Yaşlı bir adamın tavsiyesi.: İngilizce çalışma notları

Bernard Albertson

Öğrenme zorluğu
640 kelime 170 kel/dk

Video özeti: Yaşlı bir konuşmacı; zor geçen çocukluğunu, kendi kendine öğrenme deneyimini, altmış yıllık çalışma hayatını ve eski bir otomobilde yaşamaktan güvenli bir emekliliğe uzanan yolculuğunu anlatarak gençleri öğrenmeye devam etmeye, yararlı beceriler edinmeye ve geleceklerini etkin biçimde şekillendirmeye teşvik ediyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. not the sharpest tack in the box — Deyimler ve mecazi ifadeler: Birinin belirli bir konuda pek zeki ya da becerikli olmadığını mizahi ve öz eleştirel biçimde anlatan bu ifadeyi anlayabilirsiniz. Böylece konuşmacının raptiye ve kutudan gerçekten söz etmediğini, yeni teknoloji karşısındaki zorlanmasıyla şaka yaptığını fark edebilirsiniz. 2. you're not getting ahead, / to get ahead. — Phrasal verb’ler: get ahead ifadesinin hayatta, işte veya maddi durumda ilerlemek anlamına geldiğini öğrenebilirsiniz. İfadenin önce olumsuz, sonra olumlu biçimde tekrarlanması bir sorunu ona verilecek karşılıkla bağlar: ilerleyemeyen kişinin beceri edinmesi ya da daha iyi fırsatlar oluşturacak somut adımlar atması gerekebilir. 3. I don't care if / I don't care where — Konuşma pragmatiği ve tutum: Buradaki I don't care kullanımını kayıtsızlık belirten anlamından ayırabilirsiniz. Koşullar ve yerlerle birlikte kullanıldığında konuşmacının mesajının gençlerin hangi ülkede yaşadığına bakılmaksızın geçerli olduğunu anlatır ve onların geleceğin liderleri olma yönündeki ortak rolünü vurgular.

Bu derste

Good morning.

0:02

Günaydın.

Whoops.

0:03

Hoppala.

It's raining.

0:04

Yağmur yağıyor.

Hold on a minute. Kalıp ifadeler

0:05

Bir dakika bekleyin.

Kalıp ifadeler

Hold on a minute: birinden beklemesini istemek

Hold on a minute, “kısa bir süre bekle” veya “bir an dur” anlamına gelen kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Buradaki hold on, bir şeyi fiziksel olarak tutmak anlamına gelmez. A minute yaklaşık bir süredir: genellikle kısa bir gecikmeyi anlatır, tam olarak altmış saniyeyi değil. İfadenin bütünü bir eylemi veya konuşmayı geçici olarak durdurur.

Alıştırma

Bu durumda konuşan kişi ne demek istiyor? “Hold on a minute. I need to check the address.”

  1. Tam olarak altmış saniye konuşmayın.
  2. Ben kontrol ederken kısa bir süre bekleyin.
  3. Adresi elinizde tutmaya devam edin.
Cevabı göster

Ben kontrol ederken kısa bir süre bekleyin.

There.

0:07

Tamam.

I thought I'd talk to you a little bit of this morning about Ton ve niyet

0:09

Bu sabah sizinle biraz şunun hakkında konuşayım dedim...

Ton ve niyet

I thought I'd talk: bir planı yumuşak biçimde dile getirmek

I thought I'd talk..., I thought I would talk... ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Burada geçmiş biçimdeki thought, esas olarak geçmişteki yanlış bir inancı bildirmez. Konuşanın şimdiki planını daha önceden aklında olan bir düşünce gibi sunar. Bu anlatım girişi yumuşatır: konuşan kişi I will talk... diye doğrudan duyurmak yerine, birazdan ele alacağı konuyu nazikçe tanıtır. I thought I'd + fiilin yalın biçimi kalıbı, bir planı, öneriyi veya teklifi iptal edildiği anlamına gelmeden dile getirebilir.

Alıştırma

Cümleyi thought, I would kısaltması ve talk to ile tamamlayın: I ____ you about our class project.

Cevabı göster

thought I'd talk to

Oh, by the way, Anlatım akışı

0:13

Ah, bu arada,

this is a new computer

0:13

bu yeni bir bilgisayar

Anlatım akışı

Oh, by the way: araya ek bilgi eklemek

Oh, by the way, ek bilgi verileceğini veya konunun kısa süreliğine değişeceğini gösteren bir söylem belirtecidir. Baştaki oh, söylenecek şeyin yeni hatırlanmış olduğu izlenimini verebilir. Burada this is a new computer ifadesini ana konu olarak değil, araya eklenen bir bilgi olarak sunar. Bu belirteci duyduğunuzda sonraki bilgiyi ana fikirden kısa bir sapma olarak değerlendirin.

Alıştırma

Araya bir hatırlatma eklemek için derste öğrendiğiniz belirteçle cümleyi tamamlayın: Oh, ____, the library closes at five.

Cevabı göster

by the way

and it does all kinds of things,

0:15

ve her türlü şeyi yapıyor,

so I have to be careful.

0:17

o yüzden dikkatli olmam lazım.

I'm not the sharpest tack in the box Deyimler

0:19

Bu yeni ekipmanlar söz konusu olduğunda

when it comes to this new equipment. Kalıp ifadeler

0:21

pek zehir gibi sayılmam.

Deyimler

not the sharpest tack in the box: mizahi öz eleştiri

Not the sharpest tack in the box, en zeki veya en hızlı düşünen kişi olmamak anlamına gelen mizahi bir deyimdir. Bu benzetme zihinsel keskinliği bir raptiyenin sivri ucuyla karşılaştırır; gerçek bir raptiye veya kutudan söz edilmez. Burada when it comes to this new equipment, kişinin kendisiyle ilgili eleştirisini ekipmanı kullanma alanıyla sınırlar. Konuşmacı zorlandığını kabul ederken ifadenin fazla ciddi duyulmaması için kendisiyle alay eden bir mizah kullanır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki mizahi deyimin tam biçimiyle tamamlayın: I'm ____ when it comes to fixing bicycles.

Cevabı göster

not the sharpest tack in the box

Kalıp ifadeler

when it comes to this new equipment: konuyu sınırlandırma

when it comes to + isim veya -ing biçimi, “o konu söz konusu olduğunda” ya da “o alanda” anlamına gelir. Yetenek, görüş, tercih veya başka bir özellikle ilgili ifadenin geçerli olduğu alanı sınırlar; bu ifade kalıbın öncesinde ya da sonrasında yer alabilir. Burada konuşmacı, “I'm not the sharpest tack in the box” sözünü yeni ekipmanla ilgilenme alanıyla sınırlar. Her konuda zekâsının yetersiz olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki konu sınırlandırma kalıbıyla tamamlayın: ____ organizing digital photos, Ben is very patient.

