Zen kōanları: Beyninizi yakmak için tasarlanmış çözülemez enigmacalar - Puqun Li: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video açıklaması: Bu video, Orta Çağ Çin’indeki Zen Budist rahiplerin tek bir cevap aramak yerine belirsizliği kabullenme pratiği yapmak için bilerek şaşırtıcı kurgulanan kōanlardan nasıl yararlandığını anlatıyor. Bağlanma üzerine bir öykü ve hareket eden bir bayrak hakkındaki tartışma aracılığıyla, kōanın değerinin basit bir çözüme ulaşmakta değil, paradoksla uğraşmakta ve anlamanın nasıl işlediğini sorgulamakta olduğunu gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. learn to live with ambiguity and paradox. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Soyut bir güçlükle kullanılan live with ifadesinin onunla fiziksel olarak aynı yerde yaşamak değil, durumu kabullenip onunla baş etmeye devam etmek anlamına geldiğini kavrayabilirsiniz. Bu ifadeyi belirsizlik, çelişki veya kolayca ortadan kaldırılamayan sorunlardan söz ederken kullanabilirsiniz. 2. How could you carry that woman? — Konuşma edimbilimi ve tutum: How could you...? kalıbının burada tarafsız bir açıklama talebi olmadığını; şaşkınlık, sitem ve ahlaki yargı aktardığını ayırt edebilirsiniz. Böylece dilbilgisel açıdan soru olan bir sözün eleştiri işlevi gördüğü durumlarda konuşanın tutumunu çıkarabilirsiniz. 3. It is not the flag moving, nor the wind blowing, but rather — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Önce iki açıklamayı dışlayıp ardından üçüncü bir açıklama sunan dengeli yapıyı tanıyabilirsiniz. not..., nor..., but rather... kalıbını iki seçenekli bir tartışmayı yeniden çerçevelemek ve dikkati farklı bir yoruma yöneltmek için kullanabilirsiniz.
Bu derste
the unexplainable: isim öbeği olarak the + sıfat
Bu cümlede the unexplainable, “açıklanamayan şeyler veya olgular” anlamına gelir. Unexplainable sıfatı the sözcüğünden sonra gelir ve bir isim öbeğinin merkezinde görev yapar; gizli bırakılmış tek bir nesneyi nitelemez. the + sıfat yapısı, bütün bir sınıfı veya soyut bir alanı tek bir konu olarak sunabilir. Burada olası pek çok gizemi bir araya getirerek sorunun genel konusuna dönüştürür.
Alıştırma
“How do we explain the unexplainable?” cümlesinde the unexplainable ne anlama gelir?
- Adı söylenmemiş belirli bir nesne
- Açıklanamayan şeyler veya olgular
- Bir şeyleri açıklamayı reddeden insanlar
Cevabı göster
Açıklanamayan şeyler veya olgular
religious practices, and scientific inquiries.
0:14dini ritüele ve bilimsel araştırmaya ilham vermiştir.
has inspired: bugüne kadar süren etki için present perfect
Has inspired, has + inspired geçmiş zaman ortacıyla kurulan present perfect yapısıdır. Sorunun etkisini zaman içinde gelişmiş ve şu anda da önemini koruyan bir şey olarak sunar; tamamlanmış belirli bir geçmiş zaman belirtmez. Burada inspire, “bir şeyin oluşturulmasına veya sürdürülmesine neden olmak ya da bunu teşvik etmek” anlamındadır. Bu nedenle bir soru mitlere, uygulamalara ve araştırmalara inspire olabilir; fiilin yalnızca bir kişiye sanatsal fikir vermesi gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi has ve inspire fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Over the years, this question ____ many scientific studies.
Cevabı göster
has inspired
But Zen Buddhists practicing throughout China from the 9th to 13th century asked a different question: Dilbilgisi
0:17Ancak 9. ve 13. yüzyıllar arasında Çin'de uygulamalar yapan Zen Budistleri farklı bir soru sordu:
practicing throughout China...: isimden sonra gelen bir ortaç öbeği
practicing throughout China from the 9th to 13th century, Zen Buddhists ifadesinden sonra gelen bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. Nerede ve ne zaman pratik yaptıklarını ekleyerek hangi Budistlerin kastedildiğini belirtir; who practiced throughout China from the 9th to 13th century biçiminde açılabilir. Bu öbek, isim grubunun bir parçasıdır; cümlenin ana fiili değildir. Ana cümle Zen Buddhists ... asked a different question şeklindedir. Tarih anlatımında arka plan bilgilerini tek bir cümleye sıkıştırmak için bu yapı sıkça kullanılır.
Alıştırma
"Researchers studying the river discovered a new species," cümlesinde studying the river ne işe yarar?
- a new species ifadesini niteler.
- Researchers ifadesini niteler.
- Cümlenin ana fiilidir.
Cevabı göster
Researchers ifadesini niteler.
For these monks, blindly seeking answers was a vice to overcome, Kalıp ifadeler
0:27Bu keşişlere göre, körü körüne cevap aramak aşılması gereken bir zayıflıktı
blindly seeking answers ... a vice to overcome: düşünmeden cevap aramayı aşılması gereken bir kusur saymak
blindly seeking answers, cümlede özne görevi gören bir ulaç-ortaç yan cümlesidir. Burada blindly, “yeterince düşünmeden veya değerlendirmeden” anlamına gelir. Dolayısıyla eleştirilen şey bilgi aramanın kendisi değil, cevapları düşünmeden arama biçimidir. was a vice to overcome bu davranışı ciddi bir kusur veya kötü bir eğilim olarak değerlendirir. to overcome mastarı vice sözcüğünden sonra gelir ve bununla ne yapılması gerektiğini belirtir: bu kusur aşılmalıdır. Yeniden kullanılabilecek kalıp “[etkinlik] is a problem, habit, or weakness to overcome” şeklindedir.
Alıştırma
"blindly seeking answers was a vice to overcome," ifadesinde vice olarak adlandırılan nedir?
- Herhangi bir soru sorma eylemi
- Mümkün olan her cevap
- Cevapları düşünmeden arama
Cevabı göster
Cevapları düşünmeden arama
and learning to accept the mysteries of existence was the true path to enlightenment. Notlar
0:31ve varoluşun gizemlerini kabullenmeyi öğrenmek aydınlanmaya giden gerçek yoldu.
learning to accept: öğrenme sürecini özne yapmak
Burada learning to accept the mysteries of existence öbeğinin tamamı was fiilinin öznesidir. -ing biçimindeki learning, öğrenme sürecini hakkında konuşulan şey hâline getirir; belirli bir kişinin o anda sürdürdüğü bir eylemi anlatmaz. learning to + fiil kalıbı, bir beceriyi veya tutumu zamanla kazanma sürecini cümlenin konusu yapabilir: Learning to wait takes patience. Bu cümlede öğrenilen beceri to accept ile ifade edilir.
Alıştırma
Cümleyi learn fiilinin -ing biçimi ve ardından to accept kullanarak tamamlayın: ____ uncertainty takes time.
Cevabı göster
Learning to accept
true path to enlightenment: ruhsal uyanışa giden yol
Bu cümlede path mecazidir: fiziksel bir patikayı değil, bir hedefe ulaştıran yöntemi, uygulamayı veya süreci ifade eder. The true path to enlightenment, aydınlanmaya ulaşmanın gerçek yolu demektir. Budist veya ruhani bir bağlamda enlightenment, derin bir ruhsal uyanışı ya da cehaletten kurtulmayı ifade eder. Gerçek anlamda ışığı anlatmaz ve yalnızca yeni bir bilgi öğrenmekten daha özel bir anlama sahiptir.
Alıştırma
Cümlede the true path to enlightenment ne anlama geliyor?
- Daha aydınlık bir yere giden fiziksel bir yol
- Ruhsal uyanışa ulaşmanın bir yolu
- Tek bir bilgiyi hızla öğrenme yöntemi
Cevabı göster
Ruhsal uyanışa ulaşmanın bir yolu
But fighting the urge to explain the unexplainable can be difficult. Kalıp ifadeler
0:37Ancak açıklanamayanı açıklama dürtüsüyle savaşmak zor olabilir.
fight the urge to explain: açıklama dürtüsüne karşı koymak
Fight the urge to do something, bir şeyi yapmaya yönelik güçlü bir dürtüye karşı koymak demektir. Buradaki fighting, fiziksel bir kavga değil, kişinin içten gelen bir öz denetim çabasını anlatır. Konuşmacının anlatmak istediği, mümkün bir açıklaması olmasa bile insanların bir gizemi açıklamayı çok isteyebileceği ve bu dürtüye karşı koymanın zor olabileceğidir.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Nina tried to ____ open the gift early.
