Bu Bardak Yarı Boş mu?: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
574 kelime 182 kel/dk

Video özeti: Yarısı dolu veya boş bardaktan başlayan video; genetik, iyileşme, risk, iyimserlik yanlılığı ve beyni ele alıyor. İyimserlik ile kötümserliğin ayrı güçleri ve kör noktaları olduğunu gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. It turns out (Söylem, hikâye anlatımı ve retorik): beklentiyi değiştiren kanıtı ve şaşırtıcı sonucu doğal biçimde sunun. 2. hardwired to (Deyimler ve mecazlı ifadeler): doğuştan ya da kökleşmiş eğilim için kablolama benzetmesini kullanın, gerçek anlamda yorumlamayın. 3. filter out (Öbek fiiller): bilgiyi seçerek dışarıda bırakmayı anlatın; kullanımı gürültü, veri veya dikkat dağıtıcılara taşıyın.

Bu derste

The optimist will say that this glass is half full,

0:00

İyimser, bu bardağın yarısının dolu olduğunu söylerken,

while the pessimist proclaims it's half empty.

0:03

kötümser yarısının boş olduğunu ilan eder.

Of course,

0:05

Elbette,

others may suggest that it's completely full

0:06

bazıları bardağın tamamen dolu olduğunu ileri sürebilir:

of all the atoms that make up water and air. Öbek fiiller

0:08

suyu ve havayı oluşturan bütün atomlarla doludur.

Öbek fiiller

“oluşturmak veya meydana getirmek” anlamındaki make up

Bu cümlede make up, “oluşturmak” veya “meydana getirmek” anlamına gelir. Atomlar parçalardır; su ve hava ise bu parçaların oluşturduğu bütünlerdir. Etken yapı parçalar + make up + bütün şeklindedir: atoms make up water and air. Önce bütünü söylemek için bütün + be made up of + parçalar yapısı kullanılır: water is made up of atoms.

Alıştırma

Cümleyi “oluşturmak” anlamındaki iki sözcüklü fiille tamamlayın: Five small villages ____ this town.

Cevabı göster

make up

Others still might remind you that atoms are 99.99% empty space,

0:11

Bazılarıysa atomların %99,99’unun boşluktan oluştuğunu hatırlatabilir,

making the glass mostly nothing. Dilbilgisi

0:16

dolayısıyla bardağın büyük kısmında hiçbir şey yoktur.

Dilbilgisi

..., making the glass mostly nothing ile sonuç belirtme

Virgülden sonraki making yan cümlesi, önceki ifadenin tamamının sonucunu verir: Atomlar neredeyse tamamen boş uzay olduğu için bardak şakacı bir biçimde “neredeyse hiçbir şey” diye tanımlanabilir. Making, boş uzayın etkin biçimde bir bardak ürettiği anlamına gelmez. Anlaşılan neden, önceki gerçeğin tamamıdır ve yapı ifade + virgül + making + nesne + betimleme şeklindedir: making the glass mostly nothing.

Alıştırma

Örnekte making the glass mostly nothing nasıl bir ilişki ifade ediyor?

  1. Atomların çoğunlukla boş uzay olmasının bir sonucu.
  2. Yeni bir bardak üretme planı.
  3. Birisi hatırlatmada bulunurken boş uzayın gerçekleştirdiği bir eylem.
Cevabı göster

Atomların çoğunlukla boş uzay olmasının bir sonucu.

But in all seriousness, Kalıp ifadeler

0:19

Ama işin ciddisine gelirsek,

can science explain your emotional perspective and outlook on life? Kalıp ifadeler

0:21

bilim, duygusal bakış açınızı ve hayata yaklaşımınızı açıklayabilir mi?

Kalıp ifadeler

in all seriousness: şakadan samimi bir noktaya geçiş

In all seriousness, konuşmacının şakalaşmayı veya hafif üsluplu girişi bıraktığını ve samimi bir noktaya geçmek üzere olduğunu dinleyicilere bildiren bir söylem belirleyicisidir. Konunun nesnel olarak ne kadar ağır olduğunu değil, konuşmacının tutumunu anlatır. Burada, daha önceki bardak şakalarından bilimin bir insanın tutumlarını açıklayıp açıklayamayacağına dair gerçek bir soruya geçiş sağlar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp şöyledir: hafif veya mizahi yorum + in all seriousness + samimi ifade ya da soru.

Alıştırma

Şakadan samimiyete geçişi belirten dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The jokes were fun, but ____, we need to fix this safety problem.

Cevabı göster

in all seriousness

Kalıp ifadeler

outlook on life: hayata yönelik genel bir tutum

An outlook on life, bir insanın hayatı nasıl gördüğünü ve hayattan ne beklediğini belirleyen geniş ve nispeten kalıcı bakış biçimidir. Burada iyimserlik ya da kötümserlik gibi eğilimleri anlatır ve emotional perspective ile paralel kullanılır. outlook on + konu kalıbında on, görüşün yöneldiği konuyu belirtir: outlook on life, outlook on education. Buradaki outlook, dışarı bakıldığında görülen fiziksel bir manzara değil, tutum veya bakış açısı anlamındadır.

Alıştırma

Outlook bir konuya yönelik tutum anlamına geldiğinde kullanılan edatla cümleyi tamamlayın: Her outlook ____ life became more hopeful after the trip.

Cevabı göster

on

It turns out it may not be in your control. Anlatım akışı

0:24

Görünüşe göre bu, sizin kontrolünüzde olmayabilir.

Anlatım akışı

It turns out: sonradan öğrenilen bir sonucu sunma

“It turns out”, kontrol etme, yeni bilgi edinme ya da bekleme sonrasında netleşen bir gerçeği sunar. Burada cevabın ilk beklentiden farklı olabileceğine işaret eder. Ardından bir yan cümle gelir: “It turns out (that) + sonuç”. That isteğe bağlıdır. Bu kalıp, önceki bir soru veya düşünceden eldeki bilgilerin desteklediği sonuca doğal biçimde geçmeyi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi, sonradan keşfedilen bir sonucu sunan üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: We expected rain, but ____ the afternoon stayed sunny.

