öznesine gönderme yapar; to read and write ise öğrenilen becerileri belirtir. Bu yapı, öğrenme sürecini kişinin kendisinin yönettiğini ve bir öğretmenden öğrenmediğini vurgular. Özne değiştiğinde dönüşlü zamir de değişir: she taught herself to code。
Alıştırma
Kendi kendine öğrenme yapısını tamamlayın: I taught ____ to read and write.
Cevabı göster
myself
give up: vazgeçmemek
Give up, çabalamayı bırakmak, bir hedeften vazgeçmek veya bir şeyi yapmayı bırakmak anlamına gelen bir phrasal verb'dür. Don't give up ifadesinde nesne söylenmemiştir; bu nedenle hangi çabadan veya hedeften söz edildiğini bağlam belirler. Burada emir cümlesi teşvik amacıyla kullanılmıştır: konuşan kişi genç birine denemeye devam etmesini söyler. Up fiilin bir parçasıdır ve fiziksel olarak yukarı anlamına gelmez.
Alıştırma
'Maya took a break but didn't give up' cümlesinde give up ne anlama gelir?
- birinin baskısına boyun eğmek
- denemeyi bırakmak
- bir şeyi yukarı taşımak
Cevabı göster
denemeyi bırakmak
the world is just against me: her şeyin size karşı olduğunu hissetmek
the world is just against me ifadesinde the world, sanki bir düşmanmış gibi kişileştirilir. İfade, “her şey benim için ters gidiyor gibi görünüyor” veya “herkesin ve her şeyin bana karşı olduğunu hissediyorum” anlamına gelir; gezegenin fiziksel olarak konuşana karşı konumlandığını anlatmaz. Bu, duygusal bir abartıdır. Don't say... ile konuşan kişi, art arda gelen birkaç sorunu tüm hayatın kendisine düşman olduğunun kanıtı saymaması için karşısındakini uyarır.
Alıştırma
Bu cümlede the world is just against me neyi ifade eder?
- Konuşan kişi herkesin ve her şeyin kendisine karşı çalıştığını hissediyor.
- Konuşan kişi dünyayı dolaşmak istiyor.
- Konuşan kişi gezegenin fiziksel olarak nerede olduğunu anlatıyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi herkesin ve her şeyin kendisine karşı çalıştığını hissediyor.
I've had five books published: have + nesne + geçmiş zaman ortacı
I've had, have fiilinin present perfect biçimidir. Burada had, “sahip oldum” anlamına gelmez. have + object + past participle kalıbında five books nesnedir; published ise bu kitaplara ne yapıldığını gösterir. Bu yapı, ayarlanmış veya başarılmış bir sonucu sunar. Cümle, konuşan kişinin beş kitabının yayımlandığını belirtir; yayımlama işini bizzat konuşan kişinin yaptığını söylemez. Present perfect, bu başarıyı kişinin şu ana kadarki deneyiminin bir parçası olarak gösterir.
Alıştırma
have + object + past participle kalıbını tamamlamak için repair fiilinin doğru biçimini kullanın: I had my laptop ____ yesterday.
Cevabı göster
repaired
I've studied scripture for many, many years.
1:40Yıllarca, çok uzun yıllarca kutsal metinleri çalıştım.
I've buried a mother, father, sister, brother, wife, and daughter. Kelime
1:47Bir anne, baba, kız kardeş, erkek kardeş, eş ve kız evlat gömdüm.
I've buried ...: aile üyeleriyle kullanılan bury
Bu cümlede I've buried ..., konuşanın bu aile üyelerinin ölümünü yaşadığını ve onları gömdüğünü anlatır. Bury fiili bir kişiyi nesne aldığında yalnızca bir nesneyi toprağa koymak anlamına gelmez; ölmüş birini gömmek gibi ağır bir anlam taşır. I've buried yapısındaki present perfect, bu kayıpları konuşanın şimdiye kadarki yaşam deneyiminin bir parçası olarak sunar. Aile üyelerinin uzun uzun sıralanması, kaybın büyüklüğünü daha çarpıcı hâle getirir.
Alıştırma
I've buried a mother, father, sister, brother, wife, and daughter cümlesinde buried esas olarak ne anlatır?
- Konuşan kişi bazı eşyaları toprağa koydu.
- Konuşan kişi bu aile üyelerinin ölümünü yaşadı ve onları gömdü.
- Konuşan kişi bu aile üyelerinden uzağa taşındı.