Cevabı göster
fight the urge to
So to help practice living with these mysteries, Dilbilgisi
0:41Bu yüzden, bu gizemlerle yaşamayı öğrenmeye yardımcı olmak için,
practice living with...: practice + -ing yapısı
Practice sözcüğünden sonra, alıştırması yapılan etkinliği belirtmek için -ing biçimi kullanılır: practice doing something. Bu nedenle cümlede practice to live değil, practice living denir. Live with something gerçek anlamının dışında da kullanılabilir; kolayca değiştirilemeyen bir durumu kabul etmek veya onunla başa çıkmak demektir. Buradaki these mysteries, kişinin zorla bir açıklama üretmeden kabul etmeye alıştığı cevapsız konulardır.
Alıştırma
Live fiilinin doğru biçimini kullanın: We practice ____ with uncertainty instead of demanding an answer.
Cevabı göster
living
the meditating monks used a collection of roughly 1,700 bewildering and ambiguous philosophical thought experiments called kōans. Kelime
0:44meditasyon yapan keşişler, koan adı verilen yaklaşık 1.700 kafa karıştırıcı ve belirsiz felsefi düşünce deneyinden oluşan bir koleksiyon kullandılar.
philosophical thought experiments: fikirleri zihinde sınamak
Thought experiment, yani düşünce deneyi, fiziksel bir deney yapmak yerine hayali bir durumu akıl yürüterek bir fikri sınamak için kullanmaktır. Burada philosophical, thought experiments ifadesini niteler. Kōanlar, laboratuvar deneyleri olarak değil, insanları fikirleri ve varsayımları incelemeye yönelten şaşırtıcı durumlar olarak sunulur.
Alıştırma
thought experiment ifadesinin en doğru anlamı nedir?
- Bir fikri akıl yürütme yoluyla sınamak için tasarlanan hayali bir durum
- Kimsenin analiz etmediği şaşırtıcı bir fikir
- Fiziksel ekipman kullanılması zorunlu olan bir laboratuvar işlemi
Cevabı göster
Bir fikri akıl yürütme yoluyla sınamak için tasarlanan hayali bir durum
translates to public record or case: diller arası karşılık vermek
Burada A translates to B, A’nın başka bir dilde B olarak ifade edilebildiği anlamına gelir. Özne The name tekildir; bu nedenle translates üçüncü tekil şahıs eki olan -s’yi alır. Bu yapı, yabancı bir sözcüğü, adı veya terimi açıklarken sık kullanılır. Bu cümlede public record or case, gong-an için iki olası İngilizce karşılık verir; o anda birinin çeviri yaptığını anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi translates to kullanarak tamamlayın: The Japanese word “mizu” ____ “water” in English.
Cevabı göster
translates to
But unlike real-world court cases, Anlatım akışı
1:00Ancak gerçek dünyadaki mahkeme davalarının aksine,
Unlike real-world court cases: karşıtlık kurmak
Unlike real-world court cases, ana cümleden önce yer alan bir karşılaştırma ifadesidir. Cümle temel farkı vermeden önce okuyucuya kōanların gerçek mahkeme davaları gibi işlediğini varsaymaması gerektiğini bildirir. Unlike + isim öbeği, özne + fiil yapısı önce karşılaştırılan şeyi adlandırır, ardından öznenin ondan nasıl farklı olduğunu belirterek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Bu cümlede baştaki Unlike a paper map, ifadesinin görevi nedir? Unlike a paper map, this app updates when a road closes.
- Uygulamanın nasıl farklı olduğunu belirtmeden önce kâğıt haritayı karşılaştırma unsuru olarak sunar.
- Uygulamanın bir tür kâğıt harita olduğunu söyler.
- Yolun neden kapandığını açıklar.
Cevabı göster
Uygulamanın nasıl farklı olduğunu belirtmeden önce kâğıt haritayı karşılaştırma unsuru olarak sunar.
Intentionally incomprehensible: kasıtlı olarak anlaşılmaz
Intentionally, incomprehensible sözcüğünü niteler. Incomprehensible, anlaşılması imkânsız veya son derece zor demektir; intentionally ise bu etkinin tesadüfen değil, planlı olarak oluşturulduğunu gösterir. Bu cümlede ifade, kōanların açık bir anlam taşımamasını bir şeyi net biçimde açıklama girişiminin başarısızlığı olarak değil, kasıtlı bir özellik olarak sunar.
Alıştırma
The instructions were intentionally incomprehensible cümlesine en uygun yorum hangisidir?
- Talimatlar dikkatle basitleştirildi.
- Talimatlar kasıtlı olarak anlaşılması imkânsız hâle getirildi.
- Talimatlar kazara biraz karmaşıklaştı.
Cevabı göster
Talimatlar kasıtlı olarak anlaşılması imkânsız hâle getirildi.
surreal, and frequently contradicted themselves. Kalıp ifadeler
1:07gerçeküstü ve çoğu zaman kendi içinde çelişkiliydiler.
frequently contradicted themselves: sık sık kendi içinde çelişmek
To contradict oneself, aynı kişinin sözlerinde veya aynı içeriğin içinde birlikte doğru ya da tutarlı olamayacak unsurlar bulunması demektir. Bu cümlede themselves, çoğul özne they'e döner: anlatılan şeylerin içeriğinde tekrar tekrar iç çelişkiler vardır. Frequently bunun yalnızca bir kez değil, sık sık gerçekleştiğini gösterir. Yeniden kullanılabilecek yapı özne + contradict + özneyle uyumlu dönüşlü zamirdir; I contradict myself, she contradicts herself ve the rules contradict themselves örneklerinde olduğu gibi.
Alıştırma
Cümleyi contradict oneself ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Nora first said she had never seen the film, but later she described the ending, so she ____.
Cevabı göster
contradicted herself
they contained a proverb about the Zen Buddhist monastic code,
1:11Zen Budist manastır kuralları hakkında bir atasözü içeriyorlardı,
On the surface: ilk izlenimi bildiren ifade
On the surface, yalnızca en belirgin ilk izlenimi sunan bir söylem belirtecidir. Burada daha derin bir yorum ele alınmadan önce içeriğin ilk bakışta ne barındırıyor gibi göründüğünü çerçeveler. Dinleyiciye daha sonra başka bir katman, karmaşık bir durum veya karşıtlık geleceğini bildirerek anlatımı düzenler. İlk izlenim mutlaka yanlış değildir; yalnızca eksiktir.
Alıştırma
Karşıtlıktan önce ilk görünüşü sunan söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: ____, the app seems free, but several useful features require payment.
Cevabı göster
On the surface
such as living without physical or mental attachments, Kültür
1:16fiziksel veya zihinsel bağlar olmadan yaşamak,
living without physical or mental attachments: fiziksel veya zihinsel bağlılıklar olmadan yaşamak
Burada attachments sözcüğü, bırakılması zor olan eşyalara, duygulara, düşüncelere veya kimliklere yönelik güçlü bağları ifade eder. physical or mental sözleri bu bağları maddi şeylere duyulan bağlılıklar ve zihinde tutulan bağlılıklar olarak ayırır; burada attachments e-postaya eklenen dosyalar anlamına gelmez. Living without these attachments, kişinin sahip olduğu, hissettiği veya inandığı şeylerin denetimi altında olmamasına ilişkin Budist ideali anlatır. Bu, hiç eşya, ilişki veya duygu sahibi olmamayı gerektirmez; temel düşünce bunlara sıkıca tutunmamaktır.
Alıştırma
"The retreat encourages living without physical or mental attachments," cümlesinde attachments ne anlama gelir?
