SİYASET TEORİSİ - Thomas Hobbes: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.000 kelime 163 kel/dk

Video özeti: İngiliz İç Savaşı, Hobbes'un güçlü yönetim savunusunu ve doğa durumu, sözleşme, koruma ile itaat arasındaki bağı biçimlendirdi. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. To what extent should (to what extent should) dil bilgisi ve cümle kalıpları kapsamındadır; bir yükümlülük ya da politikanın ne ölçüde ilerlemesi gerektiğini sorarak sınırları tartışmayı sağlar. 2. left to their own devices, denetim veya kısıtlama olmadan kendi hâline bırakılmak anlamındaki deyim ve mecaz anlatımdır; otorite yokluğu ile çatışmayı bağlar. 3. want of it, eski düzyazıda sözcük anlamı ve kullanım düzeyini gösterir: want istek değil yokluk veya eksiklik demektir; böylece Hobbes'un karşılaştırması ters okunmaz.

Bu derste

Thomas Hobbes was a 17th century English philosopher,

0:06

Thomas Hobbes, 17. yüzyılda yaşamış bir İngiliz felsefecisiydi,

who's on hand to guide us through one of the thorniest issues of politics. Notlar

0:10

siyasetin en çetrefilli meselelerinden birinde bize rehberlik etmek için burada.

Kalıp ifadeler

on hand: hazır bulunup yardım etmeye hazır

Burada on hand, hazır bulunmak ve yardım etmeye hazır olmak demektir. Bir kişinin, hizmetin ya da malzemenin ihtiyaç duyulan yerde ve zamanda kullanılabilir olduğunu anlatır; kelimesi kelimesine “elin üzerinde” demek değildir. Bu cümlede ifade, rehberi zor bir konuda dinleyicilere yol göstermek üzere hemen hazır biri olarak sunar. Aynı anlam kişiler, araçlar, malzemeler ve destek için de kullanılabilir.

Alıştırma

“Hazır bulunan ve yardım etmeye hazır” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: A nurse will be ____ throughout the race.

Cevabı göster

on hand

Dilbilgisi

one of the thorniest issues: one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim

one of the + üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim kalıbı, bir ögenin en yüksek dereceye sahip gruba ait olduğunu belirtir: one of the thorniest issues. Bir gruptan söz edildiği için üstünlük derecesinden sonraki isim çoğul olur. Thorniest, thorny sıfatının üstünlük derecesidir. Burada thorny mecaz anlamda kullanılır ve çok karmaşık ya da çözülmesi zor demektir. Bu kalıp, söz konusu meselenin tek başına en zor mesele olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

thorny ve issue sözcüklerinin doğru biçimlerini kullanarak cümleyi tamamlayın: Data privacy is one of the ____ ____ facing the company.

Cevabı göster

thorniest · issues

To what extent should we patiently obey rulers, Dilbilgisi

0:14

Yöneticilere ne ölçüde sabırla itaat etmeliyiz,

especially those who are not very good,

0:18

özellikle de pek iyi olmayanlara,

and to what extent should we start revolutions and depose governments in search of a better world? Kelime

0:20

ve daha iyi bir dünya arayışında ne ölçüde devrimler başlatıp hükümetleri devirmeliyiz?

Dilbilgisi

To what extent should ...?: ne ölçüde yapılmalı?

To what extent should ...? bir yükümlülüğün veya eylemin ne kadar ileri gitmesi gerektiğini sorar. Yalnızca evet ya da hayır değil; derece, sınır veya koşullar hakkında bir yanıt ister. Burada kalıp, birbirine zıt iki seçeneğin önünde tekrarlanır. Paralel yapı sabırla itaat etmeyi devrimle dengeler ve her seçeneğin sınırının nerede çizileceğine dair bir ikilem oluşturur.

Alıştırma

Dersin dört kelimelik kalıbını aynen kullanarak politika sorusunu tamamlayın: ____ cities restrict private cars in crowded centers?

Cevabı göster

To what extent should

Kelime

depose governments: hükümetleri iktidardan indirmek

Depose, bir kişiyi veya yönetici otoriteyi iktidardan uzaklaştırmak anlamına gelir; bu genellikle zor kullanılarak ya da büyük bir siyasi değişim sırasında olur. depose governments ifadesinde governments fiilin doğrudan nesnesidir. Bu ifade sıradan bir çalışanı işten çıkarmayı veya bir nesneyi taşımayı değil, siyasi yönetimi sona erdirmeyi anlatır. Depose tarihî ve siyasi tartışmalarda sık görülen resmî ve belirli bir fiildir.

Alıştırma

Hangi cümlede depose siyasi anlamıyla ve doğru yapıyla kullanılmıştır?

  1. The rebels tried to depose the military government.
  2. The council disposed the military government.
  3. The manager deposed an old filing cabinet.
Cevabı göster

The rebels tried to depose the military government.

Hobbes's thinking is inseparable from one major event Kalıp ifadeler

0:26

Hobbes'un düşünceleri, büyük bir olaydan ayrı düşünülemez,

Kalıp ifadeler

is inseparable from: temel bir bağlantı

X is inseparable from Y yapısında X, Y'den ayrı ele alındığında tam olarak anlaşılamaz veya değerlendirilemez. Burada Hobbes'un düşüncesi, söz konusu önemli olayla, yani İngiliz İç Savaşı'yla bağlantılı olarak anlaşılmalıdır. Bu bağlantı fiziksel değil, kavramsaldır. İfade, olayı Hobbes'un düşüncesiyle yalnızca zayıf biçimde ilişkili bir unsur olarak değil, temel bir arka plan olarak sunar.

Alıştırma

“Hobbes's thinking is inseparable from one major event” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Onun düşüncesi olayla tam olarak aynı anda ortaya çıkmıştır.
  2. Onun düşüncesi olayla bağlantılı olarak anlaşılmalıdır.
  3. Onun düşüncesi olaydan fiziksel olarak uzaklaştırılamamıştır.
Cevabı göster

Onun düşüncesi olayla bağlantılı olarak anlaşılmalıdır.

that began when he was 64 years old

0:30

o 64 yaşındayken başlayan bu olay,

and was to mark him so deeply, Dilbilgisi

0:32

onda öylesine derin bir iz bırakacaktı ki,

it colored all his subsequent thinking. Deyimler

0:34

sonrasındaki tüm düşüncelerini şekillendirdi.

Dilbilgisi

was to mark him: geçmişten görülen sonraki bir sonuç

Was to + fiilin yalın hâli, geçmişteki bir noktadan yola çıkarak daha sonra gerçekten gerçekleşen bir şeyi sunabilir; çoğu zaman tarihsel önem veya kaçınılmazlık hissi taşır. Burada was to mark him, olayın daha sonra Hobbes'u derin ve kalıcı biçimde etkileyeceği anlamına gelir. Mark burada mecazidir ve “kalıcı bir etki bırakmak” anlamındadır. Bu, geriye dönük bir anlatımdır; randevu, plan veya yükümlülük anlatmaz.

Alıştırma

Tarihsel anlatımı geriye dönük be to biçimiyle tamamlayın: In 1928, a chance discovery ____ change medicine forever.

Cevabı göster

was to

Deyimler

colored all his subsequent thinking: sonraki tüm düşünceleri üzerindeki kalıcı etki

Burada colored, “şekillendirdi” veya “etkiledi” anlamına gelen mecazi bir fiildir. Büyük olay, Hobbes'un daha sonra ele aldığı her şeyi anlama ve düşünme biçimini etkiledi; düşüncelerine gerçek anlamda renk katmadı. color + someone's thinking, view, or judgment kalıbı, daha önceki bir deneyimin, inancın veya duygunun kişinin olaylara bakışını etkilemeye devam ettiğini sıkça anlatır. Subsequent, “daha sonraki” veya “ardından gelen” demektir; dolayısıyla all his subsequent thinking, “bundan sonra geliştirdiği tüm düşünceler” anlamına gelir.

Alıştırma

“The painful loss colored Maya's later decisions,” cümlesinde colored ne anlama gelir?

  1. Maya'nın karar vermeyi bırakmasına neden oldu.
  2. Maya'nın her kararı bir renkle anlatmasına neden oldu.
  3. Maya'nın karar verme biçimini etkilemeye devam etti.
Cevabı göster

Maya'nın karar verme biçimini etkilemeye devam etti.

Remarkably, he died when he was 91,

0:36

Şaşırtıcı bir şekilde 91 yaşında öldü,

and so everything he's remembered for today, Anlatım akışı

0:39

ve dolayısıyla bugün onunla hatırlanan her şeyi,

he wrote after the age of 60.

0:41

60 yaşından sonra yazmıştı.

Anlatım akışı

everything he's remembered for today, he wrote: nesnenin başa alınması

Everything he's remembered for today, cümlenin başında yer almasına rağmen wrote fiilinin nesnesidir. Nötr söz dizimi He wrote everything he's remembered for today after the age of 60. olurdu. Nesneyi başa taşımak onu konu hâline getirir ve vurgular: Dinleyen kişi önce hangi eser bütününün önemli olduğunu, ardından Hobbes'un onunla ne yaptığını duyar. Daha sonra gelen he öznesi, eylemi yapan kişi olmaya devam eder.

Alıştırma

“Everything she is proudest of, she built from scratch,” cümlesinde başa alınan öbek hangi dilbilgisel görevi üstlenir?