Cevabı göster
Konuşan kişi bu aile üyelerinin ölümünü yaşadı ve onları gömdü.
So, a person can accomplish anything that they want. Dilbilgisi
1:52Yani, bir insan istediği her şeyi başarabilir.
a person ... they: a person sonrasında singular they
So, a person can accomplish anything that they want cümlesinde a person dilbilgisel olarak tekildir, ancak they hâlâ o tek kişiye gönderme yapar. Buna singular they denir; kişinin cinsiyeti bilinmediğinde, önemli olmadığında veya özellikle belirtilmek istenmediğinde kullanılan cinsiyet açısından nötr bir zamirdir. Buradaki they birden fazla kişi anlamına gelmez. Tek bir kişiyi gösterse bile fiil they ile kullanılan normal biçimde kalır: they want denir, they wants denmez.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: So, a person can accomplish anything that they want cümlesinde they, tekil isim a person'a gönderme yapabilir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Doğru
One time, to prove to myself that I was not an ignorant person, Kalıp ifadeler
1:58Bir keresinde, cahil bir insan olmadığımı kendime kanıtlamak için,
to prove to myself: amaç ve kişinin kendini doğrulaması
Burada to prove amaç bildirir: konuşanın sonraki eylemi neden yaptığını açıklar. To myself, ikna edilmesi gereken kişinin başkası değil, konuşanın kendisi olduğunu gösterir. Yaygın yapı prove to oneself that + yan cümle şeklindedir. Bir düşüncenin veya yeteneğin gerçek olduğunu kişisel olarak doğrulamak için bir şey yapmak anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi prove to oneself yapısıyla tamamlayın: I entered the race ____ that I could finish it.
Cevabı göster
to prove to myself
And I purchased a correspondence course for computer programming, Kültür
2:06Ve mektupla öğretim veren bir bilgisayar programlama kursu satın aldım,
correspondence course: postayla yapılan geleneksel uzaktan eğitim
Correspondence course, geleneksel olarak posta yoluyla tamamlanan bir uzaktan eğitim biçimidir. Öğrenenler dersleri ve ödevleri uzaktan alır, tamamladıkları çalışmaları geri gönderir ve düzenli olarak sınıfta derse katılmazlar. Bu cümlede ifade, bilgisayar programlama kursunun konusunu değil, nasıl sunulduğunu belirtir. İletişim hakkında bir kurs anlamına gelmez. Özellikle çevrim içi kursların yaygınlaşmasından önceki eğitimle ilişkilidir.
Alıştırma
Hangi durum geleneksel bir correspondence course ifadesini en iyi açıklar?
- Kurs yalnızca samimi mektupların nasıl yazılacağını öğretir.
- Dersler ve ödevler posta yoluyla gönderilip alınır.
- Öğrenciler her gün aynı sınıfta buluşur.
Cevabı göster
Dersler ve ödevler posta yoluyla gönderilip alınır.
forge ahead: kararlılıkla ilerlemeye devam etmek
Forge ahead, özellikle durum zor olduğunda kararlılıkla ilerlemeye veya bir işi ilerletmeye devam etmek demektir. Burada forge ve ahead kalıplaşmış bir fiil ifadesi oluşturur; forge, ayrı olarak sahte bir kopya yapmak anlamında kullanılmaz. Bu kısa emir cümlesinde konuşan kişi güçlü bir teşvikte bulunur: zorluk karşısında yılmayın ve devam edin. Nötr continue ile karşılaştırıldığında forge ahead; çaba, amaç ve engellere karşı direnç çağrıştırır.
Alıştırma
Cümleyi forge ahead ifadesiyle tamamlayın: The first attempt failed, but we will ____.
Cevabı göster
forge ahead
stop learning: stop + -ing yapısı
Stop learning ifadesinde learning, stop fiilinin tamamlayıcısı olan bir isim-fiildir, yani -ing biçimidir. Stop + -ing yapısı bir etkinliği sona erdirmek anlamına gelir; bu nedenle stop learning, öğrenme etkinliğini sona erdirmek demektir. Never, olumsuz emri özellikle güçlü hâle getirir: Never stop learning, dinleyeni öğrenmeye devam etmeye teşvik eder. Aynı dil bilgisi stop worrying ve stop trying ifadelerinde de kullanılır.
Alıştırma
Eylemin sona erdiğini belirtmek için stop sözcüğünden sonra talk fiilinin doğru biçimini kullanın: Please stop ____ while the teacher is speaking.