Cevabı göster

When it comes to

You're talking to a guy or a guy is speaking to you now Anlatım akışı

0:24

Şu anda Model A bir araba sürmeye başlayan

that started driving a Model A car. Kültür

0:28

bir adamla konuşuyorsunuz veya o size konuşuyor.

Anlatım akışı

You're talking to a guy: kendini dinleyicinin bakış açısından tanıtma

You're talking to a guy ... konuşmacının kendisinden dinleyicinin bakış açısından söz etmesinin sohbet dilindeki bir yoludur: “Konuştuğunuz kişi ... olan biridir.” guy'dan sonraki yan cümle, konuşmacının konuyla ilgili geçmişini verir. Bu kalıp, ayrıntılardan önce konuşmacının kimliğini veya deneyimini öne çıkarır. Bu cümlede onun otomobillerle olan uzun geçmişini daha canlı hâle getirir ve sonrasında söylediklerine ağırlık katar.

Alıştırma

Bu cümlede You're talking to a guy ... ifadesinin temel etkisi nedir?

  1. Başka iki kişinin konuşmakta olduğunu bildirir.
  2. Dinleyiciden tanımadığı bir adamın kimliğini belirlemesini ister.
  3. Konuşmacının kendi deneyimini dinleyicinin bakış açısından tanıtır.
Cevabı göster

Konuşmacının kendi deneyimini dinleyicinin bakış açısından tanıtır.

Kültür

Eski bir dönemin işareti olarak Model A car

Buradaki Model A car, 1920'lerin sonu ve 1930'ların başıyla ilişkilendirilen eski bir otomobil olan Ford Model A'yı ifade eder. Bu, belirli bir modelin adıdır; herhangi bir A tipi otomobil için kullanılan genel bir ad değildir. Konuşmacı araba kullanmaya bu modelle başladığını söyleyerek deneyimini otomobil tarihinin oldukça eski bir dönemine yerleştirir. Bu gönderme, dinleyicinin onun uzun yaşamını ve tanık olduğu teknolojik değişimin büyüklüğünü anlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede Model A car ifadesine yapılan gönderme dinleyiciye esas olarak ne anlatır?

  1. Konuşmacının yeni bir otomobil aradığını gösterir.
  2. Konuşmacının deneyimini otomobil tarihinin erken bir dönemine yerleştirir.
  3. Konuşmacının otomobil satıcısı olduğunu belirtir.
Cevabı göster

Konuşmacının deneyimini otomobil tarihinin erken bir dönemine yerleştirir.

I remember the first jet airplane

0:30

İlk jet uçağını hatırlıyorum

and many first things.

0:32

ve daha birçok ilki.

The iceman delivering ice to an icebox Kültür

0:34

Buzcunun, katırla çekilen bir arabadan indirip

taking it off of a mule-drawn wagon.

0:38

buz dolabına buz getirmesini hatırlıyorum.

Kültür

The iceman delivering ice to an icebox: elektrikli buzdolaplarından önceki yaşam

Burada iceman, büyük buz kalıpları teslim eden işçidir; icebox ise bu kalıplarla soğutulan yalıtımlı bir dolaptır. Elektrikli buzdolapları yaygınlaşmadan önce yiyecekleri soğuk tutmanın yaygın yollarından biriydi. The iceman delivering ice to an icebox ifadesi birlikte eski bir dönemin günlük yaşamını canlandırır. Buradaki nokta yalnızca birinin buz taşıması değildir; bu görüntü, konuşmacının anılarının ne kadar eskiye uzandığını gösterir.

Alıştırma

The iceman delivering ice to an icebox hangi tarihsel yaşam biçimini anlatır?

  1. Bir tamirci elektrikli bir buzdolabını onarıyordu.
  2. Bir satıcı modern bir yemek kamyonunda dondurma satıyordu.
  3. Yiyecekleri bir icebox içinde soğuk tutmak için buz kalıpları teslim edilirdi.
Cevabı göster

Yiyecekleri bir icebox içinde soğuk tutmak için buz kalıpları teslim edilirdi.

So, but I like to speak to you a little bit this morning

0:40

Neyse, ama bu sabah sizinle biraz konuşmak istiyorum,

about young people in particular.

0:44

özellikle de gençlerle.

About accomplishing things.

0:47

Bir şeyler başarmak hakkında.

When I was young, as you know,

0:51

Ben gençken, bildiğiniz gibi,

I had a difficult childhood,

0:56

zor bir çocukluk geçirdim,

but there's no excuse for people Dilbilgisi

0:57

ama bu insanların yapmak istedikleri şeyleri

not being able to do what they want to do.

1:02

yapamaması için bir mazeret değildir.

Dilbilgisi

but there's no excuse for people not being able to do: for + -ing yan cümleciği

but bağlacı, zor geçen çocukluk ile konuşmacının asıl yargısını karşı karşıya getirir. There's no excuse for people not being able to do... konuşmacının bir hedeften vazgeçmek için “yapamama” durumunu yeterli bir neden olarak kabul etmediği anlamına gelir. for'dan sonra people not being able to do... şeklindeki -ing yan cümleciğinin tamamı gelir. People, yapamayan kişiyi gösterir; being ise -ing biçimidir. Kullanılabilir kalıp there's no excuse for + kişi + not being able to + fiil şeklindedir; for'dan hemen sonra yalın fiil getirilmez.

Alıştırma

Hangi cümle there is no excuse for + kişi + not being able to + fiil yapısını doğru kullanır?

  1. There is no excuse for us not being able to finish the project.
  2. There is no excuse to us not being able to finish the project.
  3. There is no excuse for us not be able to finish the project.
Cevabı göster

There is no excuse for us not being able to finish the project.

You can do anything that you want to do. Dilbilgisi

1:04

Yapmak istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz.

Dilbilgisi

anything that you want to do: anything + ilgi cümleciği

Anything, nesneler veya eylemler arasında açık bir seçim sunar. that you want to do ilgi cümleciği daha sonra bu açık kapsamı yapmak istediğiniz şeylerle sınırlar. Cümlecik içinde that, do fiilinin nesnesidir: you want to do that. Nesne olduğu için günlük İngilizcede that çıkarılabilir: anything you want to do. Anlam aynı kalır.

Alıştırma

anything that fits in the box ifadesinde that fits in the box ne işe yarar?

  1. anything ifadesini bir kişiyi belirten sözcüğe dönüştürür.
  2. Sığma eyleminin geçmişte olduğunu gösterir.
  3. anything ifadesini kutuya sığan şeylerle sınırlar.
Cevabı göster

anything ifadesini kutuya sığan şeylerle sınırlar.