Cevabı göster

it turns out

Research has shown that those with two long alleles on specific genes controlling for serotonin Notlar

0:27

Araştırmalar, serotonini kontrol eden belirli genlerde iki uzun alele sahip kişilerin

are more likely to focus on positive images, Dilbilgisi

0:32

olumlu görüntülere odaklanma olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor;

Anlatım akışı

Research has shown that: araştırma kanıtı sunma

“Research has shown that”, bir iddiayı konuşanın kişisel görüşü olarak değil, mevcut araştırmaların desteklediği bir bulgu olarak sunar. Has shown biçimindeki present perfect, şimdiye kadar tamamlanan araştırmalara bakar ve bunların sonucunu günümüzde de geçerli olarak sunar. That sonrasındaki yan cümle bulguyu belirtir. Bu kalıp kanıt bulunduğuna işaret eder ancak tek başına bütün çalışmaların aynı fikirde olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir sonucu şimdiye kadar birikmiş araştırmalar tarafından desteklenen bir bulgu olarak en iyi biçimde sunar?

  1. Research has shown that regular movement can improve sleep.
  2. I feel that regular movement can improve sleep.
  3. One study may examine whether regular movement can improve sleep.
Cevabı göster

Research has shown that regular movement can improve sleep.

Dilbilgisi

Tanımlı bir grup için those with + isim öbeği

Bu cümlede those “kişiler” anlamına gelir ve with two long alleles hangi kişilerin kastedildiğini belirtir. those with + isim öbeği yapısı, ortak bir özelliği bir grubu tanımlayan kısa bir ifadeye dönüştürür. Bu yapı, resmî veya tarafsız metinlerde people ya da individuals sözcüklerini tekrarlamadan grupları karşılaştırmayı sağlar. Kastedilen grup fiziksel uzaklığa göre değil, ardından gelen with öbeği ve bağlama göre belirlenir.

Alıştırma

Cümleyi bu notta öğretilen ve “…… sahip kişiler” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: In the survey, ____ flexible schedules reported less stress.

Cevabı göster

those with

Dilbilgisi

Daha yüksek olasılık için be more likely to + fiilin yalın hâli

Bu cümlede are more likely to focus, söz konusu grubun olumlu görüntülere odaklanma olasılığının karşılaştırılan gruba göre daha yüksek olduğu anlamına gelir. Kalıp be + more likely + to + fiilin yalın hâlidir; burada focus fiilin yalın hâlidir. Bu ifade kesinlik değil, göreli bir eğilim bildirir. Kanıtlarda bulunan bir ilişkiyi açıklayabilir, ancak genetik özelliğin davranışa neden olduğunu tek başına göstermez.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki üç sözcüklü karşılaştırmalı olasılık ifadesiyle tamamlayın: Based on the updated forecast, the afternoon flight is ____ leave on time than the morning flight.

Cevabı göster

more likely to

like someone enjoying ice cream,

0:34

örneğin dondurmanın tadını çıkaran birinin görüntüsüne.

compared to those with a short allele on the same gene,

0:36

Aynı gende kısa bir alele sahip olanlar ise

who are more likely to focus on negative images,

0:39

olumsuz görüntülere odaklanmaya daha yatkın;

like someone being robbed.

0:41

örneğin gasp edilen birinin görüntüsüne.

Variation in the oxytocin receptor gene

0:43

Oksitosin reseptörü genindeki farklılıklar da

can also affect your outlook.

0:45

hayata bakışınızı etkileyebilir.

Individuals with two copies of guanine

0:47

İki guanin kopyasına sahip bireylerin

are noted to be more optimistic with higher self-esteem, Kelime

0:49

daha iyimser ve öz saygılarının daha yüksek olduğu görülürken,

Kelime

Resmî bir aktarma çerçevesi olarak are noted to be

Subject + be + noted + to-infinitive, resmî anlatımda kullanılan edilgen bir aktarma yapısıdır. Bu cümlede are noted to be, araştırmalarda bu bireylerin devamında belirtilen özellikleri gösterdiğinin gözlemlendiği veya açıklandığı anlamına gelir; note burada “not yazmak” anlamında değildir. Edilgen yapı, incelenen grubu başa getirir ve gözlemciyi ya da raporu belirtmeden bırakır. Doğrudan ve herkes için geçerli bir iddia yerine bir kaynağa dayandırılan gözlem sunar; bu nedenle bağlamdaki kanıtlar ve sınırlayıcı ifadeler önemini korur.

Alıştırma

Resmî araştırma özeti cümlesini dersteki ifadeyle tamamlayın: In several classroom studies, students who take brief movement breaks ____ more attentive afterward.

Cevabı göster

are noted to be

while those with copies of adenine

0:52

adenin kopyalarına sahip olanların

were less positive.

0:54

daha az olumlu olduğu görüldü.

So,

0:55

Yani,

it seems that people may be genetically susceptible to pessimism. Notlar

0:55

insanların kötümserliğe genetik olarak yatkın olabileceği anlaşılıyor.

Anlatım akışı

İhtiyatlı çıkarım çerçevesi olarak it seems that

It seems that + clause yapısındaki it, anlamsal gönderimi olmayan biçimsel öznedir; bir kişiye veya nesneye işaret etmez. Tam önerme that sözcüğünden sonra gelir. it seems that ifadesini önermenin önüne yerleştirmek, iletiyi önce tutum, sonra iddia biçiminde düzenler: konuşmacı, ardından gelen iddiayı koşulsuz bir gerçek olarak değil, mevcut belirtilerden çıkarılan bir sonuç olarak sunar. Bu cümlede may bir belirsizlik katmanı daha ekler.

Alıştırma

Hangi cümle iddiayı ihtiyatlı bir çıkarım olarak sunar ve biçimsel özne it kullanır?

  1. The museum seems to be closed today.
  2. It is clear that the museum is closed today.
  3. It seems that the museum is closed today.
Cevabı göster

It seems that the museum is closed today.

Kalıp ifadeler

Susceptible to + isim veya -ing biçimi

Susceptible to, genellikle istenmeyen bir şeyden “kolayca etkilenmek” veya bir şeye “yatkın olmak” anlamına gelir. Burada genetically susceptible to pessimism, kalıtsal etkenlerin bazı insanları karamsarlığa daha yatkın hâle getirebileceğini anlatır. Susceptible sıfatından sonra to edatı, ardından da bir isim, zamir veya -ing biçimi gelir: susceptible to infection, susceptible to pressure, susceptible to becoming discouraged. Buradaki to, mastar yapısı oluşturmaz.

Alıştırma

Cümleyi gerekli edatla tamamlayın: Because their immune systems are still developing, young children are more susceptible ____ respiratory infections.