Cevabı göster
talking
reach out to better yourself: kendini geliştirmek için etkin biçimde çaba göstermek
Bu cümlede reach out mecaz anlamda kullanılmıştır. Başka biriyle iletişime geçmeyi değil, şu anki durumunun ötesine geçerek kendini geliştirmek için etkin biçimde çaba göstermeyi anlatır. Amaç bildiren to better yourself ifadesi yeteneklerini, karakterini veya yaşamını geliştirmek için demektir. İfadenin bütünü, kendi gelişimin için girişimde bulunmanı öğütler. Mastar yapısı to better yourself, neden reach out yapman gerektiğini açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede reach out to better yourself ne anlama gelir?
- Başka biriyle telefon veya mesaj yoluyla iletişime geçmek.
- Kendini geliştirmek için etkin biçimde çaba göstermek.
- Bir nesneye doğru elini uzatmak.
Cevabı göster
Kendini geliştirmek için etkin biçimde çaba göstermek.
if you don't use it, you lose it: beceriler pratik yapılmazsa zayıflar
If you don't use it, you lose it kalıplaşmış bir sözdür: Bir beceri, yetenek, hafıza veya fiziksel kapasite kullanılmadığında ya da çalıştırılmadığında zayıflayabilir. Lose it genellikle bir nesneyi kaybetmek değil, o yeteneğin bir kısmını veya tamamını yitirmek demektir. it zamirinin anlamını bağlam belirler. İngilizce bilgin, denge, güç, hafıza veya düzenli olarak kullanılması gereken başka bir yetenek yerine geçebilir.
Alıştırma
Çalıştırılmayan bir yeteneğin zayıflamasını anlatan kalıplaşmış sözü tamamla: If you don't ____ it, you ____ it.
Cevabı göster
use · lose
If you don't use that brain that God put in your head,
2:52Eğer Tanrı'nın kafanıza koyduğu o beyni kullanmazsanız,
one of these days, you'll be sitting on a front porch somewhere, Kalıp ifadeler
2:58günlerden bir gün, bir yerlerde bir verandada oturuyor olursunuz,
one of these days: gelecekte belirsiz bir zaman
"One of these days", gelecekte kesin olarak belirtilmeyen bir zamanda anlamına gelir. Belirli bir tarihi göstermez. Bu cümlede, eninde sonunda gerçekleşecek bir olayla ilgili öngörüyü başlatır. Ardından gelen içeriğe göre umut, şaka veya uyarı havası taşıyabilir; burada öngörü uyarı niteliğindedir.
Alıştırma
Cümleyi “gelecekte kesin olarak belirtilmeyen bir zamanda” anlamındaki dört kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____, I'll learn to make my own bread.
Cevabı göster
One of these days
and you won't hardly know what's going on. Notlar
3:05ve neler olup bittiğini neredeyse hiç bilemezsiniz.
you won't hardly know: standart dışı bir olumsuzluk biçimi
Bu cümlede "you won't hardly know", standart dışı veya lehçesel bir olumsuzluk kalıbıdır. Amaçlanan anlam "you will hardly know" ifadesine yakındır: neler olup bittiği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeyecek veya anlamayacaksınız. "Hardly" zaten "neredeyse hiç" anlamı taşır. Bazı konuşma çeşitlerinde bu tür olumsuzluk kalıbı doğal olarak görülse de önüne "won't" eklemek standart yazı İngilizcesinde tercih edilmez. İfadeyi anlamak için biçimsel çift olumsuzluk mantığına değil, lehçede amaçlanan anlama göre yorumlayın.
Alıştırma
Hangi cümle standart İngilizcedir ve durum hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeyeceğiniz anlamına gelir?
- You won't know what is happening.
- You won't hardly know what is happening.
- You will hardly know what is happening.
Cevabı göster
You will hardly know what is happening.
what's going on: mevcut durumu anlamak
What's going on, “ne oluyor?” ya da “şu anki durum ne?” demektir. Burada go on, fiziksel olarak ilerlemeye devam etmek değil, “olmak” veya “gerçekleşmek” anlamındadır. Know'dan sonra gelen what's going on, birinin anlayabileceği ya da anlayamayabileceği bilgiyi belirtir: know what's going on. Bu cümlede doğrudan bir soru değildir; kişinin bilmeyebileceği şeyi anlatır.
