Zen kōanları: Beyninizi yakmak için tasarlanmış çözülemez enigmacalar - Puqun Li: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
648 kelime 147 kel/dk

Video açıklaması: Bu video, Orta Çağ Çin’indeki Zen Budist rahiplerin tek bir cevap aramak yerine belirsizliği kabullenme pratiği yapmak için bilerek şaşırtıcı kurgulanan kōanlardan nasıl yararlandığını anlatıyor. Bağlanma üzerine bir öykü ve hareket eden bir bayrak hakkındaki tartışma aracılığıyla, kōanın değerinin basit bir çözüme ulaşmakta değil, paradoksla uğraşmakta ve anlamanın nasıl işlediğini sorgulamakta olduğunu gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. learn to live with ambiguity and paradox. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Soyut bir güçlükle kullanılan live with ifadesinin onunla fiziksel olarak aynı yerde yaşamak değil, durumu kabullenip onunla baş etmeye devam etmek anlamına geldiğini kavrayabilirsiniz. Bu ifadeyi belirsizlik, çelişki veya kolayca ortadan kaldırılamayan sorunlardan söz ederken kullanabilirsiniz. 2. How could you carry that woman? — Konuşma edimbilimi ve tutum: How could you...? kalıbının burada tarafsız bir açıklama talebi olmadığını; şaşkınlık, sitem ve ahlaki yargı aktardığını ayırt edebilirsiniz. Böylece dilbilgisel açıdan soru olan bir sözün eleştiri işlevi gördüğü durumlarda konuşanın tutumunu çıkarabilirsiniz. 3. It is not the flag moving, nor the wind blowing, but rather — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Önce iki açıklamayı dışlayıp ardından üçüncü bir açıklama sunan dengeli yapıyı tanıyabilirsiniz. not..., nor..., but rather... kalıbını iki seçenekli bir tartışmayı yeniden çerçevelemek ve dikkati farklı bir yoruma yöneltmek için kullanabilirsiniz.

Bu derste

How do we explain the unexplainable? Dilbilgisi

0:07

Açıklanamayanı nasıl açıklarız?

Dilbilgisi

the unexplainable: isim öbeği olarak the + sıfat

Bu cümlede the unexplainable, “açıklanamayan şeyler veya olgular” anlamına gelir. Unexplainable sıfatı the sözcüğünden sonra gelir ve bir isim öbeğinin merkezinde görev yapar; gizli bırakılmış tek bir nesneyi nitelemez. the + sıfat yapısı, bütün bir sınıfı veya soyut bir alanı tek bir konu olarak sunabilir. Burada olası pek çok gizemi bir araya getirerek sorunun genel konusuna dönüştürür.

Alıştırma

“How do we explain the unexplainable?” cümlesinde the unexplainable ne anlama gelir?

  1. Adı söylenmemiş belirli bir nesne
  2. Açıklanamayan şeyler veya olgular
  3. Bir şeyleri açıklamayı reddeden insanlar
Cevabı göster

Açıklanamayan şeyler veya olgular

This question has inspired numerous myths, Dilbilgisi

0:11

Bu soru sayısız efsaneye,

religious practices, and scientific inquiries.

0:14

dini ritüele ve bilimsel araştırmaya ilham vermiştir.

Dilbilgisi

has inspired: bugüne kadar süren etki için present perfect

Has inspired, has + inspired geçmiş zaman ortacıyla kurulan present perfect yapısıdır. Sorunun etkisini zaman içinde gelişmiş ve şu anda da önemini koruyan bir şey olarak sunar; tamamlanmış belirli bir geçmiş zaman belirtmez. Burada inspire, “bir şeyin oluşturulmasına veya sürdürülmesine neden olmak ya da bunu teşvik etmek” anlamındadır. Bu nedenle bir soru mitlere, uygulamalara ve araştırmalara inspire olabilir; fiilin yalnızca bir kişiye sanatsal fikir vermesi gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi has ve inspire fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Over the years, this question ____ many scientific studies.

Cevabı göster

has inspired

But Zen Buddhists practicing throughout China from the 9th to 13th century asked a different question: Dilbilgisi

0:17

Ancak 9. ve 13. yüzyıllar arasında Çin'de uygulamalar yapan Zen Budistleri farklı bir soru sordu:

Dilbilgisi

practicing throughout China...: isimden sonra gelen bir ortaç öbeği

practicing throughout China from the 9th to 13th century, Zen Buddhists ifadesinden sonra gelen bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. Nerede ve ne zaman pratik yaptıklarını ekleyerek hangi Budistlerin kastedildiğini belirtir; who practiced throughout China from the 9th to 13th century biçiminde açılabilir. Bu öbek, isim grubunun bir parçasıdır; cümlenin ana fiili değildir. Ana cümle Zen Buddhists ... asked a different question şeklindedir. Tarih anlatımında arka plan bilgilerini tek bir cümleye sıkıştırmak için bu yapı sıkça kullanılır.

Alıştırma

"Researchers studying the river discovered a new species," cümlesinde studying the river ne işe yarar?

  1. a new species ifadesini niteler.
  2. Researchers ifadesini niteler.
  3. Cümlenin ana fiilidir.
Cevabı göster

Researchers ifadesini niteler.

Why do we need an explanation?

0:24

Neden bir açıklamaya ihtiyaç duyarız?

For these monks, blindly seeking answers was a vice to overcome, Kalıp ifadeler

0:27

Bu keşişlere göre, körü körüne cevap aramak aşılması gereken bir zayıflıktı

Kalıp ifadeler

blindly seeking answers ... a vice to overcome: düşünmeden cevap aramayı aşılması gereken bir kusur saymak

blindly seeking answers, cümlede özne görevi gören bir ulaç-ortaç yan cümlesidir. Burada blindly, “yeterince düşünmeden veya değerlendirmeden” anlamına gelir. Dolayısıyla eleştirilen şey bilgi aramanın kendisi değil, cevapları düşünmeden arama biçimidir. was a vice to overcome bu davranışı ciddi bir kusur veya kötü bir eğilim olarak değerlendirir. to overcome mastarı vice sözcüğünden sonra gelir ve bununla ne yapılması gerektiğini belirtir: bu kusur aşılmalıdır. Yeniden kullanılabilecek kalıp “[etkinlik] is a problem, habit, or weakness to overcome” şeklindedir.

Alıştırma

"blindly seeking answers was a vice to overcome," ifadesinde vice olarak adlandırılan nedir?

  1. Herhangi bir soru sorma eylemi
  2. Mümkün olan her cevap
  3. Cevapları düşünmeden arama
Cevabı göster

Cevapları düşünmeden arama

and learning to accept the mysteries of existence was the true path to enlightenment. Notlar

0:31

ve varoluşun gizemlerini kabullenmeyi öğrenmek aydınlanmaya giden gerçek yoldu.

Dilbilgisi

learning to accept: öğrenme sürecini özne yapmak

Burada learning to accept the mysteries of existence öbeğinin tamamı was fiilinin öznesidir. -ing biçimindeki learning, öğrenme sürecini hakkında konuşulan şey hâline getirir; belirli bir kişinin o anda sürdürdüğü bir eylemi anlatmaz. learning to + fiil kalıbı, bir beceriyi veya tutumu zamanla kazanma sürecini cümlenin konusu yapabilir: Learning to wait takes patience. Bu cümlede öğrenilen beceri to accept ile ifade edilir.

Alıştırma

Cümleyi learn fiilinin -ing biçimi ve ardından to accept kullanarak tamamlayın: ____ uncertainty takes time.

Cevabı göster

Learning to accept

Kültür

true path to enlightenment: ruhsal uyanışa giden yol

Bu cümlede path mecazidir: fiziksel bir patikayı değil, bir hedefe ulaştıran yöntemi, uygulamayı veya süreci ifade eder. The true path to enlightenment, aydınlanmaya ulaşmanın gerçek yolu demektir. Budist veya ruhani bir bağlamda enlightenment, derin bir ruhsal uyanışı ya da cehaletten kurtulmayı ifade eder. Gerçek anlamda ışığı anlatmaz ve yalnızca yeni bir bilgi öğrenmekten daha özel bir anlama sahiptir.

Alıştırma

Cümlede the true path to enlightenment ne anlama geliyor?

  1. Daha aydınlık bir yere giden fiziksel bir yol
  2. Ruhsal uyanışa ulaşmanın bir yolu
  3. Tek bir bilgiyi hızla öğrenme yöntemi
Cevabı göster

Ruhsal uyanışa ulaşmanın bir yolu

But fighting the urge to explain the unexplainable can be difficult. Kalıp ifadeler

0:37

Ancak açıklanamayanı açıklama dürtüsüyle savaşmak zor olabilir.

Kalıp ifadeler

fight the urge to explain: açıklama dürtüsüne karşı koymak

Fight the urge to do something, bir şeyi yapmaya yönelik güçlü bir dürtüye karşı koymak demektir. Buradaki fighting, fiziksel bir kavga değil, kişinin içten gelen bir öz denetim çabasını anlatır. Konuşmacının anlatmak istediği, mümkün bir açıklaması olmasa bile insanların bir gizemi açıklamayı çok isteyebileceği ve bu dürtüye karşı koymanın zor olabileceğidir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Nina tried to ____ open the gift early.