For example, as I've told you before,

1:09

Örneğin, size daha önce anlattığım gibi,

I lived in the back of an old car.

1:12

eski bir arabanın arka koltuğunda yaşadım.

I taught myself to read and write. Kalıp ifadeler

1:14

Okuma yazmayı kendi kendime öğrendim.

Kalıp ifadeler

taught myself to read and write: kendi kendine okuyup yazmayı öğrenmek

Teach oneself to do something, bir şeyi kendi kendine öğrenmek anlamına gelir. Bu cümlede taught, teach fiilinin geçmiş zamanıdır; myself, I öznesine gönderme yapar; to read and write ise öğrenilen becerileri belirtir. Bu yapı, öğrenme sürecini kişinin kendisinin yönettiğini ve bir öğretmenden öğrenmediğini vurgular. Özne değiştiğinde dönüşlü zamir de değişir: she taught herself to code。

Alıştırma

Kendi kendine öğrenme yapısını tamamlayın: I taught ____ to read and write.

Cevabı göster

myself

So if you're young, don't give up. Öbek fiiller

1:18

O yüzden eğer gençseniz, pes etmeyin.

Öbek fiiller

give up: vazgeçmemek

Give up, çabalamayı bırakmak, bir hedeften vazgeçmek veya bir şeyi yapmayı bırakmak anlamına gelen bir phrasal verb'dür. Don't give up ifadesinde nesne söylenmemiştir; bu nedenle hangi çabadan veya hedeften söz edildiğini bağlam belirler. Burada emir cümlesi teşvik amacıyla kullanılmıştır: konuşan kişi genç birine denemeye devam etmesini söyler. Up fiilin bir parçasıdır ve fiziksel olarak yukarı anlamına gelmez.

Alıştırma

'Maya took a break but didn't give up' cümlesinde give up ne anlama gelir?

  1. birinin baskısına boyun eğmek
  2. denemeyi bırakmak
  3. bir şeyi yukarı taşımak
Cevabı göster

denemeyi bırakmak

Don't say the world is just against me. Deyimler

1:22

Dünya bana karşı demeyin.

Deyimler

the world is just against me: her şeyin size karşı olduğunu hissetmek

the world is just against me ifadesinde the world, sanki bir düşmanmış gibi kişileştirilir. İfade, “her şey benim için ters gidiyor gibi görünüyor” veya “herkesin ve her şeyin bana karşı olduğunu hissediyorum” anlamına gelir; gezegenin fiziksel olarak konuşana karşı konumlandığını anlatmaz. Bu, duygusal bir abartıdır. Don't say... ile konuşan kişi, art arda gelen birkaç sorunu tüm hayatın kendisine düşman olduğunun kanıtı saymaması için karşısındakini uyarır.

Alıştırma

Bu cümlede the world is just against me neyi ifade eder?

  1. Konuşan kişi herkesin ve her şeyin kendisine karşı çalıştığını hissediyor.
  2. Konuşan kişi dünyayı dolaşmak istiyor.
  3. Konuşan kişi gezegenin fiziksel olarak nerede olduğunu anlatıyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi herkesin ve her şeyin kendisine karşı çalıştığını hissediyor.

That's not true.

1:25

Bu doğru değil.

I taught myself to read and write.

1:29

Okuma yazmayı kendi kendime öğrendim.

I've had five books published. Dilbilgisi

1:31

Yayınlanmış beş kitabım var.

Dilbilgisi

I've had five books published: have + nesne + geçmiş zaman ortacı

I've had, have fiilinin present perfect biçimidir. Burada had, “sahip oldum” anlamına gelmez. have + object + past participle kalıbında five books nesnedir; published ise bu kitaplara ne yapıldığını gösterir. Bu yapı, ayarlanmış veya başarılmış bir sonucu sunar. Cümle, konuşan kişinin beş kitabının yayımlandığını belirtir; yayımlama işini bizzat konuşan kişinin yaptığını söylemez. Present perfect, bu başarıyı kişinin şu ana kadarki deneyiminin bir parçası olarak gösterir.

Alıştırma

have + object + past participle kalıbını tamamlamak için repair fiilinin doğru biçimini kullanın: I had my laptop ____ yesterday.

Cevabı göster

repaired

I went to college,

1:34

Üniversiteye gittim,

got a little bit of college.

1:36

biraz üniversite eğitimi aldım.

I've studied scripture for many, many years.

1:40

Yıllarca, çok uzun yıllarca kutsal metinleri çalıştım.

I've raised five children.

1:44

Beş çocuk büyüttüm.

I've buried a mother, father, sister, brother, wife, and daughter. Kelime

1:47

Bir anne, baba, kız kardeş, erkek kardeş, eş ve kız evlat gömdüm.

Kelime

I've buried ...: aile üyeleriyle kullanılan bury

Bu cümlede I've buried ..., konuşanın bu aile üyelerinin ölümünü yaşadığını ve onları gömdüğünü anlatır. Bury fiili bir kişiyi nesne aldığında yalnızca bir nesneyi toprağa koymak anlamına gelmez; ölmüş birini gömmek gibi ağır bir anlam taşır. I've buried yapısındaki present perfect, bu kayıpları konuşanın şimdiye kadarki yaşam deneyiminin bir parçası olarak sunar. Aile üyelerinin uzun uzun sıralanması, kaybın büyüklüğünü daha çarpıcı hâle getirir.

Alıştırma

I've buried a mother, father, sister, brother, wife, and daughter cümlesinde buried esas olarak ne anlatır?

  1. Konuşan kişi bazı eşyaları toprağa koydu.
  2. Konuşan kişi bu aile üyelerinin ölümünü yaşadı ve onları gömdü.
  3. Konuşan kişi bu aile üyelerinden uzağa taşındı.
Cevabı göster

Konuşan kişi bu aile üyelerinin ölümünü yaşadı ve onları gömdü.

So, a person can accomplish anything that they want. Dilbilgisi

1:52

Yani, bir insan istediği her şeyi başarabilir.

Dilbilgisi

a person ... they: a person sonrasında singular they

So, a person can accomplish anything that they want cümlesinde a person dilbilgisel olarak tekildir, ancak they hâlâ o tek kişiye gönderme yapar. Buna singular they denir; kişinin cinsiyeti bilinmediğinde, önemli olmadığında veya özellikle belirtilmek istenmediğinde kullanılan cinsiyet açısından nötr bir zamirdir. Buradaki they birden fazla kişi anlamına gelmez. Tek bir kişiyi gösterse bile fiil they ile kullanılan normal biçimde kalır: they want denir, they wants denmez.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: So, a person can accomplish anything that they want cümlesinde they, tekil isim a person'a gönderme yapabilir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

One time, to prove to myself that I was not an ignorant person, Kalıp ifadeler

1:58

Bir keresinde, cahil bir insan olmadığımı kendime kanıtlamak için,

Kalıp ifadeler

to prove to myself: amaç ve kişinin kendini doğrulaması

Burada to prove amaç bildirir: konuşanın sonraki eylemi neden yaptığını açıklar. To myself, ikna edilmesi gereken kişinin başkası değil, konuşanın kendisi olduğunu gösterir. Yaygın yapı prove to oneself that + yan cümle şeklindedir. Bir düşüncenin veya yeteneğin gerçek olduğunu kişisel olarak doğrulamak için bir şey yapmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi prove to oneself yapısıyla tamamlayın: I entered the race ____ that I could finish it.