Alıştırma
I heard a crash, but I don't know what's going on. cümlesini okuyun. What's going on ne anlama gelir?
- kimin ayrıldığı
- ne olduğu
- neyin ileri doğru hareket ettiği
Cevabı göster
ne olduğu
If times are hard: zor bir dönem veya durumdaysak
Times are hard ifadesinde times, insanların içinde yaşadığı dönemi ve koşulları; hard ise “zor”u anlatır. Bu ifade yaşamın, maddi durumun veya genel koşulların zor olduğunu söyler; zamanın fiziksel olarak sert olduğunu anlatmaz. If bir koşul başlatır. If times are hard, “insanlar zor bir dönemden geçiyorsa” demektir ve ardından gelen ana cümle sonucu ya da verilecek karşılığı belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle genel zor koşulları anlatmak için times are hard ifadesini kullanıyor?
- The clock is hard to read.
- When times are hard, neighbors often share food.
- Maya is having a hard time solving the puzzle.
Cevabı göster
When times are hard, neighbors often share food.
But most generally, we are in control of our own destiny. Deyimler
3:22Ama genel olarak, kendi kaderimizin kontrolü bizdedir.
in control of our own destiny: kendi kaderini yönlendirmek
Be in control of something, bir şeyi yönlendirme veya etkileme gücüne sahip olmak demektir. Burada our own destiny hayatımızın genel yönünü ifade eder; dolayısıyla bu ifade, hayatı seçimlerimiz ve eylemlerimizle şekillendirebileceğimiz bir şey olarak sunar. Bu, insanların her olayı kontrol edebileceği anlamına gelmez. Konuşmacı kişisel iradeyi vurgular: koşullar bizi sınırlasa bile kararlarımız ve yaptıklarımız hayatımızın gidişini etkileyebilir.
Alıştırma
Burada we are in control of our own destiny ne anlama geliyor?
- Çevremizde gerçekleşen her olayı kontrol edebiliriz.
- Geleceğimiz sabittir, bu yüzden seçimlerimiz önemli değildir.
- Seçimlerimiz ve eylemlerimiz hayatımızın yönünü şekillendirmemize yardımcı olabilir.
Cevabı göster
Seçimlerimiz ve eylemlerimiz hayatımızın yönünü şekillendirmemize yardımcı olabilir.
when I say that, I mean this: bir düşünceden açıklamasına geçmek
When I say that bölümünde that, az önce söylenen genel düşünceye geri gönderme yapar. I mean this bölümünde ise this, birazdan gelecek açıklamaya işaret eder. Bu cümle bir yol işareti gibi çalışır: dinleyiciyi genel bir düşünceden onun kesin anlamına taşır. Bu yapıyı duyduğunuzda ardından bir tanım, örnek veya açıklama gelmesini bekleyebilirsiniz.
Alıştırma
when I say that, I mean this konuşmada hangi işlevi görüyor?
- Konuşmacının daha önce söylediği her şeyi geri aldığını gösterir.
- Önceki genel düşünceyi ardından gelen açıklamaya bağlar.
- Daha fazla ayrıntı vermeden konuyu bitirir.
Cevabı göster
Önceki genel düşünceyi ardından gelen açıklamaya bağlar.
you need to do something to allow yourself to get ahead.
3:41ilerlemenizi sağlayacak bir şeyler yapmanız gerekir.
you're not getting ahead ... to get ahead: ilerlemek
Get ahead; işte, okulda, maddi konularda veya hayatta ilerlemek ya da daha başarılı olmak anlamına gelir. Genellikle zamanla kişinin durumunu iyileştirmesini anlatır; fiziksel olarak birinin önüne geçmek anlamına gelmez. Cümle, ifadeyi sorun–hedef düzeninde tekrarlar: you're not getting ahead sorunu belirtirken to get ahead, bir eylemin mümkün kılması gereken sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “ilerlemek veya daha başarılı olmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Nina is taking a computer class because she wants to ____ at work.
Cevabı göster
get ahead
you have to have something to offer a prospective employer. Notlar
3:56müstakbel bir işverene sunacak bir şeyiniz olmalı.
something to offer: yararlı değer veya beceriler
Something to offer, bir kişinin katkı sağlayabileceği yararlı değer anlamına gelir. Bu iş bağlamında fiziksel bir nesneyi değil; beceri, deneyim, bilgi veya kişisel özellikleri anlatabilir. Yapı something + to'lu mastardır: something to offer, kişinin sunabileceği bir şey anlamına gelir. Bu değerden yararlanacak taraf olası işverendir.
