Su İnanılmaz Bir Şey -- Dünya Su Günü!: İngilizce çalışma notları
Vsauce
Video özeti: Michael, Mpemba etkisiyle suyun bilimi neden şaşırttığını gösteriyor; sonra su bolluğunu güvenli içme suyu eksikliğiyle karşılaştırıp yerel çözümleri tanıtıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları “not just ... but” yapısının fikri nasıl genişletip ikinci bölümü vurguladığını anlayın; böylece bilgileri and ile sıralamak yerine dengeli açıklarsınız. 2. Öbek Fiil “account for” ile bir nedenin bütün etkiyi açıklayıp açıklamadığını sorun ve oran ya da muhasebe anlamlarından ayırın. 3. “potable water.” ifadesini, içilebilir su için resmî Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi terimi olarak tanıyın; sağlık bağlamında potable ile portable sözcüklerini karıştırmayın.
Bu derste
Hey, Vsauce, Michael here and today we are going to talk about water.
0:00Selam, Vsauce! Ben Michael. Bugün sudan bahsedeceğiz.
World Water Day: Dünya Su Günü
World Water Day, tatlı suya ve güvenli suya erişime odaklanan, Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen yıllık bir farkındalık günüdür. Bu cümlede bu ad, Because ile sunulan gerçek nedeni belirtir. Her tür suyun genel olarak kutlandığı bir gün değildir.
Alıştırma
World Water Day temel olarak neye dikkat çekmeyi amaçlar?
- Her tür suyun genel olarak kutlanması
- Su sporları ve yüzme yarışmaları
- Tatlı su ve güvenli suya erişim
Cevabı göster
Tatlı su ve güvenli suya erişim
a day about raising awareness of the fact that even though here on Earth Notlar
0:08Dünya'da şu gerçeğe dikkat çekilen bir gün:
raising awareness of: … konusunda farkındalık yaratmak
Raise awareness of, daha fazla insanın bir konu hakkında bilgi edinmesine, onu anlamasına veya ona dikkat etmesine yardımcı olmak demektir. Burada awareness, fiziksel olarak uyanık kalma hâlini değil, kamusal farkındalığı ifade eder. raising awareness of ifadesinde raising, raise fiilinin -ing biçimidir ve of ele alınan konuyu tanıtır: raising awareness of food waste.
Alıştırma
Cümleyi, bu notta geçen ve “daha fazla insanın bir konuyu tanımasına yardımcı olmak” anlamına gelen üç kelimelik eşdizimle tamamlayın: The school made posters to ____ food waste.
Cevabı göster
raise awareness of
there is enough clean safe drinking water for everybody to have enough,
0:12Herkese yetecek kadar temiz ve güvenli içme suyu var,
Gerçek bir olguyu sonuçla karşılaştıran even though
Even though bir ödünleme yan cümlesi başlatır: bir durumu gerçek bir olgu olarak sunar ve bu olguya göre beklenmedik olan bir sonuçla karşılaştırır. Burada yeterli miktarda su vardır, ancak yine de herkesin içecek kadar suyu yoktur. Kalıp even though + gerçek şeklindedir ve ardından karşıt sonucu belirten ana cümle gelir. Ana cümledeki they, everybody sözcüğüne gönderme yapar; don't ise don't have enough ifadesinin kısaltılmış hâlidir.
Alıştırma
Hangi bağlaç, yağmuru gerçek bir olgu ve oyunun devam etmesini karşıt sonuç olarak sunacak biçimde cümleyi tamamlar? _____ it was raining, the game continued.
- Even if
- Because
- Even though
Cevabı göster
Even though
Durumun değişebileceğini anlatan doesn't have to be that way
Doesn't have to be that way, mevcut durumun kaçınılmaz olduğu düşüncesini reddeder. That way az önce anlatılan duruma gönderme yapar; burada insanların yeterli miktarda güvenli suya sahip olmaması anlamına gelir. Doesn't have to zorunluluk olmadığını belirtir. Bu nedenle cümle, harekete geçmenin veya farklı bir seçim yapmanın durumu değiştirebileceğini anlatır. Durumun yasak olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Oda şu anda gürültülü, ancak durumun değişebileceğine inanıyorsunuz. Bu düşünceyi en iyi hangi cümle ifade eder?
- It doesn't have to be that way.
- It mustn't be that way.
- It isn't that way.
Cevabı göster
It doesn't have to be that way.
I want to cover how water is not just vital and amazing, Dilbilgisi
0:24suyun yalnızca yaşamsal ve muhteşem olmakla kalmayıp
but to this day continues to surprise us. Kalıp ifadeler
0:28bugün bile bizi şaşırtmaya devam ettiğini anlatmak istiyorum.
not just ... but ... ile bir düşünceyi ileri taşımak
Not just ... but ... aynı konu hakkındaki iki yargıyı birbirine bağlar. Burada ilk yargı suyun hayati ve olağanüstü olduğu, ikincisi ise bizi şaşırtmaya devam ettiğidir. Bu kalıp yalnızca bilgi eklemez: ilk noktanın tek başına eksik kaldığını hissettirir ve vurguyu but sonrasındaki noktaya taşır. Bağlanan bölümler paralel görevler üstlenmelidir; burada her iki bölüm de su hakkında, onun nasıl bir şey olduğunu ve ne yapmayı sürdürdüğünü anlatan bir yargıdır.