- Bir mesaja eklenen dosyalar
- İki nesneyi bağlamak için kullanılan fiziksel aygıtlar
- Kişinin sıkıca tutunduğu şeyler, duygular veya düşünceler
Cevabı göster
Kişinin sıkıca tutunduğu şeyler, duygular veya düşünceler
and realizing one's true Buddha nature. Kültür
1:21ve kişinin gerçek Buda doğasını fark etmesi gibi.
avoiding binary thinking: ikili düşünmeden kaçınmak
Binary thinking, karmaşık bir konuyu arada hiçbir seçenek yokmuş gibi birbirine zıt yalnızca iki seçeneğe indirgemek demektir; örneğin bir şeyin tamamen doğru ya da tamamen yanlış olduğunu düşünmek. Avoiding binary thinking ise orta yolları, karışık durumları veya başka olasılıkları aramak anlamına gelir. Burada binary, bilgisayardaki ikili kodu değil, bir düşünme biçimini anlatır. Bu ifade, her soruyu basit bir ya o ya bu cevabına zorlamayan bir yaklaşımı açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi açıklama binary thinking için en açık örnektir?
- Bir konuyu iki karşıt seçeneğe indirgemek ve bütün orta konumları reddetmek
- Yeni kanıtlar ortaya çıktıktan sonra görüş değiştirmek
- Karar vermeden önce birkaç açıklamayı incelemek
Cevabı göster
Bir konuyu iki karşıt seçeneğe indirgemek ve bütün orta konumları reddetmek
kişinin gerçek Buda doğasını fark etmesi
Buda doğası, canlılarda zaten bulunduğu kabul edilen içsel uyanış kapasitesini veya temelini anlatan Budist bir terimdir. Burada realizing, onu ilk kez var etmek değil, fark etmek veya doğrudan kavramak anlamına gelir. One's, «kişinin kendi» anlamını veren genel bir iyelik biçimidir. İfade, öğretinin zaten mevcut kabul ettiği içsel bir potansiyeli keşfetmeyi anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede realizing one's true Buddha nature ne anlama gelir?
- Kişinin içindeki uyanış potansiyelini fark etmesi
- Bir keşişten resmî bir unvan alması
- Tarihî bir Buda'nın kişiliğini geliştirmesi
Cevabı göster
Kişinin içindeki uyanış potansiyelini fark etmesi
But by framing those lessons as illogical anecdotes, Dilbilgisi
1:24Ancak bu dersleri mantıksız anekdotlar şeklinde sunarak,
they became tests to help practicing monks learn to live with ambiguity and paradox. Kalıp ifadeler
1:28pratik yapan keşişlerin belirsizlik ve paradoksla yaşamayı öğrenmelerine yardımcı olan testler haline geldiler.
by framing X as Y: X'i Y olarak sunarak
By + -ing, bir sonuca götüren yöntemi anlatır. Frame X as Y, X'i Y bakış açısından sunmak veya tanımlamak ve böylece başkalarının onu nasıl anlayacağını yönlendirmek demektir. Bu cümlede dersler mantıksız anekdotlar olarak sunulur ve bu sunuş biçimi onların sınav işlevi görmesini sağlar. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp by framing X as Y şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi frame X as Y kullanan iki sözcüklü yöntem ifadesiyle tamamlayın: ____ the challenge as a game, the coach made practice more fun.
Cevabı göster
By framing
learn to live with ambiguity and paradox: belirsizlik ve paradoksla yaşamayı öğrenmek
Burada live with, “aynı evde yaşamak” anlamına gelmez. Soyut bir isimle kullanıldığında, zor veya belirsiz bir durumu kabul edip ona rağmen devam etmek demektir. Learn to live with ambiguity and paradox, her belirsizliği veya görünürdeki çelişkiyi zorla tek ve basit bir cevaba dönüştürmeden düşünüp hareket edebilme yeteneğini zamanla geliştirmek demektir. Ambiguity birden fazla yoruma izin verir; paradox ise çelişkili görünse de bir içgörü ortaya çıkarabilir.
Alıştırma
“Kabul edip buna rağmen devam etmek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When no perfect answer exists, we must learn to ____ uncertainty.
Cevabı göster
live with
By puzzling through these confusing cases, Öbek fiiller
1:34Meditasyon yapan keşişler, bu kafa karıştırıcı davalar üzerinde kafa yorarak
meditating monks could both internalize and practice Buddhist teachings. Dilbilgisi
1:36Budist öğretilerini hem içselleştirebilir hem de uygulayabilirlerdi.
By puzzling through: zorluğu adım adım aşmayı yöntem olarak kullanmak
Puzzle through something, zor veya kafa karıştırıcı bir malzemeyi anlayana ya da ele alana kadar onun üzerinde adım adım çalışmayı sürdürmek demektir. Yalnızca kısa bir süre düşünmeyi değil, çabayı ve aşamalı ilerlemeyi vurgular. By + -ing biçimi, bir sonucu ortaya çıkaran yöntemi belirtir. Bu nedenle By puzzling through these confusing cases, keşişlerin daha sonra belirtilen sonuca bu zorlu düşünme süreciyle ulaştığını anlatır.
Alıştırma
“Kafa karıştırıcı bir şeyi adım adım inceleyerek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ the strange results, the team found the error.
Cevabı göster
By puzzling through
could both internalize and practice: both A and B yapısı
could both internalize and practice ifadesinde both...and..., aynı kip belirteci could'un kapsamındaki iki yalın fiili eş görevli olarak bağlar. Could iki eylem için de geçerlidir; Buddhist teachings ise ikisinin ortak nesnesidir. Both, sonuçlardan yalnızca birini değil ikisini de açıkça vurgular. Bu yapı sözcükleri veya birbiriyle eşleşen öbekleri bağlayabilir; bağlanan bölümlerin dil bilgisel biçimleri paralel olmalıdır.
Alıştırma
Birbirine paralel iki yararı vurgulamak için both...and... kullanın: The new routine can ____ save time ____ reduce stress.
Cevabı göster
both · and
they would let go of the search for one true answer and trigger a spiritual breakthrough. Notlar
1:42tek bir doğru cevap arayışını bırakacak ve ruhsal bir uyanışı tetikleyeceklerdi.
let go of the search for one true answer: zihinsel bağlılığı bırakmak
Burada let go of mecaz anlamdadır. Fiziksel olarak eli açmak değil, zihinsel bir bağlılığı bırakmak veya bir şeyde ısrar etmeyi durdurmak demektir. Bırakılan şey the search for one true answer, yani tek bir doğru cevap bulma zorunluluğuna duyulan bağlılıktır. Kalıp let go of + isim veya isim öbeği şeklindedir. Of düşürülmez: let go of the search, let go of fear, let go of the need to be perfect.
Alıştırma
Mükemmeliyetçiliğin onu kaygılandırdığını fark ettikten sonra, hangi cümle bu zihinsel bağlılığı bıraktığını en iyi gösterir?
- She kept looking for a way to control every detail.
- She let go of her need to control every detail.
- She asked someone else to control every detail.
Cevabı göster
She let go of her need to control every detail.
trigger a spiritual breakthrough: ruhsal bir atılımı tetiklemek
Bu cümlede trigger, “önemli bir şeyin başlamasına veya gerçekleşmesine neden olmak” anlamına gelir. Nesnesi olan a spiritual breakthrough, bir kişinin iç dünyasında veya ruhsal yaşamında önemli bir yeni anlayışı ya da büyük bir değişimi ifade eder. trigger + isim kalıbı, bir şeyi sonucun nedeni olarak sunar. Burada tek bir doğru cevap arayışından vazgeçmenin derin bir içsel değişime yol açması beklenmektedir.
Alıştırma
Cümleyi “birinin iç dünyasında büyük bir değişime neden olmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The retreat may ____.
Cevabı göster
trigger a spiritual breakthrough
Since these are intentionally unexplainable, Anlatım akışı
1:47Bunlar kasıtlı olarak açıklanamaz oldukları için,
it would be misguided to try and decipher these stories ourselves. Dilbilgisi
1:50bu hikayeleri kendimizin çözmeye çalışması yanılgı olur.
Since these are intentionally unexplainable: nedeni önce vermek
Since these are intentionally unexplainable, ana iddiadan önce yerleştirilmiş bir neden yan cümlesidir. Hikâyeleri çözmeye çalışmanın yanlış bir yaklaşım olacağı yönündeki yargıya temel sağlar. Nedeni önce vermek, dinleyiciyi kanıttan sonuca yönlendirir: hikâyeler açık bir açıklamaya sahip olmayacak şekilde tasarlandığı için onlara zorla bir açıklama bulmaya çalışmak yanlış bir yaklaşım olarak sunulur. Burada since, because veya given that anlamındadır; geçmişteki bir zamandan bugüne kadar anlamında değildir.