Alıştırma
"Kai has something to offer the robotics team," cümlesinde something to offer ne anlama gelir?
- Takım için satın alması gereken bir hediye
- Katkı sağlayabileceği yararlı bir beceri veya özellik
- Takımın ona gönderdiği bir iş önerisi
Cevabı göster
Katkı sağlayabileceği yararlı bir beceri veya özellik
prospective employer: potansiyel işveren
prospective employer, sizi gelecekte işe alabilecek kişi veya şirketi, yani potansiyel işvereni ifade eder. Buradaki prospective, işverenin kendisinin gelecek vadettiğini değil, aranızda ileride bir çalışma ilişkisi kurulabileceğini anlatır. Bu ifade iş arama, işe alım ve iş dünyası iletişiminde kullanılır ve görece resmidir. İşe alım henüz kesinleşmemiştir.
Alıştırma
prospective employer ifadesinde prospective neyi anlatır?
- Geleceği parlak bir işveren
- Zaten çalıştığınız bir işveren
- Sizi işe alabilecek bir işveren
Cevabı göster
Sizi işe alabilecek bir işveren
Now, I'm not saying you need a PhD or a master's degree, Ton ve niyet
4:02Bakın, doktora veya yüksek lisans derecesine ihtiyacınız var demiyorum,
I'm not saying: bir iddianın kapsamını sınırlamak
I'm not saying, konuşanın o anda yaptığı iddianın kapsamını ve gücünü sınırlayan bir söylem kalıbıdır. Pratikte, “sizin bekliyor olabileceğiniz daha güçlü yorumu savunmuyorum” anlamına gelir; böylece dinleyici tavsiyeyi aşırı veya kesin bir görüş olarak algılamaz. Bu cümlede konuşan kişi doktora ya da yüksek lisans derecesinin zorunlu olduğunu iddia etmiyor. Kalıp önce bu yorumu dışlar, sonra konuşanın gerçekten anlatmak istediği noktaya geçer. Tek başına bunun tersinin doğru olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
I'm not saying you need a PhD ifadesiyle konuşan kişi ne yapıyor?
- Doktora derecesinin kesinlikle işe yaramadığını göstermek
- İddiayı sınırlayarak bunun katı bir gereklilik gibi anlaşılmasını önlemek
- Konuşanın hiçbir şey söylemediğini belirtmek
Cevabı göster
İddiayı sınırlayarak bunun katı bir gereklilik gibi anlaşılmasını önlemek
you do have to have: have to ile vurgulu do
Olumlu bir cümlede do vurgu ekleyebilir. Burada you do have to have, “gerçekten sahip olman gerekiyor” anlamındadır. do, have to ile belirtilen zorunluluğu güçlendirir; soru oluşturmaz. İki have farklı görevler üstlenir. İlki “zorunda olmak” anlamındaki have to yapısının parçasıdır; ikincisi ise “sahip olmak” veya “sunabilmek” anlamındadır. do çıkarıldığında cümle hâlâ dilbilgisi açısından doğrudur, ancak ısrar ve vurgu azalır.
Alıştırma
Cümleyi vurgulu do ve have to + have ile tamamlayın: To join the trip, you ____ a signed permission form.
Cevabı göster
do have to have
There's going to be a time: gelecekteki bir dönemi tanıtmak
There's going to be a time, gelecekte belirli bir dönemin var olacağını öngörür. There's, There is ifadesinin kısaltmasıdır; going to ise tahmini belirtir. Bu yapı önce gelecekteki dönemi tanıtır. Ardından gelen sözler bu dönemin yerini veya özelliğini açıklayabilir: in this country bağlamı verirken when yan cümlesi o dönemde ne olacağını anlatabilir.
Alıştırma
Tahmini vurgulanan yapıyla tamamlayın: ____ when clean energy powers most homes.
Cevabı göster
There's going to be a time
that people that know how to work with their hands, Kelime
4:14elleriyle nasıl çalışacağını bilen insanlar,
know how to work with their hands: uygulamalı el becerisine sahip olmak
Bu cümlede know how to work with their hands, bir şey üretme, inşa etme, onarma veya el becerisi gerektiren başka işler yapma konusunda uygulamalı yeteneğe sahip olmak demektir. Yalnızca elleri hareket ettirmek veya kullanmak değil, çoğunlukla teknik meslekleri ya da zanaatları anlatır. know how to + fiil kalıbı, bir kişinin bir şeyi yapmak için gereken yeteneği veya yöntemi öğrenmiş olduğunu belirtir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: she knows how to work with her hands.