Alıştırma
Derste öğrendiğiniz kalıbın sözcüklerini aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: The new library is ____ a place to borrow books, ____ a community space for classes and events.
Cevabı göster
not just · but
to this day ile geçmişten bugüne süreklilik
To this day, “geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar” anlamına gelir. Bu cümlede, aradan geçen onca zamana ve yapılan araştırmalara rağmen suyun şimdi bile bizi şaşırttığını gösterir. Today sözcüğünden farklı olarak bu ifade, şimdiki zamanı devam eden bir geçmişin ulaştığı nokta olarak sunar. Uzun süren etkiler, anılar, inançlar, alışkanlıklar ya da çözülememiş gizemler ve sorular için sıkça kullanılır.
Alıştırma
1920’den kalan bir gizemin şimdi de çözülmemiş olduğunu vurgulamak için cümleyi en iyi hangi seçenek tamamlar? “The case was opened in 1920 and remains unsolved ____.”
- today
- to this day
- until today
Cevabı göster
to this day
Mpemba etkisi: koşullara bağlı bir donma gözlemi
Mpemba etkisi, belirli koşullarda başlangıçta daha sıcak olan suyun başlangıçta daha soğuk olan sudan önce donabilmesine ilişkin şaşırtıcı gözleme verilen addır. Adını, raporuyla bu olgunun modern dönemde dikkat çekmesini sağlayan öğrenci Erasto Mpemba’dan alır; ancak benzer gözlemler daha önce de kaydedilmiştir. Bu, sıcak suyun her zaman önce donduğu anlamına gelen bir kural değildir. Etkinin ortaya çıkması deney düzenine ve fiziksel koşullara bağlıdır; dolayısıyla terim evrensel bir yasayı değil, koşullara bağlı bir olguyu ifade eder.
Alıştırma
Hangi ifade the Mpemba effect terimini doğru açıklar?
- Sıcak su her zaman soğuk sudan önce donar.
- Soğuk su ısıtıldıktan sonra donamaz.
- Belirli koşullarda, başlangıçta daha sıcak olan su başlangıçta daha soğuk olan sudan daha hızlı donabilir.
Cevabı göster
Belirli koşullarda, başlangıçta daha sıcak olan su başlangıçta daha soğuk olan sudan daha hızlı donabilir.
The effect has been observed many, many, many times, Dilbilgisi
0:34Bu etki pek çok, pek çok, pek çok kez gözlemlendi,
has been observed ... has never been explained: gözlemlenmiş, ancak hiçbir zaman açıklanamamış
Vurgulanan iki ifade de present perfect’in edilgen yapısını kullanır: has been + past participle. Özne olan The effect her iki eyleme de maruz kalır; onu gözlemleyen veya açıklamaya çalışan kişiler ise belirtilmez. Has been observed, gözlemlerin şimdiye kadar tekrar tekrar yapıldığını ve güncel tartışma açısından hâlâ önemli olduğunu anlatır. Has never been explained ise şimdiye kadar hiçbir başarılı açıklamaya ulaşılamadığını belirtir. İfadeleri but ile bağlamak, birikmiş güçlü kanıtlarla hâlâ çözülmemiş bir nedeni karşı karşıya getirir; her iki fiil grubunun öznesinin de The effect olduğu anlaşılır.
Alıştırma
Cümleyi present perfect passive biçimleriyle tamamlayın. İlk boşlukta report, ikinci boşlukta never ile birlikte resolve kullanın: The safety issue ____ repeatedly, but ____.
Cevabı göster
has been reported · has never been resolved
whenever people throughout history have observed it,
0:44tarih boyunca insanlar bu etkiyi ne zaman gözlemlese
they've tended to think that they just did something wrong, Kalıp ifadeler
0:46bir şeyi yanlış yaptıklarını düşünme eğiliminde oldular.
tended to think: tekrarlanan bir düşünce eğilimini anlatmak
tended to think ifadesindeki tend to, birinin genellikle veya karakteristik olarak o düşünceyi oluşturması anlamına gelir; bunun her seferinde gerçekleştiğini iddia etmez ve intend to anlamına gelmez. Bu ifade, istisnalara yer bırakırken bir örüntüyü anlatmayı sağlar. They've tended to, geçmişteki tarihsel dönemden konuşulan zamana kadar tekrarlanan bu tepkiyi özetlemek için İngilizcedeki present perfect zamanını kullanır. Bu tür bir yumuşatma, bir grup veya kanıt hakkında dikkatli genellemeler yaparken yararlıdır.
Alıştırma
Cümleyi genellikle o düşünceyi oluşturmak anlamındaki üç kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: When an app freezes, new users ____ that they have broken it.
Cevabı göster
tend to think
which is why even though Aristotle himself wrote about it,
0:48Bu yüzden Aristoteles bile bu konuda yazmış olmasına rağmen
it wasn't until the 20th century that it got its name. Dilbilgisi
0:52ancak 20. yüzyılda bir isim aldı.
