Mariana Çukuru'nda Nükleer Bomba Patlatırsanız Ne Olur? (Fantezi Değil Bilim): İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Mariana Çukuru'nda su basıncı elli megatonluk patlamayı sınırlar; sonuç küçük bir dalga ve yerel radyoaktif serpintidir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “What would happen if” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: olayın gerçekleştiğini ima etmeden geçmiş biçimle varsayımsal bir soru açmayı öğrenin. 2. “barely puts up a fight” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: atmosferi kişileştirilmiş bir rakip, barely sözcüğünü ise neredeyse hiç etkili direnç yok anlamında okuyun. 3. “so why would this time be different?” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: önceki nükleer testlerle savı kapatan ve bu olayın da istisna olmadığını ima eden retorik soruyu tanıyın.
Bu derste
What would happen if we detonated humanity's most powerful nuclear weapon Dilbilgisi
0:01İnsanlığın sahip olduğu en güçlü nükleer silahı
What would happen if ...? varsayım kalıbı
What would happen if ...? hayal edilen bir durumun olası sonucunu sorar. Burada daha önce gerçekleşmiş bir olayı sormaz; bir düşünce deneyi başlatır. Varsayımsal bir durum için What would happen if + özne + fiilin geçmiş zaman biçimi yapısını kullan: What would happen if we detonated ...? Geçmiş zaman biçimi geçmiş zamanı değil, gerçeklikten uzaklığı gösterir; would sonuç sorusunun ana cümlesinde bulunur, if yan cümlesinde değil.
Alıştırma
Soruyu bu dersteki tam varsayım kalıbıyla tamamla: ____ we turned off every backup system at once?
Cevabı göster
What would happen if
For sure, tsunamis hundreds of meters high would destroy coastal cities,
0:09Kesinlikle, yüzlerce metre yüksekliğindeki tsunamiler kıyı şehirlerini yok eder,
“Tamamen yok etmek” anlamındaki level fiili
Burada level, binaları veya yapılaşmış bir alanı neredeyse hiçbir şey ayakta kalmayacak kadar tamamen yok etmek anlamına gelen bir fiildir. earthquakes would level countries ifadesindeki countries, yıkımın ölçeğini abartır; toprağın geometrik olarak düz hâle gelmesi kastedilmez.
Alıştırma
Hangi cümlede level “neredeyse tamamen yok etmek” anlamındadır?
- The wildfire leveled several homes.
- The score was level at halftime.
- She used a tool to level the table.
Cevabı göster
The wildfire leveled several homes.
ripped apart: şiddetli yıkım veya ayrılma
be ripped apart yapısında ripped apart, rip apart öbek fiilinin geçmiş zaman ortacı biçimidir. Bir bütünü, parçaları birbirinden ayrılacak kadar şiddetle yırtmak veya yok etmek anlamına gelir. Edilgen yapı, hasara uğrayan şeye odaklanır. Burada Dünya'nın yalnızca biraz zarar görmesi değil, fiziksel olarak parçalanması hayal edilir. apart sözcüğü ayrılma sonucunu eklediği için anlamın vazgeçilmez bir parçasıdır.
Alıştırma
Maybe even Earth could be ripped apart cümlesinde ripped apart ne anlama gelir?
- Zarar görmeden dikkatlice taşınır.
- Bütün, ayrı parçalara dönüşecek şekilde şiddetle yırtılır veya kırılır.
- Kırıldıktan sonra onarılır.
Cevabı göster
Bütün, ayrı parçalara dönüşecek şekilde şiddetle yırtılır veya kırılır.
thrown out of orbit: yörünge yolundan zorla çıkarılmış
Bu altyazı önceki cümlenin devamıdır: or [Earth could be] thrown out of orbit. Ortak özne Earth ve could be anlaşılır olduğu için yazılmamıştır. Thrown, edilgen yapıdaki geçmiş zaman ortacıdır. To throw something out of orbit, dış bir kuvvetin yörüngedeki bir cismi yerleşik yolundan çıkarması anlamına gelir. Burada throw elle fırlatma hareketini anlatmaz; kuvvetli değişimi ifade eder ve out of orbit ortaya çıkan durumu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “yerleşik yörünge yolundan uzakta” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: A large impact could throw the satellite ____.
Cevabı göster
out of orbit
Well, almost. ifadesindeki kısmi düzeltme
Well, konuşanın az önce söylediği şeyi düzeltmeden önce durakladığını gösterir. Burada dinleyiciyi önceki dramatik tahminden farklı bir yöne dönmeye hazırlar. Almost burada “neredeyse doğru” veya “neredeyse anlatıldığı gibi” anlamına gelir. Devamı söylenmediği için bu kısa parça önceki düşüncenin tamamını düzeltir: büyük kısmı doğru olabilir, ancak hepsi doğru değildir. Böylece anlatım kesin bir iddiadan geri adım atarken merakı korur.
Alıştırma
Bir rehber, “The trail is completely safe. Well, almost.” diyor. Son kısa ifade ne yapıyor?
- Konuyla ilgisiz bir listeye başlar.
- Önceki iddianın her ayrıntısının kesin olduğunu doğrular.
- Önceki iddiayı kısmen geri çeker veya sınırlar.
Cevabı göster
Önceki iddiayı kısmen geri çeker veya sınırlar.
Currently, Earth's deepest known point is inside the Mariana Trench.
0:24Şu anda Dünya'nın bilinen en derin noktası Mariana Çukuru'nun içindedir.
The Mariana Trench is a very deep valley right at the edge of two tectonic plates
0:29Mariana Çukuru, tam iki tektonik plakanın kenarında yer alan ve
that looks like an upside-down mountain. Deyimler
0:34baş aşağı duran bir dağa benzeyen çok derin bir vadidir.
looks like an upside-down mountain ifadesindeki şekil karşılaştırması
Looks like, görünüşe dayalı bir karşılaştırma başlatır. Çukur gerçekten bir dağ değildir; kesit şekli tanıdık bir görüntü yardımıyla açıklanır. Upside-down, üst kısmı alta gelecek şekilde ters çevrilmiş demektir. İfade bir bütün olarak dağ siluetinin ters çevrilmiş hâlini hayal ettirir ve yabancı bir yeryüzü şeklini gözde canlandırmayı kolaylaştırır.
Alıştırma
Bir şema, zirvesi aşağı bakan bir dağ şekli gösteriyor. Hangi cümle bu şekli doğru anlatır?
- It looks like an inside-out mountain.
- It looks like an upside-down mountain.
- It looks exactly like an ordinary upright mountain.
Cevabı göster
It looks like an upside-down mountain.
reaches a depth of + ölçüm
reaches a depth of about 11 km ifadesinde reaches, “dokunmak için elini uzatır” değil, “bir değere ulaşır” anlamındadır. Özneyle belirtilen şeyin ölçülen derinliği yaklaşık 11 km'dir; about sayının yaklaşık olduğunu gösterir. reach a depth of + ölçüm kalıbı, derinliği ölçülmüş bir değer olarak sunar. Coğrafi veya teknik verileri açıkça aktarmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Bu geniş zaman cümlesini reach ve depth kullanarak tamamlayın: The borehole ____ 7,500 meters.