  1. Built fiilinin öznesidir.
  2. Built fiilini niteleyen bir zarf öbeğidir.
  3. Built fiilinin nesnesidir.
Cevabı göster

Built fiilinin nesnesidir.

This event was the English Civil War,

0:43

Bu olay, İngiliz İç Savaşı'ydı,

a vicious, divisive, costly and murderous conflict

0:45

acımasız, bölücü, yıkıcı ve kanlı bir çatışma,

that raged across England for almost a decade

0:49

neredeyse on yıl boyunca İngiltere'yi kasıp kavurdu

and pitted the forces of king against Parliament, Kalıp ifadeler

0:51

ve kralın güçleriyle Parlamentoyu karşı karşıya getirdi,

leading to the deaths of some 200,000 people on both sides.

0:54

her iki taraftan yaklaşık 200.000 kişinin ölümüyle sonuçlandı.

Kalıp ifadeler

pit A against B: iki tarafı karşı karşıya getirmek

“pitted the forces of king against Parliament,” ifadesinde pitted, pit fiilinin geçmiş zaman biçimidir. pit A against B kalıbı iki kişiyi, grubu veya gücü çatışma ya da rekabet içine sokmak anlamına gelir. Burada A kralın kuvvetleri, B ise Parlamento tarafıdır; pit burada “çukur” anlamına gelmez. Bu kalıp çoğu zaman bir çatışmayı iki taraf arasındaki karşılaşma olarak sunar. Ayrıca bir kişinin, olayın veya düzenlemenin taraflar arasındaki karşıtlığa yol açtığını ya da bunu teşvik ettiğini düşündürebilir.

Alıştırma

Cümleyi pit A against B kalıbıyla tamamlayın: The final round ____ the veteran player ____ the rising star.

Cevabı göster

pits · against

Hobbes was by nature a deeply peaceful and cautious man. Kalıp ifadeler

0:58

Hobbes, doğası gereği son derece barışçıl ve temkinli bir adamdı.

Kalıp ifadeler

by nature: doğuştan gelen veya kalıcı bir eğilim

“by nature” edat öbeği, “bir kişinin temel karakteri veya bir şeyin doğasında bulunan özellikler nedeniyle” anlamına gelir. Geçici bir tepkiyi değil, köklü ya da genel olarak kalıcı bir eğilimi anlatır. Burada Hobbes'un barışçıllığı ve temkinliliği, karakterinin kalıcı parçaları olarak sunulur. Yeniden kullanılabilen yaygın yapı subject + be + adjective + by nature biçimindedir.

Alıştırma

“Mina is cautious by nature,” cümlesinde by nature ne anlama gelir?

  1. Temkinlilik, Mina'nın karakterinin temel ve kalıcı bir parçasıdır.
  2. Mina dışarıdayken temkinlidir.
  3. Mina yalnızca bugünkü tehlike nedeniyle temkinlidir.
Cevabı göster

Temkinlilik, Mina'nın karakterinin temel ve kalıcı bir parçasıdır.

He hated violence of all kinds,

1:02

Her türlü şiddetten nefret ederdi,

a disposition that had begun at the age of four,

1:05

bu eğilimi dört yaşında başlamıştı,

when his own father,

1:07

öz babası,

a clergyman,

1:08

bir din adamıydı,

was disgraced and abandoned his wife and family,

1:09

rezil olup karısını ve ailesini terk ettiğinde,

after he'd got into a fight with another vicar Kalıp ifadeler

1:12

başka bir papazla kavgaya karıştıktan sonra

Kalıp ifadeler

get into a fight with someone: biriyle kavgaya karışmak

Get into a fight with someone, o kişiyle bir kavgaya karışmak anlamına gelir. Bu cümlede bir yere girmekten değil, fiziksel bir çatışmadan söz edilir. Yeniden kullanılabilen kalıp get/got into a fight with + kişi şeklindedir. With, çatışmadaki diğer kişiyi tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the match, Ben ____ another player.

Cevabı göster

got into a fight with

on the steps of his parish church in a village in Wiltshire.

1:15

Wiltshire'daki bir köyde kendi bölge kilisesinin basamaklarında.

The work for which we chiefly remember Hobbes, Dilbilgisi

1:19

Bizi Hobbes'u esas olarak hatırlamaya sevk eden eser,

Leviathan,

1:21

Leviathan,

was published in 1651.

1:22

1651'de yayımlandı.

Dilbilgisi

The work for which we chiefly remember Hobbes: for which ile resmî ilgi cümleciği

The work for which we chiefly remember Hobbes, “insanların Hobbes'u hatırlamasının temel nedeni olan eser” anlamına gelir. For which, the work ifadesini niteleyen resmî bir ilgi cümleciğini başlatır. For edatı, remember someone for something kalıbından gelir; amaç bildiren “-mek için” anlamında değildir. İlgi cümleciği Hobbes sözcüğünden sonra biter. Ardından Leviathan eserin adını yeniden belirtir; was published ise ana cümlenin yüklemidir.

Alıştırma

Resmî ilgi cümleciğini iki sözcüklü bağlantıyla tamamlayın: The novel ____ the writer is best known won a national prize.

Cevabı göster

for which

It is the most definitive, persuasive,

1:25

Bu, bugüne kadar üretilmiş en kesin, ikna edici

and eloquent statement ever produced

1:27

ve etkili açıklamadır;

as to why one should obey government authority, Kalıp ifadeler

1:30

neden hükümet otoritesine itaat edilmesi gerektiğine dair,

even of a very imperfect kind,

1:33

çok kusurlu bir tür olsa bile,

in order to avoid the risk of chaos and bloodshed. Notlar

1:35

kaos ve kan dökülme riskinden kaçınmak için.

Kalıp ifadeler

as to why: nedenlerle ilgili bir soruyu resmî biçimde çerçevelemek

Burada as to why, ifadenin açıkladığı soruyu, yani bir kişinin neden devlet otoritesine itaat etmesi gerektiğini ortaya koyar. As to, “hakkında” veya “konusunda” anlamına gelir; why ise dolaylı bir soru başlatır. Bu nedenle bütün ifade “nedenine ilişkin olarak” anlamındadır. 「as to + soru sözcüğü」 kalıbı, as to whether, as to how veya as to what örneklerinde olduğu gibi tartışılan konuyu sınırlar. Nedenin kendisini vermez; cevaplanacak soruyu duyurur.

Alıştırma

Cümleyi “nedenine ilişkin olarak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The report offers no clear explanation ____ the system failed.

Cevabı göster

as to why

Dilbilgisi

in order to avoid: açık bir amaç belirtmek

In order to avoid, otoriteye itaat etmenin amacını tanıtır: hedef, kaos ve kan dökülmesi riskini önlemektir. In order to ifadesinden sonra fiilin yalın hâli gelir; burada avoid yalın hâldeki fiildir. Basit bir to-infinitive yapısıyla karşılaştırıldığında in order to, amaç ilişkisini özellikle açık hâle getirir. Bu yüzden uzun veya resmî bir cümlede yararlıdır. Burada ifade imperfect kind ile değil, obey government authority ile bağlantılıdır.

Alıştırma

Amacı belirtmek için cümleyi vurgulanan dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We backed up the files ____ losing our work.

Cevabı göster

in order to avoid

Kalıp ifadeler

the risk of chaos and bloodshed: kaos ve kan dökülmesi riski

the risk of + isim veya -ing biçimi yapısında of, meydana gelebilecek istenmeyen olayı tanıtır. Burada chaos düzenin çökmesini, bloodshed ise yaralanmalara veya ölümlere yol açan şiddeti ifade eder; dolayısıyla ifade, siyasi düzensizliğin iki olası sonucunu adlandırır. Bir sonucun gerçekleşme ihtimalini değerlendirirken risk of kullanılır: the risk of failure, the risk of violence veya the risk of losing control.

Alıştırma

Hangi cümle şiddetin meydana gelebileceğini doğru biçimde ifade eder?

  1. The talks continued to reduce the risk from violence.
  2. The talks continued to reduce the risk to violence.
  3. The talks continued to reduce the risk of violence.
Cevabı göster

The talks continued to reduce the risk of violence.

To understand the background of Hobbes's conservatism,

1:39

Hobbes'un muhafazakarlığının arka planını anlamak için,

it helps to realize that across Western Europe in the 17th century, Kalıp ifadeler

1:42

17. yüzyılda Batı Avrupa genelinde,

political theorists were beginning to ask with a new directness,

1:46

siyaset kuramcılarının yeni bir doğrudanlıkla şunu sormaya başladıklarını fark etmek yardımcı olur:

on what basis subjects should obey their rulers. Kalıp ifadeler

1:50

tebaalar yöneticilerine hangi temele dayanarak itaat etmelidir.

Kalıp ifadeler

it helps to realize that: şunu fark etmek anlamaya yardımcı olur

it helps to realize that + yan cümle yapısında it, ardından gelen that yan cümlesine işaret eden biçimsel öznedir. Fark edilmesi gereken olgu bu yan cümlede verilir; it, yardım sunan belirli bir şeyi ifade etmez. Bu kalıp, söz konusu olguyu başka bir şeyi anlamaya yarayan bir arka plan olarak sunar. Okuru yumuşak bir şekilde yönlendirir: olgu açıklamaya yardımcı olur, ancak tek neden veya kesin kanıt olarak sunulmaz.