It wasn't until ... that ...: gecikmiş zamanı vurgulamak
It wasn't until + zaman + that + yan cümle kalıbı, that ile başlayan yan cümledeki olayın ancak belirtilen zamanda, çoğu kez beklenenden daha geç gerçekleştiğini vurgular. Buradaki olay adın verilmesidir; dolayısıyla cümle, olgunun ilk kez 20. yüzyılda var olduğunu söylemez. İlk it, vurgu yapısındaki biçimsel bir öğedir; ikinci it ise olguyu ifade eder. Tarafsız biçim It did not get its name until the 20th century cümlesidir; asıl cümle ise zamanın ne kadar geç olduğuna daha güçlü bir vurgu yapar.
Alıştırma
Cümleyi, keşfin geç yapıldığını vurgulayan yapıyla tamamlayın: ____ the final rehearsal ____ the actors noticed the missing page.
Cevabı göster
It wasn't until · that
Simply put, ile daha basit bir özeti belirtmek
Simply put, dinleyiciye daha basit bir özetin geleceğini bildiren bir işarettir. Burada açıklamayı arka plandan veya karmaşıklıktan ana düşünceye geçirerek bilgiyi düzenler. Konunun kendisinin ne kadar kolay olduğunu değil, konuşanın düşünceyi nasıl ifade edeceğini anlatır. “Basit kelimelerle söylemek gerekirse” diye yeniden ifade edilebilir.
Alıştırma
Şu cümlede Simply put neyi belirtir: “Simply put, the new plan saves time.”?
- Konuşan, ana düşünceyi daha basit kelimelerle yeniden ifade etmek üzeredir.
- Konuşan, olgusal bir hatayı düzeltiyor.
- Konuşan, konunun kendisinin kolay olduğunu söylüyor.
Cevabı göster
Konuşan, ana düşünceyi daha basit kelimelerle yeniden ifade etmek üzeredir.
the Mpemba effect is the observation that under the right circumstances, Kalıp ifadeler
0:57Mpemba etkisi, doğru koşullarda
under the right circumstances, ile bir iddiaya koşul koymak
Under the right circumstances, ardından gelen iddia için bir koşul belirler. “Uygun koşullar mevcutsa” anlamına gelir; dolayısıyla sonuç bazı durumlarda gerçekleşebilir, ancak her zaman doğru değildir. Burada right, ahlaken doğru, olgusal olarak doğru veya sağ tarafta anlamında değil, uygun ya da elverişli anlamındadır. Bir sonuç henüz tümü sıralanmamış değişkenlere bağlı olduğunda bu tür bir sınırlama yararlıdır.
Alıştırma
Şu cümlede under the right circumstances ne anlama gelir: “Under the right circumstances, the treatment can work.”?
- Koşullar ahlaken doğrudur.
- Tedavi her zaman işe yarar.
- Uygun koşullar varsa tedavi işe yarayabilir.
Cevabı göster
Uygun koşullar varsa tedavi işe yarayabilir.
can turn to ice more quickly than a glass of cold water. Dilbilgisi
1:04bir bardak soğuk sudan daha hızlı donabildiği gözlemidir.
more quickly than ile hızları karşılaştırma
More quickly than, iki eylemin veya değişimin ne kadar hızlı gerçekleştiğini karşılaştırır. Burada quickly, buza dönüşme sürecini anlatır; than ise karşılaştırmada kullanılan diğer durumu tanıtır. Sonu -ly ile biten birçok zarfta more + adverb + than yapısı kullanılır: X happens more quickly than Y. Bu yapı yalnızca iki şeyin özelliklerini değil, bir eylemin gerçekleşme biçimini veya hızını karşılaştırır.
Alıştırma
Cümleyi quickly ile kurulan üç sözcüklük karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: This computer finishes the task ____ the old one.
Cevabı göster
more quickly than
Yumuşatılmış olumsuz değerlendirme olarak doesn't make a lot of sense
Doesn't make a lot of sense, bir şeyin çok mantıklı veya anlaşılması kolay görünmediği anlamına gelir. Make sense burada kalıplaşmış bir ifadedir; make “yaratmak”, sense ise fiziksel bir duyu anlamına gelmez. Bu ifade, yumuşatılmış bir olumsuz değerlendirme sunar. Mantığı sorgular ancak makes no sense kadar kesin ve mutlak duyulmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, mümkün olan en güçlü ifadeyi kullanmadan bir planın mantığı hakkında doğal biçimde olumsuz değerlendirme yapar?
- The plan makes no sense at all.
- The plan doesn't create a lot of sense.
- The plan doesn't make a lot of sense.
Cevabı göster
The plan doesn't make a lot of sense.
Have been thrown out: tartışılmak üzere ortaya atılmış
Burada thrown out, “atılıp çöpe gönderilmiş” değil, “insanların değerlendirmesi için ortaya atılmış” anlamındadır. Edilgen have been thrown out yapısı, öneriyi kimin yaptığını belirtmeden olası nedenlerin öne sürüldüğünü anlatır; bu nedenler hâlâ doğrulanmamış olasılıklardır. Bir tartışmada throw out, başkalarının tepki vermesi için bir fikir, soru, isim veya açıklama ortaya koyabilir. Genellikle bir seçeneği doğru olduğunu iddia etmeden, rahat bir biçimde sunar.
Alıştırma
Cümleyi “tartışılmak üzere önerilmiş” anlamındaki iki sözcüklü fiille tamamlayın: During the meeting, two possible solutions were ____.