Cevabı göster
reaches a depth of
almost three times deeper than the dark grave of the Titanic. Dilbilgisi
0:39bu da Titanik'in karanlık mezarından neredeyse üç kat daha derindir.
almost three times deeper than: neredeyse üç kat daha derin
Almost, three times ifadesini niteler; dolayısıyla çarpan yaklaşık bir değerdir. Bu bilimsel anlatım bağlamında almost three times deeper than, ilk derinliğin karşılaştırılan derinliğin yaklaşık üç katı olduğu anlamına gelir; yalnızca “çok daha derin” demek değildir. Aktarılabilir yapı yaklaşıklaştırıcı + çarpan + karşılaştırma sıfatı + than + karşılaştırılan öğe şeklindedir: almost three times deeper than the wreck. Farkın büyüklüğünü sayısal olarak belirtir.
Alıştırma
Bu bilimsel anlatım bağlamında 'almost three times deeper than' büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Derinliği, karşılaştırılan derinlikten biraz daha azdır.
- Toplam derinliği, karşılaştırılan derinliğin yaklaşık üç katıdır.
- Karşılaştırılan derinlikten tam olarak üç kilometre daha derindir.
Cevabı göster
Toplam derinliği, karşılaştırılan derinliğin yaklaşık üç katıdır.
It's one of the last places on Earth for humans to explore. Dilbilgisi
0:43İnsanların keşfetmesi için Dünya üzerinde kalan son yerlerden biridir.
one of the last places ... for humans to explore kalıbı
Bu cümlede one of the last places, henüz keşfedilmemiş az sayıdaki yerden biri anlamına gelir. Buradaki last yalnızca zaman bakımından son yeri değil, hâlâ yapılması gereken bir işin kaldığı yerleri anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp one of the + çoğul isim + for + kişi veya grup + to + fiil şeklindedir. one of the ifadesinden sonraki isim çoğul olmalıdır; for humans ise explore eylemini kimin yapacağını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir sorunun ekibin hâlâ çözmesi gereken az sayıdaki sorundan biri olduğunu anlatmak için bu kalıbı doğru kullanır?
- This is the one of last problems for the team to solve.
- This is one of the last problems for the team to solve.
- This is one of the last problem for the team to solve.
Cevabı göster
This is one of the last problems for the team to solve.
Pitch black and under a thousand atmospheres of pressure, Kalıp ifadeler
0:47Zifiri karanlıkta ve bin atmosfer basıncın altında olan bu yer,
Pitch black: tamamen karanlık
Pitch black, görülebilir ışığın çok az olduğu veya hiç olmadığı tamamen karanlık durumu anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Bu parçada çevreyi kısa biçimde betimleyen bir sıfat grubu olarak kullanılır. Buradaki pitch, black sözcüğünün derecesini güçlendirir; müzikteki ses perdesini, bir şeyi fırlatmayı veya satış sunumunu ifade etmez. İfadenin tamamı very dark sözünden daha güçlü ve canlıdır.
Alıştırma
Cümleyi “tamamen karanlık” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: When the power failed, the room became ____, and we could not see anything.
Cevabı göster
pitch black
it's a relatively pristine environment thanks to the absence of humans. Kalıp ifadeler
0:50insanların olmaması sayesinde nispeten bozulmamış bir ortamdır.
thanks to: bir nedeni yararlı veya ironik olarak sunmak
Thanks to, bir sonucun nedenini belirtir. Burada sonuç nispeten el değmemiş bir çevredir; neden ise insanların bulunmamasıdır. Bu ifade kelimesi kelimesine minnettarlık bildirmez. Nedeni yararlı bir unsur gibi sunar; bu bağlamda insanların çevre üzerindeki etkisine ilişkin hafifçe iğneleyici ve ironik bir yorum oluşturur.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: “The outdoor concert went ahead thanks to the volunteers.” Burada thanks to ne anlatıyor?
- Gönüllüler olumlu sonucun gerçekleşmesini sağladı.
- Gönüllüler engellemeye çalışsa da konser gerçekleşti.
- Konuşan kişi gönüllülere doğrudan “teşekkür ederim” diyor.
Cevabı göster
Gönüllüler olumlu sonucun gerçekleşmesini sağladı.
“A great place for our nuclear test.” ifadesinde kuru ironi
Yüzeyde A great place, coşkulu bir onay gibi görünür. Ancak our nuclear test ile birlikte kullanılması, daha önce anlatılan el değmemiş ve insansız çevreyle çatışır. Bu çatışma kuru bir ironi yaratır: Konuşan kişi, bozulmamış bir yerin yıkıcı bir iş için kullanılabildiği için “harika” olduğu yönündeki soğuk mantığı izler. Cümle samimi bir çevre önerisi değildir ve tek başına konuşanın nükleer denemeleri ahlaki açıdan onayladığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Bir kişi ağır biçimde su basmış bir sokağa bakıp “Great weather for a picnic.” diyor. En olası amacı nedir?
- Birinin piknik yemeği getirip getirmediğini sormak.
- Samimi bir hava durumu bilgisi vermek ve piknik önermek.
- Durum açıkça uygun olmadığı için olumlu sözleri ironik biçimde kullanmak.
Cevabı göster
Durum açıkça uygun olmadığı için olumlu sözleri ironik biçimde kullanmak.
the most powerful nuclear bomb humans have ever exploded: düşürülmüş nesne ilgi zamiri
Bu isim öbeğinde humans have ever exploded, the most powerful nuclear bomb ifadesini niteleyen bir ilgi yan cümlesidir. Bomb, exploded fiilinin nesnesidir; bu nedenle nesne görevindeki that ilgi zamiri düşürülebilir. Burada that kullanılması anlamı değiştirmez. Üstünlük yapısı the most powerful ile ever, ilgili ana kadar geçen tüm zaman içinde bir rekor belirtir. Buradaki ever, “herhangi bir zamanda” veya “şimdiye kadar” anlamındadır; “her zaman” anlamına gelmez.
Alıştırma
Nesne görevindeki ilgi zamirinin düşürüldüğü bir ilgi yan cümlesinde ever sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- This is the hardest puzzle I have ever solved.
- This is the hardest puzzle has ever solved.
- This is the hardest puzzle I have always solved.
Cevabı göster
This is the hardest puzzle I have ever solved.
the RDS-220 hydrogen bomb, or Tsar Bomba. Kültür
1:03yani RDS-220 hidrojen bombasını, diğer adıyla Çar Bombasını kullanacağız.
the RDS-220 hydrogen bomb, or Tsar Bomba: “diğer adıyla” anlamındaki or
RDS-220 model adıdır, hydrogen bomb silah türünü belirtir, Tsar Bomba ise yaygın olarak bilinen adıdır. Bu cümlede bunların hepsi tek bir bombaya gönderme yapar. Burada or alternatif bir ad sunar ve “diğer adıyla” anlamına gelir; iki bomba arasında seçim yapıldığını göstermez. Bilgilendirici yazılarda ad belirten bu or kullanımı çoğunlukla virgüllerle ayrılır.
Alıştırma
Örnek cümlede or neyi belirtir?
- İki farklı bomba seçenek olarak sunulmaktadır.
- Tsar Bomba, RDS-220’nin içindeki bir parçadır.
- Tsar Bomba, RDS-220 hidrojen bombasının diğer adıdır.