Cevabı göster

fight the urge to

So to help practice living with these mysteries, Dilbilgisi

0:41

Bu yüzden, bu gizemlerle yaşamayı öğrenmeye yardımcı olmak için,

Dilbilgisi

practice living with...: practice + -ing yapısı

Practice sözcüğünden sonra, alıştırması yapılan etkinliği belirtmek için -ing biçimi kullanılır: practice doing something. Bu nedenle cümlede practice to live değil, practice living denir. Live with something gerçek anlamının dışında da kullanılabilir; kolayca değiştirilemeyen bir durumu kabul etmek veya onunla başa çıkmak demektir. Buradaki these mysteries, kişinin zorla bir açıklama üretmeden kabul etmeye alıştığı cevapsız konulardır.

Alıştırma

Live fiilinin doğru biçimini kullanın: We practice ____ with uncertainty instead of demanding an answer.

Cevabı göster

living

the meditating monks used a collection of roughly 1,700 bewildering and ambiguous philosophical thought experiments called kōans. Kelime

0:44

meditasyon yapan keşişler, koan adı verilen yaklaşık 1.700 kafa karıştırıcı ve belirsiz felsefi düşünce deneyinden oluşan bir koleksiyon kullandılar.

Kelime

philosophical thought experiments: fikirleri zihinde sınamak

Thought experiment, yani düşünce deneyi, fiziksel bir deney yapmak yerine hayali bir durumu akıl yürüterek bir fikri sınamak için kullanmaktır. Burada philosophical, thought experiments ifadesini niteler. Kōanlar, laboratuvar deneyleri olarak değil, insanları fikirleri ve varsayımları incelemeye yönelten şaşırtıcı durumlar olarak sunulur.

Alıştırma

thought experiment ifadesinin en doğru anlamı nedir?

  1. Bir fikri akıl yürütme yoluyla sınamak için tasarlanan hayali bir durum
  2. Kimsenin analiz etmediği şaşırtıcı bir fikir
  3. Fiziksel ekipman kullanılması zorunlu olan bir laboratuvar işlemi
Cevabı göster

Bir fikri akıl yürütme yoluyla sınamak için tasarlanan hayali bir durum

The name,

0:53

Bu isim,

originally gong-an in Chinese,

0:54

kökeni Çincedeki gong-an kelimesine dayanan,

translates to public record or case. Kalıp ifadeler

0:57

kamu kaydı veya dava anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

translates to public record or case: diller arası karşılık vermek

Burada A translates to B, A’nın başka bir dilde B olarak ifade edilebildiği anlamına gelir. Özne The name tekildir; bu nedenle translates üçüncü tekil şahıs eki olan -s’yi alır. Bu yapı, yabancı bir sözcüğü, adı veya terimi açıklarken sık kullanılır. Bu cümlede public record or case, gong-an için iki olası İngilizce karşılık verir; o anda birinin çeviri yaptığını anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi translates to kullanarak tamamlayın: The Japanese word “mizu” ____ “water” in English.

Cevabı göster

translates to

But unlike real-world court cases, Anlatım akışı

1:00

Ancak gerçek dünyadaki mahkeme davalarının aksine,

kōans were intentionally incomprehensible. Kelime

1:03

koanlar kasıtlı olarak anlaşılmazdı.

Anlatım akışı

Unlike real-world court cases: karşıtlık kurmak

Unlike real-world court cases, ana cümleden önce yer alan bir karşılaştırma ifadesidir. Cümle temel farkı vermeden önce okuyucuya kōanların gerçek mahkeme davaları gibi işlediğini varsaymaması gerektiğini bildirir. Unlike + isim öbeği, özne + fiil yapısı önce karşılaştırılan şeyi adlandırır, ardından öznenin ondan nasıl farklı olduğunu belirterek bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Bu cümlede baştaki Unlike a paper map, ifadesinin görevi nedir? Unlike a paper map, this app updates when a road closes.

  1. Uygulamanın nasıl farklı olduğunu belirtmeden önce kâğıt haritayı karşılaştırma unsuru olarak sunar.
  2. Uygulamanın bir tür kâğıt harita olduğunu söyler.
  3. Yolun neden kapandığını açıklar.
Cevabı göster

Uygulamanın nasıl farklı olduğunu belirtmeden önce kâğıt haritayı karşılaştırma unsuru olarak sunar.

Kelime

Intentionally incomprehensible: kasıtlı olarak anlaşılmaz

Intentionally, incomprehensible sözcüğünü niteler. Incomprehensible, anlaşılması imkânsız veya son derece zor demektir; intentionally ise bu etkinin tesadüfen değil, planlı olarak oluşturulduğunu gösterir. Bu cümlede ifade, kōanların açık bir anlam taşımamasını bir şeyi net biçimde açıklama girişiminin başarısızlığı olarak değil, kasıtlı bir özellik olarak sunar.

Alıştırma

The instructions were intentionally incomprehensible cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Talimatlar dikkatle basitleştirildi.
  2. Talimatlar kasıtlı olarak anlaşılması imkânsız hâle getirildi.
  3. Talimatlar kazara biraz karmaşıklaştı.
Cevabı göster

Talimatlar kasıtlı olarak anlaşılması imkânsız hâle getirildi.

They were surprising,

1:06

Şaşırtıcı,

surreal, and frequently contradicted themselves. Kalıp ifadeler

1:07

gerçeküstü ve çoğu zaman kendi içinde çelişkiliydiler.

Kalıp ifadeler

frequently contradicted themselves: sık sık kendi içinde çelişmek

To contradict oneself, aynı kişinin sözlerinde veya aynı içeriğin içinde birlikte doğru ya da tutarlı olamayacak unsurlar bulunması demektir. Bu cümlede themselves, çoğul özne they'e döner: anlatılan şeylerin içeriğinde tekrar tekrar iç çelişkiler vardır. Frequently bunun yalnızca bir kez değil, sık sık gerçekleştiğini gösterir. Yeniden kullanılabilecek yapı özne + contradict + özneyle uyumlu dönüşlü zamirdir; I contradict myself, she contradicts herself ve the rules contradict themselves örneklerinde olduğu gibi.

Alıştırma

Cümleyi contradict oneself ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Nora first said she had never seen the film, but later she described the ending, so she ____.

Cevabı göster

contradicted herself

On the surface, Anlatım akışı

1:11

Görünüşte,

they contained a proverb about the Zen Buddhist monastic code,

1:11

Zen Budist manastır kuralları hakkında bir atasözü içeriyorlardı,

Anlatım akışı

On the surface: ilk izlenimi bildiren ifade

On the surface, yalnızca en belirgin ilk izlenimi sunan bir söylem belirtecidir. Burada daha derin bir yorum ele alınmadan önce içeriğin ilk bakışta ne barındırıyor gibi göründüğünü çerçeveler. Dinleyiciye daha sonra başka bir katman, karmaşık bir durum veya karşıtlık geleceğini bildirerek anlatımı düzenler. İlk izlenim mutlaka yanlış değildir; yalnızca eksiktir.

Alıştırma

Karşıtlıktan önce ilk görünüşü sunan söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: ____, the app seems free, but several useful features require payment.

Cevabı göster

On the surface

such as living without physical or mental attachments, Kültür

1:16

fiziksel veya zihinsel bağlar olmadan yaşamak,

Kültür

living without physical or mental attachments: fiziksel veya zihinsel bağlılıklar olmadan yaşamak

Burada attachments sözcüğü, bırakılması zor olan eşyalara, duygulara, düşüncelere veya kimliklere yönelik güçlü bağları ifade eder. physical or mental sözleri bu bağları maddi şeylere duyulan bağlılıklar ve zihinde tutulan bağlılıklar olarak ayırır; burada attachments e-postaya eklenen dosyalar anlamına gelmez. Living without these attachments, kişinin sahip olduğu, hissettiği veya inandığı şeylerin denetimi altında olmamasına ilişkin Budist ideali anlatır. Bu, hiç eşya, ilişki veya duygu sahibi olmamayı gerektirmez; temel düşünce bunlara sıkıca tutunmamaktır.

Alıştırma

"The retreat encourages living without physical or mental attachments," cümlesinde attachments ne anlama gelir?

  1. Bir mesaja eklenen dosyalar
  2. İki nesneyi bağlamak için kullanılan fiziksel aygıtlar
  3. Kişinin sıkıca tutunduğu şeyler, duygular veya düşünceler
Cevabı göster

Kişinin sıkıca tutunduğu şeyler, duygular veya düşünceler

avoiding binary thinking, Kültür

1:19

ikili düşünceden kaçınmak

and realizing one's true Buddha nature. Kültür

1:21

ve kişinin gerçek Buda doğasını fark etmesi gibi.