Alıştırma
“Since these are intentionally unexplainable” ifadesinin cümledeki görevi nedir?
- Ana cümledeki yargının nedenini verir.
- İki farklı açıklamayı karşılaştırır.
- Hikâyelerin ne zaman açıklanamaz hâle geldiğini belirtir.
Cevabı göster
Ana cümledeki yargının nedenini verir.
it would be misguided to try and decipher: bir yaklaşımın isabetsiz olduğunu kibarca belirtmek
it would be misguided to try and decipher bir eylemi akılsızca veya yanlış yöne götüren bir yaklaşım olarak değerlendirir. Burada insanların kötü olduğu söylenmiyor; kasten açıklanamaz olan hikâyelere zorla açık bir yorum getirmeye çalışmak eleştiriliyor. would değerlendirmeyi yumuşatır ve ifadenin It is wrong gibi sert bir hükümden çok, düşünülmüş bir sonuç gibi duyulmasını sağlar. try and decipher, try to decipher ile aynı anlama gelir ve gizli bir anlamı ortaya çıkarma girişimini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede it would be misguided to try and decipher neyi ima ediyor?
- Bu girişim çoktan tamamlanmış olurdu.
- Bu girişim ahlaken kötü olurdu.
- Bu girişim akılsızca olurdu veya yanlış yöne giderdi.
Cevabı göster
Bu girişim akılsızca olurdu veya yanlış yöne giderdi.
we can puzzle over them together and investigate just how resistant they are to simple explanations. Notlar
1:56biz de birlikte bunlar üzerinde kafa yorabilir ve basit açıklamalara ne kadar dirençli olduklarını inceleyebiliriz.
like the monks before us, ... ortak bir düşünme çerçevesi oluşturmak
Like the monks before us, cümlenin başına yerleştirilmiş bir karşılaştırma çerçevesidir. Ana eylem söylenmeden önce konuşmacıyı ve dinleyiciyi daha önceki bir dönemde yaşamış keşişlerle aynı çizgiye getirir ve herkesi ortak bir düşünme ve araştırma sürecini sürdürmeye davet eder. Burada before us zaman bakımından “bizden önce” demektir; mekânsal olarak “önümüzde” demek değildir. Bu ifade, şimdiki araştırmayı daha eski bir düşünce geleneğine bağlar; dinleyicilerin kelimenin gerçek anlamıyla keşiş olduğunu söylemez.
Alıştırma
Like the monks before us, cümlenin başında hangi işlevi görür?
- Konuşmacının keşişler hakkında düşünmeyi reddettiğini gösterir.
- Mevcut grubu daha önceki keşişlerle karşılaştırır.
- Keşişlerin fiziksel olarak konuşmacının önünde durduğunu söyler.
Cevabı göster
Mevcut grubu daha önceki keşişlerle karşılaştırır.
puzzle over: zor bir şey üzerinde uzun uzun düşünmek
Puzzle over something, bir şeyi anlamak zor olduğu için onun üzerinde dikkatle ve uzun süre düşünmek demektir. Odak noktası düşünmeyi sürdürmektir; mutlaka bir çözüme ulaşıldığı anlamına gelmez. Nesne over'dan sonra gelir: puzzle over them. Buradaki together, ifadeyi daha önce sözü edilen şeyler üzerinde birlikte düşünme davetine dönüştürür.
Alıştırma
Cümleyi puzzle over ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The detectives ____ the strange message for hours.
Cevabı göster
puzzled over
just how resistant they are to simple explanations: dolaylı soru söz dizimi
investigate just how resistant they are to simple explanations ifadesinde, how ile başlayan yan cümle dolaylı bir sorudur ve neyin araştırıldığını belirtir. Konuşulan şeylerin basit açıklamalarla ne ölçüde açıklanamadığını sorar. Dolaylı soru, düz cümle söz dizimini kullanır: how + sıfat + özne + be. Bu nedenle how resistant are they değil, how resistant they are kullanılır. Just dereceyi vurgular ve “tam olarak ne kadar” ya da “gerçekten ne kadar” gibi bir anlam katar.
Alıştırma
Hangi cümlede find out sonrasında dolaylı soru doğru kullanılmıştır?
- We need to find out just how resistant the material is to heat.
- We need to find out just how resistant is the material to heat.
- We need to find out just the material is how resistant to heat.
Cevabı göster
We need to find out just how resistant the material is to heat.
Consider this kōan illustrating the practice of no attachment. Kültür
2:02Bağlanmama pratiğini örnekleyen bu koanı ele alalım.
illustrating the practice of no attachment: bağlanmama pratiğini göstermek
illustrating the practice of no attachment, kōan sözcüğünden sonra gelen ve kōan’ın ne yaptığını açıklayan bir -ing öbeğidir. Yani belirli bir uygulamayı göstermeye yardımcı olan bir hikâye ya da durum sunar. That illustrates the practice of no attachment gibi bir yan cümlenin kısaltılmış biçimidir. Burada no attachment, Budist bağlamda arzulara, düşüncelere veya sonuçlara tutunmamak anlamına gelir. Bu ifade, kōan’ın sıradan bir hikâye değil, bu düşüncenin somut bir örneği olduğunu gösterir.
Alıştırma
illustrating the practice of no attachment ifadesi kōan hakkında ne anlatıyor?
- Somut bir hikâyeyle Budist bir düşünceyi gösterir.
- Kōan’a resimler ekler.
- Kōan’ın hiçbir şeyle bağlantısı olmadığını söyler.
Cevabı göster
Somut bir hikâyeyle Budist bir düşünceyi gösterir.
they see an attractive traveler unable to cross the muddy path. Dilbilgisi
2:13çamurlu yolu geçemeyen çekici bir gezgin görürler.
unable to cross: geçememek
Unable to cross bir sıfat öbeğidir: unable, yapamamak anlamına gelir ve ardından to ile fiilin yalın hâli olan cross gelir. Traveler sözcüğünden sonra gelerek gezginin durumunu açıklar; a traveler who is unable to cross the muddy path ile aynı temel anlamı taşır. Bu ifade, durum veya kişinin kapasitesi nedeniyle geçmenin mümkün olmadığını anlatır; gezginin geçmeyi reddettiğini söylemez. Bu öbeği bir isimden sonra kullanmak, bir kişinin durumunu anlatı içinde kısa biçimde eklemeyi sağlar.
Alıştırma
Bir engelle karşılaşan kişiyi anlatırken unable to ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- The rescue team found a hiker unable reaching the bridge.
- The rescue team found a hiker unable to reach the bridge.
- The rescue team found a hiker unwilling to reach the bridge.
Cevabı göster
The rescue team found a hiker unable to reach the bridge.
carrying the traveler on his back across the street and placing her down without a word. Kalıp ifadeler
2:20gezgini sırtında sokağın karşısına taşır ve tek bir kelime bile etmeden onu yere indirir.
politely offers his help: kibarca yardım teklif etmek
Bu cümlede offers his help, Tanzan'ın gönüllü olarak yardım etmeyi teklif ettiğini anlatır. Odak noktası yardım teklifidir. His, onun verebileceği yardımı; politely ise teklifi nasıl yaptığını gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı offer + iyelik belirleyicisi + help şeklindedir: offer my help, offer your help, offer her help ve benzerleri. Bu yapı, yardımı bir kişinin vermeye istekli olduğu bir şey olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi offer one's help ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When Leo saw his classmate carrying too many books, he ____.
Cevabı göster
offered his help
without a word: sessizce bir şey yapmak
Without a word, hiçbir şey söylemeden anlamına gelir. Word tekil olsa da bütün ifade, yalnızca belirli bir sözcüğün eksik olduğunu değil, hiçbir söz söylenmediğini anlatır. Bir eylemden sonra kullanıldığında, kişinin o eylemi sessizce tamamladığını gösterir. Anlatımda without saying anything ifadesinin daha kısa bir alternatifidir.
Alıştırma
Cümleyi without a word ile tamamlayın: After the coach announced the result, Sam turned around and walked away ____.