Cevabı göster
Tsar Bomba, RDS-220 hidrojen bombasının diğer adıdır.
that its shockwave traveled around the Earth three times,
1:10şok dalgası Dünya'nın etrafını üç kez dolaştı
so massive that: dereceyi sonuca bağlamak
so + sıfat + that yan cümlesi yapısı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Bu cümlede so, massive sıfatının derecesini güçlendirir; that yan cümlesi ise sonucu, yani şok dalgasının Dünya'nın çevresini üç kez dolaşmasını belirtir. Bir özelliğin derecesi daha sonra olanları açıklıyorsa bu yapıyı kullanabilirsiniz: so difficult that..., so loud that..., so cold that....
Alıştırma
Cümleyi so ... that sonuç yapısıyla tamamlayın: The alarm was ____ loud ____ everyone left the room.
Cevabı göster
so · that
and its mushroom cloud stretched 56 km into the sky.
1:13ve mantar bulutu gökyüzüne doğru 56 km uzandı.
to destroy everything in a thousand square kilometers,
1:20bin kilometrekarelik alandaki her şeyi yok edecek kadar güçlüydü
strong enough to: sonuç için gereken dereceye ulaşmak
sıfat + enough + to-mastar yapısı, bir özelliğin bir eylem veya sonuç için gereken dereceye ulaştığını anlatır. Burada strong enough, şok dalgasının gereken güce sahip olduğunu; to destroy ise böylece mümkün hâle gelen sonucu belirtir. Enough sıfattan sonra gelir: strong enough, warm enough, clear enough. Bu yapıda normalde sıfattan önce kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi strong ve sıfat + enough + to yapısını kullanarak tamamlayın: The bridge is ____ to carry the truck.
Cevabı göster
strong enough
Bombs like this release such an enormous amount of energy at once Dilbilgisi
1:26Bunun gibi bombalar bir anda o kadar muazzam miktarda enerji açığa çıkarır ki
that they could boil away an entire lake. Öbek fiiller
1:30koca bir gölü kaynatarak yok edebilirler.
such an enormous amount of energy ... that: miktarı sonuca bağlamak
Such, an enormous amount of energy isim öbeğinin tamamını niteler; that ise sonucu başlatır. Temel kalıp such + (adjective) + noun phrase + that + result biçimindedir. Burada at once, enerjinin nasıl açığa çıktığını anlatır ve isim öbeğiyle that arasında yer alır. Bu ifade yapıyı bozmaz; miktar, belirtilen sonucu doğuracak kadar büyük olarak sunulur.
Alıştırma
Cümleyi such ve that ile tamamlayın: The lab collected ____ a large amount of data overnight ____ the server ran out of space.
Cevabı göster
such · that
boil away: kaynayarak yok olmak
Boil away, bir sıvının kaynamaya devam ederek buhar hâlinde kaybolması anlamına gelir; çoğu zaman sıvının tamamının veya neredeyse tamamının tükenmesini anlatır. Away burada bir yöne hareketi değil, kaybolma sonucunu belirtir. Örnekte değişime they neden olduğu için fiil geçişlidir: they could boil away an entire lake. İfade geçişsiz olarak da kullanılabilir: The water boiled away.
Alıştırma
Cümleyi, kaynama yoluyla buhar hâlinde kaybolmak anlamındaki phrasal verb ile tamamlayın: We forgot the pan on the stove, and all the water ____.
Cevabı göster
boiled away
And if we set off a nuclear bomb in the Mariana Trench, Öbek fiiller
1:34Ve eğer Mariana Çukuru'nda bir nükleer bomba patlatırsak,
set off a nuclear bomb: nükleer bombayı patlatmak
Burada set off, “bir şeyin patlamasına neden olmak” anlamına gelir. a nuclear bomb nesnesi anlamı netleştirir: bir yolculuğa çıkmaktan değil, bir patlamayı tetiklemekten söz edilir. Bu anlamda set off ayrılabilen bir öbek fiildir: set off the bomb ve set the bomb off biçimlerinin ikisi de kullanılabilir. Nesne bir zamirse ortaya gelir: set it off.
Alıştırma
Hangi cümlede set off “tetiklemek veya etkinleştirmek” anlamındadır?
- Steam from the shower set off the smoke alarm.
- We set off for the station before sunrise.
- The dark frame sets off the bright painting.
Cevabı göster
Steam from the shower set off the smoke alarm.
pull the trigger: son kararı verip harekete geçmek
Kelimesi kelimesine pull the trigger, bir silahın ateş etmesini sağlayan tetiğe basmak anlamına gelir. Burada hayal edilen tehlikeli eylemi başlatan dramatik bir işaret görevi görür; gerçekte birinin silah tutması gerekmez. Mecazi olarak, genellikle hazırlık veya tereddütten sonra son kararı vermek ve eylemi başlatmak anlamına gelir. İfade, geri alınması zor olabilecek kararlı bir adımı çağrıştırır.
Alıştırma
Hangi cümle, birinin planlanmış bir eylemi başlatmak için son kararı verdiği anlamına gelir?
- After reviewing the budget, Maya pulled the trigger on the renovation.
- Before the budget was approved, Maya jumped the gun and hired a contractor.
- Maya kept postponing the renovation.
Cevabı göster
After reviewing the budget, Maya pulled the trigger on the renovation.
the nuclear fuel undergoes its chain reaction Kalıp ifadeler
1:46nükleer yakıt zincirleme reaksiyona girer
undergoes its chain reaction: undergo + bir süreç
Burada undergoes, “bir süreçten geçer ve bu süreçten etkilenir” anlamındadır. Zincirleme reaksiyonu yaşayan şey nükleer yakıttır; reaksiyonu bilinçli olarak gerçekleştiren bir fail değildir. Undergo geçişli bir fiildir, bu nedenle süreç doğrudan arkasından gelir: undergo a reaction. Aynı yapı change, treatment, testing ve surgery gibi süreç adlarıyla da kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi undergo fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Before approval, every component ____ safety testing.
Cevabı göster
undergoes
and explodes with the power of 50 megatons of TNT. Kalıp ifadeler
1:48ve 50 megaton TNT gücüyle patlar.
with the power of: gücü veya etkiyi karşılaştırma
With the power of, bir şeyin ne kadar güçlü olduğunu belirten bir ölçüyü veya karşılaştırmayı sunar. Burada patlamanın yıkıcı etkisinin 50 megaton TNT’ye eşdeğer olduğunu anlatır. Bu, nesnenin içinde gerçekten o miktarda TNT bulunduğu anlamına gelmez. Burada power, elektrik veya siyasi otorite değil; güç ya da yıkıcı kapasite anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi gücü karşılaştıran hedef ifadeyle tamamlayın: The compact laser cuts steel ____ a much larger industrial machine.
Cevabı göster
with the power of
A blinding flash of light illuminates the darkness of the trench
1:53Kör edici bir ışık parlaması, çukurun karanlığını
The bubble grows quickly as it vaporizes the water around it.
2:08Balon, etrafındaki suyu buharlaştırarak hızla büyür.
plowing outwards as if there's nothing in the way, Dilbilgisi
2:15yolunda hiçbir şey yokmuş gibi dışarı doğru ilerler
as if ile canlı ve gerçek anlam taşımayan bir izlenim anlatmak
“As if”, görünüşe veya izlenime dayalı bir karşılaştırma başlatır. Burada dışa doğru hareket eden kuvvet o kadar güçlüdür ki önünde hiçbir engel yokmuş izlenimi verir; cümle, suyun veya direncin gerçekten bulunmadığını iddia etmez. As if sonrasındaki cümlecikte, “as if there’s nothing in the way” örneğinde olduğu gibi canlı ve şimdiki bir izlenim için normal bir geniş zaman biçimi kullanılabilir. As if, cümleciği otomatik olarak gerçeğe aykırı hâle getirmez.