Alıştırma

Aşağıdaki olguyu yararlı bir arka plan olarak sunan beş sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: To understand the delay, ____ the bridge will close for repairs tonight.

Cevabı göster

it helps to realize that

Kalıp ifadeler

on what basis: dayanak veya gerekçe sormak

On what basis, “hangi gerekçeye, kurala, kanıta veya ilkeye dayanarak?” anlamına gelir. Yalnızca genel bir neden sormak yerine bir iddiayı, kararı, hakkı ya da yükümlülüğü destekleyen gerekçeyi ister. Burada sorulan konuyu, yani tebaanın yöneticilere itaat etme yükümlülüğünü neyin haklı kılabileceğini ortaya koyar. Ask fiilinden sonra gelen dolaylı bir soru olduğu için özne modal fiilden önce gelir: on what basis subjects should obey denir; on what basis should subjects obey denmez.

Alıştırma

Bir muhabir yeni bir kısıtlamanın yalnızca genel nedenini veya sadece deneysel kanıtlarını değil, özellikle hukuki ya da ilkesel dayanağını sormak istiyor. Hangi soru en uygundur?

  1. Based on what evidence was this restriction imposed?
  2. Why was this restriction imposed?
  3. On what basis was this restriction imposed?
Cevabı göster

On what basis was this restriction imposed?

For centuries,

1:54

Yüzyıllar boyunca,

way back into the Middle Ages,

1:55

ta Orta Çağ'a kadar uzanan bir geçmişte,

there'd been a standard answer to this.

1:57

bunun standart bir cevabı vardı,

contained in a theory called "the divine right of kings". Kültür

1:59

"kralların ilahi hakkı" adı verilen bir teoride yer alıyordu.

Kültür

the divine right of kings: tarihsel bir öğreti

The divine right of kings, bir hükümdarın yetkisinin doğrudan Tanrı'dan geldiğini savunan tarihsel bir siyaset öğretisidir. Bu görüşe göre hükümdar halka değil Tanrı'ya karşı sorumludur; bu nedenle öğreti Avrupa tarihinde kalıtsal monarşiyi ve tebaanın krala itaat etme yükümlülüğünü desteklemek için kullanılmıştır. a theory called the divine right of kings ifadesinde bu sözler öğretinin adıdır. Right burada “doğru” değil, yetki veya hak iddiası anlamına gelir; divine right da yalnızca kutsal görünen herhangi bir hak demek değildir.

Alıştırma

The divine right of kings ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?

  1. Krallar ancak halk seçimini kazandıktan sonra hüküm sürebilirler.
  2. Bir kralın çıkardığı her yasa ahlaken doğrudur.
  3. Hükümdarlar yetkilerini halktan değil, doğrudan Tanrı'dan alırlar.
Cevabı göster

Hükümdarlar yetkilerini halktan değil, doğrudan Tanrı'dan alırlar.

This was a blunt, simple, but highly effective theory

2:03

Bu; dolaysız, basit ama oldukça etkili bir teoriydi,

stating that it was none other than God who'd appointed all kings Deyimler

2:06

tüm kralları atayanın Tanrı'dan başkası olmadığını

Deyimler

none other than: kimliği vurgulayarak açıklama

none other than + kişi ya da şey, birinin veya bir şeyin kimliğini güçlü bir vurguyla belirtir. Bu kimliğin önemli, etkileyici ya da biraz şaşırtıcı olduğunu sezdirir. Burada ifade, bütün kralları atayanın bizzat Tanrı olduğunu söyler. Kelimesi kelimesine ‘başka hiç kimse yoktu’ anlamına gelmez; bütün ifade ‘tam olarak o kişi ya da şeydi’ anlamını verir.

Alıştırma

Cümleyi nottaki vurgulu kimlik ifadesiyle tamamlayın: The mystery winner was ____ our new coach.

Cevabı göster

none other than

and that one should obey these monarchs for one clear reason,

2:10

ve bu hükümdarlara tek bir net nedenle itaat edilmesi gerektiğini belirtiyordu,

because God said so,

2:13

çünkü Tanrı öyle demişti,

and he would send you to hell if you didn't agree.

2:14

ve eğer aynı fikirde olmazsanız sizi cehenneme gönderirdi.

But this was no longer proving quite so persuasive to many thoughtful people

2:17

Ancak bu, pek çok düşünen insan için artık eskisi kadar ikna edici görünmüyordu,

who argued that the right to rule ultimately lay not with kings, Anlatım akışı

2:21

onlar yönetme hakkının nihayetinde krallarda değil,

but with ordinary people who gave kings power,

2:25

krallara gücü veren sıradan insanlarda yattığını,

Anlatım akışı

lay not with kings, but with ordinary people: yetkinin kimde olduğunu değiştirme

Burada lay, geçişsiz lie fiilinin geçmiş zamanıdır ve ‘birine ait olmak, birinde bulunmak ya da birinin sorumluluğunda olmak’ anlamına gelir. Soyut özne the right to rule olduğundan cümle, bu hakkın kimde bulunduğunu söyler; hiç kimse fiziksel olarak bir şeyi bir yere koymamaktadır. not with A, but with B paralel kalıbı önce beklenen yetki sahibini reddeder, ardından doğru olanı verir. Ultimately bunun savın nihai sonucu olduğunu gösterir: yetki krallara değil, onlara güç veren sıradan insanlara aitti.

Alıştırma

Cümleyi geçmiş zamandaki lay not with ... but with kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: In the investigation, responsibility ____ the driver, ____ the company.

Cevabı göster

lay not with · but with

and therefore should only expect to take orders from kings

2:28

ve bu nedenle yalnızca krallardan emir almayı beklemeleri gerektiğini savundular,

so long as, Anlatım akışı

2:31

sürece,

but only so long as things were working out quite well for them.

2:32

ancak işler onlar için oldukça iyi gittiği sürece.

Anlatım akışı

so long as, but only so long as: bir koşulu daha kesin biçimde sınırlamak

Burada so long as, “aynı süre boyunca” değil, “şu koşulla ki” veya “olduğu sürece” anlamındadır. İnsanların krallardan emir almaya devam edebilecekleri koşulu belirtir: işlerin onlar açısından iyi gitmesi gerekir. Konuşmacı daha sonra but only so long as diyerek koşulu yeniden ifade eder. Bu öz düzeltme sınırı daha keskin hâle getirir: itaat koşulsuz değildir ve koşul geçerliliğini yitirdiğinde sona ermelidir. Sözlü bir tartışmada bir ifadeyi bu şekilde tekrarlamak, dinleyicilerin iddianın tam sınırını fark etmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümle, desteğin yalnızca tek bir koşul altında süreceğini tekrarlı bir öz düzeltmeyle anlatıyor?

  1. We will support the plan because it has already become affordable.
  2. We will support the plan so long as, but only so long as, it remains affordable.
  3. We will support the plan even if it becomes less affordable.
Cevabı göster

We will support the plan so long as, but only so long as, it remains affordable.

This was known as "the social contract theory of government". Kültür

2:36

Bu, "hükümetin sosyal sözleşme teorisi" olarak biliniyordu.

Kültür

the social contract theory of government: rızaya dayalı yönetim yetkisi

Yönetimin toplumsal sözleşme kuramı, bir hükümetin yönetme hakkının yönettiği insanların anlaşmasıyla, çoğu zaman onların rızası olarak anlaşılan bir uzlaşmayla açıklandığı veya meşrulaştırıldığı görüşüdür. Buradaki contract, insanların gerçekten imzaladığı bir belge olmak zorunda değildir; siyasal bir düşünce modelidir. Bu adlandırma, meşru yönetim yetkisinin nereden geldiğine ilişkin tartışmayı tanımaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede social contract ne anlama geliyor?

  1. Bir hükümet ile özel bir şirket arasındaki ticari anlaşma.
  2. İnsanlara sosyal etkinliklerde nasıl davranmaları gerektiğini söyleyen yazılı bir söz.
  3. Yönetim yetkisinin yönetilenlerin rızası veya anlaşmasıyla meşrulaştırıldığı siyasal bir model.
Cevabı göster

Yönetim yetkisinin yönetilenlerin rızası veya anlaşmasıyla meşrulaştırıldığı siyasal bir model.

Hobbes could see that the divine right of kings theory was nonsense,

2:41

Hobbes kralların ilahi hakkı teorisinin saçmalık olduğunu görebiliyordu,

and what's more, Anlatım akışı

2:44

ve dahası,

was going to be increasingly unpersuasive as religious observance declined.

2:45

dini inançlar azaldıkça giderek daha az ikna edici olacaktı.

Anlatım akışı

Eklenen noktayı güçlendiren what's more,

What's more, “daha fazla olan ne?” anlamında bir soru değil, bir bütün olarak kullanılan bağlayıcı bir ifadedir. Başka bir noktayı ekler ve bu noktanın savı daha güçlü hâle getirdiğini belirtir. Burada ilk iddia teorinin kendisini eleştirir; what's more sonrasındaki nokta ise teorinin gelecekteki ikna gücüyle ilgili başka bir zayıflık ekler. Başka bağlamlarda da yeni nokta yalnızca öncekinin yanına eklenmeyip onu güçlendirdiğinde bu bağlacı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

İkinci noktanın ilkini güçlendirdiğini en iyi gösteren bağlacı seçin: The plan is expensive. [Connector] it would take years to complete.

  1. What's more,
  2. For example,
  3. On the other hand,
Cevabı göster

What's more,

He himself was privately an atheist.

