Tarihin "en kötü" rahibesi - Theresa A. Yugar: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bu biyografi, Sor Juana Inés de la Cruz’un sömürge dönemi Meksika’sında kendi kendini eğitmesinden ve edebiyat yoluyla cinsiyetçi normlara meydan okumasından Kilise yetkililerinin uyguladığı sansüre ve daha sonra Amerika kıtasının öncü feministlerinden biri olarak tanınmasına uzanan yaşamını anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. a panel of prestigious theologians, jurists, and mathematicians. — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: panel sözcüğünün burada fiziksel bir yüzeyi değil, değerlendirme yapmak üzere görevlendirilmiş uzmanlar kurulunu belirttiğini öğrenin. Resmî meslek adları, Juana’yı sınayan kişilerin sıradan izleyiciler değil yetkili değerlendiriciler olduğunu gösterir; akademik inceleme, mülakat, duruşma ve yarışma anlatımlarını da doğru yorumlamanızı sağlar. 2. Furious at this censorship, but unwilling to leave the church, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: İki sıfat öbeğinin ana eylemden önce Juana’nın öfkesini ve seçimini sınırlayan koşulu nasıl sıkıştırarak verdiğini fark edin. Bu yapıyla bir karakterin duygusal durumunu ona ters düşen bir kısıtlamayla aynı cümlede sunabilir ve yazılı anlatıyı gereksiz yere yavaşlatmadan ilerletebilirsiniz. 3. a product of history. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: product sözcüğünü satılan bir mal olarak değil, tarihsel koşulların biçimlendirdiği bir şeyin mecazı olarak anlayın. Böylece Octavio Paz’ın retorik tersine çevirmesini izleyebilirsiniz: Sor Juana’nın eserleri tarihten doğmuş, fakat aynı zamanda tarihin şekillenmesine katkıda bulunmuştur.
Bu derste
a panel of prestigious theologians, jurists, and mathematicians: saygın uzmanlardan oluşan resmî bir kurul
Burada panel, soru sormak, değerlendirme yapmak veya bir konuyu tartışmak üzere resmen seçilmiş bir grup insan anlamına gelir. İlahiyatçılar, hukukçular ve matematikçiler yalnızca izleyici değildir; genç kadının bilgisini sınamakla görevlendirilmiş saygın uzmanlardır. a panel of + kişiler kalıbı, bu resmî grubun kimlerden oluştuğunu belirtir. Akademik ortamlarda, mülakatlarda, yarışmalarda ve değerlendirmelerde panel çoğunlukla yetki veya sorumluluk ifade eder; fiziksel bir levha ya da ekran anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede a panel of prestigious theologians ne anlama gelir?
- Özel bir görevi olmayan gayriresmî bir izleyici kalabalığı
- Bilgi göstermek için kullanılan fiziksel bir levha
- Birini sorgulamak veya değerlendirmek üzere seçilmiş saygın uzmanlardan oluşan resmî bir grup
Cevabı göster
Birini sorgulamak veya değerlendirmek üzere seçilmiş saygın uzmanlardan oluşan resmî bir grup
had invited them to test the young woman's knowledge Dilbilgisi
0:15genç kadının bilgisini test etmeleri için
viceroy of New Spain: Yeni İspanya kral naibi
Viceroy, özellikle imparatorluk veya sömürge sisteminde bir kral ya da kraliçe adına bir bölgeyi yöneten üst düzey bir görevliydi. Bu nedenle the viceroy of New Spain, o sömürge bölgesinde hükümdarı temsil eden kraliyet valisi anlamına gelir. New Spain, Amerika kıtasındaki geniş bir İspanyol sömürge yönetim bölgesinin tarihî adıydı; günümüz İspanya'sında yeni geliştirilmiş bir bölge değildi. Kral naibinden söz edilmesi, bilgi sınavının sömürgenin en yüksek siyasi çevresince düzenlendiğini ve resmî yetki taşıdığını gösterir.
Alıştırma
The viceroy of New Spain kimdi?
- Yakın zamanda kurulmuş bir İspanyol şehrinden matematik öğretmeni
- İspanya'nın Amerika kıtasındaki sömürge bölgesini yöneten kraliyet temsilcisi
- Modern İspanya'nın seçimle gelen lideri
Cevabı göster
İspanya'nın Amerika kıtasındaki sömürge bölgesini yöneten kraliyet temsilcisi
by posing the most difficult questions they could muster. Notlar
0:18akıllarına gelebilecek en zor soruları sormaları adına onları davet etmişti.
had invited them to test the young woman's knowledge: geçmişte daha geriye bakmak
Had invited, had + invited biçimindeki past perfect yapısıdır. Davet etme eylemini, genç kadının bilgisinin sınandığı geçmişteki sahneden daha önceye yerleştirir. Bir anlatıda past perfect, ana geçmiş zaman çizgisinden daha geriye giderek önceki bir nedeni veya hazırlığı açıklamayı sağlar. Burada daha önce yapılan davet, sorgulamanın neden gerçekleştiğini açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede had invited nasıl bir zaman sırası kuruyor?
- Davet, sınamadan sonra gerçekleşecek.
- Davet, sınamayla aynı anda gerçekleşti.
- Davet, geçmişteki sınama sahnesinden önce gerçekleşti.
Cevabı göster
Davet, geçmişteki sınama sahnesinden önce gerçekleşti.
posing the most difficult questions: resmî sözcük birlikteliği pose a question
Pose a question, birinin cevaplaması veya üzerinde düşünmesi için bir soruyu ortaya koymak anlamına gelir. Burada posing the most difficult questions, kadının bilgisini sınamak için kullanılan yöntemi belirtir. Pose, nesnesi question veya questions olduğunda bu anlama gelir. Fotoğraf için bir pozisyonda durmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Resmî sözcük birlikteliğini pose fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: During the interview, the reporter ____ a difficult question to the mayor.
Cevabı göster
posed
they could muster: ellerinden gelen en zor
Burada could muster, gerçek bir çaba göstererek bir şeyi ortaya koyabilmek ya da üretebilmek anlamına gelir. the most difficult questions they could muster, yeteneklerinin sınırına yakın olacak şekilde ortaya koyabildikleri en zor soruları anlatır. Bu ifade, soruları üretmek için harcanan çabayı ve kapasitenin üst sınırını vurgular; yalnızca bazı sorular bulduklarını veya düşündüklerini söylemekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Bu cümlede the most difficult questions they could muster ne anlama gelir?
- rastlantıyla ilk buldukları sorular
- çaba göstererek ortaya koyabildikleri en zor sorular
- ezberlemek zorunda oldukları sorular
Cevabı göster
çaba göstererek ortaya koyabildikleri en zor sorular
But Juana successfully answered every challenge,
0:21Ancak Juana her zorluğun üstesinden başarıyla geldi,
from complicated equations to philosophical queries: iki uç noktayla aralık göstermek
From A to B, bir aralığı iki uç nokta kullanarak çerçeveler. Burada complicated equations ve philosophical queries farklı alanları temsil eder; cümle, Juana'nın yalnızca iki soruya değil, birçok türden zorluğa karşılık verdiğini gösterir. Bu yapı, seçilen örnekleri kullanarak geniş bir aralığı kısa biçimde ifade eder. İki uç nokta arasındaki öğelerin de bu kapsamın içinde olduğu anlaşılır.
Alıştırma
Aralık yapısını tamamlayın: The library offers resources ____ beginner guides ____ research databases.
Cevabı göster
from · to
to a royal galleon fending off a few canoes. Notlar
0:30birkaç kanoyu savuşturan bir kraliyet kalyonuna benzeteceklerdi.
would later liken the scene to: liken X to Y kalıbı
Liken X to Y, canlı bir benzetme kurmak için X'i Y'ye benzer biçimde anlatmak demektir. Bu cümlede X, the scene; Y ise ardından gelen görüntüdür. Would later ifadesi, hikâyedeki o andan daha sonraki bir zamana bakar. Gözlemcilerin sonunda sahneyi yorumlamak için bu benzetmeyi kullandığını anlatır.
Alıştırma
Eksik edatı yazarak sabit kalıbı tamamlayın: The reviewer likened the old tower ____ a tired guard.
Cevabı göster
to
royal galleon fending off a few canoes: eşit olmayan gücün görüntüsü
Galleon büyük bir yelkenli gemiyken canoe küçük ve hafif bir teknedir. Tek bir royal galleon ile yalnızca birkaç canoes'u karşı karşıya getirmek, kasıtlı olarak dengesiz bir görüntü oluşturur. Bu görüntü gerçek bir deniz savaşını anlatmak yerine sahnedeki insanları değerlendirir. Kalyon ezici güce sahip tarafı, kanolar ise çok daha zayıf rakipleri temsil eder; fending off ifadesi de onların meydan okumasını savuşturmanın kolay olduğunu düşündürür. Ton dramatiktir ve zayıf tarafla hafifçe alay eder.
Alıştırma
Bir royal galleon'un birkaç canoes'u püskürtmesi görüntüsü esas olarak neyi anlatır?
- İki tarafın gücü birbirine eşittir.
- Sahne, tekneler arasındaki gerçek bir savaşı anlatır.
- Güçlü taraf ezici bir üstünlüğe sahiptir.
Cevabı göster
Güçlü taraf ezici bir üstünlüğe sahiptir.
fending off: bir tehdide karşı koyup onu uzak tutmak
Fend off, bir saldırıya, zorluğa ya da başka bir baskıya karşı koyup onun sizi yenmesini engellemek demektir. fending off içindeki -ing biçimi, kalyonun sürmekte olan savunma hareketini anlatır. Buradaki gemi görüntüsü mecazidir: bir grup sorgulayıcıyla başa çıkan kişi, birkaç küçük kanoyu uzak tutan güçlü bir kraliyet kalyonuna benzetilir. Bu ifade, soruları karşı konulan bir baskı gibi gösterir.