Alıştırma
Cümleyi “bu izlenimi verecek şekilde” anlamıyla en iyi tamamlayan bağlaç hangisidir? The child stared at the magician ____ he could not believe his eyes.
- even if
- so that
- as if
Cevabı göster
as if
that will be felt by seismic stations and whales around the world.
2:19hissedilecek bir şok dalgası gönderir.
plowing outwards ... sending off a shockwave: yoğun bir -ing eylem zinciri
“Plowing outwards” ve “sending off a shockwave” adlı iki -ing yan cümleciği, “The pressure of the bubble is immense” ana cümlesine eklenen tamamlayıcı yapılardır. Yeni çekimli yüklemler değildir. İkisinin de örtük öznesi aynıdır: baloncuğun basıncı, daha doğrusu bu basıncın oluşturduğu dışa doğru hareket eden kuvvet. İlk ifade bu kuvvetin dışarı doğru ilerleyişini, ikincisi ise bunun sonucunda gerçekleşen sonraki eylemi anlatır. Bunları ana cümlenin arkasına yerleştirmek, ana düşünceyi önde tutarken eşlik eden eylem ve sonuç zincirini yoğun biçimde aktarır.
Alıştırma
Özgün cümlede “plowing outwards” ve “sending off a shockwave” ne işlev görür?
- Farklı öznelere sahip iki bağımsız ana cümle başlatırlar.
- Örtük öznesi baloncuğun basıncı olan bağlantılı eylem ve sonuçlar eklerler.
- Basınç muazzam hâle gelmeden önce tamamlanan eylemleri anlatırlar.
Cevabı göster
Örtük öznesi baloncuğun basıncı olan bağlantılı eylem ve sonuçlar eklerler.
almost as fast as: neredeyse eşit hız
Almost as + sıfat/zarf + as, iki şeyin bir ölçekte birbirine yakın olduğunu ancak tamamen eşit olmadığını belirtir. Burada it stops almost as fast as it emerges, durma hızıyla ortaya çıkma hızını karşılaştırır: iki olay neredeyse aynı hızda gerçekleşir. İlk as, fast derecesini belirlemeye yardımcı olur; ikinci as ise karşılaştırılan şeyi veya olayı tanıtır. Almost, as fast as karşılaştırmasının tamamını niteler. Bu nedenle tam eşitlik değil, eşitliğe yakınlık bildirir.
Alıştırma
Hangi cümle yeni trenin eski tren kadar hızlı olmaya çok yakın olduğunu, ancak tam olarak aynı hızda olmadığını anlatır?
- The new train is not nearly as fast as the old train.
- The new train is almost as fast as the old train.
- The new train is as fast as the old train.
Cevabı göster
The new train is almost as fast as the old train.
this fireball bubble would grow to 10 km the second after it's detonated
2:30atmosfer onu tutmak için neredeyse hiçbir direnç göstermediğinden,
as the atmosphere barely puts up a fight to hold it back. Notlar
2:34bu ateş topu balonu patladıktan bir saniye sonra 10 km'ye kadar büyürdü.
barely puts up a fight: neredeyse hiç direnç yok
Put up a fight, kolayca boyun eğmek yerine direnmek anlamına gelir. Bu cümlede atmosfer, bir şeyi geri tutmaya çalışan bir rakip gibi kişileştirilir; ifade gerçek bir savaşı değil, fiziksel direnci anlatır. Barely, neredeyse hiç anlamına gelir ve puts up a fight eyleminin tamamını niteler. Buna göre atmosfer neredeyse hiç etkili direnç göstermez. Bu, mücadele edip güçlükle başarıya ulaştığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle eski kilidin neredeyse hiç direnç göstermediğini anlatır?
- The old lock barely put up a fight.
- The old lock put up a fight.
- The old lock put up a good fight.
Cevabı göster
The old lock barely put up a fight.
hold it back: hareketi veya genişlemeyi engellemek
Bu cümlede hold it back, “ilerlemesini veya daha fazla genişlemesini engellemek” anlamına gelir. it zamiri büyüyen ateş topu kabarcığına gönderme yapar; atmosfer ise onu dizginlemeye çalışan, fakat bunu ancak çok az başarabilen kuvvettir. Hold back ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse zamir hold ile back arasına gelir: hold it back. Aynı yapı hareketi, ilerlemeyi, duyguları ya da bilgiyi kısıtlamayı da anlatabilir.
Alıştırma
Hold back ifadesini doğru sırayla kullanarak cümleyi tamamlayın: The barrier stopped the rolling ball and helped ____.
Cevabı göster
hold it back
But the pressure at the bottom of the Mariana Trench is enormous.
2:38Ancak Mariana Çukuru'nun dibindeki basınç muazzamdır.
With 11 km of water overhead: arka plan durumunu belirtmek
Cümle başındaki With + isim + tümleç kalıbı, ana cümledeki olay gerçekleşirken geçerli olan bir durumu ortaya koyar. Burada 11 km of water isim öbeğidir ve overhead yer bildiren tümleçtir: su, kişinin üzerindedir. Bu with öbeği karşılaştırmanın fiziksel arka planını verir. Burada With, “kullanarak” anlamına gelmez; overhead ise işletme giderlerini değil, “başın üzerinde” anlamını taşır.
Alıştırma
Arka plan durumunu başlatan sözcükle cümleyi tamamlayın: ____ the road completely blocked, the bus had to turn around.
Cevabı göster
With
is like being crushed by a hydraulic press: fiziksel deneyim benzetmesi
X is like being + past participle kalıbı, bir deneyimi benzetme yoluyla anlatır. Burada devasa su basıncı, hidrolik bir presin sizi her yönden ezmesi hissine benzetilir. Pres yalnızca zihinde bir görüntü oluşturur; çukurda gerçekten bulunan bir nesne değildir. Bu kalıp, soyut veya aşırı bir koşulu dinleyicinin hayal edebileceği fiziksel bir deneyime dönüştürür.
Alıştırma
Hangi cümle bu kalıbı gerçek bir iddia olarak değil, canlı bir benzetme olarak kullanıyor?
- Working in the heat requires being trapped in an oven.
- Working in the heat is like being trapped in an oven.
- Working in the heat happens because an oven traps you.
Cevabı göster
Working in the heat is like being trapped in an oven.
when, oddly enough, it starts to shrink. Kalıp ifadeler
2:55ne kadar garip olsa da, küçülmeye başlar.
about a kilometer across: bir taraftan diğer tarafa boyut
Bir ölçüden sonra kullanılan across, bir nesnenin veya alanın bir tarafından diğer tarafına olan mesafeyi belirtir. Hareketi değil, boyutu ölçer. Baloncuk yaklaşık olarak yuvarlak olduğu için about a kilometer across, çapının yaklaşık bir kilometre olduğu anlamına gelir. Aynı kalıp krater, göl, oda veya ada gibi yuvarlak ya da geniş şeyler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Boyut açıklamasını bir taraftan diğer tarafa anlamına gelen sözcükle tamamlayın: The round pond is about fifty meters ____.