2:50

Kendisi özel hayatında bir ateistti.

At the same time, Anlatım akışı

2:53

Aynı zamanda,

Hobbes was deeply scared of the possible consequences of the social contract theory,

2:54

Hobbes sosyal sözleşme teorisinin olası sonuçlarından derinden korkuyordu,

which could encourage people to depose rulers

3:00

ki bu insanları yöneticileri devirmeye teşvik edebilirdi

whenever they felt a little unhappy with their lot. Deyimler

3:02

hallerinden biraz mutsuz hissettikleri anlarda.

Anlatım akışı

Birlikte var olan bir karşıtlık eklemek için At the same time,

At the same time burada esas olarak iki şeyin saat bakımından aynı anda gerçekleştiğini belirtmez. Okura, farklı bir yöne işaret eden başka bir olgu ya da tutum eklenirken önceki yargıyı da göz önünde tutmasını söyler. Hobbes eski teoriyi reddedip yine de alternatifin neleri teşvik edebileceğinden korkabilir. Bu bağlaç, iki düşünceyi birbirini geçersiz kılan noktalar olarak değil, tek bir tutumun birlikte var olan iki yönü olarak düzenler ve böylece denge ya da gerilim oluşturur.

Alıştırma

Şunu okuyun: Maya supports the new schedule. At the same time, she worries that it may exhaust the staff. At the same time burada ne işlev görür?

  1. Desteğin ve kaygının saat bakımından tam olarak aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  2. Yeni programla ilgili bir örnek verir.
  3. Kaygıyı, Maya'nın desteğiyle birlikte var olan karşıt bir endişe olarak sunar.
Cevabı göster

Kaygıyı, Maya'nın desteğiyle birlikte var olan karşıt bir endişe olarak sunar.

Deyimler

Kendi kaderinden hoşnutsuz olmak: unhappy with their lot

Bu cümlede unhappy with their lot, “hayattaki durumlarından hoşnutsuz” anlamına gelir. Buradaki lot, bir kişinin yaşam koşullarını veya kaderini ifade eder; miktar ya da bir arazi parçası anlamına gelmez. Bu ifade genellikle küçük bir sorundan kaynaklanan geçici rahatsızlığı değil, kişinin yaşamına ilişkin genel bir değerlendirmeyi anlatır. A little hoşnutsuzluğun derecesini azaltır ve yöneticileri fazla kolay devirecek kişilere yönelik eleştirel bir ton oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “genel yaşam koşullarından hoşnutsuz” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The villagers felt ____, so they began planning a fresh start elsewhere.

Cevabı göster

unhappy with their lot

Hobbes had received a first-hand account of the beheading of King Charles the First Kalıp ifadeler

3:05

Hobbes, Kral Birinci Charles'ın başının kesilmesini doğrudan ilk elden öğrenmişti,

on a scaffold in front of the Banqueting House of the Palace of Whitehall

3:10

Whitehall Sarayı'ndaki Ziyafet Evi'nin önündeki bir idam sehpasında

in 1649,

3:13

1649'da,

Kalıp ifadeler

Bir olayın ilk elden anlatımı: a first-hand account of

A first-hand account of an event, doğrudan deneyim veya gözleme dayanan bir anlatıdır. Anlatıyı sağlayan kişi olay yerindedir ya da olaya doğrudan katılmıştır; of ise anlatılan olayı tanıtır. Hobbes böyle bir anlatı almıştır; cümle, idama bizzat tanık olduğunu söylemez. First-hand, kaynağın ne kadar doğrudan olduğunu anlatır; bilgiyi alan kişinin kendi deneyimini belirtmek zorunda değildir.

Alıştırma

Bir araştırmacı, bir tanıktan kazaya ilişkin first-hand account alıyor. Hangisi mutlaka doğrudur?

  1. Anlatı birkaç kişi tarafından tekrarlandı.
  2. Tanık kazayı doğrudan yaşadı veya gördü.
  3. Araştırmacı kazayı doğrudan gördü.
Cevabı göster

Tanık kazayı doğrudan yaşadı veya gördü.

and his intellectual labors

3:15

ve entelektüel çabaları,

were directed at making sure

3:17

emin olmaya yönelikti,

that such ghastly, primitive scenes

3:18

bu tür korkunç, ilkel sahnelerin

would never be repeated.

3:21

bir daha asla tekrarlanmamasından.

So, in Leviathan,

3:23

Bu yüzden Leviathan'da,

Hobbes puts forward an ingenious argument Öbek fiiller

3:25

Hobbes zekice bir argüman ortaya koyar,

that tries to marry up social contract theory Öbek fiiller

3:27

sosyal sözleşme teorisini,

with the defense of total obedience and submission

3:30

geleneksel otoriteye,

to traditional authority.

3:33

mutlak itaat ve boyun eğmenin savunmasıyla birleştirmeye çalışır.

Öbek fiiller

puts forward: bir argüman öne sürmek

Bu cümlede puts forward, “başkalarının değerlendirmesi veya tartışması için sunar” anlamına gelir. Hobbes bir argüman ortaya koyuyor; herhangi bir şeyi fiziksel olarak öne taşımıyor. Kalıp put forward + fikir, argüman, öneri veya teori şeklindedir. Bir iddianın değerlendirilmek üzere resmî biçimde sunulmasına odaklanıldığında kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi seçenek cümleyi “değerlendirilmek üzere önerdi” anlamıyla en iyi tamamlar? At yesterday's meeting, the research team ___ a new explanation for the results.

  1. put forward
  2. put off
  3. put away
Cevabı göster

put forward

Öbek fiiller

marry up A with B: iki fikri birleştirmek

Burada marry up, “birleştirmek veya bağdaştırmak” anlamına gelir. Argüman, birlikte işlemesi zor görünebilse de toplumsal sözleşme teorisini geleneksel otoriteye itaati savunan görüşle uyumlu hâle getirmeye çalışır. Kullanılabilir kalıp marry up A with B şeklindedir. A ve B fikir, plan, veri, sistem veya tarz olabilir; with ikinci unsuru tanıtır.

Alıştırma

Hangi cümlede marry up, “iki farklı unsuru işleyen bir bütün hâlinde birleştirmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. The totals in the two reports do not marry up.
  2. They married at city hall last year.
  3. Her design marries up traditional craft with modern technology.
Cevabı göster

Her design marries up traditional craft with modern technology.

The way he did this

3:36

Bunu yapma şekli,

was to take his readers back in time Anlatım akışı

3:37

okuyucularını zamanda geriye götürmek,

to a period he called "the state of nature", Kültür

3:39

"doğa durumu" olarak adlandırdığı bir döneme,

Anlatım akışı

take his readers back in time: zaman çerçevesini değiştirmek

“Take his readers back in time” anlatıda kullanılan bir geçiş ifadesidir. Okurlardan zihinsel bakış açılarını mevcut tartışmadan daha önceki veya hayalî bir döneme taşımalarını ister. Buradaki hedef, tarihi bilinen belirli bir dönem değil, Hobbes’un varsayımsal “doğa durumu”dur. Yeniden kullanılabilen kalıp take + hedef kitle + back in time + to + dönem veya olay biçimindedir. Zaman çerçevesinin değiştiğini açıkça belirterek bilgilerin düzenlenmesine yardımcı olur.

Alıştırma

“take the audience back in time” ifadesinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: To explain how the town began, the guide ____ to its first winter.

Cevabı göster

takes the audience back in time

before there were kings of any kind,

3:42

hiçbir türden kralın olmadığı bir zamana,

Kültür

Siyaset felsefesinde “the state of nature”

Doğa durumu, insanların hükümet ya da kuralları uygulayabilecek ortak bir otorite olmadan yaşadığı varsayımsal bir koşulu anlatan siyaset felsefesi terimidir. Düşünürler bunu, bu koşullarda insan yaşamının ve toplumsal düzenin nasıl olacağını sorgulamak için bir düşünce deneyi olarak kullanır. Bu cümledeki “herhangi bir tür kralın var olmadığı dönem” ifadesi, fikri anlamak için basit bir giriş sunar. Bu terim doğal çevre anlamına gelmez ve bilinen bir tarihi olan gerçek bir tarihsel dönemin var olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Siyaset felsefesinde “the state of nature” en yakın olarak ne anlama gelir?

  1. İlk kralların yönettiği ve tarihi kesin olarak bilinen bir dönem
  2. Ormanların ve yaban hayatının fiziksel durumu
  3. Hükümetin veya ortak bir otoritenin olmadığı varsayımsal bir durum
Cevabı göster

Hükümetin veya ortak bir otoritenin olmadığı varsayımsal bir durum

and to get them to think about Dilbilgisi

3:44

ve onları düşünmeye sevk etmekti,

how governments would have arisen in the first place. Deyimler

3:46

hükümetlerin ilk etapta nasıl ortaya çıkmış olabileceği üzerine.

Dilbilgisi

get them to think about: get + kişi + to + fiil

get them to think about ifadesindeki get + kişi + to + fiil yapısı, birinin bir şey yapmasını sağlamak, onu ikna etmek veya yönlendirmek anlamına gelir. Burada Hobbes'un okurlarının bir soruyu düşünmesini sağlar; get, elde etmek anlamında değildir. Kişi, get ile to'lu mastar arasına gelir: get them to think. Aynı kalıp get Maya to check veya get the group to discuss örneklerindeki gibi bir adla ya da ad öbeğiyle de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi get + kişi + to + fiil yapısıyla tamamlayın: The coach used a simple question to ____ the players ____ think about teamwork.