Alıştırma
Karşı koymak veya uzak tutmak anlamındaki phrasal verb'ü tamamlayın: The spokesperson tried to fend ____ repeated questions about the delay.
Cevabı göster
off
Mexico had been a Spanish colony for over a century, Dilbilgisi
0:39Meksika, bir asırdan fazla bir süredir İspanyol kolonisiydi,
had been ... for over a century: geçmişteki bir noktaya kadar süren durum
Had been, be fiilinin past perfect biçimidir: had + been. İspanyol kolonisi olma durumuna, geçmişteki daha sonraki bir noktadan geriye bakar. For over a century süreyi verir ve geçmişteki referans noktasına gelindiğinde bu durumun zaten bir asırdan uzun süredir devam ettiğini gösterir. Bu kalıp, geçmiş ya da tarih anlatılarında arka plan vermek için kullanışlıdır: had been + durum veya rol + for + süre. Yalnızca kısa ve tamamlanmış bir eylemi değil, uzun süre devam eden bir durumu da anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir durumun geçmişteki bir noktaya gelindiğinde zaten elli yıldır sürdüğünü söyler?
- The museum was open for fifty years, beginning in 2010.
- By 2010, the museum had been open for fifty years.
- The museum has been open for fifty years as of today.
Cevabı göster
By 2010, the museum had been open for fifty years.
leading to a complex and stratified class system. Notlar
0:42bu da karmaşık ve tabakalı bir sınıf sistemine yol açmıştı.
leading to ...: bir nedeni sonucuna bağlamak
Burada leading to, virgülden önceki ifadenin tamamından doğan sonucu anlatır. Meksika'nın uzun süre İspanyol sömürgesi olması neden, karmaşık ve katmanlı sınıf sistemi ise sonuç olarak sunulur. Bu -ing yapısı, yeni bir cümle başlatmadan sonucu önceki bilgiye bağlar. Neden-sonuç zincirini kısa biçimde düzenler: durum, leading to sonuç.
Alıştırma
Cümleyi lead to ifadesinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: The overnight storm knocked down several trees, ____ road closures the next morning.
Cevabı göster
leading to
stratified class system: sıralanmış katmanlara ayrılmış bir toplum
Stratified class system, açık düzeylere veya sıralara ayrılmış bir toplumsal düzendir. Farklı sınıflardaki insanlar eşit statüye, güce ya da fırsatlara erişime sahip değildir. Burada stratified, kaya veya veri katmanlarını değil, toplumsal bir hiyerarşiyi anlatır. Bu ifade yalnızca çeşitlilik göstermez; düzeyler arasında bir sıralama vardır ve bazı gruplar diğerlerinden daha avantajlıdır.
Alıştırma
Bu bağlamda stratified class system ne anlama gelir?
- Sıralanmış toplumsal düzeylere ayrılmış bir toplum
- Kaya katmanlarını sınıflandırmaya yarayan bir sistem
- Herkesin aynı statüye sahip olduğu bir toplum
Cevabı göster
Sıralanmış toplumsal düzeylere ayrılmış bir toplum
Juana's maternal grandparents were born in Spain,
0:46Juana'nın anne tarafından büyükanne ve büyükbabası İspanya'da doğmuştu,
making them members of Mexico's most esteemed class. Notlar
0:49bu da onları Meksika'nın en saygın sınıfının üyeleri yapıyordu.
making them members of Mexico's most esteemed class: sonuç bildiren bir -ing öbeği
Virgülden sonra gelen making them members ... sonucu bildiren bir -ing öbeğidir. Önceki cümlenin tamamının sonucunu açıklar: İspanya’da doğmuş olmaları, o toplumsal grubun üyeleri sayılmalarına yol açmıştır. Bu öbekte make + nesne + tümleç yapısı kullanılır. them nesnedir; members of ... ise kazandıkları statüyü belirten tümleçtir. Bu yapı, bir olguyu ve sonucunu tek bir cümlede birleştirir.
Alıştırma
Cümleyi make fiilinin sonuç bildiren -ing biçimiyle tamamlayın: The new ramp removed the step, ____ the entrance easier to use.
Cevabı göster
making
most esteemed class: en saygın toplumsal grup
most esteemed class ifadesindeki esteemed, “çok saygı duyulan ve toplumda onurlandırılan” anlamına gelir. Most, bu saygının en yüksek derecesini belirtir; yalnızca “en çok sevilen” demek değildir. Burada class, okul sınıfı veya ders değil, toplumsal bir konum ya da grup anlamındadır. Bu nedenle ifade, anlatılan bağlamda en fazla itibara sahip toplumsal grubu gösterir.
Alıştırma
Bu bağlamda the most esteemed class ne anlama gelir?
- Bir okuldaki en kalabalık sınıf.
- En eğlenceli grup.
- En fazla saygı ve itibara sahip toplumsal grup.
Cevabı göster
En fazla saygı ve itibara sahip toplumsal grup.
born out of wedlock: resmî ve tarihî bir ifade
Born out of wedlock, kişi doğduğunda anne ve babasının birbiriyle evli olmadığı anlamına gelir. Wedlock, evlilik için kullanılan eski ve resmî bir sözcüktür; bu nedenle ifade bir bütün olarak anlaşılmalıdır. Tarihî bir biyografide bu söz, toplumun bu aile durumunu önemli saydığını ve çocuğu bu yüzden yargılamış ya da kısıtlamış olabileceğini gösterebilir. İfade, doğum anındaki ebeveynlerin medeni durumunu anlatır; çocuk hakkında olumsuz bir şey söylemez.
Alıştırma
Bu tarihî bağlamdaki cümlede born out of wedlock ne anlama gelir?
- Kişi ailesinin evinin dışında doğdu.
- Kişi bir düğün töreni sırasında doğdu.
- Kişi doğduğunda anne ve babası birbiriyle evli değildi.
Cevabı göster
Kişi doğduğunda anne ve babası birbiriyle evli değildi.
to raise Juana and her sisters alone.
0:59Juana ve kız kardeşlerini tek başına büyütmesi için terk etmişti.
left her mother ... to raise ... alone: ayrılırken sorumluluğu başkasına bırakmak
Leave someone to do something yapısında leave, birinin ayrılması veya yardım etmemesi sonucunda başka bir kişinin görevi üstlenmek zorunda kalması anlamına gelebilir. Burada baba ayrılmış ve çocukları büyütme sorumluluğu Doña Isabel'e kalmıştır. Alone, annenin çocukları babanın yardımı olmadan büyüttüğünü vurgular. Cümle yalnızca babanın ona çocukları büyütme izni verdiğini söylemez.
Alıştırma
Diğerlerinin ayrıldığını ve bu yüzden Mina'nın projeyi onların yardımı olmadan tamamlamak zorunda kaldığını anlatan cümle hangisidir?
- The others left with Mina after finishing the project.
- The others left Mina to finish the project alone.
- The others let Mina finish the project alone.
Cevabı göster
The others left Mina to finish the project alone.
her grandfather's moderate means ensured the family a comfortable existence, Notlar
1:03büyükbabasının mütevazı imkanları ailenin rahat bir yaşam sürmesini sağladı,
grandfather's moderate means: büyükbabasının orta düzeyde maddi imkânları
Bu cümlede means, çoğul biçimde kullanılan ve para ile maddi kaynaklar anlamına gelen bir isimdir. grandfather's moderate means, büyükbabanın çok zengin olmadığını ama ailesine rahat bir yaşam sağlayacak kadar maddi kaynağı olduğunu anlatır. Bu ifade ekonomik durumu açıklar; bir şey yapma yöntemini anlatmaz. Means, moderate, modest veya limited gibi sıfatlarla kullanıldığında genellikle bu mali anlama gelir.
Alıştırma
Bu cümlede moderate means neyi ifade ediyor?
- Bir şeyi sakin biçimde yapma yolu
- Orta düzeyde maddi kaynaklar
- Para kazanma planı
Cevabı göster
Orta düzeyde maddi kaynaklar
ensured the family a comfortable existence: aileye rahat bir yaşam sağladı
Bu cümlede ensure + kişi + şey, birinin bir şeyi almasını veya ona sahip olmasını garanti etmek anlamındaki resmî bir yapıdır. Bu cümlede the family yararlanan kişidir; a comfortable existence ise garanti edilen yaşam koşuludur. Buradaki existence yalnızca var olma gerçeğini değil, yaşama biçimini veya yaşam koşulunu anlatır. Cümle, büyükbabanın maddi imkânlarını bu rahat yaşamı mümkün kılan neden olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle ensure + kişi + şey resmî yapısını doğru kullanır?
- The scholarship ensured Maya to have a place in the summer program.
- The scholarship ensured to Maya a place in the summer program.
- The scholarship ensured Maya a place in the summer program.
Cevabı göster
The scholarship ensured Maya a place in the summer program.
and Doña Isabel set a strong example for her daughters, Kalıp ifadeler
1:07ve Doña Isabel kızları için güçlü bir örnek teşkil etti:
set a strong example for her daughters: kızlarına güçlü bir örnek oluşturmak
set an example for someone kalıbında set, bir şeyi bir yere koymak değil, davranış yoluyla başka birinin izleyebileceği bir model sunmak anlamına gelir. Burada Doña Isabel'in davranışları kızlarına izleyebilecekleri bir örnek sundu. Strong, örneğin özellikle açık ya da etkili olduğunu belirtir. For her daughters bu örnekten etkilenen kişileri gösterir; etkinin doğrudan bir ders yoluyla olması gerekmez.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın davranışının küçük erkek kardeşine izleyebileceği bir model sunduğu anlamına gelir?