Cevabı göster

to prove to myself

I bought a blackboard.

2:03

bir kara tahta satın aldım.

And I purchased a correspondence course for computer programming, Kültür

2:06

Ve mektupla öğretim veren bir bilgisayar programlama kursu satın aldım,

Kültür

correspondence course: postayla yapılan geleneksel uzaktan eğitim

Correspondence course, geleneksel olarak posta yoluyla tamamlanan bir uzaktan eğitim biçimidir. Öğrenenler dersleri ve ödevleri uzaktan alır, tamamladıkları çalışmaları geri gönderir ve düzenli olarak sınıfta derse katılmazlar. Bu cümlede ifade, bilgisayar programlama kursunun konusunu değil, nasıl sunulduğunu belirtir. İletişim hakkında bir kurs anlamına gelmez. Özellikle çevrim içi kursların yaygınlaşmasından önceki eğitimle ilişkilidir.

Alıştırma

Hangi durum geleneksel bir correspondence course ifadesini en iyi açıklar?

  1. Kurs yalnızca samimi mektupların nasıl yazılacağını öğretir.
  2. Dersler ve ödevler posta yoluyla gönderilip alınır.
  3. Öğrenciler her gün aynı sınıfta buluşur.
Cevabı göster

Dersler ve ödevler posta yoluyla gönderilip alınır.

and I completed it with the blackboard.

2:13

ve o kara tahtayla kursu tamamladım.

So, forge ahead. Öbek fiiller

2:17

Bu yüzden, ileriye atılın.

Öbek fiiller

forge ahead: kararlılıkla ilerlemeye devam etmek

Forge ahead, özellikle durum zor olduğunda kararlılıkla ilerlemeye veya bir işi ilerletmeye devam etmek demektir. Burada forge ve ahead kalıplaşmış bir fiil ifadesi oluşturur; forge, ayrı olarak sahte bir kopya yapmak anlamında kullanılmaz. Bu kısa emir cümlesinde konuşan kişi güçlü bir teşvikte bulunur: zorluk karşısında yılmayın ve devam edin. Nötr continue ile karşılaştırıldığında forge ahead; çaba, amaç ve engellere karşı direnç çağrıştırır.

Alıştırma

Cümleyi forge ahead ifadesiyle tamamlayın: The first attempt failed, but we will ____.

Cevabı göster

forge ahead

Don't stop.

2:24

Durmayın.

Never stop learning. Dilbilgisi

2:26

Öğrenmeyi asla bırakmayın.

Dilbilgisi

stop learning: stop + -ing yapısı

Stop learning ifadesinde learning, stop fiilinin tamamlayıcısı olan bir isim-fiildir, yani -ing biçimidir. Stop + -ing yapısı bir etkinliği sona erdirmek anlamına gelir; bu nedenle stop learning, öğrenme etkinliğini sona erdirmek demektir. Never, olumsuz emri özellikle güçlü hâle getirir: Never stop learning, dinleyeni öğrenmeye devam etmeye teşvik eder. Aynı dil bilgisi stop worrying ve stop trying ifadelerinde de kullanılır.

Alıştırma

Eylemin sona erdiğini belirtmek için stop sözcüğünden sonra talk fiilinin doğru biçimini kullanın: Please stop ____ while the teacher is speaking.

Cevabı göster

talking

Always reach out to better yourself, Deyimler

2:28

Kendinizi geliştirmek için her zaman çabalayın,

Deyimler

reach out to better yourself: kendini geliştirmek için etkin biçimde çaba göstermek

Bu cümlede reach out mecaz anlamda kullanılmıştır. Başka biriyle iletişime geçmeyi değil, şu anki durumunun ötesine geçerek kendini geliştirmek için etkin biçimde çaba göstermeyi anlatır. Amaç bildiren to better yourself ifadesi yeteneklerini, karakterini veya yaşamını geliştirmek için demektir. İfadenin bütünü, kendi gelişimin için girişimde bulunmanı öğütler. Mastar yapısı to better yourself, neden reach out yapman gerektiğini açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede reach out to better yourself ne anlama gelir?

  1. Başka biriyle telefon veya mesaj yoluyla iletişime geçmek.
  2. Kendini geliştirmek için etkin biçimde çaba göstermek.
  3. Bir nesneye doğru elini uzatmak.
Cevabı göster

Kendini geliştirmek için etkin biçimde çaba göstermek.

because when you do that, things expand.

2:32

çünkü bunu yaptığınızda, işler genişler.

You understand more.

2:38

Daha fazlasını anlarsınız.

You're happier.

2:40

Daha mutlu olursunuz.

You're healthier.

2:41

Daha sağlıklı olursunuz.

This old saying that if you don't use it, you lose it, Deyimler

2:43

İşleyen demir ışıldar diyen o eski söz,

is absolutely true.

2:50

kesinlikle doğrudur.

Deyimler

if you don't use it, you lose it: beceriler pratik yapılmazsa zayıflar

If you don't use it, you lose it kalıplaşmış bir sözdür: Bir beceri, yetenek, hafıza veya fiziksel kapasite kullanılmadığında ya da çalıştırılmadığında zayıflayabilir. Lose it genellikle bir nesneyi kaybetmek değil, o yeteneğin bir kısmını veya tamamını yitirmek demektir. it zamirinin anlamını bağlam belirler. İngilizce bilgin, denge, güç, hafıza veya düzenli olarak kullanılması gereken başka bir yetenek yerine geçebilir.

Alıştırma

Çalıştırılmayan bir yeteneğin zayıflamasını anlatan kalıplaşmış sözü tamamla: If you don't ____ it, you ____ it.

Cevabı göster

use · lose

If you don't use that brain that God put in your head,

2:52

Eğer Tanrı'nın kafanıza koyduğu o beyni kullanmazsanız,

one of these days, you'll be sitting on a front porch somewhere, Kalıp ifadeler

2:58

günlerden bir gün, bir yerlerde bir verandada oturuyor olursunuz,

Kalıp ifadeler

one of these days: gelecekte belirsiz bir zaman

"One of these days", gelecekte kesin olarak belirtilmeyen bir zamanda anlamına gelir. Belirli bir tarihi göstermez. Bu cümlede, eninde sonunda gerçekleşecek bir olayla ilgili öngörüyü başlatır. Ardından gelen içeriğe göre umut, şaka veya uyarı havası taşıyabilir; burada öngörü uyarı niteliğindedir.