Cevabı göster

get · to

Deyimler

in the first place: ilk nedeni veya başlangıcı sormak

Bu cümlede in the first place, dikkati hükümetlerin kökenine geri götürür: Hükümetler nasıl ortaya çıkmış olabilir? Bir listedeki ilk maddeyi değil, en eski nedeni veya başlangıç noktasını sorar. Bu ifade, bir eylemin, kararın veya durumun ilk nedenini sorgulamak ya da yeniden ele almak için sorularda sıkça kullanılır.

Alıştırma

Konuşan kişi ilk nedeni sormak istediğinde soruyu en iyi hangi ifade tamamlar? Why did the team change the plan ___?

  1. in the first place
  2. first
  3. at first
Cevabı göster

in the first place

Key to Hobbes's argument Anlatım akışı

3:49

Hobbes'un argümanının anahtarı,

was that the state of nature would not have been a pretty place,

3:51

doğa durumunun hoş bir yer olmayacağıydı,

Anlatım akışı

Temel iddiayı öne çıkarmak için Key to X was that ...

Burada Key, Key to Hobbes's argument tam öznesinin başındaki isimdir. Bu öbek, argümandaki en önemli fikri belirtir; ardından bir ismin eksik olduğu key sıfatı değildir. Key to X was that ... kalıbı bilgiyi iki adımda düzenler: önce X'i konu olarak adlandırır, ardından that yan cümlesiyle temel iddiayı verir. Böylece konuşan kişi, dinleyiciyi karmaşık bir açıklamanın ana çizgisine yönlendirir.

Alıştırma

Hedef kalıbı eksik sözcüklerle tamamlayın: "____ the report's argument was that the policy affected rural areas differently."

Cevabı göster

Key to

because humans,

3:55

çünkü insanlar,

left to their own devices, Deyimler

3:56

kendi hallerine bırakıldıklarında,

without a central authority

3:57

onları huşu içinde tutacak,

to keep them in awe, Kelime

3:59

merkezi bir otorite olmadan,

would quickly have descended Kalıp ifadeler

4:00

hızla alçalırlardı,

into squabbling, infighting,

4:01

çekişme, iç çatışma,

and intolerable bickering.

4:03

ve dayanılmaz atışmaların içine.

Deyimler

left to their own devices: dışarıdan yönlendirme olmadan

Left to their own devices, dışarıdan yönlendirme, gözetim, yardım veya denetim olmadan bırakılmak ve kişinin kendi yargısına ve yöntemlerine göre davranması anlamına gelen bir deyimdir. Burada devices elektronik cihazlar anlamına gelmez. Dil bilgisi açısından left ..., if they were left ... anlamındaki kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Bu cümlede humans sözcüğünü niteler ve öngörülen çatışmanın koşulunu kurar; dolayısıyla bağımsızlığı övmez.

Alıştırma

Yönlendirme veya gözetim olmadan grubun kendi yöntemlerini seçeceğini en iyi anlatan cümle hangisidir?

  1. Left to their own devices, the volunteers will organize the supplies in whatever way seems best to them.
  2. Given new devices, the volunteers will organize the supplies more quickly.
  3. Left alone, the volunteers will enjoy some quiet time before the meeting.
Cevabı göster

Left to their own devices, the volunteers will organize the supplies in whatever way seems best to them.

Kelime

keep someone in awe: birini korku, saygı ve itaat içinde tutmak

Bu cümlede keep them in awe, ezici bir otorite kullanarak insanların korku ve saygı içinde kalmasını ve itaat etmesini sağlamak demektir. Buradaki awe yalnızca hayranlık değildir; kişinin kendinden çok daha büyük bir güç karşısında duyduğu korkuyu da içerir. keep + person + in + state yapısı, birini belirli bir durumda tutmak anlamına gelir. Burada merkezi otoritenin korkutucu gücüyle insanları sürekli denetim altında tuttuğu düşünülmektedir.

Alıştırma

Bu cümlede “a central authority to keep them in awe” ne anlama gelir?

  1. İnsanları korku, saygı ve itaat içinde tutacak kadar güçlü bir otorite
  2. İnsanları şaşırtıcı görüntülerle sürekli eğlendiren bir otorite
  3. İnsanların her anlaşmazlığı kendi başlarına çözmesine izin veren bir otorite
Cevabı göster

İnsanları korku, saygı ve itaat içinde tutacak kadar güçlü bir otorite

Kalıp ifadeler

descended into: kötüleşerek olumsuz bir duruma sürüklenmek

Descended into, bir durumun kötüleşerek sonunda rahatsız edici bir hâle gelmesi demektir. Aşağı yönlü hareket mecazidir: İnsanlar fiziksel olarak aşağı inmiyor; toplumsal düzen çekişme, iç kavga ve atışmaya dönüşecek şekilde bozuluyor. Olumsuz bir durumla sonuçlanan süreci anlatmak için descend into + noun phrase kullanılır. Buradaki would quickly have descended, hayal edilen geçmiş bir sonucu belirtir ve descended geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

Cümleyi descend fiilinin “kötüleşti ve olumsuz bir duruma girdi” anlamındaki iki sözcüklü geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the referee lost control, the match ____ chaos.

Cevabı göster

descended into

It would have been a little like the English Civil War,

4:05

Bu biraz İngiliz İç Savaşı'na benzerdi,

but with people in bearskins

4:07

ama ayı derisi giymiş,

bashing each other around with flint tools.

4:09

çakmaktaşından aletlerle birbirine vuran insanlarla.

In Hobbes's famous formulation,

4:11

Hobbes'un ünlü ifadesiyle,

life in the state of nature

4:13

doğa durumundaki yaşam

would have been nasty, brutish, Kültür

4:15

iğrenç, vahşi

and short.

4:17

ve kısa olurdu.

Kültür

Hobbes göndermesi “nasty, brutish, and short”

Bu üç sıfat, Hobbes’un ortak bir hükümetin veya otoritenin bulunmadığı bir düşünce deneyi olan “doğa durumu”ndaki yaşamı anlattığı ünlü sözün bilinen son kısmıdır. Burada nasty yaşamın sert ve kötü, brutish vahşi ve şiddet dolu, short ise ömrün erken sona erdiği anlamına gelir. Dengeli üçlü liste, birbiriyle ilgisiz üç ayrıntı değil, durumun çarpıcı ve karamsar bir özetidir. Yazarlar başka bir kaotik durumu Hobbes’un kasvetli görüşüyle karşılaştırmak için bu sözü alıntılayabilir veya uyarlayabilir.

Alıştırma

Modern bir manşette “nasty, brutish, and short” göndermesi genellikle olay hakkında ne anlatır?

  1. Sert veya şiddet doluydu ve çabuk sona erdi.
  2. Sakindi, dikkatle planlanmıştı ve uzun sürdü.
  3. Britanya’da gerçekleşti ve daha sonra kısaltıldı.
Cevabı göster

Sert veya şiddet doluydu ve çabuk sona erdi.

As a result, Anlatım akışı

4:18

Sonuç olarak,

out of fear and dread of chaos, Kalıp ifadeler

4:19

kaos korkusu ve dehşetiyle,

people were led to form governments. Dilbilgisi

4:21

insanlar hükümetleri kurmaya yöneltildi.

Anlatım akışı

Sonuç bağlayıcısı olarak “As a result”

As a result, ardından gelen kısmı önceki düşüncenin sonucu olarak gösterir. Burada daha önce çizilen kaos tablosu korkuya yol açar, bu korku da insanların yönetimler kurmasına neden olur. Cümlenin başında kullanıldığında bu ifadeden sonra normalde virgül gelir. Daha önce belirtilmiş bir nedene geri dönüp onun sonucunu ileriye taşıyarak düşünce akışını düzenler; nedenin kendisini sunmaz.

Alıştırma

İkinci cümleyi birinci cümlenin sonucu yapan bağlayıcıyı seçin: “The roads were icy. [blank], the school opened two hours late.”

  1. For example
  2. Because
  3. As a result
Cevabı göster

As a result

Kalıp ifadeler

out of fear and dread of chaos: out of ile güdü belirtme

out of fear and dread of chaos ifadesinde out of + isim, bir eylemin güdüsünü belirtir: İnsanlar, korku onları harekete geçirdiği için eylemde bulunmuştur. Burada bir yerin içinden dışarı doğru hareket etme anlamı yoktur. Fear ve dread yan yana kullanılan yakın anlamlı sözcüklerdir; ikisinin birlikte kullanılması duyulan korkuyu güçlendirir. Of chaos ise korku ve dehşetin konusunun kaos olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, bilme isteği anlamındaki isimle birlikte out of kullanarak tamamlayın: Nora opened the old box ____, not because anyone asked her to.

Cevabı göster

out of curiosity

Dilbilgisi

were led to form governments: edilgen be led to + fiil

were led to form ifadesinde be led to + fiilin yalın hâli, koşulların veya nedenlerin insanları harekete geçirdiğini belirtir. Burada edilgen yapı, insanlara ve onların gerçekleştirdiği eyleme odaklanırken etkiyi adı belirtilen bir fail yerine kişisel olmayan bir koşul olarak sunar. Bu yapı were forced to form ifadesinden daha zayıftır: İnsanları eyleme yönelten bir akıl yürütme süreci veya baskı olduğunu düşündürür, ancak mutlaka zorlama anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, kanıtların doğrudan zorlama olmadan bir eylemi teşvik ettiğini göstermek için edilgen be led to + fiil yapısını kullanır?