Kültür

avoiding binary thinking: ikili düşünmeden kaçınmak

Binary thinking, karmaşık bir konuyu arada hiçbir seçenek yokmuş gibi birbirine zıt yalnızca iki seçeneğe indirgemek demektir; örneğin bir şeyin tamamen doğru ya da tamamen yanlış olduğunu düşünmek. Avoiding binary thinking ise orta yolları, karışık durumları veya başka olasılıkları aramak anlamına gelir. Burada binary, bilgisayardaki ikili kodu değil, bir düşünme biçimini anlatır. Bu ifade, her soruyu basit bir ya o ya bu cevabına zorlamayan bir yaklaşımı açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi açıklama binary thinking için en açık örnektir?

  1. Bir konuyu iki karşıt seçeneğe indirgemek ve bütün orta konumları reddetmek
  2. Yeni kanıtlar ortaya çıktıktan sonra görüş değiştirmek
  3. Karar vermeden önce birkaç açıklamayı incelemek
Cevabı göster

Bir konuyu iki karşıt seçeneğe indirgemek ve bütün orta konumları reddetmek

Kültür

kişinin gerçek Buda doğasını fark etmesi

Buda doğası, canlılarda zaten bulunduğu kabul edilen içsel uyanış kapasitesini veya temelini anlatan Budist bir terimdir. Burada realizing, onu ilk kez var etmek değil, fark etmek veya doğrudan kavramak anlamına gelir. One's, «kişinin kendi» anlamını veren genel bir iyelik biçimidir. İfade, öğretinin zaten mevcut kabul ettiği içsel bir potansiyeli keşfetmeyi anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede realizing one's true Buddha nature ne anlama gelir?

  1. Kişinin içindeki uyanış potansiyelini fark etmesi
  2. Bir keşişten resmî bir unvan alması
  3. Tarihî bir Buda'nın kişiliğini geliştirmesi
Cevabı göster

Kişinin içindeki uyanış potansiyelini fark etmesi

But by framing those lessons as illogical anecdotes, Dilbilgisi

1:24

Ancak bu dersleri mantıksız anekdotlar şeklinde sunarak,

they became tests to help practicing monks learn to live with ambiguity and paradox. Kalıp ifadeler

1:28

pratik yapan keşişlerin belirsizlik ve paradoksla yaşamayı öğrenmelerine yardımcı olan testler haline geldiler.

Dilbilgisi

by framing X as Y: X'i Y olarak sunarak

By + -ing, bir sonuca götüren yöntemi anlatır. Frame X as Y, X'i Y bakış açısından sunmak veya tanımlamak ve böylece başkalarının onu nasıl anlayacağını yönlendirmek demektir. Bu cümlede dersler mantıksız anekdotlar olarak sunulur ve bu sunuş biçimi onların sınav işlevi görmesini sağlar. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp by framing X as Y şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi frame X as Y kullanan iki sözcüklü yöntem ifadesiyle tamamlayın: ____ the challenge as a game, the coach made practice more fun.

Cevabı göster

By framing

Kalıp ifadeler

learn to live with ambiguity and paradox: belirsizlik ve paradoksla yaşamayı öğrenmek

Burada live with, “aynı evde yaşamak” anlamına gelmez. Soyut bir isimle kullanıldığında, zor veya belirsiz bir durumu kabul edip ona rağmen devam etmek demektir. Learn to live with ambiguity and paradox, her belirsizliği veya görünürdeki çelişkiyi zorla tek ve basit bir cevaba dönüştürmeden düşünüp hareket edebilme yeteneğini zamanla geliştirmek demektir. Ambiguity birden fazla yoruma izin verir; paradox ise çelişkili görünse de bir içgörü ortaya çıkarabilir.

Alıştırma

“Kabul edip buna rağmen devam etmek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When no perfect answer exists, we must learn to ____ uncertainty.

Cevabı göster

live with

By puzzling through these confusing cases, Öbek fiiller

1:34

Meditasyon yapan keşişler, bu kafa karıştırıcı davalar üzerinde kafa yorarak

meditating monks could both internalize and practice Buddhist teachings. Dilbilgisi

1:36

Budist öğretilerini hem içselleştirebilir hem de uygulayabilirlerdi.

Öbek fiiller

By puzzling through: zorluğu adım adım aşmayı yöntem olarak kullanmak

Puzzle through something, zor veya kafa karıştırıcı bir malzemeyi anlayana ya da ele alana kadar onun üzerinde adım adım çalışmayı sürdürmek demektir. Yalnızca kısa bir süre düşünmeyi değil, çabayı ve aşamalı ilerlemeyi vurgular. By + -ing biçimi, bir sonucu ortaya çıkaran yöntemi belirtir. Bu nedenle By puzzling through these confusing cases, keşişlerin daha sonra belirtilen sonuca bu zorlu düşünme süreciyle ulaştığını anlatır.

Alıştırma

“Kafa karıştırıcı bir şeyi adım adım inceleyerek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ the strange results, the team found the error.

Cevabı göster

By puzzling through

Dilbilgisi

could both internalize and practice: both A and B yapısı

could both internalize and practice ifadesinde both...and..., aynı kip belirteci could'un kapsamındaki iki yalın fiili eş görevli olarak bağlar. Could iki eylem için de geçerlidir; Buddhist teachings ise ikisinin ortak nesnesidir. Both, sonuçlardan yalnızca birini değil ikisini de açıkça vurgular. Bu yapı sözcükleri veya birbiriyle eşleşen öbekleri bağlayabilir; bağlanan bölümlerin dil bilgisel biçimleri paralel olmalıdır.

Alıştırma

Birbirine paralel iki yararı vurgulamak için both...and... kullanın: The new routine can ____ save time ____ reduce stress.

Cevabı göster

both · and

Hopefully,

1:41

Böylece umut edilene göre,

they would let go of the search for one true answer and trigger a spiritual breakthrough. Notlar

1:42

tek bir doğru cevap arayışını bırakacak ve ruhsal bir uyanışı tetikleyeceklerdi.

Öbek fiiller

let go of the search for one true answer: zihinsel bağlılığı bırakmak

Burada let go of mecaz anlamdadır. Fiziksel olarak eli açmak değil, zihinsel bir bağlılığı bırakmak veya bir şeyde ısrar etmeyi durdurmak demektir. Bırakılan şey the search for one true answer, yani tek bir doğru cevap bulma zorunluluğuna duyulan bağlılıktır. Kalıp let go of + isim veya isim öbeği şeklindedir. Of düşürülmez: let go of the search, let go of fear, let go of the need to be perfect.

Alıştırma

Mükemmeliyetçiliğin onu kaygılandırdığını fark ettikten sonra, hangi cümle bu zihinsel bağlılığı bıraktığını en iyi gösterir?

  1. She kept looking for a way to control every detail.
  2. She let go of her need to control every detail.
  3. She asked someone else to control every detail.
Cevabı göster

She let go of her need to control every detail.

Kalıp ifadeler

trigger a spiritual breakthrough: ruhsal bir atılımı tetiklemek

Bu cümlede trigger, “önemli bir şeyin başlamasına veya gerçekleşmesine neden olmak” anlamına gelir. Nesnesi olan a spiritual breakthrough, bir kişinin iç dünyasında veya ruhsal yaşamında önemli bir yeni anlayışı ya da büyük bir değişimi ifade eder. trigger + isim kalıbı, bir şeyi sonucun nedeni olarak sunar. Burada tek bir doğru cevap arayışından vazgeçmenin derin bir içsel değişime yol açması beklenmektedir.

Alıştırma

Cümleyi “birinin iç dünyasında büyük bir değişime neden olmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The retreat may ____.

Cevabı göster

trigger a spiritual breakthrough

Since these are intentionally unexplainable, Anlatım akışı

1:47

Bunlar kasıtlı olarak açıklanamaz oldukları için,

it would be misguided to try and decipher these stories ourselves. Dilbilgisi

1:50

bu hikayeleri kendimizin çözmeye çalışması yanılgı olur.

Anlatım akışı

Since these are intentionally unexplainable: nedeni önce vermek

Since these are intentionally unexplainable, ana iddiadan önce yerleştirilmiş bir neden yan cümlesidir. Hikâyeleri çözmeye çalışmanın yanlış bir yaklaşım olacağı yönündeki yargıya temel sağlar. Nedeni önce vermek, dinleyiciyi kanıttan sonuca yönlendirir: hikâyeler açık bir açıklamaya sahip olmayacak şekilde tasarlandığı için onlara zorla bir açıklama bulmaya çalışmak yanlış bir yaklaşım olarak sunulur. Burada since, because veya given that anlamındadır; geçmişteki bir zamandan bugüne kadar anlamında değildir.

Alıştırma

“Since these are intentionally unexplainable” ifadesinin cümledeki görevi nedir?

  1. Ana cümledeki yargının nedenini verir.
  2. İki farklı açıklamayı karşılaştırır.
  3. Hikâyelerin ne zaman açıklanamaz hâle geldiğini belirtir.
Cevabı göster

Ana cümledeki yargının nedenini verir.