- By returning the wallet, Maya followed her younger brother's example.
- By returning the wallet, Maya made an example of her younger brother.
- By returning the wallet, Maya set a good example for her younger brother.
Cevabı göster
By returning the wallet, Maya set a good example for her younger brother.
successfully managing one of her father's two estates,
1:10babasının iki malikanesinden birini başarıyla yönetti,
despite her illiteracy and the misogyny of the time. Notlar
1:13hem de okuma yazma bilmemesine ve dönemin kadın düşmanlığına rağmen.
despite her illiteracy and the misogyny of the time: karşıtlık bildiren arka plan bilgisi eklemek
Despite, ana sonucu engelleyebilecek ancak engellememiş bir bilgiyi sunar. İfade successfully managing... bölümünden sonra geldiği için başarıyı ön planda tutar ve iki engeli karşıtlık bildiren arka plan bilgisi olarak ekler: okuma yazma bilmemesi ve o dönemin misogyny olarak adlandırılan kadınlara yönelik önyargısı. Burada despite bir edattır. Özne ve yüklem içeren bir cümlecik yerine, and ile bağlanan her illiteracy ve the misogyny of the time adlı iki isim öbeğini yönetir.
Alıştırma
Hangi cümlede despite, sonucu engellemeyen bir zorluğu sunmak için doğru kullanılmıştır?
- Despite of the heavy rain, the game continued.
- Despite it was raining heavily, the game continued.
- Despite the heavy rain, the game continued.
Cevabı göster
Despite the heavy rain, the game continued.
misogyny of the time: bir dönemde kadınlara yönelik düşmanlık
Misogyny, kadınlara yönelik küçümseme, düşmanlık veya köklü önyargı anlamına gelir. Buradaki of the time, bu tutumu tek bir kişinin görüşü olarak değil, belirli bir tarihsel dönemin daha geniş toplumunda bulunan bir özellik olarak gösterir. Bu ifade, kadınların karşılaştığı toplumsal bir engeli anlatır. Cümlede bu engel, okuma yazma bilmemekten ayrı olarak sıralanmıştır.
Alıştırma
Örnekte misogyny of the time neyi ifade ediyor?
- Kadının okuma yazma bilmemesi
- O dönemde kadınlara yönelik düşmanlık ve baskı
- Hangi tarihsel dönemin önce geldiği hakkındaki anlaşmazlık
Cevabı göster
O dönemde kadınlara yönelik düşmanlık ve baskı
It was perhaps this precedent that inspired Juana's lifelong confidence. Dilbilgisi
1:17Belki de Juana'nın ömür boyu sürecek özgüvenine ilham veren de bu emsaldi.
It was perhaps this precedent that inspired: temel nedeni vurgulamak
It was ... that ... bir ögeyi vurgulayan yarık cümle yapısıdır. this precedent ifadesini was sonrasındaki odak konumuna yerleştirerek Juana'nın hayat boyu süren özgüvenine başka bir etkinin değil, bu örneğin ilham verdiğini öne çıkarır. Perhaps, iddiayı daha az kesin hâle getirir. Anlatıcı, nedenin kanıtlandığını söylemek yerine olası bir açıklama sunar. Tarafsız biçimi This precedent perhaps inspired Juana's lifelong confidence. şeklindedir.
Alıştırma
Nedeni vurgulamak için cümleyi It was ... that ... yapısıyla tamamlayın: ____ the bad weather ____ caused the delay.
Cevabı göster
It was · that
when she later learned that higher education was open only to men, Kalıp ifadeler
1:26daha sonra yüksek öğrenimin sadece erkeklere açık olduğunu öğrendiğinde,
be open only to men: erkeklerle sınırlı erişim
higher education was open only to men ifadesindeki be open to, kimlerin erişimine izin verildiğini belirtir. Fiziksel olarak açık bir kapıyı anlatmaz; yükseköğretimden yalnızca erkeklerin yararlanabildiği anlamına gelir. be open to + kişi veya grup kalıbı, uygunluk ya da katılım hakkını anlatabilir. Only uygun grubu daraltır, bu nedenle o grubun dışındaki kişiler kapsam dışında kalır.
Alıştırma
Cümleyi be open to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The science club is ____ all students aged ten and older.
Cevabı göster
open to
she begged her mother to let her attend in disguise. Notlar
1:29annesine kılık değiştirerek katılmasına izin vermesi için yalvardı.
begged her mother to let her attend: izin için acil bir yalvarış
Begged her mother to let her attend, beg someone to do something ve let someone do something kalıplarını birleştirir. Burada acil ve duygusal bir istekte bulunur; izin istediği eylem attend’dir. İstenen eylemi anlatmak için beg + kişi + to + fiil kullanın. let + kişi + fiilin yalın hâli yapısında to attend değil, attend kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle izin almak için güçlü bir isteği doğru biçimde ifade eder?
- Mia told her aunt to let her stay for the final game.
- Mia begged her aunt to let her stay for the final game.
- Mia asked her aunt if she could stay for the final game.
Cevabı göster
Mia begged her aunt to let her stay for the final game.
in disguise: gerçek kimliği gizlemek
In disguise, genellikle görünüşü değiştirerek veya başka biriymiş gibi davranarak gerçek kimliği gizlemek demektir. Bu cümlede kişi, kim olduğu anlaşılmadan katılmak istiyor. Buradaki ana fikir yalnızca farklı kıyafetler giymek değil, kimliği saklamaktır. enter, travel veya appear gibi eylem fiillerinden sonra in disguise kullanılabilir.
Alıştırma
'Gerçek kimliğini gizleyerek' anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The detective entered the building ____.
Cevabı göster
in disguise
Her request denied: ad öbeği + geçmiş zaman ortacıyla bağımsız yapı
Her request denied bağımsız bir yapıdır: Her request ad öbeği bu yapının kendi öznesidir ve denied edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortacıdır. Açık hâle getirildiğinde anlamı after her request was denied ifadesine yakındır. Bu yapı, ana cümleden önceki arka plan bilgisini kısaltır. Burada talebin önce reddedildiğini belirtir ve ardından onun ne yaptığını anlatmaya zemin hazırlar.
Alıştırma
Her request denied ifadesinin anlamına en uygun tam yan cümle hangisidir?
- While she was making a new request
- After she denied someone else's request
- After her request was denied
Cevabı göster
After her request was denied
Juana found solace in her grandfather's private library. Kalıp ifadeler
1:34Juana teselliyi büyükbabasının özel kütüphanesinde buldu.
find solace in something: bir şeyde teselli bulmak
Bu cümlede found solace in, bir şeyden duygusal teselli bulmak anlamına gelir. Büyükbabasının özel kütüphanesi Juana'ya sakinlik ve duygusal destek sağladı. Kalıp find solace in + kişi, şey, yer veya etkinlik şeklindedir. Solace genellikle üzüntü, stres, yalnızlık ya da başka bir zorluk yaşayan kişinin bulduğu teselliyi anlatır.
Alıştırma
Bir şeyden duygusal teselli bulmak anlamındaki resmî ifadeyi tamamlayın: After moving to a new city, Nia found ____ in her daily walks.
Cevabı göster
solace
By early adolescence: geçmişte bir son tarih belirtmek
By early adolescence bir son tarih belirler: en geç ergenliğin ilk yıllarında. Juana'nın bu döneme ulaştığında söz konusu beceriyi zaten edinmiş olduğunu anlatır. Son tarih geçmişte olduğu için cümlede had mastered kullanılır. by + geçmiş zaman noktası + past perfect yapısı, biyografilerde olağan dışı derecede erken tamamlanan bir başarıyı özetlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümle kitabın en geç Elena'nın on ikinci doğum gününe kadar tamamlanmış olduğunu anlatır?
- During her twelfth year, Elena worked on her first book.
- By age twelve, Elena had written her first book.
- At age twelve, Elena started writing her first book.
Cevabı göster
By age twelve, Elena had written her first book.
had mastered philosophical debate: fiil olarak master
had mastered philosophical debate ifadesinde master, zor bir beceriyi veya alanı çok yüksek düzeyde öğrenmek ya da kontrol etmek anlamına gelen bir fiildir. philosophical debate, onun artık son derece yetkin olduğu beceri alanıdır. had mastered, past perfect yapısındadır: bu yüksek beceri düzeyinin geçmişteki başka bir noktadan önce zaten kazanılmış olduğunu gösterir. Bu nedenle had studied veya had begun to learn ifadelerinden daha güçlüdür.
Alıştırma
Hangi cümle, bir kişinin geçmişteki bir olaydan önce çok yüksek bir beceri düzeyine ulaştığını anlatır?
- By the time the concert began, Amir had heard about the difficult solo.
- By the time the concert began, Amir had mastered the difficult solo.
- At the concert, Amir started wondering what a solo was.
Cevabı göster
By the time the concert began, Amir had mastered the difficult solo.
the Aztec language, Nahuatl: dilin özel adı
Nahuatl, Meksika'nın günümüzde çeşitli kolları bulunan bir yerli dili için yaygın olarak kullanılan addır. Nahuatl'ın farklı biçimleri Aztek İmparatorluğu'nda yaygın biçimde kullanılmıştır ve bazı çeşitleri bugün de konuşulmaktadır. Bu nedenle "the Aztec language" tarihî durumu basitleştiren bir tanımdır. Virgül, Nahuatl adını genel açıklamanın yanına getirerek dilin özel adını verir. Bu bağlamda Nahuatl'dan söz edilmesi, onun öğrendiklerinin yalnızca Avrupa klasik alanlarıyla sınırlı olmadığını, Meksika kökenli bilgileri de içerdiğini gösterir.