Cevabı göster
thrown out
Suyu mutlaka kaynatmadan heat up ile ısıtmak
Heat up, bir şeyi daha ılık veya sıcak hâle getirmek ya da bir şeyin ısınması anlamına gelir. Heat up water kullanımında geçişlidir: biri suyun sıcaklığını artırır, ancak ifade son sıcaklığın ne olacağını belirtmez. Boil daha dar anlamlıdır: bir sıvının kaynama noktasına ulaşıp kabarcıklar oluşturduğunu söyler. Buradaki or önemlidir çünkü suyu ısıtmak, onu mutlaka kaynama noktasına kadar getirmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, kaynama noktasına ulaştığını belirtmeden “daha ılık veya sıcak hâle getirmek” anlamına gelen dersteki iki sözcüklü fiille tamamlayın: The sauce is cold, so ____ it slowly, but do not let it boil.
Cevabı göster
heat up
may be what makes hot water easier to freeze. Dilbilgisi
1:22sıcak suyun daha kolay donmasını sağlıyor olabilir.
may be what makes A easier to do ile olası bir neden sunmak
may be what makes... yapısında may, be fiilini kapsar ve nedenin belirlenmesinin kanıtlanmış değil, olası olduğunu gösterir. What makes..., “...ya neden olan etken” anlamına gelen kaynaşık bir ilgi yan cümlesidir; burada daha az çözünmüş madde bulunmasına gönderme yapar. Make, nesne + karşılaştırmalı sıfat + to’lu mastar kalıbını kullanır: makes hot water easier to freeze. X may be what makes A easier to do kalıbının tamamı, X’i bir eylemi kolaylaştıran olası bir neden olarak dikkatlice sunar.
Alıştırma
Olası bir nedeni tanımlamak için may ile başlayan, dersteki dört kelimelik kalıpla cümleyi tamamlayın: “The textured handle ____ the jar easier to open.”
Cevabı göster
may be what makes
It's the opposite of why we throw down salt during wintry weather.
1:25Kışın yollara tuz serpmemizin nedeni ise bunun tam tersidir.
sonuç zinciri olarak putting ... making ...
Virgülle ayrılmış iki -ing yan cümlesi, sonuçlardan oluşan kısa ve yoğun bir zincir kurar. Putting more stuff in it, tuzun çözünmesinin doğrudan sonucunu; making it more difficult to freeze ise daha fazla çözünmüş madde bulunmasının sonraki etkisini verir. Her iki -ing yan cümlesinin örtük öznesi de önceki ana cümlenin anlattığı süreçten anlaşılır. Bunlar üç ayrı ve eşit eylem sunmaz; dinleyiciyi bir olaydan sonucuna, ardından başka bir sonuca götürür.
Alıştırma
Cümleyi okuyun: “The new filter traps fine particles, cleaning the air, making it easier to breathe.” İki -ing yan cümlesi ne anlatıyor?
- Bir sonuç zinciri: parçacıkları yakalamak havayı temizler, daha temiz hava da nefes almayı kolaylaştırır.
- Yalnızca aynı anda gerçekleşen, birbiriyle ilgisiz iki eylem.
- İnce parçacıkların bilerek yaptığı eylemler.
Cevabı göster
Bir sonuç zinciri: parçacıkları yakalamak havayı temizler, daha temiz hava da nefes almayı kolaylaştırır.
But does that account for the entire effect? Öbek fiiller
1:34Peki bu, etkinin tamamını açıklıyor mu?
account for: etkinin tamamını açıklamak
Bu soruda account for, “açıklamak” veya “açıklamaya yeterli olmak” anlamına gelir. Konuşmacı, az önce belirtilen etkenin gözlemlenen etkinin yalnızca bir kısmını değil, tamamını açıklayıp açıklayamadığını soruyor. Kalıp account for + sonuç, kanıt veya etki biçimindedir. Önerilen bir nedenin gözlemlenen durumla uyuşup uyuşmadığını sınamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
“Açıklamaya yeterli olmak” anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile cümleyi tamamlayın: One scheduling error cannot ____ every delay.
Cevabı göster
account for
some other possible explanations involve convection currents. Kelime
1:37başka olası açıklamalarda konveksiyon akımları ele alınıyor.
convection currents: bir akışkandaki dolaşım
Convection currents, su veya hava gibi bir akışkanın içinde sıcaklığa bağlı yoğunluk farklarının neden olduğu sürekli ve dairesel hareketlerdir. Daha sıcak ve daha az yoğun akışkan yükselirken daha soğuk ve daha yoğun akışkan alçalır; böylece bir döngü oluşur. Burada currents, bardağın içindeki su akışlarını ifade eder. “Güncel” anlamına gelmez ve elektrik akımını da anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi sıcaklık ve yoğunluk farklarının neden olduğu dairesel hareketi anlatan bilimsel terimle tamamlayın: Warm air rises and cool air sinks, creating ____ in the room.
Cevabı göster
convection currents
A glass of warm water will contain more cycling convection currents,
1:41Bir bardak ılık suda daha fazla döngüsel konveksiyon akımı bulunur;
meaning that the top of that glass of water is warmer.
1:45bu da bardağın üst kısmındaki suyun daha sıcak olduğu anlamına gelir.
And a glass of warm water will tend to freeze from the sides in,
1:48Ayrıca ılık su, kabın kenarlarından içeriye doğru donma eğilimindeyken
will tend to freeze all across the top down.