Cevabı göster
without a word
monks were not supposed to go near women, Dilbilgisi
2:28keşişlerin kadınların yakınına gitmemesi gerekirdi,
According to monastic law: bir kuralı kaynak olarak gösterme
According to + kaynak, “o kaynağın söylediğine göre” ya da “o kaynaktaki kurala göre” anlamına gelir. Burada monastic law, ardından gelen kısıtlamanın dayandığı yetkili kaynaktır. Bu ifade bir bilginin kaynağını gösterir; tek başına konuşanın o kaynağa katıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Özgün cümlede According to monastic law neyi gösteriyor?
- Keşişler kuralın her bölümünü kişisel olarak onaylamaktadır.
- Konuşan kişi yeni bir manastır kuralı oluşturmaktadır.
- Ardından gelen ifade manastır kurallarına dayanmaktadır.
Cevabı göster
Ardından gelen ifade manastır kurallarına dayanmaktadır.
were not supposed to go near: kurala dayalı bir yasak
Be supposed to + fiilin yalın hâli, bir kuralın veya beklentinin gerektirdiği şeyi anlatabilir. Olumsuz was/were not supposed to + fiilin yalın hâli, bir eylemin kurala veya beklentiye aykırı olduğunu belirtir. Burada monks were not supposed to go near women, manastır kurallarının keşişlerin kadınlara yaklaşmamasını gerektirdiği anlamına gelir. Were, çoğul özne monks ve geçmiş zamanla uyumludur; go ise to sonrasında yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Cümleyi be supposed to yapısının olumsuz biçimiyle tamamlayın: Museum visitors ____ touch the paintings.
Cevabı göster
are not supposed to
let alone touch a beautiful stranger: daha da ileri bir ikinci durum
Let alone, ilkinden daha ileri ve daha uç olan ikinci bir durumu tanıtır. Burada kadınlara yaklaşmak zaten yasaktır; güzel bir yabancı kadına dokunmak ise kuralın daha da açık bir ihlali olarak sunulur. Bu ifade düşünceleri bir derece sırasına koyar: Daha hafif olan ilk davranışa izin verilmiyorsa daha ileri olan davranışa elbette izin verilmez. Let alone sonrasındaki sözler genellikle önceden kurulmuş dil bilgisi yapısını sürdürür.
Alıştırma
Hangi cümlede let alone, daha az zor bir durumdan çok daha zor bir duruma geçmek için doğru kullanılmıştır?
- Leo cannot run a marathon, let alone walk one kilometer.
- Leo cannot walk one kilometer, let alone run a marathon.
Cevabı göster
Leo cannot walk one kilometer, let alone run a marathon.
could no longer restrain himself: kendini kontrol etmenin sınırına gelmek
Could no longer restrain himself ifadesinde no longer bir değişimi gösterir: Ekido bir duyguyu, söylemek istediği bir sözü veya bir dürtüyü bastırıyordu, ancak artık bunu sürdüremeyeceği noktaya geldi. Restrain oneself, kişinin kendi tepkisini kontrol etmesi demektir. Bu ifade çoğu zaman okuyucuyu kişinin sonunda söyleyeceği veya yapacağı şeye hazırlar, ancak tepkinin tam olarak ne olduğunu tek başına belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi Leo ile uyumlu restrain oneself biçimiyle tamamlayın: After listening quietly for an hour, Leo could no longer ____ and objected.
Cevabı göster
restrain himself
Kınama olarak How could you carry that woman?
Bu cümlede How could you...? eylemin nasıl mümkün olduğunu açıklama isteği değildir. Bir kınamadır: konuşan kişi diğerinin bunu yapmasına şaşırır ve davranışı yanlış bulur. Bu kalıp çoğu zaman “Bunu yaptığına inanamıyorum” veya “Bunu yapmamalıydın” anlamına gelir. Soru biçimi eleştiriyi güçlü kılar, ancak gerçek bilgi veren bir cevap beklenmez.
Alıştırma
How could you carry that woman? diyen kişi esas olarak ne yapıyor?
- Dinleyenin kadını taşıyacak fiziksel gücü olup olmadığını kontrol etmek
- Şaşkınlık belirtip dinleyeni kadını taşıdığı için suçlamak
- Kadını taşımak için hangi yöntemin kullanıldığını sormak
Cevabı göster
Şaşkınlık belirtip dinleyeni kadını taşıdığı için suçlamak
Psikolojik bir mecaz olarak Are you still carrying her?
Gerçek anlamıyla carrying her, kadını fiziksel olarak desteklemek veya taşımaktır. Ancak I left the traveler there, fiziksel eylemin sona erdiğini gösterir. İkinci soru carry fiilini psikolojik bir anlama taşır: dinleyen kişi, olanlarla ilgili düşüncelerine ve yargısına hâlâ tutunmaktadır. Still, kadın fiziksel olarak geride bırakıldıktan sonra bile bu bağlılığın sürdüğünü vurgular.
Alıştırma
Bu bağlamda Are you still carrying her? esas olarak ne anlama gelir?
- Yolcuyu fiziksel olarak hâlâ taşıyorsun.
- Geri dönüp yolcuyu yeniden taşımayı planlıyorsun.
- Yolcuya ve olanlara zihninde hâlâ tutunuyorsun.
Cevabı göster
Yolcuya ve olanlara zihninde hâlâ tutunuyorsun.
one popular reading suggests that: kesinleştirmeden bir yorum sunmak
Bir analizde reading; bir hikâyenin, metnin, olayın veya görüntünün yorumu anlamına gelir. Burada one popular reading, birçok kişinin benimsediği yorumlardan birini ifade eder. suggests that kalıbı bu yorumun içeriğini sunar. One ve suggests birlikte iddiayı açık uçlu bırakır: konuşan kişi yaygın bir açıklama sunar, bunun tek doğru cevap olduğunu ilan etmez.
Alıştırma
Bir analizde one popular reading suggests that ... kalıbının işlevi nedir?
- Yaygın bir yorumu tek olası cevap gibi göstermeden tanıtır.
- Dinleyicilerin hemen okumaya başlamasını tavsiye eder.
- Bütün okurların bu yorumda anlaştığını kanıtlar.
Cevabı göster
Yaygın bir yorumu tek olası cevap gibi göstermeden tanıtır.
despite never having physically carried the traveler, Dilbilgisi
2:51gezgini fiziksel olarak hiç taşımamış olmasına rağmen,
Ekido broke monastic law by mentally clinging to the woman. Notlar
2:53Ekido'nun o kadına zihinsel olarak tutunarak manastır kurallarını çiğnediğini öne sürmektedir.
despite never having physically carried the traveler: tamamlanmış gerund ile karşıtlık
Despite bir karşıtlığa rağmen geçerli olma ilişkisi kurar: despite sonrasındaki durum şaşırtıcı görünmesine yol açsa bile ana ifade doğrudur. Despite bir edat olduğu için never having physically carried the traveler, isim gibi işlev gören bir gerund grubudur. Having carried tamamlanmış bir gerund yapısıdır ve taşıma eylemini ana cümledeki yargıdan önceye yerleştirir. Anlaşılan öznesi Ekido'dur. Never, bu önceki eylemin gerçekleşmediğini belirtir; physically ise cümlenin ilerleyen kısmındaki mentally ile karşıtlık oluşturur.
Alıştırma
Despite ile kurulmuş, dilbilgisi açısından doğal cümleyi seçin.
- Despite never having visited the city, Lina knew its history well.
- Despite she had never visited the city, Lina knew its history well.
- Despite never had visited the city, Lina knew its history well.
Cevabı göster
Despite never having visited the city, Lina knew its history well.
broke monastic law: keşişlerin kurallarını ihlal etmek
broke monastic law ifadesindeki broke, break fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve “fiziksel olarak zarar verdi” değil, “ihlal etti” anlamına gelir. Monastic law, keşişlerin uyması gereken dinî kuralları veya disiplini ifade eder. Başka durumlara aktarılabilecek yapı break + yasa ya da kural biçimindedir: Birinin belirlenmiş bir kurala uymadığını anlatır. Kullanılan isim, hangi kuralın ihlal edildiğini gösterir.
Alıştırma
“Ekido broke monastic law” burada ne anlama geliyor?
- Keşişlerin uyması gereken dinî kuralları ihlal etti.
- Keşişlerin kullandığı bir kural kitabına fiziksel olarak zarar verdi.
- Keşişler için yeni bir kurallar bütünü yazdı.