Cevabı göster
across
Şaşkınlık belirten ara yorum olarak oddly enough
Oddly enough, “şaşırtıcı biçimde” veya “işin tuhafı” anlamına gelen bir ara yorumdur. Dinleyiciyi normalde beklenenden farklı bir gerçeğe hazırlar. Burada kabarcık genişlemekteydi; bu yüzden küçülmeye başlaması beklenmedik dönüşümdür. Enough burada yeterli bir miktarı anlatmaz; oddly enough bir bütün olarak ardından gelen ifadenin tamamı hakkında yorum yapar.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve hafif şaşkınlık belirten iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____, the quietest player scored the winning goal.
Cevabı göster
Oddly enough
Turns it back: hareketi veya ilerlemeyi tersine çevirmek
Turns it back yapısında turn + nesne + back, “birinin veya bir şeyin ilerlemesini durdurup ters yönde gitmesini sağlamak” anlamına gelir. Nesne zamiri it, kabarcığı belirtir. Burada çevredeki su kabarcığın genişlemesini tersine çevirir ve kabarcık yeniden sıkışır. İfade, dışarıdan bir etkinin yol açtığı tersine dönüşü anlatır; yalnızca kabarcığı döndürmek ya da bir konuya veya yere geri dönmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Turn fiilinin geçmiş biçimini, us zamirini ve back sözcüğünü doğal sırayla kullanarak cümleyi tamamlayın: The bridge was unsafe, so the ranger ____.
Cevabı göster
turned us back
The tug of war between the fiery death bubble and water goes back and forth a few times, Deyimler
3:05Ölümcül ateş balonu ile su arasındaki halat çekme yarışı birkaç kez gidip gelir,
tug of war between: karşıt güçlerin çekişmesi
Bu cümlede tug of war, birbirine karşı kuvvet uygulayan iki zıt gücü anlatan bir benzetmedir: sıcak baloncuk genişlerken çevresindeki su onu geri iter. a tug of war between A and B kalıbı mücadelenin iki tarafını belirtir. Bu görüntü, gerçek bir halat çekme oyununu değil, dengenin değişebildiği ve süren bir mücadeleyi düşündürür. Hiçbir tarafın hemen kazanamadığı kişi, grup, çıkar veya eğilim çatışmalarında kullanılabilir.
Alıştırma
Uzun süren iki taraflı bir mücadeleyi anlatmak için cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The budget debate became a ____ the mayor and the council.
Cevabı göster
tug of war between
goes back and forth: tekrarlanan hareket veya değişim
Back and forth, tekrar tekrar bir yönde ve ardından diğer yönde hareket etmek ya da iki durum veya konum arasında değişmek anlamına gelir. Burada goes back and forth, baloncuk büzülüp genişledikçe mücadelenin tekrar tekrar yön değiştirmesini anlatır. Bu kelimeler go fiilinden sonra tek bir zarf ifadesi oluşturur. Fiil, zamana ve özneye göre go, goes, went veya has gone biçimini alır; ancak back and forth birlikte kalır.
Alıştırma
Bir komite, bir öneri hakkındaki tutumunu birkaç kez değiştiriyor. Bu tekrarlanan değişimi en iyi hangi cümle anlatır?
- The committee goes back to the proposal.
- The committee members come and go during the meeting.
- The committee goes back and forth on the proposal.
Cevabı göster
The committee goes back and forth on the proposal.
for good: kalıcı bir son
Bu cümlede for good, kalıcı olarak veya bir daha asla anlamına gelir. Kabarcık geçici olarak toparlanabilir, ancak sonunda yenilir ve bir daha toparlanmaz. For good, zamanı bildiren kalıplaşmış bir deyimdir. Bir değişimin geçici değil kesin olduğunu göstermek için genellikle leave, close, stop veya disappear gibi eylemlerden sonra gelir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi kalıcı olarak anlamına gelen iki sözcüklü deyimle tamamlayın: After its final day, the small theater closed ____.
Cevabı göster
for good
and turbulent water begins to chop it up. Öbek fiiller
3:17ve türbülanslı su onu parçalamaya başlar.
chop it up: bir şeyi daha küçük parçalara ayırmak
Burada chop it up, büyük kabarcığı daha küçük parçalara ayırmak demektir. Ortada bir bıçak yoktur; parçalanmaya çalkantılı su neden olur. Chop up ayrılabilen bir öbek fiildir. up parçacığı, daha küçük parçalara bölünme sonucunu ekler. Nesne it gibi bir zamir olduğunda, onu fiil ile parçacığın arasına koyun: chop it up.
Alıştırma
İngilizce cümleyi chop ... up ve it zamirini kullanarak tamamlayın: This block of chocolate is too large, so please ____ before melting it.
Cevabı göster
chop it up
It becomes something like the underwater equivalent of a mushroom cloud Kalıp ifadeler
3:19Yukarı doğru sürüklenen birçok küçük, sıcak ve radyoaktif balona dönüşerek parçalanırken
the underwater equivalent of: ortamlar arasındaki karşılıkları karşılaştırma
the X equivalent of Y kalıbında X ortamı, Y ise karşılaştırmada kullanılan şeyi belirtir. Burada the underwater equivalent of a mushroom cloud, su altında gerçekleşen ve mantar bulutuyla benzer bir role ya da etkiye sahip olan bir olguyu anlatır. Equivalent, iki şeyin tamamen aynı olduğu anlamına gelmez. Görünümleri veya işleyişleri farklı olabilir; bu ifade, onları farklı ortamlar arasında karşılık hâline getiren özelliği vurgular.
Alıştırma
Cümleyi the digital equivalent of ifadesiyle tamamlayın: A digital signature is ____ signing your name on paper.
Cevabı göster
the digital equivalent of
as it disintegrates into many smaller hot and radioactive bubbles drifting upwards.
3:23bir mantar bulutunun sualtı eşdeğeri gibi bir şeye dönüşür.
And as our mighty destructive blast rises to the surface,
3:28Ve güçlü, yıkıcı patlamamız yüzeye doğru yükseldiğinde,
and a bubbling plume of radioactive warm water in the Pacific.
3:35ve köpüren radyoaktif ılık bir su bulutu.
No tsunami will wash away Japan or California, Öbek fiiller
3:40Bölgedeki tekneler ve balinalar zor zamanlar geçirse de,
wash away: suyla sürüklenerek ortadan kalkma veya yıkım
Wash away, güçlü suyun bir şeyi sürükleyerek ortadan kaldırması veya yok etmesi anlamına gelen bir öbek fiildir. Japan veya California gibi geniş bir yer adıyla kullanıldığında, bütün yeri tek bir nesne gibi yıkamak ya da taşımak anlamına gelmez; oradaki arazilerin, binaların veya kıyıların büyük zarar görmesini anlatır. Away parçacığı, bir şey yok olana veya ağır hasar görene kadar uzaklaştırılma anlamı ekler. Selin yolları, köprüleri, toprağı veya fiziksel izleri sürükleyip götürdüğü durumlarda da aynı yapı kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi wash away ile tamamlayın: Heavy rain can ____ the loose soil on this slope.
Cevabı göster
wash away
although boats and whales in the area might have a bad time. Ton ve niyet
3:43hiçbir tsunami Japonya'yı veya Kaliforniya'yı sular altında bırakmayacaktır.