Dilbilgisi

it would be misguided to try and decipher: bir yaklaşımın isabetsiz olduğunu kibarca belirtmek

it would be misguided to try and decipher bir eylemi akılsızca veya yanlış yöne götüren bir yaklaşım olarak değerlendirir. Burada insanların kötü olduğu söylenmiyor; kasten açıklanamaz olan hikâyelere zorla açık bir yorum getirmeye çalışmak eleştiriliyor. would değerlendirmeyi yumuşatır ve ifadenin It is wrong gibi sert bir hükümden çok, düşünülmüş bir sonuç gibi duyulmasını sağlar. try and decipher, try to decipher ile aynı anlama gelir ve gizli bir anlamı ortaya çıkarma girişimini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede it would be misguided to try and decipher neyi ima ediyor?

  1. Bu girişim çoktan tamamlanmış olurdu.
  2. Bu girişim ahlaken kötü olurdu.
  3. Bu girişim akılsızca olurdu veya yanlış yöne giderdi.
Cevabı göster

Bu girişim akılsızca olurdu veya yanlış yöne giderdi.

But like the monks before us, Anlatım akışı

1:54

Ancak bizden önceki keşişler gibi,

we can puzzle over them together and investigate just how resistant they are to simple explanations. Notlar

1:56

biz de birlikte bunlar üzerinde kafa yorabilir ve basit açıklamalara ne kadar dirençli olduklarını inceleyebiliriz.

Anlatım akışı

like the monks before us, ... ortak bir düşünme çerçevesi oluşturmak

Like the monks before us, cümlenin başına yerleştirilmiş bir karşılaştırma çerçevesidir. Ana eylem söylenmeden önce konuşmacıyı ve dinleyiciyi daha önceki bir dönemde yaşamış keşişlerle aynı çizgiye getirir ve herkesi ortak bir düşünme ve araştırma sürecini sürdürmeye davet eder. Burada before us zaman bakımından “bizden önce” demektir; mekânsal olarak “önümüzde” demek değildir. Bu ifade, şimdiki araştırmayı daha eski bir düşünce geleneğine bağlar; dinleyicilerin kelimenin gerçek anlamıyla keşiş olduğunu söylemez.

Alıştırma

Like the monks before us, cümlenin başında hangi işlevi görür?

  1. Konuşmacının keşişler hakkında düşünmeyi reddettiğini gösterir.
  2. Mevcut grubu daha önceki keşişlerle karşılaştırır.
  3. Keşişlerin fiziksel olarak konuşmacının önünde durduğunu söyler.
Cevabı göster

Mevcut grubu daha önceki keşişlerle karşılaştırır.

Öbek fiiller

puzzle over: zor bir şey üzerinde uzun uzun düşünmek

Puzzle over something, bir şeyi anlamak zor olduğu için onun üzerinde dikkatle ve uzun süre düşünmek demektir. Odak noktası düşünmeyi sürdürmektir; mutlaka bir çözüme ulaşıldığı anlamına gelmez. Nesne over'dan sonra gelir: puzzle over them. Buradaki together, ifadeyi daha önce sözü edilen şeyler üzerinde birlikte düşünme davetine dönüştürür.

Alıştırma

Cümleyi puzzle over ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The detectives ____ the strange message for hours.

Cevabı göster

puzzled over

Dilbilgisi

just how resistant they are to simple explanations: dolaylı soru söz dizimi

investigate just how resistant they are to simple explanations ifadesinde, how ile başlayan yan cümle dolaylı bir sorudur ve neyin araştırıldığını belirtir. Konuşulan şeylerin basit açıklamalarla ne ölçüde açıklanamadığını sorar. Dolaylı soru, düz cümle söz dizimini kullanır: how + sıfat + özne + be. Bu nedenle how resistant are they değil, how resistant they are kullanılır. Just dereceyi vurgular ve “tam olarak ne kadar” ya da “gerçekten ne kadar” gibi bir anlam katar.

Alıştırma

Hangi cümlede find out sonrasında dolaylı soru doğru kullanılmıştır?

  1. We need to find out just how resistant the material is to heat.
  2. We need to find out just how resistant is the material to heat.
  3. We need to find out just the material is how resistant to heat.
Cevabı göster

We need to find out just how resistant the material is to heat.

Consider this kōan illustrating the practice of no attachment. Kültür

2:02

Bağlanmama pratiğini örnekleyen bu koanı ele alalım.

Kültür

illustrating the practice of no attachment: bağlanmama pratiğini göstermek

illustrating the practice of no attachment, kōan sözcüğünden sonra gelen ve kōan’ın ne yaptığını açıklayan bir -ing öbeğidir. Yani belirli bir uygulamayı göstermeye yardımcı olan bir hikâye ya da durum sunar. That illustrates the practice of no attachment gibi bir yan cümlenin kısaltılmış biçimidir. Burada no attachment, Budist bağlamda arzulara, düşüncelere veya sonuçlara tutunmamak anlamına gelir. Bu ifade, kōan’ın sıradan bir hikâye değil, bu düşüncenin somut bir örneği olduğunu gösterir.

Alıştırma

illustrating the practice of no attachment ifadesi kōan hakkında ne anlatıyor?

  1. Somut bir hikâyeyle Budist bir düşünceyi gösterir.
  2. Kōan’a resimler ekler.
  3. Kōan’ın hiçbir şeyle bağlantısı olmadığını söyler.
Cevabı göster

Somut bir hikâyeyle Budist bir düşünceyi gösterir.

Two monks,

2:07

İki keşiş,

Tanzan and Ekido,

2:08

Tanzan ve Ekido,

are traveling together down a muddy road.

2:10

çamurlu bir yolda birlikte seyahat etmektedirler.

Ahead,

2:13

İleride,

they see an attractive traveler unable to cross the muddy path. Dilbilgisi

2:13

çamurlu yolu geçemeyen çekici bir gezgin görürler.

Dilbilgisi

unable to cross: geçememek

Unable to cross bir sıfat öbeğidir: unable, yapamamak anlamına gelir ve ardından to ile fiilin yalın hâli olan cross gelir. Traveler sözcüğünden sonra gelerek gezginin durumunu açıklar; a traveler who is unable to cross the muddy path ile aynı temel anlamı taşır. Bu ifade, durum veya kişinin kapasitesi nedeniyle geçmenin mümkün olmadığını anlatır; gezginin geçmeyi reddettiğini söylemez. Bu öbeği bir isimden sonra kullanmak, bir kişinin durumunu anlatı içinde kısa biçimde eklemeyi sağlar.

Alıştırma

Bir engelle karşılaşan kişiyi anlatırken unable to ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The rescue team found a hiker unable reaching the bridge.
  2. The rescue team found a hiker unable to reach the bridge.
  3. The rescue team found a hiker unwilling to reach the bridge.
Cevabı göster

The rescue team found a hiker unable to reach the bridge.

Tanzan politely offers his help, Kalıp ifadeler

2:17

Tanzan kibarca yardım teklif eder,

carrying the traveler on his back across the street and placing her down without a word. Kalıp ifadeler

2:20

gezgini sırtında sokağın karşısına taşır ve tek bir kelime bile etmeden onu yere indirir.

Kalıp ifadeler

politely offers his help: kibarca yardım teklif etmek

Bu cümlede offers his help, Tanzan'ın gönüllü olarak yardım etmeyi teklif ettiğini anlatır. Odak noktası yardım teklifidir. His, onun verebileceği yardımı; politely ise teklifi nasıl yaptığını gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı offer + iyelik belirleyicisi + help şeklindedir: offer my help, offer your help, offer her help ve benzerleri. Bu yapı, yardımı bir kişinin vermeye istekli olduğu bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi offer one's help ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When Leo saw his classmate carrying too many books, he ____.

Cevabı göster

offered his help

Kalıp ifadeler

without a word: sessizce bir şey yapmak

Without a word, hiçbir şey söylemeden anlamına gelir. Word tekil olsa da bütün ifade, yalnızca belirli bir sözcüğün eksik olduğunu değil, hiçbir söz söylenmediğini anlatır. Bir eylemden sonra kullanıldığında, kişinin o eylemi sessizce tamamladığını gösterir. Anlatımda without saying anything ifadesinin daha kısa bir alternatifidir.

Alıştırma

Cümleyi without a word ile tamamlayın: After the coach announced the result, Sam turned around and walked away ____.

Cevabı göster

without a word

Ekido was shocked.

2:25

Ekido şoke olmuştur.

According to monastic law, Kalıp ifadeler

2:26

Manastır kurallarına göre,

monks were not supposed to go near women, Dilbilgisi

2:28

keşişlerin kadınların yakınına gitmemesi gerekirdi,

let alone touch a beautiful stranger. Anlatım akışı

2:30

güzel bir yabancıya dokunmak şöyle dursun.