1:55üst yüzeyin tamamından aşağıya doğru donma eğilimindedir.
Doğrudan karşıtlık için whereas
Burada whereas, birbirine zıt donma biçimlerini anlatan iki yan cümleyi bağlar. Ilık su yanlardan içeriye doğru, soğuk su ise yukarıdan aşağıya doğru donma eğilimindedir. Buradaki anlamı karşılaştırıldığında şeklindedir; -dığı zaman anlamına gelmez. Bağlaç olarak whereas, doğrudan karşılaştırmanın ikinci tarafını sunar. İki özne madde madde karşılaştırılırken özellikle kullanışlıdır ve but sözcüğüne göre biraz daha resmî ve daha açık biçimde karşılaştırmalıdır.
Alıştırma
Bu cümlede doğrudan ve açık bir karşılaştırmalı karşıtlığı en net biçimde hangi bağlaç verir? The basic plan covers repairs only, ____ the premium plan also includes replacement.
- because
- unless
- whereas
- after
Cevabı göster
whereas
acts as an insulator: Pratik işlevi anlatma
Bu cümlede acts as, görevini veya işlevini yerine getirir anlamına gelir. Donmuş üst katman ısı aktarımını azaltır ve bu nedenle yalıtkan görevi görür; act burada sahnede rol yapmak anlamına gelmez. act as + isim öbeği kalıbı bir rolü veya pratik işlevi anlatır. Özne bir kişi, nesne, malzeme veya önlem olabilir; rol geçici olabilir ya da resmî kimlikten çok yapılan işe dayanabilir.
Alıştırma
Cümleyi, işlevini yerine getirmek anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: During the power cut, this battery can ____ an emergency power source.
Cevabı göster
act as
So all the water below it freezes more slowly.
2:02Bu yüzden altındaki suyun tamamı daha yavaş donar.
Ana sonucu vurgulayan “The point is that” kalıbı
The point is that, destekleyici ayrıntılardan veya ana fikirden uzaklaştırabilecek bilgilerden sonra temel sonucu sunar. Burada point bir konum, puan veya sivri uç değil, “ana fikir” anlamındadır. that sonrasındaki yan cümle, konuşanın dinleyicinin hatırlamasını istediği sonucu belirtir. Bu kalıp önceki bilgileri tek ve açık bir ana fikirde toplar.
Alıştırma
Hangi cümle, bir tartışmayı tek bir ana sonuca bağlamak için The point is that kalıbını kullanır?
- Our team listed several ideas yesterday.
- The pencil has a sharp point at one end.
- We have several ideas, but the point is that the plan must be safe.
Cevabı göster
We have several ideas, but the point is that the plan must be safe.
we still do not have a complete explanation of the effect.
2:07bu etkiyi hâlâ tam olarak açıklayamıyoruz.
how difficult it is to control every single variable.
2:12her bir değişkeni kontrol etmenin çok zor olmasıdır.
Bir etkeni belirten “Part of the problem is ...” kalıbı
Part of the problem is, birden fazla nedeni olabilecek daha büyük bir soruna katkıda bulunan tek bir engeli sunar. Part of iddianın kapsamını sınırlar: Konuşan kişi bunun sorunun tamamı veya tek sorun olduğunu söylemez. Burada how difficult it is to control every single variable, is sonrasında belirli engeli açıklayan yan cümledir. Bütün değişkenleri kontrol etmenin çok zor olduğunu belirtir.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: “Part of the problem is the lack of reliable data,” cümlesinde konuşan kişi veri eksikliğinin sorunun tamamı olduğunu söylüyor.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
Here's what we do know: kesinleşmiş bilgilere geçiş
Here's what we do know, belirsizlikten konuşmacının kesinleşmiş kabul ettiği bilgilere geçildiğini belirtir. Here burada bir yeri göstermez; ardından gelecek olguyu veya olguları sunar. we do know ifadesindeki do, olumlu cümlede kullanılan bir vurgu yardımcı fiilidir. Soru oluşturmaz; “kesinlikle biliyoruz” anlamını verir ve bilinmeyenlerle karşıtlığı güçlendirir.
Alıştırma
Doğrulanmış bir olguyu sunan ve kesinliği vurgulayan geçiş sözlerini tamamlayın: We still do not know what caused the delay, but ____: the train left the station at 8:10.
Cevabı göster
here's what we do know
A big old sack of water: mizahi bir benzetme
A big old sack of water, yeni doğmuş bir bebeğin vücudundaki çok yüksek su oranını anlatan, bilinçli biçimde abartılı bir benzetmedir. Konuşmacı bebeğe kelimenin tam anlamıyla torba dememektedir; komik görüntü, bilimsel bir gerçeği canlı ve daha az resmî hâle getirir. Burada big old, yaklaşık olarak “çok büyük” veya “kocaman” anlamına gelen gündelik bir pekiştiricidir; “büyük ve yaşlı” anlamına gelmez. Sack of water ifadesine şakacı bir vurgu katar.
Alıştırma
Bu cümlede a big old sack of water ne anlama gelir?