Mizahi bir hafife alma olarak Might Have a Bad Time
“Might have a bad time” kelime anlamıyla günlük ve hafif bir sıkıntıdan söz ediyormuş gibi gelir. Ancak burada yakındaki tekneler ve balinalar ciddi zarar görebilir; bu nedenle konuşmacı gerçek tehlikeden çok daha hafif bir ifade kullanır. Bu karşıtlık kuru bir mizah yaratır. Ciddi bir sonuç gündelik ve hafif sözlerle anlatıldığında gerçek ciddiyeti çevredeki bilgilerden çıkarın. Anlamı sıradan, tatsız bir deneyimle sınırlamayın.
Alıştırma
Bu cümlede “might have a bad time” ne anlatıyor?
- Biraz tatsız bir yolculuk geçirecekler ama güvende kalacaklar.
- Kasıtlı olarak hafif sözlerle anlatılan ciddi bir zarara uğrayabilirler.
- Yolculuk çok uzun sürdüğü için şimdiden mutsuzlar.
Cevabı göster
Kasıtlı olarak hafif sözlerle anlatılan ciddi bir zarara uğrayabilirler.
The radioactive fallout will be diluted into the Pacific after a few days, Kelime
3:48Radyoaktif serpinti birkaç gün sonra Pasifik'te seyreltilecek olsa da,
Radioactive Fallout: gerçek nükleer kirlenme
Radioactive fallout, bir nükleer patlamayla havaya yayılan ve daha sonra çevreye çöken radyoaktif toz ve diğer parçacıklardır. Cümlede bunun Pasifik’te seyreleceği söylendiği için fallout burada soyut bir sonucu değil, gerçek kirletici maddeyi ifade eder. Fallout, haber İngilizcesinde political fallout örneğindeki gibi mecazi olarak zararlı sonuçlar anlamında da kullanılabilir. Radioactive nitelemesi burada gerçek, nükleer anlamın kullanıldığını açıkça gösterir.
Alıştırma
Nükleer patlamadan sonra çöken radyoaktif parçacıkları anlatan iki kelimelik İngilizce terimle haber cümlesini tamamlayın: Officials monitored the air for ____.
Cevabı göster
radioactive fallout
although a fair amount of radioactive water and salt makes it to the atmosphere, Notlar
3:52hatırı sayılır miktarda radyoaktif su ve tuz atmosfere ulaşır
Belirsiz bir miktar için “a fair amount of”
“A fair amount of”, fark edilir ya da orta derecede büyük bir miktarı anlatır, ancak kesin bir ölçü vermez. Buradaki “fair”, miktar düşüncesini güçlendirir; “adil” veya “tarafsız” anlamına gelmez. Kalıp, “a fair amount of + sayılamayan isim veya kütle olarak düşünülen kavram” şeklindedir. Bu cümlede su ve tuzdan oluşan madde tek bir toplam miktar olarak ele alındığı için tekil “makes” fiili “amount” ile uyumludur.
Alıştırma
Cümleyi “fark edilir ancak kesin olmayan bir miktar” anlamındaki üç kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The project required ____ patience.
Cevabı göster
a fair amount of
“Makes it to” ile “başarıyla ulaşır” anlamı
“Makes it to”, bir varış noktasına başarıyla ulaşmak demektir. Buradaki “it”, “make it to + yer veya aşama” kalıbının bir parçasıdır; ayrı bir nesnenin yerini tutmaz. Sade “reaches” ile karşılaştırıldığında bu ifade, bir şeyin yolculuğu ya da süreci tamamladığını sıkça vurgular ve bazen gecikme, mesafe veya zorluğa rağmen ulaşıldığını ima eder. Burada maddenin sonunda atmosfere girdiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “başarıyla ulaşır” anlamındaki üç kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: Even after the long delay, the package ____ the island.
Cevabı göster
makes it to
where it collects and then rains down again. Öbek fiiller
3:56ve orada toplanıp tekrar yağmur olarak yağar.
rains down: büyük miktarda şeyin yukarıdan düşmesi
Bu cümlede rains down ifadesinin öznesi sıradan yağmur değil, birikmiş radyoaktif maddedir. İfade, bu maddenin yağışla birlikte atmosferden yağmur gibi yeniden yeryüzüne düşmesi anlamına gelir. rain down, büyük miktarda bir şeyin yukarıdan geldiğini güçlü biçimde canlandıran bir öbek fiildir. Özne bir madde veya çok sayıda ayrı nesne olabilir ve fiil özneyle uyum gösterir: it rains down, ancak particles rain down.
Alıştırma
Cümleyi rain down ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the explosion, small pieces of metal ____ onto the empty road.
Cevabı göster
rained down
Even if the wind blows the fallout directly towards the Philippines, Dilbilgisi
3:59Rüzgar serpintiyi doğrudan Filipinler'e doğru uçursa bile,
the worst of it probably happens over the oceans.
4:02en kötüsü muhtemelen okyanuslar üzerinde gerçekleşir.
Even if: sonucu değiştirmeyen varsayımsal bir koşul
Even if, belirsiz veya varsayımsal bir koşul getirir ve bu koşulun ana sonucu değiştirmeyeceğini gösterir. Burada rüzgârın serpintiyi Filipinler’e doğru sürüklemesi yalnızca olası ve olumsuz bir durumdur; doğrulanmış bir tahmin değildir. Yaygın yapı even if + koşul, ana sonuç biçimindedir. Geniş zaman biçimindeki bir fiil gelecekteki bir olasılığı anlatabilir: Even if the wind blows ..., the worst ... probably happens over the oceans. Even, “bu uç durumda bile” anlamını ekler.
Alıştırma
Gecikme yalnızca bir olasılık olduğunda bu cümlenin başına en uygun ifade hangisidir? “… the train is late tomorrow, we will still arrive before noon.”
- Because
- Even if
- Even though
Cevabı göster
Even if
But clearly, the real danger comes from our explosion-triggering earthquakes and volcanoes, right? Ton ve niyet
4:05Ancak açıkça görülüyor ki, asıl tehlike patlamanın tetiklediği depremler ve volkanlardan geliyor, değil mi?
Cümle sonundaki right? ifadesinin retorik kullanımı
Cümle sonundaki right?, önceki ifadeyi onay veya mutabakat isteyen bir soruya dönüştürür. Genellikle beklenen bir cevap taşır: konuşmacı fikri apaçıkmış gibi sunar. Burada right?, konuşmacının birazdan sorgulayacağı bir varsayımı ortaya koyar. Bu, konuşmacının iddiayı kabul ettiğini kanıtlamaz; sorunun samimi mi yoksa retorik mi olduğunu sonraki yanıt belirler.
Alıştırma
Bu konuşmada right? ifadesinin temel görevi nedir? “The broken charger must be the problem, right? Well, not necessarily.”
- Konuşmacının birazdan sorgulayacağı bir varsayımı ortaya koyar.
- Dinleyiciden kesin bir teknik teşhis vermesini ister.
- Konuşmacının varsayımı tamamen kabul ettiğini gösterir.