Alıştırma
Bu cümlede know how to work with their hands ne anlama geliyor?
- Bir şey üretmek, inşa etmek veya onarmak için uygulamalı becerilere sahip olmak
- Her türlü iş sırasında ellerini kullanmak
- Başka insanlara nasıl talimat verileceğini bilmek
Cevabı göster
Bir şey üretmek, inşa etmek veya onarmak için uygulamalı becerilere sahip olmak
plumbers, electricians, carpenters, cement layers, machine operators, mechanics,
4:19tesisatçılar, elektrikçiler, marangozlar, sıvacılar, makine operatörleri, tamirciler,
people that know how to work with their hands are going to be in great demand. Kalıp ifadeler
4:28elleriyle nasıl çalışacağını bilen insanlar büyük talep görecek.
in great demand: çok ihtiyaç duyulmak veya aranmak
Be in great demand, birçok kişinin birini veya bir şeyi istediğini ya da ona ihtiyaç duyduğunu belirten kalıplaşmış bir ifadedir. Çalışanlar veya beceriler için kullanıldığında, işverenler bunlara ihtiyaç duyduğu için çok sayıda fırsat bulunduğu anlamına gelir. Burada great, demand sözcüğünü güçlendirir: ihtiyaç çok büyüktür. Demand bu ifadede bir isimdir; bir şeyi ısrarla istemek anlamındaki fiil değildir.
Alıştırma
Cümleyi “birçok kişi tarafından ihtiyaç duyulan veya istenen” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Experienced mechanics are ____ across the region.
Cevabı göster
in great demand
I'll tell you the truth: açık sözlü bir ifadeye giriş
Bu cümlede I'll tell you the truth, “dürüst ve doğrudan konuşacağım” anlamına gelen konuşma diline özgü bir giriş ifadesidir. Dinleyiciyi açık sözlü bir görüşe, itirafa veya kişisel deneyime hazırlar. Bu ifade, konuşanın daha önce yalan söylediği anlamına gelmez. Esas olarak, sıradaki sözlerin özellikle içten ve açık biçimde söyleneceğini bildirir.
Alıştırma
Konuşan kişi devam etmeden önce I'll tell you the truth esas olarak neyin işaretini verir?
- Konuşan kişi özellikle açık sözlü konuşmak üzere.
- Konuşan kişi hukuki kanıt sunuyor.
- Konuşan kişi daha önceki tüm sözlerinin yanlış olduğunu kabul ediyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi özellikle açık sözlü konuşmak üzere.
I spent 60 years working: spend + süre + doing
Spend + süre + doing, bir kişinin bir etkinliğe ne kadar zaman ayırdığını anlatır. Burada spent, spend fiilinin geçmiş zaman biçimidir; 60 years süreyi, working ise etkinliği belirtir. Zaman ifadesinden sonra -ing biçimi kullanılır: spent 60 years working. Cümle, para harcamaya değil, çalışmaya ayrılan uzun bir süreye odaklanır.
Alıştırma
spend + time + doing yapısını tamamlamak için work fiilinin -ing biçimini kullanın: Maya spent five years ____ as a nurse.
Cevabı göster
working
a couple of businesses: küçük ve yaklaşık bir sayı
Bu cümlede a couple of businesses, genellikle iki civarında olan az sayıda işletme anlamına gelir. Günlük konuşmada a couple of, iki ya da birkaç tane için esnek biçimde kullanılabilir; bu nedenle konuşan kişi mutlaka kesin bir sayı vermiyordur. İfadenin ne kadar kesin olduğu bağlama bağlıdır. Sayının kesin olması gerektiğinde a couple of tam olarak iki anlamına gelebilir; burada ise yalnızca sayının az olduğunu gösterir.
Alıştırma
Gündelik konuşmada "I started a couple of businesses" en olası olarak ne anlatır?
- Muhtemelen iki civarında, az sayıda işletme kurdu.
- Tam olarak on iki işletme kurdu.
- Bir işletmede çalıştı ama kendisi hiç işletme kurmadı.
Cevabı göster
Muhtemelen iki civarında, az sayıda işletme kurdu.