Cevabı göster

to

Interestingly,

0:59

İlginç bir şekilde,

optimists are less likely to be re-hospitalized after coronary artery bypass surgery, Kültür

0:59

iyimserlerin koroner arter baypas ameliyatından sonra yeniden hastaneye yatırılma olasılığı daha düşüktür,

Kültür

Koroner arter baypas ameliyatı

Coronary artery bypass surgery, bir damar grefti kullanarak daralmış veya tıkanmış bir ya da daha fazla koroner arterin çevresinde yeni bir yol oluşturan ve kalbe giden kan akışını iyileştiren ameliyattır. Koroner arterler kalp kasına kan taşır. Bu terimde coronary artery kan damarını adlandırır, bypass tıkanıklığın etrafından geçen yolu anlatır ve surgery bunun cerrahi bir işlem olduğunu belirtir. Büyük bir kalp ameliyatıdır; bu nedenle cümle özellikle bu ameliyattan sonra hastaneye yeniden yatışı ele alır.

Alıştırma

Coronary artery bypass surgery ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Cilde yerleştirilen sensörlerle kalbin elektriksel etkinliğini kaydeden bir kalp testi
  2. Hastane ziyaretinde yalnızca bir adımı atlayan küçük bir tedavi
  3. Kanın tıkalı koroner arterlerin çevresinden geçmesi için yeni bir yol oluşturan büyük bir ameliyat
Cevabı göster

Kanın tıkalı koroner arterlerin çevresinden geçmesi için yeni bir yol oluşturan büyük bir ameliyat

show higher academic achievements,

1:04

akademik başarıları daha yüksektir

and even better socioeconomic status. Kelime

1:06

ve hatta sosyoekonomik durumları daha iyidir.

Kelime

sosyoekonomik statü

Bu cümlede socioeconomic status, bir kişinin veya grubun toplumsal ve ekonomik hiyerarşi içindeki konumunu belirten resmî bir araştırma terimidir. Genellikle başta gelir, eğitim ve meslek olmak üzere birkaç etkene göre tahmin edilir. Bu nedenle yalnızca servet veya gelirden daha kapsamlıdır. Burada iyimserlikle ilişkili olarak gözlemlenen bir sonucu adlandırır; ifade tek başına iyimserliğin daha yüksek sosyoekonomik statüye neden olduğunu göstermez.

Alıştırma

Raporu gelir, eğitim ve mesleğin birleşik ölçüsünü belirten resmî terimle tamamlayın: The study used family ____ to compare access to healthcare.

Cevabı göster

socioeconomic status

But it's not all good. Anlatım akışı

1:09

Ama her şey güllük gülistanlık değil.

Anlatım akışı

Ama her şey iyi değil

But, az önce sunulan olumlu noktalardan farklı bir yöne dönüldüğünü gösterir. Bu kısa cümle dinleyiciyi dezavantajlara veya risklere hazırlar ve konuşmacının dengeli bir değerlendirme düzenlemesine yardımcı olur. Not all good, bazı yönlerin olumsuz olduğu anlamına gelir; her yönün kötü olduğu anlamına gelmez. Daha önce belirtilen avantajlar geçerliliğini korur, ancak sonraki bölüm bunlara sınırlama veya çekince ekler.

Alıştırma

Bir konuşmacı yeni okul programının avantajlarını sıraladı ve şimdi bu avantajları reddetmeden bazı dezavantajları tanıtmak istiyor. Hangi cümle en uygundur?

  1. But it's not all good.
  2. But it's all bad.
  3. But it isn't good at all.
Cevabı göster

But it's not all good.

They can overestimate their abilities Anlatım akışı

1:11

Yeteneklerini olduğundan fazla görebilir

and underestimate risk.

1:12

ve riskleri küçümseyebilirler.

Anlatım akışı

Yeteneklerini fazla, riski az değerlendirmek

Cümle paralel bir yapı kullanır: overestimate + abilities ve underestimate + risk. over- bir şeyi gerçekte olduğundan daha büyük ya da daha iyi değerlendirmeyi, under- ise daha az ya da daha küçük değerlendirmeyi belirtir. Zıt yönlü iki fiil tek bir birleşik düşünceyi düzenler: Bu kişiler yapabilecekleri konusunda kendilerine fazla güvenirken tehlikeyi yeterince fark etmezler. İki hata birbirini götürmez; tam tersine birbirini güçlendirir.

Alıştırma

estimate fiilinin doğru over- veya under- biçimleriyle karşıtlığı tamamlayın: A rushed traveler may ____ how fast they can walk and ____ the time needed to reach the gate.

Cevabı göster

overestimate · underestimate

Pessimists,

1:14

Kötümserler,

on the other hand, Anlatım akışı

1:15

öte yandan,

have a more realistic view of the world,

1:16

dünyaya daha gerçekçi bakar,

Anlatım akışı

Zıtlık belirteci olarak On the Other Hand

on the other hand, dinleyiciye karşılaştırmanın zıt yönüne geçildiğini bildiren bir söylem belirtecidir. Burada anlatımı iyimserlerin bir dezavantajından kötümserlerin göreceli bir avantajına taşır. Bu ifade fiziksel bir eli anlatmak yerine savı düzenler. İlk yön açık olduğu sürece, daha önce on the one hand ifadesi açıkça kullanılmamış olsa bile ikinci yönü tanıtabilir.

Alıştırma

Zıtlık oluşturan ikinci yönü doğru biçimde tanıtan bağlayıcıyı seçin: The laptop is expensive. ____, it is light and durable.

  1. In addition
  2. On the other hand
  3. For example
Cevabı göster

On the other hand

are more cautious when planning for the future,

1:18

geleceği planlarken daha temkinli davranır

and may even live longer.

1:20

ve hatta daha uzun yaşayabilirler.

A landmark study spanning 20 years Notlar

1:22

Yirmi yıla yayılan, dönüm noktası niteliğindeki bir araştırma

Kelime

A landmark study ifadesindeki landmark

Burada landmark, bir alanın gelişiminde olağanüstü derecede önemli veya etkili anlamına gelen bir sıfattır. A landmark study, anlayışı, uygulamayı ya da sonraki çalışmaları değiştirdiği düşünülen bir çalışmadır. Bu ifade çalışmanın önemini değerlendirir; çalışmanın nerede yapıldığını anlatmaz. Konuşan kişi decision, ruling, discovery veya event gibi bir şeyi önemli bir dönüm noktası olarak gördüğünde landmark bu isimleri de niteleyebilir.