Kalıp ifadeler

According to monastic law: bir kuralı kaynak olarak gösterme

According to + kaynak, “o kaynağın söylediğine göre” ya da “o kaynaktaki kurala göre” anlamına gelir. Burada monastic law, ardından gelen kısıtlamanın dayandığı yetkili kaynaktır. Bu ifade bir bilginin kaynağını gösterir; tek başına konuşanın o kaynağa katıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Özgün cümlede According to monastic law neyi gösteriyor?

  1. Keşişler kuralın her bölümünü kişisel olarak onaylamaktadır.
  2. Konuşan kişi yeni bir manastır kuralı oluşturmaktadır.
  3. Ardından gelen ifade manastır kurallarına dayanmaktadır.
Cevabı göster

Ardından gelen ifade manastır kurallarına dayanmaktadır.

Dilbilgisi

were not supposed to go near: kurala dayalı bir yasak

Be supposed to + fiilin yalın hâli, bir kuralın veya beklentinin gerektirdiği şeyi anlatabilir. Olumsuz was/were not supposed to + fiilin yalın hâli, bir eylemin kurala veya beklentiye aykırı olduğunu belirtir. Burada monks were not supposed to go near women, manastır kurallarının keşişlerin kadınlara yaklaşmamasını gerektirdiği anlamına gelir. Were, çoğul özne monks ve geçmiş zamanla uyumludur; go ise to sonrasında yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Cümleyi be supposed to yapısının olumsuz biçimiyle tamamlayın: Museum visitors ____ touch the paintings.

Cevabı göster

are not supposed to

Anlatım akışı

let alone touch a beautiful stranger: daha da ileri bir ikinci durum

Let alone, ilkinden daha ileri ve daha uç olan ikinci bir durumu tanıtır. Burada kadınlara yaklaşmak zaten yasaktır; güzel bir yabancı kadına dokunmak ise kuralın daha da açık bir ihlali olarak sunulur. Bu ifade düşünceleri bir derece sırasına koyar: Daha hafif olan ilk davranışa izin verilmiyorsa daha ileri olan davranışa elbette izin verilmez. Let alone sonrasındaki sözler genellikle önceden kurulmuş dil bilgisi yapısını sürdürür.

Alıştırma

Hangi cümlede let alone, daha az zor bir durumdan çok daha zor bir duruma geçmek için doğru kullanılmıştır?

  1. Leo cannot run a marathon, let alone walk one kilometer.
  2. Leo cannot walk one kilometer, let alone run a marathon.
Cevabı göster

Leo cannot walk one kilometer, let alone run a marathon.

After miles of walking,

2:32

Millerce yürüdükten sonra,

Ekido could no longer restrain himself. Kalıp ifadeler

2:34

Ekido artık kendini tutamaz.

Kalıp ifadeler

could no longer restrain himself: kendini kontrol etmenin sınırına gelmek

Could no longer restrain himself ifadesinde no longer bir değişimi gösterir: Ekido bir duyguyu, söylemek istediği bir sözü veya bir dürtüyü bastırıyordu, ancak artık bunu sürdüremeyeceği noktaya geldi. Restrain oneself, kişinin kendi tepkisini kontrol etmesi demektir. Bu ifade çoğu zaman okuyucuyu kişinin sonunda söyleyeceği veya yapacağı şeye hazırlar, ancak tepkinin tam olarak ne olduğunu tek başına belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi Leo ile uyumlu restrain oneself biçimiyle tamamlayın: After listening quietly for an hour, Leo could no longer ____ and objected.

Cevabı göster

restrain himself

How could you carry that woman? Ton ve niyet

2:37

O kadını nasıl taşıyabildin?

Ton ve niyet

Kınama olarak How could you carry that woman?

Bu cümlede How could you...? eylemin nasıl mümkün olduğunu açıklama isteği değildir. Bir kınamadır: konuşan kişi diğerinin bunu yapmasına şaşırır ve davranışı yanlış bulur. Bu kalıp çoğu zaman “Bunu yaptığına inanamıyorum” veya “Bunu yapmamalıydın” anlamına gelir. Soru biçimi eleştiriyi güçlü kılar, ancak gerçek bilgi veren bir cevap beklenmez.

Alıştırma

How could you carry that woman? diyen kişi esas olarak ne yapıyor?

  1. Dinleyenin kadını taşıyacak fiziksel gücü olup olmadığını kontrol etmek
  2. Şaşkınlık belirtip dinleyeni kadını taşıdığı için suçlamak
  3. Kadını taşımak için hangi yöntemin kullanıldığını sormak
Cevabı göster

Şaşkınlık belirtip dinleyeni kadını taşıdığı için suçlamak

Tanzan smiled.

2:39

Tanzan gülümser.

I left the traveler there.

2:40

Ben gezgini orada bıraktım.

Are you still carrying her? Deyimler

2:42

Sen onu hala taşıyor musun?

Deyimler

Psikolojik bir mecaz olarak Are you still carrying her?

Gerçek anlamıyla carrying her, kadını fiziksel olarak desteklemek veya taşımaktır. Ancak I left the traveler there, fiziksel eylemin sona erdiğini gösterir. İkinci soru carry fiilini psikolojik bir anlama taşır: dinleyen kişi, olanlarla ilgili düşüncelerine ve yargısına hâlâ tutunmaktadır. Still, kadın fiziksel olarak geride bırakıldıktan sonra bile bu bağlılığın sürdüğünü vurgular.

Alıştırma

Bu bağlamda Are you still carrying her? esas olarak ne anlama gelir?

  1. Yolcuyu fiziksel olarak hâlâ taşıyorsun.
  2. Geri dönüp yolcuyu yeniden taşımayı planlıyorsun.
  3. Yolcuya ve olanlara zihninde hâlâ tutunuyorsun.
Cevabı göster

Yolcuya ve olanlara zihninde hâlâ tutunuyorsun.

Like all kōans,

2:44

Tüm koanlar gibi,

this story has numerous interpretations.

2:46

bu hikayenin de çok sayıda yorumu vardır.

But one popular reading suggests that, Anlatım akışı

2:48

Ancak popüler bir okuma,

Anlatım akışı

one popular reading suggests that: kesinleştirmeden bir yorum sunmak

Bir analizde reading; bir hikâyenin, metnin, olayın veya görüntünün yorumu anlamına gelir. Burada one popular reading, birçok kişinin benimsediği yorumlardan birini ifade eder. suggests that kalıbı bu yorumun içeriğini sunar. One ve suggests birlikte iddiayı açık uçlu bırakır: konuşan kişi yaygın bir açıklama sunar, bunun tek doğru cevap olduğunu ilan etmez.

Alıştırma

Bir analizde one popular reading suggests that ... kalıbının işlevi nedir?

  1. Yaygın bir yorumu tek olası cevap gibi göstermeden tanıtır.
  2. Dinleyicilerin hemen okumaya başlamasını tavsiye eder.
  3. Bütün okurların bu yorumda anlaştığını kanıtlar.
Cevabı göster

Yaygın bir yorumu tek olası cevap gibi göstermeden tanıtır.

despite never having physically carried the traveler, Dilbilgisi

2:51

gezgini fiziksel olarak hiç taşımamış olmasına rağmen,

Ekido broke monastic law by mentally clinging to the woman. Notlar

2:53

Ekido'nun o kadına zihinsel olarak tutunarak manastır kurallarını çiğnediğini öne sürmektedir.

Dilbilgisi

despite never having physically carried the traveler: tamamlanmış gerund ile karşıtlık

Despite bir karşıtlığa rağmen geçerli olma ilişkisi kurar: despite sonrasındaki durum şaşırtıcı görünmesine yol açsa bile ana ifade doğrudur. Despite bir edat olduğu için never having physically carried the traveler, isim gibi işlev gören bir gerund grubudur. Having carried tamamlanmış bir gerund yapısıdır ve taşıma eylemini ana cümledeki yargıdan önceye yerleştirir. Anlaşılan öznesi Ekido'dur. Never, bu önceki eylemin gerçekleşmediğini belirtir; physically ise cümlenin ilerleyen kısmındaki mentally ile karşıtlık oluşturur.

Alıştırma

Despite ile kurulmuş, dilbilgisi açısından doğal cümleyi seçin.

  1. Despite never having visited the city, Lina knew its history well.
  2. Despite she had never visited the city, Lina knew its history well.
  3. Despite never had visited the city, Lina knew its history well.
Cevabı göster

Despite never having visited the city, Lina knew its history well.

Kalıp ifadeler

broke monastic law: keşişlerin kurallarını ihlal etmek

broke monastic law ifadesindeki broke, break fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve “fiziksel olarak zarar verdi” değil, “ihlal etti” anlamına gelir. Monastic law, keşişlerin uyması gereken dinî kuralları veya disiplini ifade eder. Başka durumlara aktarılabilecek yapı break + yasa ya da kural biçimindedir: Birinin belirlenmiş bir kurala uymadığını anlatır. Kullanılan isim, hangi kuralın ihlal edildiğini gösterir.

Alıştırma

“Ekido broke monastic law” burada ne anlama geliyor?