I'm not a wealthy man, but I'm a guy that came from living in the back of an old car Dilbilgisi
4:54Zengin bir adam değilim ama eski bir arabanın arkasında yaşamaktan
came from living ... to having: X'ten Y'ye değişim
Burada came from living ... to having ..., iki yaşam durumunu bir değişimin başlangıcı ve sonucu olarak sunar. from zorlu başlangıç noktasını, to ise daha sonraki ve daha rahat sonucu gösterir. İki taraf paralel -ing yan cümleleridir: living in the back of an old car ve having a nice retirement. Bu paralel yapı karşıtlığın kolayca anlaşılmasını sağlar ve bir kişinin yaşam yolculuğunu anlatmak için yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
sleep ve own sözcüklerini from ve to sonrasında gereken paralel -ing biçimlerine dönüştürün: He came from ____ in a shelter to ____ his own apartment.
Cevabı göster
sleeping · owning
and to be able to talk to you on this thing.
5:04ve bu aletle sizinle konuşabilmeye gelen bir adamım.
Konuşmanın sonuna geçiş işareti olarak I'm going to close
Burada close, “bir şeyi kapatmak” değil, “konuşmamı bitirmek” demektir. I'm going to close, konuşmacının son bölüme geçtiğini ve yeni bir ana konuyu artık geliştirmeyeceğini gösterir. Bu tür bir yapı işareti, dinleyicilerin konuşmanın akışını izlemesine yardımcı olur. Ardından son bir mesaj, özet, istek veya veda gelebilir.
Alıştırma
Bir sunumda I'm going to close dinleyicilere ne anlatır?
- Konuşmacı yakındaki bir nesneyi kapatacak.
- Konuşmacı kapanış bölümüne geçiyor.
- Konuşmacı yeni bir ana konuya başlıyor.
Cevabı göster
Konuşmacı kapanış bölümüne geçiyor.
but I just wanted to share that with you this morning.
5:09ama bu sabah sadece bunu sizinle paylaşmak istedim.
Vurgulu bir tekrar olarak I do
I do içindeki do, önceki cümledeki love you fiil öbeğinin yerini tutar. Tam anlamı “I really do love you” gibidir, ancak konuşmacı bütün sözcükleri tekrar etmez. Kısa bir ek cümle olarak kullanılan I do, önceki ifadeyi doğrular ve güçlendirir. Bu yapıyı anlamak için önceki cümleden çıkarılan eylemi bulmak gerekir.
Alıştırma
Vurgulu tekrarı tek bir yardımcı fiille tamamlayın: I appreciate your patience. I really ____.
Cevabı göster
do
My grandmother always said, "You know, when a baby smiles, the angels sing." Deyimler
5:18Büyükannem hep derdi ki: "Biliyor musun, bir bebek gülümsediğinde melekler şarkı söyler."
when a baby smiles, the angels sing: şiirsel abartı
Bu cümlede when a baby smiles, the angels sing şiirsel bir abartıdır; bir bebeğin gülümsemesinin melekleri gerçekten şarkı söylettiği iddiası değildir. Hayal edilen sahne, bu gülümsemeyi olağanüstü derecede özel gösterir. Meleklerin dinsel imgesi sıcak ve umut verici bir duygu katar. Daha genel olarak bu tür bir dil, güçlü bir hayranlık, sevinç veya şefkat anlatmak için imkânsız ya da büyülü bir sonuç kullanır.
Alıştırma
Burada "when a baby smiles, the angels sing" esas olarak ne anlatıyor?
- Bir bebeğin gülümsemesi öylesine neşeli ve değerlidir ki şiirsel bir imgeye ilham verir.
- Bir bebeğin gülümsemesi, dinsel bir törenin başlaması gerektiğini gösterir.
- Bebekler, insanların duyabileceği şekilde melekleri şarkı söyletebilir.
Cevabı göster
Bir bebeğin gülümsemesi öylesine neşeli ve değerlidir ki şiirsel bir imgeye ilham verir.
But young people, you're the backbone of this country. Deyimler
5:25Ama gençler, siz bu ülkenin bel kemiğisiniz.
you're the backbone of this country: mecaz olarak backbone
Burada backbone, bir grubun veya sistemin temel destek gücünü anlatan bir mecazdır. You're the backbone of this country, gençlerin ülkenin gücü ve geleceği için vazgeçilmez olduğunu ifade eder; bir vücut bölümünden söz etmez. İnsanlara bir şeyin backbone'ı demek onların önemini över ve çoğu zaman bütünün çalışmasını sağlayan emeklerini, enerjilerini veya sorumluluklarını takdir eder. Yeniden kullanılabilen kalıp X is/are the backbone of Y şeklindedir.