Cevabı göster
Keşişlerin uyması gereken dinî kuralları ihlal etti.
mentally clinging to: zihnen bağlanıp bırakamamak
Mentally, clinging to ifadesinin fiziksel olarak tutunmayı değil, mecazî bir anlamı anlattığını gösterir. Bir kişiye, fikre, umuda veya anıya cling to etmek; ona güçlü biçimde bağlı kalmak ve bırakmakta zorlanmak anlamına gelebilir. by + -ing yapısı Ekido’nun kuralı nasıl ihlal ettiğini açıklar: İçindeki bağlılığın sürmesi, ihlalin kendisi olarak sunulur. Bu kullanım çoğu zaman bağlılığın olması gerekenden daha uzun sürdüğünü düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi cling to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: She is still ____ the belief that the message was a mistake.
Cevabı göster
clinging to
Yasanın lafzı ile ruhu arasındaki gri alan
The letter of the law, bir yasanın veya kuralın tam olarak yazılı sözlerini ve açıkça belirtilen şartlarını anlatır. The spirit of the law ise onun arkasındaki amacı, ilkeyi veya niyeti anlatır. İkisi arasındaki gri alan, yazılı sözlere uymanın bir davranışın amacı yerine getirip getirmediğini kesin olarak göstermediği durumdur. Bu cümlede ifade, kōanların incelediği çatışma türünü adlandırır: kurala kelimesi kelimesine uymak ile alttaki niyet farklı yargılara götürebilir.
Alıştırma
Hangi durum bir kuralın lafzı ile ruhu arasındaki gri alanı en iyi gösterir?
- Bir öğrenci kuralın tam olarak yazılı sözlerine uyar, ancak amacını boşa çıkarır.
- Bir öğrenci kuralı çiğner ve amacını da reddeder.
- Bir öğrenci kuralın hem yazılı sözlerine hem de amacına uyar.
Cevabı göster
Bir öğrenci kuralın tam olarak yazılı sözlerine uyar, ancak amacını boşa çıkarır.
In addition to exploring ambiguity, Kalıp ifadeler
3:06Koanlar, belirsizliği keşfetmenin yanı sıra,
kōans often ridiculed characters claiming total understanding of the world around them. Kalıp ifadeler
3:09etraflarındaki dünyayı tamamen anladıklarını iddia eden karakterlerle sık sık alay ediyordu.
In addition to + isim veya -ing biçimi
In addition to, “... yanı sıra” veya “... ek olarak” anlamına gelir. Önce bir unsuru tanıtır, ana cümle de başka bir unsur ekler. Burada belirsizliği keşfetmek kōanların bir işlevidir; her şeyi bütünüyle anladığını iddia eden insanlarla alay etmek ise diğeridir. Bu ifadedeki to bir edattır; bu nedenle ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir. Örnekte exploring, explore fiilinin -ing biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi in addition to ifadesiyle tamamlayın: ____ caring for the garden, Omar feeds the chickens.
Cevabı göster
In addition to
claiming total understanding of...: tamamen anladığını iddia etmek
Burada claiming total understanding of the world around them, characters sözcüğünü niteleyen bir sıfat-fiil grubudur. “Çevrelerindeki dünyayı tamamen anladıklarını iddia eden karakterler” anlamına gelir. Claim, bu karakterlerin doğru diye ileri sürdüğü şeyi aktarır; gerçekten anladıklarını doğrulamaz. Total, iddiayı mutlak hâle getirir ve ridiculed fiili bu özgüvenin eleştirildiğini gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede “characters claiming total understanding” neyi ima eder?
- Başkalarından kendilerine her şeyi açıklamalarını istiyorlar.
- Bilgilerinin eksiksiz olduğunu kanıtladılar.
- Her şeyi anladıklarını söylüyorlar, ancak anlatıcı bu iddiayı mutlaka kabul etmiyor.
Cevabı göster
Her şeyi anladıklarını söylüyorlar, ancak anlatıcı bu iddiayı mutlaka kabul etmiyor.
One such example finds three monks debating a temple flag rippling in the wind. Kelime
3:15Böyle bir örnekte üç keşişin rüzgarda dalgalanan bir tapınak bayrağını tartışması anlatılır.
One such example finds...: find ile anlatı sahnesi sunmak
Buradaki finds, “keşfeder” ya da “yerini bulur” anlamında değildir. Anlatı dilinde One such example finds three monks debating..., bu örneğin üç keşişi tartışma hâlinde sunduğu anlamına gelir. story/chapter/scene/example + finds + person + complement kalıbı bir karakteri belirli bir sahneye yerleştirir. One such ayrıca bu özel örneği hemen önce sözü edilen örnek türüne bağlar.
Alıştırma
“The next chapter finds Maya starting a new job,” cümlesinde finds ne anlama gelir?
- Maya’yı yeni bir işe başlarken gösterir.
- Bölümün Maya’yı aradığını söyler.
- Maya’nın kayıp bir işi bulduğunu söyler.
Cevabı göster
Maya’yı yeni bir işe başlarken gösterir.
The first monk refers to the flag as a moving banner, Kalıp ifadeler
3:20İlk keşiş bayrağı hareket eden bir sancak olarak tanımlarken,
refer to X as Y: X'i Y olarak adlandırmak veya tanımlamak
refer to X as Y kalıbı, “X'i Y olarak adlandırmak” veya “X'i Y olarak tanımlamak” anlamına gelir. Bu cümlede X, the flag; Y ise a moving banner ifadesidir. as, X'e verilen adı veya tanımı getirir. Bu kalıp, birinin bir şeyi nasıl adlandırdığını, sınıflandırdığını veya gördüğünü aktarabilir; ancak konuşanın bu etikete şahsen katıldığını göstermez.
Alıştırma
refer to X as Y kalıbındaki eksik sözcükle cümleyi tamamlayın: Researchers refer to this stage ____ the testing phase.
Cevabı göster
as
while the second monk insists that they are not seeing the flag move, Anlatım akışı
3:24ikinci keşiş bayrağın hareket ettiğini değil,
not ... but rather ...: bir açıklamanın yerine başka bir açıklama koymak
not A, but rather B kalıbı önce A'yı reddeder, ardından B'yi daha doğru bir seçenek olarak sunar. Rather düzeltmeyi güçlendirir: B, yalnızca ek bilgi vermek yerine A'nın yerini alır. Burada cümle odağı bayraktan rüzgâra kaydırır ve savı bir ekleme olarak değil, düzeltme olarak düzenler.
Alıştırma
Cümleyi not ... but rather ... düzeltme kalıbıyla tamamlayın: The delay was ____ caused by traffic, ____ by a late delivery.
Cevabı göster
not · but rather
They argue back and forth until finally a third monk intervenes. Kalıp ifadeler
3:29Nihayetinde üçüncü bir keşiş araya girene kadar tartışıp dururlar.
argue back and forth: karşılıklı olarak tekrar tekrar tartışmak
Burada argue back and forth, iki tarafın karşıt görüşlerle birbirine tekrar tekrar cevap vermesi demektir. Back and forth, yalnızca tek bir anlaşmazlığı değil, tekrarlanan bir karşılıklı tartışmayı anlatır. Aynı ifade iki yön arasında tekrarlanan fiziksel hareketi de anlatabilir; ancak argue fiilinden sonra konuşmanın iki taraf arasında gidip gelmesini ifade eder.
Alıştırma
“İki taraf arasında tekrarlanan bir karşılıklı konuşma içinde” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyi tamamlayın: The captains argued ____ about the route for nearly an hour.
Cevabı göster
back and forth
It is not A, nor B, but rather C: iki açıklamayı reddetmek
Bu cümle, iki açıklamayı reddedip üçüncü bir açıklamayı gerçek açıklama olarak sunmak için It is not A, nor B, but rather C yapısını kullanır. Nor, not sözcüğünün olumsuz anlamını sürdürür: A doğru değildir ve B de doğru değildir. But rather ise düzeltme olan C’yi sunar. Üç bölüm, karşılaştırılabilir dil bilgisi biçimleri kullandığında en iyi sonucu verir. Burada the flag moving, the wind blowing ve the movement of your minds isim benzeri seçenekler olarak işlev görür; böylece dinleyen kişi bunları açıkça karşılaştırabilir.