Alıştırma

Bu cümlede A landmark study ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Çalışma özellikle önemli ve etkiliydi.
  2. Çalışma ünlü bir anıtın yakınında yürütüldü.
  3. Çalışma coğrafi işaretlere odaklandı.
Cevabı göster

Çalışma özellikle önemli ve etkiliydi.

Dilbilgisi

İsim sonrası niteleyici olarak spanning 20 years

spanning 20 years ifadesinde spanning, study sözcüğünden sonra gelen ve onu niteleyen bir öbeği başlatan şimdiki zaman ortacıdır. Yirmi yıllık bir dönemi kapsamak veya bu dönem boyunca uzanmak anlamına gelir. Bu, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: A study spanning 20 years, yapı ve temel anlam bakımından a study that spanned 20 years ile eşdeğerdir. Buradaki spanning, süreklilik bildiren ana fiil değildir; 20 years, span fiilinin doğrudan nesnesidir.

Alıştırma

Kısa niteleyiciyi tamamlamak için span fiilinin -ing biçimini kullanın: The report summarizes a survey ____ three decades.

Cevabı göster

spanning

found that pessimists use a cautious approach to their finances and health, Kalıp ifadeler

1:24

kötümserlerin mali durumları ve sağlıkları konusunda temkinli davrandığını ortaya koydu.

Kalıp ifadeler

a cautious approach to + isim veya -ing biçimi

Bu cümlede a cautious approach to their finances and health, bu alanları dikkatli ve riskleri gözeten bir biçimde yönetme yolu demektir. Approach burada bir şeye fiziksel olarak yaklaşma değil, yöntem veya tutum anlamındaki bir isimdir. Yeniden kullanılabilir kalıp a cautious approach to + isim veya -ing biçimidir. To, ele alınan konu ya da etkinliği getirir; a cautious approach to money ve a cautious approach to investing örneklerinde olduğu gibi.

Alıştırma

“Bir şeyi dikkatli biçimde ele alma yolu” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The hospital took ____ patient data after the security incident.

Cevabı göster

a cautious approach to

avoiding risky behaviors such as smoking and excessive drinking,

1:28

Sigara ve aşırı alkol tüketimi gibi riskli davranışlardan kaçınmaları,

ultimately giving them the last laugh, Deyimler

1:31

sonunda son gülen taraf olmalarını sağladı,

literally,

1:33

hem de kelimenin tam anlamıyla,

over optimists.

1:34

çünkü iyimserlerden daha uzun yaşadılar.

Deyimler

giving them the last laugh, literally: kelimenin tam anlamıyla son gülen olmalarını sağlamak

Yaygın deyim have/get the last laugh şeklindedir: şüpheyle karşılandıktan veya dezavantajlı durumda kaldıktan sonra sonunda haklı çıkmak ya da başarılı olmak. Giving them the last laugh, sonucun karamsarların en sonunda bu kazanan konuma gelmesini sağladığı anlamına gelir. Burada literally bir kelime oyunu yaratır. Temkinli karamsarlar daha uzun yaşayabilir; böylece hem sonunda üstün gelerek mecazi anlamda “last laugh” sahibi olabilir hem de esprili biçimde daha sonra hâlâ hayatta kalan kişiler olabilirler. Literally, sözcüklerin zamana ve fiziksel eyleme dayanan görüntüsünü kasıtlı olarak yeniden etkinleştirir; bu ipucu olmadan last laugh normalde bir deyim olarak anlaşılır.

Alıştırma

Bu cümlede “giving them the last laugh, literally” ne anlatıyor?

  1. Araştırmanın sonunda en komik şakayı anlatırlar.
  2. İyimserlerin sağlık sorunlarına yüksek sesle gülerler.
  3. Temkinli alışkanlıkları, karamsarların iyimserlerden daha uzun yaşamasını ve aynı zamanda nihai kazananlar olmasını sağlayabilir.
Cevabı göster

Temkinli alışkanlıkları, karamsarların iyimserlerden daha uzun yaşamasını ve aynı zamanda nihai kazananlar olmasını sağlayabilir.

But statistically,

1:35

Ama istatistiksel olarak,

most of us are hardwired to lean towards optimism, Notlar

1:36

çoğumuz doğuştan iyimserliğe meyilliyiz.

known as the optimism bias, Kültür

1:39

Bu, iyimserlik yanlılığı olarak bilinir

and found in around 80% of the population.

1:41

ve nüfusun yaklaşık %80’inde görülür.

Deyimler

be hardwired to + fiil: derine işlemiş bir eğilim

Bu cümlede be hardwired to, “doğuştan gelen veya derine işlemiş bir eğilime sahip olmak” anlamındadır. Bu ifade beyni, kabloları önceden bağlanmış bir makineye benzetir; gerçek kablolardan söz edilmez. Kalıp be hardwired to + fiilin yalın hâlidir. Doğal veya derine yerleşmiş gibi görünen bir davranış eğilimini anlatır, ancak davranışın asla değişemeyeceği anlamına gelmez.

Alıştırma

“Derin bir eğilimle donatılmış olmak” anlamındaki iki sözcüklü ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Our brains may be ____ notice sudden movement.

Cevabı göster

hardwired to

Kalıp ifadeler

lean towards optimism: kesinleşmemiş bir eğilim

Burada lean towards optimism, “daha olumlu tarafı görme veya bekleme eğiliminde olmak” anlamındadır. Lean sözcüğü gerçek anlamında bir yön bildirir; ancak burada yön fiziksel bir hareket değil, bir düşüncedir. lean toward(s) + isim kalıbı bir eğilimi veya henüz kesinleşmemiş bir tercihi anlatır. Birinin o tarafı seçtiğini söylemekten daha yumuşak ve daha az kesindir.

Alıştırma

Mia, “I lean towards the blue backpack.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Şu anda mavi sırt çantasını tercih ediyor, ancak kararı kesin değil.
  2. Mavi sırt çantasını zaten satın aldı.
  3. Mavi sırt çantasının üzerine fiziksel olarak eğiliyor.
Cevabı göster

Şu anda mavi sırt çantasını tercih ediyor, ancak kararı kesin değil.

Kültür

optimism bias ne demektir?

Optimism bias, kişinin kendi geleceğini öngörürken yaptığı sistematik bir hatadır: insanlar iyi sonuçları kanıtların gösterdiğinden daha olası, kötü sonuçları ise daha az olası görme eğilimindedir. Bu cümlede terim, iyimserliğe yönelmenin arkasındaki örüntüyü adlandırır. Burada bias, yargıda tekrarlanan bir çarpıtma anlamına gelir; bir gruba karşı önyargı ya da yalnızca neşeli bir tutum anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi örnek optimism bias kavramını en iyi gösterir?