  1. Keşişlerin uyması gereken dinî kuralları ihlal etti.
  2. Keşişlerin kullandığı bir kural kitabına fiziksel olarak zarar verdi.
  3. Keşişler için yeni bir kurallar bütünü yazdı.
Cevabı göster

Keşişlerin uyması gereken dinî kuralları ihlal etti.

Öbek fiiller

mentally clinging to: zihnen bağlanıp bırakamamak

Mentally, clinging to ifadesinin fiziksel olarak tutunmayı değil, mecazî bir anlamı anlattığını gösterir. Bir kişiye, fikre, umuda veya anıya cling to etmek; ona güçlü biçimde bağlı kalmak ve bırakmakta zorlanmak anlamına gelebilir. by + -ing yapısı Ekido’nun kuralı nasıl ihlal ettiğini açıklar: İçindeki bağlılığın sürmesi, ihlalin kendisi olarak sunulur. Bu kullanım çoğu zaman bağlılığın olması gerekenden daha uzun sürdüğünü düşündürür.

Alıştırma

Cümleyi cling to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: She is still ____ the belief that the message was a mistake.

Cevabı göster

clinging to

This type of conflict,

2:59

Yasanın lafzı ile ruhu arasındaki gri alanı inceleyen

examining the gray area between the letter of the law and the spirit of the law, Deyimler

3:00

bu tür çatışmalar,

was common in kōans.

3:04

koanlarda yaygındı.

Deyimler

Yasanın lafzı ile ruhu arasındaki gri alan

The letter of the law, bir yasanın veya kuralın tam olarak yazılı sözlerini ve açıkça belirtilen şartlarını anlatır. The spirit of the law ise onun arkasındaki amacı, ilkeyi veya niyeti anlatır. İkisi arasındaki gri alan, yazılı sözlere uymanın bir davranışın amacı yerine getirip getirmediğini kesin olarak göstermediği durumdur. Bu cümlede ifade, kōanların incelediği çatışma türünü adlandırır: kurala kelimesi kelimesine uymak ile alttaki niyet farklı yargılara götürebilir.

Alıştırma

Hangi durum bir kuralın lafzı ile ruhu arasındaki gri alanı en iyi gösterir?

  1. Bir öğrenci kuralın tam olarak yazılı sözlerine uyar, ancak amacını boşa çıkarır.
  2. Bir öğrenci kuralı çiğner ve amacını da reddeder.
  3. Bir öğrenci kuralın hem yazılı sözlerine hem de amacına uyar.
Cevabı göster

Bir öğrenci kuralın tam olarak yazılı sözlerine uyar, ancak amacını boşa çıkarır.

In addition to exploring ambiguity, Kalıp ifadeler

3:06

Koanlar, belirsizliği keşfetmenin yanı sıra,

kōans often ridiculed characters claiming total understanding of the world around them. Kalıp ifadeler

3:09

etraflarındaki dünyayı tamamen anladıklarını iddia eden karakterlerle sık sık alay ediyordu.

Kalıp ifadeler

In addition to + isim veya -ing biçimi

In addition to, “... yanı sıra” veya “... ek olarak” anlamına gelir. Önce bir unsuru tanıtır, ana cümle de başka bir unsur ekler. Burada belirsizliği keşfetmek kōanların bir işlevidir; her şeyi bütünüyle anladığını iddia eden insanlarla alay etmek ise diğeridir. Bu ifadedeki to bir edattır; bu nedenle ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir. Örnekte exploring, explore fiilinin -ing biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi in addition to ifadesiyle tamamlayın: ____ caring for the garden, Omar feeds the chickens.

Cevabı göster

In addition to

Kalıp ifadeler

claiming total understanding of...: tamamen anladığını iddia etmek

Burada claiming total understanding of the world around them, characters sözcüğünü niteleyen bir sıfat-fiil grubudur. “Çevrelerindeki dünyayı tamamen anladıklarını iddia eden karakterler” anlamına gelir. Claim, bu karakterlerin doğru diye ileri sürdüğü şeyi aktarır; gerçekten anladıklarını doğrulamaz. Total, iddiayı mutlak hâle getirir ve ridiculed fiili bu özgüvenin eleştirildiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede “characters claiming total understanding” neyi ima eder?

  1. Başkalarından kendilerine her şeyi açıklamalarını istiyorlar.
  2. Bilgilerinin eksiksiz olduğunu kanıtladılar.
  3. Her şeyi anladıklarını söylüyorlar, ancak anlatıcı bu iddiayı mutlaka kabul etmiyor.
Cevabı göster

Her şeyi anladıklarını söylüyorlar, ancak anlatıcı bu iddiayı mutlaka kabul etmiyor.

One such example finds three monks debating a temple flag rippling in the wind. Kelime

3:15

Böyle bir örnekte üç keşişin rüzgarda dalgalanan bir tapınak bayrağını tartışması anlatılır.

Kelime

One such example finds...: find ile anlatı sahnesi sunmak

Buradaki finds, “keşfeder” ya da “yerini bulur” anlamında değildir. Anlatı dilinde One such example finds three monks debating..., bu örneğin üç keşişi tartışma hâlinde sunduğu anlamına gelir. story/chapter/scene/example + finds + person + complement kalıbı bir karakteri belirli bir sahneye yerleştirir. One such ayrıca bu özel örneği hemen önce sözü edilen örnek türüne bağlar.

Alıştırma

“The next chapter finds Maya starting a new job,” cümlesinde finds ne anlama gelir?

  1. Maya’yı yeni bir işe başlarken gösterir.
  2. Bölümün Maya’yı aradığını söyler.
  3. Maya’nın kayıp bir işi bulduğunu söyler.
Cevabı göster

Maya’yı yeni bir işe başlarken gösterir.

The first monk refers to the flag as a moving banner, Kalıp ifadeler

3:20

İlk keşiş bayrağı hareket eden bir sancak olarak tanımlarken,

Kalıp ifadeler

refer to X as Y: X'i Y olarak adlandırmak veya tanımlamak

refer to X as Y kalıbı, “X'i Y olarak adlandırmak” veya “X'i Y olarak tanımlamak” anlamına gelir. Bu cümlede X, the flag; Y ise a moving banner ifadesidir. as, X'e verilen adı veya tanımı getirir. Bu kalıp, birinin bir şeyi nasıl adlandırdığını, sınıflandırdığını veya gördüğünü aktarabilir; ancak konuşanın bu etikete şahsen katıldığını göstermez.

Alıştırma

refer to X as Y kalıbındaki eksik sözcükle cümleyi tamamlayın: Researchers refer to this stage ____ the testing phase.

Cevabı göster

as

while the second monk insists that they are not seeing the flag move, Anlatım akışı

3:24

ikinci keşiş bayrağın hareket ettiğini değil,

but rather the wind blowing.

3:27

rüzgarın estiğini gördüklerini iddia eder.

Anlatım akışı

not ... but rather ...: bir açıklamanın yerine başka bir açıklama koymak

not A, but rather B kalıbı önce A'yı reddeder, ardından B'yi daha doğru bir seçenek olarak sunar. Rather düzeltmeyi güçlendirir: B, yalnızca ek bilgi vermek yerine A'nın yerini alır. Burada cümle odağı bayraktan rüzgâra kaydırır ve savı bir ekleme olarak değil, düzeltme olarak düzenler.

Alıştırma

Cümleyi not ... but rather ... düzeltme kalıbıyla tamamlayın: The delay was ____ caused by traffic, ____ by a late delivery.

Cevabı göster

not · but rather

They argue back and forth until finally a third monk intervenes. Kalıp ifadeler

3:29

Nihayetinde üçüncü bir keşiş araya girene kadar tartışıp dururlar.

Kalıp ifadeler

argue back and forth: karşılıklı olarak tekrar tekrar tartışmak

Burada argue back and forth, iki tarafın karşıt görüşlerle birbirine tekrar tekrar cevap vermesi demektir. Back and forth, yalnızca tek bir anlaşmazlığı değil, tekrarlanan bir karşılıklı tartışmayı anlatır. Aynı ifade iki yön arasında tekrarlanan fiziksel hareketi de anlatabilir; ancak argue fiilinden sonra konuşmanın iki taraf arasında gidip gelmesini ifade eder.

Alıştırma

“İki taraf arasında tekrarlanan bir karşılıklı konuşma içinde” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyi tamamlayın: The captains argued ____ about the route for nearly an hour.

Cevabı göster

back and forth

It is not the flag moving, Dilbilgisi

3:34

Ne hareket eden bayraktır,

nor the wind blowing,

3:36

ne de esen rüzgardır,

but rather the movement of your minds. Deyimler

3:37

sadece sizin zihinlerinizin hareketidir.