Alıştırma
İki nedeni reddedip üçüncü bir neden veren yapıyı tamamlayın: It was not the battery, ____ the screen, ____ a loose cable that caused the problem.
Cevabı göster
nor · but rather
Bir mecaz olarak the movement of your minds
Bu cümlede the movement of your minds mecazi bir ifadedir. Zihinler fiziksel olarak yer değiştirmez; ifade, hareketi bayrak ve rüzgârdan gözlemcilerin düşünce ve yargılarına taşır. Böylece odak, dışarıdaki bir olaydan insanların gördüklerini nasıl yorumladığına kayar. Daha genel olarak bu tür bir ifade, yalnızca gözlemlenen şeyi değil, gözlemcinin zihnini de incelemeye çağırır.
Alıştırma
Bu cümlede the movement of your minds ne anlama geliyor?
- Gözlemcilerin düşünce ve yargıları, gördüklerini nasıl anladıklarında etkin rol oynuyor.
- Gözlemciler bayraktan yürüyerek uzaklaşıyor.
- Beyinleri kafalarının içinde fiziksel olarak hareket ediyor.
Cevabı göster
Gözlemcilerin düşünce ve yargıları, gördüklerini nasıl anladıklarında etkin rol oynuyor.
One interpretation of this kōan plays on the supposed wisdom of the arguing monks. Öbek fiiller
3:40Bu koanın bir yorumu, tartışan keşişlerin sözde bilgelikleriyle oynar.
plays on the supposed wisdom: “sözde bilgelikten” yararlanmak
Burada plays on, “bir etki yaratmak için bir şeyi bilinçli olarak kullanır” anlamına gelir. Yorum, ironi yaratmak için keşişlerin sözde bilgeliğini kullanır; plays bir oyunu ya da başka bir eğlenceli etkinliği anlatmaz. Supposed bir isimden önce geldiğinde, tanımın iddia edildiğini veya doğru kabul edildiğini, ancak konuşanın bundan şüphe duyduğunu gösterir. Bu nedenle supposed wisdom, tartışan keşişlerin gerçekten bilge olup olmadığını sorgular.
Alıştırma
Burada plays on the supposed wisdom ne anlama geliyor?
- İronik bir etki yaratmak için keşişlere atfedilen bilgeliği kullanır.
- Keşişlerin bilgelik hakkında bir oyun oynadığını anlatır.
- Bilgelikleri tartışmasız biçimde gerçek olduğu için keşişlere bel bağlar.
Cevabı göster
İronik bir etki yaratmak için keşişlere atfedilen bilgeliği kullanır.
The first asserting the importance of the observable world,
3:45Birincisi gözlemlenebilir dünyanın önemini ileri sürerken,
the second favoring deeper knowledge we can infer from that world. Kalıp ifadeler
3:49ikincisi bu dünyadan çıkarabileceğimiz daha derin bilgileri tercih etmektedir.
infer ... from ...: kanıttan sonuç çıkarmak
infer something from something kalıbı; gözlem, gerçek veya başka bir kanıtı kullanarak sonuca varmak demektir. Bu cümlede the observable world kanıtın kaynağı, deeper knowledge ise bu kaynaktan çıkarılan sonuçtur. Burada bir ilgi cümleciği kullanıldığı için nesne cümlecikten önce gelir. Eksiksiz biçim deeper knowledge that we can infer from that world olurdu; that sözcüğü düşürülmüştür.
Alıştırma
Kanıta dayalı bir sonucu ifade etmek için infer from kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?
- Lena implied from the wet grass that it had rained.
- Lena inferred from the wet grass that it had rained.
- The wet grass inferred Lena that it had rained.
Cevabı göster
Lena inferred from the wet grass that it had rained.
But each monk's commitment to his own answer blinds him to the other's insight, Deyimler
3:53Ancak her keşişin kendi cevabına olan bağlılığı, onu diğerinin görüşüne kör eder,
commitment ... blinds him to ...: anlayışın engellenmesini anlatan bir metafor
Bu cümlecikte bir metafor kullanılır. Commitment to his own answer burada kişinin kendi cevabına güçlü biçimde bağlanması demektir. Bu bağlılık blinds him to the other's insight, yani diğer keşişin fikrindeki değeri fark etmesini veya takdir etmesini engeller. Başka durumlarda da kullanılabilen A blinds someone to B kalıbı, A'nın kişinin B'yi anlamasını engellediğini belirtir. Gerçek anlamda görme kaybını değil, farkındalığın sınırlanmasını anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle blind someone to something kalıbını aynı metaforik anlamda kullanır?
- She closed the blinds to make the room dark.
- The bright light blinded her for a few seconds.
- Her excitement blinded her to the risks of the plan.
Cevabı göster
Her excitement blinded her to the risks of the plan.
and in doing so: önceki eyleme gönderme yapıp sonucu belirtmek
“In doing so”, “az önce belirtilen eylemi yaparak” veya “bunu yaparken” demektir. so bir ismin değil, önceki eylemin yerini tutar. Burada “and in doing so”, önceki eylemi onun sonucuna bağlar: bu eylem, temel bir ideale neden karşı gelindiğini açıklar ya da açıklamaya yardımcı olur. Bu bağlayıcı, eylemin tamamını yeniden söylemeyi gereksiz kılar.
Alıştırma
Örnekte in doing so ne işlev görüyor?
- Önceki bir eyleme gönderme yapar ve onu bir sonuca bağlar.
- Sonraki ifadenin yalnızca bir tahmin olduğunu belirtir.
- Daha sonra harekete geçecek yeni bir kişiyi tanıtır.
Cevabı göster
Önceki bir eyleme gönderme yapar ve onu bir sonuca bağlar.
defies an essential Buddhist ideal: soyut bir ölçütle kullanılan defy
Bu cümlede defies, “karşı hareket eder” veya “uymaz” anlamına gelir. Nesnesi an essential Buddhist ideal olduğundan fiil, bir kişiyle fiziksel bir mücadeleyi değil, bir davranış ile soyut bir ölçüt arasındaki çatışmayı anlatır. Defy; rule, principle, convention, expectation veya ideal gibi soyut nesneler alabilir. Kalıp defy + ölçüt şeklindedir: özne, o ölçüte meydan okuyan ya da onunla çelişen biçimde davranır.
Alıştırma
Hangi cümlede defy, bir şeyin soyut bir ölçütle çatıştığını göstermek için kullanılmıştır?
- The new policy defies the principle of equal treatment.
- The poster describes the principle of equal treatment.
- The teacher defines the principle of equal treatment.
Cevabı göster
The new policy defies the principle of equal treatment.
The third monk identifies their conflict as a perceptual one. Kalıp ifadeler
4:04Üçüncü keşiş onların çatışmasının algısal olduğunu belirtir.
identify X as Y: X'i Y olarak tanımlamak veya sınıflandırmak
identify X as Y kalıbı, X'i Y olarak tanımak, sınıflandırmak veya tanımlamak anlamına gelir. Burada their conflict X, a perceptual one ise Y'dir. one tekil conflict adının yerini alır; dolayısıyla a perceptual one, a perceptual conflict demektir. Üçüncü keşiş anlaşmazlığın niteliğini tanımlar: sorun, iki keşişin durumu algılama biçiminden kaynaklanır.
Alıştırma
identify X as Y kalıbını tamamlayın: The engineer identified the vibration ____ a loose part.
Cevabı göster
as
Both arguing monks fail to see the larger picture. Deyimler
4:08Tartışan her iki keşiş de büyük resmi göremez.
fail to see the larger picture: büyük resmi görememek
Fail to do something, bir şeyi yapmamak veya yapmayı başaramamak anlamına gelir. Bu, kişinin her zaman denediği ve resmen başarısız olduğu anlamına gelmez. See the larger picture mecazidir: ayrıntıların birbiriyle nasıl bağlantılı olduğu da dâhil olmak üzere daha geniş durumu anlamak demektir. Cümle, iki keşişin dar bakış açılarıyla sınırlı olduğunu söyler; gerçek bir resmi göremediklerini değil.
Alıştırma
Bu derste geçen ve “genel durumu gözden kaçırmak” anlamına gelen ifadeyi tamamlayın: Mina focused on one small error and failed to see ____.