Cevabı göster
Konuşmacının birazdan sorgulayacağı bir varsayımı ortaya koyar.
at the exact point where tectonic plates touch,
4:14tektonik plakaların temas ettiği tam o noktada patlatsak bile,
The explosion would vaporize a part of the seafloor
4:19Patlama, deniz tabanının bir kısmını buharlaştırıp
turn a lot of sand into glass ve turn A into B yapısı
turn A into B yapısında A değişen şey, B ise yeni biçim ya da sonuçtur. Yapı, “A'nın B olmasına neden olmak” anlamına gelir. Burada sand A, glass ise B'dir. Neden bağlamdan anlaşılır: yoğun ısı malzemeyi değiştirir, ancak bu cümle parçasında ısı özne olarak belirtilmez. Bu değişim yapısında sonucu into tanıtır; yerine in kullanılamaz.
Alıştırma
Cümleyi turn A into B yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Last year, the renovation ____ the factory ____ a museum.
Cevabı göster
turned · into
Enerji aktarımı ve kaynak kullanımı için goes into
Burada goes into, enerjinin nereye aktarıldığını veya ne tarafından soğurulduğunu anlatır. Enerjinin çoğunu su soğurur, daha küçük bir kısmı ise sismik dalgalara dönüşür; enerji, suyun içine giren fiziksel bir nesne gibi anlatılmaz. Bu soyut kalıp, bir kaynağın nasıl kullanıldığını veya nereye yönlendirildiğini gösterebilir: enerji bir ortama aktarılabilir; zaman, para veya emek ise bir etkinliğe ya da sonuca yatırılabilir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade goes into ile tamamlayın: A lot of care ____ making these instruments.
Cevabı göster
goes into
Earthquakes are already quite common at tectonic plate boundaries,
4:28Depremler zaten tektonik plaka sınırlarında oldukça yaygındır
and earthquakes with as much seismic energy as our bomb happen a few times a year Dilbilgisi
4:32ve bombamız kadar sismik enerjiye sahip depremler yılda birkaç kez meydana gelmesine rağmen
as much seismic energy as ile sayılamayan miktarları karşılaştırma
as much seismic energy as our bomb ifadesinde much, sayılamayan energy adını niteler. as much + sayılamayan ad + as kalıbı, iki şey arasında o adın miktarını karşılaştırır. Yalnızca sismik enerji miktarı karşılaştırılır; cümle, deprem ile bombanın her yönden aynı olduğunu söylemez. Energy burada sayılamadığı için ayrı ayrı nesnelerin sayısı olarak değil, toplam bir miktar olarak ele alınır.
Alıştırma
Hangi cümle sayılamayan time sözcüğünün eşit miktarını doğru karşılaştırır?
- The repair took as many time as the inspection.
- The repair took as much time as the inspection.
- The repair took as much times as the inspection.
Cevabı göster
The repair took as much time as the inspection.
without triggering: without + -ing yapısı
Bu cümlede without triggering, depremlerin meydana geldiğini ancak bunun sonucunda bir kıyametin gerçekleşmediğini anlatır. Bu ifade, ana olaya gerçekleşmeyen bir sonuç ekler. without edatından sonra -ing biçimi kullanılır: without + triggering. Bu kalıp, bir şey olurken başka bir eylemin veya sonucun gerçekleşmediğini anlatır ve bir olayın beklenen sonuca karşı kanıt sunduğunu gösterebilir.
Alıştırma
Cümleyi without ve trigger fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The workers moved the equipment ____ the alarm.
Cevabı göster
without triggering
But maybe it will affect the Earth's orbit.
4:39Ancak belki de Dünya'nın yörüngesini etkileyebilir.
Since no mass is taken away or added to the Earth,
4:42Dünya'dan herhangi bir kütle alınmadığı veya eklenmediği için,
Also, there have been well over a thousand nuclear tests in the last 70 years, Kalıp ifadeler
4:48Ayrıca son 70 yılda binden fazla nükleer test yapıldı
well over: bir sayının açıkça üzerinde
Well over a thousand, binin biraz değil, açıkça üzerinde demektir. Burada well, over sözcüğünü güçlendirir; iyi bir şekilde anlamına gelmez. Kesin rakamdan çok bir referans noktasının rahatça aşıldığını vurgulamak istediğinde bir sayı veya miktardan önce well over kullan.
Alıştırma
Toplamın 500’ün açıkça üzerinde olduğunu vurgulayan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The museum welcomed ____ 500 visitors today.
Cevabı göster
well over
so why would this time be different?: önceki kanıtlardan çıkarılan sonuç
Bu cümlede so, daha önce sunulan kanıtı bir sonuca bağlar: benzer aşırı eylemler geçmişte yörüngeyi değiştirmediği için konuşmacı şimdi yeni bir sonuç beklemek için neden görmez. Why would this time be different? tarafsız bir bilgi isteği değil, retorik bir sorudur. Would varsayımsal bir tahmini ifade eder ve beklenen cevap “Farklı olmazdı”dır. Bu kalıp, bir sonraki durumun istisna olacağı düşüncesini geçmiş kanıtlarla sorgular.
Alıştırma
Konuşmacı “so why would this time be different?” ifadesiyle ne yapıyor?
- Beklenen bir cevap olmadan ayrıntılı bir bilimsel açıklama istemek
- Yeni durumun kesinlikle farklı bir sonuç vereceğini iddia etmek
- Önceki kanıtı kullanarak yeni durumun aynı sonucu vermesi gerektiğini savunmak
Cevabı göster
Önceki kanıtı kullanarak yeni durumun aynı sonucu vermesi gerektiğini savunmak
The strongest forces humanity can unleash Dilbilgisi
4:57İnsanlığın ortaya çıkarabileceği en güçlü kuvvetler
are laughable compared to the forces of nature. Kalıp ifadeler
5:00doğanın güçleriyle karşılaştırıldığında gülünç kalır.
forces humanity can unleash ifadesinde atılan that
forces humanity can unleash ifadesinde humanity can unleash, forces sözcüğünü niteleyen sınırlayıcı bir ilgi cümleciğidir. Anlaşılan tam biçim forces that humanity can unleash şeklindedir. That, unleash fiilinin nesnesidir; bu nedenle İngilizcede atılabilir. Kısa ifade yine “insanların açığa çıkarabileceği kuvvetler” anlamına gelir; humanity can unleash, ana cümleye paralel ikinci bir ana cümle değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede ilgi zamiri doğru biçimde atılmıştır?
- The tools we need are in the garage.
- The scientist who found the error called us.
- The device can measure heat is expensive.
Cevabı göster
The tools we need are in the garage.
laughable compared to: karşılaştırıldığında gülünç derecede önemsiz
Bu karşılaştırmada laughable, ‘gülünç görünecek kadar küçük, zayıf veya yetersiz’ demektir. laughable compared to + isim yapısı, iki şey arasında çok büyük bir fark olduğunu gösterir. Birinin yalnızca daha küçük olduğunu söylemekten çok daha güçlü ve yargılayıcıdır. Burada söz konusu güçlerin birini güldürdüğü anlatılmaz. Doğa güçlerinin yanında ölçekleri önemsiz ve ciddiye alınmaya değmez görülür.
Alıştırma
Örnekte 'laughable compared to' ne anlama geliyor?
- Doğayı güldürecek kadar komik
- Doğayla neredeyse eşit güçte
- Karşılaştırıldığında gülünç görünecek kadar küçük veya zayıf
Cevabı göster
Karşılaştırıldığında gülünç görünecek kadar küçük veya zayıf
Gezegen çok büyük. Umurunda değil.