- Büyük ve su geçirmez bir torba giyen bebek
- İçme suyu taşımak için kullanılan eski bir torba
- Yeni doğmuş bir bebeğin yüksek su oranının mizahi biçimde abartılması
Cevabı göster
Yeni doğmuş bir bebeğin yüksek su oranının mizahi biçimde abartılması
by the time: Bir Zaman Sınırına Kadar Ulaşılan Sonuç
By the time, son tarih gibi işleyen bir zaman sınırı getirir. Bu cümlede by the time the baby is 1 year old, %65'e düşüşün bebeğin birinci yaş gününde veya ondan önce gerçekleşmiş olduğunu anlatır. Bir durum belirtilen başka bir zamana kadar tamamlandığında veya yeni bir duruma ulaştığında by the time + yan cümle kullanılır. Odak, tam o anda olan şeyden çok, o sınıra kadar ulaşılan sonuçtur.
Alıştırma
İadenin en geç kapanışta bitmiş olacağını gösteren zaman sınırı ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ the library closes, we will have returned every book.
Cevabı göster
By the time
drop even further to about 60%: Yeni Bir Son Düzeye Kadar Düşmeye Devam Etmek
Drop ... to ..., düşüşten sonraki düzeyi verir. Burada drop even further to about 60%, oranın daha önce belirtilen %65'ten düşmeye devam edip yaklaşık %60'ta sona erdiğini anlatır. Even, further sözcüğünü güçlendirir: daha önce bir düşüş olmuştur ve ardından başka bir düşüş gelir. To, varış noktasını veya son değeri gösterir; düşüş miktarını belirtmez.
Alıştırma
Düzey %65'ti ve sonra yaklaşık %60'a kadar düşmeye devam etti. Hangi cümle bunu doğru biçimde anlatır?
- It dropped even further from about 60%.
- It dropped even further to about 60%.
- It dropped even further by about 60%.
Cevabı göster
It dropped even further to about 60%.
regardless of gender: bir etkenin sonucu değiştirmediğini gösterme
Regardless of gender, cinsiyetin bu ifadenin sonucunu değiştirmediği anlamına gelir. Burada cinsiyeti karşılaştırmayı etkilemeyen bir etken olarak gösterir. Yapı regardless of + isim veya isim öbeğidir: regardless of gender, regardless of age, regardless of the weather. Ardından tam bir yan cümle getirmek için regardless of whether + yan cümle yapısını kullan.
Alıştırma
Yaşın kuralı etkilemediğini göstermek için regardless of ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- The rule applies to everyone, regardless age.
- The rule applies to everyone, regardless of they are young.
- The rule applies to everyone, regardless of age.
Cevabı göster
The rule applies to everyone, regardless of age.
bodies of water: su alanları için kullanılan bir coğrafya terimi
Coğrafyada a body of water; göl, deniz, gölet veya okyanus gibi suyla kaplı ya da dolu, ayrı bir alanı ifade eder. Bodies of water bunun çoğul biçimidir. Buradaki body, insan veya hayvan vücudu değil, bütün bir alan anlamına gelir. İfade, large bodies of water ve freshwater bodies of water örneklerinde olduğu gibi büyüklük veya tür belirten sözcüklerle nitelenebilir.
Alıştırma
Dersteki coğrafya ifadesiyle İngilizce cümleyi tamamla: Lakes and seas are large ____.
Cevabı göster
bodies of water
And all of the storms and clouds and rain and thunderstorms happening
3:54Oluşan tüm fırtınalar, bulutlar, yağmurlar ve gök gürültülü sağanaklar da
despite that fact: önceki gerçeğe gönderme yaparak karşıtlık belirtme
Bu cümlede “that fact”, Dünya’da çok büyük miktarda su bulunmasına gönderme yapar. “Despite that fact”, dinleyiciye sıradaki bilginin —birçok insanın içilebilir suya erişememesinin— önceki gerçeğin oluşturabileceği beklentiye ters düştüğünü bildirir. Bu bağlayıcı, önce bir gerçeği kabul edip ardından onunla zıtlık oluşturan bir gerçeklik sunarak düşünceyi düzenler. Dil bilgisi bakımından burada “despite” edatından sonra “that fact” isim öbeği gelir ve virgül bu başlangıç öbeğini ana cümleden ayırır.
Alıştırma
Hangi devam cümlesi ilk gerçeğe gönderme yapan ve beklenmedik bir karşıtlık sunan bağlayıcıyı doğru kullanır? The museum offered free admission yesterday. ...
- Because of that fact, only a few people visited.
- Although that fact, only a few people visited.
- Despite that fact, only a few people visited.
Cevabı göster
Despite that fact, only a few people visited.
have access to: sahiplik değil, gerçek kullanım imkânı
Bu cümlede “don’t have access to potable water”, insanların güvenle içilebilen suyu elde edip kullanmak için pratik ve güvenilir bir yoldan yoksun olduğu anlamına gelir. “Access” yalnızca bir yere girmekle değil, kullanılabilirlik veya fırsatla ilgilidir. “have access to + noun” kalıbını birinin kullanabildiği ya da kullanmasına izin verilen kaynaklar, hizmetler, bilgiler, yerler veya araçlar için kullanın. Olumsuz biçim, bu gerçek kullanılabilirliğin bulunmadığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “elde edebilmek veya kullanabilmek” anlamındaki üç sözcüklü tam İngilizce ifadeyle tamamlayın: Many families do not ____ affordable healthcare in their area.