Cevabı göster
the larger picture
all these interpretations only hint at how to wrestle with these kōans. Deyimler
4:13tüm bu yorumlar sadece bu koanlarla nasıl mücadele edileceğine dair ipuçları verir.
only hint at how to wrestle with these kōans: bu kōanlarla nasıl boğuşulacağına yalnızca işaret etmek
Only hint at, tam bir açıklama vermek yerine yalnızca sınırlı ipuçları vermek demektir. how to yan cümlesi, ne tür bir yönlendirmeye işaret edildiğini, yani kōanlara yaklaşmanın bir yolunu belirtir. Wrestle with, zor bir şeyi düşünmek veya onunla uğraşmak için büyük çaba harcamayı anlatan bir benzetmedir. Süreçteki çabayı ve belirsizliği vurgular; solve gibi nihai bir cevaba ulaşıldığını göstermez.
Alıştırma
“Maya is wrestling with a difficult decision,” cümlesinde Maya ne yapıyor?
- Onunla nasıl başa çıkacağını yoğun biçimde düşünüyor.
- Onu zaten tamamen çözdü.
- Onunla fiziksel bir güreş maçına katılıyor.
Cevabı göster
Onunla nasıl başa çıkacağını yoğun biçimde düşünüyor.
Neither the wisdom from practicing monks before us, Dilbilgisi
4:17Ne bizden önceki pratik yapan keşişlerin bilgeliği,
nor the supposedly wise characters in these stories,
4:20ne de bu hikayelerdeki sözde bilge karakterler,
Neither ... nor ... can resolve: ikisi de çözemez
Neither A nor B, iki öğeyi eşleştiren olumsuz bir yapıdır. İki paralel özneyi tek bir olumsuz ifadeye yerleştirir: A eylemi yapamaz ve B de yapamaz. Bu cümlede iki uzun isim öbeği can resolve them for you yüklemini paylaşır. Neither dışlanan ilk kaynağı, nor ikinci kaynağı tanıtır ve can resolve her ikisi için de geçerlidir.
Alıştırma
Her iki hava koşulunun da maçı durduramayacağını söyleyecek şekilde cümleyi tamamlayın: ____ the rain ____ the cold will stop the game.
Cevabı göster
Neither · nor
That's because the purpose of these kōans isn't reaching a simple solution. Anlatım akışı
4:25Bunun nedeni, bu koanların amacının basit bir çözüme ulaşmak olmamasıdır.
It's the very act of struggling with these paradoxical puzzles, Kalıp ifadeler
4:30Bu paradoksal bulmacalarla mücadele etme eyleminin ta kendisidir
That's because... isn't... It's...: bir düşünceyi reddedip asıl noktayı belirtmek
That's because, hemen önce söylenen bir düşüncenin nedenini açıklar. Ardından the purpose ... isn't reaching a simple solution bölümü, kōanların amacıyla ilgili olası ama yanlış bir düşünceyi, yani amacın basit bir çözüm bulmak olduğu düşüncesini reddeder. It's the very act of struggling düzeltilmiş odağı verir: önemli olan bilmecelerle uğraşma sürecidir. Önce A'yı reddedip sonra B'yi vurgulayan bu yapı, asıl noktayı söylemeden önce yanlış beklentiyi ortadan kaldırır.
Alıştırma
Vurgulanan bölümün düşünceleri nasıl düzenlediğini en iyi hangi özet açıklar?
- Basit bir çözümün hedef olduğu düşüncesini reddeder, ardından asıl noktanın uğraşma sürecinin kendisi olduğunu belirtir.
- Hiçbirini düzeltmeden eşit önemde iki hedef sunar.
- Bilmecelerin çözümleri kolay olduğu için değerli olduğunu söyler.
Cevabı göster
Basit bir çözümün hedef olduğu düşüncesini reddeder, ardından asıl noktanın uğraşma sürecinin kendisi olduğunu belirtir.
the very act of struggling: eylemin kendisini vurgulamak
the very act of struggling ifadesinde very, “tam olarak o” veya “kendisi” anlamına gelir; boğuşmanın ne kadar yoğun olduğuna değil, act sözcüğüne odaklanır. Bu yüzden ifade, bilmecelerle boğuşma eyleminin kendisinin önemli olduğunu anlatır. the very act of + V-ing kalıbı, bir eylemi temel neden, değer veya asıl nokta olarak vurgular. of sonrasında the very act of asking örneğindeki gibi -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
“Deneme eyleminin kendisi” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The ____ taught me patience.
Cevabı göster
very act of trying
which challenge our desire for resolution and our understanding of understanding itself. Notlar
4:33çözüm arzumuza ve anlamanın bizzat kendisine olan anlayışımıza meydan okuyan şey.
challenge our desire for resolution: soyut bir adla kullanılan challenge
challenge fiili, nesnesi our desire gibi soyut bir zihinsel durum olduğunda, biriyle yarışmak değil sorgulamak, sınamak veya sarsmak anlamına gelir. Baskı altına alınan şey zihinsel bir ihtiyaç ya da beklentidir. Burada resolution, tatmin edici bir çözüm, açık bir cevap veya kesinleşmiş bir son demektir. İfade, belirsizliğin neden düzenli ve kesin bir biçimde sona ermesini istediğimizi bir şeyin bize sorgulattığını anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede challenge our desire for resolution ne anlama geliyor?
- Bizi bir ödül için yarışmaya davet ediyor.
- Her sorunun tek bir çözümü olduğunu kanıtlıyor.
- Kesin bir cevaba duyduğumuz ihtiyacı sorguluyor.
Cevabı göster
Kesin bir cevaba duyduğumuz ihtiyacı sorguluyor.
our understanding of understanding itself: özyinelemeli bir ad öbeği
İfadenin iki katmanı vardır: our understanding sahip olduğumuz görüş veya zihinsel modeldir; of understanding itself ise bu görüşün konusunu, yani anlama eylemini ya da kavramını belirtir. itself ikinci understanding sözcüğüne gönderme yapar ve anlaşılan belirli bir şeyi değil, kavramın kendisini vurgular. Bu tekrar, cümleyi soyutlukta bir üst basamağa taşıyacak şekilde düzenler. Odak, bir sorunun çözülmesini istemekten uzaklaşıp en başta herhangi bir şeyi anlamanın ne demek olduğunu sormaya yönelir.
Alıştırma
Tekrarlanan our understanding of understanding itself ifadesi cümlede ne yapıyor?
- Odağı anlamanın ne demek olduğu kavramına taşır.
- Bütün zor soruların zaten çözüldüğünü söyler.
- Konuyu ilk anlayan kişiyi belirler.
Cevabı göster
Odağı anlamanın ne demek olduğu kavramına taşır.
Want to try your hand at some puzzles that do have resolutions? Notlar
4:40Gerçekten çözümleri olan bazı bulmacalarda şansınızı denemek ister misiniz?
Want to try your hand at ...?: yeni bir şeyi denemek
Try your hand at + isim veya -ing biçimi, özellikle yeni ya da belli bir beceri gerektiren bir etkinliği bizzat denemek anlamına gelir. Buradaki hand sözcüğü gerçek anlamında kullanılmaz. Want to try your hand at ...? bu deyimi samimi ve baskı yaratmayan bir davete dönüştürür. Birinin etkinliği denemek isteyip istemediğini sorar.
Alıştırma
Yeni bir beceriyi denemek anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın ve Leo için doğru iyeliği kullanın: Leo wants to ____ making his own comic.
Cevabı göster
try his hand at
that do have resolutions: “gerçekten var” anlamını vurgulayan do
Burada do, olumlu have fiiline vurgu katmak için eklenen bir yardımcı fiildir. That have resolutions gerçeği tarafsız biçimde söylerdi; that do have resolutions ise bulmacaların gerçekten çözümü olduğunu, genellikle çözümü olmayan bir şeyle karşılaştırarak vurgular. Kalıp do/does/did + fiilin yalın biçimidir. That do have resolutions, puzzles sözcüğünü açıklayan bir ilgi yan cümlesidir; do bu yan cümleyi soru yapmaz. Soru anlamı, tüm cümleyi kapsayan Want to ...? yapısından gelir.
Alıştırma
Düzeltme cümlesini vurgulu do ve have fiilinin yalın biçimiyle tamamlayın: Everyone thinks this building has no elevator, but it ____ one.
Cevabı göster
does have
Check out our riddles playlist and get solving.
4:45Bilmece oynatma listemize göz atın ve çözmeye başlayın.