  1. The new evidence led to the researchers repeating the test.
  2. The researchers were forced to repeat the test by the new evidence.
  3. The researchers were led to repeat the test by the new evidence.
Cevabı göster

The researchers were led to repeat the test by the new evidence.

They had done this willingly,

4:24

Bunu gönüllü olarak yapmışlardı,

as social contract theorists maintained,

4:25

sosyal sözleşme kuramcılarının iddia ettiği gibi,

but also under considerable compulsion, Kelime

4:27

ama aynı zamanda hatırı sayılır bir baskı altında,

fleeing into the arms of strong authority, Deyimler

4:30

güçlü bir otoritenin kollarına sığınarak,

Kelime

under considerable compulsion: güçlü dış baskı altında

Under considerable compulsion, zorlanarak ya da güçlü bir dış baskı altında hareket etmek anlamına gelir. Considerable, compulsion ifadesinin gücünü artırır: baskı hafif değil, kayda değerdir. Bu cümlede ifade willingly ile karşıtlık kurar. Eylem bir seçim gibi görünmüş olabilir, ancak korku ve koşullar bu seçimin gerçekte ne kadar özgür olduğunu ciddi biçimde sınırlamıştır. Buradaki compulsion, içsel ve psikolojik bir dürtü değil, dış baskıdır.

Alıştırma

Bir rapora göre çalışanlar bir formu yalnızca işten çıkarılmakla tehdit edildikleri için imzaladı. Hangi cümle eylemlerinin tamamen gönüllü olmadığını en iyi biçimde ifade eder?

  1. They signed the form after considerable reflection.
  2. They signed the form with considerable enthusiasm.
  3. They signed the form under considerable compulsion.
Cevabı göster

They signed the form under considerable compulsion.

Deyimler

fleeing into the arms of strong authority: güçlü bir koruyucuya sığınmak

Flee into the arms of someone or something bir benzetmedir: bir tehlikeden kaçıp bir koruyucuya yönelmek anlamına gelir. Yeni koruyucu kişi üzerinde güç kazandığı için bağımlılık da ima edilebilir. Buradaki strong authority, fiziksel olarak güçlü bir insanı değil, güçlü bir yönetim otoritesini ifade eder. Bu ifade insanların o güçten düzen ve güvenlik beklediğini gösterirken, onları oraya yönelten şeyin korku olduğunu da sezdirir.

Alıştırma

Hangi cümle flee into the arms of ifadesini güçlü bir koruyucuya kaçışı gösterecek şekilde mecazi olarak kullanır?

  1. Fearing more attacks, the public fled into the arms of a military ruler.
  2. The child ran into her father's arms after school.
  3. The runners fled from the stadium when the alarm sounded.
Cevabı göster

Fearing more attacks, the public fled into the arms of a military ruler.

which they therefore,

4:33

bu yüzden onlara,

Hobbes argued,

4:34

Hobbes'un iddia ettiği gibi,

had a subsequent duty to keep obeying

4:35

itaat etmeye devam etmek için müteakip bir görev düştü,

with only a few rights to complain

4:37

şikayet etmek için sadece birkaç hakka sahip olarak,

if they didn't like it.

4:39

eğer hoşlarına gitmese bile.

The only right that people might have to protest

4:41

İnsanların protesto etmek için sahip olabileceği tek hak,

about an absolute ruler,

4:44

mutlak bir yönetici hakkında,

or Leviathan,

4:45

ya da Leviathan hakkında,

as Hobbes called him,

4:46

Hobbes'un ona seslendiği gibi,

was if he directly threatened to kill them.

4:47

onları doğrudan öldürmekle tehdit edip etmediğiydi.

However,

4:50

Ancak,

if the ruler merely stifled opposition, Notlar

4:51

eğer yönetici sadece muhalefeti bastırırsa,

Kalıp ifadeler

stifle opposition: karşıt görüşleri etkin biçimde bastırmak

Stifle opposition, direnişi, eleştiriyi veya örgütlü karşı çıkışı ifade edilemesin ya da etkili olamasın diye etkin biçimde bastırmak anlamına gelir. Buradaki opposition, yalnızca tek bir karşıt görüşü değil, hükümdara direnen kişileri veya güçleri ifade eder. Stifle, bir şeyin gelişmesini veya duyulmasını engellemeyi anlatır. Yalnızca muhalefetle aynı fikirde olmamaktan daha güçlü ve baskıcıdır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “direnişi veya karşı çıkışı etkin biçimde bastırmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The chair used procedural tricks to ____ before the vote.

Cevabı göster

stifle opposition

imposed onerous taxes, Kalıp ifadeler

4:53

ağır vergiler dayatırsa,

Kalıp ifadeler

imposed onerous taxes: ağır yük getiren vergiler koymak

To impose taxes, bir hükümetin veya başka bir yetkili kurumun kişi ya da kuruluşlara resmî olarak vergi ödeme zorunluluğu getirmesidir. Fiil, yalnızca ödeme istemeyi değil, yetkiyi ve zorunluluğu vurgular. Onerous, ağır bir yük veya sorumluluk yarattığı için katlanılması zor olan bir şeyi anlatır. Burada vergilerin ciddi bir yük oluşturduğunu söyler; yalnızca vergi sayısının fazla olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir yetkili kurumun ağır yük oluşturan vergileri resmî olarak zorunlu tuttuğu anlamına gelir?

  1. The government collected overdue taxes from several companies.
  2. The government imposed onerous taxes on small businesses.
  3. The government raised taxes slightly on luxury goods.
Cevabı göster

The government imposed onerous taxes on small businesses.

crippled the economy, Deyimler

4:55

ekonomiyi felce uğratırsa,

Deyimler

crippled the economy: ekonomiyi işlemez hâle getirmek

Cripple the economy bir metafordur: ekonomiyi hareket etme yetisini kaybetmiş bir beden gibi gösterir. Ekonomik faaliyetlere, normal işleyişi çok zorlaştıracak kadar ağır zarar vermek anlamına gelir. Cripple fiili hurt veya slow sözcüklerinden çok daha güçlüdür. Küçük bir gerilemeyi ya da geçici bir rahatsızlığı değil, geniş çaplı ve işleyişi engelleyen etkileri anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, normal işleyişi engelleyen ağır hasar için crippled düşüncesini en doğal biçimde kullanır?

  1. A software update slowed the hospital's computers for two minutes.
  2. The hospital replaced three old computer screens during the weekend.
  3. A cyberattack crippled the hospital's computer network, leaving staff unable to access patient records.
Cevabı göster

A cyberattack crippled the hospital's computer network, leaving staff unable to access patient records.

and locked up dissidents willy-nilly, Notlar

4:56

ve muhalifleri gelişigüzel hapsederse,

Öbek fiiller

lock someone up: birini hapsetmek

Burada locked up ifadesinin nesnesi insanlardır ve onları hapse atmak ya da gözaltında tutmak anlamına gelir. Dissidents, hükümete açıkça karşı çıkan kişileri belirtir; dolayısıyla ifade yalnızca bir kilidi kapatmayı değil, insanları özgürlüklerinden mahrum bırakmayı anlatır. Tekrar kullanılabilecek yapı lock someone up biçimindedir. Bu, ayrılabilen bir öbek fiildir: isim up sözcüğünden sonra veya lock ile up arasında gelebilir, ancak zamir mutlaka ortaya gelmelidir: lock them up.

Alıştırma

Bu cümlede locked up ne anlama geliyor? "The police locked up the suspect overnight."

  1. şüpheliyi gözaltında veya hapiste tuttular
  2. şüphelinin eşyalarını anahtarla kilitlediler
  3. şüpheliden gitmesini istediler
Cevabı göster

şüpheliyi gözaltında veya hapiste tuttular

Deyimler

willy-nilly: açık bir plan veya kural olmadan

Burada willy-nilly, locked up ifadesini niteleyen bir zarftır. Muhaliflerin tutarlı bir kural veya dikkatli bir seçim olmadan gelişigüzel hapsedildiğini anlatır; muhaliflerin bunu isteyip istemediğini belirtmez. Willy-nilly, eylemlerin veya kararların nasıl yürütüldüğünü anlatırken genellikle bunları plansız, denetimsiz ya da dikkatsiz olmakla eleştirir.

Alıştırma

Bu cümlede willy-nilly ne anlama geliyor? "The council approved projects willy-nilly, with no budget checks."

  1. katı ve tutarlı bir sürece göre
  2. açık bir sistem veya dikkatli inceleme olmadan
  3. her üye isteksiz olmasına rağmen
Cevabı göster

açık bir sistem veya dikkatli inceleme olmadan

this was absolutely no reason to take to the streets Deyimler

4:58

bu kesinlikle sokaklara dökülmek

and demand a change of government.

5:01

ve bir hükümet değişikliği talep etmek için bir neden değildi.