  1. Maya kendi riskini tahmin etmeden önce gerçekleri kontrol ediyor.
  2. Maya, kötü şeylerin aynı riskle karşı karşıya olan diğer insanlara kıyasla kendi başına gelme olasılığının daha düşük olduğuna inanıyor.
  3. Maya iyi haber aldığında mutlu oluyor.
Cevabı göster

Maya, kötü şeylerin aynı riskle karşı karşıya olan diğer insanlara kıyasla kendi başına gelme olasılığının daha düşük olduğuna inanıyor.

We tend to overestimate the probability of positive events occurring in the future, Dilbilgisi

1:44

Gelecekte olumlu olayların gerçekleşme olasılığını abartma,

while grossly underestimating the probability of negative ones. Kelime

1:48

olumsuz olayların olasılığını ise büyük ölçüde küçümseme eğilimindeyiz.

Dilbilgisi

Olağan bir örüntü için tend to

Tend to + fiilin yalın biçimi, olağan bir örüntüyü veya olasılığı anlatır. Bir şeyin sık sık gerçekleştiğini ya da genel olarak doğru olduğunu söylerken istisnalara yer bırakır. Burada tend to overestimate ifadeyi daha temkinli yapar: insanlar olumlu olayların olasılığını sık sık abartır, ancak cümle herkesin bunu her seferinde yaptığını iddia etmez.

Alıştırma

“Genellikle, ama her zaman değil” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: On busy mornings, I ____ skip breakfast.

Cevabı göster

tend to

Dilbilgisi

the probability of positive events occurring: olumlu olayların gerçekleşme olasılığı

the probability of positive events occurring ifadesinde positive events, occurring fiilinin anlamca öznesidir. positive events occurring biriminin tamamı of sonrasında gelir ve hangi durumun olasılığının ölçüldüğünü, yani olumlu olayların gerçekleşme ihtimalini belirtir. İsim + -ing kalıbı, bir olayın tamamını of edatının tümleci hâline getirir. Bu kalıp olasılık, risk ve tahminlere ilişkin resmî analizlerde yaygındır: the probability of + isim + -ing.

Alıştırma

Resmî olasılık yapısını tamamlamak için a power outage ve occur sözcüklerini kullanın: The report assesses the probability of ____ during the storm.

Cevabı göster

a power outage occurring

Kelime

grossly underestimating: ciddi ölçüde küçümsemek

Burada grossly, underestimating sözcüğünü niteler ve çok büyük, ciddi ya da açık bir ölçüde anlamına gelir. Güçlü bir eleştiri ifade eder: olumsuz olayların olasılığı biraz değil, olması gerekenden çok daha düşük tahmin edilmektedir. Grossly, grossly inaccurate, grossly unfair ve grossly misleading örneklerinde olduğu gibi olumsuz değerlendirmelerle kullanılan oldukça resmî bir kuvvetlendiricidir. Buradaki işlevi bu derece anlamından gelir; gross sözcüğünün günlük dildeki «iğrenç» anlamından değil.

Alıştırma

The team grossly underestimated the cost cümlesinde grossly hangi anlamı ekler?

  1. Tahmin ciddi veya açık biçimde olması gerekenden çok daha düşüktü.
  2. Ekip maliyeti iğrenç buldu.
  3. Tahmin yalnızca biraz düşüktü.
Cevabı göster

Tahmin ciddi veya açık biçimde olması gerekenden çok daha düşüktü.

For example,

1:51

Örneğin,

even though the divorce rate can be as high as 40%, Notlar

1:52

boşanma oranı %40’a kadar çıkabilse de

most newlyweds predict their probability of getting divorced

1:55

yeni evlenenlerin çoğu boşanma olasılıklarını

at 0%.

1:58

%0 olarak tahmin eder.

Dilbilgisi

Güçlü bir gerçeklik ödünlemesi için even though

Even though bir gerçeğe dayanan ödünleme ilişkisi kurar: boşanma oranı %40'a ulaşabilir. Ana cümle daha sonra beklenmedik bir karşıtlık sunar; yeni evlilerin çoğu kendi olasılığını %0 olarak görür. Bu yapı gerçek veya kabul edilmiş bir durumu sunar ve bu gerçeğin normalde doğuracağı beklentiye rağmen ana cümledeki sonucun ya da inancın geçerli kaldığını gösterir.

Alıştırma

Yağmur yağdığı bilinen bir gerçektir. Buna rağmen maçın devam ettiğini doğru biçimde söyleyen cümle hangisidir?

  1. Even if it was raining, the game continued.
  2. Even though it was raining, the game continued.
  3. Because it was raining, the game continued.
Cevabı göster

Even though it was raining, the game continued.

Kalıp ifadeler

Bir üst değeri vurgulayan as high as 40%

As high as + sayı, bir ölçümün konuşanın dikkat çekici derecede yüksek bulduğu bir üst düzeye ulaşabileceğini vurgular. Burada can be as high as 40%, boşanma oranının bazı verilerde veya koşullarda %40'a ulaşabileceği anlamına gelir; oranın her zaman %40 olduğunu söylemez. Bu yapı aralık bilgisinin yanında değerlendirme de ekler ve dikkati olası sayının ne kadar yüksek olduğuna çeker.

Alıştırma

Şaşırtıcı derecede yüksek bir olası değeri vurgulayan üç sözcüklü ifadeyi kullanın: In this city, summer temperatures can be ____ 45 degrees Celsius.

Cevabı göster

as high as

Chances are, Kalıp ifadeler

2:00

Büyük olasılıkla,

when you imagine your future,

2:01

geleceğinizi hayal ettiğinizde,

it's usually better than your current situation.

2:02

onu şu anki durumunuzdan daha iyi görürsünüz.

Kalıp ifadeler

Chances are, ile olası bir tahmin belirtmek

Chances are, bir şeyin gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu belirtir. Konuşan kişi, ardından gelen ifadenin doğru olmasını bekler ancak bundan tamamen emin olduğunu söylemez. Chances are, + tam bir yan cümle şeklindeki kalıbı kullanın. Buradaki chances, fırsatları veya seçenekleri değil, olasılığı ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede Chances are ne anlama geliyor: Chances are, the game will be canceled?