Dilbilgisi

It is not A, nor B, but rather C: iki açıklamayı reddetmek

Bu cümle, iki açıklamayı reddedip üçüncü bir açıklamayı gerçek açıklama olarak sunmak için It is not A, nor B, but rather C yapısını kullanır. Nor, not sözcüğünün olumsuz anlamını sürdürür: A doğru değildir ve B de doğru değildir. But rather ise düzeltme olan C’yi sunar. Üç bölüm, karşılaştırılabilir dil bilgisi biçimleri kullandığında en iyi sonucu verir. Burada the flag moving, the wind blowing ve the movement of your minds isim benzeri seçenekler olarak işlev görür; böylece dinleyen kişi bunları açıkça karşılaştırabilir.

Alıştırma

İki nedeni reddedip üçüncü bir neden veren yapıyı tamamlayın: It was not the battery, ____ the screen, ____ a loose cable that caused the problem.

Cevabı göster

nor · but rather

Deyimler

Bir mecaz olarak the movement of your minds

Bu cümlede the movement of your minds mecazi bir ifadedir. Zihinler fiziksel olarak yer değiştirmez; ifade, hareketi bayrak ve rüzgârdan gözlemcilerin düşünce ve yargılarına taşır. Böylece odak, dışarıdaki bir olaydan insanların gördüklerini nasıl yorumladığına kayar. Daha genel olarak bu tür bir ifade, yalnızca gözlemlenen şeyi değil, gözlemcinin zihnini de incelemeye çağırır.

Alıştırma

Bu cümlede the movement of your minds ne anlama geliyor?

  1. Gözlemcilerin düşünce ve yargıları, gördüklerini nasıl anladıklarında etkin rol oynuyor.
  2. Gözlemciler bayraktan yürüyerek uzaklaşıyor.
  3. Beyinleri kafalarının içinde fiziksel olarak hareket ediyor.
Cevabı göster

Gözlemcilerin düşünce ve yargıları, gördüklerini nasıl anladıklarında etkin rol oynuyor.

One interpretation of this kōan plays on the supposed wisdom of the arguing monks. Öbek fiiller

3:40

Bu koanın bir yorumu, tartışan keşişlerin sözde bilgelikleriyle oynar.

Öbek fiiller

plays on the supposed wisdom: “sözde bilgelikten” yararlanmak

Burada plays on, “bir etki yaratmak için bir şeyi bilinçli olarak kullanır” anlamına gelir. Yorum, ironi yaratmak için keşişlerin sözde bilgeliğini kullanır; plays bir oyunu ya da başka bir eğlenceli etkinliği anlatmaz. Supposed bir isimden önce geldiğinde, tanımın iddia edildiğini veya doğru kabul edildiğini, ancak konuşanın bundan şüphe duyduğunu gösterir. Bu nedenle supposed wisdom, tartışan keşişlerin gerçekten bilge olup olmadığını sorgular.

Alıştırma

Burada plays on the supposed wisdom ne anlama geliyor?

  1. İronik bir etki yaratmak için keşişlere atfedilen bilgeliği kullanır.
  2. Keşişlerin bilgelik hakkında bir oyun oynadığını anlatır.
  3. Bilgelikleri tartışmasız biçimde gerçek olduğu için keşişlere bel bağlar.
Cevabı göster

İronik bir etki yaratmak için keşişlere atfedilen bilgeliği kullanır.

The first asserting the importance of the observable world,

3:45

Birincisi gözlemlenebilir dünyanın önemini ileri sürerken,

the second favoring deeper knowledge we can infer from that world. Kalıp ifadeler

3:49

ikincisi bu dünyadan çıkarabileceğimiz daha derin bilgileri tercih etmektedir.

Kalıp ifadeler

infer ... from ...: kanıttan sonuç çıkarmak

infer something from something kalıbı; gözlem, gerçek veya başka bir kanıtı kullanarak sonuca varmak demektir. Bu cümlede the observable world kanıtın kaynağı, deeper knowledge ise bu kaynaktan çıkarılan sonuçtur. Burada bir ilgi cümleciği kullanıldığı için nesne cümlecikten önce gelir. Eksiksiz biçim deeper knowledge that we can infer from that world olurdu; that sözcüğü düşürülmüştür.

Alıştırma

Kanıta dayalı bir sonucu ifade etmek için infer from kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Lena implied from the wet grass that it had rained.
  2. Lena inferred from the wet grass that it had rained.
  3. The wet grass inferred Lena that it had rained.
Cevabı göster

Lena inferred from the wet grass that it had rained.

But each monk's commitment to his own answer blinds him to the other's insight, Deyimler

3:53

Ancak her keşişin kendi cevabına olan bağlılığı, onu diğerinin görüşüne kör eder,

Deyimler

commitment ... blinds him to ...: anlayışın engellenmesini anlatan bir metafor

Bu cümlecikte bir metafor kullanılır. Commitment to his own answer burada kişinin kendi cevabına güçlü biçimde bağlanması demektir. Bu bağlılık blinds him to the other's insight, yani diğer keşişin fikrindeki değeri fark etmesini veya takdir etmesini engeller. Başka durumlarda da kullanılabilen A blinds someone to B kalıbı, A'nın kişinin B'yi anlamasını engellediğini belirtir. Gerçek anlamda görme kaybını değil, farkındalığın sınırlanmasını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle blind someone to something kalıbını aynı metaforik anlamda kullanır?

  1. She closed the blinds to make the room dark.
  2. The bright light blinded her for a few seconds.
  3. Her excitement blinded her to the risks of the plan.
Cevabı göster

Her excitement blinded her to the risks of the plan.

and in doing so, Anlatım akışı

3:58

ve bunu yaparken de,

defies an essential Buddhist ideal, Kelime

3:59

temel bir Budist ideali olan

abolishing binary thinking.

4:01

ikili düşünceyi ortadan kaldırmayı reddeder.

Anlatım akışı

and in doing so: önceki eyleme gönderme yapıp sonucu belirtmek

“In doing so”, “az önce belirtilen eylemi yaparak” veya “bunu yaparken” demektir. so bir ismin değil, önceki eylemin yerini tutar. Burada “and in doing so”, önceki eylemi onun sonucuna bağlar: bu eylem, temel bir ideale neden karşı gelindiğini açıklar ya da açıklamaya yardımcı olur. Bu bağlayıcı, eylemin tamamını yeniden söylemeyi gereksiz kılar.

Alıştırma

Örnekte in doing so ne işlev görüyor?

  1. Önceki bir eyleme gönderme yapar ve onu bir sonuca bağlar.
  2. Sonraki ifadenin yalnızca bir tahmin olduğunu belirtir.
  3. Daha sonra harekete geçecek yeni bir kişiyi tanıtır.
Cevabı göster

Önceki bir eyleme gönderme yapar ve onu bir sonuca bağlar.

Kelime

defies an essential Buddhist ideal: soyut bir ölçütle kullanılan defy

Bu cümlede defies, “karşı hareket eder” veya “uymaz” anlamına gelir. Nesnesi an essential Buddhist ideal olduğundan fiil, bir kişiyle fiziksel bir mücadeleyi değil, bir davranış ile soyut bir ölçüt arasındaki çatışmayı anlatır. Defy; rule, principle, convention, expectation veya ideal gibi soyut nesneler alabilir. Kalıp defy + ölçüt şeklindedir: özne, o ölçüte meydan okuyan ya da onunla çelişen biçimde davranır.

Alıştırma

Hangi cümlede defy, bir şeyin soyut bir ölçütle çatıştığını göstermek için kullanılmıştır?

  1. The new policy defies the principle of equal treatment.
  2. The poster describes the principle of equal treatment.
  3. The teacher defines the principle of equal treatment.
Cevabı göster

The new policy defies the principle of equal treatment.

The third monk identifies their conflict as a perceptual one. Kalıp ifadeler

4:04

Üçüncü keşiş onların çatışmasının algısal olduğunu belirtir.

Kalıp ifadeler

identify X as Y: X'i Y olarak tanımlamak veya sınıflandırmak

identify X as Y kalıbı, X'i Y olarak tanımak, sınıflandırmak veya tanımlamak anlamına gelir. Burada their conflict X, a perceptual one ise Y'dir. one tekil conflict adının yerini alır; dolayısıyla a perceptual one, a perceptual conflict demektir. Üçüncü keşiş anlaşmazlığın niteliğini tanımlar: sorun, iki keşişin durumu algılama biçiminden kaynaklanır.

Alıştırma

identify X as Y kalıbını tamamlayın: The engineer identified the vibration ____ a loose part.

Cevabı göster

as

Both arguing monks fail to see the larger picture. Deyimler

4:08

Tartışan her iki keşiş de büyük resmi göremez.

Deyimler

fail to see the larger picture: büyük resmi görememek

Fail to do something, bir şeyi yapmamak veya yapmayı başaramamak anlamına gelir. Bu, kişinin her zaman denediği ve resmen başarısız olduğu anlamına gelmez. See the larger picture mecazidir: ayrıntıların birbiriyle nasıl bağlantılı olduğu da dâhil olmak üzere daha geniş durumu anlamak demektir. Cümle, iki keşişin dar bakış açılarıyla sınırlı olduğunu söyler; gerçek bir resmi göremediklerini değil.