Alıştırma
"the Aztec language, Nahuatl," ifadesinde Nahuatl nasıl bir görev üstleniyor?
- Bir felsefi tartışma yönteminin adını verir.
- Virgülden önce açıklanan dilin özel adını verir.
- Meksika'daki her dilin Nahuatl olarak adlandırıldığını söyler.
Cevabı göster
Virgülden önce açıklanan dilin özel adını verir.
Juana's precocious intellect attracted attention from the royal court in Mexico City, Notlar
1:45Juana'nın erken gelişmiş zekası, Mexico City'deki kraliyet sarayının dikkatini çekti,
Juana's precocious intellect: yaşına göre ileri zihinsel yetenek
Precocious intellect, bir çocukta veya gençte zihinsel yeteneğin alışılmadık derecede erken ortaya çıkması anlamına gelir. Precocious yaşla bir karşılaştırma ekler: kişi, normalde kendisinden daha büyük birinden beklenecek düzeyde düşünebilir veya anlayabilir. Bu biyografik cümlede ifade, Juana'nın genç yaşta gösterdiği olağanüstü yeteneği resmî bir üslupla değerlendirir; yalnızca smart sözcüğünün eş anlamlısı değildir. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir, özellikle zihinsel gelişimde “yaşına göre ileri” olmaktır.
Alıştırma
a precocious intellect en doğrudan neyi anlatır?
- Deneyim yoluyla otorite kazanan bir yetişkin
- Yavaş ama dikkatli çalışan biri
- Çok genç yaşta olağanüstü zihinsel yetenek gösteren biri
Cevabı göster
Çok genç yaşta olağanüstü zihinsel yetenek gösteren biri
attracted attention from the royal court: kimin fark ettiğini belirtme
something attracts attention from someone yapısında özne, bir kişinin veya grubun kendisini fark etmesini sağlar. From, gözlemlenen şeyi değil, dikkatin kaynağını yani gözlemciyi belirtir. Burada Juana'nın zekâsı, Meksiko'daki kraliyet sarayının onu fark etmesini sağladı. Bu yapı; medya, uzmanlar, kurumlar veya halk tarafından fark edilen çalışmalar, başarılar, keşifler ve olaylar için de doğal biçimde kullanılabilir.
Alıştırma
attract attention from kalıplaşmış ifadesini eksik sözcükle tamamlayın: The new vaccine attracted ____ from medical researchers.
Cevabı göster
attention
took her in: onu hanelerine kabul ettiler
Bu cümlede took her in, genel vali ile eşinin onu kendi hanelerine veya saray çevrelerine kabul ettiği anlamına gelir. as their lady in waiting, kabul edildikten sonra üstlendiği görevi belirtir. Burada take in bir öbek fiildir; kelimesi kelimesine 'onu içeri taşımak' anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir, birini kabul ederek ona barınak, bakım veya ait olacağı bir yer sağlamaktır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi take someone in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. Aile bize kalacak bir yer verdi: The hostel was full, so a nearby family ____ for the night.
Cevabı göster
took us in
lady in waiting: sarayda hizmet eden kadın
Bu tarihsel bağlamda their lady in waiting bir saray görevini belirtir: bir kraliçeye, prensese veya başka yüksek rütbeli bir kadına eşlik edip yardımcı olmak üzere atanmış kadın. Bu unvan, onun haneye hangi görevle girdiğini açıklar. Lady in waiting kalıplaşmış bir unvandır. Tesadüfen beklemekte olan sıradan bir kadını anlatmaz.
Alıştırma
Tarihsel bir saray hikâyesinde lady in waiting ne anlama gelir?
- Bir binaya girmek için bekleyen sıradan bir ziyaretçi
- Birini bekleyen herhangi bir kadın
- Bir kraliçeye, prensese veya başka yüksek rütbeli bir kadına hizmet etmek üzere atanmış kadın
Cevabı göster
Bir kraliçeye, prensese veya başka yüksek rütbeli bir kadına hizmet etmek üzere atanmış kadın
alternately dazzled and outraged the court. Anlatım akışı
1:58sarayı sırayla hem büyüledi hem de öfkelendirdi.
alternately dazzled and outraged: karşıt tepkileri düzenlemek
Alternately, dazzled ve outraged fiillerini aynı oyun ve şiirlerin yarattığı iki karşıt etki olarak birbirine bağlar. Dazzled, büyük hayranlık uyandırmak; outraged ise çok öfkelendirmek anlamına gelir. The court her iki fiilin de nesnesidir. Olumlu bir tepkiyle olumsuz bir tepkiyi yan yana getiren cümle, eserlerin karmaşık ve tartışmalı bir şekilde karşılandığını hızla gösterir. Buradaki alternately, tepkilerin sırayla ya da farklı zamanlarda ortaya çıktığını belirtir; eserlerin yalnızca beğenildiğini veya beğenilmediğini söylemez.
Alıştırma
Vurgulanan ifade sarayın tepkisi hakkında ne gösteriyor?
- Saray eserlere hiçbir tepki vermedi.
- Eserler farklı zamanlarda karşıt tepkiler yarattı.
- Eserler saraydaki herkesi her zaman memnun etti.
Cevabı göster
Eserler farklı zamanlarda karşıt tepkiler yarattı.
sexist double standards: cinsiyete dayalı adaletsiz ölçütler
Double standards, karşılaştırılabilir davranışları farklı değerlendiren adaletsiz kurallar veya yargılardır. Sexist, bu adaletsizliğin nedenini belirtir: ölçüt biyolojik veya toplumsal cinsiyete göre değişir. Bu cümlede erkekler, kadınların sözde ahlaksızlığına katkıda bulunup ardından bunun için kadınları suçlayan kişiler olarak anlatılır. Bu çelişki, şiirin eleştirdiği sexist double standards kavramını örnekler.
Alıştırma
Hangi durum sexist double standards kavramının en açık örneğidir?
- Bir okul aynı dersi iki farklı saatte sunuyor.
- Aynı özgüvenli davranış erkeklerde övülürken kadınlarda eleştiriliyor.
- İki çalışan yayımlanmış aynı kurala göre değerlendiriliyor.
Cevabı göster
Aynı özgüvenli davranış erkeklerde övülürken kadınlarda eleştiriliyor.
decrying how ... while blaming ...: bir çelişkiyi ortaya çıkarmak
Tamamlayıcı -ing ifadesi decrying how ..., önceki eleştirinin nasıl yapıldığını açıklar. How, kınanan durumu sunar; while blaming them ifadesinde anlaşılması gereken özne de hâlâ men sözcüğüdür. Karşıtlık bildiren while iki düşünceyi yan yana getirir: erkekler kadınları yozlaştırır ve sonra aynı kadınları suçlar. Böylece bir çelişkiyi açığa çıkarır: ahlaki zarara neden olan kişiler, kadınları ahlaksızlıkla da suçlamaktadır. Bu yan yana koyma, anlatımı çifte standarda yönelik güçlü bir eleştiriye dönüştürür.
Alıştırma
Vurgulanan ifadede while sözcüğünün temel görevi nedir?
- Zarar veren eylem ile suçlamayı yan yana getirerek bir çelişkiyi ortaya çıkarır.
- Yalnızca iki eylemin aynı anda gerçekleştiğini söyler.
- Erkeklerin davranışının nedenini verir.
Cevabı göster
Zarar veren eylem ile suçlamayı yan yana getirerek bir çelişkiyi ortaya çıkarır.
her work still inspired adoration and numerous proposals.
2:12eserleri yine de hayranlık uyandırdı ve ona sayısız evlilik teklifi getirdi.
Despite its controversy: bir ödünleme kurmak
Despite its controversy, cümlenin başına getirilen bir ödünleme ifadesidir. Önce okuyucunun olumsuz bir sonuç beklemesine yol açabilecek bir gerçeği kabul eder. Ardından ana cümle şaşırtıcı karşıtlığı verir: eseri yine de hayranlık ve evlilik teklifleri uyandırmıştır. Despite + isim öbeği kalıbı, bir engeli veya olumsuz gerçeği hâlâ geçerli olan sonuçtan önce yerleştirmeyi sağlar. Buradaki still, tartışmanın bu tepkiyi engellemediğini ayrıca vurgular.
Alıştırma
Olumsuz bir koşuldan sonra beklenmedik bir sonuç sunmak için despite sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- Despite of the heavy rain, the match continued.
- Despite it rained heavily, the match continued.
- Despite the heavy rain, the match continued.
Cevabı göster
Despite the heavy rain, the match continued.
But Juana was more interested in knowledge than marriage. Dilbilgisi
2:16Fakat Juana evlilikten ziyade bilgiyle ilgileniyordu.
more interested in knowledge than marriage: ilgi ve öncelikleri karşılaştırmak
be more interested in A than B kalıbı, bir kişinin iki şeye duyduğu ilginin düzeyini karşılaştırır. Burada A knowledge, B ise marriage sözcüğüdür. Bir anlatıda bu karşılaştırma önceliği de gösterebilir: Juana için öğrenmek, evlenmekten daha önemlidir. Ancak bu kalıp, onun B'yi tamamen reddettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
more interested in ... than ... kalıbını kullanarak karşılaştırmayı tamamlayın: Maya is ____ astronomy ____ celebrity news.
Cevabı göster
more interested in · than
patriarchal society of the time: tarihsel bağlamındaki güç yapısı
Patriarchal society, temel kurumların ve toplumsal rollerin erkekleri baskın otorite konumlarına yerleştirdiği bir toplumdur. of the time ifadesi bu tanımı, söz konusu edilen tarihsel dönemle sınırlar. Bu cümlede ifade, bir kadının eğitim, bilgi edinme veya bağımsız bir yaşam konusunda neden engellerle karşılaşabildiğine dair yapısal bir neden sunar: sınırlamalar yalnızca kişisel seçimlerden değil, toplumsal kurallardan ve güç ilişkilerinden kaynaklanıyordu.