Alıştırma
“Temel destek gücü” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: In this small clinic, the nurses are ____ the whole operation.
Cevabı göster
the backbone of
I don't care if you're in Asia, Africa, Korea, Japan, Ton ve niyet
5:30Asya'da, Afrika'da, Kore'de, Japonya'da olmanız umurumda değil,
I don't care where you are, the United States.
5:34nerede olduğunuz umurumda değil, Amerika Birleşik Devletleri.
I don't care if ... I don't care where: sonucu değiştirmeyen bir koşul
Bu cümlede I don't care if ve I don't care where, “olup olmaması fark etmez” ve “nerede olduğu fark etmez” anlamına gelir. Konuşmacı, sayılan bütün yerlerdeki insanları kapsıyor; bu insanların önemsiz olduğunu söylemiyor. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı I don't care + if/where yan cümlesidir. Yan cümle bir koşul belirtir ve konuşmacı bu koşulun mesajı, kararı veya sonucu değiştirmeyeceğini söyler.
Alıştırma
Bu cümlede I don't care where you are ne anlama geliyor?
- Konuşmacı seni bir insan olarak önemsemiyor.
- Konuşmacı nerede olduğunu bilmiyor.
- Bulunduğun yer, mesajın kimler için geçerli olduğunu değiştirmez.
Cevabı göster
Bulunduğun yer, mesajın kimler için geçerli olduğunu değiştirmez.
You are the leaders, the future leaders of this world. Anlatım akışı
5:36Sizler lidersiniz, bu dünyanın gelecekteki liderlerisiniz.
the leaders, the future leaders of this world: vurgu için yeniden ifade
The future leaders of this world ile the leaders aynı kişileri belirtir. Bu, açıklayıcı bir yeniden ifade etmedir: konuşmacı ana ismi tekrarlar ve ardından future ile of this world ifadelerini ekleyerek anlamı daha belirgin hâle getirir. Bu sıralama, dinleyicilerin önce ana yargıyı anlamasını, sonra da onun daha net hâlini duymasını sağlar. Yeniden ifade ritim ve vurgu oluşturur; ikinci bir grubu tanıtmaz.
Alıştırma
Cümlede the future leaders of this world ne işe yarıyor?
- Farklı bir lider grubunu tanıtır.
- the leaders ifadesini daha belirgin biçimde yeniden söyler ve vurgu ekler.
- İlk ifade yanlış olduğu için the leaders ifadesini düzeltir.
Cevabı göster
the leaders ifadesini daha belirgin biçimde yeniden söyler ve vurgu ekler.
Be yourselves: bir grubu kendisi olmaya teşvik etmek
Be yourselves, birkaç kişiye rol yapmak veya başkalarını taklit etmek yerine doğal davranmalarını ve gerçek kişiliklerini göstermelerini söyleyen doğrudan bir teşviktir. Burada yourselves, emir cümlesinde söylenmeyen çoğul you öznesine gönderme yapar. Be fiilinden sonra dinleyenlerin kim olmaları gerektiğini anlatır; eylemden etkilenen sıradan bir nesne değildir.
Alıştırma
Bir gruba uygun dönüşlülük zamiriyle öğüdü tamamlayın: Relax, be ____, and enjoy the show.
Cevabı göster
yourselves
Don't be afraid to go after what you need. Öbek fiiller
5:44İhtiyacınız olan şeyin peşinden gitmekten korkmayın.
go after what you need: gerekli olanın etkin biçimde peşinden gitmek
Go after, bir şeyi etkin biçimde hedeflemek veya elde etmeye çalışmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Go after what you need ifadesinde what you need nesne görevindedir ve ihtiyacın olan şey ya da şeyler anlamına gelir; ifade bir şeyin arkasına geçmekten söz etmez. Bu anlatım harekete geçmeye teşvik eder: neyin gerekli olduğunu belirle ve korkunun seni durdurmasına izin vermek yerine onu elde etmek için çaba göster.
Alıştırma
Cümleyi bu notta geçen ve “etkin biçimde peşinden gitmek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: If you want the role, ____ it.
Cevabı göster
go after