  1. Aralarından seçim yapılabilecek birkaç maç var.
  2. Maç büyük olasılıkla iptal edilecek.
  3. Maç zaten iptal edildi.
Cevabı göster

Maç büyük olasılıkla iptal edilecek.

Furthermore, Anlatım akışı

2:05

Dahası,

we often imagine ourselves as being more intelligent, Dilbilgisi

2:05

çoğu zaman kendimizi daha zeki,

sociable, and honest than other people.

2:08

diğer insanlardan daha sosyal ve dürüst olarak hayal ederiz.

Anlatım akışı

Furthermore, ile destekleyici bilgi eklemek

Furthermore, okuyucuya veya dinleyiciye başka bir destekleyici noktanın geleceğini bildirir. Aynı konuyu sürdürür ve önceki ifadeyle aynı yönde bilgi ekler. Genellikle cümlenin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Karşıtlık ya da sonuç bildirmez.

Alıştırma

En uygun bağlacı seçin: The library has extended its weekend hours. ___, it now offers free tutoring after school.

  1. Therefore
  2. Furthermore
  3. However
Cevabı göster

Furthermore

Dilbilgisi

imagine ourselves as being + sıfat

imagine ourselves as being more intelligent ifadesinde ourselves, we öznesine geri döner. imagine + dönüşlü zamir + as being + sıfat yapısı, kişinin kendisini veya kendi grubunu o niteliğe sahip olarak zihninde canlandırması anlamına gelir. Burada bir öz imgeyi veya kişisel değerlendirmeyi anlatır. “Bir şeye dönüşüyormuş gibi yapmak” anlamına gelmez. Dönüşlü zamir özneyle eşleşmelidir: I imagine myself..., she imagines herself... ve they imagine themselves....

Alıştırma

Hangi cümle, bir grubun sabırlıymış gibi davrandığını değil, kendisini sabırlı olarak gördüğünü doğal biçimde anlatır?

  1. We imagine ourselves as being more patient.
  2. We imagine us as being more patient.
  3. We pretend to be more patient.
Cevabı göster

We imagine ourselves as being more patient.

When we look at the brain,

2:10

Beyne baktığımızda,

we actually see the left half exhibits increased activity when imagining positive events,

2:11

olumlu olayları hayal ederken beynin sol yarısındaki etkinliğin arttığını gerçekten görürüz.

whereas during negative events, Anlatım akışı

2:16

Oysa olumsuz olaylar sırasında,

the right half's activity does increase, Dilbilgisi

2:17

sağ yarıdaki etkinlik de artar,

but to a much lesser degree. Kalıp ifadeler

2:20

ancak çok daha düşük düzeyde.

Anlatım akışı

Açık bir karşıtlık için whereas

Whereas, iki olgudan ikincisini tanıtır ve doğrudan bir karşıtlık bildirir. whereas öncesinde cümle, olumlu olaylarda sol yarının etkinliğinin arttığını belirtir; sonrasında ise farklı bir sonucu, olumsuz olaylarda sağdaki artışın çok daha küçük olduğunu verir. Burada whereas, “buna karşılık” veya “oysa” anlamına gelir; “olduğu sırada” anlamına gelmez. Okurun açıkça karşılaştırabilmesi için iki paralel koşulu düzenler.

Alıştırma

Bu iki araştırma sonucu arasında açık ve resmi bir karşıtlık kuran bağlacı seçin: The first group improved after one week, _____ the second group showed no change.

  1. whereas
  2. because
  3. when
Cevabı göster

whereas

Dilbilgisi

does increase ifadesindeki vurgulu does

Bu olumlu cümlede does, vurgu yapan bir yardımcı fiildir: does increase, etkinliğin gerçekten arttığını belirtir. Burada soru veya olumsuzluk oluşturmamaktadır. Konuşmacı bu vurguyla önce artışı bir gerçek olarak kabul eder, ardından but ile artışın miktarını sınırlar. does sonrasında ana fiil yalın biçimde, yani increase olarak kalır; geniş zamanda üçüncü tekil şahıs özneyle uyumlu yardımcı fiil does olur.

Alıştırma

Cümleyi help fiilinin vurgulu biçimiyle tamamlayın: The treatment ____, but only slightly.

Cevabı göster

does help

Kalıp ifadeler

to a much lesser degree: çok daha düşük bir ölçüde

to a much lesser degree ifadesi “çok daha düşük bir ölçüde” anlamına gelir. Aynı tür etkinliğin yine arttığını, ancak bu artışın büyüklüğünün veya gücünün karşılaştırılan duruma göre önemli ölçüde daha düşük olduğunu belirtir. to a ... degree kalıbı ölçü veya dereceyi ifade eder. Lesser, degree sözcüğünü niteler; much ise karşılaştırmayı güçlendirir. İfade, sayılabilir nesnelerin daha az olduğu veya hiçbir etkinin bulunmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“Çok daha düşük bir ölçüde” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Both methods worked, but the second worked ____.

Cevabı göster

to a much lesser degree

This suggests that the brain chooses to ignore and filter out negative information Notlar

2:22

Bu, beynin olumsuz bilgileri görmezden gelip elemeyi seçtiğini

and focus on positivity.

2:25

ve olumlu olana odaklandığını düşündürüyor.

Anlatım akışı

This suggests that: kanıttan çıkarıma

Burada This önceki gözleme gönderme yapar; suggests that ise bu gözlemden çıkarılan yorumu sunar. Bu yapı, kanıttan çıkarıma geçer: “gözlem, ... düşüncesini destekliyor.” Suggests iddiayı temkinli tutar. Kanıtın sonuca işaret ettiğini ama onu kesin olarak kanıtlamadığını anlatır; burada “önerir” anlamına gelmez.

Alıştırma

Şunu okuyun: The plants near the window grew faster than those in the shade. This suggests that more light helped them grow cümlesinde This suggests that nasıl bir işlev görür?

  1. Bitkilere bir öneride bulunur.
  2. Gözlemin desteklediği bir sonucu sunar, ancak bunun kesin bir kanıt olduğunu iddia etmez.
  3. Sonucun kesin olarak kanıtlandığını söyler.
Cevabı göster

Gözlemin desteklediği bir sonucu sunar, ancak bunun kesin bir kanıt olduğunu iddia etmez.