Alıştırma
Patriarchal society ne anlama gelir?
- erkeklerin temel kurumlarda gücün çoğunu elinde tuttuğu bir toplumsal sistem
- babanın bulunduğu bir aile
- her üyenin eşit güce sahip olduğu bir topluluk
Cevabı göster
erkeklerin temel kurumlarda gücün çoğunu elinde tuttuğu bir toplumsal sistem
there was only one place she could find it: gönderme ve merak
Bu cümlede it, daha önce sözü edilen knowledge kavramına gönderme yapar ve ismin tekrar edilmesini önler. There was only one place, seçeneklerinin son derece sınırlı olduğunu vurgular. Cümle henüz yerin adını söylemez. Hikâyeyi bir sorundan mümkün olan tek yola taşır ve izleyicinin cevabın sonraki cümlede açıklanmasını beklemesini sağlar.
Alıştırma
Bu cümlenin temel söylem işlevi nedir?
- Yerin adını hemen söyler ve konuyu kapatır.
- Önceki bilgiye gönderme yapar ve yerin adını geciktirerek merak yaratır.
- Seçebileceği birkaç yeri sıralar.
Cevabı göster
Önceki bilgiye gönderme yapar ve yerin adını geciktirerek merak yaratır.
would allow Juana to retain her independence and respectability Kalıp ifadeler
2:29Juana'nın bekar kalarak
under the zealous influence of the Spanish Inquisition: İspanyol Engizisyonu'nun güçlü etkisi altında
İspanyol Engizisyonu, Katolik ortodoksluğunu soruşturma ve cezalandırma yoluyla uygulatmak için İspanyol monarşisi tarafından kurulan bir mahkeme sistemiydi. Bu cümlede katı ve denetleyici bir dinî geleneği temsil eder; zealous, hoşgörüsüzlüğe dönüşebilecek yoğun bir bağlılığı düşündürür. Bu arka plan cümlede bir gerilim yaratır. Kilise, Juana'ya evlenmeden bağımsız kalmanın toplumca kabul edilen bir yolunu sunabilirdi; ancak kendisi de güçlü bir dinî denetim sisteminin etkisi altındaydı.
Alıştırma
İspanyol Engizisyonu'na yapılan gönderme bu cümleye ne katar?
- Kilisenin Juana'ya bağımsızlığa giden bir yol sunduğunu, ancak hâlâ katı dinî denetim tarafından şekillendirildiğini gösterir.
- Juana'nın Engizisyon için soruşturmacı olarak çalıştığını açıklar.
- Kilisenin hiçbir kısıtlaması olmayan tamamen özgür bir sığınak olduğunu söyler.
Cevabı göster
Kilisenin Juana'ya bağımsızlığa giden bir yol sunduğunu, ancak hâlâ katı dinî denetim tarafından şekillendirildiğini gösterir.
bağımsızlığını ve saygınlığını korumak
Retain, zaten sahip olunan bir şeye sahip olmaya devam etmek anlamına gelir. Bu cümlede kilise, Juana'nın evlenmeden bağımsızlığını ve toplumdaki saygın konumunu korumasına izin verirdi. Retain, keep kelimesinden daha resmîdir ve haklar, statü, denetim, yetenek veya başka soyut şeylerle sıkça kullanılır. Kelime, bir şeyi ilk kez kazanmayı değil, onu kaybetmemeyi vurgular.
Alıştırma
Birinin bir şeye sahip olmaya devam ettiğini anlatmak için retain kelimesini doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- After the policy changed, workers abandoned control over their schedules.
- After the policy changed, workers obtained control over their schedules.
- After the policy changed, workers retained control over their schedules.
Cevabı göster
After the policy changed, workers retained control over their schedules.
evlenmeden kalırken
While remaining unmarried, while ile bir ortaç öbeğini kullanarak yakınındaki eylem veya durumla aynı anda devam eden bir koşul ya da durum ekler. Burada remaining, Juana'nın bağımsızlığını ve saygınlığını korurken evlenmeden kalmaya devam ettiğini anlatır; ifade while she remained unmarried şeklinde açılabilir. Bu öbek sıralı gerçekleşen ayrı bir olayı anlatmaz ve buradaki while tek başına “çünkü” anlamına gelmez. Bu cümlede remaining ifadesinin örtük öznesi Juana'dır; ana cümlenin dil bilgisel öznesi the church olsa da anlatılan medeni durum Juana'ya aittir.
Alıştırma
Eş zamanlı bir durumu göstermek için while ve şimdiki zaman ortaç yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- She continued her studies while worked full time.
- She continued her studies while work full time.
- She continued her studies while working full time.
Cevabı göster
She continued her studies while working full time.
Santa Paula Hieronymite rahibe manastırına katılmak
Bu biyografik bağlamda entered the convent, onun yalnızca bir binaya girdiğini değil, manastırın dinî topluluğuna katılıp manastır yaşamına başladığını anlatır. Convent, hem bir dinî tarikata bağlı kadınlar topluluğunu hem de yaşadıkları yeri ifade eder. Hieronymite manastırın bağlı olduğu tarikatı, Santa Paula ise belirli manastırı belirtir. Bu nedenle bütün ifade, resmî ve kurumsal bir yaşam seçimini anlatır.
Alıştırma
Bu biyografide she entered the convent ne anlama gelir?
- Manastır binasını kısa süreliğine ziyaret etti.
- Manastırın dinî topluluğuna resmen katıldı.
- Yeni bir dinî tarikat kurdu.
Cevabı göster
Manastırın dinî topluluğuna resmen katıldı.
yeni adını benimsedi
Burada took on, “benimsedi” veya “kullanmaya başladı” anlamındadır. Yeni kimliğiyle bağlantılı yeni bir adı kabul etti. take on + ad, rol veya sorumluluk yapısı, onu kabul etmek ya da üstlenmek anlamında kullanılabilir. Anlamı nesne belirler: take on a name, take someone on yapısındaki “birine meydan okumak veya karşısına çıkmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, “benimsedi” anlamına gelen take fiilinin iki sözcüklü geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When Ava began performing, she ____ the stage name Luna.
Cevabı göster
took on
Sor Juana Inés de la Cruz: Dinî bir unvan olarak Sor
Sor Juana Inés de la Cruz, bir manastıra girdikten sonra kullandığı dinî addır. Sor, İspanyolcada bir rahibeye hitap etmek için kullanılan ve İngilizcedeki Sister sözcüğüne yaklaşık olarak karşılık gelen bir unvandır; adın parçasıdır, İngilizce sir kelimesi değildir. Anlatı Juana'dan Sor Juana'ya geçtiğinde, onun yeni dinî kimliği vurgulanır. Yani anlatılan kişi değişmez; yeni rolüyle bağlantılı adı kullanılır.
Alıştırma
Sor Juana Inés de la Cruz adında Sor neyi gösterir?
- Juana'nın yazdığı bir şiir
- evlilikten sonraki soyadı
- Juana'nın rahibe olarak dinî kimliği
Cevabı göster
Juana'nın rahibe olarak dinî kimliği
Sor Juana was considered a prized treasure of the church. Deyimler
2:44Sor Juana kilisenin çok değerli bir hazinesi olarak görüldü.
a prized treasure of the church: Güçlü bir değer mecazı
a prized treasure of the church ifadesinde treasure, çok değer verilen bir kişiyi veya şeyi anlatan bir mecazdır; kelimesi kelimesine bir nesne anlamına gelmez. Prized, çok değer verilen demektir. Bu nedenle ifade, kilisenin Sor Juana'yı olağanüstü önemli biri olarak gördüğünü anlatır. Was considered fiilinden sonra gelen bu ifade, kilisenin onun hakkında yaptığı değerlendirmeyi açıklar. Of the church, övgüyü kurumun bakış açısına bağlar; kilisenin gerçek anlamda maddi bir hazineye sahip olduğunu söylemez.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı? Sor Juana was considered a prized treasure of the church cümlesinde bu ifade, Sor Juana'nın kelimenin tam anlamıyla kiliseye ait bir nesne olduğu anlamına gelir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
in addition to religious music and poetry. Kalıp ifadeler
2:52ve felsefe ile matematik üzerine incelemeler yazdı.
in addition to: başka bir öğe eklemek
In addition to, “-e ek olarak” veya “-in yanı sıra” anlamına gelir. Burada religious music and poetry ifadesini daha önce sıralanan eser türlerine ekler; listedeki hiçbir şeyin yerine geçmez. to burada bir edattır, bu yüzden ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: in addition to poetry; in addition to writing poetry.
Alıştırma
Cümleyi in addition to ile tamamlayın: The camp offers swimming and hiking ____ art classes.
Cevabı göster
in addition to
accrued a massive library: büyük bir kitap koleksiyonunu zamanla biriktirmek
Accrued, bir şeyin zaman içinde yavaş yavaş elde edildiğini veya biriktirildiğini anlatır. She accrued a massive library, onun çok büyük bir kitap koleksiyonunu zamanla oluşturduğu anlamına gelir; buradaki library mutlaka bir bina değil, kitap koleksiyonudur. Accrue genellikle faiz, borç, haklar, kanıt veya deneyim gibi azar azar artan şeyleri anlatır.
Alıştırma
Bu bağlamda She accrued a massive library ne anlama gelir?
- Zaman içinde çok büyük bir kitap koleksiyonu oluşturdu.
- Bir kütüphane binasını aniden teslim aldı.