Dilbilgisi

if ... this was absolutely no reason to: koşulu kabul edip eylemi haklı görmemek

if yan cümlesi varsayılan bir dizi koşulu sunar: hükümdar muhalefeti bastırır, ağır vergiler koyar, ekonomiye zarar verir ve muhalifleri hapseder. Bu eylemleri onaylamaz; onları geçici olarak savın öncülü kabul eder. Ana cümle sonucu verir. This, listenin tamamına gönderme yapar; was absolutely no reason to ise sunulan görüşe göre bütün bu koşulların bile belirtilen eylemi haklı çıkarmadığı anlamına gelir. if X, this/that is no reason to Y kalıbı, X'i kabul ederken Y'yi haklı bir tepki olarak reddetmek için kullanışlıdır. Burada merely, bu kötü eylemleri kendi başlarına yetersizmiş gibi sunarken absolutely reddi güçlendirir. İkisi birlikte görüşün özellikle tavizsiz duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Bu cümlenin yapısına en uygun yorum hangisidir: "If the data are incomplete, that is no reason to ignore them entirely."?

  1. Eksiksiz veri elde etmek imkânsızdır.
  2. Veriler eksik olabilir, ancak bu onları görmezden gelmeyi haklı çıkarmaz.
  3. Veriler eksik, bu yüzden görmezden gelinmeleri gerekir.
  4. Konuşmacı eksik verilerin toplanmasını onaylıyor.
Cevabı göster

Veriler eksik olabilir, ancak bu onları görmezden gelmeyi haklı çıkarmaz.

Deyimler

Take to the streets: kamusal protesto

Bu cümlede take to the streets, insanların gündelik işlerini bırakıp protesto etmek ya da siyasi veya toplumsal değişim talep etmek için kamusal alanlarda toplanması anlamına gelir. Ardından gelen demand a change of government sözleri bu amacı açıkça belirtir. Bu ifade, yalnızca bir sokakta yürümeyi veya oraya gitmeyi değil, görünür bir toplu eylemi anlatır. Haber ve tarih metinlerinde çoğunlukla gösterileri, toplumsal karışıklıkları veya kitlesel halk hareketlerini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, protesto etmek için kamusal alanda toplanmayı anlatan ifadeyle tamamlayın: After the unfair ruling, thousands of residents ____ to demand reform.

Cevabı göster

took to the streets

As Hobbes wrote,

5:03

Hobbes'un yazdığı gibi,

"Though of so unlimited a power,

5:04

"Böylesine sınırsız bir güçten,

men may fancy many evil consequences, Kelime

5:07

insanlar pek çok kötü sonuç hayal edebilir,

yet the consequences of the want of it, Kelime

5:10

ama bunun yokluğunun sonuçları,

which is perpetual war of every man against his neighbor,

5:12

ki bu her insanın komşusuna karşı sürekli savaşıdır,

are much worse."

5:17

çok daha kötüdür."

Kelime

Fancy many evil consequences: fancy, hayal etmek anlamında

Burada fancy, bir şeyi hayal etmek, varsaymak veya zihinde canlandırmak anlamına gelen bir fiildir. Men may fancy many evil consequences, insanların sınırsız gücün yol açabileceği birçok zararlı sonucu hayal edebileceği anlamına gelir. Bu, eski bir edebî kullanımdır. Bu anlamı tanımak savı izlemeyi sağlar: cümle önce insanların kötü sonuçları öngörebileceğini kabul eder, ardından diğer seçeneğin daha da kötü sonuçları olduğunu söyler.

Alıştırma

"People may fancy many dangers ahead," cümlesinde fancy eski edebî anlamıyla ne demektir?

  1. gösterişli veya pahalı görünmek
  2. hayal etmek veya varsaymak
  3. istemek veya canı çekmek
Cevabı göster

hayal etmek veya varsaymak

Kelime

“onun yokluğu” anlamında want of it

Bu cümlede want, “eksiklik” veya “yokluk” anlamındaki bir isimdir. Dolayısıyla the want of it, ona sahip olmamak demektir; onu istemek ya da arzulamak değildir. It, tartışmada sözü edilen ortak zorlayıcı güce gönderme yapar. Bu isim öbeği, karşılaştırmanın bir tarafındaki eksik durumu adlandırır: bu güce sahip olmanın zararları, onun yokluğunun zararlarıyla karşılaştırılır. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp want of + isim/zamir yapısıdır; burada want eski “eksiklik” anlamını taşır.

Alıştırma

Bu cümlede the want of it ne anlama geliyor?

  1. onu elde etme arzusu
  2. onun yokluğu
  3. onun kötüye kullanılması
Cevabı göster

onun yokluğu

He admitted that a ruler might come along

5:19

O, bir yöneticinin ortaya çıkabileceğini kabul etti,

with an inclination to do wicked deeds, Kalıp ifadeler

5:21

kötü işler yapma eğiliminde olan,

Kalıp ifadeler

an inclination to + fiil

An inclination to do something, bir eylemi yapma eğilimini veya o eyleme doğal bir yatkınlığı anlatır. Kişinin o şekilde davranmaya daha yatkın olduğunu gösterir; ancak eylemin gerçekleştiğini ya da kesinlikle gerçekleşeceğini söylemez. Burada with, an inclination to do wicked deeds ifadesini ortaya çıkabilecek hükümdarın taşıyabileceği bir özellik olarak sunar. Yapı an inclination to + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Cümleyi, kararlaştırılmış bir planı değil eğilimi gösteren inclination kalıbıyla tamamlayın: Lena has ____ check every detail twice.

Cevabı göster

an inclination to

but the people would still have a duty Kalıp ifadeler

5:24

ama halkın yine de bir görevi olacaktı,

to obey this person

5:26

bu kişiye itaat etmek,

as "human affairs cannot be without some inconvenience."

5:27

çünkü "insan işleri bazı rahatsızlıklar olmadan yürütülemez."

Kalıp ifadeler

have a duty to obey: yükümlülük ifade etmek

Have a duty to + fiil, bir şeyi yapma konusunda ahlaki, hukuki veya kurumsal bir yükümlülük altında olmak demektir. Bu ifade kişisel bir isteği değil, bir yükümlülüğü anlatır. Burada have a duty to obey, Hobbes'un görüşünü aktarır: yönetici sıkıntıya neden olsa veya kötü davransa bile halkın ona itaat etme yükümlülüğü devam eder. Bu, anlatıcının evrensel bir ahlak yargısı değil, Hobbes'un savının aktarımıdır.

Alıştırma

Cümleyi “bir otoritenin emrine uyma yükümlülüğü bulunmak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: Even when they disagree, officials ____ a lawful court order.

Cevabı göster

have a duty to obey

But this inconvenience is anyway

5:32

Ancak bu rahatsızlık zaten,

the fault of the people,

5:33

halkın hatasıdır,

not the sovereign,

5:34

hükümdarın değil,

because, as Hobbes adds,

5:36

çünkü Hobbes'un eklediği gibi,

"if men could rule themselves, Dilbilgisi

5:38

"eğer insanlar kendilerini yönetebilselerdi,

there would be no need at all

5:40

hiç gerek kalmazdı

of a common coercive power."

5:41

ortak bir zorlayıcı güce."

Dilbilgisi

If ... could ..., there would be no need at all ...: varsayımsal koşul

if + özne + could + fiil, ... would + fiil yapısı, varsayımsal bir koşulu ve bu koşulun hayal edilen sonucunu sunar. Could, bu varsayım altında mümkün olan bir yeteneği anlatır; burada yalnızca can fiilinin geçmiş biçimi değildir. Koşul, insanların kendilerini yönetebildiği bir durumu hayal eder; sonuç ise bu durumda ortak bir zorlayıcı otoritenin tamamen gereksiz olacağını söyler. No need at all olumsuzluğu güçlendirir ve eski no need ... of kalıbı modern no need ... for ile aynı anlama gelir. Sav, Hobbes'un bu koşulun gerçekte doğru olduğunu düşünmediğini ima eder.

Alıştırma

Hangi cümle şimdiki zamana ilişkin varsayımsal bir yeteneği ve onun hayal edilen sonucunu sunar?

  1. When people solved every conflict themselves, there was no need for courts.
  2. If people could solve every conflict themselves, there would be no need for courts.
  3. If people can solve every conflict themselves, there will be no need for courts.
Cevabı göster

If people could solve every conflict themselves, there would be no need for courts.

As he went on,

5:44

Devam ettiği gibi,

"he that complaineth of injury from his sovereign, Kelime

5:45

"hükümdarından gördüğü zarardan şikayet eden kişi,

complaineth of that whereof he is the author himself, Kelime

5:48

bizzat kendisinin yazarı olduğu şeyden şikayet etmiş olur,

Kelime

Modern İngilizcede complaineth ... whereof

complaineth, Erken Modern İngilizcede üçüncü tekil şahıs biçimidir ve modern İngilizcedeki complains biçimine karşılık gelir. -eth eki, bugün genellikle -s ekinin yaptığı işi yapar. whereof, of which veya of what anlamına gelir. that whereof he is the author ifadesinde that sözcüğüne bağlanır; modern söyleyişle that of which he himself is the author olur. Buradaki where bir yeri belirtmez.

Alıştırma

complaineth ve whereof sözcüklerinin modern karşılıklarını yazın: “He ____ of that ____ he is himself the cause.”

Cevabı göster

complains · of which

Kelime

sorumlu kişi anlamında the author himself

Burada author, kitap yazmış bir kişi anlamına gelmez. Bir eylemi başlatan, ona yetki veren veya o eylemden sorumlu olan kişi anlamındadır. Bu savda kişiye author denmesinin nedeni, hükümdarın gücünü yetkilendirmiş olmasıdır. himself pekiştirme işlevindedir: author olanın başka biri değil, bizzat o olduğunu vurgular. Burada dönüşlü nesne değildir.