Öbek fiiller

filter out: istenmeyen bilgiyi seçerek çıkarmak

Filter out, daha büyük bir karışım, akış veya küme içindeki istenmeyen bir bölümü belirleyip çıkarmak ve yararlı kısmın kalmasını sağlamak anlamına gelir. Bu cümlede süzme işlemi mecazidir: Olumsuz bilgi, istenmeyen bölüm olarak ele alınır. out parçacığı fiziksel bir filtre kullanmayı değil, dışarıda bırakma sonucunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “istenmeyen sesi çıkarmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: The headphones can ____ traffic noise so I can hear the podcast clearly.

Cevabı göster

filter out

Our perspective is,

2:27

Bizim görüşümüz şu:

whether you're genetically predisposed to see the glass as half empty or half full, Notlar

2:28

Bardağı yarı boş ya da yarı dolu görmeye genetik olarak yatkın olmanız fark etmez,

Deyimler

Bardağı yarı boş ya da yarı dolu görmek

See the glass as half empty or half full, bir kişinin olumlu ve olumsuz yönleri bir arada bulunan aynı durumu nasıl yorumladığını anlatan tanıdık bir benzetmedir. Half empty eksik olana odaklanır ve kötümser bir bakış açısını; half full ise kalana odaklanır ve iyimser bir bakış açısını ifade eder. Suyun miktarı değişmez. Bu ifade, gerçekler aynı olsa bile dikkatin ve yorumun farklı olabileceğini gösterir.

Alıştırma

Nora, “We lost one client, but we still have nine loyal ones.” diyor. Hangi açıklama onun tutumuna en uygundur?

  1. She sees the glass as half full.
  2. She sees the glass as half empty.
  3. She is describing the literal amount of water in a glass.
Cevabı göster

She sees the glass as half full.

don't waste water and just drink the damn glass already. Ton ve niyet

2:32

suyu israf etmeyin ve artık şu lanet bardaktakini için.

Ton ve niyet

just drink the damn glass already: sabırsız ve komik bir emir

Bu emirde just, “yalnızca” değil, “başka seçenekleri düşünmeyi bırak ve şu basit şeyi yap” anlamındadır. Güçlendirici damn duygusal sertlik katar; cümle sonundaki already ise konuşanın gecikmiş saydığı eylemin yapılmasını dayatır. Bu kelimeler birlikte, sade bir talimatı abartılı ve sabırsız bir espriye dönüştürür: Bardağın yarısı boş mu dolu mu diye tartışmayı bırak ve iç. Komik bir bağlamda bu güç takılma gibi duyulabilir, ancak aynı ifade gerçek bir konuşmada öfkeli gelebilir.

Alıştırma

Bu cümlede “just drink the damn glass already” nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Uygun olduğunda içmeye yönelik kibar bir davet
  2. Bardağın zaten boşaltıldığına ilişkin gerçek anlamlı bir ifade
  3. Tartışmayı bırakıp harekete geçmeye yönelik abartılı ve sabırsız bir baskı
Cevabı göster

Tartışmayı bırakıp harekete geçmeye yönelik abartılı ve sabırsız bir baskı

Dilbilgisi

Sonucun değişmediğini gösteren Whether ... or ...

Whether ... or ... iki alternatif koşul sunar. Buradaki alternatifler, aynı bardağı yarı boş veya yarı dolu görmektir. Ana yönerge her iki durumda da geçerlidir: konuşan kişi bakış açısını tartışmayı bırakıp suyu içmeyi söylüyor. Bu kullanımda whether yan cümlesi, “A ya da B olması fark etmeksizin” anlamına yakın bir ödünleme işlevi görür; cevap bekleyen dolaylı bir soru değildir.

Alıştırma

Kuralın her iki durumda da geçerli olduğunu gösteren ikili yapıyla cümleyi tamamlayın: “____ you walk ____ take the bus, arrive before nine.”

Cevabı göster

Whether · or

This actually reminded us of another common saying, Kalıp ifadeler

2:35

Bu da aslında bize başka bir yaygın sözü hatırlattı.

though, Ton ve niyet

2:37

Gerçi,

that giving is better than receiving. Kültür

2:37

bu söze göre vermek almaktan daha iyidir.

Kalıp ifadeler

reminded us of: bir çağrışım uyandırmak

remind someone of something kalıbı, bir şeyin bir kişiye başka bir şeyi hatırlatması veya düşündürmesi anlamına gelir. Doğrudan nesne çağrışımı yaşayan kişiyi, of sonrasındaki isim öbeği ise akla gelen şeyi belirtir. Burada us çağrışımı yaşayan gruptur; another common saying ise ilk sözün akla getirdiği düşüncedir. Bu kalıp zihinsel bir bağlantıyı anlatır; birine bir eylemi yapmasını söylemez.

Alıştırma

remind fiilinin geçmiş zamanını ve çağrışım kalıbını kullanın: That song ____ my childhood.

Cevabı göster

reminded me of

Ton ve niyet

Hafif bir geçiş için ara söz niteliğindeki though

Buradaki though, parantez içi işlev gören bir söylem belirtecidir. Bir ödünleme yan cümlesi başlatmaz; bunun yerine konuşmacının önceki sonucundan bağlantılı bir düşünceye yumuşakça yönelmesini sağlar. Cümlenin içinde yer alan ve yazıda virgüllerle ayrılan bu kullanım, however veya that said ifadelerine benzer; ancak daha hafif ve konuşma diline yakın bir tonu vardır. though yalnızca giving is better than receiving bölümüne değil, çevresindeki mesajın yön değiştirmesine bağlanmalıdır.

Alıştırma

“I liked the first design. The second one, though, is easier to use,” cümlesinde though neyi belirtir?

  1. Bağlantılı bir karşıtlığa doğru hafif bir geçiş
  2. Although ile başlayan tam bir ödünleme yan cümlesinin başlangıcı
  3. İlk tasarımın beğenilme nedeni
Cevabı göster

Bağlantılı bir karşıtlığa doğru hafif bir geçiş

Kültür

Giving is better than receiving: vermek almaktan daha iyidir

Giving is better than receiving yaygın bir ahlaki sözdür. Giving ve receiving, iki eylemi genel anlamda adlandıran ulaçlardır; dengeli X is better than Y kalıbı da bunların değerini karşılaştırır. Bu söz, başkalarına yardım etmenin veya bir şey vermenin kişinin kendisi için bir şey almasından daha değerli ya da tatmin edici olabileceğini anlatır. Her durumda doğru olması gereken bilimsel bir gerçek değil, bir ideal veya değer yargısıdır.