Alıştırma

Bu derste geçen ve “genel durumu gözden kaçırmak” anlamına gelen ifadeyi tamamlayın: Mina focused on one small error and failed to see ____.

Cevabı göster

the larger picture

Of course,

4:12

Elbette,

all these interpretations only hint at how to wrestle with these kōans. Deyimler

4:13

tüm bu yorumlar sadece bu koanlarla nasıl mücadele edileceğine dair ipuçları verir.

Deyimler

only hint at how to wrestle with these kōans: bu kōanlarla nasıl boğuşulacağına yalnızca işaret etmek

Only hint at, tam bir açıklama vermek yerine yalnızca sınırlı ipuçları vermek demektir. how to yan cümlesi, ne tür bir yönlendirmeye işaret edildiğini, yani kōanlara yaklaşmanın bir yolunu belirtir. Wrestle with, zor bir şeyi düşünmek veya onunla uğraşmak için büyük çaba harcamayı anlatan bir benzetmedir. Süreçteki çabayı ve belirsizliği vurgular; solve gibi nihai bir cevaba ulaşıldığını göstermez.

Alıştırma

“Maya is wrestling with a difficult decision,” cümlesinde Maya ne yapıyor?

  1. Onunla nasıl başa çıkacağını yoğun biçimde düşünüyor.
  2. Onu zaten tamamen çözdü.
  3. Onunla fiziksel bir güreş maçına katılıyor.
Cevabı göster

Onunla nasıl başa çıkacağını yoğun biçimde düşünüyor.

Neither the wisdom from practicing monks before us, Dilbilgisi

4:17

Ne bizden önceki pratik yapan keşişlerin bilgeliği,

nor the supposedly wise characters in these stories,

4:20

ne de bu hikayelerdeki sözde bilge karakterler,

can resolve them for you.

4:23

onları sizin için çözemez.

Dilbilgisi

Neither ... nor ... can resolve: ikisi de çözemez

Neither A nor B, iki öğeyi eşleştiren olumsuz bir yapıdır. İki paralel özneyi tek bir olumsuz ifadeye yerleştirir: A eylemi yapamaz ve B de yapamaz. Bu cümlede iki uzun isim öbeği can resolve them for you yüklemini paylaşır. Neither dışlanan ilk kaynağı, nor ikinci kaynağı tanıtır ve can resolve her ikisi için de geçerlidir.

Alıştırma

Her iki hava koşulunun da maçı durduramayacağını söyleyecek şekilde cümleyi tamamlayın: ____ the rain ____ the cold will stop the game.

Cevabı göster

Neither · nor

That's because the purpose of these kōans isn't reaching a simple solution. Anlatım akışı

4:25

Bunun nedeni, bu koanların amacının basit bir çözüme ulaşmak olmamasıdır.

It's the very act of struggling with these paradoxical puzzles, Kalıp ifadeler

4:30

Bu paradoksal bulmacalarla mücadele etme eyleminin ta kendisidir

Anlatım akışı

That's because... isn't... It's...: bir düşünceyi reddedip asıl noktayı belirtmek

That's because, hemen önce söylenen bir düşüncenin nedenini açıklar. Ardından the purpose ... isn't reaching a simple solution bölümü, kōanların amacıyla ilgili olası ama yanlış bir düşünceyi, yani amacın basit bir çözüm bulmak olduğu düşüncesini reddeder. It's the very act of struggling düzeltilmiş odağı verir: önemli olan bilmecelerle uğraşma sürecidir. Önce A'yı reddedip sonra B'yi vurgulayan bu yapı, asıl noktayı söylemeden önce yanlış beklentiyi ortadan kaldırır.

Alıştırma

Vurgulanan bölümün düşünceleri nasıl düzenlediğini en iyi hangi özet açıklar?

  1. Basit bir çözümün hedef olduğu düşüncesini reddeder, ardından asıl noktanın uğraşma sürecinin kendisi olduğunu belirtir.
  2. Hiçbirini düzeltmeden eşit önemde iki hedef sunar.
  3. Bilmecelerin çözümleri kolay olduğu için değerli olduğunu söyler.
Cevabı göster

Basit bir çözümün hedef olduğu düşüncesini reddeder, ardından asıl noktanın uğraşma sürecinin kendisi olduğunu belirtir.

Kalıp ifadeler

the very act of struggling: eylemin kendisini vurgulamak

the very act of struggling ifadesinde very, “tam olarak o” veya “kendisi” anlamına gelir; boğuşmanın ne kadar yoğun olduğuna değil, act sözcüğüne odaklanır. Bu yüzden ifade, bilmecelerle boğuşma eyleminin kendisinin önemli olduğunu anlatır. the very act of + V-ing kalıbı, bir eylemi temel neden, değer veya asıl nokta olarak vurgular. of sonrasında the very act of asking örneğindeki gibi -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

“Deneme eyleminin kendisi” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The ____ taught me patience.

Cevabı göster

very act of trying

which challenge our desire for resolution and our understanding of understanding itself. Notlar

4:33

çözüm arzumuza ve anlamanın bizzat kendisine olan anlayışımıza meydan okuyan şey.

Kelime

challenge our desire for resolution: soyut bir adla kullanılan challenge

challenge fiili, nesnesi our desire gibi soyut bir zihinsel durum olduğunda, biriyle yarışmak değil sorgulamak, sınamak veya sarsmak anlamına gelir. Baskı altına alınan şey zihinsel bir ihtiyaç ya da beklentidir. Burada resolution, tatmin edici bir çözüm, açık bir cevap veya kesinleşmiş bir son demektir. İfade, belirsizliğin neden düzenli ve kesin bir biçimde sona ermesini istediğimizi bir şeyin bize sorgulattığını anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede challenge our desire for resolution ne anlama geliyor?

  1. Bizi bir ödül için yarışmaya davet ediyor.
  2. Her sorunun tek bir çözümü olduğunu kanıtlıyor.
  3. Kesin bir cevaba duyduğumuz ihtiyacı sorguluyor.
Cevabı göster

Kesin bir cevaba duyduğumuz ihtiyacı sorguluyor.

Anlatım akışı

our understanding of understanding itself: özyinelemeli bir ad öbeği

İfadenin iki katmanı vardır: our understanding sahip olduğumuz görüş veya zihinsel modeldir; of understanding itself ise bu görüşün konusunu, yani anlama eylemini ya da kavramını belirtir. itself ikinci understanding sözcüğüne gönderme yapar ve anlaşılan belirli bir şeyi değil, kavramın kendisini vurgular. Bu tekrar, cümleyi soyutlukta bir üst basamağa taşıyacak şekilde düzenler. Odak, bir sorunun çözülmesini istemekten uzaklaşıp en başta herhangi bir şeyi anlamanın ne demek olduğunu sormaya yönelir.

Alıştırma

Tekrarlanan our understanding of understanding itself ifadesi cümlede ne yapıyor?

  1. Odağı anlamanın ne demek olduğu kavramına taşır.
  2. Bütün zor soruların zaten çözüldüğünü söyler.
  3. Konuyu ilk anlayan kişiyi belirler.
Cevabı göster

Odağı anlamanın ne demek olduğu kavramına taşır.

Want to try your hand at some puzzles that do have resolutions? Notlar

4:40

Gerçekten çözümleri olan bazı bulmacalarda şansınızı denemek ister misiniz?

Deyimler

Want to try your hand at ...?: yeni bir şeyi denemek

Try your hand at + isim veya -ing biçimi, özellikle yeni ya da belli bir beceri gerektiren bir etkinliği bizzat denemek anlamına gelir. Buradaki hand sözcüğü gerçek anlamında kullanılmaz. Want to try your hand at ...? bu deyimi samimi ve baskı yaratmayan bir davete dönüştürür. Birinin etkinliği denemek isteyip istemediğini sorar.

Alıştırma

Yeni bir beceriyi denemek anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın ve Leo için doğru iyeliği kullanın: Leo wants to ____ making his own comic.

Cevabı göster

try his hand at

Dilbilgisi

that do have resolutions: “gerçekten var” anlamını vurgulayan do

Burada do, olumlu have fiiline vurgu katmak için eklenen bir yardımcı fiildir. That have resolutions gerçeği tarafsız biçimde söylerdi; that do have resolutions ise bulmacaların gerçekten çözümü olduğunu, genellikle çözümü olmayan bir şeyle karşılaştırarak vurgular. Kalıp do/does/did + fiilin yalın biçimidir. That do have resolutions, puzzles sözcüğünü açıklayan bir ilgi yan cümlesidir; do bu yan cümleyi soru yapmaz. Soru anlamı, tüm cümleyi kapsayan Want to ...? yapısından gelir.

Alıştırma

Düzeltme cümlesini vurgulu do ve have fiilinin yalın biçimiyle tamamlayın: Everyone thinks this building has no elevator, but it ____ one.

Cevabı göster

does have

Check out our riddles playlist and get solving.

4:45

Bilmece oynatma listemize göz atın ve çözmeye başlayın.