İlk kısa cümle nedeni verir: gezegenin devasa ölçeği, insan yapımı gücün onu belirgin biçimde etkileyemeyeceğini düşündürür. Buradaki too big, ‘bu olayın pek önem taşımayacağı kadar büyük’ demektir; ‘uygun olandan daha büyük’ anlamına gelmez. İkinci kısa cümle bu sonucu çarpıcı bir kapanışa dönüştürür. Gezegenin 'doesn't care' denilerek kişileştirilmesi, düşünceleri veya duyguları olduğu anlamına değil, esasen etkilenmeden kaldığı anlamına gelir. İki keskin kısa cümle, nedenden akılda kalıcı bir sonuca ilerler.
Alıştırma
'The planet is too big. It doesn't care.' dizisinin temel etkisi nedir?
- Ölçeğe dayalı bir nedenden, gezegenin esasen etkilenmediğini söyleyen kişileştirilmiş bir kapanışa geçer.
- Gezegenin bilinçli olduğunu ve insanları görmezden gelmeyi seçtiğini iddia eder.
- Gezegenin boyutunun uygunsuz olduğunu ve küçültülmesi gerektiğini söyler.
Cevabı göster
Ölçeğe dayalı bir nedenden, gezegenin esasen etkilenmediğini söyleyen kişileştirilmiş bir kapanışa geçer.
So, what happens to us if we detonate a nuclear weapon
5:06Peki, okyanusun derinliklerinde bir nükleer silahı
Pretty much: neredeyse, ama tamamen değil
Burada “pretty much”, “neredeyse” veya “hemen hemen” anlamına gelir. “Nothing” ifadesini daha az kesin hâle getirir: çok küçük bir istisna olabilir, ancak genel sonuç yine de hiçbir şeye yakındır. Bu ifadede “pretty” derece bildiren bir zarftır. “Güzel” anlamına gelmez. “Pretty much” ifadesini nothing, the same, finished veya impossible gibi genel özetlerin önünde kullanabilirsin.
Alıştırma
Bu cümlede “Pretty much nothing” ne anlama geliyor?
- Neredeyse hiçbir şey yok, ancak çok küçük bir istisna olabilir.
- Çekici görünen bir şey var.
- Olası hiçbir istisna olmadan kesinlikle hiçbir şey yok.
Cevabı göster
Neredeyse hiçbir şey yok, ancak çok küçük bir istisna olabilir.
Did you know that every bird in our videos has an owner? Anlatım akışı
5:15Videolarımızdaki her kuşun bir sahibi olduğunu biliyor muydunuz?
Did you know that ...?: bir bilgiyi tanıtan giriş kalıbı
“Did you know that ...?” bir bilgiyi soru biçimindeki bir girişin içine yerleştirir. Buradaki temel görevi yalnızca dinleyicinin bilgisini sınamak değil, dikkat çekmek ve ardından gelen ifadeyi tanıtmaktır. Bu kalıp bilgiyi de düzenler: yeni ve ilginç bir bilgiye geçildiğini gösterir ve dinleyiciye sonraki yan cümleyi dinlemesi için bir neden verir.
Alıştırma
Örnekte “Did you know that ...?” ifadesinin temel işlevi nedir?
- Konuşanın herhangi bir kuşun sahibi olup olmadığından şüphe ettiğini gösterir.
- Bir gerçeği tanıtır ve dinleyicinin dikkatini çeker.
- Dinleyiciden kuşların kime ait olduğunu kanıtlamasını ister.
Cevabı göster
Bir gerçeği tanıtır ve dinleyicinin dikkatini çeker.
More than 1,000 people have got their own bird. Dilbilgisi
5:191.000'den fazla insan kendi kuşuna sahip oldu.
şimdiki zamanda sahiplik bildiren have got
Burada have got, “sahip olmak” veya “bir şeyi olmak” anlamına gelir. 1.000'den fazla kişinin kendine ait bir kuş karakteri vardır; got, bu karakteri yakın zamanda edinme eylemini anlatmaz. Şimdiki zamandaki sahipliği anlatan yapı özne + have/has got + isim öbeğidir: They have got a bird; she has got a bird. Bu yapıyı gereklilik bildiren have got to + fiilin yalın hâli yapısıyla karıştırmayın.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrenilen iki kelimelik sahiplik yapısıyla tamamlayın: The volunteers ____ their own name tags.
Cevabı göster
have got
clowns around: şapşalca ve eğlenceli davranmak
Clowns around, günlük dilde kullanılan clown around öbek fiilinin üçüncü tekil şahıs biçimidir. “Şapşalca ve eğlenceli davranmak” anlamına gelir; çoğu zaman insanları güldürmek veya bir şeyi ciddiye almamak nedeniyle yapılan davranışı anlatır. Burada clown bir göstericiyi anlatan isim değil, fiildir; around da öbek fiilin bir parçasıdır. İfade, arka plandaki kuş karakterinin yalnızca konumunu değil, davranışını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi clown around ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: During the team photo, Leo kept ____ and making everyone laugh.
Cevabı göster
clowning around
and you want it to appear in one of our videos,
5:32ve videolarımızdan birinde görünmesini istiyorsanız,
Patreon is one of the main ways we sustain ourselves, Kelime
5:40Patreon bizim ayakta kalmamızı sağlayan ana yollardan biridir,
Kurumsal finansman bağlamında sustain ourselves
Burada sustain ourselves, ekibin çalışmaya ve içerik üretmeye devam edebilmesi için yeterli para ve diğer kaynakları elde etmek anlamına gelir. Dönüşlü zamir ourselves, kanalın arkasındaki kişileri ifade eder; yalnızca bedenlerini veya yiyecek ihtiyaçlarını anlatmaz. Sustain çoğu zaman bir şeyi zaman içinde devam ettirmek demektir. Nesne bir kişi veya ekip olduğunda, devamlılığı hangi desteğin sağladığını bağlam gösterir; burada Patreon mali ve operasyonel destek sağlar.
Alıştırma
Bir kanal finansmanı mesajında “Patreon helps us sustain ourselves” en doğal olarak ne anlama gelir?
- Ekibe çalışmaya ve içerik üretmeye devam etmesi için yeterli kaynak sağlar.
- Ekip üyelerini ayakta tutmak için fiziksel olarak destekler.
- Her kişiye yalnızca hayatta kalmasına yetecek yiyecek sağlar.
Cevabı göster
Ekibe çalışmaya ve içerik üretmeye devam etmesi için yeterli kaynak sağlar.
so on top of getting a super nice avatar, Kalıp ifadeler
5:43bu sayede süper güzel bir avatara sahip olmanın yanı sıra
Ekleme anlamındaki on top of + isim veya -ing biçimi
Burada on top of ekleme yapan bir bağlayıcıdır ve in addition to, yani “-e ek olarak” anlamına gelir. Çok güzel bir avatar edinmek bir avantajdır; sonraki bilgi buna başka bir avantaj ekler. on top of ifadesinden sonra on top of getting örneğindeki gibi bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır. Bu yapı, daha önce sözü edilen bir avantaja, maliyete veya sorumluluğa bir yenisinin eklendiğini gösterir; bu cümlede fiziksel bir konumu anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “-e ek olarak” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: “____ working full time, Maya studies at night.”
Cevabı göster
On top of
you also help us make more and better videos.
5:46daha fazla ve daha iyi videolar yapmamıza da yardımcı olursunuz.