Alıştırma

Cümleyi “gelecekte kesin olarak belirtilmeyen bir zamanda” anlamındaki dört kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____, I'll learn to make my own bread.

Cevabı göster

One of these days

and you won't hardly know what's going on. Notlar

3:05

ve neler olup bittiğini neredeyse hiç bilemezsiniz.

Kelime

you won't hardly know: standart dışı bir olumsuzluk biçimi

Bu cümlede "you won't hardly know", standart dışı veya lehçesel bir olumsuzluk kalıbıdır. Amaçlanan anlam "you will hardly know" ifadesine yakındır: neler olup bittiği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeyecek veya anlamayacaksınız. "Hardly" zaten "neredeyse hiç" anlamı taşır. Bazı konuşma çeşitlerinde bu tür olumsuzluk kalıbı doğal olarak görülse de önüne "won't" eklemek standart yazı İngilizcesinde tercih edilmez. İfadeyi anlamak için biçimsel çift olumsuzluk mantığına değil, lehçede amaçlanan anlama göre yorumlayın.

Alıştırma

Hangi cümle standart İngilizcedir ve durum hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeyeceğiniz anlamına gelir?

  1. You won't know what is happening.
  2. You won't hardly know what is happening.
  3. You will hardly know what is happening.
Cevabı göster

You will hardly know what is happening.

Kalıp ifadeler

what's going on: mevcut durumu anlamak

What's going on, “ne oluyor?” ya da “şu anki durum ne?” demektir. Burada go on, fiziksel olarak ilerlemeye devam etmek değil, “olmak” veya “gerçekleşmek” anlamındadır. Know'dan sonra gelen what's going on, birinin anlayabileceği ya da anlayamayabileceği bilgiyi belirtir: know what's going on. Bu cümlede doğrudan bir soru değildir; kişinin bilmeyebileceği şeyi anlatır.

Alıştırma

I heard a crash, but I don't know what's going on. cümlesini okuyun. What's going on ne anlama gelir?

  1. kimin ayrıldığı
  2. ne olduğu
  3. neyin ileri doğru hareket ettiği
Cevabı göster

ne olduğu

So, don't don't give up.

3:10

O yüzden, sakın, sakın pes etmeyin.

If times are hard, Kalıp ifadeler

3:15

Zamanlar zor olsa bile,

Kalıp ifadeler

If times are hard: zor bir dönem veya durumdaysak

Times are hard ifadesinde times, insanların içinde yaşadığı dönemi ve koşulları; hard ise “zor”u anlatır. Bu ifade yaşamın, maddi durumun veya genel koşulların zor olduğunu söyler; zamanın fiziksel olarak sert olduğunu anlatmaz. If bir koşul başlatır. If times are hard, “insanlar zor bir dönemden geçiyorsa” demektir ve ardından gelen ana cümle sonucu ya da verilecek karşılığı belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle genel zor koşulları anlatmak için times are hard ifadesini kullanıyor?

  1. The clock is hard to read.
  2. When times are hard, neighbors often share food.
  3. Maya is having a hard time solving the puzzle.
Cevabı göster

When times are hard, neighbors often share food.

good things nor bad things last forever.

3:17

ne iyi şeyler ne de kötü şeyler sonsuza dek sürer.

But most generally, we are in control of our own destiny. Deyimler

3:22

Ama genel olarak, kendi kaderimizin kontrolü bizdedir.

Deyimler

in control of our own destiny: kendi kaderini yönlendirmek

Be in control of something, bir şeyi yönlendirme veya etkileme gücüne sahip olmak demektir. Burada our own destiny hayatımızın genel yönünü ifade eder; dolayısıyla bu ifade, hayatı seçimlerimiz ve eylemlerimizle şekillendirebileceğimiz bir şey olarak sunar. Bu, insanların her olayı kontrol edebileceği anlamına gelmez. Konuşmacı kişisel iradeyi vurgular: koşullar bizi sınırlasa bile kararlarımız ve yaptıklarımız hayatımızın gidişini etkileyebilir.

Alıştırma

Burada we are in control of our own destiny ne anlama geliyor?

  1. Çevremizde gerçekleşen her olayı kontrol edebiliriz.
  2. Geleceğimiz sabittir, bu yüzden seçimlerimiz önemli değildir.
  3. Seçimlerimiz ve eylemlerimiz hayatımızın yönünü şekillendirmemize yardımcı olabilir.
Cevabı göster

Seçimlerimiz ve eylemlerimiz hayatımızın yönünü şekillendirmemize yardımcı olabilir.

And when I say that, I mean this. Anlatım akışı

3:30

Ve bunu söylediğimde, şunu kastediyorum.

Anlatım akışı

when I say that, I mean this: bir düşünceden açıklamasına geçmek

When I say that bölümünde that, az önce söylenen genel düşünceye geri gönderme yapar. I mean this bölümünde ise this, birazdan gelecek açıklamaya işaret eder. Bu cümle bir yol işareti gibi çalışır: dinleyiciyi genel bir düşünceden onun kesin anlamına taşır. Bu yapıyı duyduğunuzda ardından bir tanım, örnek veya açıklama gelmesini bekleyebilirsiniz.

Alıştırma

when I say that, I mean this konuşmada hangi işlevi görüyor?

  1. Konuşmacının daha önce söylediği her şeyi geri aldığını gösterir.
  2. Önceki genel düşünceyi ardından gelen açıklamaya bağlar.
  3. Daha fazla ayrıntı vermeden konuyu bitirir.
Cevabı göster

Önceki genel düşünceyi ardından gelen açıklamaya bağlar.

If you're not getting ahead, Öbek fiiller

3:37

Eğer ilerlemiyorsanız,

you need to do something to allow yourself to get ahead.

3:41

ilerlemenizi sağlayacak bir şeyler yapmanız gerekir.

Öbek fiiller

you're not getting ahead ... to get ahead: ilerlemek

Get ahead; işte, okulda, maddi konularda veya hayatta ilerlemek ya da daha başarılı olmak anlamına gelir. Genellikle zamanla kişinin durumunu iyileştirmesini anlatır; fiziksel olarak birinin önüne geçmek anlamına gelmez. Cümle, ifadeyi sorun–hedef düzeninde tekrarlar: you're not getting ahead sorunu belirtirken to get ahead, bir eylemin mümkün kılması gereken sonucu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “ilerlemek veya daha başarılı olmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Nina is taking a computer class because she wants to ____ at work.

Cevabı göster

get ahead

For example,

3:45

Örneğin,

excuse me.