Cevabı göster
have access to
Potable comes from the Latin for to drink,
4:15“Potable” sözcüğü, Latincede “içmek” anlamına gelen bir kökten gelir;
safe water free from disease and contamination. Kalıp ifadeler
4:19hastalık ve kirleticilerden arınmış güvenli su demektir.
Potable water: içilmesi güvenli su
Potable, “içilmesi güvenli” anlamına gelen resmî bir sıfattır. potable water ifadesinde, suyun içme suyu için gereken sağlık koşullarını karşıladığını belirtir. Bu sözcük kolaylığı değil, güvenliği anlatır; suyun kolay taşındığı anlamına gelmez. Günlük dilde potable water, insanların güvenle içebileceği su olarak anlaşılabilir.
Alıştırma
Acil durum duyurusunu “içilmesi güvenli” anlamına gelen resmî sözcükle tamamlayın: The tap water is not ____ after the flood.
Cevabı göster
potable
Free from disease and contamination: hiçbirini içermemek
Free from, zararlı veya istenmeyen bir şeyi “içermemek” ya da “ondan etkilenmemek” anlamına gelir. Burada free from disease and contamination, bu tehlikelerin suda bulunmadığını belirtir; free, “ücretsiz” anlamına gelmez. Kalıp isim + free from + isim biçimindedir: water free from contamination. Bu kısa tanım water that is free from contamination ile aynı anlama gelir ve bir güvenlik koşulu belirtilirken yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
İfadeyi free from kalıbıyla yeniden yazın: The paint contains no lead. The paint is ____ lead.
Cevabı göster
free from
who do not have sustainable access to potable water
4:23içilebilir suya sürdürülebilir erişimi olmayan insanların sayısı,
is equivalent to: miktar, değer veya etki bakımından denklik
Burada is equivalent to bir miktar karşılaştırması sunar: içilebilir suya sürdürülebilir şekilde erişemeyen insanların sayısı, Amerika Birleşik Devletleri nüfusunun üç katına karşılık gelir. Bu, iki grubun aynı insanlardan oluştuğu anlamına gelmez. İki şey karşılaştırılan boyutta aynı miktara, değere, işleve veya etkiye sahipse biçimleri ya da kimlikleri farklı olsa bile be equivalent to kullanılabilir.
Alıştırma
Resmî karşılaştırmayı hedef ifadeyle tamamlayın: The battery stores 60 kilowatt-hours, so its capacity ____ that of six 10-kilowatt-hour batteries.
Cevabı göster
is equivalent to
because of non-potable water-related diseases. Kelime
4:40içilebilir olmayan suyla bağlantılı hastalıklar yüzünden ölüyor.
non-potable water-related diseases: üst üste gelen niteleyicileri okuma
Ana isim diseases sözcüğüdür. Kısa çizgili water-related niteleyicisi “suyla ilişkili” anlamına gelirken non-potable bu suyun içilmesinin güvenli olmadığını belirtir. İfade bir bütün olarak içilebilir olmayan suyla ilişkili hastalıklar anlamına gelir; hastalıkların kendisini non-potable olarak tanımlamaz. Sıkıştırılmış bir isim öbeğinde ana isimden başlayıp geriye doğru ilerleyin ve hangi sözcüklerin bir birim oluşturduğunu anlamak için kısa çizgileri kullanın. İfadeyi diseases related to water that is not potable biçiminde açmak ilişkileri netleştirir.
Alıştırma
Cümlede non-potable water-related diseases ne anlama gelir?
- İçilmesi güvenli olmayan suyla ilişkili hastalıklar
- Kendileri güvenli bir şekilde içilemeyen hastalıklar
- İlgisiz hastalıklar yüzünden içilemez hâle gelen su
Cevabı göster
İçilmesi güvenli olmayan suyla ilişkili hastalıklar
That's equivalent to the entire population of Los Angeles.
4:44Bu, Los Angeles'ın tüm nüfusuna denk.
“loses an entire city of Los Angeles”:şehir nüfusuna dayalı ölçek karşılaştırması
Bu cümlede loses an entire city of Los Angeles, şehrin fiziksel olarak ortadan kaybolduğu anlamına gelmez. Earth dünya nüfusunu temsil eder ve loses insanların öldüğü anlamına gelir; sayı, Los Angeles'ın nüfusuyla karşılaştırılmaktadır. Bu karşılaştırma, yıllık büyük bir ölüm istatistiğini dinleyicilerin gözünde canlandırabileceği bir görüntüye dönüştürür. Ölümlerin gerçekleştiği yeri değil, kaybın büyüklüğünü vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede “loses an entire city of Los Angeles” ne anlama geliyor?
- Los Angeles şehri fiziksel olarak her yıl ortadan kayboluyor.
- Güvenli olmayan sudan kaynaklanan tüm ölümler Los Angeles'ta gerçekleşiyor.
- Her yıl yaklaşık olarak Los Angeles'ın nüfusu kadar insan ölüyor.
Cevabı göster
Her yıl yaklaşık olarak Los Angeles'ın nüfusu kadar insan ölüyor.
because things don't have to be the way that they are. Anlatım akışı
5:05çünkü her şey böyle olmak zorunda değil.