- Çok büyük bir kütüphaneyi kısa süreliğine ziyaret etti.
Cevabı göster
Zaman içinde çok büyük bir kitap koleksiyonu oluşturdu.
While serving as the convent's treasurer and archivist, Dilbilgisi
2:59Manastırın hazinedarı ve arşivcisi olarak görev yaparken,
While serving as ...: bir görevi arka plan olarak verme
While serving as ..., zaman bildiren bir yan cümlenin kısaltılmış biçimidir. Burada while she was serving as ... ile aynı anlama gelir. Ardından gelen ana cümlenin öznesi de she olduğu için she was çıkarılabilir ve serving kalır. Bu başlangıç, saymanlık ve arşivcilik görevlerini arka plan bilgisi yapar. Asıl olayı sonraki ana cümle anlatır; bu nedenle kalıp, önce bir görev ya da faaliyeti belirtip sonra o sırada ne olduğunu söylemek için kullanışlıdır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dersteki üç kelimelik kalıbın aynısıyla tamamlayın: ____ director, Maya improved the program.
Cevabı göster
While serving as
she also protected the livelihoods Kalıp ifadeler
3:02yeğeninin ve kız kardeşlerinin geçim kaynaklarını da
protect the livelihoods of ...: insanların geçim kaynaklarını korumak
Protect the livelihoods of people, insanların yaşamlarını sürdürecek geliri elde etme yollarını korumak demektir. Bir livelihood; işten, bir işletmeden, araziden veya başka kaynaklardan gelen geliri kapsayabilir. Bu nedenle tek bir job sözcüğünden daha geniş anlamlıdır. Burada birden fazla akrabadan söz edildiği için çoğul livelihoods kullanılır: yeğenin ve kız kardeşlerin her birinin ekonomik geçim kaynağı vardı. Protected yalnızca onları fiziksel olarak güvende tutmak değil, kendi geçimlerini sağlama yeteneklerini korumak anlamına gelir.
Alıştırma
Örnekte livelihoods sözcüğünün en yakın anlamı hangisidir?
- Fiziksel yaralanmaya karşı güvenlik
- İnsanların çalışma saatlerini gösteren bir çizelge
- İnsanların geçimlerini sağlamak için ihtiyaç duyduğu gelir ve kaynaklar
Cevabı göster
İnsanların geçimlerini sağlamak için ihtiyaç duyduğu gelir ve kaynaklar
protect ... from men who tried to exploit them: sömürmeye çalışan erkeklerden korumak
protect someone from someone or something kalıbının tamamında from, korunan kişinin uzak tutulması gereken kişiyi, eylemi veya tehlikeyi tanıtır. Burada men who tried to exploit them bir tehdittir; çıkış veya köken yeri değildir. who tried to exploit them, men sözcüğünü açıklar. Burada exploit, kendi çıkarı için insanlardan haksız biçimde yararlanmak anlamına gelir. Bu nedenle ifade, kötüye kullanımdan veya haksız muameleden korunmayı anlatır.
Alıştırma
Bu bağlamda from men who tried to exploit them ifadesindeki from ne işe yarıyor?
- Erkeklerin onları koruduğunu söyler.
- Korunmaları gereken tehdidi belirtir.
- Erkeklerin nereden geldiğini belirtir.
Cevabı göster
Korunmaları gereken tehdidi belirtir.
But her outspokenness ultimately brought her into conflict with her benefactors. Notlar
3:07Fakat sözünü esirgememesi onu sonunda velinimetleriyle çatışmaya sürükledi.
her outspokenness ultimately brought her into conflict: açık sözlülüğü sonunda onu çatışmaya soktu
Bring someone into conflict with another person or group, bir şeyin iki tarafı ciddi biçimde karşı karşıya getirmesi veya bir anlaşmazlığın içine sokması anlamına gelir. Bu cümlede her outspokenness, yani görüşlerini açıkça söyleme alışkanlığı, nedendir; her etkilenen kişidir ve her benefactors karşı taraftır. Ultimately, olaylar geliştikten sonra çatışmanın nihai sonuç olduğunu gösterir. Burada brought fiziksel bir hareketi anlatmaz; bütün ifade, ilişkide bir nedenden kaynaklanan değişimi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi bring the council into conflict with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The new rule ____ local residents.
Cevabı göster
brought the council into conflict with
hamileriyle: kendisini destekleyen kişilerle çatışma
Bu cümlede benefactors, ona para, koruma veya fırsat gibi değerli destekler sağlamış kişilerdir. with her benefactors ifadesi, onun kimlerle çatışmaya girdiğini belirtir. Bu sözcük cümlenin gerilimini artırır: karşı karşıya geldiği kişiler yabancılar veya eski düşmanlar değil, ona yardım etmiş insanlardı. Genel olarak benefactor, yalnızca aynı fikirde olan değil, önemli ve somut yardım sağlayan kişidir.
Alıştırma
Bu cümlede her benefactors kimleri ifade ediyor?
- Ona önemli destek veya koruma sağlamış kişiler
- Ona her zaman karşı çıkmış kişiler
- Ondan maddi yardım alan kişiler
Cevabı göster
Ona önemli destek veya koruma sağlamış kişiler
saygın bir vaaza yönelik özel eleştiri
Burada critique, gelişigüzel bir yakınma değil, dikkatli ve gerekçeli bir değerlendirmedir. Sermon dinî bir konuşmadır; respected ise bu özel vaazın büyük saygı gördüğünü belirtir. Private, Sor Juana'nın yazısının başlangıçta halka açıklanmak üzere hazırlanmadığı anlamına gelir. İfade bir bütün olarak, saygın bir dinî savın ciddi biçimde değerlendirilmesini anlatır. Bir piskopos yazıyı yayımlayınca özel bir düşünsel anlaşmazlık kilise içinde kamuya açık bir tartışmaya dönüştü.
Alıştırma
Sor Juana's private critique of a respected sermon ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Bir piskopostan özel olarak para isteme talebi
- Sıradan bir siyasi konuşmanın halka açık reklamı
- Büyük saygı gören dinî bir konuşmanın kamuya açık olmayan, gerekçeli değerlendirmesi
Cevabı göster
Büyük saygı gören dinî bir konuşmanın kamuya açık olmayan, gerekçeli değerlendirmesi
he admonished Sor Juana to devote herself to prayer Kalıp ifadeler
3:20Sor Juana'yı tartışmadan ziyade
admonish someone to do something: resmî biçimde uyarmak
admonish someone to do something kalıbında admonish, birinin davranışının düzeltilmesi gerektiği düşünüldüğü için onunla ciddi biçimde konuşmak demektir. to-infinitive, o kişiden yapması istenen eylemi belirtir. Burada he, Sor Juana'ya yalnızca dostça bir öneride bulunmuyor. Bu fiil, onun sözlerini Sor Juana'nın kendini duaya vermesini isteyen resmî ve otoriter bir talimat olarak sunuyor.
Alıştırma
Cümleyi admonish fiilinin geçmiş zaman biçimi ve mastar işaretiyle tamamlayın: The referee ____ the players ____ follow the safety rules.
Cevabı göster
admonished · to
devote oneself to A rather than B: B yerine A'ya kendini adamak
Devote oneself to A, A'ya çok fazla zaman, enerji veya bağlılık vermek demektir. Dönüşlülük zamiri özneye döner; bu nedenle herself, Sor Juana'yı gösterir ve prayer önündeki to bir edattır. Rather than B, A ile B arasında bir seçim kurar ve A lehine B'yi dışlar. Bu cümlede prayer odaklanılması istenen alan, debate ise dışlanan faaliyettir.
Alıştırma
Cümleyi devote oneself to yapısının doğru biçimi ve rather than ile tamamlayın: After retiring, Elena ____ volunteer work ____ paid consulting.
Cevabı göster
devoted herself to · rather than
She replied that God would not have given women intellect Dilbilgisi
3:25Juana, Tanrı'nın kadınlara aklı
if he did not want them to use it.
3:28kullanmalarını istemeseydi vermeyeceğini söyleyerek yanıt verdi.
would not have given ... if ... did not want: amaçtan hareket eden bir sav
Would not have given, varsayımsal bir geçmiş sonucu anlatır: Tanrı'nın kadınların akıllarını kullanmasını istemediği varsayılırsa, onlara akıl vermesi de gerçekleşmezdi. if yan cümlesindeki them women sözcüğüne, it ise intellect sözcüğüne gönderme yapar. Konuşmacı bu koşulu ters yönde kullanarak bir sav kurar. Kadınların gerçekten aklı olduğuna göre, dinleyicinin bunun kullanılmak üzere verildiği sonucuna varmasını ister. Bu kalıp, bir yeteneğin, aracın veya fırsatın sağlanmasının onun kullanılmasına yönelik bir niyeti gösterdiğini savunarak bir eylemi destekleyebilir.
Alıştırma
Konuşmacının temel savı nedir?
- Kadınlara akıl verildiğine göre konuşmacı, onların bunu kullanmasının amaçlandığı sonucuna varır.
- Konuşmacı, kadınların aklı olup olmadığından emin değildir.
- Konuşmacı, kadınlara aklın yanlışlıkla verildiğini ve onu kullanmamaları gerektiğini söyler.
Cevabı göster
Kadınlara akıl verildiğine göre konuşmacı, onların bunu kullanmasının amaçlandığı sonucuna varır.
of the conservative archbishop of Mexico. Kültür
3:31Meksika'nın muhafazakar başpiskoposunun dikkatini çekti.
caught the attention of: birinin fark etmesini sağladı
catch the attention of someone ifadesinde catch, fiziksel olarak yakalamak değil, birinin fark etmesini sağlamak anlamına gelir. The exchange, başpiskoposun yaşananları fark etmesini sağlayan öznedir. Kalıp, özne + catch/caught the attention of + kişi veya grup şeklindedir. Bu ifade çoğu zaman bir olayın, fikrin veya eserin dikkat çekmeye başladığını gösterir. Burada anlatı, kişiler arasındaki bir görüş alışverişinden daha üst düzey bir yetkilinin ilgisine geçer.