Alıştırma

Yaygın sözü tek bir sözcükle tamamlayın: Giving is better than ____.

Cevabı göster

receiving

But is that scientifically accurate?

2:40

Peki bu, bilimsel olarak doğru mu?

We answered that one over on AsapTHOUGHT with a special giveaway,

2:42

Bu soruyu AsapTHOUGHT’ta özel bir hediye kampanyasıyla yanıtladık.

which you can click here or use the link in the description to check out. Öbek fiiller

2:45

Bunu görmek için buraya tıklayabilir veya açıklamadaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

Öbek fiiller

check out: bağlantıdaki içeriğe gidip bakmak

Bu cümlede check out, bağlantıdaki videoya ve çekilişe “gidip bakmak” anlamına gelir. İki sözcük birlikte tek bir phrasal verb oluşturur; out burada ayrı bir gerçek anlam taşımaz. Bakılacak içeriği daha önce gelen which temsil eder. Birini görmesi veya daha fazla bilgi edinmesi için bir bağlantıya, sayfaya, videoya, ürüne ya da etkinliğe yönlendirirken bu kalıp sık kullanılır.

Alıştırma

Bu çevrim içi öneriyi “gidip bakmak” anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: Click the link to ____ our new video.

Cevabı göster

check out

Special thanks to Audible for supporting this episode

2:49

Bu bölümü desteklediği

and giving you a free audiobook of your choice at audible.com/asap. Kalıp ifadeler

2:51

ve audible.com/asap adresinde seçtiğiniz bir sesli kitabı ücretsiz sunduğu için Audible’a özel teşekkürler.

Kalıp ifadeler

of your choice: sizin seçtiğiniz

Of your choice bir isimden sonra gelir ve “sizin seçtiğiniz” anlamına gelir. A free audiobook of your choice, dinleyicinin seçebileceği bir ücretsiz sesli kitabı anlatır. Kullanışlı kalıp isim + of + iyelik bildiren sözcük + choice şeklindedir: a seat of my choice, a movie of her choice. Bu kalıpta choice normalde tekildir.

Alıştırma

Cümleyi “sizin seçtiğiniz” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: As part of the prize, you can receive one game ____.

Cevabı göster

of your choice

This week,

2:55

Bu hafta,

we wanted to recommend the book The Wright Brothers, Kültür

2:56

The Wright Brothers adlı kitabı önermek istedik.

which is the amazing story behind the brothers who taught the world how to fly,

2:58

Bu kitap, dünyaya uçmayı öğreten kardeşlerin olağanüstü hikâyesini anlatıyor;

Kültür

The Wright Brothers: bir soyadı ve kitap başlığı

The Wright Brothers, önerilen kitabın başlığıdır ve Amerikalı havacılık öncüleri Wilbur ve Orville Wright için kullanılan bir addır. Wright onların soyadıdır; burada right ya da “doğru” anlamına gelmez. The brothers who taught the world how to fly, motorlu uçuşun ilk dönemlerindeki önemlerini canlı biçimde özetleyen bir ifadedir. Çalışmalarının insanların uçmasını mümkün kılmaya yardım ettiği anlamına gelir; kelimenin tam anlamıyla herkese uçmayı öğrettikleri anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede The Wright Brothers neyi ifade ediyor?

  1. Havacılık öncülerinin soyadına dayanan ad ve önerilen kitabın başlığı
  2. Dünyadaki herkese uçuş dersi veren iki öğretmen
  3. Ahlaken doğru kabul edilen iki kardeş
Cevabı göster

Havacılık öncülerinin soyadına dayanan ad ve önerilen kitabın başlığı

while staying optimistic through all the challenges they faced. Dilbilgisi

3:02

üstelik karşılaştıkları tüm zorluklara rağmen iyimser kaldılar.

Dilbilgisi

the challenges they faced: nesne görevindeki ilgi zamirinin atılması

the challenges they faced ifadesinde they faced yan cümleciği challenges sözcüğünü niteler. challenges ismi, faced fiilinin nesnesi olarak anlaşılır: they faced the challenges. İlgi zamiri yeniden eklenebilir: the challenges that they faced veya the challenges which they faced. Zamir nesne görevinde olduğu için İngilizcede tanımlayıcı ilgi cümleciğinde sık sık atılır ve challenges they faced biçimi oluşur.

Alıştırma

Hangi yeniden yazım anlamı korur ve atılmış ilgi zamirini açıkça gösterir?

  1. all the challenges that tested them
  2. all the challenges that they faced
  3. all the challenges that faced them
Cevabı göster

all the challenges that they faced

You can get a free copy at audible.com/asap

3:05

audible.com/asap adresinden ücretsiz bir kopyasını edinebilir

or any other of your choice from a massive selection.

3:08

ya da geniş seçenekler arasından istediğiniz başka bir kitabı seçebilirsiniz.

We love them as they're great when you're on the go. Deyimler

3:11

Sesli kitapları seviyoruz çünkü hareket hâlindeyken dinlemek için harikalar.

Deyimler

On the go deyimi

On the go; meşgul, etkin ya da bir yerden başka bir yere hareket hâlinde olmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada, bir kişinin seyahat ettiği veya başka etkinliklerle uğraştığı zamanları anlatır; bu nedenle sesli kitapları dinlemek pratiktir. Be on the go yapısında go, sabit ifadenin bir parçasıdır. Bir makinenin açıldığı veya çalışmaya başladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “meşgul olmak veya etkinlikler arasında hareket etmek” anlamındaki üç kelimelik deyimle tamamlayın: I've been ____ all day, going from one appointment to another.

Cevabı göster

on the go

Don't forget to ask your burning questions Deyimler

3:13

Aklınızı kurcalayan soruları sormayı

and subscribe for more weekly science videos.

3:15

ve her hafta daha fazla bilim videosu için abone olmayı unutmayın.

Deyimler

Burning questions mecazı

Burning questions, birinin yanıtını çok güçlü biçimde öğrenmek istediği sorulardır. Burning burada aciliyet veya yoğun merak anlatan bir mecazdır; sorular gerçekten yanmıyordur. İfade, ask your burning questions gibi davetlerde sıkça kullanılır. İnsanlardan sıradan bir soru değil, kendileri için en önemli olan konuları sormalarını ister.

Alıştırma

Cümleyi, insanların yanıtını en acil biçimde öğrenmek istediği soruları anlatan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The scientist stayed after the talk to answer the audience's ____.

Cevabı göster

burning questions