3:48

afedersiniz.

For example, if you want a good job,

3:49

Örneğin, iyi bir iş istiyorsanız,

if you want a secure future,

3:54

güvenli bir gelecek istiyorsanız,

you have to have something to offer a prospective employer. Notlar

3:56

müstakbel bir işverene sunacak bir şeyiniz olmalı.

Kalıp ifadeler

something to offer: yararlı değer veya beceriler

Something to offer, bir kişinin katkı sağlayabileceği yararlı değer anlamına gelir. Bu iş bağlamında fiziksel bir nesneyi değil; beceri, deneyim, bilgi veya kişisel özellikleri anlatabilir. Yapı something + to'lu mastardır: something to offer, kişinin sunabileceği bir şey anlamına gelir. Bu değerden yararlanacak taraf olası işverendir.

Alıştırma

"Kai has something to offer the robotics team," cümlesinde something to offer ne anlama gelir?

  1. Takım için satın alması gereken bir hediye
  2. Katkı sağlayabileceği yararlı bir beceri veya özellik
  3. Takımın ona gönderdiği bir iş önerisi
Cevabı göster

Katkı sağlayabileceği yararlı bir beceri veya özellik

Kelime

prospective employer: potansiyel işveren

prospective employer, sizi gelecekte işe alabilecek kişi veya şirketi, yani potansiyel işvereni ifade eder. Buradaki prospective, işverenin kendisinin gelecek vadettiğini değil, aranızda ileride bir çalışma ilişkisi kurulabileceğini anlatır. Bu ifade iş arama, işe alım ve iş dünyası iletişiminde kullanılır ve görece resmidir. İşe alım henüz kesinleşmemiştir.

Alıştırma

prospective employer ifadesinde prospective neyi anlatır?

  1. Geleceği parlak bir işveren
  2. Zaten çalıştığınız bir işveren
  3. Sizi işe alabilecek bir işveren
Cevabı göster

Sizi işe alabilecek bir işveren

Now, I'm not saying you need a PhD or a master's degree, Ton ve niyet

4:02

Bakın, doktora veya yüksek lisans derecesine ihtiyacınız var demiyorum,

Ton ve niyet

I'm not saying: bir iddianın kapsamını sınırlamak

I'm not saying, konuşanın o anda yaptığı iddianın kapsamını ve gücünü sınırlayan bir söylem kalıbıdır. Pratikte, “sizin bekliyor olabileceğiniz daha güçlü yorumu savunmuyorum” anlamına gelir; böylece dinleyici tavsiyeyi aşırı veya kesin bir görüş olarak algılamaz. Bu cümlede konuşan kişi doktora ya da yüksek lisans derecesinin zorunlu olduğunu iddia etmiyor. Kalıp önce bu yorumu dışlar, sonra konuşanın gerçekten anlatmak istediği noktaya geçer. Tek başına bunun tersinin doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

I'm not saying you need a PhD ifadesiyle konuşan kişi ne yapıyor?

  1. Doktora derecesinin kesinlikle işe yaramadığını göstermek
  2. İddiayı sınırlayarak bunun katı bir gereklilik gibi anlaşılmasını önlemek
  3. Konuşanın hiçbir şey söylemediğini belirtmek
Cevabı göster

İddiayı sınırlayarak bunun katı bir gereklilik gibi anlaşılmasını önlemek

but you do have to have something to offer. Dilbilgisi

4:06

ama sunacak bir şeyiniz olması şart.

Dilbilgisi

you do have to have: have to ile vurgulu do

Olumlu bir cümlede do vurgu ekleyebilir. Burada you do have to have, “gerçekten sahip olman gerekiyor” anlamındadır. do, have to ile belirtilen zorunluluğu güçlendirir; soru oluşturmaz. İki have farklı görevler üstlenir. İlki “zorunda olmak” anlamındaki have to yapısının parçasıdır; ikincisi ise “sahip olmak” veya “sunabilmek” anlamındadır. do çıkarıldığında cümle hâlâ dilbilgisi açısından doğrudur, ancak ısrar ve vurgu azalır.

Alıştırma

Cümleyi vurgulu do ve have to + have ile tamamlayın: To join the trip, you ____ a signed permission form.

Cevabı göster

do have to have

There's going to be a time in this country Dilbilgisi

4:08

Bu ülkede öyle bir zaman gelecek ki,

Dilbilgisi

There's going to be a time: gelecekteki bir dönemi tanıtmak

There's going to be a time, gelecekte belirli bir dönemin var olacağını öngörür. There's, There is ifadesinin kısaltmasıdır; going to ise tahmini belirtir. Bu yapı önce gelecekteki dönemi tanıtır. Ardından gelen sözler bu dönemin yerini veya özelliğini açıklayabilir: in this country bağlamı verirken when yan cümlesi o dönemde ne olacağını anlatabilir.

Alıştırma

Tahmini vurgulanan yapıyla tamamlayın: ____ when clean energy powers most homes.

Cevabı göster

There's going to be a time

that people that know how to work with their hands, Kelime

4:14

elleriyle nasıl çalışacağını bilen insanlar,

Kelime

know how to work with their hands: uygulamalı el becerisine sahip olmak

Bu cümlede know how to work with their hands, bir şey üretme, inşa etme, onarma veya el becerisi gerektiren başka işler yapma konusunda uygulamalı yeteneğe sahip olmak demektir. Yalnızca elleri hareket ettirmek veya kullanmak değil, çoğunlukla teknik meslekleri ya da zanaatları anlatır. know how to + fiil kalıbı, bir kişinin bir şeyi yapmak için gereken yeteneği veya yöntemi öğrenmiş olduğunu belirtir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: she knows how to work with her hands.

Alıştırma

Bu cümlede know how to work with their hands ne anlama geliyor?

  1. Bir şey üretmek, inşa etmek veya onarmak için uygulamalı becerilere sahip olmak
  2. Her türlü iş sırasında ellerini kullanmak
  3. Başka insanlara nasıl talimat verileceğini bilmek
Cevabı göster

Bir şey üretmek, inşa etmek veya onarmak için uygulamalı becerilere sahip olmak

plumbers, electricians, carpenters, cement layers, machine operators, mechanics,

4:19

tesisatçılar, elektrikçiler, marangozlar, sıvacılar, makine operatörleri, tamirciler,

people that know how to work with their hands are going to be in great demand. Kalıp ifadeler

4:28

elleriyle nasıl çalışacağını bilen insanlar büyük talep görecek.