Alıştırma
Cümleyi catch fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The unusual design ____ the attention of the judges.
Cevabı göster
caught
conservative archbishop of Mexico: Meksika'nın muhafazakâr başpiskoposu
Bu ifadede conservative, başpiskoposun dinî görüşünü anlatır: geleneksel inançları ve kurumları destekliyordu. Burada sözcük, “para konusunda tutumlu” anlamına gelmez. Archbishop, genellikle bir başpiskoposluk bölgesinden sorumlu olan üst düzey bir Hristiyan kilise yöneticisidir. Bu unvan, kişinin kilisenin üst kademelerinde yetkiye sahip olduğunu gösterir. Anlatıda bu ayrıntı, baskının yalnızca kişisel bir anlaşmazlıktan değil, kurumsal dinî güçten kaynaklandığını anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Burada “the conservative archbishop of Mexico” ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Parasını çok dikkatli harcayan Meksikalı bir yazar
- Geleneksel görüşlere sahip, Meksikalı üst düzey bir kilise yöneticisi
- Dinî yetkisi olmayan sıradan bir yerel memur
Cevabı göster
Geleneksel görüşlere sahip, Meksikalı üst düzey bir kilise yöneticisi
Sor Juana was stripped of her prestige, Kalıp ifadeler
3:35Sor Juana prestijinden yoksun bırakıldı,
was stripped of her prestige: itibarı elinden alındı
Be stripped of + isim, bir kişinin sahip olduğu bir şeyin bir yetkili, kurum veya güçlü bir dış kuvvet tarafından zorla elinden alındığını belirten edilgen bir yapıdır. Yalnızca lose demekten daha güçlüdür. Buradaki prestige, toplumun gösterdiği saygı ve sosyal konum anlamına gelir. Sor Juana zamanla kendiliğinden daha az saygı gören biri hâline gelmemiştir; ifade, itibarının ceza olarak elinden alındığını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi strip fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: After the investigation, the official was ____ his title.
Cevabı göster
stripped of
forced to sell her books and give up writing. Notlar
3:38kitaplarını satmaya ve yazmayı bırakmaya zorlandı.
forced to sell her books: dış baskı altında yapılan eylem
forced to sell her books ifadesinde forced to, kitapları satmanın onun özgür seçimi olmadığını gösterir. Dış baskı, bir kural, tehdit ya da zor koşullar bu eylemi gerekli hâle getirmiştir. Başka cümlelere aktarılabilen edilgen kalıp be forced to + fiilin yalın hâlidir: was forced to sell, were forced to leave. be özneye ve zamana göre değişir; to sonrasındaki fiil yalın kalır.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “dış koşullar nedeniyle mecbur bırakılmış” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The airport closed, so we were ____ stay overnight.
Cevabı göster
forced to
give up writing: süregelen bir etkinliği bırakmak
Give up writing, yazmayı bırakmak ve süregelen bir etkinlik olarak ondan vazgeçmek demektir. Writing, kâğıda tek seferlik bir şey yazmayı değil, bırakılan etkinliğin kendisini adlandırır. Aktarılabilir kalıp give up + isim ya da -ing biçimidir: give up sugar, give up smoking, give up trying. Ardından bir etkinlik geldiğinde fiilin yalın hâli değil, -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “etkinliği yapmayı bırakmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: Because of his knee injury, Marco had to ____ playing tennis.
Cevabı göster
give up
Cümle başında Furious at ..., but unwilling to ...
Furious at this censorship ve unwilling to leave the church, ardından gelen ana cümlenin öznesi she'yi betimleyen iki sıfat öbeğidir. İlki onun güçlü duygusunu, ikincisi ise yapmayı reddettiği eylemi verir. But iki durumu birbirine bağlar ve aralarındaki gerilimi vurgular. Yazar iki öbeği ana cümlenin önüne getirerek kişinin ne yaptığını söylemeden önce duygusal durumunu ve aşmak istemediği sınırı verir. Bu kısa yapı yazılı anlatılarda yaygındır: sıfat öbeği + but + sıfat öbeği, özne + fiil.
Alıştırma
Bu cümle başlangıcı ana cümleden önce ne yapar?
- Bina kilitli olduğu için dışarı çıkamadığını gösterir.
- Birbiriyle ilgisiz iki eylemin ana cümleden sonra gerçekleştiğini söyler.
- Öznenin güçlü duygusunu ve yapmayı reddettiği eylemi verir.
Cevabı göster
Öznenin güçlü duygusunu ve yapmayı reddettiği eylemi verir.
Dinî bağlamda bitterly renewed her vows
Bu dinî bağlamda renewed her vows, daha önce ettiği yeminleri resmî olarak yeniden onayladığı anlamına gelir. Vows burada dinî bağlılıkla ilişkili ciddi yeminlerdir; renew ise farklı bir söz vermek veya metni güncellemek değil, mevcut yeminleri yeniden onaylamak demektir. Bitterly bunu yaparkenki tutumunu anlatır: sevinçle değil; acı, içerleme veya hayal kırıklığıyla hareket etmiştir. Renewed her vows ifadesinin resmî anlamını değiştirmez.
Alıştırma
Bu dinî bağlamda renewed her vows ne anlama gelir?
- Yeminlerin yerine yeni ve sıradan bir söz koydu.
- Mevcut dinî yeminlerini resmî olarak yeniden onayladı.
- Kiliseyle bağını sona erdirdi.
Cevabı göster
Mevcut dinî yeminlerini resmî olarak yeniden onayladı.
In her last act of defiance: eylemi son bir direniş olarak sunmak
In her last act of defiance, ardından gelen eylemi onun boyun eğmeyi bilinçli olarak son kez reddetmesi şeklinde sunar. An act of defiance, otoriteye, baskıya veya bir emre açıkça direnen bir eylemdir. Bu giriş ifadesi, sonraki olayın nasıl anlaşılması gerektiğini gösterir: tarafsız bir eylem olarak değil, simgesel bir son direniş olarak.
Alıştırma
“Keeping the poster up was her last act of defiance” cümlesinde act of defiance ne anlama gelir?
- kazara yapılan bir hata
- direniş gösteren bilinçli bir eylem
- özel bir tavır taşımayan sıradan bir eylem
Cevabı göster
direniş gösteren bilinçli bir eylem
I, the worst of all: ironik ve kendini aşağılayan bir etiket
I, the worst of all, konuşanı kelimenin tam anlamıyla tüm grubun en kötü kişisi olarak niteler. Virgüller, the worst of all ifadesini I sözcüğünün yanına bir açıklayıcı eş değer olarak yerleştirir; bu ifade konuşanı yeniden adlandırır ve yargılar. Burada bu söz, baskı altında atılmış, bilinçli biçimde aşırı ve kendini aşağılayan bir imzadır. Basit ve samimi bir itiraf olmaktan çok acı bir ironi taşır: konuşan, kendisini mahkûm eden etiketi, zorla boyun eğişini ve son direnişini de belli edecek şekilde tekrarlar.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Bu bağlamda I, the worst of all sıradan ve samimi bir özür işlevi görür.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
in her own blood: fedakârlık imgesi
in her own blood, sözleri imzalamak için kendi kanını kullandığını belirtir. own, kanın başka birine değil, bizzat ona ait olduğunu vurgular. Burada ifade yalnızca kullanılan malzemeyi anlatmaz. Edebî veya tarihî bir anlatıda acı, fedakârlık ve son bir protesto duygusunu güçlü bir görüntüyle verir.
Alıştırma
in her own blood bu cümleye esas olarak ne katıyor?
- Acı ve fedakârlık duygusunu veren güçlü bir görüntü
- Sıradan mürekkep kullanıldığına dair bir ayrıntı
- Çok hızlı imzaladığına dair bir işaret
Cevabı göster
Acı ve fedakârlık duygusunu veren güçlü bir görüntü
Deprived of scholarship: cümlenin başında durum bildiren öbek
Deprived of scholarship, cümlenin başında yer alan bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Sor Juana’nın akademik çalışmalara veya entelektüel faaliyetlere erişimi elinden alındıktan sonraki durumunu anlatır; örtük özne ana cümlenin öznesiyle aynıdır. Sor Juana threw herself into charity work ifadesinden önce gelerek bu eylemin arka planını veya nedenini verir. Buradaki scholarship ciddi öğrenim ya da entelektüel faaliyet anlamındadır; maddi bir eğitim bursu anlamında değildir.
Alıştırma
Deprived of scholarship, Sor Juana threw herself into charity work, cümlesinin başındaki öbek ne işe yarar?
- Sor Juana’nın eğlence olsun diye öğrenmeyi bırakmayı seçtiğini söyler
- Sor Juana’nın eylemine yol açan arka planı anlatır
- Sor Juana’nın maddi bir burs aldığını söyler
Cevabı göster
Sor Juana’nın eylemine yol açan arka planı anlatır
throw oneself into something: kendini bir şeye vermek
Threw herself into charity work cümlesinde throw oneself into something deyimi kullanılır. Bu deyim, onun bu işi büyük bir enerji, dikkat ve bağlılıkla yapmaya başladığı anlamına gelir; fiziksel olarak kendini bir yere atması söz konusu değildir. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: she threw herself, he threw himself ve they threw themselves. Kalıp throw + oneself + into + isim veya -ing biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi throw oneself into kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: After the coach announced the race, Leo ____ training.