“making a difference”:anlamlı bir etki yaratmak
Making a difference, gerçek ve anlamlı bir değişime yol açmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede, kuruluşların yalnızca iki şeyin farklı olduğunu göstermesi değil, insanların temiz suya erişimini iyileştirmesi anlatılır. Bağlam yardım, ilerleme veya çözümlerle ilgili olduğunda bu ifade çoğunlukla olumlu bir etkiyi ima eder.
Alıştırma
Cümleyi “anlamlı ve olumlu bir etki yaratmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The neighborhood volunteers are ____ by delivering meals to older residents.
Cevabı göster
making a difference
Tematik geri çağırma olarak “Things don't have to be the way that they are”
Burada things don't have to be the way that they are, mevcut durumun kaçınılmaz olmadığı anlamına gelir. Things, daha önce belirli bir soruna gönderme yapan it sözcüğünden daha geniş kapsamlıdır ve odağı genel koşullara taşır. Bu yan cümle, daha önceki doesn't have to be that way ifadesinin temel sözcüklerini tekrarlayarak tematik bir geri çağırma oluşturur. Sorunun anlatımını tamamlar ve dinleyicinin dikkatini değişime ve çözümlere yöneltir.
Alıştırma
Konuşmacı daha önce “It doesn't have to be that way.” dedi. Sonunda ise “things don't have to be the way that they are.” diyor. Son yan cümlenin temel söylem etkisi nedir?
- Mevcut durumun yasalarca yasaklandığını söyler.
- İlk kez tamamen ilgisiz bir sorun ortaya atar.
- Temel ifadeyi tekrarlar, sorunun kapsamını genişletir ve konuşmayı değişime yöneltir.
Cevabı göster
Temel ifadeyi tekrarlar, sorunun kapsamını genişletir ve konuşmayı değişime yöneltir.
help local communities build sustainable clean water solutions
5:10yerel toplulukların sürdürülebilir temiz su çözümleri geliştirmesine yardımcı oluyor;
that the community itself will own. Dilbilgisi
5:15üstelik bu çözümlerin sahibi topluluğun kendisi oluyor.
“The community itself will own” ifadesinde pekiştirici itself
the community itself ifadesinde itself, vurguladığı isimden sonra yer alan pekiştirici bir zamirdir. Sahip olanın dışarıdan bir kuruluş değil, topluluğun kendisi olacağını belirtir. own fiilinin nesnesi, sustainable clean water solutions ifadesine geri dönen ilgi zamiri that'tir. Itself, own fiilinin nesnesi değildir ve topluluğun kendisine sahip olduğu anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilir kalıp isim + itself/themselves + fiil biçimindedir ve karşılaştırmalı odağı eylemi yapan varlığın üzerine koyar.
Alıştırma
Cümleyi tekil museum ismine uygun pekiştirici zamirle tamamlayın: The museum ____ will own the collection, not a private collector.
Cevabı göster
itself
they gave me a chance to go out to India Kalıp ifadeler
5:18bana Hindistan'a gitme fırsatı sundular,
give someone a chance to do something kalıbı
give + someone + a chance + to + fiil kalıbı, bir kişinin bir şeyi yapmasını mümkün kılmak veya ona fırsat vermek anlamına gelir. Bu cümlede gave me a chance to go, Water.org’un konuşmacının Hindistan’a gitmesine olanak sağladığını belirtir. Buradaki chance, bir olayın gerçekleşme “olasılığı” değil, “fırsat” anlamındadır. Fırsatı alan kişi gave sözcüğünden sonra, yapılacak eylem ise chance sözcüğünden sonra to ile başlayan mastar yapısında gelir.
Alıştırma
Cümleyi give someone a chance to kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. Leo adını kullanın: The coach ____ play goalkeeper.
Cevabı göster
gave Leo a chance to
see something in action ifadesinin anlamı
see something in action ifadesi, bir şeyin gerçek bir durumda kullanılışını veya çalışmasını izlemek anlamına gelir. Burada see this in action, temiz su projesinin Hindistan’da gerçekten nasıl işlediğini gözlemlemek demektir. in action mutlaka kavga veya hızlı fiziksel hareket anlamına gelmez. Bir plan, sistem, makine ya da beceriyle kullanıldığında yalnızca açıklamayı değil, gerçek çalışmayı veya performansı vurgular.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: “At the store, Elena asked to see the blender in action.” Elena ne yapmak istedi?
- Blenderın gerçekten çalışmasını izlemek
- Blenderın açıklamasını okumak
- Blenderın bozulma ihtimalini sormak
Cevabı göster
Blenderın gerçekten çalışmasını izlemek
wasn't able to go ... were: able to go ifadesini düşürme
Bu cümlede sondaki were, were able to go ifadesinin yerini tutar. Çoğul özne olan those other two people ile uyumludur. İki kişinin bir yerde bulunduğu anlamına gelmez. İngilizcede yakındaki bir cümlecikten açıkça anlaşılan sözcükler atılabilir. Buradaki karşıtlık kalıbı X wasn't able to go, but Y was/were şeklindedir. Geriye kalan was veya were zamanı göstermeye, özneyle uyum sağlamaya ve karşıtlığı taşımaya devam eder; dinleyen kişi able to go bölümünü tamamlar.
Alıştırma
able to attend the meeting bölümünü tekrarlamadan cümleyi tamamlayın: Leo wasn't able to attend the meeting, but his teammates ____.
Cevabı göster
were