Kalıp ifadeler

in great demand: çok ihtiyaç duyulmak veya aranmak

Be in great demand, birçok kişinin birini veya bir şeyi istediğini ya da ona ihtiyaç duyduğunu belirten kalıplaşmış bir ifadedir. Çalışanlar veya beceriler için kullanıldığında, işverenler bunlara ihtiyaç duyduğu için çok sayıda fırsat bulunduğu anlamına gelir. Burada great, demand sözcüğünü güçlendirir: ihtiyaç çok büyüktür. Demand bu ifadede bir isimdir; bir şeyi ısrarla istemek anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi “birçok kişi tarafından ihtiyaç duyulan veya istenen” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Experienced mechanics are ____ across the region.

Cevabı göster

in great demand

Yes, it's true.

4:36

Evet, bu doğru.

You have to have education and training

4:37

Mühendis veya doktor ya da avukat olmak için

to be an engineer or a doctor or a lawyer.

4:40

eğitim ve öğretim almanız gerekir.

But I'll tell you the truth. Ton ve niyet

4:44

Ama size gerçeği söyleyeceğim.

Ton ve niyet

I'll tell you the truth: açık sözlü bir ifadeye giriş

Bu cümlede I'll tell you the truth, “dürüst ve doğrudan konuşacağım” anlamına gelen konuşma diline özgü bir giriş ifadesidir. Dinleyiciyi açık sözlü bir görüşe, itirafa veya kişisel deneyime hazırlar. Bu ifade, konuşanın daha önce yalan söylediği anlamına gelmez. Esas olarak, sıradaki sözlerin özellikle içten ve açık biçimde söyleneceğini bildirir.

Alıştırma

Konuşan kişi devam etmeden önce I'll tell you the truth esas olarak neyin işaretini verir?

  1. Konuşan kişi özellikle açık sözlü konuşmak üzere.
  2. Konuşan kişi hukuki kanıt sunuyor.
  3. Konuşan kişi daha önceki tüm sözlerinin yanlış olduğunu kabul ediyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi özellikle açık sözlü konuşmak üzere.

I spent 60 years working. Dilbilgisi

4:47

Ben 60 yılımı çalışarak geçirdim.

Dilbilgisi

I spent 60 years working: spend + süre + doing

Spend + süre + doing, bir kişinin bir etkinliğe ne kadar zaman ayırdığını anlatır. Burada spent, spend fiilinin geçmiş zaman biçimidir; 60 years süreyi, working ise etkinliği belirtir. Zaman ifadesinden sonra -ing biçimi kullanılır: spent 60 years working. Cümle, para harcamaya değil, çalışmaya ayrılan uzun bir süreye odaklanır.

Alıştırma

spend + time + doing yapısını tamamlamak için work fiilinin -ing biçimini kullanın: Maya spent five years ____ as a nurse.

Cevabı göster

working

I was successful.

4:50

Başarılı oldum.

I started a couple of businesses. Kelime

4:52

Birkaç iş kurdum.

Kelime

a couple of businesses: küçük ve yaklaşık bir sayı

Bu cümlede a couple of businesses, genellikle iki civarında olan az sayıda işletme anlamına gelir. Günlük konuşmada a couple of, iki ya da birkaç tane için esnek biçimde kullanılabilir; bu nedenle konuşan kişi mutlaka kesin bir sayı vermiyordur. İfadenin ne kadar kesin olduğu bağlama bağlıdır. Sayının kesin olması gerektiğinde a couple of tam olarak iki anlamına gelebilir; burada ise yalnızca sayının az olduğunu gösterir.

Alıştırma

Gündelik konuşmada "I started a couple of businesses" en olası olarak ne anlatır?

  1. Muhtemelen iki civarında, az sayıda işletme kurdu.
  2. Tam olarak on iki işletme kurdu.
  3. Bir işletmede çalıştı ama kendisi hiç işletme kurmadı.
Cevabı göster

Muhtemelen iki civarında, az sayıda işletme kurdu.

I'm not a wealthy man, but I'm a guy that came from living in the back of an old car Dilbilgisi

4:54

Zengin bir adam değilim ama eski bir arabanın arkasında yaşamaktan

to having a nice retirement

5:02

güzel bir emekliliğe sahip olmaya

Dilbilgisi

came from living ... to having: X'ten Y'ye değişim

Burada came from living ... to having ..., iki yaşam durumunu bir değişimin başlangıcı ve sonucu olarak sunar. from zorlu başlangıç noktasını, to ise daha sonraki ve daha rahat sonucu gösterir. İki taraf paralel -ing yan cümleleridir: living in the back of an old car ve having a nice retirement. Bu paralel yapı karşıtlığın kolayca anlaşılmasını sağlar ve bir kişinin yaşam yolculuğunu anlatmak için yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

sleep ve own sözcüklerini from ve to sonrasında gereken paralel -ing biçimlerine dönüştürün: He came from ____ in a shelter to ____ his own apartment.

Cevabı göster

sleeping · owning

and to be able to talk to you on this thing.

5:04

ve bu aletle sizinle konuşabilmeye gelen bir adamım.

So, I'm going to close, Anlatım akışı

5:08

Neyse, bitireceğim,

Anlatım akışı

Konuşmanın sonuna geçiş işareti olarak I'm going to close

Burada close, “bir şeyi kapatmak” değil, “konuşmamı bitirmek” demektir. I'm going to close, konuşmacının son bölüme geçtiğini ve yeni bir ana konuyu artık geliştirmeyeceğini gösterir. Bu tür bir yapı işareti, dinleyicilerin konuşmanın akışını izlemesine yardımcı olur. Ardından son bir mesaj, özet, istek veya veda gelebilir.

Alıştırma

Bir sunumda I'm going to close dinleyicilere ne anlatır?

  1. Konuşmacı yakındaki bir nesneyi kapatacak.
  2. Konuşmacı kapanış bölümüne geçiyor.
  3. Konuşmacı yeni bir ana konuya başlıyor.
Cevabı göster

Konuşmacı kapanış bölümüne geçiyor.

but I just wanted to share that with you this morning.

5:09

ama bu sabah sadece bunu sizinle paylaşmak istedim.

Young people, I love you.

5:12

Gençler, sizi seviyorum.

I do. Ton ve niyet

5:15

Gerçekten.

Ton ve niyet

Vurgulu bir tekrar olarak I do

I do içindeki do, önceki cümledeki love you fiil öbeğinin yerini tutar. Tam anlamı “I really do love you” gibidir, ancak konuşmacı bütün sözcükleri tekrar etmez. Kısa bir ek cümle olarak kullanılan I do, önceki ifadeyi doğrular ve güçlendirir. Bu yapıyı anlamak için önceki cümleden çıkarılan eylemi bulmak gerekir.

Alıştırma

Vurgulu tekrarı tek bir yardımcı fiille tamamlayın: I appreciate your patience. I really ____.

Cevabı göster

do

I love young people.

5:15

Gençleri seviyorum.