Cevabı göster
threw himself into
contract an illness: bir hastalığa yakalanmak
an illness she contracted ifadesinde contracted, contract fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve “hastalığa yakalandı” anlamına gelir. she contracted while nursing her sisters ilgi cümleciği, hangi hastalığın ölümüne yol açtığını belirtir; while nursing, onlar hastayken kendilerine bakması sırasında demektir.
Alıştırma
an illness she contracted ifadesindeki contracted ne anlama gelir?
- fiziksel olarak küçülttü
- ... için bir anlaşma imzaladı
- ... hastalığına yakalandı
Cevabı göster
... hastalığına yakalandı
while nursing her sisters: nurse fiilinin hastaya bakmak anlamı
while nursing her sisters ifadesinde nursing, nurse fiilinin -ing biçimidir. Burada hasta insanlarla ilgilenmek anlamına gelir; hemşirelik eğitimi almak anlamına gelmez. her sisters nesnesi ve hastalık bağlamı bu anlamı seçtirir. Genel olarak nurse + hasta veya yaralı bir kişi, o kişi iyileşirken ona bakmak anlamına gelebilir.
Alıştırma
“Lena spent a week nursing her sick aunt,” cümlesinde nursing ne anlama gelir?
- Onu emzirmek
- Hemşirelik diploması için okumak
- Hastayken ona bakmak
Cevabı göster
Hastayken ona bakmak
has been recognized as + kimlik veya statü
Be recognized as, “belirli bir kimliğe, statüye veya niteliğe sahip olduğu kabul edilmek ya da bu şekilde tanınmak” anlamına gelir. Edilgen yapı, değerlendirmeyi yapan kişilerden çok Sor Juana hakkındaki değerlendirmeye odaklanır. Has been recognized, present perfect edilgen yapıdır. Bu tarihsel değerlendirmeyi günümüze kadar yerleşmiş bir değerlendirme olarak sunar; as ise değerlendirmede verilen kimliği veya statüyü belirtir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için recognize sözcüğünün doğru biçimini ve gerekli edatı kullanın: The wetland has been ____ an important wildlife habitat.
Cevabı göster
recognized as
the subject of countless documentaries: sayısız belgeselin konusu
be the subject of a documentary ifadesinde subject, belgeselin hakkında olduğu kişi veya şey demektir. Burada birçok belgeselin merkezinde o vardır; kelime okul dersi anlamında kullanılmamıştır. Countless, “çok fazla” anlamını güçlü biçimde vurgular. Her zaman gerçek anlamda saymanın imkânsız olduğunu belirtmez.
Alıştırma
“She is the subject of a documentary” ne anlama gelir?
- Belgesel esas olarak onun hakkındadır.
- Belgeselin sahibidir.
- Belgesel yapımını okul dersi olarak öğrenir.
Cevabı göster
Belgesel esas olarak onun hakkındadır.
and appears on Mexico's 200-peso banknote. Kültür
4:12ve Meksika'nın 200 pezosluk banknotunda yer almaktadır.
appears on Mexico's 200-peso banknote: Meksika'nın 200 pesoluk banknotunda yer almak
Burada appears on, onun portresinin veya görüntüsünün banknot üzerinde bulunduğu anlamına gelir. Kendisinin fiziksel olarak banknotun üstünde durduğu anlamına gelmez. Önemli bir kişiyi bir ülkenin parasında göstermek çoğu zaman resmî takdir veya kamusal anma anlamı taşır. Bu biyografide söz konusu ayrıntı, onun kültürel öneminin tanındığını destekler.
Alıştırma
Kısa bir biyografide “She appears on the country's banknote” en doğrudan ne anlatır?
- Görüntüsü, kamusal bir takdir biçimi olarak paranın üzerinde yer alır.
- Ülkenin merkez bankasının içinde çalışır.
- Ülkenin para birimini o icat etmiştir.
Cevabı göster
Görüntüsü, kamusal bir takdir biçimi olarak paranın üzerinde yer alır.
Nobel Ödülü sahibi Octavio Paz
“Nobel Laureate”, Octavio Paz'ın Nobel Ödülü aldığını belirten resmî bir nitelemedir. Paz, 1990 Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Meksikalı bir şair ve deneme yazarıydı. “in the words of”, bir alıntıyı veya aslına yakın bir yeniden anlatımı sunar. Paz'ın bu nitelemeyle anılması, ardından gelen sözleri otorite taşıyan bir kapanış düşüncesi olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede Nobel Laureate, Octavio Paz hakkında neyi belirtir?
- Nobel Laureate kişisel adının bir parçasıdır.
- Nobel Ödülü kuruluşu için çalıştı.
- Nobel Ödülü aldı.
Cevabı göster
Nobel Ödülü aldı.
a product of history: tarihin şekillendirdiği bir sonuç
Burada product mecaz anlamdadır. Satılmak üzere üretilmiş bir eşya değil, bir güç ya da koşullar bütünü tarafından biçimlendirilmiş bir sonuç anlamına gelir. Sor Juana'nın eserinin a product of history olduğunu söylemek, yaşadığı dönemin, kurumların ve kültürün yazdıklarını şekillendirdiği anlamına gelir. Kullanılabilir a product of + isim kalıbı, bu ismi sonucu şekillendiren önemli bir neden olarak sunar.
Alıştırma
Örnekte a product of history ne anlama gelir?
- Tarihsel koşullar tarafından şekillendirilmiş bir sonuç
- Geçmişte üretilmiş bir eşya
- Bir tarih müzesinde satılan ürün
Cevabı göster
Tarihsel koşullar tarafından şekillendirilmiş bir sonuç
it is not enough to ... We must add ...: ilk görüşü yetersiz bulup ekleme yapmak
“it is not enough to say that X”, X'i geçerli ancak eksik bir açıklama olarak gösterir. X'i doğrudan reddetmek yerine dinleyiciyi daha kapsamlı bir iddiaya hazırlar. “We must add that Y”, bu daha güçlü veya tamamlayıcı iddiayı sunar. Burada sav, tarihin Sor Juana'nın eserini şekillendirdiği düşüncesinden, onun eserinin de tarihi şekillendirdiği karşılıklı düşüncesine ilerler.
Alıştırma
Cümleyi “It is not enough to ... We must add ...” iki parçalı sav kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: It ____ say that the laptop is inexpensive. We ____ that it is also reliable.
Cevabı göster
is not enough to · must add
history is also a product of her work: rollerin tersine çevrilmesi
Bu yan cümle, önceki her work is a product of history düşüncesindeki iki tarafın yerini değiştirerek onu yansıtır: history şekillendiren güç olmaktan çıkıp sonuç olur, her work ise şekillendiren güç hâline gelir. Also ilk iddianın geçerliliğini korur. İki cümle birlikte, onun döneminin yazılarını şekillendirdiğini ve yazılarının da tarih üzerinde şekillendirici bir etkisi olduğunu söyler. Bu tersine çevirme, onu hem tarihten etkilenmiş hem de tarihi etkilemiş biri olarak sunarak sona güç katar.
Alıştırma
her work is a product of history ifadesinden sonra history is also a product of her work denmesinin temel etkisi nedir?
- Tarihin onun eserini şekillendirdiğini ve eserinin de tarihi şekillendirmeye yardımcı olduğunu gösterir.
- Eserinin tarihle hiçbir bağlantısı olmadığını söyler.
- Yalnızca geçmiş olayların betimlemelerini yazdığını söyler.
Cevabı göster
Tarihin onun eserini şekillendirdiğini ve eserinin de tarihi şekillendirmeye yardımcı olduğunu gösterir.
Check out these lessons to learn about other revolutionary women
4:31Diğer devrimci kadınlar hakkında bilgi edinmek için bu derslere göz atın:
making good trouble and changing the course of history. Notlar
4:35İyi bir amaç uğruna sorun çıkaran ve tarihin akışını değiştirenler.
good trouble: adaletsizliğe karşı ilkeli eylem
Good trouble, daha adil bir sonuç yaratmaya yardımcı olmak için adaletsiz kurallara veya otoriteye bilinçli olarak karşı çıkan eylem demektir. Trouble normalde olumsuzdur, ancak buradaki good, eylem haklı bir amaca hizmet ettiği için konuşanın onu onayladığını gösterir. Bu cümlede making good trouble, kadınların eylemlerini övüyor. Amaç karışıklık çıkarmak değil, adaletsizliğe direnmektir. Bu ifade ABD'li sivil haklar önderi John Lewis ile güçlü biçimde ilişkilidir ve toplumsal adalet bağlamlarında yaygındır.
Alıştırma
Good trouble hangi durumda en doğal biçimde kullanılır?
- Bir çocuk yanlışlıkla bir oyuncağı kırıyor.
- Biri şaka olsun diye arkadaşının çantasını saklıyor.
- Bir grup adaletsiz bir yasaya barışçıl biçimde karşı çıkıyor.
Cevabı göster
Bir grup adaletsiz bir yasaya barışçıl biçimde karşı çıkıyor.
changing the course of history: tarihin yönünde kalıcı bir değişim
Change the course of history, tarihin farklı bir yönde gelişmesine neden olmak demektir. Buradaki course, zaman içindeki yol veya yön anlamındadır; ders anlamına gelmez. Changing sözcüğündeki -ing biçimi, cümlenin önceki bölümündeki making ile eşleşir; ikisi de kadınların yaptıklarını anlatır. Bu ifade küçük ve kısa süreli bir sonuçtan çok, büyük ve kalıcı bir etkiyi vurgular.
Alıştırma
Tarihin yönünü değiştirmek anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The invention changed the ____.
Cevabı göster
course of history