Alıştırma

“The coach himself was the author of the new rule,” cümlesinde author ne anlama gelir?

  1. Kural hakkında bir kitap yazan kişi
  2. Kuralı yüksek sesle okuyan kişi
  3. Kuralı oluşturan veya yetkilendiren kişi
Cevabı göster

Kuralı oluşturan veya yetkilendiren kişi

and therefore ought not to accuse any man Dilbilgisi

5:51

ve bu nedenle hiç kimseyi suçlamamalıdır

but himself."

5:54

kendisinden başka."

Dilbilgisi

ought not to accuse any man but himself: but sözcüğünün “-den başka” anlamı

not ... any ... but ... yapısında but, “-den başka” ya da “hariç” anlamına gelir. Olumsuzluk any man ifadesinin tamamını kapsar: kendisi dışında hiç kimse suçlanmamalıdır. Daha doğal modern İngilizcede anlam, yalnızca kendisini suçlaması gerektiğidir. Ought not to, fiziksel olarak neyin mümkün olduğunu değil, ahlaken doğru ya da uygun olanı ifade eder. Cümle kimi suçlaması gerektiğini değerlendirir; başkalarını suçlayamadığını söylemez.

Alıştırma

“He ought not to accuse any man but himself” cümlesinin anlamını en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Yalnızca kendisini suçlamalıdır.
  2. Kendisi dâhil hiç kimseyi suçlayamaz.
  3. Hem kendisini hem de diğer bütün insanları suçlamalıdır.
Cevabı göster

Yalnızca kendisini suçlamalıdır.

Hobbes's theory was dark, cautious,

5:56

Hobbes'un teorisi karanlık, temkinli,

and not especially hopeful about government.

5:59

ve hükümet hakkında özellikle umut verici değildi.

In our more optimistic moments, Kalıp ifadeler

6:02

Daha iyimser anlarımızda,

we want him to be wrong,

6:04

onun yanılmasını istiyoruz,

Kalıp ifadeler

In our more optimistic moments: geçici bir ruh hâli

Burada In our more optimistic moments, “kendimizi görece daha umutlu hissettiğimiz zamanlarda” anlamına gelir. Moments, kesin olarak ölçülmüş birkaç kısa andan çok, tekrar eden zamanları veya ruh hâllerini ifade eder. More karşılaştırma bildirir: bakış açısı, daha az umutlu olunan zamanlara göre daha iyimserdir. Konuşmacı our diyerek dinleyicileri de bu duyguya dâhil eder. İfade, ardından gelen düşünceyi nazikçe sınırlar ve onu kalıcı bir inançtan çok, belirli bir ruh hâlinde ortaya çıkan bir umut olarak sunar.

Alıştırma

Bir inancı yalnızca grubun görece umutlu hissettiği zamanlarda ortaya çıkıyormuş gibi doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. In our more optimistic moments, we believe the plan can still work.
  2. The plan works only for a few moments.
  3. We are always optimistic, so we know the plan will work.
Cevabı göster

In our more optimistic moments, we believe the plan can still work.

but it seems Hobbes's name will always be relevant and fresh again

6:06

ama görünüşe göre Hobbes'un adı her zaman geçerli ve yeniden taze kalacak,

when revolutions,

6:10

devrimler,

motivated by a search for liberty, Dilbilgisi

6:11

bir özgürlük arayışıyla motive olan,

go horribly awry. Kalıp ifadeler

6:14

korkunç bir şekilde ters gittiğinde.

Dilbilgisi

motivated by a search for liberty: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği

Virgüllerle ayrılan motivated by a search for liberty ifadesi revolutions sözcüğünü niteler. Devrimleri neyin harekete geçirdiğini anlatır; Hobbes's name üzerinde neyin etkili olduğunu anlatmaz. Bu, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir: revolutions, which are motivated by a search for liberty, yapısı revolutions, motivated by a search for liberty biçimine dönüşür. Motivated burada edilgen ilişki kuran bir geçmiş zaman ortacıdır; devrimlerin çoktan sona erdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Köşeli parantez içindeki ilgi cümleciğini kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciği olarak yeniden yazın. The policy, [which was motivated by concern for public safety], received broad support. The policy, ____, received broad support.

Cevabı göster

motivated by concern for public safety

Kalıp ifadeler

go horribly awry: amaçlanan yoldan korkunç biçimde sapmak

Go awry, bir şeyin amaçlanmayan, başarısız veya zarar verici bir biçimde gelişmesi demektir. Burada devrimler yalnızca başka bir yere gitmez; sonuçları, devrimlerin ardındaki umutlardan ciddi biçimde uzaklaşır. Go, awry sıfatından önce durum değişikliği bildiren bir bağ fiil olarak kullanılır. Horribly dereceyi artırır; bu nedenle go horribly awry, bir şeyin küçük bir sorun yaşadığını söylemekten çok daha güçlü ve dramatiktir.

Alıştırma

The project went horribly awry cümlesini en iyi hangi cümle yeniden ifade eder?

  1. Plan yapılmış olmasına rağmen projede ciddi sorunlar çıktı ve proje amaçlanan yoldan büyük ölçüde saptı.
  2. Projede küçük bir sorun çıktı ama diğer yönlerden planı izledi.
  3. Proje çok uzaktaki başka bir yere taşındı.
Cevabı göster

Plan yapılmış olmasına rağmen projede ciddi sorunlar çıktı ve proje amaçlanan yoldan büyük ölçüde saptı.

Hobbes maintained in the preface to Leviathan,

6:16

Hobbes, Leviathan'ın önsözünde şunları savundu:

that he had written the book

6:19

o bu kitabı yazmıştı

without partiality, Anlatım akışı

6:20

tarafsızca,

without application, Kelime

6:22

yaranma amacı gütmeden,

and without other design

6:23

ve başka hiçbir tasarı olmadan,

than to set before men's eyes Deyimler

6:25

sadece insanların gözlerinin önüne sermek için,

the mutual relationship

6:27

karşılıklı ilişkiyi,

between protection and obedience.

6:29

koruma ve itaat arasındaki.

Anlatım akışı

without partiality, without application, and without other design: paralel dışlamalar

without ile başlayan üç ifade, had written the book bölümünü paralel biçimde niteler. Her biri ayrı bir amacı dışlar; application ve other design, partiality sözcüğüne bağlı nesneler değildir. Başta yapılan ve anafora adı verilen bu tekrar, olumsuzluğun kapsamını madde madde genişletir ve resmî bir ritim oluşturur. Son bölüm olan other design than to ..., yalnızca belirtilen tek amacı bırakarak bu birikimi tamamlar.

Alıştırma

Bu cümlede without sözcüğünün tekrarlanmasının temel işlevi nedir?

  1. Üç ayrı dışlamayı eşit biçimde vurgular ve yazarın belirttiği tek amaca geçiş yapar.
  2. application ve design sözcüklerini partiality örnekleri hâline getirir.
  3. Cümleyi birbiriyle ilgisiz üç iddiaya dönüştürür.
Cevabı göster

Üç ayrı dışlamayı eşit biçimde vurgular ve yazarın belirttiği tek amaca geçiş yapar.

Kelime

without application ... without other design: eski anlamlar

Bu eski ve resmî kullanımda application, bir savı belirli bir kişiye, olaya veya dönemin güncel durumuna yöneltmek ya da uygulamak anlamına gelir. Bu nedenle without application, güncel ve belirli bir hedefin bulunmadığını belirtir; başvuru formundan veya yazılımdan söz etmez. Burada design, niyet veya amaç anlamındadır. without other design than to + fiil kalıbı, bir şeyi yapmaktan başka amacı olmamak demektir. than to yan cümlesi, yazarın kabul ettiği tek amacı belirtir.

Alıştırma

Bu parçada without application ve without other design ne anlama gelir?

  1. Yazarın ne bir başvuru yaptığını ne de kitabı planladığını söylerler.
  2. Belirli bir güncel hedefi ve than to ile belirtilen amaç dışındaki bütün amaçları reddederler.
  3. Kitabın bir yazılım uygulamasına veya görsel tasarıma sahip olmadığını söylerler.
Cevabı göster

Belirli bir güncel hedefi ve than to ile belirtilen amaç dışındaki bütün amaçları reddederler.

Deyimler

set before men's eyes: bir düşünceyi açıkça sunmak

Bu cümlede set before men's eyes, bir şeyi insanların görüp anlayabileceği şekilde açıkça sunmak anlamına gelir. Hobbes'un sunduğu şey fiziksel bir nesne değil, koruma ile itaat arasındaki karşılıklı ilişkidir. Bu ifade görsel bir mecaz kullanır: soyut bir düşünce, insanların gözlerinin önüne konabilecek bir şeymiş gibi anlatılır. Bu eski metinde men's yalnızca erkek okurları değil, genel olarak insanları ifade eder.

Alıştırma

Asıl cümlede set before men's eyes ne anlama gelir?

  1. İnsanların anlayabilmesi için ilişkiyi açıkça sunmak
  2. Fiziksel bir nesneyi doğrudan insanların gözlerinin önüne koymak
  3. İnsanların ilişkiyi fark etmesini engellemek
Cevabı göster

İnsanların anlayabilmesi için ilişkiyi açıkça sunmak