My grandmother always said, "You know, when a baby smiles, the angels sing." Deyimler

5:18

Büyükannem hep derdi ki: "Biliyor musun, bir bebek gülümsediğinde melekler şarkı söyler."

Deyimler

when a baby smiles, the angels sing: şiirsel abartı

Bu cümlede when a baby smiles, the angels sing şiirsel bir abartıdır; bir bebeğin gülümsemesinin melekleri gerçekten şarkı söylettiği iddiası değildir. Hayal edilen sahne, bu gülümsemeyi olağanüstü derecede özel gösterir. Meleklerin dinsel imgesi sıcak ve umut verici bir duygu katar. Daha genel olarak bu tür bir dil, güçlü bir hayranlık, sevinç veya şefkat anlatmak için imkânsız ya da büyülü bir sonuç kullanır.

Alıştırma

Burada "when a baby smiles, the angels sing" esas olarak ne anlatıyor?

  1. Bir bebeğin gülümsemesi öylesine neşeli ve değerlidir ki şiirsel bir imgeye ilham verir.
  2. Bir bebeğin gülümsemesi, dinsel bir törenin başlaması gerektiğini gösterir.
  3. Bebekler, insanların duyabileceği şekilde melekleri şarkı söyletebilir.
Cevabı göster

Bir bebeğin gülümsemesi öylesine neşeli ve değerlidir ki şiirsel bir imgeye ilham verir.

And that's true.

5:22

Ve bu doğru.

I believe.

5:23

Buna inanıyorum.

But young people, you're the backbone of this country. Deyimler

5:25

Ama gençler, siz bu ülkenin bel kemiğisiniz.

Deyimler

you're the backbone of this country: mecaz olarak backbone

Burada backbone, bir grubun veya sistemin temel destek gücünü anlatan bir mecazdır. You're the backbone of this country, gençlerin ülkenin gücü ve geleceği için vazgeçilmez olduğunu ifade eder; bir vücut bölümünden söz etmez. İnsanlara bir şeyin backbone'ı demek onların önemini över ve çoğu zaman bütünün çalışmasını sağlayan emeklerini, enerjilerini veya sorumluluklarını takdir eder. Yeniden kullanılabilen kalıp X is/are the backbone of Y şeklindedir.

Alıştırma

“Temel destek gücü” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: In this small clinic, the nurses are ____ the whole operation.

Cevabı göster

the backbone of

You're the backbone of the world.

5:28

Siz dünyanın bel kemiğisiniz.

I don't care if you're in Asia, Africa, Korea, Japan, Ton ve niyet

5:30

Asya'da, Afrika'da, Kore'de, Japonya'da olmanız umurumda değil,

I don't care where you are, the United States.

5:34

nerede olduğunuz umurumda değil, Amerika Birleşik Devletleri.

Ton ve niyet

I don't care if ... I don't care where: sonucu değiştirmeyen bir koşul

Bu cümlede I don't care if ve I don't care where, “olup olmaması fark etmez” ve “nerede olduğu fark etmez” anlamına gelir. Konuşmacı, sayılan bütün yerlerdeki insanları kapsıyor; bu insanların önemsiz olduğunu söylemiyor. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı I don't care + if/where yan cümlesidir. Yan cümle bir koşul belirtir ve konuşmacı bu koşulun mesajı, kararı veya sonucu değiştirmeyeceğini söyler.

Alıştırma

Bu cümlede I don't care where you are ne anlama geliyor?

  1. Konuşmacı seni bir insan olarak önemsemiyor.
  2. Konuşmacı nerede olduğunu bilmiyor.
  3. Bulunduğun yer, mesajın kimler için geçerli olduğunu değiştirmez.
Cevabı göster

Bulunduğun yer, mesajın kimler için geçerli olduğunu değiştirmez.

You are the leaders, the future leaders of this world. Anlatım akışı

5:36

Sizler lidersiniz, bu dünyanın gelecekteki liderlerisiniz.

Anlatım akışı

the leaders, the future leaders of this world: vurgu için yeniden ifade

The future leaders of this world ile the leaders aynı kişileri belirtir. Bu, açıklayıcı bir yeniden ifade etmedir: konuşmacı ana ismi tekrarlar ve ardından future ile of this world ifadelerini ekleyerek anlamı daha belirgin hâle getirir. Bu sıralama, dinleyicilerin önce ana yargıyı anlamasını, sonra da onun daha net hâlini duymasını sağlar. Yeniden ifade ritim ve vurgu oluşturur; ikinci bir grubu tanıtmaz.

Alıştırma

Cümlede the future leaders of this world ne işe yarıyor?

  1. Farklı bir lider grubunu tanıtır.
  2. the leaders ifadesini daha belirgin biçimde yeniden söyler ve vurgu ekler.
  3. İlk ifade yanlış olduğu için the leaders ifadesini düzeltir.
Cevabı göster

the leaders ifadesini daha belirgin biçimde yeniden söyler ve vurgu ekler.

So, reach out.

5:41

Bu yüzden, elinizi uzatın.

Be yourselves. Ton ve niyet

5:42

Kendiniz olun.

Ton ve niyet

Be yourselves: bir grubu kendisi olmaya teşvik etmek

Be yourselves, birkaç kişiye rol yapmak veya başkalarını taklit etmek yerine doğal davranmalarını ve gerçek kişiliklerini göstermelerini söyleyen doğrudan bir teşviktir. Burada yourselves, emir cümlesinde söylenmeyen çoğul you öznesine gönderme yapar. Be fiilinden sonra dinleyenlerin kim olmaları gerektiğini anlatır; eylemden etkilenen sıradan bir nesne değildir.

Alıştırma

Bir gruba uygun dönüşlülük zamiriyle öğüdü tamamlayın: Relax, be ____, and enjoy the show.

Cevabı göster

yourselves

Don't be afraid to go after what you need. Öbek fiiller

5:44

İhtiyacınız olan şeyin peşinden gitmekten korkmayın.

Öbek fiiller

go after what you need: gerekli olanın etkin biçimde peşinden gitmek

Go after, bir şeyi etkin biçimde hedeflemek veya elde etmeye çalışmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Go after what you need ifadesinde what you need nesne görevindedir ve ihtiyacın olan şey ya da şeyler anlamına gelir; ifade bir şeyin arkasına geçmekten söz etmez. Bu anlatım harekete geçmeye teşvik eder: neyin gerekli olduğunu belirle ve korkunun seni durdurmasına izin vermek yerine onu elde etmek için çaba göster.

Alıştırma

Cümleyi bu notta geçen ve “etkin biçimde peşinden gitmek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: If you want the role, ____ it.

Cevabı göster

go after

So, I love you.

5:49

Sizi seviyorum.

Have a great day, and I'll see you tomorrow.

5:50

Harika bir gün geçirin, yarın görüşürüz.